28 Şubat 2010 Pazar

GALATASARAY MADRİD ÖFKESİNİ KASIMPAŞA'DAN ÇIKARDI

Şunu öncelikle söylemek isterim; Galatasaray İtalya hakemin oyunundan sonra, futbol oyununa, yani lige ve gerçek futboluna dönmüş göründü, maçın başındaki ataklarıyla...
Santos ve Ayhan ilk 11’de..Galatasara iyi oynuyor. Kasımpaşa, kasımpaşalıyı sevindirmek için, öyle topun peşinde koşuyorlar ki, Galatasaray’a bir Azizilik yapma peşindeler....Sabri uzun yıllardan sonra takımda, fark ediliyor da..Sunucu ‘bu maç 0-0 bitmez” diyor.. Bitmedi de; çünkü her iki takım da ofansıf oynamasına karşın, presle birlikte öne koşan Galatasaray daha atak oynumasının semerisini, ‘Ayhan ve Arda’nın 9 şutundan sonra’ aldı..Keita sürekli alan değiştiriyor. Aslında ileri dörtlü sürekli alan değiştirerek Kasımpaşa’nın yavaş-yavaş performansını düşürmeye başladılar..Santos çok iyi..Her iki takım da kaptırdıkları toplarda büyük alan bırakıyorlar, fakat bunda Kasımpaşa daha başarılı..Ve 28’de Jo’nun iyi sakladığı topa vuran Arda takımını 1-0 öne geçirdi.. Galatasaray kendi sahasında tek yenilmeyen ve ligin en çok gol atan takımı. Santos 41’de çıkardığı şut maçı 2-0 yapamadı..İlk yarı 1-0.. Galatasaray ikinci yarıda savunmayı önde kurmuş, amaç gole biran önce gitmek..Galatasaray’ın ne Avrupa sahası, ne De Ziraat sahası var, ekip biçeceği tek saha lig sahası bunun için çok çalışıyor..Ali Güneş’in şutu 51’de ürküttü; ardından Santos’un şutu Murat Şahin tarafından parmakların ucuyla çıkarıldı..Ve sıkıntı 64’te başladı; Yekta durumu 1-1 yaparak.. Jo sürekli çapraz koşu yapıyor, fakat top yapan olmayınca boşa çıkıyor.. Santos bir harika; felaket bir şut çıkarıyor, Murat’tan dönen topu iyi indiren Arda, Keita’ya bu sezonun en iyi golunu attırıyor, 2-1..Arda 77’de çıktı, Sarp girdi..79’da Jo’yu düşüren Koray penaltıya sesebiyet verdi ve kırmızı kartla kendisini de oyundan düşürdü..Jo vurdu, Murat durdu, durum 3-1..Galatasar ve Santos durmuyor, Santos soldan aktı, Keite filelere taktı, 4-1. Keita alkışı hak etti, Emre Güngör’ü oyuna alarak seyirciye alkışlattı Rijkaard. Ve ardından aynısı Emre Çolak ile yaparak Santos’u 90’da seyircisine alkışlattı.. Galatasar müthiş oynadı ve aradaki farkı 5’e çıkararak Kasımpaşalı’nın fiyakasını fene bozdu..
A.Madrid maçı sonrası “Şunları yazmak isterdim..İnşallah bunları Fenerli kardeşlerimiz yazar” demiştim, olmadı, ne biz ne de onlar yazabildi, yalnızca her zamanki gibi Avrupalılar kaderimizi yazdı.. Yazmak istediklerim:
A.Madrid’i eleyerek 16 takım arasına girdik. Gönlüm FB’nin de aynı başarıyı elde etmesi idi, fakat olmadı. Fenerliler kızmasın fakat şu gerçeği onlara söylemek zorundayım; FB Galatasaray’a endekslendiği kadar Avrupa’ya endekslense Aslan payı almasa da, başarılı sayılabilecek pay alır..
Galatasaray için Rijkaard’ın ne denli iyi çalıştırıcı olduğunu biz değil Dünya basını yazıyor. Her hareketinin salt bizim medya değil, dünya basını izlemektedir..Böylesi devasa kimlik Ligimizde suskun, fakat yaptıkları suskunluğunun ne anlama geldiğinin göstergesi..Örneğin sürekli göreceli kadro sunması ve bu kadrolar sürecinde kimsenin aklına getirmeyeceği oyuncuları kulübeye oturtması..Örneğin önceleri Elano’yu, Baros’u, Ayhan’ı ve Şimdilerde Servet’i, Sarp’ı ve De Santos’u kesmesi..Kesmelerin yanında çıkartmaları da eklendiniz mi; Rijkaard’a benim gibi futboldan anlamayanlar tavır geliştirmeye başlar. Gerçi futboldan anlayan bay-bayan profesyöneller tavır ötesi şeyler geleştiriyorlar, bizimkisi bunun yanında sahada sıfır... Rijkaard’ın her gördüğümüz yanlışında bir doğru belirmeye başladı. Örneğin önceleri seri galibiyetin kaynağı atak futbol ve çok gol bizleri büyülemişti; tek endişemiz çok gol iyi de, bu çokların bir kısmını kalemizde görmek kötü idi. Bunun çözümünü eldeki kıt kaynaklarla(Baros sakat, Jo sakat, Kewell sakat, Sabri sakat..) geliştirir oldu..Defans önünde karşıla, iyi top kullan, seri paslarla veya uzun paslarla yıldırım hızıyla atağa geç..Galatasaray bunu yapıyor Rijkaard taktikleriyle ve bunda en büyük katkı Elano.. Hataları yok mu? Var, oyuncu kesmelerini besleyen zamansız ve anlamsız oyuncu değiştirmeleri, Örneğin BJK maçındaki Elano Blumeri’in... Bu nedenle BJK maçı sonrası “Galatasaray’ı Rijkaard durdu” başlığını attım ve bazı eleştiriler getirdim. Okumanızı isterim: http://blog.milliyet.com.tr/Galatasaray_i__Rijkaard_durdurdu/Blog/?BlogNo=230463
Galatasaray sakatlıklar sürecini şu an lider olarak atlattı, aynı süreci yaşayanlar ise bırakın atlatmayı liderlikten bile oldular. İşte bu noktada Rijkaard’ın beceri boyutundaki üstünlüğünden söz edebiliriz...
Sakatlıkların temel nedeni sahalar..Bugün sahaların teknik sorumlular, bırakın yüzeysel ve gömülü drenaji, drenajin ne olduğunu bilmeyen kulüp yöneticilerinin yakınları. Sahaların iyileştirilmesi iki yönlü zemin drenajindan geçer. Düşünün, en iyi çimin kumlu zeminde yetişir mantıksızlığıyla, sahaları plaj zeminine dönüştürüyorlar..
Öylesi bir sürece girdik ki; gerilim zirve yapabilir. Özellikle, Galatasaray’ın yaşadıklarını FB’nin yaşaması karşısındaki FB tepkiselliği gerilim tetikleyebilir. Onun için, buna neden olacak başkanların yapacakları açıklamalarda çok dikkatli olmaları gerekir. Demem o ki; Polat’ın , Fenerbahçe'nin, Bursaspor'a yenilmesinin hatırlatılması üzerine, “Benim için iki doğum günü oldu... Bursaspor, Türkiye Kupası'nda Fenerbahçe ile yapılan iki maçta da hakkının yendiğini iddia ediyor. Galiba bu iddia onlara ekstra motivasyon sağladı” açıklamaları doğru değil....Haklısınız, karşı taraf ve tetikçileri Galatasaray ile ilgili daha aşağılayıcı ifadeler kullandıkları bir gerçek, fakat biz her zaman kazana atlayan ilk olmaktan kaçınalım.. Dün Portekizli,bugün İtalyan..Bu Avrupalılar futbolu sahada oynadığı gibi, saha dışında da iyi oynuyor. Bakın Galatasaray’ın efsane futbolcuları Cevat Prekazi ve Gheorge Hagi’nin 21 yıl önce oynanan Steaua Bükreş maçında yaşanan olaylarla ilgili ne diyorlar; Hagi: “9 Nisan 1989'da Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası yarı final maçında Steaua Bükreş-Galatasaray yarı final serisinde kendi sahamızdaki maçı biraz da hakemin bizden yana olmasının etkisiyle 4-0 kazandık.” Prekazi: “ İlk maçta Galatasaray’a karşı Portekizli hakemin taraf tuttu..Hagi bu açıklamayı yapmak için geç kalmış... Maçta ilk yarı kötüydük. İkinci yarıya iyi başladık. 2-0 iken hakem Tanju ile attığımız %100 golümüzü vermedi. Sonra maç 4-0’a geldi. Steau’nun başkanı, Çavuşesku’nun oğluydu. Her istediklerini yaparlardı ve o gün de yapmışlardı. Hagi’nin bu açıklamalarının 22 yıl sonra gelmesi ilginç! O günlerde rahat uyuyamıyordu herhalde.”
Ve Sarı-kırmızılılar, Rocchi’yi topa tuttu. Rijkaard, “Verilmeyen penaltı maçın kırılma anıydı. Hakemin bütün kararları aleyhimizeydi” derken, Başkan Adnan Polat ise “Hakem turu bizden aldı, onlara verdi” diye konuştu Gönül isterdi ki; bugün Kasımpaşa’yı topa tuğumuz gibi, A.Madrid’i de topa tutaabilseydikk. İnşallah seneye..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

ŞİLİ DEPREMİ VE TÜRKİYE

1900'dan bu yana, büyük depremlerde tam 1.612.698 insan yaşamını yitirdi.Küçük depremlerdeki ölü sayısını ekleyin ve bu doğa ve doğan düşmanı depremin felaket boyutunu düşünün.. Yine felaketlerin efendisi kükredi; “Güney Amerika'nın turizm gözdesi Şili'de meydana gelen 8,8'lik depremde ölü sayısı 300'ü aştı. Ölü sayısının artması bekleniyor. Ülkede afet durumu ilan edildi. Depremin ardından Pasifik havzasında verilen tsunami alarmı kaldırıldı. Dalgalar Hawaii, Japonya ve Rusya'ya ulaştı, ancak bir hasara neden olmadı...” Şili halkına geçmiş olsun, başları sağ olsun. Felaketin boyutu fazla değil.. Şili adeta; deprem felaketinin uyarıcı üssü gibi, çünkü tarihin en şiddetli depremi burada oluyor. Bilindiği gibi 20.yüzyılda(22 Mayıs 1960) 9.5 şiddetindeki deprem Şili’de yapıların yüzde 80’i yıkmış ve 3 bin insanın yaşamına son vermişti. 21. yüzyılda uyarı üssü Şili’den, bu sefer 8.8 şiddetinde uyarısını yaptı(27/02/2010) Şu bir gerçek ki; “Geşmiş tarihten ders alamayan toplumlar, gelecekteki tarihi yanlış ve yalnız bırakırlar” Bu aciz ve veciz sözüm; salt ülkemiz için geçerli değil, gezegenimizin tüm ülkeleri için geçerlidir. Hangi alanda? Yaşamın tüm alanı, yani doğa ve doğanın tarihi alanında.. Konumuz doğa olayları ve bu konuda doğanın/insanın duruşu ise; Son Şili’deki doğa olayı nedeniyle, 1926 yılında imzalanan Dostluk Anlaşmasıyla Latin Amerika'da Türkiye'yi tanıyan tek ülke olan ve Ülkenin başkenti Santiago'da Türkiye Cumhuriyeti Meydanı ile Atatürk büstü bulunduran Şili’nin, yaşamın tüm alanında olduğu gibi deprem konusunda da ders aldığını, fakat bizlerin hiçbir şey de olduğu gibi deprem tarihinden de ders almadığımızı işleyelim. Bunun için, önceki yüzyılları bırakalım; daha doğrusu M.Ö’sini ve M.S’nin 19 yüzyılını bırakıp, 20. Yüzyıldan sonrasını ele alalım, yani bilimin deprem şiddeti gibi artış kaydettiği yılları. İşte bu yıllarda da ders almamayı sürdürmüş, sürekli sınıfta kalmışız, çünkü 1900 yılında bu yana, salt deprem felaketi 1.612.698 canımızı almış.. Hangi ülkede, hangi deprem şiddeti canımıza okuduğunun sıralamasını yapmaya gerek yok, çünkü kaybedilen gezegenimiz insanıdır, kaybettiren de gezegenimizin şiddeti. Burada düşünmemiz gereken, deprem şiddetine, şiddetimizi artırıp yanıt veremeyişimizdir.. Bu konuda gelişmiş ülkelere haksızlık etmeyelim, onlar bilimsel çalışmalarıyla felaket teknolojisini geliştirip, güçlendirdikleri deprem mühendisliğiyle, depremin büyüklüğünü değil(çünkü insanın yapay gücü, asla doğa gücünü durduramaz) depremin yıkım ve yok edim gücünü, yani şiddetini azaltmışlardır ve bunu ülke bazından çıkarıp gezegen basında yaygınlaştırmadıkları için gezegenimiz insanın büyük haksızlıklar yapmakta ve de yapmaya devam etmektedirler.. “Şili’deki deprem şiddetinin(8.8) yarattığı yıkım,Haiti depreminin(6.9 şiddet) yarattığı yıkımdan bin katı daha az zararla(300kişi-300 bin kişi) atlatılmasının nedeni Şili’nin önlem geliştirdiğini göstermez, çünkü deprem üssü kentlere, özellikle Sanitago’ya 320 km uzaklıkta idi” denebilir, fakat yadsıyamıyacağımız bir gerçek var ki Şili’nin bi konuda bizden duyarlı olduğudur. Çünkü bizler özellikle Marmara çevresindeki 10 binleri aşan yapı stoğunu güçlendirme projeleriyle yeniliyemedik, yeni yapılar için yeni deprem yönetmeliğini(1999) ve yapı denetim yasasını istenen ölçüde uygulamadık; hala İstanbul için deprem senaryoları yazıyoruz, ama Şili tüm bunların yanında eskileri yıkıp yeniden yaptığı gibi son 15 yıldır ülkedeki tüm binaların depremdeki esneklek katsayısını artırdı, deprem mühendisliğini geliştirdi, ilgili sivil toplum örgütlerini finanse etti..... Biraz önce, bizde daha duyarsız Pakistan 6.2 ile sallandı, İnşallah felaket katsayısı artış kaydetmez!! Fakat; Japonya’nın kuzey açıklarında meydana gelen 7.3 şiddetin(26 Şubat 2010) ve bizdeki 1999’un 6.9 şiddetin yaratığı felaketleri karşılaştırdığımızda deprem krizinin ve krizlerinin ülkemizi hiç de teğet geçmediği, geçmeyeceğini göstermektedir. Peki, bu durumda biz ne yapıyoruz?
Dere yataklarına yapıyoruz, Kıyılarımıza yapıyoruz, Bereketleri ovalara yapıyoruz, Fay boylarına yapıyoruz, Kısacası olmadık yerlere yapıyoruz ve pisliyoruz doğamızı.. Ne mi yapıyoruz, yapı hacetimizi ve bina hacetimizi(barınma gereksinimi)? Başka ne yapıyoruz? Çalıyoruz! Demirden, çimentodan ve benzer yapı malzemelerinden..
Daha, daha ne yapıyoruz?
Belediye meclis kararıyla, fay bölgesini imara açmak için, fay hattını 15 km kuzeye kaydırıyoruz: http://www.radikal.com.tr/1998/09/29/yorum/bilgi.html
Siyasi ve ekonomik rant adına her şeyi özelleştiriyoruz, inşaat sektörünü devletleştiriyoruz. Varoş ve gecekondularda toki-toki sekerek yandaşımıza tok, pardon çok evler yapıyoruz.. Başka, yandaşlarımız için dik durma adına, Dik’i(Devlet İhale Kanunu) otomatiğe bağlayarak değiştiriyoruz, Yapı Denetim sürecini başlatmamıza karşın, yandaş yüklenicileri korumaya almak için, denetim ciddiyetini örseliyor ve eski fenni mesullük düzeyine indirgiyoruz.. İnanın bugün, gerek meslek odam, gerekse duyarlı meslektaşlarım bu süreçten çok rahatsızlar... İte yaşadığım bir örnek: 3-4 gün önce iki yapı denetim şirketinden telefon aldım. Yapı denetçiliği konusunda teklifte bulundular. Teklif çekiciydi. Ekonomik açıdan çok sıkıntılı bir süreçten geçtiğim için, sevdiğimi ilgili bir arkadaşımı aradım, olayı anlattım, tabii ki endişelerimi de, hak verdi... Para ile barışık olmamam ve akçalı işleri pek sevmemem nedeniyle yapı denetim belgesini almama karşın kullanmıyordum. Arkadaşım da; bu yozlaşım süreci nedeniyle yapı denetim sürecinin iktidarca amacından saptırıldığını, odaların bu bağlamdaki işlevini azalttığını, duyarlı şirketlerin bundan çok rahatsız olduğunu söyleyince vazgeçtim. Zaten kullanmaya niyetim yoktu, çünkü olgunun amacından sapmaya başladığın ben de gözlüyordum ve ilkelerime ters düşmek istemiyordum. İşte ülkem de durum bu.. Detay yazılarım: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=176644
http://blog.milliyet.com.tr/Haiti_Depreminin_cagristirdiklari/Blog/?BlogNo=223967
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=197313 ŞEVKET ÇORBACIOĞLU TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU evesbere@mynet.com

