29 Temmuz 2010 Perşembe

GALATASARAY DEĞİL KOŞMAK YÜRÜYEMİYOR

Galatasaray Rijkaard ile neden koşamıyor?

Aslında yazının başlığı, “GS Rijkaard ile nereye koşuyor?” olmalıydı , çünkü Galtasaray Rijkaard ile değil koşmak yürüyemiyor..İşini özü Rijkaard ile yürümüyor, çünkü oyuncular yürüyerek oynuyor..
Bu sözler Hıncal ağabeyin sözleri değil, benim sözlerim..Hıncal bey için-en çok da ben- “Hınca hınçlı Hıncal” “GS düşmanı Hıncal..” vs,vs, yakıştırmalarda bulunduk..Doğrudur Hıncal beyin abartılı GS eleştirileri, fakat bir doğru da var ki, o da; Hıncal ağabeyin ancak % 51 haklı olduğu; hala % 49 haksız..Gönlüm istiyor ki, % 70 haksız olsun ve GS şampiyon olsun:))
Galatasaray sahaya nasıl çıktığından çok, “GS sahaya böyle nasıl çıkar?”’ın yanıtını aramalı..
Bunun için oyun kurgusundan söz etmek anlamsız, çünkü ortada oyun kurgusu falan yok, bilemediğimiz bir kurgu var ki, o’nu da ligin ilk on maçında göreceğiz, örneğin, Rijkaard mı, Adnanlar mı, Haldün Üstünel mi haklı…..
Galatasaray OFK Beograd maçı ile UEFA serüvenine başlayamadı, çünkü Cevat Prekazi’nin takımı Galatasaray’ı eledi..Bırak canım ikinci maçı, o maç en fazla 1-1 olur, o da Beograd’a yeter..İkinci Tromso kazası..Gerçi o kaza sonrası ligde şampiyon oldu, olur a bu yıl..Ölme eşeğim Rijkaard bitecek..
Galatasaray iyi değildi de, FB ve BJK çok mu iyi idi. Hayir! Yalnız şu bir gerçek ki FB ve BJK daha avantajlı,,nedeni onların Volkan ve Hakan’ı var, senin Aykut’un…Eğer, Volkan ve Hakan o kurtarışları yapmasa idi, UEFA’dan külliyen yok olacaktık..Geriye Bursa ve Trabzon kalıyor ki, onlardan da umutlu değilim..
Oynadığımız takımlar, Avrupa takımları, her ne kadar ülkeleri parçalansa da, futbolları parçalanmamış..
En azında bir Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan, Afganistan(Orda takım var mı), yani Asya takımları değil, Avrupa takımları,..O’na göre önlem almamız gerekmiyor mu?
Galatasaray OFK Beograd maçını izledim, bir ara 2-0 öne geçti Arda, fakat takımda Arda’dan başka oynayan olmadığı için, son dakikaların takımı Beograd beni korkutmaya başladı ve korktuğum da başıma geldi; sonuç: 2-2

Galatasaray’ın oyuncularını şöyle bir gözümün önüne getirdim ve gördüklerimi aşağıya aktardım:
Hakan Balta; dünyanın en efendi oyuncularından, fakat kusura bakmasın, son maçlarda tam bir Balta..
Ayhan Akman; tam bir profesyönel ve de bugünü dek GS’ya gelenlerden en faydalısı. Bu yıl yine gerekecek bir oyuncu..
Servet Çetin; bu yıl daha dikkatli ve faydalı olacağına inandığım topçu..
Arda Turan; tek başına bir takım..Korkum Adnan Polat’ın ekonomik duruşu nedeniyle bu yıl gitmesi..
Sabri Sarialioğlu; iyi topçu, faydalı, tek eksiği, maç içinde bir kanat oyuncusu iyi hareket ettiğinde, ben daha iyisini yaparım diyerek, taklide girmesi..Örneğin Pino’yu sol kanatta taklit etmeye kalkması..
Mehmet Batdal, kesin Aptal değil; bence Galatasaray’ın ilerisi için en faydalı Hakan Şükür’ü…Örneğin nerede duracağını bilen, topu ve oyuncuyu izleyen bir yetenek..Eğer, bugün o gol pozisyonlarına girebiliyorsa, iş var demektir..Düşünün onlar gol olsa, ben Hıncal ağabey’e benzemez, Rijkaard’ı ve oyuncuları göklere çıkarırdım. Batdal Hakan Şükür’den de iyi olacak, çünkü Hakan ilk zamanlarında Batdal’ın pozisyonlarına girmeye cesaret bile edemiyordu..Korkum, Rijkaard’ın takımda doğraması..
Juan Pablo Pino; kesin fino değil, aksine futbol kumaşı olan topçu. Futbol kumaşı İngiliz kumaşı gibi olmasa da, GS üstüne yakışır..Geçen yılın Santos’un bir gömlek üstü, ama pilav üstü döner değil, çünkü zamana gereksinimi var..Eğer, Galatasaray’da tutturursa, BJK’nin Ricardo Quaresma'’sından çok daha faydalı olur..
Lörik Cana, tipik bir torik ve tombak arası bir şey..Bilirsiniz Torik balığın küçüğüne tombak derler..Bence damak tadı vereceğinden eminim..
Barış Özbek; hala futbolla ve futbol yeteneği ile barışık değil..Olsa da olur, olmasa da olur..Tıpkı Berkant gibi..
Aykut Çetin; zaman-zaman az iyi bir kaleci, çok-çok iyi değil..Servet Çetin’in boyu onda olsa, acaba bir şey değişir miydi? Ufuk Ceylan ise hiç ceylan gibi değil..Kaleci sorun fazlasıyla yaşanıyor..
Aykut’un Beograd maçındaki kafa golünde zamanlama hatası müthişti..
Serdar Özkan; bence Galatasaray’da faydalı olur, eğer ki ceza sahasındaki bencilliğini Galatasaray’da bırakır ise-ki bırakmış gördüm- Bir de Rijkaard tabi ki..
Emre Çolak; geçen yazımda dedğimi gibi bir an önce Arda olma tutkusundan vazgeçer ise, geleceğin Şifosudur..
Mustafa Sarp, her an takımdan kesilirim korkusuyla kendisini zorlamayıp, hata yapmayacak ve GS’ya çok faydalı olacak..
Lucas Neill; Galatasaray’ın Popescusu olmasa da, en faydalısı; tek kelimeyle en faydalısı..
Hayrry Kewell; Galatasaray’ın bu yılkı en faydalı transferi. Nasıl mı? Maç başına anlaştığı için, çünkü o ücret Kewell’i oynamaya tetikleyecektir..
Milan Baros; Eveeet, GS’in en başarılı, en de gizemli sorunlusu, çünkü ücretini Galatasaray “2’ye çıkarmaz ise, 2 maç oynatamaz..Resmen ücretinin 2 milyon dolara çıkarılmasını istiyor..Haklı da, kimler 3-4 alıyor, Baroos niye almasın ki?

Geçen yılın UEFA şampiyonu Galatasaray, bu yıl UEFA’yi Beograd’a bırakmadı, İstanbul’da bıraktı..Elveda UEFA ..
Yalan değil, doğru; geçen yılın UEFA şampiyonu Galatasaray..A.Madrid’i elimizden hakem almasa idi, biz A.Madrid’ten daha kolay alırdık ikinci kez UEFA kupasını..
‘İnşallah yanılırım’

Gelelim transferlere;
BJK Avrupa’da ses getiriyor, yaptığı transferlerle, Ricardo Quaresma, Gutti vd..Avrupa’da ses getiren bir olay daha var ki, o da Barcelano dahil dünya devi takımların iflasın eşiğine gelmesi..Nedeni, transferlerde takımların aşırı yüklenmesi..
Bu nedenle Galatasaray’ı transfer politikalarındaki duruşuyla doğru buluyorum, eğri bulduğum düzelmeyen Rijkaard’ın duruşu(az da olsa hala umutluyum)..FB’de Avrupa’daki devasa takımlarını durumunu dikkate alarak transferde akılcı duruş sergiliyor..Aziz bey nede olsa paranın acımasızlığın yakinen bilen kişi..
Gutti, tam çeyrek asır Real’de oynamış, q7 de ülkesinin ulusal takımına girememiş oyuncu..Müthiş paralar verildi..gördük bugün q7, ikinci yarı gördüğüm Pino kadar başarılı değildi..

Aman dikkat; her an alacaklılar çıkabilir..


Galatasaray bu yıl beni geçen yıldan fazla üzmeyecek, çünkü Rijkaard geçen yılkı kadar beni umutlandırmıyor, bu yıl..

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM

evesbere@mynet.com

26 Temmuz 2010 Pazartesi

ANKARA BETON CANGILI VE PAPAZIN BAĞI

“İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite hayatım yıllar önce Ankara’da geçti. O nedenle iyi bildiğim bir kentti. Ancak yıllar sonra Ankara’ya gelirken, uçağım Esenboğa üzerinde alçalmaya başladığında gördüğüm Ankara karşısında çok şaşırdım ve yanlışlıkla başka bir kente geldiğimi düşündüm. Ankara’nın değişimine ve güzelleşmesine inanamadım.” diyen ve TMMOB-İMO eski bir çalışanı olan ve İnşaat Mühendisleri Odası’nda çalışırken aniden ayrılış öyküsünü de bildiğim Sinan Çetin’in bu değerlendirmesi nedeniyle “Ankara Papazın Bağı” yazımı tekrar etmek istedim:
Ülkemizin yaklaşık 3500 nefes alma odağının (Sit) içinde çevre duyarlıları ve duyarsızlarını en fazla düşündürmesi gerekeni; Ankara Beton cangılında otantik doğasal Kimliğini koruyabilmiş olan “Papazın Bağı”dır.Çünkü bazı duyarsız kesim, ülkemiz tarihi ve doğal sit alanlarını yapılaşmaya açmaya çalışırken, doğa dostu çevre duyarlısı “Kuloğlu” ailesi, Ankara’nın göbeğindeki “Papazın Bağı” diye anılan 13 bin m2’lik tapulu alanlarını 1994’de ‘Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na baş vurarak 1. dereceden korumaya alınmasını sağlayıp doğal sit unvanı ile ekolojik zaferlerini taçlandırdılar.
Asırlık çam, çınar, dut, Ankara armudu, Ankara ayvası,üvez, ceviz ve muşmula ağaçları, kedisi, köpeği, horozu, tavuğu ve ördeği yanında zengin biyolojik çeşitliği korunmuş olan ‘Papazın Bağı’, Ankara’nın ortasında doğanın muhteşem yürekli ve erdemli bir örneği olarak varlığını koruyor....
Ankara Beton Cangılı dedim. Evet doğru, Ankara adeta beton ormanına, dönüştürüldü... Özellikle son yıllarda; beton ormanını besleyen TOKİ yapıları ve katlı kavşaklarıyla; Papazın Bağı ve Başkentimizin benzeri alanları ikinci kuşatmaları yaşıyor. Papazın Bağı’nda çam, çınar, ceviz ve dut ağaçları Kuşatılmışlığa kafa tutarcasına dimdik korkusuzca ayaktalar. Üstelik, beton kuşatılmışlığından kaçan Ankara sakinlerine de soluklanmaları için 40 yıldır konukseverliğin erdemli örneklerini sunuyor.
Girişte sizi horoz, ördek sesleri, kuş cıvıltıları ve içinden geçen minik dere şırıltısı karşılıyor.Doğa zenginliğinin otantizme dönüşmüş bu seslerdeki armoni bir bütünsellik içinde insanı büyülüyor. Müzik yayını başta olmak üzere Mekanik ve yapay hiçbir ses yok. Kentin ses kirliliğini Papaz’ın bağı adeta yutuyor... Doğayı solumak, kısa da olsa dinlenmek için “Kuloğlu” ailesinin, gerçekten Ankara’lılara muhteşem bir armağanı...
Papaz’ın Bağı için yazılı basında çeşitli duyultular (rivayetler) yer aldı. Çoğu da birbirleriyle çeliştiği için “Kuloğlu” ailesini dinlemenin doğru olacağını düşündüm.
Kimilerine göre; bağlık alan; Cumhuriyet’in ilk ikizleri olmaları
Nedeniyle, Necati-Hayati Kuloğlu ikizlere Atatürk tarafından hediye edilmiş. Kimilerine göre de bağ alanını Baba Ahmet Efendi değerlendirmek için ülkeyi terke hazırlanan Ermeni ailesinden satın almış..
Papaz’ın Bağını işletenlerden biri olan Ahmet Efendinin torunu Abdullah Kuloğlu anlatıyor: “Cumhuriyetin ilk yılları... Dedem tiftik ticareti ile uğraşıyor. Hayati, Necati, Hasan, Hikmet ve Türkan adlarında 5 çocuk sahibi.. Necati ile Hayati ikiz. Ayırt edilmeyecek derecede benziyorlar. Uzun yıllar aynı kıyafetlerle Anakara’lıların hep dikkatini çekmişler..1936 yılında dedem; göç eden azınlıkların terk ettiği bu alanı devletten açık artırmayla alıyor. Almasının temel nedeni Atatürk’ü çok sevmesi ve ona yakın olmayı düşünmesi... O zamanlar insanlar buraya tilki ve kurt avına gelirlermiş.. Dedem de ava meraklı. Sürekli av için gelirmiş buralara. Ailedeki doğa sevgisi dedemden kaldı bizlere. Bu nedenle de ava düşkünüz.. Gideriz sürekli. Kuloğlu Ailesi bundandır ki ‘Avcılar’ diye de anılır. Belli bir zaman sonra bağ bozumu için yazları geçici olarak yerleşilir buraya... Aslında aile Hacettepe’de oturmakta ve Hamamönünde tiftik ticareti yapmaktadır. Savaş nedeniyle işleri bozulur. Bağlık alana haciz gelir. Dostlarının yardımıyla bağlık alanı kurtarır.
Yoksulluk süreci başlar ve zorunlu olarak yerleşilir buraya...”
‘Papazın Bağı’ adı nerden geliyor? sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Anlatacaklarım aynı zamanda bu alanın işletmeye nasıl açıldığının kısa bir öyküsü olacaktır. Biz torunlarınca işletilen bu alan; yakın zamanda 100 yaşında kaybettiğimiz Babaannem, yani Ahmet Efendi’nin karısı
Şaziye tarafından bir rastlantı sonucu işletme sürecine sokuldu...”
Abdullah Kuloğlu’nun anlattığına göre; Bağ içindeki çeşme-ki duruyor- çamaşır yıkama yeri olarak kullanılırmış. Yanında açık bir ateş, üzerinde sürekli çamaşırın kaynatıldığı büyük bir kazan bulunurmuş.Bir süre kaynatılmış çamaşır çeşmede tokaçlanarak kirinden arındırılmaya çalışılırmış. Açık ateşin bir yerinde gözleme yapılır, bir yerinde de Semaver kaynatılır ve çamaşır yorgunluğu gözleme ve çay keyfiyle çıkarılmaya çalışılırmış. Bundan tam 40 yıl önce, bu doğa büyüsüne kapılıp bağı gezmek isteyen ODTÜ öğrencisi, çamaşır yıkayan
Şaziye hanımla karşılaşır. Şaziye hanım çocuğa çay ve gözleme ikram eder. Gözleme ve çayı çok seven öğrenci, parasını ödemek koşuluyla yine ister. Şaziye hanım parayı kabul etmeyerek tekrar ikramda
bulunur. Öğrenci Şaziye hanımın konukseverliğinden çok etkilenmiştir.Erdemli bir konukseverlik, gözleme-çay ve doğanın muhteşem zenginliği... Etkilenmemek olası mı?.. Öğrenci; “arkadaş grubumla haftaya tekrar gelmeyi düşlüyorum. Yalnız ikramlarınız karşılığında para alırsanız..!” koşuluyla Şaziye hanıma teşekkür eder...
Bir hafta sonra Şaziye hanım öğrencilere gözleme ve çay ziyafeti çeker. Öğrenciler zorda olsa parayı kabul ettirirler... Yoksulluk var ya para iyi gelir. Öğrenciler ziyaretleri tekrar edince masa ve sandalye atarlar bahçeye... Gören halk da gelmeye başlar... Derken bahçe/bağ işletmeye açılır. Müşteriler de akın etmeye...
Papazın Bağı adının nereden geldiğiyle ilgili soruya verilen farklı duyultulara inanılmaması gerektiğini vurgulayan Abdullah Kuloğlu’nun “Aslı; Kırk Konaklar’da bahçe işletenlerin müşterilere söyledikleri ‘Oraya gitmeyin, orayı papaz işletiyor!...’ yalanından kaynaklandı..” yanıtı inandırıcı geldi bana..
Belli ki Amaç; halk arasında bu savı yaygınlaştırarak Kuloğlu ailesine kaptırdıkları müşterileri tekrar kazanmak...Yine de Kuloğlu Bahçe İşletmesinin adının “Papazın Bağı” olarak Anılmasının önüne geçilememiş.
Burada bitmiyor anlatılanlar:
Ankara yoğun yapılaşma sürecine girince “Papazın Bağı”na talipliler artıyor. Yapsatçı müteahhitler ve benzer kent rantçıları sürekli Kuloğlu ailesini ısrarlarıyla rahatsız etmeye başlamışlar. Tehdit edenler de olmuş... Eski Kavaklıdere Şarap Fabrikasına konuşlandırılan Shareton Otel’in yabancı ortakları, inşa öncesi fizibilite raporlarında
otel için en uygun yerin “Papaz’ın Bağı” olduğuna yer vermişler. Bu alan için ısrar edilmesine karşın Kuloğlu Ailesi buna izin vermemiş... Israrlar karşısında bunalan Kuloğlu Ailesi çözümü 1994 yılında kendi istekleriyle
“Papazın Bağı"nı 1. derecede koruma alanı (Doğal SİT)
ilan ettirmekte bulmuşlar...
Kuloğlu Ailesi çevre duyarlılığının, çevre duyarsızları karşısındaki bu zaferi, kutlanması gereken evrensel bir olaydır... Ankara’lılar; böylesi otantik zengin doğasallığı kazandırdığı için Kuloğlu Ailesine karşı
kendilerini borçlu hissetmelidirler...
Günümüz Ankara’sında yaşanan katlı kavşak mantığıyla beslenen kent saldırganlığı; otantik doğayı, yani Doğal Sit Alanları ile birlikte Arkeolojik, Kentsel ve Tarihi Sit Alanlarını yok etme sürecine soktu. Çıkın Ankara kalesi burçlarına, görün Ankara’nın rant yüzünü.Özellikle Kentsel Dönüşüm Proje savlarıyla oluşturulan yeni siyasi ve ekonomik rant alanları fiziki görüntüleriyle karşınıza çıkacaktır…
Doğal biyolojik yaşamdan soyut yapay göllerin olduğu devasa parklar oluşturularak göl çevresinin arazilerinin değeri artırıldı. Yapılan sitelerle nereden geldiği, nasıl ortaya çıktığı belirsiz kimlikler, yani türedi inşa zenginleri ve arsa spekülatörleri ve yanlış kent içi ulaşım politikalarıyla, ulaşım kaosu ve katlı kavşak zenginleri yaratıldı. Kent girişlerindeki Siyasi Sit Alanı diye tanımladığım gecekondular yıkılarak TOKİ/Devlet aracılığıyla yeni Siyasi ve ekonomik rant alanları yaşama geçirildi…Dinden geçinenler, yoksuldan da geçinmek için kömürlü, bulgurlu ve çadırlı yaklaşımlarıyla yoksulların yoksulluğunu korumaya alarak gecekonduları ve varoşları yeni bir Siyasi Sit Alanına dönüştürdüler…


ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
0312 431 96 88
0506 609 00 32

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Galatasaray Fb maçları monotonlaştı

GALATASARAY FB’Yİ EN SON NE ZAMAN YENDİ?

Dahası, Galatasaray’ın FB’yi yendiği tarihi anımsayanınız var mı?
Bir Galatasaray’lı olarak M.S olduğunu biliyorum, fakat kesin tarihini anımsamıyorum..

Kendisini GS galibiyetlerine endekslemiş olan FB’ yi cimbom nedendir bilinmez yenemiyor. Acaba diyorum; GS da FB yenilgilerine mi endekslendi?:))
Yöneticisinden, futbolcusuna, çalıştırıcısından, çalıştırmayanına ve de masörüne dek herkes FB maçı olduğunda bir beceriksizlik moduna giriyor; taraftarları da komaya…
FB’nin GS hobisi, GS’in FB fobisine dönüştü..
Fener’in zehirlendiği, bittiği tüm zamanlarda GS FB’nin panzehiri olarak yetiştiriliyor.Doğrusu; FB komaya girse GS serum olup diriltiyor FB’yi..Hasta FB için reçete yazan doktor, en başta GS ilacı yazacak neredeyse..
Değil 10 kişi, 1 kaleci, 1 forvet çıksın FB sahaya, kesin GS’yi yener demeye başladım artık..
Bu monotonluk, dünya derbisi olan, GS-FB maçındaki coşkuyu ve heyecanı öldürüyor..
GS için, FB derbi maçı, derdi oldu adeta..
Bu dertten kurtulmayacaksa bir önerim var:
GS UEFA aracılığıyla TFF’ye başvurup GS-FB derbilerini kaldırtsın..
Bu dostluk maçı gösterdik ki, GS lige “-6” puanla lige başlıyor..
Seyreyleyin FB yandaş yazarları; FB bırakın ligimizde, Avrupa liginde de şampiyon ilan eder ve dün gizli-gizli küfrettikleri Kocaman’a, kocaman-kocaman laflarla göklere çıkaracaklar, bu maç sonrası..

Mehmet Batdal bana gelecek adına umut verdi. Kesin H.Şükür’ü aratmayacaktır..Serdar Özkan eğer hatalarından kendini arındırırsa faydalı olur..Cana, Bilica ile çok kavga eder..Sabri ve Arda kesin Avrupa’yi ister bir isteksizlik içindeler..Servet; korku dağları sardığı için çok faydalı olacak..Emre Çolak bir an önce Arda olmak istediği için başarısızlığını sürdürecek..Kalecilerin alayı güven vermiyor..Pino’yu seyretmedim..Yeni gelecek oyuncu konusunda umutlu değilim..Adnanların, doğrusu sayın Polat’ın bu yıl işi daha zor..
En önemlisi, bu yıl Rijkaard, eğer önceki hatalarından kendisini arındırmaz ise, Hıncal Uluç’u geçen yıla oranla çok-çok daha mutlu edecektir..
Galatasaray şampiyonluğu için bir şey diyemem ama, bu Galatasaray bir gün FB’yi öyle dövecek(kalesini canım), öyle dövecek ki, feryadı Ümit burnundan duyulacak..
Benimkisi de umut işte..

izmirli97
Merhaba
Kim ne derse desin bu iki takım dosttur. Yoksa fener her tökezlediğinde Cimbom koşar kaldırır mı. Saygı ve selamlar...
ŞEVKET:Aynen öyle hocam..Bir şey dikkatimi çekiyor; Sayın Aziz ve Adnan sanki önümüzdeki sezon bir takım kurguları sezinlemiş gibi birbirlerine yaklaşmaya başladılar..Eeee, her ne kadar birileri Fener ve Cimbomlu ise de, futbolun zirvesindekiler siyah beyaz kokuyor..Selam ve sağlıkla..
23.07.2010 17:42:45
yasar tekdemir
önemsiz olmanın önemi...
Uluslararası iktisatta önemsiz olmanın önemi diye bir yaklaşım vardır. Büyük ülke ile ticaret yapan küçük ülke daha kazançlıdır.
ŞEVKET: Bravooo..Yazdığın sitede adım silindiği için yorum yapamadım. Ordaki yazınla her şeyi benden iyi anlatmışssınız, bu da o beyin tadının tuzu biberi olmuş. Selamlar 22.07.2010 21:15:55
Yasar Tekdemir 22 Temmuz, 16:43
Haklısınız. Dünkü maçın ilk 45 dakikasını izleyebildim. Aykut tam kadro çıktı Rijkaard ise yeni oyuncuları sahaya sürdü. Ben genel olarak memnumdum. Hayırlısı diyelim.





Şevket Çorbacioğlu 22 Temmuz, 17:57
Rijkaard'ın tüm sıkıntısı, hangi maç olursa olsun, oyuncuları test ediyor; amaç, yeni bir oyuncu kazandırmak, fakat taratar bunu algılıyamıyor ve kazan kaldırıyor, bu da takıma zarar veriyor....Yazılarımının bazılarında ' FB için, ligimiz ve Avrupa'dan çok Galatasaray önemli olduğunu, bu da Galatasaray'ın devasa takım olduğunu göstermektedir' şeklindeki yaklaşımımım oluyor. İşte bu maçlarda beni doğruluyor. Bu nedenle 'bırakalım garipleri, GS galibiyetleri ile sevinsinler' demek istiyorum, fakat bu işin biraz dozu kaçtı..Adamların dostluk umurunda değil. Baksana Alex"Ne dostluğu" diyerek tetikled arakadaşlarını. Galatasaray hep bu sinir bozucu olaylara gelmeyi alışkanlık haline getirdi..Ben yine de GS'dan bu yıl, geçen yıla oranla umutluyum, çünkü Rijkaard önceki hatalarından kendini soyutlayacaktır.Aksi taktirde soluğu hiçbir yerde alamaz..Selamlar..
Yasar Tekdemir 22 Temmuz, 18:02
Mesele sanırım Rijkaard olaya bizim baktığımız yerden bakmıyor. Ki haklı. Bizler de biraz fenerlileştik zira kötü iyiyi çekiyor. İnsanların derdi yenilmek falan değil, dert geçmişin hesabını ödemek zorunda kalmak: Dalga geçilmek. Çok değil daha 2 ay önce fener ve fenerli madara oldu. Aslında madara oldu derken ben de aynı hataya düşüyorum. Kimsenin kimseyle dalga geçme hakkı yok. Bir itirafta bulunmak zorundayım. GS A.Madrid'e elendikten sonra gözümü fb-Lille maçına çevirdim. Fener de 1-0 öne geçti. Yattık ama yatakta cep telefonundan skor takip ediyorum. Ne zaman Lille attı o anda rahatladım. Normalde 7-8 sene önce fenerin ne yaptığıyla ilgilenmezdim. Ama dediğim gibi fenerlileştik...

Selamlar ve saygılar



Şevket Çorbacioğlu 22 Temmuz, 18:29
Şunu belirtmek isterim-ki bu FB'nin en büyük sorunu-FB Galatasaray'a konsantre olduğu kadar, futbola konsantre olsa GS'in Avrupa başarılarını kısmen de olsa yakalayabilir, fakat yöneticilerin bazı fanatik olanları FB kadar büyük düşünemiyorlar ve bazı oyunculara "sahada tüm oyunlarınızı gösterin ve GS'yi yenin" diye yönlendiriyorlar, çünkü onun için GS'yi yenmek tüm başarılara bedel. İşte bu duruş GS'in ne denli büyük takım olduğunu ve de FB'nin de ne denli küçüldüğünün göstergesi oluyor..İnan bu nedenle GS-FB maçından sonra ciddi bir şey yazamıyorsunuz..Eğer birileri GS ve FB'deki bu yaşanaların önünün alır ve iki takımı barıştırırsa, sadece takımlar değil futbolumuz da kazanır..Selamlar..
Yasar Tekdemir 22 Temmuz, 22:58
Bu konuda haklısınız, ama bu ülkede küçük olsun benim olsun anlayışı hep hakim oldu. Fb camiasını gerçekten anlamak mümkün değil. Bu onların beyinlerine hastalık gibi kazınmış sanki. Yıl içinde bir sürü yanlışa akıllıca tepki verebilen bir camia, takım gidip gs'yi yendi mi kendinden geçiyor. Aziz Yıldırım biraz da bunu bildiği için fazlasını gerekli görmüyor. Bu küçük olsun benim olsunun bir başka örneği Cavcav ve Gençlerbirliği'dir. Siyasette ise hemen bütün parti liderleri benim olsun diyor ama en bariz örneği Baykal ve chp'sidir. Şu anda kimse açıkca itiraf edemese de, insanların içlerinden iyi ki şu kaset skandalı olmuş diyor.

Neyse konudan saptık sanırım biraz.

Selamlar

ERGİN
Bu sene ligimiz hangi takıma kurgulu. =))

ŞEVKET: Bu sene ligimiz(alglıyamayanlar için); doların yeşilini, İslamı'ın yeşili ile harmayanlayıp yeşil sahalara inenler tarafından kendilerine kurgulanıyor..Merdinli kendi-kendine gülene ne derler?..Şu kadarını söyliyeyim, eğer FB, GS'ya konsantre olduğu kadar futbola konsantre olsa idi, geçtiğimiz yılın kurgusunu yaşama geçirir ve de şampiyon olurdu..Bu da gösteriyor ki, GS öylesi büyük takım ki, FB'yi amacından uzaklaştırabiliyor, çünkü FB yaşamını GS galibiyetlerine endekslemişler...Doğa kanunun, küçükler yaşamını büyüklere endeksler hep..::::)))))
22.07.2010 16:40:44

Burcu Esmersoy,

Derbideki olayları izleyicilere aktaran Burcu Esmersoy, milli futbolcunun kendisine küfür ettiğini iddia etti.
Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ı 1-0 mağlup ettiği maç sonrasında futbolcularla taraftarlar arasında çıkan kavga gündeme damgasını vurdu. Çıkan olayları izleyicilere aktaran NTVspor spikeri Burcu Esmersoy, haber yayınlandıktan sonra bir sosyal paylaşım sitesinde "Arda Turan arayip bize küfür etti ama olsun, biz onu zaten biliyoruz" şeklinde bir ileti yazarak, kendisini takip edenlerle bu gelişmeyi paylaştı.
ŞEVKET:Kusura bakmayın da(pardon bakabilirsiniz), bakışlarınız gösteriyor ki, Arda'nın değil de, sizin psıkolojik tedaviye gereksinimiz var..Hiç mi çekinmediniz iki de bir deli demeye..Belli ki, Arda üzerinden şöhret arayışındasınız..

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

ORDUMUZ KARADENİZİN GÜZEL KENTİ ORDU DEĞİL, ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİN KORUYAN ASKERİN GENEL ADIDIR

ORDUYU TUTUKLAMAKTIR BUNUN ADI..

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, oybirliğiyle; emekli Org. Fırtına, emekli Ora. Örnek, emekli Org. Doğan, 6. Kolordu Komutanı Nejat Bek, Korg. Olcan, Kora. Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Kora. Mehmet Otuzbiroğlu’nun da aralarında bulunduğu ve halen görevli(Arapça muvazzaf diyorlar) 25 paşa olmak üzere 102 komutan hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar vermiş…

Bunun adı tutuklamadır.. Orduyu tutuklamaktır....Hemen darbe akla gelmesin, ama Orduda tık yok..Ülkemin tümüyle Çömeldiğinin farkında mıyız?
Bunun bir diğer adı; Darbelerden nemalanmaktır. Daha açık anlatımla; Halkoylaması’nda darbeler üzerinden “Evet”i yakamaya çalışmaktır ve bu toplu tutuklama kararı ile; bir türlü e-muhtıra vermeyen Orduyu resmen e-muhtıra’ya zorlamaktır..

Bu gelişmeler karşısında; sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Recep beye “e-Muhtırayı veren komutan hakkında siz ne yaptınız? Altına kurşun geçirmez, zırhlı araç aldınız. Bu mudur sizin darbelerle mücadeleniz?” demekte ne kadar haklı olduğu gün gibi ortaya çıkmaktadır..” demekle ne kadar haklı olduğunu bu insanlarımız ne zaman algılayacak?

Beyler; bazı beyler ordu ile fazla oynamaya başladı..Ordu; mevsimlik Güneydoğu fındık işçileri ile gündeme gelen sahil kentimiz Ordu değil, ülkemizi koruyan askerin genel adıdır..
Yazılarımızda sürekli vurgularız; her seçim döneminde Ergenekon sanallığı dozunu artırmaktadır diye..
Bilinen yandaş basın ve köşelerine konuşlandırılmış sınırsız ve kuralsız demokrasi avcıları12 Eylül halkoylaması yaklaştığı bugünlerde işaretini verdi ve ardından saldırılar başladı..
Başbuğ Paşa’nın oğlunun PKK militanı ile yana-yana resmi yayınlanması bu saldırıların işaret fişeği idi. Bekleyin ardı-arkası kesilmeyecektir..Daha neler-neler vardır dağarcıklarında..
Halkı kendi oyuyla oyuna getirmektir bunun adı..Galiba bu sefer toslayacaklar gibi..Ağlamanın erdemini bozmaları bundan olsa gerek. Çünkü, insan iki şekilde duygusunu boşaltır; birincisi, üzüntüden, ikincisi sevinçten, üçüncüsü korkudan..Bunlarınkinin hangi kategoriye girdiğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Tutuklanan kişilerin çocuklarının ağlamasını bir oyun(Fr. Mizansen diyorlar) olduğunu söyleyenler, o gün toprağa düşen şehit askerlerimiz için değil de, 30 yıldır akıllarına bile getirmedikleri Pehlivanoğlu ve Adalı için ağlama krizine girince, eleştirdik ve sonrasında bizleri tehdit ettiler..
Bunların ordu saldırıları ve böylesi tehditlerle nereye varmak istedikleri gün gibi ortadadır..
Varsın gitsin bize darbeci desinler, bizler bu sivil faşist kurguları anlatmaya devam edeceğiz..

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com

20 Temmuz 2010 Salı

Recebim-2

RECEBİM-2 AĞLADI AĞLATTI


Bir iletidir, bilgisyarda birilerin iteleyip durduğu.
İlgileneyim diyorum, ilgileniyorum ve sonuda ihalesi bana kalıyor... Bu nedenle, “Recebim-2”’yi de inşa etmek zorunda kaldım.

Sarı ineğin ölümü ve T-elif sucukları:
Yıl 1984. Özal`ın ANAP Hükümeti, ekonomiyi libere ederken, et ithalatına da izin çıkarıyor ve sarı inekle, sarı kıza büyük darbe vuruyor..
http://blog.milliyet.com.tr/Sari_inege_ne_oluyor_/Blog/?BlogNo=240711
Bazıları ayağa kalkıyor ve "bu ithalat serbestisi hayvancılığımızı öldürür" diye haykırıyor ama bu haykırışlara rağmen ithalat başlıyor..

Bir gida grubu olan T-elif Sucukları`nın muhasebe ve fabrika müdürü, futbolculuktan gelme ve aynı zamanda Erbakan`ın genç bir müridi.. Çevresinde "Laik Devlete düşmanlığı" ile tanınıp biliniyor..T-elif sucuklarının küçük bir hissedarı da..Recebim..

Bu genç adam bir gün, yanında patronu M.K ile ülkenin en büyük et ithalatçısına gidiyor.

Vadeli çek verecekler ve ithal et satın alıp, sucuk üretecekler..

Ancak ithalatçı firma, ilkeleri gereği bu genç adamın ve patronunun taleplerini geri çeviriyor.. Vadeli çekle mal verseler bile mutlaka bir banka teminat mektubu istediklerini söylüyorlar..

Aradan birkaç gün geçtikten sonra M.K, yanında Ankaralı ünlü bir müteahhit (Rizeli) de olduğu halde et ithalatı yapan firmanın yetkililerini ziyarete geliyor..

Ankara`dan gelen bu müteahhit konuk, et ithalatı yapan firmanın bağlı olduğu holdingin bir başka inşaat malzemesi şirketinin iyi bir müşterisi. Kendi çalıştığı bankalardan birinden teminat mektubu
vermeyi öneriyor.

Et ithalatçısı firma yetkilileri de T-elif Gıda lehine olmak şartıyla bu teklifi kabul ediyorlar..

Teminat mektubu ile birlikte çekler tanzim edilip ithalatçı firmaya teslim ediliyor ve Danimarka`dan gelen (İslami Kurallara uygun kesilmiş olması mümkün değil) ithal etlerin sevkiyatı da başlıyor..

Çekleri, genç muhasebeci imzalıyor..

Ve..

Günü geldiğinde çekler bir türlü ödenmiyor..

Genç muhasebeci alacaklı firmaya gidip karşılıksız çıkan çekleri yeni çeklerle değiştirmeyi, nasıl olsa banka teminat mektuplarının olduğunu söylüyor..

Talebi bir sefere mahsus olmak üzere kabul ediliyor.

Ve..

O yeni çekler de ödenmiyor..

Teminat mektubu nakde çevriliyor.. Ankara`da iş yapan Rizeli müteahhit ile T-elif Gıda`nın arasına kara kedi giriyor..

Buraya kadar her şey normal çünkü çekler karşılıksız çıksa da teminat mektubunun paraya çevrilmesi sonucu tahsil edilmiş oluyor.

Ama asıl olaylar ondan sonra gelişiyor...

Aynı firma, o büyük et ithalatçısından mal alamayınca bu kez piyasadaki başka küçük firmalara yöneliyor..

Ve bir sabah.

Tercüman Gazetesi şu başlıkla çıkıyor:

"Skandal.. Vicdansızlar! .. Eşek etinden sucuk üretip halka satıyorlar"..
Gazetede, genç muhabebecinin devasa bir fotoğrafı yer alıyor..
Tutuklanıp götürülmüş..
Birkaç geceyi nezarethanede geçiriyor. Dava açılıyor.
Sonuç:
Yanlışlıkla karışmış birkaç parça eşek eti..

İlerleyen günlerde M.K ölünce T-elif Sucukları (gizli olarak) genç muhasebecinin oluyor..

Ve Allah`ın; "Yürü ya Reter" emrini bu genç adam nasıl algılıyor bilinmez çünkü yürümektense, yürütmeye başlıyor..

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı oluyor..

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi çalışanlarına satılan bütün sucukları T-elif sucuklarından almaya başlıyor ve o satın alma halen devam ediyor..

T-elif Sucukları günümüzde kapalı devre çalışıyor..
Yani sadece İstanbul Belediyesi Büyük şehrin ihtiyaçlarını karşılıyor..

Ve elbette firma, öykü sahibi beyin üstüne kayıtlı değil....

Gazetelerin birinde Kısıksızda`da toplam çok milyon YTL
değerinde 3 adet villası olduğu ve ilk villaya oğlunun taşınacağı haberlerine gülüp geçiyorum..
Ben asıl, dürüstlüğü ve namusuyla tanınan Nazlı Hanımın (Ilıcak:)) yukarıdaki haberin yer aldığı Tercüman Gazetesi`nin o günkü bir örneğini günün birinde arşivden çıkaracağına inanıyorum..Ne müthiş pazarlık konusu değil mi?
Sucuk konusundaki benim anektodum daha ilginçi:
Sucuk vakasının başlangıcını içeren bu Anekdotuma çocukluğumuzun masal üzerinden kurgulanan masalsı söylemin kısmi uyarlamasıyla başlamak istiyorum;
Bir varmış,bir yokmuş.Allah’ın kulu çokmuş,
evvel zaman içinde kalbur saman içinde
deve tellal iken,pire berber iken,
.............................
kasap olsam sallayamam satırı
nalbant olsam nallayamam katırı
hamama girsem sorarım natırı
bilgisiz olan bilmez ahbap hatırı
dereden geldim,sandığa girdim
bir de ne göreyim,köşede bir hanım oturuyor
şöyle ettim,böyle ettim,
yüzüne baktım,hanım yerinden kalktı
çıktık birlikte yola
ne sağa baktık ne sola
gide-gide Kaf dağının arkasına geldik ki
ne ileri gidilir ne geri,
sana bir masal söyleyeyim gel beri.....
Evet, gel beri, fakat masal değil gerçektir söyleyeceğim.
Gerçekten öyle bir noktaya gelmek üzere ki, inanın ne ileri, ne de geri adım atamayacak(lar)..
Eşimin yeğeni; bilinen kişi ile bir azınlık mensubunun sucuk imalathanesinde çalışıyorlar ve pazar günleri de futbol oynuyorlar, yıl M.S 1980'ler. Kişi aniden bırakıyor işi..Öğreniyorlar ki muhasebeye bakan erkişi, kırmış kirişi. Nedeni sucuk sevkiyatındaki kayıp sucuklar, yani yerine ulaşmayan sucuklar..Anlayacağınız işine son verilmiş..Ol kişi, o kişi ile kurguluyor yeni işi ve de siyaset ile bitiriyor elif nakışı....
Yürümek yok, yol(may)a devam..
Bir insana Allah bu kadar "Yürüt, pardon yürü kulum!" der ve olmadık şeyler yer..
Yürüt deyince aklıma sevgili Erkan Ocaklı'nın şu dizeleri geldi; tabii ki uyarlamam da geldi:
Mısırı kuruttun mu
anbarda duruttun mu
nenen çarık giyerdi
bunları unuttun mu

Suda pişmiş mısırı
yürütüp yiyeceksun
çalanın türküsünü
çalandan dinleyeceksun

Gitmişşsin Almanya'ya
Almışşsın deniz feneri
ülkendeki garibana
demeyüsün gel beri
Kalk Ozanı:Şevket Çorbacıoğlu
Recebim ağlıyor. Acaba neden?
''Bu anayasa değişikliği belki her şey değildir ama çok önemli bir şeydir. Türkiye'nin aydınlık geleceği için, daha ileri bir demokrasi ve daha adil bir hukuk sistemi için çok önemli bir adımdır'' diyor..
İyi de;
Ergenekon gibi önemli süreçte Kuddusi Okkır için, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Engin Poyraz, Doğu Perinçek ve emekli ve halen görevdeki ordu komutanları ve diğer bazı tutuklular için işletilen hukuksuzluğu, yaratmaya çalıştığı hukuk sisteminin neresine konuşlandıracak?

Hakkari'nin Çukurca ilçesinden bir mevzide gece saat 02.00 sularında roketatar ve uzun namlulu silahlarla yapılan saldırıda 6 askerin şehit olduğunu(Burada ağlamıyor), terörle mücadelede herkesin birlikte göstereceği dayanışma ile sonlanacağını, böylelikle teröristleri vatandaşlarımızdan ayıracağını söylüyor..
İyi de;
açılım diyerek Kandil’den indirdikleri, Habur girişinde, yöre halkıyla kaynaşıp örgüt propagandası yaptıktan sonra tekrar Kandil’e çıkmalarıyla mı terör örgütünü vatandaşlardan ayıracak, onlarla kaynaşmasının önüne geçecek?..Adalet Bakan’ın bile ‘keşke geri dönmeselerdi’ dediği teröristlerin dağa dönmeleri sonrası saldırıların artış kaydetmesini halk algılayamayacak kadar mı ot ?

''Anayasa değişiklik paketinin içindeki maddelerin, CHP, MHP ve BDP'nin üst yönetimlerinin, milletvekillerinin uykularını çok ciddi şekilde kaçırıyor'' diyor..
İyi de;
daha dün CHP’ye şükranlarını ileten o değil mi? Şimdi, çıkmış CHP’nin uykusuzluğundan söz ediyor..
Merak etmeyin CHP sivil faşizmin kapısını aralayacak olan Anayasa değişikliğinin önüne geçmek için daha çok uykusuz kalacaktır..

Muhalefetin çirkin ve kışkırtıcı üslubuna asla tenezzül etmeyeceğiz diyor..
İnanamıyorum!!!
Gerçekten bunu o mu söylüyor, o, o,..
Değil muhalefete, sıradan halka “Ananı da al git..” diyen oooooo!!….Tepki gösteren 14 yaşındaki çocuğun ensesini morartan oooo….Tepki gösteren vatandaşı korumalara yakalatıp dövdürten ve yola attıran ooooo…Tepki gösteren bayanı korumalara yakalatıp hakaret eden oooooo!!!!!
Bafralı Hüseyin Kurumahmutoğlu'nun, 14 Mayıs 1987'de sabah namazını kılarken, başına vurulan dipçik darbesiyle Mamak Cezaevinde genç yaşında dünyaya veda ettiğini dile getiriyor ve ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın, 12 Eylülde hapisteyken, vefat eden babasının cenazesine katılamadığını..
12 Eylül askeri faşizmi, salt Sayın Günay’ı babasının cenaze törenine katılmasını engellemedi, daha neler- neler yaptı.Yaşamadığınız için bilemezsin....
İyi de; dünyanın saygın bilim adamı Prof. Dr Mehmet Haberal’ı babasının cenazesine katılmasını kim engelledi?
Kuddusi Okkır’i kim öldürttü?...
Bu olaylara neden olmak sivil faşizm değil mi?
Dahası; Ali Paşa Kurumahmutoğlu kardeşimin çok yakını ve bizim faşist dediğimiz, kendilerinin de bize komünist dediği Hüseyin Kurumahmutoğlu'nun katledilmesinde T.Özal Başbakan değil miydi? Nasıl olur da ’12 Eylül’ün izlerini sileceğiz’ derken, daha dün Özal ailesiyle 3 saat görüşülür? Erdal Eren’i “Asmayıp beslese miydik” diyen kişi ile nikah şahitliği yapar, köşke davet ettirir? Ve de çok önemli bir Bakanı, bu kişiyle Manisa’da açılışlar yapar?!

''Yıllarca 12 Eylül mağdurları solcuları istismar eden CHP, 12 Eylül ile yüzleşemese de biz yüzleşeceğiz…” derken samimi olduğunu düşünmek yurtseverliğe ihanettir. 12 Eylül faşizmi yaşanırken neredeydin? Mamak’ta mı, Bayrampaşa veya benzer zindanlarda mı?!
İyi de tüm bunlar bir yana;
Bugünlerde ters düştüğünüz, Atlantik ötesi hocanız değil mi 12 Eylül faşizminin liderine dualar eden, övgüler sıralayan?!
En önemlisi; 12 Eylül’de Devrim ve Ülkü sözcüğünü yasak edenler kimleri asmayıp besledi ve korumaya aldı?
Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu ve Erdal Eren'in idamına işaret ederek, ''Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız'' diyor, Nevzat Çelik'in,Adalı için kaleme aldığı ''Şafak Türküsü'' dizelerini ve dün aşağıladığı düşünce sahibi Pehlivanoğlu'nun idamdan önce ailesine yazdığı veda mektubunu okuyor ve ağlıyor(Burada ağlıyor..Ne kada belli siyasi rant ağlaması olduğu)..
Recebim, acaba;
Ergenekon sürecinde yaşamını yitiren Kuddusi Okkır için ve de baskı ve zulümleri onuruna yediremeyip kendini asanlar için hiç ağladı mı?