26 Şubat 2010 Cuma

GALATASARAY'I KÖTÜ HAKEM VE CANER DURDURDU

GALATASARAY’I HAKEM VE CANER DURDURDU
İspanya’daki maçtan sonra(18 Şubat 2010) başlıklar şöyle idi: Biz Barça değil, Galatasaray’ız-Galatasarayımız, Atletico Madrid ile Vicente Calderon'da 1-1 berabere kalarak rövanş maçı öncesi avantaj yakaladı-Aslansın Turlarsın- Yıyos Atıyos Adıos: (1-1)-G.Saray Büyük Avantaj Yakaladı-Bu Fırsat Kaçmaz- Kaderi Değiştirdi-Arena'dan Aslan Geçti..
Ve ikinci başlıklar için maç başladı. Umarım bir önceki başlıklara benzer yeni başlıklar.. Kadroyu dinleyemedim. Adını duyduğum oyuncuyu yazıyorum; Arda’çünkü top sürekli onda), Leo, Uğur, Servet(Hayret, ilk 11’de), Hakan, Caner, Mustafa Sarp, Keita, Mehmet Topal, Neill(en son yazdığıma göre A.Madrid atak değil), Elano..Sayınca 11’i tamaladığımı ortaya çıktı..Acaba; bu sakatlıklar içinde Rijkaard 11’i nasıl tamamladı? Sunucu kardeşim yine beni kızdırdı, çünkü istiyormuşçasına A.Madrid’in daha fazala topla oynadığın söylüyor.. Rijkaard hem ıslıkla, hem sağ elinin sol eline vurarak taktik veriyor.. Neill Aguero’ya yapıştı adeta..Müthiş oyuncu; hem defans yapıyor, hem de attığı toplarla takımı atağa kaldırıyor..Dakika 17, Elano zamanlamayı iyi yapsa 1-0 olacak maç..Elano’nun 19’da çıkardığı ve kaleciden dönen muhteşem şuta Arda yetişse maç 2-0 olacak. Anlayacağınız Elano yine çok iyi.. Sunucu haklı A.Madrid daha hızlı ve atak..Dk 29, Rijkaard yine ıslıklarda..Elano, 33’te Perea tarafında acımasızca indirildi..34’te ilk kornerimiz İnşallah gol olur..Olmadı..35’te Keita sağdan felaket indi, çıkardığı enfes pas, 6 pastan Arda dışarı.. Bu sezon Barça’ya ilk yenilgisini tattıran A.Madrid durdu, Servet Aguero’nun ağzına vurdu, sedyelik oldu, yerini geçen yılın İsp. Gol kralı Forlan girdi..A.Madrid Simao7nun çok sevdiği yerden faul aldı, Lopez daha çok seviyormuş ki, dışarı attı ve ilk yarı turu geçtik; 0-0..İnşallah ikinci yarıda geçer ve 16’yı yakalarız..
Yakalayamadık, Madrid yakaladı.. TV’nin başına gelmek istemiyordum, kendimi zorlayarak 60’da maçı izlemeye başladım. Elano sakatlandığı için yerini Ayhan’a bırakmış.. Dk 63 1-0 yenik duruma düştük..İlk yarıda kaçan golleri arıyoruz..66’da umutlandıran gol geldi. Arda kafasını kullanarak ayağıyla topu ceza sahasına kesti, kafasını kullanan Keita, kafayla beraberlik golumuzu attı..67’de Arda ve Topal’dan sonra Uğur sayesinde Galatasaray üçüncü sarı kartı gördü..Elano yok, Galatasaray geriye yaslandı, işimiz zor..Rijkard ıslıklarına devam ediyor..Raum Garcia’nın şutu teğetlerde..Ceza sahasında Caner topu kaptı. Kaleciyle karşı karşıya iken Perea yerde iken Caner’in şutunu dışarı attı; korner değil penaltı, Rijkaard çıldırdı çünkü korner verdi ve hemen ardından Caner kırmızı 80’de kartla dışarı çıktı..Gol ile çıkmasını isterdik, olmadı..Umutlanır gibiyim, nedeni Galatasaray değil de A.Madrid 10 kişi oynuyor..Hayret, Forlan 90’da durumu 2-1’e getirdi Servet’i geçerek...Galatasaray’da Avrupa’dan vazgeçti..
İnanın, bizi yakan ne oyuncular, ne de Rijkaard oldu, bizi yakan Hak-em oldu. Demek ki Hak-em(en)ler Avrupa’da da varmış.. Yalnız oyunculardan Caner Erkin’e değinmek istiyorum. Erkin, erken havalara girdi derken, aniden durdu gibi. Özellikle son maçlarda oynamıyor. Bile-bile oynamayan bir havası var. Kısa ve öz bir senaryo yazmak istiyorum: Caner Erkin; Kimlerin Galatasaray, fener ve Beşiktaşlı olduğunu sevlayan Hasan Şaş, sonrası şaşırdı ve şaşırtmaya başladı bizleri. Bilinen takım taraftarı olduğu anlaşıldıktan bu yana iyi oynamıyor. Acaba diyorum bilinen takımın bilinen yöneticisi ve şimdi bilinen takımda oynayan eski Galatasaray topçusu Caner’in aklını çelmiş olabilir mi, Galatasaray’a çelme atması için?! Çünkü 80 dakikada A.Madridli oyuncuya öyle tekme attı ki, ardından Madrid golu attı..Ben de iyi atıyorum ha...Şaka bir yana, her an tur skorunu yakalayacağımız anda bir topçu arkadan rakibine nasıl böyle bir şey yapar da, oyundan atılır. Gol atarım kokusuyla mı kendisini attırdı? Seneye bilinen takımın formasını giyerse, sakın krize girmeyin.. Bence Galatasaray’ın tuşunda hakem kadar olmasa da Caner kadar bir katkının olduğunu düşünüyorum(Nasıl cümle ama..)). Evet, maç bitti Rijkaard’ın ıslıkları ve çığlıkları da.. Şimdi sıra, hiç haz duymayacağımız gazete başlıklarında.. Endişem; Kasımpaşa maçında benzer şeylerin yaşanması; ve seyircilerin ıslıklarını ve çığlıklarını duymamız; aksi taktirde Rijkaard’ın ıslıklarını çok uzaktan duyarız.. Bu kupaya biz uzanamadık, fakat büyük olasılıkla A.Madrid uzanacak.. ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

25 Şubat 2010 Perşembe

CİM-BOM VE KANARYA ELENDİ... NİÇİN?

Bir başka deyişle, Galatasaray ve Fener son dakikada niçin vuruldu?!!!

Evet; Galatasaray elenişini yazarken, İnşallah Fener eler demiştim; olmadı, Fener de son 5 dakikada elendi... Niçin bunları yaşıyoruz? Söyleyeyim;- İyi çalıştırıcılar seçemediğimiz için..- Avrupa’da perfomansı biten, şöhretleri seyircilere kakaladığımız için..- Birbirimizle savaşmaktan, Avrupa savaşını ötelediğimiz için..- Avrupa takımlarının gözümüzde büyüttüğümüz için...- Kendi oyuncularımızı, Avrupa’nın siradan topçularına tercih ettiğimiz için...- Halkın ortak sevincini, bir grup rantıçılara endekslediğimiz için..- Doların yeşilini, İslaman’ın yeşiliyle harmanlayıp yeşil sahalara indiğimiz için..- Futbolu, futbolu bilenlere değil, futbolun ticaretini yapanlara teslim ettiğimiz için..- Türkiye’mizi taramamız gerekirken, Avrupa’yı tarayıp futbolcu bulmaya çalıştığımız için..- Kendimizi ve kentimizi abartmamız gerekirken, yabancıları abartıcığımız için..- Forma satma adına, içi geçmeşi Avrupa şöhretlerini aktardığımız(Transfer diyorlar) için..- Beyni futbolla dolu olanları değil, cebi dolarla dolu olanları kulüplerimizi teslim ettiğimiz için..- Futbol kurallarını kendimize ve kentimize göre yorumladığımız için..- Küfreden, aşağılayan hakem ve futbol eskilerini, reyting adına baş tacı ettiğimiz için..- Ülkemdeki üstün yetenekleri, dışarıya satıp, işi bitince yüksel paralarla tekrar ülkemize getirdiğimiz için.. Geçmiş olsun... ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

GALATASARAY'IN ARUPA VEDASI..

RİJKAARD’IN ALİ SAMİ YEN’DEKİ ISLIKLARI VE ÇIĞLIKLARI..
İspanya’daki maçtan sonra(18 Şubat 2010) başlıklar şöyle idi: Biz Barça değil, Galatasaray’ız-Galatasarayımız, Atletico Madrid ile Vicente Calderon'da 1-1 berabere kalarak rövanş maçı öncesi avantaj yakaladı-Aslansın Turlarsın- Yıyos Atıyos Adıos: (1-1)-G.Saray Büyük Avantaj Yakaladı-Bu Fırsat Kaçmaz- Kaderi Değiştirdi-Arena'dan Aslan Geçti..
Ve ikinci başlıklar için maç başladı. Umarım bir önceki başlıklara benzer yeni başlıklar.. Kadroyu dinleyemedim. Adını duyduğum oyuncuyu yazıyorum; Arda’çünkü top sürekli onda), Leo, Uğur, Servet(Hayret, ilk 11’de), Hakan, Caner, Mustafa Sarp, Keita, Mehmet Topal, Neill(en son yazdığıma göre A.Madrid atak değil), Elano..Sayınca 11’i tamaladığımı ortaya çıktı..Acaba; bu sakatlıklar içinde Rijkaard 11’i nasıl tamamladı? Sunucu kardeşim yine beni kızdırdı, çünkü istiyormuşçasına A.Madrid’in daha fazala topla oynadığın söylüyor.. Rijkaard hem ıslıkla, hem sağ elinin sol eline vurarak taktik veriyor.. Neill Aguero’ya yapıştı adeta..Müthiş oyuncu; hem defans yapıyor, hem de attığı toplarla takımı atağa kaldırıyor..Dakika 17, Elano zamanlamayı iyi yapsa 1-0 olacak maç..Elano’nun 19’da çıkardığı ve kaleciden dönen muhteşem şuta Arda yetişse maç 2-0 olacak. Anlayacağınız Elano yine çok iyi.. Sunucu haklı A.Madrid daha hızlı ve atak..Dk 29, Rijkaard yine ıslıklarda..Elano, 33’te Perea tarafında acımasızca indirildi..34’te ilk kornerimiz İnşallah gol olur..Olmadı..35’te Keita sağdan felaket indi, çıkardığı enfes pas, 6 pastan Arda dışarı.. Bu sezon Barça’ya ilk yenilgisini tattıran A.Madrid durdu, Servet Aguero’nun ağzına vurdu, sedyelik oldu, yerini geçen yılın İsp. Gol kralı Forlan girdi..A.Madrid Simao7nun çok sevdiği yerden faul aldı, Lopez daha çok seviyormuş ki, dışarı attı ve ilk yarı turu geçtik; 0-0..İnşallah ikinci yarıda geçer ve 16’yı yakalarız..
Yakalayamadık, Madrid yakaladı.. TV’nin başına gelmek istemiyordum, kendimi zorlayarak 60’da maçı izlemeye başladım. Elano sakatlandığı için yerini Ayhan’a bırakmış.. Dk 63 1-0 yenik duruma düştük..İlk yarıda kaçan golleri arıyoruz..66’da umutlandıran gol geldi. Arda kafasını kullanarak ayağıyla topu ceza sahasına kesti, kafasını kullanan Keita, kafayla beraberlik golumuzu attı..67’de Arda ve Topal’dan sonra Uğur sayesinde Galatasaray üçüncü sarı kartı gördü..Elano yok, Galatasaray geriye yaslandı, işimiz zor..Rijkard ıslıklarına devam ediyor..Raum Garcia’nın şutu teğetlerde..Ceza sahasında Caner topu kaptı. Kaleciyle karşı karşıya iken Perea yerde iken Caner’in şutunu dışarı attı; korner değil penaltı, Rijkaard çıldırdı çünkü korner verdi ve hemen ardından Caner kırmızı 80’de kartla dışarı çıktı..Gol ile çıkmasını isterdik, olmadı..Umutlanır gibiyim, nedeni Galatasaray değil de A.Madrid 10 kişi oynuyor..Hayret, Forlan 90’da durumu 2-1’e getirdi Servet’i geçerek...Galatasaray’da Avrupa’dan vazgeçti.. İnanın, bizi yakan ne oyuncular, ne de Rijkaard oldu, bizi yakan Hak-em oldu. Demek ki Ham-emenler Avrupa’da da varmış..
Şunları yazmak isterdim..İnşallah bunları Fenerli kardeşlerimiz yazar: A.Madrid’i eleyerek 16 takım arasına girdi. Gönlüm FB’nin de aynı başarıyı elde etmesi idi, fakat olmadı. Fenerliler kızmasın fakat şu gerçeği onlara söylemek zorundayım; FB Galatasaray’a endekslendiği kadar Avrupa’ya endekslense Aslan payı almasa da, başarılı sayılabilecek pay alır..
Galatasaray için Rijkaard’ın ne denli oldğunu biz değil Dünya basını yazıyor. Her hareketinin salt bizim medya değil. Dünya basını izlemektedir..Böylesi devasa kimlik Ligimizde suskun, fakat yaptıkları suskunluğunun ne anlama geldiğinin göstergesi..Örneğin sürekli göreceli kadro sunması ve bu kadrolar sürecinde kimsenin aklına getirmeyeceği oyuncuları kulübeye oturtması..Örneğin önceleri Elano’yu, Baros’u, Ayhan’ı ve Şimdilerde Servet’i, Sarp’ı ve De Santos’u kesmesi..Kesmelerin yanında çıkartmaları da eklendiniz mi; Rijkaard’a benim gibi futboldan anlamayanlar tavır geliştirmeye başlar. Gerçi futboldan anlayan bay-bayan profesyöneller tavır ötesi şeyler geleştiriyorlar, bizimkisi bunun yanında sahada sıfır... Rijkaard’ın her gördüğümüz yanlışında bir doğru belirmeye başladı. Örneğin önceleri seri galibiyetin kaynağı atak futbol ve çok gol bizleri büyülemişti; tek endişemiz çok gol iyi de, bu çokların bir kısmını kalemizde görmek kötü idi. Bunun çözümünü eldeki kıt kaynaklarla(Baros sakat, Jo sakat, Kewell sakat, Sabri sakat..) geliştirir oldu..Defans önünde karşıla, iyi top kullan, seri paslarla veya uzun paslarla yıldırım hızıyla atağa geç..Galatasaray bunu yapıyor Rijkaard taktikleriyle ve bunda en büyük katkı Elano.. Hataları yok mu? Var, oyuncu kesmelerini besleyen zamansız ve anlamsız oyuncu değiştirmeleri, Örneğin BJK maçındaki Elano Blumeri’in... Bu nedenle BJK maçı sonrası “Galatasaray’ı Rijkaard durdu” başlığını attım ve bazı eleştiriler getirdim. Okumanızı isterim: http://blog.milliyet.com.tr/Galatasaray_i__Rijkaard_durdurdu/Blog/?BlogNo=230463
Galatasaray sakatlıklar sürecini şu an lider olarak atlattı, aynı süreci yaşayanlar ise bırakın atlatmayı liderlikten bile oldular. İşte bu noktada Rijkaard’ın beceri boyutundaki üstünlüğünden söz edebiliriz...
Sakatlıkların temel nedeni sahalar..Bugün sahaların teknik sorumlular, bırakın yüzeysel ve gömülü drenaji, drenajin ne olduğunu bilmeyen kulüp yöneticilerinin yakınları. Sahaların iyileştirilmesi iki yönlü zemin drenajindan geçer. Düşünün, en iyi çimin kumlu zeminde yetişir mantıksızlığıyla, sahaları plaj zeminine dönüştürüyorlar..
Öylesi bir sürece girdik ki; gerilim zirve yapabilir. Özellikle, Galatasaray’ın yaşadıklarını FB’nin yaşaması karşısındaki FB tepkiselliği gerilim tetikleyebilir. Onun için, buna neden olacak başkanların yapacakları açıklamalarda çok dikkatli olmaları gerekir. Demem o ki; Polat’ın , Fenerbahçe'nin, Bursaspor'a yenilmesinin hatırlatılması üzerine, “Benim için iki doğum günü oldu... Bursaspor, Türkiye Kupası'nda Fenerbahçe ile yapılan iki maçta da hakkının yendiğini iddia ediyor. Galiba bu iddia onlara ekstra motivasyon sağladı” açıklamaları doğru değil....Haklısınız, karşı taraf ve tetikçileri Galatasaray ile ilgili daha aşağılayıcı ifadeler kullandıkları bir gerçek, fakat biz her zaman kazana atlayan ilk olmaktan kaçınalım.. Evet, maç bitti Rijkaard’ın ıslıkları da.. Şimdi sıra, hiç haz duymayacağımız gazete başlıklarında.. Endişem; Kasımpaşa maçında benzer şeylerin yaşanması; ve seyircilerin ıslıklarını duymamız; aksi taktirde Rijkaard’ın ıslıklarını çok uzaktan duyarız.. Bu kupaya biz uzanamadık, fakat büyük olasılıkla A.Madrid uzanacak.. ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

24 Şubat 2010 Çarşamba

ÇOK DERİN DARBECİLER DERİN KUYULARA DA İNDİ..