Recebimin neden ağladığını size bırakıyorum, fakat benim ağlama nedenimin; bu ikili standtlar karşısındaki öfke ve kriz olduğunu söyleyebilirim..

9 Temmuz 2010 Cuma

REFERANDUM, ARTI DEMOKRASİYİ Mİ, ANTİDEMOKRASİYİ Mİ GETİRİR?

REFERANDUM VE ARTIDEMOKRATİK-


ANTİDEMOKRATİK SÜREÇ

Referandum Artıdemokratik Süreci mi, Yoksa Antidemokratik süreci mi hızlandıracak?
Anayasa Mahkemesi ‘Anayasa Değişikliği’ ile ilgili son kararını aldı..
Bu karar; demokrasinin, insan haklarının, demokratik yapının, Laik Demokratik Cumhuriyet’in ve özgür düşüncelerin geleceği açısından bana umut vermedi..
Şunu sormak istiyorum:
“Ne şiş yansın, ne kebap” özdeyişiyle olguyu geçiştirenler, şişi de, kebabı da yakmanın kurgularını ne zaman algılayacaklar??!!
Anayasa değişikliğiyle ilgili Anayasa Mahkemesi’nin son kararı, gerçekten demokratik bir Anayasa isteyenleri değil, ideolojileri için Anayasa isteyen siyasi erki mutlandırdı..
Ne diyor siyasi erk karar sonrası?
“Mahkemenin esas denetim yapmaması gerekiyordu ama bunu yaptı. Karar kuvvetler ayrılığı ilkesine müdahaledir-Anayasa Mahkemesi değişiklik paketini kısmen ret, kısmen kabul etmiştir-Anayasa değişikliği paketi bu haliyle de reform niteliği taşımaktadır-Halkın bu karara rağmen pakete onay vereceğini düşünüyorum.”
Bu ülkenin Anayasa değişikliğine gereksinimi var, özellikle 1980 Darbeli Anayasa’nın…Bu konuda uzlaşılması gerekirken, siyasi erk duruşuyla sürekli uzlaşı arayışlarına set çekti....Daha açık anlatımla; demokrasi, insan hakları, özgür düşünce ve de Laik Demokratik Cumhuriyet’i daha da güçlendirecek değişimler öne çıkarılarak ‘Toplumsal barış ideolojisini kurumsallaştırmamız gerekirken; kendi ideolojimizi güçlendirecek bir Anayasa değişikliği sürecini işletiyoruz Bu, evrensel bağlamdaki artıdemokratik yapıyı güçlendirecek bir Anayasa değişiklik süreci değil, antidemokratik yapıyı güçlendirecek toplumsal yapı bütünde bir Anayasa Değişikliği bana göre..Böylesi bir Anayasa, evrensel anlamda barışık bir Türkiye’nin değil; ulusal değerleri çatıştıran karanlık ideolojinin kapısını aralar..
Başkanın son açıklamada dediklerini geçmezden, Anayasa’nın temel görevinin ne söylediğine geçelim:
Anayasa Mahkemesi'nin temel görevi, yasama organının kimi işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir.
Fakat, siyasi erk bu denetimden sürekli rahatsız oldu.
Bu olguyu dikkate alırsak, başkanın söylediklerini daha iyi algılayacağımız düşünüyorum..
Başkanın dediğine göre;
Anayasa değişikliği 12 Eylül’de Halk oylamasına sunulacakmış, Fransızcası Referanduma…
Bence bu referandum, randıman vermez, çünkü referandumu adeta referdanduna dönüştürecek kurgularla karşı karşıyayız..
Başkanın dediğine göre;
Paketin bütününe yönelik iptal istemiyle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren düzenlemelerin tamamının iptal talebini reddederek “Bunlar iptal edilirse erken seçim olur” savlarını rafa kaldıran mahkeme, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’ne yüksek yargıdan(Anayasa mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdari Mahkemesi üyelerini tanımlar) üye seçimine ilişkin düzenlemeleri “oybirliğiyle” iptal etti.
Mahkeme, bu iptal kararlarına imza atabilmek için, türban kararında olduğu gibi dolaylı yoldan esas denetimi yaptı. Esas denetimi yapılmasına ilişkin karar 4’e karşı 7 oyla alındı.
Siyasi erk yandaşları ; Mahkemenin Anayasa`ya aykırı bir şekilde şekil görünümü altında esas denetimi yapmasını, `Meclis`in yetkisine ortak olduğu` şeklinde değerlendiriyor..
İyi de; türban kakarındaki dolaylı yoldaki esas denetim konusunda suskun kalanlar, neden buradaki esas denetimden rahatsızlar?
Bazı akademisyenler ve anayasa hukukçuları, bu yolla yetki gaspı yapıldığını ve artık Meclis`ten geçen anayasa değişikliklerinin tamamının `değişmez maddelere aykırılık` gerekçesiyle iptal edilebileceğini vurguluyor..

İyi de sayın otoriteler; çoğunluğu elinde bulunduran siyasi erk, ‘astığım-astık, çaldığım düdük’ hukuksuzluğunun önü, nasıl bir hukuk sistemi ile alınacak. Bu konudaki hukuki payandalar güçlendirilmesi gerekirken, neden hukuk sistemi tek payanda üzerine konuşlandırmaya çalışılır..
Bu işletilen süreçle; Demokratik sürecin de işleyeceğine ve 12 Eylül’de halk kendi kararını vereceğine inanıyor musunuz?
Bu konudaki önceki yazım:
CHP’li milletvekillerinin dilekçelerinde, gizlilik ve ivedilikle görüşme yasağına aykırı davranıldığı, paketin teklif değil tasarı gibi hazırlandığı, TBMM Başkanı. M.A.Şahin’in imzasını taşıyan usule aykırı teklif metni geri çekilmeden yeni teklifin Meclis’te gündeme alınmasının anayasaya aykırı olduğu, bu nedenle paketin bütününün iptalinin gerektiği iddialarına karşın; “Davacıların bu anayasa paketinin tamamının şekil yönünden iptali konusundaki iddiaları tamamen reddedilmiştir” demek ne demek?.Siz hukukun zirvesindekiler buradaki zırvalı hukuksuzluğu nasıl olur da dikkate elmassınız?
Hukukçu değilim, elbette ki konunun detayı uzman hukukçuların işi..
Fakat;
Mahkemenin anayasa değişikliklerini esastan görüşemeyeceğini belirterek,“Aksi halde yok hükmünde sayılır-Parlamento böyle bir karara direnmelidir.” diyerek sivil faşizmi teorize edenlerden bazı olguları daha iyi algıladığımı ve Antidemokrasi değil, Artıdemokrasi yanlısı olduğumu düşünüyorum..
Ve tekrar ediyorum; bu anlamda işletilecek Referandum, ARTIDEMOKRATİK süreci değil, ANTİDEMOKRATİK süreci hızlandıracaktır..
Önceki yazılarım:
http://artvin.biz/artvin-yazilar/siyaset/404-halkoyu-ile-halki-oyuna-getirmek/
http://blog.milliyet.com.tr/Anayasa_taslagi_ile_Venedik_tacirligi/Blog/?BlogNo=237570
http://blog.milliyet.com.tr/ANAYASA_VE_DOKUNULMAZLIGIN_KALDIRILMASI/Blog/?BlogNo=235862
http://blog.milliyet.com.tr/Anayasanin_dokunulmazligini_kaldiranlar____/Blog/?BlogNo=235242

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com
GSM:0506 609 00 32

FUTBOL AHTAPOTLARIN ELİNDE

AHTAPOT YANILDI, ŞAMPİYON HOLLANDA


Güney Afrika’da devam eden ‘Dünya Futbol Şampiyonası’nda bu yıl futbolun ve futbolcuların damga vurması beklenirken, ‘Ahtapot” damgasını vurdu..
Gerçekten ilginç..İlginçliği batının batıl inançlara, yanı boş inançlara, daha doğrusu; yanlış düşünselliklere dayanan, çürük, temelsiz, aslı esası olmayan, boş ve yanıltıcı şeylere (Ar.hurafe diyorlar) inanarak esrarlı ve gizemci(Fr. Mistisizm diyorlar) duruşlar sergilemezdi.
Batıyı insanlar böyle tanır buna inanırdı, çünkü o batılı idi ve onlardan daha evrensel ve akılcı düşünürdü. Onlar diyorum, çünkü ben. İslam felsefesi ve İslam bilginleriyle yaşamı öğrenen, algılayan ve bugünkü gelişmişliğin temelini atan, sonradan da bizlere kazık atan ve hala AB diyerek yalvartan bu batının, tarihteki geçmişiyle İslam ülkelerinden daha bağnaz olduğuna inananlardanım Anlayacağınız bugünlerde yaşatılan yobazlığın ve karanlığın katmerlisi Ortaçağ Avrupa’sında vardı. Bundan olsa gerek, mayasında olan boş inançları bu dünya kupasında dışa vurdu ve ahtapot elinde gizem ötesinden bilgiler taşımaya başladı..Ruhunda bağnazlık olmasa ahtapot’un İspanya-Almanya maçı öncesi İspanya kutusundaki yeme girmesinden ve İspanya’yı işaret etmesinden Almanya etkilenmez ve maçı da vermezdi..Ben Almanya’ya değil, Mesut Özil’e üzüldüm..
Şampiyonaya katılan ülkelerin adının yazdığı yem kutuları oluşturulmuş ve ahtapot salına-salına(pardon sürüne-sürüne) bu kutuların hangisine giderse o ülkü ötekini yeniyormuş..Ahtapot, kardeşim bu, obur hayvan; beklerseniz öteki yem kutusuna da gidecektir. Peki o zaman ne diyeceklerdir..
Futbolumuzu ahtapotların sardığını biliyordum, fakat Dünya futbolunu sardığından haberim yoktu..

Ben bu ahtapotun bu sefer yanıldığını, şampiyonun Hollanda olacağına inananlardanım.. Hollanda, tüm maçlardaki oyun kurgularıyla daha sakin ve sabırlı olduğunu gösterdi. Yanı Hollanda sakin geldi finale.. İspanya ise, bir geldi, bir gitti, sonunda pir geldi..
Hollanda takım oyununa daha yatkın,. Bu nedenle bireysel yeteneklerin bencil duruşlarına gem vurabiliyor.. İspanya kısmen bunun tersi yapıda..
Hollandalı çalıştırıcılar öteden beri ulusal takımlarını deştirmedikleri mantıkla yönlendirdikleri için, oyuncular şok oyun kurgusu tehlikesi yaşamamakta ve birbirlerini tanıdıkları, oyunlarını bildikleri için kolektif futbolu sahaya İspanya’dan daha iyi yansıtmaktadırlar.. Bu Hollanda için büyük avantajdır..
Hollanda üçtür finalde..Artık varını yoğunu ortaya koyup çekirdek(pardon çekirge) en çok üç kez sıçrar, yakalanır özdeyişini gerçekleştirecektir. Evet, Dünya kupası bir sıçradı, iki sıçradı Hollanda’dan kaçtı, ama üçüncü kez kaçamayacaktır..

Benim ahtapotum iyidir..Şampiyonluk Hollanda’nın..Bir diğer deyişle Portakallar, “Orda kal!” diyerek boğaya yem olmayacaktır asla..
İspanya’nın “Portakalı soyamadım-Baş ucuma koyamadım..” türküsü ile ortalığı inleteceğini düşünüyorum..
Arjantin, İngiltere, İtalya, Fransa ve Brezilya, Almanya..Sıra ile elendiler. Adeta boy sırasına göre..Geçen dünya kupasını futbolsuzluğuyla kazan İtalya’nın elenmesi hak ettiği gecikmiş tokattı..Bu bir zamanların şampiyonlarının elenmesinin temelinde, ülkelerin bireysel yetenekleri takımların önüne çıkararak takım oyunlarından vazgeçmeleri yatmaktadır..Bu starları gördük, bir şey yapamadılar. Örneğin Messi, Ronaldo vb…
Bu dünya kupasında üç şey öne çıktı;
Birincisi, futbolsuzluk..
İkincisi, futbolsuzluk..
Üçüncüsü, futbolsuzluk..

Hakemler de bu üç olguyu beslediler..

Ben maçları kesik-kesik izledim, çünkü futbol kesik-kesik oynanıyordu ve tat vermiyordu..Aslında beğeni ile izleseydim, tüm maçları yazmayı düşünmüştüm..Olmadı.
İşin doğrusu, doğru ve de dürüst seyretmedim maçları, nedeni Türkiye’min olmaması değildi, futbolun olmaması idi..
Her Dünya şampiyonası bir yıldız oyuncu yaratmıştır. Dikkat edin son dünya kupalarında bir Pele, Rossi, Maradona, Cruff, Neskens, Rijkaard, Hasan Şaş çıkmadı..
Eee, dünya futbolu bundan sonra Ahtapotlara teslim..
“Ülkem niçin yoktu?”
Ahtapotlara sorun..

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com

6 Temmuz 2010 Salı

BENİMSENMEYEN ATASÖZLERİ

BENİMSEYEMEDİĞİM ATASÖZLERİ

Nedir, Atasözleri? Özlü sözler bütününde Özdeyişler..
Geniş anlamıyla; günümüze kadar gelen, uzun deneyimlerden yararlanarak kısa ve özlü öğütler veren, toplum tarafından benimsenerek ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sözler. Toplumun duygu, düşünce, inanç ve kültür yapısını yansıtırlar… Kaynağı bilinmediğinden isimsizdirler(Fr. Anonim) .
Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın doğruluğunu kanıtlamada tanık olarak kullanırız genellikle..Ortak kültürümüzün, duygularımızın, karakterimizin ve kimliğimizin özlü yansımalarıdır, Atasözleri..
Fakat ben bunların bazılarını doğrularımızın tanığı olarak değil de, yanlışlarımızın sanığı gibi görürüm. Asla ve asla, karakterimizin ve kimliğimizin özlü yansımaları değildirler..
Örneğin; sevgili babamın(Nihat Çorbacıoğlu), ülkemdeki arsızlığın ve hırsızlığın tanığı olarak gösterdiği “Bal tutan parmağını yalar” atasözü bugünleri çok güzel açıklamaktadır..
Saptayabildiklerimi sıraladım. Siz de eklemelerinizle yazıyı varsıllaştırabilirsiniz:

Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
Acıkmış kudurmuştan beterdir.
Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.
Aç ayı oynamaz.
Açın karnı doyar, gözü doymaz.
Akara kokara bakma, çuvala girene bak
Atın ölümü arpadan olsun
Azıksız yola çıkanın, iki gözü el torbasında olur.

Babaya dayanma,karıya güvenme.
Bakacağın yüze sıçma, sıçacağın yüze bakma.
Bal tutan parmağını yalar.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Baskın basanındır.
Başa gelen çekilir.
Baş başa bağlı, baş da şeriata.
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Beleş atın dişine (yaşına, yularına, dizginine) bakılmaz.
Bir günlük beylik, beyliktir.
Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir.

Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
Dinsizin hakkından imansız gelir.
Dost ile ye, iç; alış veriş etme.

Fazla (artık) mal göz çıkarmaz.
Fırsat her vakit ele geçmez.

Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
Gelene git denilmez.
Gemisini kurtaran kaptan.
Gören gözün hakkı vardır.
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.

Her horoz kendi çöplüğünde öter.
Herkes bildiğini okur.
Hocanın (imamın) dediğini yap (söylediğini dinle), arkasından gitme (yaptığını yapma).
Hocanın (öğretmenin) vurduğu yerde gül biter.

İbadet de gizli, kabahat de.
İnsan insanın (adam adamın) şeytanıdır.
İş olacağına varır.
İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.

Kaçanın anası ağlamamış.
Kimseden kimseye hayır yok (gelmez).
Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.
Kurt dumanlı havayı sever.
Merhametten maraz doğar.
Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
Mühür kimde ise Süleyman odur.

Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz (bilinmez).
Paranın yüzü sıcaktır.
Para parayı çeker.
Parayı veren düdüğü çalar.

Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.
Su akarken testiyi doldurmalı.
Su akarken testiyi doldurmalı.

Türkün aklı sonradan gelir.

Umut, fakirin ekmeğidir.

Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun, dardır yolun (Paran varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun).
Veren eli herkes öper.
Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak yeğdir.

Yarınki kazdan, bugünkü tavuk yeğdir.
Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.
Yemeyenin malını yerler (üstüne bir bardak bu içerler).
Yiğidin malı meydandadır.
Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.

Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zenginin malı, züğürdün çenesi yorar.


ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com

4 Temmuz 2010 Pazar

TEKNİK ŞARTNAMELER VE İNŞAAT SÖZLEŞMELERİ ÖRNEĞİ

TEKNİK ŞARTNAME VE İNŞAAT SÖZLEŞME ÖRNEKLERİ


Her il, büyük kentlere nüfus verir. Dahası, ekonomik koşulların neden olduğu içgöçlerle, özellikle Ankara, İzmir ve İstanbul illerimiz hasret nüfuslarıyla yoğunlaşmıştır. Çeşitli illerden gelenler, 1960 sonrası hasretlerini gidermek için örgütsel dayanışma içinde olmaya başladılar. Artvinliler bu süreci, 1950’nin Üniversiteli gençler ve akil insanlar öncülüğünde işletmeye başladılar. Temel amaç, Ankara’da okuyan Artvinli öğrencilere özdeksel ve mekansal kolaylık sağlamak ve de Artvinliler arasındaki hemşehri dayanışmasını kurumsallaştırmaktı…
O dönemin üniversiteli gençlerin başlattığı süreç, Artvin Eğitim Ve Kültür Vakfı aracılığıyla(60 yıllık düş sonlandırılarak) amacına ulaşmak üzere..Bu düş; 2008’de temeli atılan ve bugün Çatısı kapanmış Çankaya-Dikmen’deki “Artvin Kültür Evi”dir.
İnşaat; mühendislik ve mimarlık disiplini ve kuralları bütününde, Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi ve diğer yasal kurallar çerçevesinde sürdürülmektedir..
Bu nedenle hazırladığımız Teknik Şartname ve İnşaat Tip Sözleşmelerini katkı bağlamında kamuoyu ile paylaşmak istedim:


YAPI İÇ VE DIŞ MEKÂN TEKNİK ŞARTNAMESİ

Artvin Evi inşası için:
A-Kullanılacak malzemelerdeki temel koşul TSE onayı ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesidir ve bu koşul tüm yapı malzemesi, yapı elemanları ve uygulamalar için geçerlidir.
B- Gerektiğinde TSE onaylı farklı malzeme türlerinin uygulaması, yönetim onayıyla sözleşmede yapılacak değişikliğe bağlıdır ve bu tüm imalatlar için geçerlidir.
C- İmalatların değişikliğinde gerekiyorsa tadilat projeleri hazırlanacaktır. Tadilat projeleri konusu yüklenicinin üstlenip üstlenmeyeceği sözleşmede belirlenecektir.
D- Yapımı üstlenecek yüklenici firmanın, yönetimce kabul edilmiş ve onaylanmış fiyat tekliflerini içeren keşif özeti kalemleri için ve yüklenici sözleşmesi için bu teknik şartnamedeki koşullar geçerlidir..
E- Yönetimi kurulu onayı bulunmayan hiçbir malzeme kullanılmayacak ve mekansal değişimler yapılamayacaktır..
F- İnşa akışı içindeki vergi ve sigorta sorumluluğun yükleniciye mi, Vakfa mı ait olduğu sözleşmede belirtilecek; faturalı imalatların muhasebe kuralları çerçevesindeki işlerliğine dikkat edilecektir..

Çevre düzenlenmesi
Çevre duvar kademeli 1 metre yüksekliğinde betonarme, üzeri 50 cm demir kokuluk yapılacaktır..
Genel ve Bahçe Aydınlatmaları
Projesine uygun; yeşil alanlarda çevre aydınlatma uygulaması yapılacaktır.
Otoparklar
Projede belirlendiği gibi araçlar için kapalı otopark yapılacaktır.

Yapı Genel
Artvin Evi, radye temel üzerine betonarme karkas yapılmıştır.
Bölme (iç) duvarlar ise; delikli tuğla, ytong veya mimari projeye göre belirlenecek alçı pano gibi malzemelerden olacaktır.

Cephe
1. Mimari proje paralelinde cephede delikli tuğla duvar üzerine dıştan ısı yalıtımı ile mantolama yapılacaktır.
2. Isı yalıtımı üzeri renkli tekstürlü(portakal kabuğu desenli) sıva ve/veya silikon esaslı dekoratif dış cephe boyası uygulanacaktır.

İç-Dış Doğramalar
1. Zemin üstü katlarda dış cephelere, mimariye uygun yalı baskı ahşap görünümlü kaplama yapılacaktır.Veya mimari değişiklikle, yerine göre metal, ahşap, prekast(beyaz çimento ve tel ile istenilen kalıp şeklinde elde edilen dış cephe süsleme kaplaması) elemanlar, sıva, boya ve benzeri malzemeler kullanılarak inşa edilebilir.
Zemin kat duvarlar. Doğu Karadeniz taş dolgu cephe görünümlü işlenecektir
2 Camlarda ısı cam kullanılacaktır.
3. Dış cephe doğramalarda her mekânda bir adet çift açılım mekanizmalı menteşe kullanılacaktır.
5 Daire dış kapıları Alüminyum uygulamalı kaplamalı kapı olacaktır.
6. Daire iç kapıları, Amerikan panel-lake-PVC veya ahşap kaplamalı olarak imal edilecektir.

Döşeme, İç Duvar Ve Tavan Kaplamaları:
1. Giriş Holü ve Koridorlar
Döşemeler : Yerli veya ithal laminat(üzeri kağıt veya pvc kaplı malz) parke+İstendiğinde doğal(Mermer, Granit, Traverten) ve seramik
Duvarlar : Alçı sıva üzeri su bazlı boya
Tavanlar : Alçı sıva üzeri su bazlı boya + gereken yerlerde alçıpan(kartonlu alçı plaka) asma tavan
Dolaplar : Laminat, lake veya ahşap kaplamalı portmanto
2. Salonlar
Döşemeler : Yerli veya ithal laminat parke
Duvarlar : Alçı sıva üzeri su bazlı boya
Tavanlar : Alçı sıva üzeri su bazlı boya
Klimalar : Gerekli görüldüğünde Split(küçük alanların iklimlendirilmesinde kullanılan model) tipi klima tesisatı, cihaz temini ve montajı
3. Konuk Odaları
Döşemeler : Yerli veya ithal laminat parke
Duvarlar : Alçı sıva üzerine su bazlı boya
Tavanlar : Alçı sıva üzeri su bazlı boya
Klimalar : gerektiğinde split tipi klima tesisatı, cihaz temini ve montajı
4. Mutfaklar
Döşemeler : Yerli veya ithal laminat parke ve/veya seramik
Duvarlar : Alçı üzeri su bazlı boya tezgah arası laminat panel
Tavanlar : Alçı sıva üzeri su bazlı boya
Dolaplar : Laminat, ahşap veya PVC dolap kapakları, laminat tezgah
Armatür : Yerli veya ithal armatür
Beyaz eşya : Gerekli alanlarda;
Yarı ankastre bulaşık makinesi,
Buzdolabı,
Çamaşır makinesi,
Ankastre ocak,
Ankastre fırın,
Karbon filtreli davlumbaz montajı yapılmış olarak teslim edilecektir.

Eviye : 1,5 gözlü paslanmaz çelik eviye ve çöp öğütücüsü temin edilecektir.
Gerekir ve istenirse;Tezgah ve Mutfak Dolapları: İthal mutfak dolapları ve 1. sınıf tezgahlar kullanılacaktır.
Elektronik Cihazlar: Davlumbaz, fırın, set üstü ocak ve bulaşık makinesi, mikrodalga fırın
(Siemens, Bosch, Franke veya eşdeğeri ) ankastre(iç içe geçmiş, duvara gömülmüş) olarak yapılacaktır.


5. Banyo ve ıslak alanlar
Islak hacimlerde sıhhi tesisat (pis su ve sıcak-soğuk temiz su tesisatları) şartname ve standartlara uygun, tip projelere göre, tamamen ankastre olarak yapılacaktır. Döşemeler : 1.sınıf yerli veya ithal seramik
Duvarlar : İstendiğinde/gerektiğinde1.sınıf yerli veya ithal seramikten kısmi seramik vevinil(plastik temelli malzeme) duvar kağıdı
Tavanlar : Alçıpan asma tavan
Armatür : 1.sınıf yerli veya ithal armatür
Vitrifiye(Klozet, Lavabo, küvet, vb seramik banyo malz..) : 1. sınıf yerli
Dolaplar : Laminat, lake veya ahşap banyo dolabı
Duş tekneleri : Seramik duş mahalleri+duşakabin
Aksesuarlar : Kromajlı malzemeden 1’er adet gerekli aksesuar.
Gerekirse ve istenirse(yönetim kurulu onaylı)
Banyo takımları 1. sınıf yerli, Avrupa veya eşdeğeri, küvet ve duş tekneleri uygun renkte fiber(yalıtkan, hafif dayanıklı malzeme) 1.sınıf yerli veya Avrupa ithal, bütün armatürler Artema, Hans Grohe, Grohe, ECA veya benzeri olacaktır.


6. Binalarda ortak mahaller
Merdivenler ana giriş ve dış merdivenler doğal taş(Mermer, Granit, Traverten) kaplama olacaktır.
Merdiven ve merdiven sahanlıkları granit seramik ya da doğal taş kaplama olacaktır.
Kat holleri doğal taş veya granit seramik kaplama olacaktır.
Gerekli görüldüğü taktirde; Merdiven döşemeleri ahşap / metal / halı olacaktır. Merdiven korkulukları ahşap, metal ve /veya cam olacaktır. Merdiven ve korkulukları, tüm malzemeler gibi 1. sınıf malzeme ve işçilikle imal edilecektir.



7- Isı ve Ses yalıtımı
Isı izolasyonu bölge yönetmelik değerlerine uygun şekilde mantolama ile sağlanmaktadır (TS 825: binalarda ısı yalıtım kuralları).
Dış duvar : k=0,42 kcal/m²
Çatı : k= 0,40 kcal/m²

Kullanılan malzeme cins ve kesit kalınlıklarının sonucunda, duvarlardaki ve döşemedeki istenen ses indirgeme değerleri sağlanmaktadır. Daire bitişik duvarları arası taşyünü levha, döşemeler asmolen döşeme olarak teşkil edilmiştir.
8- Çatı
Isı ve su yalıtımlı teras çatı olacaktır. Yağmur inişleri birinci sınıf PVC oluk.
9- Balkonlar
1. sınıf seramik ile kaplanacaktır.
10- Teraslar
Teras izolasyonu tamamlandıktan sonra projesine göre seramik, çakıl veya toprak ve rulo çim ile kaplanacaktır.
11- Altyapı
Proje genel yerleşim alanında, ilgili resmi kurumlarca onaylanmış teknik altyapı donanımı oluşturulacak; pis su toplama hattı, temiz su dağıtım hattı, bahçe sulaması dağıtım hattı, yangın söndürme şebeke hatları ve hidrantları(tazyikli su sağlayan musluk), otopark katlarında yangın söndürme springler(sulama başlıkları) sistemi, enerji trafoları ve binaların enerji besleme hatları, telefon - tv dağıtım hatları, anten grupları vb. sistemler ve bunlara ait, şebeke bağlantıları altyapı projelerine göre gerçekleştirilecektir.
12- İç Mekanların sınıflandırılması ve etkinlikler bütününde dizayn edilecek alanlar:

- Konuk odaları
- Vakıf yönetim odası
- Bay / Bayan Soyunma Odaları
- Duş yerleri ve istenirse Sauna
- Mini Bar
- Fitness(spor) Salonu
- Yönetim Bürosu
- Toplantı ve Etkinlik Salonları
- İlçe dernek odaları
- Artvin Milletvekilleri ve Artvin il-ilçe Belediye Başkanları odaları


MEKANİK VE SIHHİ TESİSAT TEKNİK ŞARTNAMESİ

Artvin Evi inşası için:

A- Kullanılacak malzemelerdeki temel koşul TSE onayı ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesidir ve bu koşul tüm yapı malzemesi, yapı elemanları ve uygulamalar için geçerlidir.

B- Gerektiğinde TSE onaylı farklı malzeme türlerinin uygulaması, yönetim onayıyla sözleşmede yapılacak değişikliğe bağlıdır ve bu tüm imalatlar için geçerlidir.
C- İmalatların değişikliğinde gerekiyorsa tadilat projeleri hazırlanacaktır. Tadilat projeleri konusu yüklenicinin üstlenip üstlenmeyeceği sözleşmede belirlenecektir.
D- Yapımı üstlenecek yüklenici firmanın, yönetimce kabul edilmiş ve onaylanmış fiyat tekliflerini içeren keşif özeti kalemleri için ve yüklenici sözleşmesi için bu teknik şartnamedeki koşullar geçerlidir..
E- Yönetimi kurulu onayı bulunmayan hiçbir malzeme kullanılmayacak ve mekansal değişimler yapılamayacaktır..
F- İnşa akışı içindeki vergi ve sigorta sorumluluğun yükleniciye mi, Vakfa mı ait olduğu sözleşmede belirtilecek; faturalı imalatların muhasebe kuralları çerçevesindeki işlerliğine dikkat edilecektir..

Mekanik ve Sıhhi Tesisat:


Sıhhi tesisat; proje, şartname, sözleşme ve standartlara uygun olarak komple tamamlanacaktır.
Soğuk Su Tesisatı:
Soğuk su tesisatı pprc(galvaniz boru yerine kullanılan plastik boru) boru ve çelik boru olarak dizayn edilecektir. Şehir şebekesinden beslenecek, su kesilmelerine karşı su deposu oluşturulacaktır.

Sıcak Su Tesisatı:
Merkezi sıcak su tesisatı oluşturulacaktır.
Sıcak su dağıtımı site içinde merkezi olacaktır. Her dairenin girişinde kalori ölçerler olacaktır.

Pissu Tesisatı:
Pissu tesisatı sert PVC ve pik döküm malzeme ile oluşturulacaktır. Sese karşı tedbir alınacaktır. Kanalizasyona bağlantı ASKİ şartnamesine uygun malzemelerle yapılacaktır.


Sıcak ve soğuk su tesisatı ana hatları pprc veya kılıflı boru bazlı tesisat boru ve fittingleri(bağlantı elemanları, boru ekleme parçası) kullanılarak yapılacaktır.
Yer altı suyunun yapım tekniğine uygun olarak(Fen ve sanat kaidelerine uygun) derive edecek şekilde belediye lagarlarına bağlanacak veya daha farklı bir teknik uygulanacaktır.
Alarm sistemi projesine uygun olarak yapılacaktı; gerekli görülürse, Digital Adresli Yangın Alarm Sistemi uygulanacak ve sistemde her mutfak bölümüne ısı ve gaz detektörleri antreye ise duman detektörleri konulacaktır.
Isıtma Tesisatı
1. Her alanın ısıtması, Projesine uygun inşa edilecek veya tadilat projeleri hazırlanarak müstakil kombili sistemle sağlanacaktır. Kombi montajı yapılmış olarak teslim edilecektir.
2. Isıtma tesisatı, şartname ve standartlara uygun olarak tamamlanacaktır. Isıtma tesisatı merkezi sistem yapılacak ve panel radyatörlü sistem ile çözülecektir.
Doğalgaz sistemli olacaktır. Isıtma merkezi olacaktır. Bina girişinde kalori ölçer olacaktır.
3- Soğutma- Havalandırma:Gerekirse ve istenirse bölümsel iklimlendirmeyi, yani küçük alanları soğutma ve havalandırma klimalar(split klima) tasarlanabilecektir.

Islak hacimlerde sıhhi tesisat (pis su ve sıcak-soğuk temiz su tesisatları) şartname ve standartlara uygun, tip projelere göre, tamamen ankastre(duvara gömülü) olarak yapılacaktır.
Binalarda ısıtma ve sıcak su, ‘gerektiğinde ve istendiğinde’; müstakil doğal gaz yakıtlı kombi ile sağlanacaktır. Isıtma sisteminde TSE belgeli, yüksek verimli, pkkp(panel-kanal-kanal-panel) tipi panel radyatör kullanılacaktır. Radyatörlerin montajı yapılacak, gerektiğinde kombi cihazı monte edilecektir.



ELEKTRİK TESİSATI TEKNİK ŞARTNAMESİ



Artvin Evi inşası için:

A- Kullanılacak malzemelerdeki temel koşul TSE onayı ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesidir ve bu koşul tüm yapı malzemesi, yapı elemanları ve uygulamalar için geçerlidir.
B- Gerektiğinde TSE onaylı farklı malzeme türlerinin uygulaması, yönetim onayıyla sözleşmede yapılacak değişikliğe bağlıdır ve bu tüm imalatlar için geçerlidir.
C- İmalatların değişikliğinde gerekiyorsa tadilat projeleri hazırlanacaktır. Tadilat projeleri konusu yüklenicinin üstlenip üstlenmeyeceği sözleşmede belirlenecektir.
D- Yapımı üstlenecek yüklenici firmanın, yönetimce kabul edilmiş ve onaylanmış fiyat tekliflerini içeren keşif özeti kalemleri için ve yüklenici sözleşmesi için bu teknik şartnamedeki koşullar geçerlidir..
E- Yönetimi kurulu onayı bulunmayan hiçbir malzeme kullanılmayacak ve mekansal değişimler yapılamayacaktır..
F- İnşa akışı içindeki vergi ve sigorta sorumluluğun yükleniciye mi, Vakfa mı ait olduğu sözleşmede belirtilecek; faturalı imalatların muhasebe kuralları çerçevesindeki işlerliğine dikkat edilecektir..

Elektrik ve Zayıf Akım Tesisatları
Bina tesisatı proje, sözleşme, şartname ve standartlara uygun olarak, tip projelere göre tamamen ankastre(gömülü) ve güvenlik hatlı kablolarla yapılacak, anahtar-priz ve armatür montajı yapılmış ve bina elektrik panosu, tip projeler dikkate alınarak, kullanılması muhtemel elektrikli cihazların güç ihtiyacını karşılayacak kapasitede tasarlanacaktır. Bina iç tesisat ve elektrik panosu, can ve mal güvenliğini ön planda tutacak şekilde yapılacak ve bu maksatla elektrik panolarına gerekli ve yeterli malzeme konulacaktır. Her dairenin elektrik tesisatına ait topraklama tesisatı yapılacaktır.
Blok bina çevre aydınlatması ve peyzaj aydınlatması yapılacaktır. Bina içinde tip projelerdeki tefrişler dikkate alınarak yeterli telefon sortileri tesis edilecek ve alt yapı telefon aboneliğine hazır hale getirilecektir. Binalara, merkezi uydu sisteminden ve kablolu tv yayınlarından yararlanabilmelerine olanak sağlayacak alt yapı sistemi sağlanacaktır.
1- Aydınlatma Tesisatı:
Tüm katlarda kaçak akım koruma anahtarı kullanılarak yangın tehlikesi ve insan yaşamını tehlikeye atıcı elektrik arızalarına karşı önlem alınacaktır. Aydınlatma ve priz hatlarının tümü yeterli kesitte topraklama hattına sahip olacaktır.
Priz hatları ile aydınlatma hatları duvardaki kötü görüntüyü önlemek amacıyla buatsız(elektrik akımı devrelerinde bağlantıların yerleştirildiği yuva) sistem olarak tasarlanacaktır. Ekonomik sayıda priz sayısı yapılacaktır. Salonlardaki TV prizlerinin olduğu yerde, günümüz gelişmiş görsel ve işitsel elektronik aletlerin (DVD player, Satellite Receiver, Home Theatre, vb) bağlanabilmesi için yeterli sayıda priz ve telefon prizi yapılacaktır.
Asma tavan olan yerlerde ( WC – Mutfak vb.) aydınlatma ürünleri montajlı olarak teslim edilecektir. Merdiven hollerinde otomatik algılayıcılar(sensörler) kullanılarak katlar aydınlatılacaktır.
Tesisat genel olarak sıva altı PVC boru içinden TSE standartlarına uygun olacaktır.
Ana pano elektrik çarpmalarına karşı korumalı olacaktır.



2- Telefon Tesisatı:
Her kata proje sayıda telefon bağlanabilmesi için gerekli kablolama yapılmış olacaktır. Her odada telefon prizi yer alacaktır.

3- TV – Anten Tesisatı
TV Yayını için Digitürk ve Uydu sistemi için, istenildiğinde veya gereklilik duyulduğunda gerekli alt yapı hazırlanacaktır..


4- Jeneratör:
Tüm elektriksel sistemler %100 jeneratörden beslenecek böylece Artvin Kültür Evi şehir şebekesinde oluşabilecek değişik nedenli kesintilerde kent elektriğine gereksinim duymayacaktır.


5- Asansör:
Asansörler Dünyaca prestijli Schindler marka olacaktır.
Geniş kabinli, dokunmatik butonyerli(düğme), tam otomatik paslanmaz çelik kapılı ve elektrik kesintisinde otomatik tahliye sistemli olacaktır.


Binada, projeye uygun asansör inşa edilecek, gerek görülürse 5 ve 8 kişilik 2 adet asansör inşa edilecektir. Asansörler bodrum katına (otopark katları) kadar servis verecektir. Asansörlerde sellektif(ayıran seçici) toplamalı hafızalı sistem, elektronik dijital gösterge, zemin ve tüm katlarda d25 dijital kat göstergesi, çağır butonu, servis dışı, meşgul lambası olacaktır. D25 çift sıra interkom (iç hat, örneğin kapıcı ile bağlantı) acil aydınlatma, imdat stop ve kat düğmeleri, tam otomatik, teleskopik açılır paslanmaz kat kapısı olacaktır.

6- Alarm ve Güvenlik Sistemleri:
Merdiven hollerinde acil aydınlatma armatürleri bulunacaktır. Bu armatürler ile panik anında ( deprem, yangın vb.) güvenlik aydınlatması yapılacaktır. Tüm ortak alanlarda ve otoparkta yangın algılama ve ihbar sistemi bulunacaktır.
Tüm daireler kapı kontrol ve haberleşme ünitesine sahip olacaktır.

24 saat bina çevresi güvenlik sağlanacaktır.
Bina içerisindeki tüm giriş ve çıkışlar ve kritik olan yerler CCTV(Kapalı devre tv) sisteminde yer alan kameralar vasıtasıyla izlenecek ve güvenlikleri sağlanacaktır. Katlarda görüntülü diafon sistemi olacaktır.

.

7- Renkli görüntülü Interkom Sistemi
Katlar monitör üzerinden güvenliği direkt olarak arayabilecek, Misafirler güvenlik üzerinden katlar ile görüşebileceklerdir.
Asansör kabininde kalan güvenliği arayabilecektir.
8- Topraklama Tesisatı
Tüm binalarda topraklama tesisatı yapılacaktır.
9- Paratoner
Projesine uygun koruma çaplı sadece elektrostatik alan değişimi prensibi ile çalışan çift etkili erken akış uyarılı veya piezo(basınçta elektrik sinyalı verme) elektrik kristali iyonizasyon(elektron veren veya alan atom) kaynak başlıklı aktif yakalama uçlu.


10- Network Sistemi
Tüm odalarda daire içi network sistemi ve internet altyapısı kurulacaktır.
11- Digital Paket Yayın Altyapısında Merkezi Uydu Anten Sistemi kurulmalıdır.


İNŞAAT TİP SÖZLEŞMESİ

1- Taraflar :
Bir taraftan ………………………….. (İşveren…) ile diğer taraftan ……………………….. (Yüklenici..) arasında aşağıdaki şartlarla işbu sözleşme aktolunmuştur.
Tarafların kanuni tebligat adresleri aşağıdadır.
İşveren :
Yüklenici :
Adres:
Adres :
Tel: Fax: Tel
: Fax :

2- Sözleşmenin Konusu :
………………………….. inşaatı işi, yukarıda adı geçen yüklenici’ ye ihale edilmiş ve yüklenici de bu sözleşmeye bağlı keşif özetindeki işleri ( aşağıda 3. Maddede tarif edilen ve eksiltme indirimi dikkate alınmak suretiyle kullanılacak olan ) Bayındırlık ve İskan Bakanlığına (B.İ.B) ait …….. yılı
fiyat esası üzerinden ve bu sözleşme ve eklerindeki şartlara uygun olarak yapmayı kabul ve taahhüt etmiştir.

3- Birim Fiyatlar Ve Sözleşme Bedeli :
3.1. Yüklenici, B.İ.B. ……..yılı birim fiyat cetvelinde yazılı taşıma, ve proje ile ilgili birim
fiyatlar haricindeki diğer birim fiyatlardan % ……….. (yüzde …………………) indirim
yapmıştır.
3.2. Yapılan bu indirim, kullanılacak birim fiyatların her bir kalemine ayrı-ayrı ve tümüne şamil olmak üzere yapılmış sayılacaktır.
3.3. Birim fiyatı esası ile ödenmesi tarif edilen her türlü taşımalar ile yükleme, boşaltma ve istif işlerine ait birim fiyatlar hükümsüz sayılarak kullanılmayacak, bu hizmetlerin bedeli, aşağıda tarif edildiği şekilde tek kalemde toptan hesap edilecektir.
3.3.1. Yapılacak tüm taşıma, yükleme, boşaltma ve istif hizmetlerinin toplam bedeli, keşif bedelinin % ….u olarak taraflarca peşinen kabul edilmiş olup, bu bedelde birim fiyatlar gibi eksiltme tenzilatına tabidir.
3.3.2. Her ne sebeple olursa olsun gerek taşıma gerekse yükleme ve boşaltma, istif hizmetlerinin mesafe, miktar ve cinslerinde artma ve eksilme olması hallerinde dahi yukarıdaki formül aynen kullanılacak, yüklenici, başkaca bir fark veya hak talebinde bulunmayacaktır.
3.3.3. Ara hakedişlerde hakediş tutarının ve işin sonunda kesin hesaba göre düzenlenecek kesin hakedişin %….u toplam taşıma, yükleme, boşaltma ve istif bedeli olarak hakedişlere ilave edilecek ve eksiltme indirimine tebi tutulacaktır.
3.4. …….. yılı B.İ.B. rayiç cetveline göre hesap edilmiş fiyatların ve eksiltme indiriminin ekli keşif cetveline uygulanması suretiyle bulunmuş sözleşme bedeli; ………………………………. TL.- dır.
( …………………………………………………… TL. dır.)

4- Sözleşmenin Ekleri :
Aşağıda belirtilen dokümanlar, sözleşmenin ayrılmaz ekleridir.
4.1. İşveren’in ihale dokümanları
4.1.1.- Teklife davet
4.1.2.- Teklif şartnamesi
4.1.3.- Sözleşme
4.1.4.- Özel şartname
4.1.5.- Keşif özeti ve cetveli
4.2.Bayındırlık ve İskan Bakanlığının (B.İ.B.) ihale dokümanları
4.2.1.- BİB genel teknik şartnamesi
4.2.2.- BİB ……. yılı birim fiyat tarifeleri ve eki birim fiyat listesi
4.2.3.- BİB genel şartnamesi
4.3.- Yüklenicinin teklif dokümanları
4.3.1.- Teklif mektubu
4.3.2.- Yüklenici karnesi
4.3.3.- Ticaret odası kaydı
4.4. Sözleşme ve ekleri arasında çelişki olduğu takdirde, öncelikle sözleşmedeki ve sonra
Yukarıdaki sıralamaya göre eklerdeki kayıtlar esas alınacaktır. Uyuşmazlık halinde …………..lehine olan hükümler uygulanır.
Yüklenici, bu eklerden başka, yürürlükteki kanun, nizam, Türk standartları, yapı ve tesisat ile ilgili şartnameler ve teamüllere uymaya mecburdur.
4.5. Yukarıdaki 4.1. ve 4.3. maddelerinde kayıtlı dokümanlar, sözleşmeye eklenmiştir. 4.2. maddelerinde kayıtlı dokümanlar ise sözleşme ekinde bulunsun veya bulunmasın sözleşme tarihinde yayınlanmış en son şekliyle sözleşme eki sayılır.
Ancak 4.2. bölümündeki dokümanlarda bulunan eskalasyon, fiyat farkları, zam, süre, taşıma, yükleme, boşaltma, istif gibi fiyata dönük konular, sözleşme ve teklif evrakında dikkate alınmadığı için hükümsüzdür.
Diğer genel hükümler geçerlidir.
YÜKLENİCİ, taahhüdüne ait bütün iş ve hususlarda sözleşme ve eklerine uygun olarak birinci sınıf iş yapmayı kabul ve taahhüt etmiştir.

5- Yer Teslimi Ve İşe Başlama :
Sözleşmenin imza edilmesini takip eden 15 gün içinde Yüklenici, iş yerini teslim alarak 7 gün zarfında işe başlayacaktır.

6- İşin Süresi :
Yüklenici, taahhüt ettiği işi, yer teslimi tarihinden itibaren ……… takvim gününde tamamlamış olacaktır. Bu süre, inşaat bölgesinin ve bu bölgedeki mevsimin durumu ile tatil günleri dikkate alınarak tespit edildiğinden bu ve buna benzer sebeplerle süre uzatımı verilmez.