GRİZU PATLAMASININ ARKASINDA PAŞALAR VAR!
“Nerden çıktı bu?” demeyin, çünkü birileri son grizu patlamalarında ve ölümlerinde tevâfuk* görmeye başladı... Aşağıdaki, ‘bilinen bir TV’nin haber sunucusu ile ilgili’ haber, ülkenin nereye taşınmak istendiğinin somut göstergesidir. Ülkenin değil düz mantık, dümdüz mantıkla karanlığa sürüklendiğinin kuşbakışı çizimidir de(Fr. Kroki diyorlar), yani ülkemin ölçeksiz durum planı...
İşte o haber sunucusu ile ilgili haber: ......Haber Spikerinin skandal yorumu......Haber kanalındaki 'Son Durum' programının sunucusu...... canlı yayında öyle bir yorum yaptı ki izleyenleri şaşkına çevirdi... İnanılmaz ama ...... Haber spikeri grizu patlamasını paşaların gözaltına alınmasına bağladı...
İşte şaşkına çeviren o sözler; “ Sevgili seyirciler tabii nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz. Biz sadece hatırlatma yapıyoruz. Geçen sene Aralık ayında Bursa’da bir maden kazası meydana gelmişti. 19 madencimiz can vermişti. Peki bu olaydan hemen bir gün önce ne olmuştu bir hatırlayalım. İstanbul’a cumhuriyet savcılarına İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Özden Örnek gelip ifade vermişlerdi. Geldiklerinin hemen ertesi günü, pazar akşamı ise Bursa Mustafa Kemal Paşa'da 19 madencinin öldüğü maden kazası vuku bulmuştu. Dün gözaltılar oldu, Balyoz Darbe planıyla ilgili, bugünse ne yazık ki işte BalıkesirDursunbey’den gelen böyle bir maden kazası haberi var. Nasıl bağdaştırırsınız ya da var mıdır bir bağlantı yoksa sadece ve sadece tevafuk diyebileceğimiz hadiseler midir bunlar, bunu da sizin izanınıza bırakıyoruz. Belki de varsa da bir bağlantı tabii komplo teorisi üretmek hiç hoş değil. Çünkü birisinde 19 kişi diğerinde 17 kişi can verdi...”
Önce bu Tevâfuk sözcüğünün anlamına değinelim; Sözcük Arapça; uymak, uygun gelmek, birbirine denk gelme, bir şekilde uyum içinde olma anlamına gelen İslamî terim... Tüm gerçeklerin, tevâfuka; yani her şeyin birbirine denk gelip bir nizâm ve uygunluk içinde oluşunun anlamına işâret ederler. Buna göre tevafûk, akla "perde arkasında birinin olduğunu" gösterir (Osmanlı sözlüğü) Bu haber; Türkçe konuştuğumuzu düşünen bizlerin bir dil sorununa da işaret ediyor. Bir başka deyişle; Türkçe’nin kirliliği sorununa da.. Bu sorunu bir yana bırakalım, çünkü, dil sorunu ayrı bir yazı konusu.. Ortada çok daha büyük bir sorun var; ülkeyi değil üçüncü sınıf insanların, algıdan yoksun kimliklerin ülkeyi yönlendirmeye başladığının sorunu.. Bu dere tepe düz giden mantıktan anladığım; maden ocaklarındaki patlamalarından ve yüzlerce insanımızın ölümünden Paşalar sorumlu, yani çok derin darbeci paşalar... Sayın ‘son durum’cu bana göre haklı. Düşünün, her paşa tutuklaması beraberinde grizu patlamasını getiriyor..Rastlantının bu kadarı da olmaz ki.. “Her gözaltı sonrası derindeki grizu’ya ne oluyor, neden darbe vuruyor?” diyebilirsiniz..Lütfen önyargılı olmayın, “Ne demek ne oluyor!?”; söz konusu olan derin darbe değil mi? İki şey birbiriyle bu kadar ilintili iken siz hala desteksiz atışınızı(Ar. Maval diyorlar) sürdürüyorsunuz.. Sizler değil misiniz; 17 Ağustos 1999 depreminde kaybettiğimiz 10 binlerce vatandaşımızın anısına saygı duymamayı göze alan bir kızımız, Marmara üniversitesi eğitim fakültesi önünde yapılan türban eylemi sırasında, o doğal felaketi kendi ideolojik amaçları için kullanma adına “7.4 Yetmedi Mi?” diye pankart açmasını eleştiren.. Sizin gibiler; "Şimdi biz onları fişliyoruz" diyenle "İktidara karşı çıkanların kanı bozuktur” deme yürekliliğini gösterenleri de eleştirirsiniz.. Sizden ne beklenir ki! Siz değil misiniz “ Kubilay’ı Atatürk ve adamları öldürttü diyenleri” de eleştiren... Eyyy, bir çift kadın memesine vatanı satmayı düşleyen, sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılar, görün kimleri beslediğinizi ve ülkeyi ne hale getirdiğinizi!!!! Alberto Rivera’nın şu söyledikleri biraz düşündürür mu sizleri? “En tehlikeli insanlar en dindar görünenlerdir. Bir de organize olup güç kazanmışlarsa her türlü Allahsızca girişimi bekleyebilirsiniz”
*: Perde arkasında birinin olması
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU evesbere@mynet.com

22 Şubat 2010 Pazartesi

TKEL ÇALIŞANLARIYLA BİRLİKTE 'BAT' IRILDI

Tütün ile Mizgin’i kaybettirenleri tutun!!! “Batman'da Tekel işçisi olan ve Ankara'da 46 gündür eyleme katılan Hüseyin Arslan'ın Talasemi hastası kızı 14 yaşındaki Mizgin yaşamını yitirdi.” Bu haber tetikledi beni yazmak için.. Neden yazmıyordum? Her şeyi yazarken, hiçbir şey yazamayan durumuna düşmemek için.. Gerçi bu olguyu ilk yazanlardanım, fakat aynı şeyleri yazarak, yazmalarımı anlamsız kılmamak için yazmamaya karar vermiştim. Görüldü ki, aynı şey üzerinde farklı şeylerin yaşandığı ve yaşatıldığını gözlemledik. Bu nedenle genel anlamda, uzmanların belirlediğine göre GTİP(Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonları) bakımından ülkemizin sanayi ürünü olan “Tütün” ve ürünleri ile o’nu işleyen “Tekel ve Çalışanları” olgusuna detaylı bakmanın gerekli olduğunu düşündüm. Evet, Mizgin’i kaybettik; Neyi, neleri ve kimleri kaybetmedik ve de kaybettirmediler ki..En sonunda, dünyanın kalite bağlamında gözde tütünümüzü de çalışanlarıyla birlikte.... Değerlerimiz her geçen gün değersiz duruşlarla birilerinin değerlerine dönüştürülüyor, tüm hızla..
Bu nedenle; aylardır direnen Tekel İşçilerinden, dolayısıyla da Tütünümüzün başına gelenlerden söz etmenin, ulusal zorunluluk haline geldiğini düşünüyorum..Evet; Tekel’in yaprak tütün işleme tesislerinin işçileri emeğin kutsal dayanışması ile gerçek anlamda ‘Demokratik açılım’ örneğini sunuyorlar, yiğit direnişleriyle..Ve demokrasi savaşçılarının duruşu; karşıtlara yakıştırılan ergenekon örgütlülüğü ile bütünleştiren duruşlar sergiliyorlar..Zaman kaybetmeksizin de bu demokrasi yiğitlerine yardım edenler hakkında yetkililer Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunabiliyorlar, olmadı siyasi ve ekonomik rant çadırı olarak gördüğüm Ramazan Çadırlarını gelenek haline getirenler, işçiler için kurulan Dayanışma Çadırlarını basıp suç kanıtları toplamaya çalışıyorlar; olmadı eşlerini kamunun resmi araçlarını tahsis edenler; resmi araçlarla işçilere kumanya taşındı diye bazı yerel yöneticiler için, kamuya ait araçları amacı dışında kullandılar diye bir yıl kadar hapis cezası verilmesini isteyebiliyorlar.. Tekel’in yaprak tütün işleme tesislerinin çoğu; Adıyaman, Besni, Kahta, Batman, Beşiri, Kurtalan, Siirt, Diyarbakır, Silvan, Bismil, muş ve Bitlis’te idi; yani Güneydoğu’da, yani terörün kol gezdiği, ülke ekonomisinin 300 milyarını götüren savaşın olduğu Güneydoğu’da..Yöredeki yatırım yoksulluğunun maraba isyanına dönüştüğünü savlayanlar, en az bölücü terör örgütü kadar marabaları isyana tetiklediklerinin farkında değiller mi? Türkiye 2000’ler sonrasında sahneye konan “Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor” oyununu daha ne kadar izleyecek?! Ülkemin sanayisinde simge olmuş, öncü kurumu TEKEL’im oldu TTA( Türkiye tütün mamulleri, tuz ve alkol işletmeleri) ve ardından da zaman kaybetmeksizin TEKEL, Çalışanlarıyla birlikte BAT*ırıldı Tekel’in “Bat”ışı 1984’de Özal hükümetinin yaptığı düzenleme ile başlatıldı. Bu yıl sigara dışalımının başlatılmasıyla tütünümüzde temizleme(Arapça tasfiye diyorlar) süreci işletilerek, ülke tarımını ve emekçilerini vurdu ve Batırdı.Biz berbat, uluslararası sigara tekelleri abat oldu.... Ülkemin en yüksek kamu geliriyle birlikte tütün üretimindeki bağımsızlığı sona erdi; milyonlarca emekçi-köylü işsiz kaldı. Bu süreç özel-leştirme ile hızını korudu ve Özel sektöre Tekel’e ortak olma koşuluyla sigara üretme izni verildi. 1990’larda ise “zarar ettiği”, “verimsiz olduğu” yalanlarıyla, tüm kamu işletmeleriyle birlikte TEKEL özelleştirme tahtasına konuldu. Ve ardında AKP iktidarı devreye girdi. Her şey de olduğu gibi 2Bizden önce başlatılmıştı” savunmasıyla; bir dönemin Ekonomi Bakanı Kemal Derviş’in çıkardığı ve adeta TEKEL’in batış fermanı olan, 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması Kanunu işletmeye başlayarak TEKEL’i parçalar halinde batırmaya başladı.. Sırası gelmişken(Fr. Antrparantez. Bazıları bunu bile anti parantez diye yanlış kullanıyor) iki olguya değinmek istiyorum; Birincisi; Özel sektöre karşı biri değilim; ülkemdeki bu sektör anlayışına karşıyım, çünkü bu sektörde dışsallık zarar boyutunda işlemektedir; yani oluşturduğu üretim veya tüketim sürecinde, ne diğer üreticiye, ne de diğer tüketiciye bir fayda sağladığını görülmedi bugüne dek. İşin gerçeği pozitif dışsallıktan çok, negatif dışsallık yaşanıyor. Sözde bir sanayi ürün fabrikası için bereketli tarım arazilerinin yok edilmesi bunun en somut örneğidir.. İkincisi; her şeyi özel-leştirenler neden TOKİ aracılığıyla inşaat sektörünü, dahası konut sektörünü hızla devletleştiriyor. Sn.Abdüllatif Şener geçenlerde benzer şeyler söyledi. Kusura bakmasın ben kendisinden çok, ama çok önceleri söyledim(Mayıs 2008):http://blog.milliyet.com.tr/Insaat_sektoru__TOKI_ve_muhendislerin_durumu-_1/Blog/?BlogNo=109723 Kimse yadsıyamaz, Duble yol müteahhidinden sonra, toplu konut müteahhitleri türemeye başladığını. Düşünün direkt Başbakana bağlı bir sektör..İmar ve benzer sorunları kendileri çözüyorlar.. Yandaş medya, yandaş meddah, yandaş müteahhit. Müthiş bir buharlaştırma korosu. Dahası siyasi ve ekonomik rant korosu.. Bulvarlarda siz hiç, altında jip, ağzında sigara, omzunda kürk, başında türban seyreden bayanları izlediniz mi? Adeta papatyaların dinsel versiyonu..Ayşe Böhürler bile böylesi buharlaştırmalara artık isyan eder olduğunu da gözlemlediniz mi? ?..Sakın başörtülü bayanların araç kullanmasına karşı olduğumu aklından geçirme, aklından zorun var derim..
4733’e sarılan iktidar, “Niçin eleştiriyorlar bizden önce başlatılmıştı” bahanesiyle TEKEL’i parçalayarak satmaya başladı(Sigara-Alkol ve tuz-Yaprak Tütün İşletmeleri). Önce, alkollü içkiler parçasını 2003 yılında 292 milyon dolara sattı bir girişim grubuna, o da bir süre sonra 950 milyon dolara Amerikan Texas Pacific Group’a sattı. Tuz işletmelerini ise 3 ayrı grup 120 milyon dolara, deniz tuzları işletmesini bir grup 6 milyon dolara aldı.
TEKEL’in sigara fabrikaları ve Tekel markaları parçası ise 2008 yılında 1 milyar 720 milyon dolara BAT’a, yani British American Tobacco’ya satıldı.Ardından üçüncü parça olan Yaprak Tütün İşletmeleri özelleştirme İdaresi tarafından kapatıldı. İşte bugün 15 bine yakın insanı Ankaralara taşıyan ve sokağa döken TEKEL’in Yaprak Tütün İşletmelerinin özel-leştirme idaresi tarafından kapatılmasıdır. TEKEL’e yapılan bu saldırı ne getirdi?Yaklaşık 1 milyon tütün üreticisi işsiz kaldı-Tütün üretimi 1962 yılından bu yana ilk defa 100 bin tonun altına indi-Sıfır olan tütün dışalımı 250 milyon dolara yükseldi, dışsatım 500 milyon geriledi. Tüm bunlar 2006 verileri. Durum bu iken iktidar, özel-leştirme İdaresi aracılığıyla 2006 yılında 23 Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü’nü ve 5 Yaprak Tütün İşleme Atölyesi’ni kapattı ve binlerce tütün işçisi TTA’da “kızağa çekildi”, binlerce üretici hane üretimden vazgeçti. Ve TEKEL’in tütün kısmının 2008 yılında BAT’a satılmasının ardından kapatılan fabrikalar, yine yüzlerce işçiyi işsiz bırakmanın yanında TEKEL’in sözleşmeli üretimini sonlandırması sonucu Güneydoğu başta olmak üzere üreticiler geniş kitleler halinde üretimi terk etti. Evet, üzülerek belirteyim ki TEKEL’in Batırılmasıyla Türkiye kendi tütününü de Batırdı ve yabancı tütün ve sigaraya bağımlı bir ülke haline getirildi.. Anlatmayacakları gibi;Tütün üreticisi sahipsiz artık. Önceleri pek ses çıkmıyordu, çünkü devralan şirketler insansızlık yoktu, insanlık ve insaf vardı ve işçilerin büyük bölümünü tekrar işi aldılar.. Tekel’in yaprak tütün işleme tesislerinin kapatılması salt bu işten atılan 15 insanın sorunu mu? Değil tabii; Ülke ekonomisini ilgilendiren genel bir sorun.. Çünkü bu tesislerin kapanmasıyla, iktidar kamu tütün üretimini ve üreticisini desteklemekten tümüyle vazgeçiyor. Ki yukarıda değindiğim gibi İktidarın işlettiği bu süreç ile; kamu kuruluşu olan Tekel aracılığıyla ülkenin geri kalmış bölgelerinde iş bulma olanağını ve yöre ekonomisine katkıyı ortadar kaldıracaktır;bu da Güney Doğu olaylarını tetikleyeceği gibi, ülke genelinde tüm çalışanları ve hatta esnafı zorda bırakacaktır.. Ve bugün Ankara’da şanlı direnişlerini sürdüren Mizgin’in babası ve arkadaşları, Tekel’in Türkiye genelindeki 56 Yaprak Tütün işletmesinin çalışanlarıdır. Tekel artık sigara üretemeyecek, tütün kurutamayacak; işçilerimizin ekmeğini-emeğini satın alanlar, satanların katkılarıyla tütün üretecek ve dolarlarımızı kurutacaklar. İşçilere ise; 654 sayılı kanunun 4/c maddesine göre "geçici personel" statüsünde çalışmaları öneriliyor. Çoğu en az iki çocuk sahibi bu insanlara 10 ay 500 tl öneriliyor, hükümet tarafından, sosyal güvenlik hakları ver iş garantileri yok.. İşin en acı tarafı, 19 Şubat 2010’da işten atılanların işten ayrılmış gösterilmesi ve sağlık hizmetlerinin 10 gün sonra kesilme kararıdır. Evet; yaklaşık 1 yıl önce 6 aydan 3 aya düşürülen SGK çalışanı bir kimsenin işten ayrıldıktan sonra sigorta’dan yararlanma gün sayısı 10 güne düşürüldü.Neymiş efendim; bu 6 aylık uygulama yanlış bir uygulamaymış. Demek ki sayın Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığından(1964) bu yana yanlış bir uygulama varmış. Pes doğrusu! 46 yıllık uygulama yanlış, 46 günlük uygulama doğru... Resmen Devlet, devlet olmaktan çıkarıldı, işçilerin fabrikalardan çıkarılışı gibi, çünkü devlet çalışanlarına sahip çıkması gerekirken, hükümetin özel-leştirme polotikalarıyla birilerine sahip çıkıyor.. Bu işleyen süreç bana; ll. Abdülhamit döneminde kurulan ve 1873-1939 arası Osmanlının dış borçlarını denetleyen Düyun-ı Umumiye(Genel Borçlar Kurumu) İdaresi’nde olan Osmanlı tütünleri idaresi, ilk özel-leştirme sayılabilecek yöntemle, yabancı sermayeli Reji Şirketi’ne devredilişi çağrıştırır. Bilindiği gibi bu Tütün rejisi şirketi, Osmanlı Devleti tütün tekelini 42 yıl(1883-1925) boyunca elinde tuttu. Öyle ki; tütün üreticilerinin Reji'den ruhsat alması, ve ürünlerini yalnızca bu şirkete satması temel koşuldu. Bu nedenle; başka alıcı bulamayan üretici, tütünü değerinden çok ucuza satmak zorunda kalmıştı. Kaçak üretim ve satış yaygınlaşınca da; kaçakçılık sorunu ile devletin kendi güvenlik güçlerinin uğraşması gerekirken, Rejinin kendi bünyesinde geliştirdiği silahlı kolcu’larla denetim yaparak üreticiye eziyet ettiği savlanır. Reji İdaresi boyunca kaçakçı, kolcu ve zabıtadan ölenlerinin sayısının 20 bin kadar olduğu ileri sürülür(Vikipedi). 1 Mart 1925'te Tütün Rejisi Fransızlardan devletçe satın alındı, yani Kurtuluş savaşının önderi Atatürk emperyallerin elinden alarak tüm hak ve yükümlülüklerini devlete devretti. Bu aynı zamanda ilk özel-leştirmenin sona ermesi ve de devletleştirilmenin başlatılmasıdır. Süreç; 1925 tarih ve 558 sayılı Tütün İdaresi ve Sigara tekeli(Ar.İnhisar)Kanunu çıkarılmasıyla işletildi. Ve ne acı gerçektir ki 2010 yılında da, adeta Reji idaresi dönemine dönüş yapılarak Tekel tümden ortadan kaldırıldı. Tek farkı; Rothschild Ailesi, Avusturya, Almanya, İngiltere ve Fransızların yerinde ABD ve postmodern mandacı taşeronlarının olması.. Daha önce yazdıklarımın tekrarını, önceki KHGM Genel Müdür yardımcısı sayın Basrı Baloğlu’da iletmiş bana:
Rakı, Amerikalının. Finansbank Yunanlının . Oyakbank Hollandalının. Denizbank Belçikalının. Türkiye Finans Kuveytlinin.TEB Fransız'ın. Cbank İsrailli'nin. MNG Bank Lübnanlının. Alternatif Bank Yunanlının. Dışbank Hollandalının. Şekerbank Kazak'ın. Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın. Turkcell'in yarısı Finlinin, Rus'un. Beymen'in yarısı Amerikalının. Enerjisa'nın yar ısı Avusturyalının.Garanti'nin yarısı Amerikalının. Eczacıbaşı İlaç, Çek'in. İzocam, Fransız'ın. TGRT (Fox) Amerikalının. Demirdöküm Alman'ın. Döktaş Fransız'ın. Süper FM Kanadalının. Sahi neyimiz kaldı; anlaşılan bir tek kulağımızın.... Dün gemileriyle, topları-tüfekleriyle gelenler, bugün dolarlarıyla geldiler; gidişleri de önceki gibi olur gibime geliyor..Onlar giderken birileri de gitmişti, bunlar da gideceklerdir..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU evesbere@mynet.com

21 Şubat 2010 Pazar

GALATASARAY'I BEŞİKTAŞ DEĞİL RİJKAARD DURDURDU

Galatasaray için çok zor bir maç olarak düşünülen Atletico Madrid maçı, ilk yarı zorun ötesiydi, fakat ikinci yarı Aslan için zor geçmeyen bir maç olmanın yanında yengi ile de dönülebilirdi, Keita ve Caner olayına anında müdahale eden Rijkaaard sayesinde.. A. Madritliler geçen hafta Barcelona'yı yenmişlerdi. Ama dün geceki maçta ilk yarı A.Madrid, ikinci yarı Galatasaray iyi idi.. Anlaşıldığı gibi 2 takımda vasatı aşamamıştı. Eğer Galatasaray bugünkü BJK maçında da; A.Madrid maçı gibi İlk yarı top yapamaz, hücumda çoğalamaz ve zaman-zaman defansta yaptığı hataları tekrarlar ise Denizli’nin işini kolaylaştırarak kahinliğini tetikler... Caner’i Madrid maçında kenara alan Rijkaard bu sefer o’nu değil de De Satos’u kenara almalı, yani Caner’i kenarda oturtmalı ve sonradan Santos’un yerine, gerekirse almalı..Kader Keita, Aslanın kaderi, o’nu kesin oynatmalı.. Galatasaray orta sahada daha etkili bir oyun kurgulamalı; çünkü A.Madrid maçında bulma olasılığınızın zayıf olduğu pozisyonları Kartal karşısında bulabilirsiniz.. Arda'yı müthişliğini yalnız kaldığı anlarda topu saklamasıyla gösterdi ve aralara iyi top attı. Lucas Neill’i anlatmaya gerek yok, adam resmen Popescu...Franco Galatasaray'a geldiğinden beri en iyi maçını oynadı. Galatasaray, Madrid'den alabileceği en iyi skorla İstanbul'a döndü, Beşiktaş’tan da iyi bir sonuçla döneceğine inancım tamdır. Yeter ki İspanya’daki ikinci yarının Galatasaray’ın izleyebilelim.. Ezeli rakiplerin derbi maça (bana göre olası) çıkacağı 11’ler bir gün önce belli oldu.
Beşiktaş: Rüştü, İbrahim Toraman, Ferrari, Sivok, İbrahim Üzülmez, Ernst, Fink, Nihat, Tello(Tabata), Ekrem, Bobo.
Galatasaray: Leo Franco, Uğur, Neill, Servet, Hakan, Mehmet Topal, Mustafa, Keita, Elano, Jo, Arda. Fakat o ne; gerek Denizli, gerekse Rijkaard şaşırtı..Nihat yok, Servet yok, Mustafa Sarp yok, Bobo yok, Jo yok, Emre Güngör var, Barış Özbek var, Nobre var, Tello var..Olanlar ve olmayanları dikkate alarak takım kadrolarını belirleyin.. Denizli bu, her an bir sürpriz yapabilirdi, nitekim yaptı da. Anlaşılan kahin beyin bu maçı alma konusunda sinsi planları var. Nobre, yani yıllardır Galatasaray belalısı Nobre demek ki Denizli’nin silahı..Gerçi bir şutu direkte kaldı kalmasına da, BJK için değil de Denizli için çalıştı gibi..
Bakalım Denizli Rijkaard’ın göreceli oyun kurgusunu çözebilecek mi? İlk 10 dakika iki takım da isteksizdi gibi..Keita ilk yarılarındaki durgunluğunu sürdürüyor derken, inanılmaz bir atakla Rüştü’yü zor durumda bıraktı: Keita yine o istenen Keita değil..Zaman-zaman Kartal, Zaman-zaman Aslan atakta..Elanı iyi, Neill her ayni..Elanı öyle bir top attı ki Barış dışarı atmanın zonluğunu kolaylaştırdı.. İlk yar bir şey yoktu..İkinci yarı bu futbol beraberliği zor bozar.. Şu bir gerçek ki; Galatasaray’da lider Keiwel yok, istenen oyun da yok.. İkinci yarı her iki takımda aynı kadroyla sahada..51’de Elanon7un şutu Rüştü’den dönüyor, Caner ortalıyor Barış yine bir karış mesafeden topa dokunamıyor..GS daha etkili..62’de Caner yerini Jo’ya bıraktı..Hemen ardından Toraman’ın Topala yaptığı hareket penaltı idi.. 25 kişinin peşinde koştuğu tek top, bu 25 kişinin kaderini belirleyen sihirli bir küre adeta.. Ve bu sihirli küre BJK’nin kaderini değiştirme adına Arda’nın ayağından 67’de filelerde. Galatasaray 1-0 önde..Burada Kartal savunmasının büyük hatası var..Aslan öne çıkış özelliğiyle gol da atabilir, yiyebilir de . 71’de Santos oyunda Arda’nın yerine, çünkü Arda sakatlandı.. Galatasaray Madrid’den sonra da Beşiktaş’a başarılı bir çıkartma yapmak üzere.. O da ne? Sahanın en başarılı oyuncusunu çıkarıyor. Dakika 80, en iyi top tutan ve atan Elano yerini Mustafa Sarp’a bırakıyor. Ben Sarp’tan olsam oyuna girmem bu saplıktan dolayı..Ve 81’de Sivok durumu eşitliyor.. Rijkaard Beşiktaş’taki başarılı çıkartmanın önüne geçerek, FB’ye çalıştı.. 35’lik İbrahim Üzülmez 40 yaşına dek oynar, bu hırsla... Ketia’yı sille tokat adeta oynatmadı.. Bu maç geçti; gelin biz masallara geçelim; Beşiktaş ve Galatasaray arasındaki karşılaşmaların tarihsel ilginçliklerine bir göz atalım:
Beşiktaş ile Galatasaray arasındaki en farklı skor, 30 Haziran 1940 tarihinde yapılan Milli Küme maçında elde edildi. Bu karşılaşmada Galatasaray, Beşiktaş'ı 9-2 yenme başarısını gösterdi. Sarı-kırmızılılar ayrıca, 18 Temmuz 1997'de TSYD Kupası'nda 6-0, 31 Temmuz 1925'te 6-2, 10 Kasım 1943 ve 6 Ağustos 1975'te aynı sonuçlarla 5-1, 10 Ağustos 1977'de 4-0'lık skorlarla sahadan galip ayrıldı. Beşiktaş ise ezeli rakibi karşısındaki en farklı skorlu galibiyetlerini 18 Mart 1933 ve 29 Aralık 1940'da 5-0'lık skorlarla elde etti. Siyah-beyazlılar ayrıca, 14 Kasım 1945'te ve 28 Mart 1948'de de aynı skorlarla 5-1 galip geldi. Lig maçlarında ise en farklı skorlu galibiyetleri Beşiktaş 4-1, Galatasaray ise 3-0'lık sonuçlarla aldı.
Galatasaray ile Beşiktaş futbol takımları arasında 318 maçın sığdığı 83 yıllık rekabette ilk golü, derbi tarihine geçen Beşiktaşlı Refik Osman Top atmış. Ezeli rakiplerin ilk randevusu olan, 22 Ağustos 1924 tarihinde Taksim Stadı'nda yapılan İstanbul Ligi maçını Beşiktaş 2-0 kazanmış.
Galatasaray adına ezeli rekabette ilk golü ise 31 Temmuz 1925'de Taksim Stadı'nda yapılan ve sarı-kırmızılı takımın 6-2 kazandığı rekabetin 2. maçında Mehmet Leblebi kaydetti. Ali Sami Yen’de son Beşiktaş ile Galatasaray arasında oynanan(12 Eylül 2009 3-0) maçın ilk gol ise, Galatasaraylı Mustafa Sarp attı..
İki takım arasındaki 83 yıllık rekabette, Beşiktaş'ın efsane kaptanı ''Baba'' lakaplı Hakkı Yeten, 61 maçta 29 golle en golcü futbolcu unvanını elinde bulundururken, yine Beşiktaşlı Şeref Görkey, 63 maçta 26 golle 2. sırada yer alıyor. ''Kara Kartallar''da ayrıca Feyyaz Uçar'ın 18 golü bulunuyor. Galatasaray'da ise Gündüz Kılıç, 31 maçta 21 golle Beşiktaş'a en fazla gol atan sarı-kırmızılı futbolcu. ''Cim Bom''da ayrıca Metin Oktay'ın 40 maçta 15 golü bulunuyor.
Beşiktaş ise ezeli rakibi karşısındaki en farklı skorlu galibiyetlerini 18 Mart 1933 ve 29 Aralık 1940'da 5-0'lık skorlarla elde etti. Siyah-beyazlılar ayrıca, 14 Kasım 1945'te ve 28 Mart 1948'de de aynı skorlarla 5-1 galip geldi. Lig maçlarında ise en farklı skorlu galibiyetleri Beşiktaş 4-1, Galatasaray ise 3-0'lık sonuçlarla aldı. Ezeli rakipler arasındaki en gollü beraberlikler 4-4'lük skorlarla alındı: 4 Ocak 1935'te Şeref Stadı'nda yapılan özel maç, 21 Kasım 1937'de Fenerbahçe Stadı'ndaki İstanbul Ligi maçı, 11 Mayıs 1940'da Taksim Stadı'nda yapılan Bahar Kupası maçı, 16 Haziran 1940'da Şeref Stadı'ndaki milli küme maçı, 26 Mayıs 1968'de Ali Sami Yen Stadı'nda yapılan Birinci Lig maçı 4-4 berabere sonuçlandı. Son dönemde hem Beşiktaş, hem de Galatasaray'da forma giyen oyuncular: Ali Çoban, Mirsad Kovaçeviç (Mirsad Güneş), Saffet Sancaklı, Sergen Yalçın, Ahmet Yıldırım, Mehmet Aksu, Ayhan Akman, Emre Aşık, Adrian İlie, Berkant Göktan, Okan Buruk, Mehmet Yozgatlı ve Gökhan Zan.. Camdan değil candan olduğunu söyleyen son mohikan, Gökhan Zan bu maçta yok.. Bugünkü maç(21/02/2010) Rijkaard’ın büyük katkılarıyla 1-1 sonuçlandı.. Herkes BJK’nin bundan sonra işi zor diyebilir, fakat bu matık kurgusuyla bence Aslan’ın işi de pek kolay olmasa gerek..
Aslana karşı hınca hınçlı Hıncal’ın ‘çalıştırıcı falan değil’ diyerek aşağıladığı Rijkaard; bu maçta Elano’yu oyundan alması ve Uğur’u oyunda fazla tutması, Servet’i oynatmamasıyla hatalıydı..Eğer Servet oyunda olsaydı Sivok o pozisyonu bulamazdı.. Korkum bu hataların yoğunlaşıp Hıncal’ın haklı çıkması..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

18 Şubat 2010 Perşembe

ASLAN AVRUPA'DA BİR BAŞKA KÜKRÜYOR...

A.Madrid ve Beşiktaş maçlarının her ikisi de, Galatasaray için çok önemli , çünkü bu iki maç heri iki alanda da ‘Olmak, ya da olmamak’ savaşıdır; ilk savaştan başarıyla çıktı. Avrupa kupalarındaki 232. maçını Atletice Madrid’le yaptı. Bu maç Galatasaray’ın A.Kupalarındaki 232. Maçı oldu(FB’nin 163.. Gözlerim doldu). Galatasaray 231 maçın 89’unu yengi, 84’ünü yenilgi, 58’ini de beraberlikle kapatmış(FB 57’sini kazanırken, 27 beraberlik, 78 yenilgi almış).. Cim-Bom, İspanyol rakipleriyle 23 kez karşılaşmış. Bunların 7’sini kazanırken, 11’inde rakiplerine yenilmiş, 5 karşılaşma da ise eşitlik bozulmamış. Eşitliğin bozulmadığı maç sayısı, son maçla 6 oldu
Tüm bu mış’lar ve muş’lar Aslan’ın futbol cangılındaki krallığının göstergeleri. İşte bu kral İspanyol takımlarıyla yaptığı 24. karşılaşmada bir kez daha kükredi..
Madrid maçına şu 11 ile çıkarma yaptı Galatasaray; Leo, Uğur, Neill, Servet, Hakan-M.Topal. M.Sarp, Elano, Caner-Keita ve Arda Kadro bu; oyun kurgusu ise her zamanki gibi.. Galatasaray ilk yarıyı 1-0 yenilgi ile kapadı. A.Madrid bir laliga takımı gibi oynamadı, 35. dakikaya kadar; sanki Aslan’dan ürkek bir hali vardı. Galatasaray kendisinden ürktüğünü fark edemeyince, A.Madrid’e hayli pozisyon verdi, fakat öyle 3 net pozisyona girdi ki ilk yarıyı yengi ile kapatması hiçten değildi.. Yorumcu Erman Toroğlu..Diyor ki; Galatasaray’ın geriden çıkarsa hata yapar. Galatasaray geriden bırak çıkmayı, çıkmamak için yaptığı hatalarla sürekli pozisyon verdi. Arda Aslan’ın önde oyuncusu; zaman-zaman Keita öne çıkıyor, fakat ne top kontrolü var, ne de o estetik çalımları..Caner hiç iyi değil..20 yaşındaki Kalecileri iyi değil dedim, fakat bu Dehea, maçın 45’inde bir deha gibi Aslan’ın beraberliğine engel oldu.. Barçayı yenen A.Madrid bana göre hiç de iyi değil..Erman’da onayladı beni..Arda 14’te ikinci şutunu attı sonuç yok..Ve iyi oynamayan A.Madrid, iyi oynamayan defans hatasından bir duran top buldu ve Reyes’in şutu ile 22’de 1-0 öne geçti..Birkaç dakika sonra yine bir duran top, yine duran bir defans..Leo bu sefer topu çıkardı.. 35’de Giovani De Santos Caner’in yerine oyuna girdi..Galatasaray defans hatalarını sürdürür ise, fark yiyeceğini fark etmeye gerek yok.. Şimdi ikinci devre için TV’ye gidiyorum. İnşallah iyi haberlerle dönerim.. İyi haberle dönüyorum arkadaşlar, çünkü ilk yari müthiş kötü Keita, ikinci yarıdaki müthiş oyunuyla Madrid’e ecel terleri döktürdü ve İspanya’daki Barça başarılarına benzer bir başarı eldi etti Rijkaard.. Dakika 54, İlker Yasin De Santos’u “Ti”ye alıyor; 2Şurda oynayan oyuncuya hiç top değdi mi” diye..İkinci yarı Santos bile iyi idi, tabii ki Neil, Elano, Arda, Leo..doğrusu hepsi ikinci yarı ilk yarıyı unutturan futbol oynadılar..55’te Keita ceza sahasına öyle girdi ki, tıpkı Aslan’a ilk geldiği günlerdeki gibi.. Kendi kendime “Galatasaray bu türü geçerse, soluğu Hamburg’da alır final için..” demeye başladım..Leo 59’da Agureo’nun toponunu iyi çıkardı..Galatasaray A.Madrid’e daha az pozisyon veriyor...Ve 69’da Dehea sakatlandı ve çıktı..72’de yeni kaleci Asenyo’nun hatası az daha 1-1’e getiriyordu bizi.. Ve ikinci yarı bizleri mahcup eden Keita, A.Madrit’i mağlup etti..Keita harika, Keita, Müthiş ve 1-1’lik sonuçla Galatasaray başarılı ve de çok avantajlı..Hoş geldin Keita.. Evet İspanya lig lideri Barça’yı yenen A.Madrid, Türkiye lig liderini yenemedi. Bu Galatasaray’ın ne denli büyük ve dünya markası olduğunun göstergesi.. Gerçekten Galatasaray Edirne’den öteye iyi geçiyor.. Haydi Aslanlar, kaldırın şu kupayı ikinci kez.. Ben umutluyum ve sizler gibi çok mutluyum..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