7- İş Proğramı :
Yüklenici, sözleşmenin imzalanmasını takip eden 10 gün içinde iş kalemlerini, aylık iş ve ihzarat miktarları ile ödeme bedellerini ve bunların ünitelere dağılımını gösteren ayrıntılı bir iş programı yaparak onay için İşveren’e verecektir. İşveren’in gerek onaya geldiğinde ve gerekse iş esnasında işti ve iş programında değişiklik yapma hakkı vardır. Yüklenici, bu değişiklikleri 3 gün zarfında programda düzeltecek ve gerekeni yapacaktır.

8- İşin Kontrolu :
İşveren, iş süresince iş yerinde bulunduracağı geçici ve/veya devamlı elemanları ile işleri kontrol edecektir. Yüklenici, İşveren ve/veya kontrolörlerinin sözleşme veya eklerine göre lüzum göreceği hususları yerine getirmekle görevlidir.
Kontrolörün, yapılan işi beğenmesi, Yüklenici’yi keşif ve şartname hükümlerini bozmuş olmak sorumluluğundan kurtarmaz. Yüklenici ile kontrolör arasındaki anlaşmazlığı, İşveren çözecektir.

9- Şantiye Şefi Ve Teknik Personel Bulundurluması :
9.1.- Yüklenici, İşveren ile ilişkileri yürütecek ve Yükleniciyi temsil edecek sorumlu bir elemanını şantiye şefi sıfatıyla iş süresince işin başında bulundurmak mecburiyetindedir.
Şantiye şefine yapılmış olan her türlü bildirim, Yüklenicinin kendisine yapılmış sayılır.
9.2.- Yüklenici, bundan başka her türlü tesisat ve montaj işleri için o işten anlayan yetkili elemanlarını iş ve iş programına göre, icap ettiği dönemlerde iş başında bulunduracaktır.

10- Projeler Ve Ruhsat İşleri :
10.1.- Sözleşme eki projeler avan projedir. Yüklenici sözleşmenin imzalanmasından sonra tatbikat projelerini, detayları ve her türlü proje hesaplarını inşaat ruhsatlarını alacak şekilde hazırlayarak onay için İşveren’e verecektir. Yüklenici, ayrıca onaylanmış projelere göre metrajını, mahal ve malzeme listelerini çıkarıp, hesap ve listeleri, İşveren’e onaylatacaktır. Bu maddede yazılı işlerin proje bedeli, 1. Keşif cetvelinde gösterilmemişse, bu bedel ödenmez. Gösterilmişse, eksiltme indirimine tabi tutularak … eşit taksitle hakedişlerde Yüklenici’ye ödenir.
10.2.- İnşaatın her türlü çalışma ve iskan ruhsatlarının muamelelerinin takibini taraflar, beraberce yapacak ve takip masrafları müştereken ödenecektir. Ruhsat harçları, İşveren tarafından ödenir.

11- Malzeme :



BENZERLERİNDEN FARKLI(İSTİSNA) İNŞAAT
SÖZLEŞMESİ

1- Taraflar
Bir tarafta ……………. adresinde bulunan ……………………………….. ile diğer tarafta …………… adresinde bulunan ………….. arasında aşağıdaki maddede yazılı şartlar dahilinde işbu inşaat sözleşmesi akdolunmuştur.
Taraflardan ………………………. İş Sahibi sıfatıyla, ……… ise yüklenici sıfatıyla anılacaktır.
2- Sözleşmenin Konusu
İş sahibi tarafından ………….. adresindeki ……… parsel üzerinde yaptırılacak inşaatın …………….. işleri yüklenici tarafından bu sözleşme şartları ve tasdikli projeye uygun biçimde yapılarak iş sahibine eksiksiz teslim edilecektir. Sözleşmenin konusu bundan ibarettir.

3- Süre
İşbu sözleşme gereğince yüklenici yapmayı taahhüt ettiği işi ……… ay içerisinde projesine ve işbu sözleşme hükümlerine uygun biçimde bitirerek iş sahibine eksiksiz teslim edecektir. Bu sürede işin eksiksiz teslim edilmediği tespit edildiği takdirde, iş sahibi gecikmenin devam ettiği her ay için ……….TL cezai şart tazminatına hak kazanacaktır. Ayrıca bu sebeple yaptırılacak tespit masraflarından da yüklenici sorumlu olacaktır.

4- İş Sahibinin Görev Ve Sorumluluğu
İş sahibi yüklenicinin işe başlaması için gerekli yapı iznini alarak yükleniciye işe başlaması için gerekli koşulları sağlayacaktır. Ancak iş sahibinin yüklenicinin çalıştıracağı personeli seçme gibi bir hak ve yetkisi yoktur. Sözleşme gereğince belirlenen avansları ve hakedişleri belirtilen vadelerde ifa etmek zorundadır.

5- Yüklenicinin Görev Ve Sorumluluğu
Yüklenici, bu sözleşme gereğince derhal işe başlamak ve işi projesine uygun biçimde yerine getirerek süresinde iş sahibine teslim etmekle yükümlüdür. Yüklenici işin ifasında iş sahibinden bağımsızdır. İşin yerine getirilmesinden kaynaklanan her türlü sorumluluk yükleniciye aittir. İşin yapılması için gerekli personel istihdamı ve bu personelle yüklenicinin ilişkisi iş sahibinin sorumluluk alanı dışında olup, tamamen yükleniciyle kendi istihdam ettiği personeli ilgilendirir. Yüklenicinin istihdam ettiği personelin her türlü ücret, fazla mesai, yıllık izin alacağı, tatil gündelikleri, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacaklarından yüklenici sorumludur.
Yüklenici, istihdam ettiği personeli SSK’ya bildirmek ve primlerini ödemekten mesul olup, ihmalinden hiçbir şekilde iş sahibinin sorumluluğuna gidilemez.
Yine yüklenici, kendisinin veya istihdam ettiği personelin işin yapılması sırasında iş sahibine veya herhangi bir üçüncü kişiye verilecek zararlardan da sorumlu olacaktır. Yüklenici bu sözleşme gereği yerine getirmeyi taahhüt ettiği işin ifası sırasında işyerinde İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı hükümleri bakımından gerekli her türlü tedbiri bizzat almaya mecburdur. Bu görevin yerine getirilmemesinden kaynaklanan iş kazası ve meslek hastalıklarından yüklenici sorumlu olacaktır.
Yüklenici, işin yapılması için gerekli iskele kurmak vb. Malzemeleri kendisi temin etmek zorundadır.

6-Ücret
Bu konuyu kendiniz düzenleyin.

7- Anlaşmazlıkların çözümü
Sözleşmeden kaynaklanan her türlü hukuki anlaşmazlıklarda …….. Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir.

Hazırlayan:

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU-İnş.Müh
Artvin Kalkınma ve Eğitim vakfı ll.Başkanı
Artvin Evi Teknik Koordinatörü
evesbere@mynet.com

1 Temmuz 2010 Perşembe

SİVAS-MADIMAK KATLİAMI

SİVAS-MADIMAK VE AUSCHWİTZ-REİSHTAG


TBMM’indeki konuşmaları ve çıkışlarıyla, halkın beğenisini kazanan sayın Muharrem İnce’yi bir konuşmasından dolayı eleştirenler, dahası o7nu hazmedemeyen, sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılarından biri “CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce'nin dediği gibi, Auschwitz benzeri kamplara mı yollayacaksınız?” sorusuyla CHP ve Kılıçdaroğlu’na saldırma alışkanlığını sürdürdü..
Buradaki “Auschwitz”’den yola çıkarak, bundan 17 yıl önce Sıvas Madimak’ta 35 insanımızı yakan insansız insafsızlara değinerek; Madımak-Auschwitz-Reistag”ımızı aklına getirmeyenlere sesleneceğim..

Bir önceki “Madımak Auschwitz'imiz ve Reishtag'imizdir” yazımı varsıllaştırarak bu seslenişimi tekrar etmek istiyorum:
“Sıvas-Sivas” Yangını-İrtica Salgını ve Mustafa Balbay;
Derya Sazak geçen yıldönümünde şunları yazmıştı: “İşte bizim Auschwitz’imiz..2 Temmuz 1993’te acımasızlığın, kalpsizliğin en büyüğü, en dehşet vericisi yaşandı Sivas’ta. Şenliğe gelenler, tarifsiz bir şiddete uğradılar. Ateşe verilen bir otelde yanarak, dumandan boğularak can verdiler. 16 yıl sonra Madımak’taydık. Otelin altındaki ‘kebapçı’ sonunda kapatılmıştı. Dışarıda ‘Issız Adam’ filminin müziği çalıyor. Loş koridorlarda, “ıssız odalar”da dolaşıyoruz. ‘Empati’nin kâğıda dökülemeyeceği bir mekân Madımak.
Ben de diyorum ki: Sıvas-Sivas Madımak yangını Auschwitz*’imiz olduğu kadar Reichstag**’imizdir da!!!
Ne olursa olsun, nasıl okunursa okunsun, “Sivas-Sıvas” karanlığın örttüğü lekeden kendini kurtaramayacaktır. Bu demek değildir ki, tüm Sivaslılar suçludur..Suçlular ortada, suçlular egemen, suçlular, kurumsallaşmış suçlarını katlayarak doludizgin gidiyorlar..
Karikatür Dergisinde her yıl bir Sıvas ile ilgili yazım yer almış. Bunlardan “Sıvas-Sivas” başlığı ile yazdığım yazının girişi: “Sivas-Sıvas”, okurken her kültürün rahat ettiği, otururken salt bir kesimin rahat ettirildiği kentimiz..”
“Sıvas yakıldı Aydınlık çakıldı” başlıklı yazıma şöyle bir giriş yapmışım: “Murat Özmenek, Murat Sayın, Dinçer Pilgir, Hüseyin Tanyeri söyleşiyoruz. Onlar çizen, ben yazan.. Sivas’ı yazmam gerektiğini söylediler.. Döktürdüm bende; ‘Sivas’ta aydınlığı karartan yangın.. Gurbet elde Sivaslılar, Sivas’a yangın (Hasret mi dersin!?), Sivas’ta yangın, gurbetteki Sivaslılara ise aydınlar dargın..
Sivaslılar ülkenin bir yanında, uzaktan seyrediyorlar karanlığı besleyen yangını, karanlığın payandası yobazları’...”
“Sivas yangını-Refah salgını” başlıklı yazımda da; “..Köktendinci, yani radikal dinciler (İng. Fundamentalist diyorlar), Anadolu’ya asırlardır bela olmuş.. 1923 sonrasının Türkiyesi’nde evrensel tehlike, emperyal güçlerle ve içerdeki ırkçı/ayrımcı akımla gerçekleştirdiği faydacı dayanışma ile Türkiye’nin gündemine oturdu ve kurumsallaşarak günümüzdeki kararlı karanlık çizgisini yakaladı...”
Aşağı-yukarı, yukarı-aşağı aynı şeyleri yazmak tembelleştiriyor insanı; Sıvas-Sivas’ katliamını yazarken ise sinirlerim bozuluyor..
Aydınlarımızı yakanlarla, bugün sözde bazı aydınların söylemleri öylesine örtüşüyor ki, materyalleri demokrasi..İşte bu materyal ile sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılığı yapmaktadırlar; onlar için askerin her türlüsü faşist, ulusalcıların tümü de faşistin katmerlisi..Sözüm; sivil faşizme göz kırpanlara...
Oral Çalışlar, Murat Belge, Mehmet Atlan, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bümin.. Ergun Babahan ve... sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı tüm neoliberaller; Bu Sivas-Sıvas’ta 37 insanımızı da ergenekonculukla suçlananlar yakmasın? Örneğin Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Ben, Deniz Som, Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök ve diğerleri...
O yanan aydınlar bugün çıkıp beni Mustafa Balbay ve yandaşları yaktı diye itiraf ederler miydi? Örneğin; Mustafa Balbay’ın da arkadaşı olan dergideki karikatürist arkadaşımız Asaf Koçak(2 Temmuz 1993'te Sivas'ta; Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Asaf Koçak, Muhlis Akarsu, Edibe Sulari, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar gibi değerlerle dolu tam 37 can yakıldı... karikatürcü arkadaşımız Asaf Koçak da henüz 35 yaşındayken o otel de yakılan değerler arasındaydı. Yürekli bir çizerdi sevgili Asaf Koçak... Bu ülkenin güzel günleri için kalemini konuşturan çizerlerden biriydi... Üstelik onu yakan Sivas'ta zamanında 4 yıl resim öğretmenliği yapmıştı, Yozgat Yerköy doğumluydu. Sivas'a o günde karikatürlerini sergilemek için, çizmek için gitmişti sadece-Mizah Haberleri/02/07/2009); “Mustafa beni sen yakmışsın, yakmazdan önce de bağırmışsınız: "Laiklik gidecek, şeriat gelecek!-Şeytan Aziz!- Şerefsiz vali, istifa!-Laik düzen yıkılacak!-Zafer İslam'ın!-Şeriatçı devlet kurulsun!Muhammet'in ordusu, laiklerin korkusu-Müslüman Türkiye!-Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!
Evet, 2 Temmuz 1993 Cuma günü öğleüstü, Sıvas'ta Paşa ve Meydan camilerinden çıkmışsınız ve bu sloganlarla yürüyüşe geçmişsiniz..
Niçin beni öldürdüğünü benden gizledin!!!????”
Asaf koçak şimdinin neoliberal sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılarıyla bunları söyler miydi?!....
Şu habere ne derseniz?
“Sivas Katliamı Sanığı Sigortalı Memur, Devlet Bulamıyor.
Refah Partili (RP) Belediye Meclis üyesi Cafer Erçakmak'ın Almanya'da yaşadığı iddia ediliyor. Onun gibi dokuz firari bulunamıyor. Şefket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu yargılanıyorlar...”
İlle de; sonradan bilinen partinin genel başkan yardımcılığına kadar getiriler Temel Karamollaoğlu..
02/7/2009 Cihan Demirci epostası Mizahhaber Bülten başlığı; “Sivas katliamının ateşi 16 yıl sonra daha da harlı
Yanıyor!”:
O ateş hiç sönmedi... Tam 16 yıldır yanıyor, yanıyor, yanıyor... Ateşin azalması bir yana o ateş aradan geçen 16 yıl da Türkiye bir UTANÇ ÜLKESİ olduğu için daha da gür yanıyor, daha da harlı yanıyor... O ateş; 2 Temmuz 1993'te, Ortaçağ karanlığında yaşayan yobazlarca Sivas'ta yakıldı. O ateşte 37 insan yandı... O ateşte bu ülkenin binbir güçlükle yetiştirdiği gerçek, yürekli aydınlar yandı... O ateşi yakanlar bugün daha büyük ateşler yakacak haldeler... Ne de olsa; İnsanların cayır-cayır yakıldığı o utanç abidesi, karanlık otelde yıllar boyunca "Kebap" yiyen insanların ülkesidir artık burası...
Burhan Günel: “Ülkem baştan aşağı yanıklar içinde”

GÜLDÜŞÜN ÇORBASI:

Güldüşün Çorbası’nın kazanına ; Niyazi Çorbacıoğlu ağabey’in Erdoğan Yakar’dan bana da ilettiği 28/06/2010 tarihli; her düşünselliğe anlam yükleyecek bir yazısını atmak istiyorum:
Bir His Var.

Kudüs'te görevlendirilen bir gazeteci,
Ağlama Duvarı’nın önünden her geçişinde,
yaşlı bir Musevi'nin orada öyle durup
dua ettiğini fark etmiş.