GALATASARAY AVRUPA'DA BİR BAŞKA

Beşiktaş ve A.Madrid maçların her ikisi de, Galatasaray için çok önemli , çünkü bu iki maç heri iki alanda da ‘Olmak, ya da olmamak’ savaşıdır; ilk savaştan başarıyla çıktı. Madrid maçına şu 11 ile çıkarma yaptı Galatasaray; Leo, Uğur, Neill, Servet, Hakan-M.Topal. M.Sarp, Elano, Caner-Keita ve Arda Kadro bu, oyun kurgusu her zamanki gibi.. Galatasaray ilk yarıyı 1-0 yenilgi ile kapadı. A.Madrid bir laliga takımı gibi oynamadı, 35. dakikaya kadar; sanki Aslan’dan ürkek bir hali vardı. Galatasaray kendisinden ürktüğünü fark edemeyince, A.Madrit’e hayli pozisyon verdi, fakat öyle 3 net pozisyona girdi ki ilk yarıyı yengi ile kapatması hiçten değildi.. Yorumcu Erman Toroğlu..Diyor ki; Galatasaray’ın geriden çıkarsa hata yapar. Galatasaray geriden bırak çıkmayı, çıkmamak için yaptığı hatalarla sürekli pozisyon verdi. Arda Aslan’ın önde oyuncusu; zaman-zaman Keita öne çıkıyor, fakat ne top kontrolu var, ne de o estetik çalımları..Caner hiç iyi değil..20 yaşındaki Kalecileri iyi değil dedim, fakat bu Dehea, maçın 45’inde bir deha gibi Aslan’ın beraberliğine engel oldu.. Barçayı yenen A.Madrid bana göre hiç de iyi değil..Erman’da onayladı beni..Arda 14’te ikinci şutunu attı sonuç yok..Ve iyi oynamayan A.Madrit, iyi oynamayan defans hatasından bir duran top ve Rees’in şutu ile 22’de 1-0 öne geçti..Birkaç dakika sonra yine bir duran top, yine duran bir defans..Leo bu sefer topu çıkardı.. 35’de Giovani De Santos Caner’in yerine oyuna girdi..Galatasaray defans hatalarını sürdürür ise, fark yiyeceğini fark etmeye gerek yok.. Şimdi ikinci devre için TV’ye gidiyorum. İnşallah iyi haberlerle dönerim.. İyi haberle dönüyorum arkadaşlar, çünkü ilk yari müthiş kötü Keita, ikinci yarıdaki müthiş oyunuyla Madrid’e ecel terleri döktürdü ve İspanya’daki Barça başarılarına benzer bir başarı eldi etti Rijkaard.. Dakika 54, İlker Yasin De Santos’u “Ti”ye alıyor; 2Şurda oynayan oyuncuya hiç top değdi mi” diye..İkinci yarı Santos bile iyi idi, tabii ki Neil, Elano, Arda, Leo..doğrusu hepsi ikinci yarı ilk yarıyı unutturan futbol oynadılar..55’te Keita ceza sahasına öyle girdi ki, tıpkı Aslan’a ilk geldiği günlerdeki gibi.. Kendi kendime “Galatasaray bu türü geçerse, soluğu Hamburg’da alır final için..” demeye başladım..Leo 59’da Agureo’nun toponunu iyi çıkardı..Galatasaray A.Madrid’e daha az pozisyon veriyor...Ve 69’da Dehea sakatlandı ve çıktı..72’de yeni kaleci Asenyo’nun hatası az daha 1-1’e getiriyordu bizi.. Ve ikinci yarı bizleri mahcup eden Keita, A.Madrit’i mağlup etti..Keita harika, Keita, Müthiş ve 1-1’lik sonuçla Galatasaray başarılı ve de çok avantajlı..Hoş geldin Keita.. Evet İspanya lig lideri Barça’yı yenen A.Madrid, Türkiye lig liderini yenemedi. Bu Galatasaray’ın ne denli büyük olduğunun, dünya markası olduğunun göstergesi.. Gerçekten Galatasaray Edirne’den öteye iyi geçiyor.. Haydi Aslanlar, kaldırın şu kupayı ikinci kez.. Ben umutluyum ve sizler gibi çok mutluyum..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

DÜNYAMIZA DEĞİL DE DİĞER GÖK CİSİMLERE KADERİMİZİ BELIRLETİYORUZ

Astroloji; bilindiği gibi göksel cisimlerin insan karakteri ve kaderi üzerine olan etkilerinin neler olduğunun araştırılması ve anlatılması.. İyi de kardeşim; daha göksel cisimleri bulgulamış, fakat onlara ulaşamamış insanoğlu, bu göksel cisimlerin insan karakteri ve kaderi üzerindeki etkilerini bulgulaması ilginç gelmiyor mu size? Kendi gök cismimiz olan dünyaya karakter ve kaderimizi belirletememiş, evrendekilere belirletiyoruz.. İnsan karakteri, kaderi konusunda hep arayış içinde olmuş, umut sevdasıyla sürekli boşluklara asılı kalmıştır. Yerdeki fal cafelerin yumurtlamalarına olan ilgisi bu duruşunu somutlamaktadır... Özellikle dün dilek tutma günüydü, çünkü;
"Bugün 04:14 itibariyle Venüs gezegeni Jüpiter'le 07:00 Neptün gezegeni chiron astreodi ile gökyüzünde kavuşmuş olacaklar. 12 yılda bir gerçekleşen bu olayda, Neptün gezegeninin chironla olan kavuşumunu şu anda yaşayanların bir daha görebilmesi mümkün değil. Neptün'ün zodyaktaki tüm burçlardan geçişi 15 yıl çarpı 12 burç=180 yıl olduğunu düşünürsek biz insanoğlu için ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Bu iki oluşumun sizleri tüm sıkıntılarınızdan kurtarmasını, mutluluklarınızı misliyle artırmanızı, isteklerinizi gerçekleştirmesini, yaralarınızı sarmasını, sizi bereketlendirmesini diliyorum. Bugün bir dilek tutmayı unutmayın" diyor Mynet Astroloji Danışmanı İrem SU.. Bilmiyorum sizler dilek tuttunuz mu, bu denli eleştiren ben bile dilek tuttuğuma göre....
Astrologların değerlendirmeleri ve de öngörüleri, ????’liriyle yüklü ilginçliklerle doludur benim için. Örneğin; 2009 Ocak ve Temmuz değerlendirmelerine bir bakalım; Neptün bu konumda, küresel çizgide enflasyonu tetiklerken, toplumdaki refah düzeyini gölgeleyebilirmiş. Jüpiter ise, gücü arttırmanın yanında, büyümeyi de sağlayacakmış. Yani bu ikili etki, büyük kitlelerde sıkıntı yaratırken, azınlıkta kalan ama güçlü olan kesimlere avantajlar getirecektir(hep öyle olmuyor mu? Baksanıza gezegenler bile ilişkilerinde kapitalist davranıyor).... Jüpiter genelde sevindiricidir ama Neptün kavuşumunda büyük olaylara da gebeymiş ve her konuda sürprizler her anlamda oluşacakmış. Buna karşın, Uranüs'ün bu tutulumla oluşturduğu olumlu açı, rahat bir soluk aldırırken, daha ferahlatıcı haberler alabileceği savlanıyor... 2009 Ocak'tan itibaren oluşmaya başlayacak olan yolculuğun sonunda Uranüs'ün Pluto ile 2012'de oluşturacağı sert açı, küresel huzursuzlukları ve genel olarak otoritenin gücü kötü ve yanlış kullanması olarak sonuçlanacaktır(Amanin Marduk çarpacak!!...) Devam ediliyor; Ocak 2009 - Kuzey Avrupa'da seller, yoğun yağış. Skandinavya, İngiltere, Almanya, Polonya ve İzlanda etkilenecek-Ocak/Mart 2009 dönemi - Afrika'da salgın hastalık, Kongo'da soykırım, Cezayir'de deprem ve tsunami. Batı Afrika'da volkanik patlama-Ocak 2009 - Japonya, Pakistan ve Papua Yeni Gine'de depremler-Şubat 2009 Malezya ve İndonezya'da ciddi doğal afetler yaşanacak...
Ekonomi öngörülerine gelince; Ocak 2009 - 'da ekonomik kriz nedeniyle isyanlar. Özellikle Roma'da...-Şubat 2009 - 'da ekonomik kriz nedeniyle isyanlar ve ölümler. Paris'de yıkım ve ölümler, Müslümanlar ayaklanacak. ve eşine yönelik saldırılar ve nefret. Olaylar-2010'a kadar sürecek ve doruğa çıkacak-Mart 2009 Almanya'da ekonomik kriz nedeniyle isyanlar ve ölümler-Mayıs/Haziran 2009 - Petrol boru hatlarına saldırılar, Hürmüz Boğazı'nda ve Hazar Denizi/Türkiye hatlarında patlamalar ve petrol fiyatlarının artışı. Ekonomik krizin çok daha fazla büyümesi, elektronik bankacılığı çöküşü. 'de iç isyanlar. Avrupa'da bankacılığın çöküşü, tarihin en büyük küresel depresyonu-Mart/Haziran 2009 - Ekonomik krizin daha da büyümesi. Wall Street'de geçici çöküşler-Dünya ekonomisi, 2009 sonundan başlayarak 2010'un tümünde toparlanarak, biraz daha iyiye doğru gidecek gibi ama 2000'lerin ilk yarısı gibi olmayacak. Aşırı ve açgözlü tüketimin dengelenebilmesi için 'de de ve İngiltere'de özel önlemler alınacak. Petrole bağlı ekonomi, sıkıntıya düşecek. Avrupa ve Amerika kıtalarında küresel soranlara yönelik ilgi azalacak-Dünya Bankası ve yeniden yapılanmak zorunda kalacak-2009'un tümünde birçok büyük şirket çökerken, işsizlik tüm dünyada en önemli sorun olacak-Dünya petrol fiyatları daha çok düşerken, petrolün varili 40 $'ın çok altına düşecek. Vs,vs,vs,vs... Bu öngörülerin, dahası yıldız falının kaçta kaçı gerçekleşti ki..Gerçekleşenlerin çoğu da olası bilinen olgular. Bir başka yaklaşımla;Tüm bunları; gezegenlerin birbirleriyle olan duruşlarına göre saptanabiliyor ve Astrolog kahinler tarafında bilinebiliyor i ise; neden ülkeler “Burçlar ve Astrolojik Fallar Bakanlığı” gibi evrensel strateji kurumsallığına gitmez ki?! Aga bunlar beni aşar; biz yine; biz astrolojik olgular bütünündeki Burçlar’a umut bağlayanlar için, alıntı-çalıntı boyutundaki burçların, bugünkü jüpiter ve Neptun ilişkisinde, burç(ki çoğu borç içindedir) insanlarımızın kazandıkları özelliklere ve umutlara geçelim: Koç: Ay gezegeninin Koç burcu etkinliği altında iken gerçekleşen bu durum, sizleri hayatın daha ulvi ve daha zengin olan iç alemine yöneltirmiş. Bu yöneliş hem hayata daha geniş bir açıdan bakabilmenizi hem de aşkla kendinizden geçebilmenizi sağlayabilirmiş. İnsan böyle bir enerji sayesinde ruhsal olarak kendini yenileyebilir, zorluklara direnebilir, mutluluğu dış dünyada aramak yerine kendi içinde bizzat bulabilir ve eskiden bu yana arzuladıklarınız ile bundan sonrası adına düşündüklerinizi elde etmek için size liderlik gücü kazandırır. Bu güç sayesinde, yeni ve farklı bir rota belirleyebilirmişsiniz..
Boğa: Bu enerji ileriye yönelik hedefleriniz, liderlik gücünüz, kendinizi ispat etmeniz ve ben güçlü bir insanım diyebilmeniz adına size gerekli olan motivasyon gücünü sağlar. Bu güç doğal olarak şu anda yaşamış olduğunuz sıkıntıları, sorunları aşabilmeniz için bir ilahi yardımdır. Bu sayede önünüzü görebilmeniz mümkün olur. Şu aralar her ne kadar Satürn-Pluto gezegenleri arasında zorlu bir görünüm olsa da, bu kavuşum ilerisi adına derinden derine sizi destekler. Hemen bir mucize beklemeyin. Ancak şu var ki, arkanızda bir güç olduğunu bilin. Günün son enerjisi, Neptün ve chironun gökyüzündeki kavuşumudur. Bu da bir önceki enerjimiz gibi destekleyicidir. Mesleki konularda şu aralar ters giden durumları, farklı ve sıradışı yöntemler bularak çözüme kavuşturmanızı sağlar. Kısaca içinizdeki asıl özü keşfederek kendiniz için en doğru seçimi yapabilmenizi sağlar.
İkizler:
Bu oluşuma hakikaten ihtiyacımız çok fazla. Şu aralar durduk, aynı yol üzerinde kitlenip kaldık. İşte bu kilitlenme kimi zaman direncimizi kırıyor, önümüzü görmekte zorlanıyoruz. Peki çaresiz miyiz. Hiçbir zaman bu sözcüğü kullanmıyoruz. İnsan güçlü bir varlık. Nitekim bu kavuşum bize içimizdeki gücü açığa çıkararak yeni ve aydınlık bir yolda ilerlememizi sağlayabilir. Karşımıza fırsatlar çıkarabilir veya bundan sonrası adına yeni ve farklı bir kapının önünüzde açılmasını sağlayabilir. Günün son enerjisi, Neptün ve chiron astreoidinin gökyüzündeki kavuşumudur. Bu kavuşum eğitim hayatınızdan tutun da mesleki uzmanlığınızla alakalı konulara kadar her noktada liderlik gücünüzü açığa çıkarıcı ve dış dünya ile entegre olmanızı sağlayıcıdır. Bu sayede yeni ve farklı bir yolda ilerleyebileceğinize dair içsel bir güven kazanırsınız. Yengeç:
Bugünkü enerjiler sizden yana. Tamam belki büyük bir mucize olmayabilir. Ancak gerçek mucize, kişinin kendi içindeki asıl güce ulaşması değil midir? insan isterse her türlü zorluğu yener diyoruz. Bunu nasıl yapabilir? Kendine sahip çıkarak, değerlerini savunarak, düştüğü yerden kalkmayı bilerek. İşte bugünkü Venüs-Jüpiter kavuşumu size bunu sağlıyor. Jüpiter inanç gücüyle birebir alakalı bir astrolojik fenomendir. Venüs ise hayatın lezzeti, lüksü. Şimdi bu iki gezegen size hayatınızın bundan sonrasında huzur ve mutluluk içinde yürüyebilmeniz adına destek veriyor. O nedenle güne uyanırken evrensel enerjilerin size göndereceği şansa güvenerek kapıdan çıkın. Unutmayalım ki, geçmişe takılıp kalarak ilerleyemeyiz. Bize düşen önümüze bakmak ve kendimize güvenmek.
Aslan:
Her şeyin kalbine inebilmenizi, gerçeklerin özünü kavrayabilmenizi sağlayan bu güçlü oluşumun iş bağlantılarınızdan tutun da borçlarınıza kadar her konuda size destek olacağını söyleyebilirim. Yalnız bu etkiyi bir günle sınırlandırmayın. Gökyüzünde gerçekleşen bir oluşum, gerçekleştiği andan itibaren çalışmaya başlar ve siz farkında olmadan geri planda işlemesini sürdürür. En azından arkamda bir gücüm var diyebilirsiniz. Günün bir başka güçlü oluşum Neptün ve chiron astreodinin kavuşumudur. Bu etki altında yapılan bir evlilik güçlüdür. Sevgi hissi yoğundur. Partnerinizin size olan bağlılığı yücelir. Yeni başlayan bir beraberlik ilahi güçler tarafından korunur. Sorunlar azalır, sizin için hayırlısı olan ne varsa ayağınıza gelir.
Başak:
İlişkisi olmayanlar için bu enerji yeni bir kısmetin simgesidir. Karşınıza çıkacak kişi mucizevi şekilde sizi sarıp sarmalar ve aşkın en yüksek zirvesine beraberce çıkabilmenizi sağlar. Aşk anlam kazanmıştır, sanki birden bire ruhunuzun aydınlandığını hissedersiniz. Doğru yer, doğru zaman, doğru insan denilen cümle karşılık bulur. Günün üçüncü enerjisi, Neptün ve chiron astreoidinin gökyüzündeki kavuşumudur. Bu oluşum altında, başta sağlık problemleriniz şifa bulur, ardından iş hayatınızın gündelik temposu içinde görünmeyen bir kuvvet sıkıntılarını giderir. Yenilikçi bir bakış açısıyla karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmeniz kolay olur. İşinizde ustalaşmanız mümkün olur.
Terazi:
Her konudaki deneyimlerinizi analiz edebildiğiniz için kelimenin tam anlamıyla yaş tahtaya ayak basmamış olursunuz. Dostlarım, bu enerji hakkında minicik bir uyarıda bulunmak isterim. Hani derler ya, gülün dikeni vardır diye. Bu oluşum altında tek dikkat edeceğiniz husus sağlığınızdır. Jüpiter gezegeni geçtiği yaşam alanında genişlikler sunan bir güçtür. Balık burcunda ilerlemesi bağımlılık konularında etkilidir. Yani hayata karşı direnci düşük olanlar ilaç, alkol gibi kurtarıcılardan medet beklerler. Bu konuda lütfen dikkatli olunuz. Unutmayalım ki, biz insanoğlunun içindeki güç, her türlü sorunun üstesinden gelebilmemiz adına bize sunulmuş bir armağandır. Yeter ki o gücün farkında olalım. Bunun yanısıra beslenme düzeninize, uyku saatlerinize dikkat ediniz. Düzenli yaşamaya çalışınız. Akrep:
Şu andaki mevcut ilişkinizin düzene girmesini, eskisinden çok daha fazla birbirinizi sevmenizi sağladığı gibi, ilişkisi olmayanlar için de yeni bir aşkın göstergesidir. Yani siz şu ana kadar düzgün bir aşk yaşamadıysanız bu şifalı güç sayesinde aşkın zirvelerinde dolaşmak ne demektir çok daha iyi anlarsınız. Bu oluşumu sadece bir günlük düşünmeyin. Ancak sizi bir gölge gibi takip edeceğinden şüpheniz olmasın. Belki bugün belki de en kısa sürede hayatınızın aşkına rastlamanız mümkündür. Ayrıca sanatsal konularda da bu enerjiden istifade edebilirsiniz. Eserleriniz diğer insanlar tarafından rağbet görür ve siz ilk defa yaptıklarınızın değerlendiğini hissedebilirsiniz. Neptün ve chiron astreoidinin kavuşumu ise günün son enerjisi olarak dikkat çekici. Ailevi ilişkilerinizi düzenleyici, yuvanızla alakalı konularda sizi yüreklendirici bu oluşum sayesinde tek başınıza ayakta durmanın lezzetini yaşayabilirsiniz. Artık özgür bir şekilde hareket edebilmeniz mümkün olur.
Yay:
Yurtdışında olanların yurda dönüşü veya denize bağlantılı bir şehre yerleşim demek olabilir. Günün bir başka önemli enerjisi, girişimleriniz konusunda sizi destekleyicidir. Eğitim hayatınızdan yakın çevrenizle olan ilişkinize, iletişimden haberleşme, medya faaliyetlerine kadar her konuda problemlerinizi, sorunlarınızı çözebilmenizi sağlayabilir. Size ileri adımlar atabilmeniz için güç verir. Sizler bu gelişme sayesinde yetenekli olduğunuz konularda kendinizi ispat edebilirsiniz. Oğlak:
Bu güçlü oluşum altında, öncelikle inceleme, keşif, araştırma konularında başarılı adımlar atabilir, kısa yolculuklarla gelen şanslar elde edebilir, yazı, söz, ses ve iletişimin her türünde başarılı olabilirsiniz. Çevrenizdeki insanlar sizi saygıyla dinler, fikirlerinizi kabullenir ve sizi baş tacı yapabilirler. İnsanlarla öyle güzel bağlantılar kurarsınız ki, bunlar size maddi ve manevi anlamda kazanç şeklinde geri döner. Sınırlar içinde sınırsızlığın lezzetini yaşarsınız. Kardeşlerinizle kurduğunuz ittifak size mali ve manevi açıdan yarar sağlar. Neptün ve chiron astreodinin gökyüzündeki kavuşumu ise, maddi konularda farklı ve sıradışı özelliklerinizi ortaya koyarak gelir sahibi olmanızı sağlar. Bu oluşumları günlük olarak değil geniş bir süreye yayarak düşününüz. Ancak şu var ki fazlasıyla işinize yarayacağını biliniz.
Kova:
Günün son enerjisi Neptün ve chiron astreoidinin gökyüzündeki kavuşumudur. Bu oluşum, yenilik anlamındaki her türlü işinizin önünde duran engelleri kaldırıcı ve şifalandırıcıdır. Bu oluşumları günlük mucizeler bekleme şeklinde değil, geniş bir zamanda gerçekleşecek olumlu gelişimler olarak düşünürseniz hem moraliniz yükselir hem de sıkıntılarınızı aşacak olmanın umudu içinde rahatlarsınız.
Balık:
Günün asıl önemli etkisi burcunuz üzerinde, yorumun ilk başında belirttiğim Jüpiter-Venüs gezegenlerinin kavuşumunun size sağlayacağı faydalardır. Bunlar ne olabilir? öncelikle dışa karşı güçlü duruşunuzu, çekiciliğinizi arttırır. Yaşamınıza girecek yeni bir kişinin işareti olabilir. Girişimlerinizin başarı olmasında, sorunlarınızı mücadele ederek kolayca çözmenizde arkanızdaki güçtür. Başkalarının dikkatini çekebilmeniz, farklı yeteneklerinizi ifade edebilmeniz, olmaz dediğiniz işleri olur hale getirmeniz bu enerji sayesinde kolaylaşır. Diğer yandan iç aleminiz zenginleşir, yaralarınız sarılır, hayata umutla yanaşmanız kolaylaşır. Yılın en olumlu enerjilerden birisidir.
Dileğinizi tutmayı unutmayın. Her şey gönlünüzce olsun. Yalnız şu önerimi unutmayın; Borçlarınız dururken burçlarınıza yönelmeyin, önce borcunuzu kapatın ve halinizi düzeltin, ondan sonra; “Neyse halim, çıksın falim” diyerek kahve fincanınızı kapatın..
Gelelim Sutyene;
Kadınlar eski çağlardan beri göğüslerini örtmek, desteklemek ve kaldırmak için çeşitli giyecekler kullanmışlar. M.Ö.7 yüzyıla Minos resimlerinde kadın atletlerin modern sutyen benzeri kıyafetler giydiği görülür. Durum bu iken, bizim modernistler sutyenin 1913 yılında Mary Phelps Jacob iki adet mendili bir kurdele yardımıyla birleştirip göğüslerine bağlamasıyla bulgulandığını söylemektedirler. Neymiş efendim; 1928 yılında ilk sutyen bedenleri piyasaya sürülmüş.
1991 yılında ABD’de en yüksek sutyen bedeni de 34B iken bugün 36C’ye yükselmiş.. ABD’nin memelerine sutyen gerektiğini düşünmüyorum, sağdırmıyor ki, o sığdırıyor hep.. Meme deyince aklıma Ahmet Altan’ın “Bir çift kadın memesine vatanı satabilirim” deyişi, pardon ideolojik özdeyişi geldi...
Yazımdan dolayı rahatsızlık verdiğim için özür dilerim... ŞEVKET ÇORBACIOĞLU TEKNOPOLİTİKALAR evesbere@mynet.com

14 Şubat 2010 Pazar

OYNAMAZDAN LİDER OLMAK...

GALATASARAY OYNAMAZDAN LİDER OLDU
Duymuşsunuzdur; Galatasaray Ankaraspor’u 3- 0 gibi farklı skorla geçerek lider oldu: Galatasaray haftalar sonra ilk kez bir maçı farklı kazandı. Evet, Aslan ligin ilk yarının 8 maçında kükreyerek girdiği lige, haftalar, pardon aylar sonra tekrar kükreyerek müthiş dönüş yaptı. Sahada müthiş bir Galatasaray vardı. Rijkaard’ın göreceli takım düzeninde bu sefer Arda gerçek yerinde, santrforda da oynatması gereken oyuncuları oynatarak harika bir Galatasaray yaratmıştı. Baros’un ve Jo’nun takıma dönüşü, Elano’nun uyumu, De Santos’un müthiş performansı ve Arda’nın etkileyici çalımları ve futbolu ile(virtüöz diyorlar) takımı yönetmesi ve de federasyonun 3 gol atmasıyla hanesine 3 puan yazdırarak liderliği de yakaladı.. Murat Hacıoğlu Kayseri Galatasaray maçını böylesi bir sitemle anlatmaya başlamıştı; bende o’na öykünerek benzer girişte bulundum... Sevgili Galatasaraylılar kusura bakmasın. Burada anlatılmak istenen, Galatasaray futbolundan çok, genelde futbolumuzun pek de alkışlanacak durumda olmadığıdır.. “Ankaraspor maçı oynanmadı ki, neden oynanmış gibi yazıyorsun” diyebilirsiniz..Amacım skoru aylar önce belli olan bir maçı yazan ilk kişi olmaktır. Bana göre skoru belli olan bir maçı yazmanın sakıncalı olduğunu düşünmüyorum. Sakıncalı olan Ankaraspor kahramanlarının futbol oyunu üzerinde oynadıkları oyun.. “ Dalga geçmenin sırası mı? “ sorusunu soranlar hala Rijkaard’a atmaya devam ediyorlar; Rijkard’ın “Galatasaray'ın eski futbolcusu Yalçın rakibine sert giriyor ve bundan gurur duyuyor. Bu utanç verici bir durum. Tamamen Antalyasporlu futbolcunun bu yaptığından dolayı bu durumdayız. Yalçın'ın olayını duydum ve doğru olduğunu düşünüyorum” sözlerini baz alarak.. Aslında doğruluk payı yok değil, gerçekten “Oyuncularını uyarmalıydın, takım kurgunu yapmalıydın..” vs, vs”lerini sıralayarak Rijkaard’a saldıranlar kısmen haklı çıktı, fakat tüm bunları yapmaksızın da bu hafta FB sayesinde lider çıktı. Aslında, Galatasaray lider olmazdan önce eleştirenler, lider olduktan sonra kim bilir neler-neler söyleyecekler? Neler-neler söylemişlerdi o bilinen kimlikler: Ercan Saatçi, Kayseri ve Antalya maçları sonrası Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil ile söyleşi yapıyor: Saatçi soruyor; “Rijkaard, emin olmadan Antalyasporlu Yalçın’ın Jo’yu bilerek sakatladığını söyledi. Bir teknik adamın böyle konuşması doğru mu?” Uğur Dündar: Televizyondaki spor programlarında açıkça görüldü ki, Rijkaard’ın Yalçın’ı hedef tahtasına oturttuğu pozisyonda bu futbolcu yok! O halde deneyimli teknik adam bu hatayı nasıl yaptı? Birincisi gözlerinde bir bozukluk vardır, sorun optik müdahale ile çözümlenir. İkinci ve daha vahimi ise Rijkaard’ın pozisyon okumada bir algılama sorunu olduğu ihtimali!.. Teknik direktörler sertlikten, kasti hareketlerden yakınabilirler, ama bu gerçekle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bir oyuncuyu, isim vererek taraftara hedef gösteremez... Rijkaard, Yalçın’dan özür dilemelidir. Yılmaz Özdil: Allah’tan hükümet üyesi değil Rijkaard... Yoksa çıkıp “Balyoz Darbe Planı’nı Antalyasporlu Yalçın Ayhan hazırladı” diyebilirdi! Bu yanıtlardaki üslup hiç de hoş değildi..Özellikle Özdil’in dediklerine katılmamış, sitemle harmanlayarak katıla-katıla gülmüştüm..Ayni Özdil’in, oynamazdan lider olan Galatasaray için şimdi söyleyeceklerine değil de, durumuna katıla-katıla şimdiden gülüyorum.. Olmuyor beyler sizler kamuya mal olmuş kimlikleriniz, bir grubun sevinçlerine kendinizi endekslemeniz doğru değil..O alandaki ciddi duruşunuzu örseliyorsunuz..Alaya aldığınız takımın taraftarları gerçek özgörevinizde sizleri alkışlarken(büyük çoğunluğu) neler duyumsadıkların hiç düşündünüz mü? Kolay-kolay direkt eleştiride bulunmayan Ridvan da farklı bir şekilde Galatasaray üzerine gitmişti. Neymiş, Kayseri maçından sonraki oyunu göstermiş ki Galatasaray lig ikincisi bile olamazmış. İyi de Diyarbakır karşısındaki Fener ligi kaçıncı bitirir? Bu takım için nedense kuşbakışı kahinliğin göstermedi.. Peki; “Futbol Federasyonu'nda bugün Haluk Ulusoy gitmiş, yerine Mahmut Özgener gelmiş hiç farketmez..” diyerek; Bu hakemler gitmedikten, hele-hele ''Tescilli Galatasaraylı'' Ahmet Güvener, Futbol Federasyonu'ndan gitmedikten sonra Koray Gencerler Diyarbakır maçında penaltıları vermemiş, Mehmet Topuz'u haksız yere oyundan atmış, diğer maçlarda Emre'ye ''Sağa baktın'' diye sarı, ''Sola baktın'' diye kırmızı kart gösterilmiş, Bilica'ya, Lugano'ya ''Uyduruk'' cezalar verilmiş, en küçük bir küfürün dahi edilmediği Saraçoğlu hababam kapatılmış, Galatasaray'ın ve Beşiktaş'ın maçlarını yöneten hakemler ''Çifte standart'' uygulamış, gerçekten farketmez...Futbolun ''Ergenekon'unun'' patlayacağı güne kadar ya sabır..Ulusoy-Gillere selam, Fener’i doğramaya devam..” suçlamalarını sıralayan futbol yorumcusuna ne demeli..
Bir de buna bilinen kulüp başkanlarının Galatasaray’a saldırmalarını ekleyin; anlayın Galatasaray’ın nasıl sarmalandığını. Haldün Üstünel’in şu açıklamalarına hak veriyorum: "G.Saray aleyhinde açıklama yapan başkanlar kervanına Antalya ve Kayseri’den sonra F.Bahçe Kulübü Başkanı'nın da katılması ve O'na eşlik eden medyadaki yandaşları hezeyanla yüklü yazı ve konuşmaları aslında G.Saray'ın ne kadar doğru yolda olduğunun göstergesidir. G.Saray olarak rakiplerimizin icraatlarına hep saygılı olduk... Açıkçası biz bu duruşu sergilerken, rakiplerimizden de aynı saygıyı bekliyoruz...” Eğer biri çıkıp, Federasyon, hakemler ve üç büyük kulüp başkanına verip veriştirirken “Bizim başka güçlerimiz var! Bunu kullanırız.. Önceki yıllarda Fener maçında İstanbul’da birisi bizimle uğraştı. Aleni haksızlık yaptı. Allaha şükür onun düdüğünü, formasını duvara astırdık. Bu çirkinlikler devam ederse, formasını ve düdüğünü duvara astıracağımız çok adam çıkar...” deme cesaretini göstermesi karşısında bir futbol yorumcusu; “Bu açıklamalar açık bir tehdit. Kişi güçleri olduğunu söylüyor. İki şık güç var. Ya siyasi güç ya da mafya yönünden güç...” diyebilmesi, futbolumuzun nereye taşındığını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir..
Böylesi ortam, aşağıdaki saha içi konuşmaları kaçınılmaz kılar: Yalçın: Jo'nun işini bitirdik, artık rahat oynarız. (Necati'ye söylüyor.) Caner: Sen ne diyorsun? Nasıl böyle bir şey yaparsın? Yalçın: Konuşma, seni de sakatlarım! GS'li futbolcular: Necati, Yalçın'a bir şey söyleyin ayıp ediyor. Necati: Tamam, merak etmeyin. Yalçın sen de oyununu oyna.
Necati kupa maçında futbolcuları değil, Rijkaard’ı sakatladı, hem de her iki yan bağlarını(kanatlarını) parçalayarak. İnşallah Rijkaard erken düzelir, aksi taktirde işimiz zor. Zor çünkü; oynamayarak ele geçirdiğimiz liderliği, BJK maçında kaybeder isek, inanın o birileri bizleri tefe koyar.. Haydi Aslan kükre artık ve bu işi bitir..Bak ne diyor, kendine bakmayıp Galatasaray’ı analiz eden Meslektaşım Nihat Özdemir, “Aman dikkat Galatasaray’dan beter oluruz!!” “Oldunuz da...” demek yakışmaz bana..Ne Galatasaray, ne Fener asla beter olmaz
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@mynet.com

13 Şubat 2010 Cumartesi

"SEVGİLİLER GÜNÜ"NÜ SAMİMİYETİNİ SORGULAMAK

Sevgisizliğin alabildiğine yoğunlaştığı bu günlerde, "sevgililer günü”nü kutlarken ne kadar samimi olduğumuzu hiç sorguladık mı?

Sevgiyi bulgulamazdan,
Günler bulguladılar;
Anneler Günü,
Babalar Günü,
Öğretmenler günü,
Sevgiler günü,
diye...
Bu günlerde kaç kişi sevgiyle tanıştı?
Annesini, Babasını ve Öğretmenini aklına getirerek?!

Sevgi, Anne ve Babanı sevmektir, Öğretmeni ve de sevgiliyi..Sevgi Doğayı, doğanı; dağı, taşı, suyu, havayı, güneşi yağmuru, karı, sağanağı, baharı, çiçeği, yaprağı, ağacı ve tüm ormanı, mevsimleri, başörtülüsü, başörtüsüzü, inananı, inanmayanı, sağcısını, solcusunu, sarısını, arısını, siyahini, beyazını, Ayı’yı, Arı’yı, börtü böcek bedeni can ile dolu tüm canlıyı sevmektir...

Üç güzel sesi sıraladılar;
Su sesi,
Para sesi,
Karı sesi
diyerek
sevgiliyi aşağıladılar;
tüm değerleri paraya ve sevgisizliğe bağlayarak...

Yüreği sevgi dolu olanlar sevgisini evrene aktardığında, sevginin evrenselliği bulgulanır..
Acaba yüreğimizdeki sevginin doluluk oranı nedir? Yüreğindeki sevginin doluluk oranı yeterli ise, yani yüreğin sadece sevgi ile doluysa, o’nu, sadece şubat ayı için değil, tüm aylar-zamanlar için kullanmalısın..
Tüm bunlardan yoksun sevgisizler, asla sevgiliyi sevemezler ve de kendilerini 14 Şubat’la kurtaramazlar..
Sevgililer günü değil, sanki bir sevgisizlik günü yaşadığımız..Sevgiden yoksun sevgili ile yaşadığımız sevgilisizliktir; bencil çıkarlarımıza yapıştırdığımız duyguların adı...
Ey sevgili;
Yüreğimde mahkum ettiğim sevgiyi, özgürlüğe ve sana kavuşturmak adına bana yardım ettiğin için teşekkür ediyorum..
Sevgililer günümüz kutlu olsun, her gün herkes için öyle olsun..

http://blog.milliyet.com.tr/Sevgililer_gununde_sevginin_ask_yoksullugu/Blog/?BlogNo=162201

Şunları yazmışım 2009 şubatının 13’ünde:

SEVGİNİN AŞK YOKSULUĞU
Duyguların en güzeli Aşk!
Sevginin,
sevgiliye yüreklerde açtığı
duygu evreninin zengin kapısı.

Aşk’ı rutin yaşamın
duygu biçimlemesi,
Yoksul aşk’ı,
Zengin aşk’ı
diye, sınıflandırdık,

Adını “Sevgililer günü” koyduk
Pırlanta takılarla,
aşkın gülünü soldurduk,
aşkı öldürdük.

Her iki aşktan birini
Bir Avroya uçağa bindirdik,
uyuttuk,
aşkı düşürdük.

Kapadokya’da balonla aşkı uçurduk,
Varoştaki, Köydeki,
Sokaktaki aşkın
Kutsal zenginliğini unuttuk.

Gül bahçelerini yolduk,
Aşk yoluna koyulduk,
kapısından kovulduk,
yolunda yorulduk.

Ferhat ile Şirin’e, Aslı ile Kerem’e, Leyla İle Mecnun’a, Tahir ile Zühre’ye
doyduk,
Nâzım ile Piraye’ye
Aşkı çok gördük.

Sevgi nerde,
sevgili nerede?
sevgi mi sanallaşan,
yoksa sevgili mi?

Sevgidir sanallaşan;
değerleri paraya yüklercesine
internet’e yükledik
tüm sevgileri,


sevgili aşksız kaldı.
Doğa aldandı,
doğan aldattı, sevgi hüzünlendi,
aşklar yarım kaldı..

Chat portal,
sanal sevgi yatakta.
Çat kapı,
Gerçek sevgili sokakta.

Sev seni,
sevsinler seni.
Kendini sevmeyeni sevgili ne yapsın;
biliyor ki, kendini sevmeyen kendisini de sevmeyecek..

Sevgili aşkına
Klavyenin tuşlarını dövdük,
Zannettik ki sevgi ördük,
ihaneti gördük..

Sevgili sevgin var mı?
Sevgi sevgilin var mı?
Ne sevgi, ne sevgili;
Aşklar sevgisiz, aşklar sevgilisiz.

Sevgi sevgiliden,
Sevgili sevgiden yoksun.
Aşkın hiçbir yerinde
yoksun.

Shakespear,''Aşk, gözle değil ruhla görür.'' derken,
biz gözümüz ile görmüşüz,
ruhumuzu öteleyerek,
sanal aşklar örmüşüz.
Güvercin kanadından
indirdik,
kırılgan ve narin
sevgiyi e-posta’ya bindirdik.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com

SEVGİLİ Mİ YOKSUL AŞK MI?

SEVGİLİ(SİZLİK)LER GÜNÜ

Sevgiyi bulgulamazdan,
Günler bulguladılar;
Anneler Günü,
Babalar Günü,
Öğretmenler günü,
Sevgiler günü,
diye...
Bu günlerde kaç kişi sevgiyle tanıştı?
Annesini, Babasını ve Öğretmenini aklına getirerek?!

Sevgi, Anne ve Babanı sevmektir, Öğretmeni ve de sevgiliyi..Sevgi Doğayı, doğanı; dağı, taşı, suyu, havayı, güneşi yağmuru, karı, sağanağı, baharı, çiçeği, yaprağı, ağacı ve tüm ormanı, mevsimleri, başörtülüsü, başörtüsüzü, inananı, inanmayanı, sağcısını, solcusunu, sarısını, arısını, siyahini, beyazını, Ayı’yı, Arı’yı, börtü böcek bedeni can ile dolu tüm canlıyı sevmektir...

Üç güzel sesi sıraladılar;
Su sesi,
Para sesi,
Karı sesi
diyerek
sevgiliyi aşağıladılar;
tüm değerleri paraya ve sevgisizliğe bağlayarak...

Yüreği sevgi dolu olanlar sevgisini evrene aktardığında, sevginin evrenselliği bulgulanır..
Acaba yüreğimizdeki sevginin doluluk oranı nedir? Yüreğindeki sevginin doluluk oranı yeterli ise, yani yüreğin sadece sevgi ile doluysa, o’nu, sadece şubat ayı için değil, tüm aylar-zamanlar için kullanmalısın..
Tüm bunlardan yoksun sevgisizler, asla sevgiliyi sevemezler ve de kendilerini 14 Şubat’la kurtaramazlar..
Sevgililer günü değil, sanki bir sevgisizlik günü yaşadığımız..Sevgiden yoksun sevgili ile yaşadığımız sevgilisizliktir; bencil çıkarlarımıza yapıştırdığımız duyguların adı...
Ey sevgili;
Yüreğimde mahkum ettiğim sevgiyi, özgürlüğe ve sana kavuşturmak adına bana yardım ettiğin için teşekkür ediyorum..
Sevgililer günümüz kutlu olsun, her gün herkes için öyle olsun..

http://blog.milliyet.com.tr/Sevgililer_gununde_sevginin_ask_yoksullugu/Blog/?BlogNo=162201

Şunları yazmışım 2009 şubatının 13’ünde:

SEVGİNİN AŞK YOKSULUĞU
Duyguların en güzeli Aşk!
Sevginin,
sevgiliye yüreklerde açtığı
duygu evreninin zengin kapısı.

Aşk’ı rutin yaşamın
duygu biçimlemesi,
Yoksul aşk’ı,
Zengin aşk’ı
diye, sınıflandırdık,

Adını “Sevgililer günü” koyduk
Pırlanta takılarla,
aşkın gülünü soldurduk,
aşkı öldürdük.

Her iki aşktan birini
Bir Avroya uçağa bindirdik,
uyuttuk,
aşkı düşürdük.

Kapadokya’da balonla aşkı uçurduk,
Varoştaki, Köydeki,
Sokaktaki aşkın
Kutsal zenginliğini unuttuk.

Gül bahçelerini yolduk,
Aşk yoluna koyulduk,
kapısından kovulduk,
yolunda yorulduk.

Ferhat ile Şirin’e, Aslı ile Kerem’e, Leyla İle Mecnun’a, Tahir ile Zühre’ye
doyduk,
Nâzım ile Piraye’ye
Aşkı çok gördük.

Sevgi nerde,
sevgili nerede?
sevgi mi sanallaşan,
yoksa sevgili mi?

Sevgidir sanallaşan;
değerleri paraya yüklercesine
internet’e yükledik
tüm sevgileri,


sevgili aşksız kaldı.
Doğa aldandı,
doğan aldattı, sevgi hüzünlendi,
aşklar yarım kaldı..

Chat portal,
sanal sevgi yatakta.
Çat kapı,
Gerçek sevgili sokakta.

Sev seni,
sevsinler seni.
Kendini sevmeyeni sevgili ne yapsın;
biliyor ki, kendini sevmeyen kendisini de sevmeyecek..

Sevgili aşkına
Klavyenin tuşlarını dövdük,
Zannettik ki sevgi ördük,
ihaneti gördük..

Sevgili sevgin var mı?
Sevgi sevgilin var mı?
Ne sevgi, ne sevgili;
Aşklar sevgisiz, aşklar sevgilisiz.

Sevgi sevgiliden,
Sevgili sevgiden yoksun.
Aşkın hiçbir yerinde
yoksun.

Shakespear,''Aşk, gözle değil ruhla görür.'' derken,
biz gözümüz ile görmüşüz,
ruhumuzu öteleyerek,
sanal aşklar örmüşüz.
Güvercin kanadından
indirdik,
kırılgan ve narin
sevgiyi e-posta’ya bindirdik.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com

10 Şubat 2010 Çarşamba

ASLAN'A ATEŞ ETTİLER

GALATASARAY’A ANTALYA’DAN ATEŞ AÇILDI...

Galatasaray Antalyaspor maçına kalede Aykut ile çıktı. Üç maçta üç kaleci, demek ki Aslanın kalede sıkıntısı var..Servet yine yok..Rijkaard takımı disipline etmedeki katı kurallarını belli ki işletmeye başlamış..Sahaya; 4-2-3-1 sistemiyle takım kurgusundaki göreceliliğini koruyor..Rijkaard Arda’ yı santrfor yapmadaki ısrarını sürdürüyor..
Antalya 3 eski Aslan; Orhan Ak, Necati Ateş ve Yalçın Ayhan ile sahada. Üçü de hırs küpü..
Galatasaray eleştirdiğimiz, fakat ilk yarının 8 haftasında harikalar yaratan takım kurgusuna benzer şekilde sahada. Bakalım, Ziraat kupasının bu çeyrek finalindeki ikinci ayağında başarılı olabilecek mi? Hırslı başladı oyuna..Dakika 2, Necati’nin Keita gibi dili döndü, bu sefer dili Galatasaray için değil kendisi için sorun yarattı; geçmiş olsun..
Antalyaspor eksik, bu nedenle Aslan oyuna daha iyi giriyor. Yalnız Aslanın santrforsuz oluşu, şoförsüz araç gibi takımı zora sokuyor, yani Antalya kademelerde Galatasaray’ı trafik polisi gibi anında durduruyor..Galatasaray7da kademe eksikliğini, düşünün Elano dolduruyor. Elano iyi, Neill her zamanki gibi güven veriyor..27. dakikada Galatasaray’ın ikinci şutu da direk tarafından müthiş bir durağanlığıyla kurtarıldı..Dakik 27, 32 Elano, Sedat Ağçay’ın darbesiyle yerde, Bünyamin Gezer’in de düdüğü ağzında; penaltı..Ömer ligimizin en profesyonel sinir bozucusu; hakeme penaltının kim tarafından atılacağını soruyor; aslında Elano’nun nereye atacağını da sorabilirdi..Ömer Üründül ile futbolcular hakemin başında, kararından vazgeçiremiyorlar..Üründül yayın anında; penaltı öncesi Galatasaraylıların faul yaptığını söylüyor maçı anlatan arkadaşa..Direk yine hamlesizliğini yaparak az daha topu kurtarıyordu, direği sıyıran top ağlarda,GS 1-0 önde..Ve ayni direk 34, 12 de tekrar tüm statikliğiyle/duratikliğiyle ortaya çıkıp topa tokadını atarak Necati’nin önüne düşürüyor; sonuç; Galatasaray bir, Antalyaspor 1..Aslan’ın işi zor. Ve Rijkaard aylar sonra sistemini değiştirip Keita’yı santrfora, Arda’yı yerine, Santos’u da sağa konuşlandırıyor..
Maçı 58. dakikada izlemeye başladım, Galatasaray’ın o özlenen atağıyla. “2-1 olurdu gol olsaydı” derken, ekranda maçın zaten 2-1 olduğun okudum. Emre Çolak’ın adını sunucudan duyunca da Santos’un oyundan alındığını fark ettim. Çolak’ın oyunda oluşuna iki kere sevindim, çünkü golü de 48’de o atmış.. Santos’un oyun soğukluğu devam ediyor. Anlaşılana lige ısınamadı, ısınıncaya kadar lig soğuyacak..
Galatasaray yari finale çıkar diye düşünürken, Neill, soldan ceza sahasına girmeye çalışan Veysel’in ayağından başarıyla öyle bir top aldı ki, yüreğim ağzıma geldi..”Bir anda her şey bitebilirdi” demezden bitti de; Necati Ateş defans hatasından 64’te maçı 2-2’ye getirdi. 85’te Caner durumu 3-2 yapsa da Galatasaray elenmekten kurtulamadı. Tam o dakikada hava toplarındaki hakimiyetini kullanmak için Servet’i oyuna aldı...“Neden Rijkaard, daha önce Servet’i oyuna almadın?” öfkesiyle bu maçın yazısına noktayı koymazdan önce şunu belirteyim. Eğer bu maç lig maçı olsaydı Galatasaray’dan inanın çoğumuz övgüyle söz edecektik, çünkü 3 puanla sahayı terk edecekti, şimdi ise boynu bükük....
Ben yine de Galatasaray’dan övgü ile söz edeceğim, çünkü bir sistemi oturtmaya çalışan Rijkaard, her ne kadar Aslan’ı karaya oturtmuş gözükse de, oyuncularının maçın son anına dek oyunu bırakmaması ve galibiyet alması, lig için beni umutlandırıyor..Aslında güzel maç oldu, ama sevinen Antalya oldu, kutlarım. Burada bir saplama yapacağım; büyük takımlardan oynayan oyuncuların, büyük takımdan gittiklerinde gösterdikleri başarı süreklilik kazanamıyor. Nedeni, bu oyuncular, özellikle Galatasaray’dan giden oyuncular takımdan koparıldıklarını düşünerek, eski takımları karşısında Aslan’dan Aslancı kesiliyorlar. Örneğin bugünkü Necati Ateş. İsterim ki, Necati ve benzerleri tüm maçlarda aynı başarıyı göstererek futbolumuza katkı versinler..
Sözün özü; Aslan, açılan Ateş yüzünden Ziraat kupasından kaçtı, korkum ligden de...

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

9 Şubat 2010 Salı

CHP KRİZ RAPORUNU ANLAMAMAK

CHP’NİN KRİZ RAPORUNU ANLAMAK
CHP’nin “Türkiye Ekonomisinin Krizi” raporuna kısa bir yorum getiren ve raporun tümüne yer veren yazımı milliyet bloga ve bazı sitelerle birlikte kendi özgün teknopolitalar bloglarıma koymuş, ayrıca 100’u aşkın email adreslere göndermiştim. Özdeki amacım; “CHP’de proje ve programı yok” diyenlerle birlikte seçmenlerin, hatta seçmeyenlerin okuması için internet aracılığıyla yaygınlaştırmaktı. Rapora tek katkım; sıradan insanların da anlayabilmesi için bazı ekonomik terimlere (kaynak kullanarak) yer vermem oldu. Yazıyla ilgili aldığım olumlu eleştirilerin fazlalığı beni mutlandırdı. En az olumlular kadar faydalı birkaç olumsuz eleştiri de aldım; yazının çok uzun olduğu ve de kes-kopyala mantığıyla alıntı boyutunda kurgulandığı ve bir anlam bütünlüğü olmadığı şeklinde.. Kriz raporunun hazırlanmasına neden ‘iktidarın ekonomik politika ve projelerinin’ teorisyeni olamayacağım gibi, üzerinde fazla düşünsellik katamayacağım disiplinim dışında bir olgu. Yalnızca edindiğimiz bilgiler boyutunda olgunun pratisyenliği için kendini zorlayan biriyim. Anlayacağınız, ekonomi konusunda bir teoriysen kadar olmasa da, edindiğim bilgilerle kısmi pratisyen düzeyde fikri olan biriyim.. Yazıyı neden bu şekilde kurguladığımı arkadaşlara iletmeye hazırlanırken uzun bir yorum aldım, yazılarını zevkle okuduğum bir blogdaşımdan. Blogdaki yazımın altında yer alan yorumuna, http://blog.milliyet.com.tr/CHP_ye_Projesiz_diyenlere_CHP_nin_kriz_raporu/Blog/?BlogNo=227732söylemek istediklerimi içerdiği için aynen yer veriyorum: “Sağolun.. CHP'yi anlatmak ve anlamak lazım...Tüm ekonomistlerin ve Ülkesini sevenlerin okuması gereken bir yazı. Elinize sağlık çok emek vermişsiniz. Bu tür çalışmaların CHP iktidar yürüyüşüne katkı yapacağını düşünmekteyim. Altına imzamı atarım diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü o kadar emeğe saygısızlık ve kolaycılık olur. Bizler ya da AKP'den kurtulup bir CHP iktidarını getirmek isteyen her kes bu tür çalışmaları ve "Bir şey yapmıyor" dedikleri CHP'yi halka anlatmalıyız. Kurtuluş savaşı Atatürk ve bir çok isimsiz kahramanlarla kazanılmıştı. Günümüzdeki ikinci kurtuluş savaşında sizler gibi samimi ve dürüst CHP'lilere ve onların bu tür çalışmalarına çok ihtiyaç var. Tek eleştireceğim nokta çok uzun olmuş, okunmada ve daha geniş kitlelere ulaşmada sorun olabilir bu durum. Oysa bu yazının çok okunmasına ihtiyaç var Türkiye'de.. (Naçizane önerim, lütfen kusura bakmayın) Keşke iki veya üç bölüm halinde yayına verseydiniz.” Duyarlı kardeşime şu yanıtı verdim: “Sorduklarınız, anlatmak istediklerimdi, bu nedenle teşekkür ederim. Yazıyı bloga, monoblog(tek gövde) olarak koymamın nedeni; bana kitap olarak gelen Kriz Raporunu, okuyucuların istedikleri formatta internetten indirememeleriydi. Bu da dediğiniz bağlamdaki geniş kitlelere ulaşımı zorlaştırıyordu. Bir de yazıya halkın daha net anlaması için “Ek Bilgi” için bazı ekonomik terimleri alıntılayıp(M. Laroussa ve AnaBritannica) yer verdim. Bir diğer konu da; biliyorsunuz insanlarımız bölümler halindeki yazıyı pek okumadıkları için Raporu bölmek istemedim; önümüzdeki günlerde salt yorumlarımı içeren birkaç sayfalık yazıya dönüştüreceğim. Yazı alıntı ağırlıklı olduğu için okuyucuların olgunun özünü yakalamalarını zorlaştırıyor..Faydalı bir çalışma olduğu konusundaki değerlendirmenize tekrar teşekkürler.” CHP’nin kriz raporuna gelince: Birinci bölümde; Büyüme ve İstihdamdaki gelişmeler işlenmiş. Alt başlıkları:
- Türkiye ekonomisi 2000’li yıllarda gerçekten hızlıbüyümüş müdür? - GSYH büyümesi hızla düşmektedir. - GSYH’nın çeyrek dönemler itibariyle performansıTürkiye ekonomisindeki çöküşü ortaya koymaktadır. - Kriz boyunca kapasite kullanım oranlarında görülenbüyük azalma çöküşün bir başka göstergesidir. - Sanayi büyük üretim düşüşleriyle karşı karşıyadır. - Reel sektörün ekonomiye olan güveni sarsılmıştır. - Reel sektöre paralel olarak tüketicilerin ekonomiye olan güveni de kriz boyunca zayıflamıştır. - Tüketicilerin ekonomiye ilişkin güven kaybı, bu kesimin tüketim harcamalarına da yansımıştır. - Yatırım iştahında radikal bir düşüş yaşanmıştır. - Makine teçhizat yatırımlarında ciddi bir azalma söz konusudur. - Türkiye’nin ekonomik performansı dünyadan hızla ayrışmaktadır. - Türkiye en düşük büyüme performansını sergilemiştir. - Gelişmekte olan ülke grupları ile karşılaştırıldığında küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi daha net ortaya çıkmaktadır. (I) - Gelişmekte olan ülke grupları ile karşılaştırıldığında küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi daha net ortaya çıkmaktadır. (II) - İşsizlik oranında ciddi bir artış olmuştur. - İşsizlikte yeni bir platoya geçilmiştir. (I) - İşsizlikte yeni bir platoya geçilmiştir. (II) İkinci bölümde; enflasyondaki gelişmeler işlenmiş. Alt başlıkları:
- Krizin neden olduğu talep yetersizliği, Türkiye’de önemli miktarda çıktı açığına neden olmuştur. - Krizin neden olduğu talep yetersizliği, fiyatlar genel düzeyinde gerilemeye neden olmuştur.
Üçüncü bölümde; cari açık ve cari açığın finansmanı ile dış ticarete ilişkin gelişmeler işlenmiş. Alt başlıklar:
- Ekonomik daralma cari açık miktarında gerilemeye neden olmaktadır. - Büyüme modeli cari açığa neden olmaktadır. - Türkiye ekonomisinin büyümek için vermek zorunda olduğu cari açık miktarı artmaktadır. (I) - Türkiye ekonomisinin büyümek için vermek zorunda olduğu cari açık miktarı artmaktadır. (II) - Kamu kesimi yatırım-tasarruf dengesinde kısmi bir iyileşme sağlanmıştır. - Özel sektör yatırım-tasarruf dengesi bozulmuştur. - Ekonominin genel dengesindeki bozulma cari açığın bir yansımasıdır. - Doğrudan yabancı sermaye miktarında önemli bir azalışsöz konusudur. - Türkiye’den net portföy yatırımı çıkışı olmuştur. - Yurtdışı kredi kanalları tıkanmıştır. - Kaynağı bilinmeyen net girişler önemli miktarlara ulaşmıştır. - Yüksek cari açığın finanse edilmesi zorunluluğu krize kadar reel faizlerin aşağıya düşmesini engellemiştir. - Yüksek reel faizler ihtiyaçtan fazla dış finansman getirmiştir. - Yüksek dış finansman sonucunda ulusal para değer kazanmıştır. - Küresel kriz ulusal parada değer kaybına neden olmuştur. - Fazla finansmanı eritmek için Merkez Bankası’nın yaptığı döviz alım miktarları önemli ölçüde azalmış görünmektedir. - Fazla finansmanın bir yansıması olan Merkez Bankası döviz rezervlerindeki artış durmuş görünmektedir. - Döviz rezervlerinin mevcut seviyesi yetersiz kalmaktadır. - Küresel kriz yurtiçi yerleşiklerin döviz tevdiat hesaplarında erimeye neden olmuştur. - Küresel krizle birlikte yurtdışı yerleşiklerin dibs portföyünde önemli azalmalar kaydedilmiştir. (I) - Küresel krizle birlikte yurtdışı yerleşiklerin dibs portföyünde önemli azalmalar kaydedilmiştir. (II) - Krizle beraber yabancı yatırımcıların borsadaki payında da bir gerileme kaydedilmiştir. - İhracat daralmaya başlamıştır. - İhracattaki düşüş yıllık yüzde değişim itibariyle çok daha çarpıcıdır. - İhracatta hedef küçültülmüştür. - İthalat azalmaya başlamıştır. - İthalattaki düşüş yıllık yüzde değişim itibariyle çok daha çarpıcıdır. Dördüncü bölümde; kamu maliyesi ve borç gelişmeleri işlenmiş. Alt başlıkları: - Kamu kesimi dengeleri bozulmaya başlamıştır. - Bütçe harcamalarında 2009 yılında büyük artış beklenmektedir. - Merkezi yönetim bütçesinde önceki yılın aynı dönemine göre ciddi bir bozulma söz konusudur. (I) - Merkezi yönetim bütçesinde önceki yılın aynı dönemine göre ciddi bir bozulma söz konusudur. (II) - Merkezi yönetim bütçesinde önceki yılın aynı dönemine göre ciddi bir bozulma söz konusudur. (III) - Faiz dışı fazlanın faiz dışı açığa dönmesi beklenmektedir. - Bozulan mali dengeler kamu borçlanma gereğini arttırmıştır. - Hazine nakit dengesi önemli ölçüde bozulmuştur. - Piyasa iç borç çevirme oranı ciddi biçimde artmıştır. - Kamu borç stoklarının milli gelire oranı artış eğilimine girmiştir. (I) - Kamu borç stoklarının milli gelire oranı artış eğilimine girmiştir. (II) - Kamu borç stoklarının milli gelire oranı artış eğilimine girmiştir. (III) - Maastricht Kriteri: % 60 Kamunun iç borcunun vadesi çok kısadır. - Kamunun dış borçlanmasında vade kısalmaktadır. - Kamunun dış borçlanmasının maliyeti artmaktadır. - Küresel kriz yurtdışı kaynaklara ulaşımı zorlaştırmıştır. - Özel sektörün dış krediye erişim olanaklarındaki kırılma çok belirgindir. - Dış kaynağa erişim olanakları hem bankacılık hem de reel sektör açısından sınırlanmış görünmektedir.
- Önümüzdeki dönem ülkemizi yüklü dış borç ödemesi beklemektedir. - Reel sektörün dönem boyunca artan dış borç stoku, sektörü ciddi bir kur riskiyle karşı karşıya bırakmıştır. - Kredi kartı ve tüketici kredisi borcunu ödemeyen kişi sayısı hızla artmaktadır. - Kredi dönüşlerinde yaşanan sorunlar kredilerin takibe dönüşüm oranını arttırmıştır. - Bankalar kredi kullandırma konusunda daha ihtiyatlı bir tutum içine girmişlerdir. - Mevduatlar Hazine’nin finansmanına yönelmeye başlamıştır. - Dönem boyunca hızla yükselen hane halkı borçluluğunda krediye erişim olanaklarının sınırlanmasının etkisi hissedilmektedir.
İşin uzmanları diyor ki; “Rapor hazırlamak sıradan bir olay değil, projesi olmayan, projeden anlamayanlar rapor hazırlayamaz, çünkü rapor; projeyi öncesi ve sonrası ile resmeden çalışmadır ve projelerin işleviyle birlikte ruhunu yansıtır, dolayısıyla hazırlayanların yeterlilik boyutundaki birikimlerini de.. Raporlar incelendikleri konuyu, iyice aydınlattıktan, kesin bir kanıya vardıktan sonra kamuya sunulur. Çünkü rapor, örgütsel işleyişin vazgeçilmez araçlarından biridir. Yaşamın her alanından, örgütün tüm birimlerinden hareketin merkezine akacak raporlar, hareketin alanlara ve mücadeleye müdahalesinin can damarlarından birini oluşturur.” CHP uygulanan projenin; toplumun yararlanması ve eleştirisi için bir rapor hazırlamış. Bu rapor bir araştırmanın ürünüdür ve problemlere çözüm getirmeye yöneliktir. Planlı ve sistemli çalışılmış. Özdeki amaç; varılan sonucu başkalarına duyurmak ve bilgi birikimi sağlayarak denetlenebilirliği sağlamaktır. Açıklık ve sadeliğiyle bilimseldir; okuyucuyu kesin sıkmamaktadır. İlgi uyandıran tablolar içermesi olgunun ne denli bilimsel bir disiplinle hazırlandığının göstergesidir. Doğruluk boyutu tarafsız duruşla güçlendirilmiş. En önemlisi doğruları asla yadsımamış bir duruşa sahip rapor.. Masal değil gerçekler anlatılmış bu raporla, çünkü konuya hakimler. Biliyorlar ki topluma hesap vermek zorundalar ve bu nedenle muhasebesini plan ve program dahilinde yapmışlar. Bu nedenle rapor somut verilerle dopdolu bir içerik olarak karşımıza çıkmış.. Bu elbetteki CHP’nin ekonomi politikaları projesi değildir; “Türkiye Ekonomisinin Krizi” raporundan, seçenek politikalar beklenemez. CHP, raporun giriş bölümünde her ne kadar önceliği hasar tespitine ayırdığını, seçenekler üstünde sonradan durulacağını belirtse de; bu raporun, CHP’nin seçenek ekonomik politikalarına kaynak, hasar saptaması olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten; CHP’nin uzmanlarına hazırlattığı bu çalışma, benim için yeterli ve doyurucu bir çalışma. Eksiği yok mu/ Elbetteki her doğrunun içindeki yanlış kadar... Örneğin; üçüncü bölümde; cari açık ve cari açığın finansmanı ile dış ticarete ilişkin gelişmeler işlenmiş ve ‘Doğrudan yabancı sermaye miktarında önemli bir azalış söz konusudur.’ Vargısına ulaşılmış.
Bu saptama için; şunu söyleyenler var: “....Büyümede dış kaynağa, özellikle sıcak para hareketlerine bağımlılığa karşı duruşunu netleştirmedikçe, CHP, AKP’den farkını yeterince koyamayacak, teşhisini ve tedavisini doğru ifade edemeyecektir. CHP, sıcak paraya, hatta ancak özelleştirmelere ve el değiştirmelere gelen doğrudan yabancı sermayeye karşı tavrını net olarak ortaya koymalı, sıcak paranın yıkıcı etkisine karşı Tobin vergisi konusunda fikrini net olarak beyan etmeli, günün koşullarında IMF ile nasıl bir ilişki içinde olunması gerektiğini de açıkça ifade etmelidir...”
Bu bağlamda eleştiri getirenlere; Yatırım fonlarını ve doğrudan yabancı sermaye, sıcak para olgularını işleyen “Yatıran F-onlar” başlıklı yazımı okumalarını öneririm; özellikle Çin olgusunu: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=93968 Geç kalmadım mı bu konuyu işlemekte? Hayır geç kalmadım, aksine bile-bile geciktirdim; ilgi duyanlara ve duyması gerekenlere bir kez daha anımsatmak için... Evet, yıllardır “CHP’nin ne programı ne de projesi var” diyenlere, CHP’nin hazırlamış olduğu ‘Ekonomik Kriz Rapor’ doğrultusunda yanıt vermenin gerekliğine inananlardanım. Öncelikle; “CHP’nin Projesi, programı yok” diyenler, girin CHP sitesine; bırakın hazırladığı yüzlerce raporları; görün projelerini...
Genelde CHP’yi eleştiren sayın Derya Sazak bile raporla ilgili şunları yazmış: “.....CHP yükselişe geçti. Son anketler bu eğilimin devam ettiğinin sinyalini veriyor. CHP’nin bu aşamada küresel ekonomik krizin Türkiye üzerindeki etkilerini tartışmaya açması çok önemlidir. Başbakan Erdoğan’ın “Teğet geçecek” dediği kriz, 2009 sonunda olanca ağırlığıyla hissedilmeye başlamıştır..... CHP’nin “Türkiye Ekonomisinin Krizi” raporunda hızlı ve sürdürülebilir büyüme ile sosyal kalkınmayı hedefleyen “yeni bir ekonomik model” yaratmaya yönelik politikalardan söz ediliyor. CHP, bunu başarırsa, 2010’da erken seçim gözüken Türkiye’nin ağırlaşan siyasi ve ekonomik şartları iktidara gelme şansını artırır.” Mahatma Ghandi’nin şu özlüsöz dizimine yer vermek istiyorum: Söylediklerinize dikkat edin; Düşüncelere dönüşür... Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür... Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...
“Ek Bilgi”
GSYH*: Gayri Safi Yurtiçi Hasılat; bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde, üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi olarak değeri...GSMH: Gayri Safi Milli Hasılat; bir ülke vatandaşlarının veri bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin, belli bir para birimi karşılığındaki değerinin toplamı..
Ex- ante*: Önceden-uygulama öncesi-beklenilen değer.Reel Sektör*: Ekonomide, paradan faiz geliri ile para kazanmayıp, üretim yaparak para kazanan sektör..
Reel Kesim Güven Endeksi*: Reel kesime yönelik , modele ve duruma göre/konjonktürel gelişmelerdeki genel eğilimi ortaya çıkarmak ve ekonomik karar birimlerine gerekli olan gelecek beklentilerine ilişkin bilgi sunmaktır.
Cari Açık*: Ülkenin cari /geçerli işlemlerinde borçlarının toplamının, alacaklarının toplamını aşması halinde oluşan ödemeler bilanço su açığı..Kamu Kesimi Yatırım-Tasarruf Dengesi*: Cari işlemler açığının ardındaki neden ekonominin toplam yatırımlardan daha az tasarruf etmesidir, yani yeni yatırımlar yapmak içir kenara para koyamama, parayı yatırım aracına vererek yeni para yaratılıp yeni yatırımlara yönlendirilmemektedir; buna "Tasarruf açığı" denir ve bu olgu cari işlemler açığına eşittir. Yurtiçindeki toplam tasarruf açığı yurtdışındaki tasarrufların ithali yoluyla finanse edilerek, kamu kesimi yatırım-tasarruf dengesi sağlanmaktadır. Bu süreç 2000’ler sonrasında Özel sektör içinde işlemeye başlamıştır.Portföy Yatırım*: Yatırımcıların faiz veya kâr payı sağlamak amacıyla bono, tahvil, hisse senedi gibi kıymetli evrakları toplamalarıdır. Devlet tahvillerinin alımı portföy yatırımlarına bir örnektir.
Likidite*: Ekonomik varlığın, para gibi hemen değişimde kullanabilme özelliğine sahip olması..Likiditesi en yüksek varlık paradır.
Net hata noksan kalemi*: Bir yere yazılamayan döviz hareketleri.
Reel Faiz*: Enflasyondan arındırılmış faiz.Reel Kur Endeksi*: Bu endeks bize ülkemizde gercekleşen enflasyon ve devalüasyon sonrası karşılaştırıldığı yabancı para birimine göre değerini verir.Özü, paranın enflasyon ile kaybettiği değerinin devalüasyon ile kura yansıtılarak eşlenmesinden geçmektedir. Bir diğer anlatımla paranın iç değeri düşüyorsa dıştaki değeri de düşmelidir. 100'u baz alırsak -Türkiye’de reel kur'da baz olarak 1994 Aralık ayı esas alınmaktadır-, enflasyonun para birimimizin devalüasyonundan büyük olduğu noktalarda paramız fazladan daha değerli hale gelmekte ve endeks 100'un üstüne çıkmaktadır; böyle durumlarda paramız görece değerli olduğundan ithalat yapmak kazançlıdır-dolar karşılığı daha ucuza alırız-. 100'un altına indiğinde ise dolar görece değerli olduğundan ihracat yapmak faydalıdır , ancak ihracat hacmi artı değer yaratacak kadar çok olmayan durumlarda zorunlu olarak yapılan ithalat -örneğin ülkemiz için petrol ürünleri- enflasyona yol açabilir ve enflasyon da devalüasyona neden olup bir döngü-olayın birkaç defa yaşanması- yaratabilir. haziran 02 için us dolar karşısında reel kur endeksimiz 116.9, Euro için 150.7'dir.
Dezenflasyon*: Fiyatların artış hızını, yani enflasyonu azaltmak.
Döviz Tevdiat: Aslı mevduatın çoğuludur ve belli bir süre sonra geri alınmak üzere bankaya faizle yatırılan para anlamındadır/yatırga. Döviz olarak yatırılırsa, al sana doviz tevdiat..
DİBS Portfoyü*: Devlet İç Borçlanma Senedi Portföyü.DİBS: Devletin, cari yıl bütçe kanununa dayanarak bütçe açıklarının finansmanı amacıyla çıkardığı borçlanma senetlerinin genel adi.Portföy: Sahip olunan varlıkların yatırım sonucu oluşturduğu toplam değer.
Kote*:Borsa, hisse senetlerinin ticaretinin yapıldığı piyasa.
Faiz Dışı Fazla*: Faiz giderleri ve faiz dışı giderlerden oluşan bütçenin giderleri, gelirlerinden büyükse bütçe açığını ortaya çıkarır. İşte bu noktada bütçe gelirleri faiz dışı giderlerden büyükse o zaman faiz dışı fazla olgusu karşımıza çıkar. Genellikle bütçenin denk olması istenir, fakat, gelirleri giderlere yetmediği için denklik olmaz ve ülkenin bütçesi açık verir, o noktada ülkenin bütçesinin faiz dışı fazla vermesi gerekir. Eğer ki; ülkenin gelirlerinin faiz dışı giderlerinden fazla olmasını istiyorsan ve gelir fazlasını faiz giderlerinin ödenmesinde kullanmak istiyorsan... Bazen faiz giderlerini karşılamak için borçlanmaya gidilir ve bu sıkıntı yaratır. Daha doğrusu, ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerini karşılayamıyorsa, yani bir ülke geçmişte aldığı borçların faizlerini ödemek için bile borçlanıyorsa, gün gelir o ülke borçlarını ödeyemez. Ardından ülkenin kamu yönetimine borç vereni kalmaz.
Maastricht Kriterleri*: Avrupa Birliği ülkeleri ve adayları için ekonomik performans kriterleridir :1. Ülkenin enflasyon oranı, o yılın en düşük enflasyon oranına sahip uç ülke ortalamasının en fazla 1,5 puan üzerinde olabilir.2. Kamu harcamaları, bütçe açığının %3'unu geçemez.3. Toplam konsolide borç miktarı, hasılanın %60'ini geçemez.4. Uzun donem faiz oranları, en düşük üç ülke ortalamasının en fazla 1,5 puan üzerinde olabilir.5. Ülke, son iki yılda devalüasyon yapmamış olmalıdır.
Eurobond*:Türkiye Cumhuriyeti devleti hazinesinin yurtdışına ihraç ettiği yabancı paralar cinsinden tahviller.
Hane Halkı Borç*: Kredi kartı, taksitli satışlarla ailelerin yaptığı borçlanmalar..Tobin vergisi: Ülke üretkenliğine katkısı olmayan, fakat belirsizliklerin yoğun olduğu durumlarda riskleri ve kırılganlıkları arttırıp yeri geldiğinde ekonomileri krize sürükleyen son darbeyi vuran, çok kısa vadeli sermaye hareketlerini azaltmak için önerilmiş bir döviz işlemleri vergisi.Bir başka deyişle; Amerikalı Nobel ödüllü iktisatçı James Tobin’in 1971 yılında, spekülatif amaçlı kısa vadeli sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi yoluyla, piyasa hassasiyetlerinin azaltılabileceğini ve döviz spekülasyonlarının önemli ölçüde azaltılabileceğini ileri sürdüğü vergi türü...
ŞEVKET ÇORBACIOĞLUTEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMUevesbere@mynet.comGSM: 0506 609 00 32Tel. 0312 431 96 88