Bir hafta,
iki hafta... Sonunda adamla
bir röportaj yapmaya karar
vermiş.
İzin alıp teybini açmış,
sormuş adama:
- Adınız?
- David. Polonya Yahudisiyim.
Yaşım 65.
Smalla'da bir manav dükkanım var.
Evliyim.
İki çocuğum Tel Aviv'de bir çiçek
serasında alışıyor...
- Sizi her gün burada,
Ağlama Duvarı'nın önünde
Dua ederken görüyorum.
- Evet,
her sabah dükkanı açmadan
buraya gelirim.

Dünya Barışı
ve
İnsanların Kardeşliği
için
Dua
ederim.


Öğle tatilinde bu sefer
İnsanların Mutluluğu,
Acıların Sona Ermesi
için
Yaradan'a
yalvarırım.


Aksam da, eve dönerken,
bu kez
Dürüst
ve
İyi İnsanların
esenliği için
Dua
ederim.

Cumartesi günleri de burada,
yine
Dua
ederek geçiririm.
- Ne güzel!
Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz?
- İsrail'e göçtüğümden beri,
yani 40 yıl geçti.
Gazeteci çok etkilenmiş,
heyecanla sormuş:
- 40 yıldır her gün dua ediyorsunuz.
40 yıldır yılmadınız.
Bugün nasıl bir duygu içindesiniz,
neler hissediyorsunuz?
Uzuuuuun uzun iç geçirmiş yaşlı Musevi;
sonra bezgin bir sesle cevap vermiş:
"Vallahi artık bilemiyorum,"
demiş.
İçimde,
sanki duvara konuşuyormuşum gibi
bir his var.


*:Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma ve imha kampı.
**: Reichstag yangını, Hitler başa geçene kadar Alman parlementosunun toplandığı Reichstag'da 27 Şubat 1933 akşamı çıkmış olan yangındır.

ŞEVKET CORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com

PEYGAMBERLER

Peygamberler, Kuran-ı Kerimde ismi zikredilen 25 zattan ibaret değildir. Bir hadisin işaretine göre 124 bin peygamber gelmiştir. Bunların bir kısmına müstakil kitap verildiği gibi, bir evvelkinin kitabıyla amel edenler de olmuştur. Nitekim Musa aleyhisselamın kitabıyla Harun aleyhisselam da amel etmiştir. İsa aleyhisselamın kitabıyla Yahya ve Zekeriya aleyhimüsselamların da amel ettikleri gibi.

Bizim bilmemiz ve inanmamız gereken şudur: İlk peygamber Adem aleyhisselam, son peygamber de hazret-i Muhammed aleyhisselamdır. Bu iki peygamber arasında sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok peygamber gelip geçmiştir. Biz, Allah tarafından tavzif edilen peygamberlerin hepsine de inanıp, iman ediyoruz. İsimlerini bilmesek, muhitlerini tanımasak da onlar Allahın tavzif ettiği peygamberlerdir...

1. hz. âdem

Hz. Adem , yeryüzünde ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların Babası’dır.
Bir rivayete göre 2000 yasinda iken Cuma günü vefat etti. Hz.Havva 40 sene sonra vefat etti. Kabirlerinin Kudüs’te veya Mina da Mescid-i Hif'de veya Arafat'da olduğu rivayetleri vardır.

2. hz. sit

Sit aleyhisselam Adem aleyhisselam'dan sonra gönderilen - ikinci - peygamberdir. Adem aleyhisselam'in oglu'dur.

2.Sit aleyhisselam'in hayati

Adem aleyhisselamin oğullarından Kabil'in Habil'i şehit etmesinden 5 veya 30 sene sonra dünyaya gelen Sit aleyhisselamin alnina son peygamber Muhammed (S.A.V.)'in nuru intikal etti ve onun alninda parladi.

3. Hz. İdris

Hz. Idris, Hz. Sit aleyhisselamin torunlarından bir peygamberdir.

4. Hz. Nuh

Nuh aleyhisselam, İdris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen alti peygamberden ikincisidir (Bu alti büyük peygamber sunlardir: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)

5. Hz. Hud

Hz. Hud Yemen'de bulunan Ad kavmine gönderilen peygamberdir

6. Hz. Sâlih

Sâlih Peygamber Semud kavmine gönderilen peygamber olup Nuh aleyhisselamin ogullarindan Sam'in neslinden olup Hz.Âdem'in 19. kuşaktan torunudur

7. Hz. Ibrahim

Hz. İbrahim Kur'an-i Kerim'de bildirilen peygamberlerdendir : « Kitap'ta İbrahim’i an. Zira o, sidki bütün bir peygamberdi » . Ülül'azm denilen peygamberlerin üçüncüsü olup Mezopotamya'daki Keldâni kavmine gönderilmiştir.

8. Hz. Lut

Kur'an-i Kerimde bildirilen peygamberlerden olan Hz. Lut, İbrahim aleyhisselamin kardeşi Hârân'in oğludur. Halilallahla birlikte Nemrud'un memleketinden hicret edip Sam'a geldikten sonra (bkz. Hz.Ibrahim), Lut gölü yakınındaki Sedum şehri halkına peygamber olarak gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselamin dinini tebliğ etti .

9. Hz. Ismail

Kur'an-ı Kerîm'de adı zikredilen peygamberlerden. Kendisine "Allah'ın kurbanı" anlamına "Zebihatullah" da denir. Hz. İbrahim'in Hacer'den olan büyük oğludur.

10. Hz. Ishak

Ibrahim (a.s)'in Hz. Sâre'den doğan ikinci oğlu.
Hz. Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir. Hz. Hacer Hz. İsmail’i doğurunca, Hz. Sâre üzülmüştür. Hz. İbrahim yüz yirmi yasında Hz. Sâre doksan yasinda iken Allah'in bir lutfu ve mucizesi olarak ishâk (a.s) doğmuştur (bk. Hâkim, Müstedrek, 11, 556).

11. Hz. Yakub

Ya'kûb (a.s)'in soyu, ishâk (a.s) vasıtasıyla İbrahim (a.s)'a dayanmaktadır. O, ishak (a.s)'in ve ishak (a.s) da İbrahim (a.s)'in oğludur. Annesinin adi Refaka'dir. Kardeşi Ays ile beraber, ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için ona Ya'kûb denmiştir.
Ya'kûb (a.s)'in diğer bir adi da İsrail’dir. Kardeşi Ays'tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrail denmiştir. Kelime olarak İsmail geceleyin (Allah'a) yürüyen demektir (et-Taberî, Tarih, Misir 1326, I, 162 vd.).

12. Hz. Yusuf

Kur'an'da ismi geçen Beni İsrail peygamberlerinden biri.
Hz. Yûsuf Kurân'da adi geçen peygamberlerden birisi olup, Yakup Peygamber'in oğludur. Nesebi Hz. İbrahim’e kadar varir (Kamil Miras, Tecrid Tercemesi, IX, 139).
Kur'ân-i Kerîm'de kendi adini taşıyan bir sûre vardır. Tamamı 111 âyet olan bu sûrenin 98 âyeti (4-101) Hz. Yûsuf'tan bahseder.

13. Hz. Eyyub

Hz. Ibrahim soyundan gelen bir peygamber.
Eyyûb (a.s.)'dan Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En'âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat'ta da "Eyûb" adıyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb'un kıssasına tahsis edilmiştir.
İslâm kaynaklarına göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup, sayısız mali-mülkü, birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmiştir.

14. Hz. Suayb

Kur'an'da adi geçen peygamberlerden. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı- ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi, çesitli ayetlerde geçmektedir.

15. Hz. Musa

Allah Teâlâ’nın, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat’ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip, hakim kılması için gönderdiği Ulu'l-Azm(Azim ve sebat sahibi peygamberler; Allah'ın emirlerini gerçekleştirme hususunda en çok dikkat ve titizlik gösteren peygamberler anlamında bir terim.) peygamberlerden biri. Hz. İbrahim (a.s)'in soyundan olup, İsrailoğullarının akidelerini ıslah etmek ve onları Allah Teâlâ'nin dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmişti. Küfürle mücadelesi Kur'ân-i Kerim'de uzun-uzun anlatılmaktadır.

16. Hz. Harun

Hz. Harun (a.s), İsrailoğulları peygamberlerinden, Hz. Musa (a.s)'in kardeşi. Hz. Yusuf'un vefatından sonra Mısır’da yasayan İsrailoğulları ve diğer insanlar, bir müddet onun gösterdiği yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikati unuttular.

17. Hz. İlyas

Kur'an-i Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)'dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)'a dayandığı rivayet edilen bir İsrailoğulları Peygamberi.Hz. Musa'dan sonra İsrailoğullarının çeşitli boyları sam civarına yerleşmiştir. Sam bölgesindeki "Bek" şehrine yerleşen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)'in gönderildiği rivayet edilmektedir.

18. Hz. Zülkifl

Kur'ân'da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: "İsmail, İdris ve Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar Salih olanlardandı" (el-Enbiyâ, 21/85, 86).
Âyette geçen "Zülkifl" adi değil lakabıdır ve "nasib ve kısmet sahibi" anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil, onun üstün kişiliğini ve ahretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Onun gerçek adi hakkında çok farklı rivayetler vardır. Yahudiler O'nun, israilogullarinin esareti sırasında peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur ırmağı yakınlarında bir bölgede yapan Hereksel olduğunu iddia etmişlerdir.

19. Hz. Davud

Yahuda kabilesinden isa (Yasa)'nin sekizinci oğludur.
İnsanoğlu yoldan çıkıp da bataklığa düştükçe, yüce Allah, onlara peygamberler göndermiştir. Onlar bu peygamberler vasıtasıyla uyarılmıştır. İsrailoğullarına da peygamberler gönderilmiştir. Onlar, umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmişlerdir.

20. Hz. Süleyman

Tarih, yaklaşık olarak I.Ö. 970-931 yılları arasında yasadığı düşünülen Hz. Davud'un oğlu Hz. Süleyman’ın kurduğu muhteşem krallığa şahitlik eder. Öyle ki Hz. Süleyman, babasından sınırları Mısır’dan Fırat’a kadar uzanan bir krallık devralmış ve kısa sürede hakimiyetini güçlendirmişti. Ve kendi yasadığı dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmuştu ki, Allah'a olan imanının ve üstün aklinin kendisine kazandırdığı bu ihtişam, yüzyıllar sonra bile insanların hayranlığını ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedir.Hz. Süleyman’ın hayati, Allah'a gönülden iman eden bir Müslüman’ın aklının ne kadar fazla, ufkunun ne kadar geniş olduğunu bütün insanlığa gösteren çok çarpıcı bir delildir.

21. Hz. Yunus

Soyu, Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (a.s)'a ve onun vasıtasıyla de İbrahim (a.s)'a dayanmaktadır.
Yûnus (a.s)'in Ya'kub (a.s)'in torunlarından olduğu, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:
"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettigimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim ibrâhim'e, İsmail’e, İshâk'a, Yakub'a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harûn'a, Süleyman'a da vahyetmis ve Davud'a da Zebûr'u vermistik" (en-Nisâ, 4/163).

22. Hz. Zekeriyya

Soyu Dâvud (a.s)'a dayanmaktadır. Kur'ân'da anılan dualarından (Meryem, 16/6) anlaşıldığına göre, soyu daha sonra Yâkub (a.s)'a varmaktadır (el-Kurtubî, Ahkâmu'l-Kur'ân, Kahire 1967, XI, 82; er-Razî, Mefâtihu'l-Gayb, Misir 1937, V, 769).
Zekeriyya (a.s) İsrailoğullarinin peygamberi olduğu gibi, ayni zamanda onların bilgini, reisi ve müşaviri yani danışmanı idi (es-Sa'l-ebî, el-Arais, 1951, 372).

23. Hz. Yahya

Yüce Allah tarafından, Kur'an'da: "Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adi daha önce kimseye vermemiştik" (Meryem, 19/7) ayeti ile haber verildiğine göre; Yahya (a.s.), Zekeriya (a.s)'in oğlu idi. Kendisine Yahya adi da, Allah tarafından verilmişti.
Yahya (a.s)'nin yüzü güzel, kaşları çatık, saçları seyrek, burnu uzun, sesi ince ve parmakları kısa idi. O, İsa (a.s)'dan altı ay önce dünyaya gelmişti. Yani Isa (a.s)'dan altı ay büyüktü. Dolayısıyla, Musa (a.s)'nin şeraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusuydu.

24. Hz. Isa

Kur'an-i Kerîm'de adi geçen ve İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden. Hz. isa (a.s) batili tarihçilere göre miladi yıldan dört veya beş sene kadar önce doğmuştur.

Yine batili tarihçilere göre Hz. isa (a.s) Romalıların elinde bulunan Yahudiye'de Romalılardan Tiberius iktidarı döneminde otuz yaslarına doğru peygamberliğini İnsanlara bildirdi. Önce Celile'de sonra Kudüs'te İnsanları hak dine davet etti. Yahudilerin dinini ikmal onların dine kattıklarını düzeltmek için gönderilen Hz. İsa (a.s) kendisine indirilen İncil adli kutsal kitapta bunu söyle anlatır: "Ben yok etmeğe değil, tamamlamaya geldim." Hz. isa (a.s), Yahudilerin tahrif ettiği Eski Ahid'i onların anlayışından kurtarmaya, Hz. Musa (a.s)'in getirdiği akideyi yerleştirmeye ve Yahudilere daha önce bildirilen zahmetli bazı ilahi kanunları hafifletmeye çalıştı.

Memleketi Celile'de Genaseret gölü kıyısında ilk vaaz ve tebliğlerini bildiren Hz. İsa daha sonra Kudüs'e gitti. Yahudiler Hz. İsa’yı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus'a şikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi Hz. İsa’ya ihanet etti ve Hıristiyanların inencine göre Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur'an-i Kerîm'de ise hadise şöyle anlatılmaktadır: "Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı" (en-Nisa, 4/156). Rivayete göre Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda, Romalilar tarafindan İsa (a.s.) zannedilerek asılmıştır.

İsa (a.s); orta boylu, kırmızıya çalar beyaz benizli, dağınık, düz saçlı idi. Saçını uzatır, omuzları arasına salardı. Geniş göğüslü, küçük yüzlü çok benli idi: Sırtına yün elbise, ayağına ağaç kabuğundan yapılmış sandal giyer, çoğu zaman da yalınayak yürürdü.

Kendisinin geceleri varıp barınacağı bir evi, ev eşyası ve zevcesi yoktu. Hiç bir şeyi yarin için biriktirip saklamazdı. İsa (a.s) dünyadan yüz çevirir, ahreti özler, Allah'a ibadete koyulurdu. Yeryüzünde nerede güneç batarsa orada konaklar iki ayağının üzerinde namaza durur; gece namaz gündüz de oruç ile günlerini geçirirdi (M. Asim Köksal, Peygamberler Tarihi, II. 334, 335). isa (a.s) göğe kaldırıldığı zaman, yün bir kaftan, bit çift mesti, bir de deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı (Abdurrezzak, Musannef, XI, 309).

Kur'an-i Kerîm'e göre Hz. İsa (a.s)'in annesi Hz. Meryem'dir. Meryem (a.s), yine Kur'an'da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan imrân ailesinden idi. Hz. Meryem, Zekeriya (a.s)'in koruması ve gözetim altındaydı. Meryem, Beytü'l-Makdis'te, dogu tarafta özel bir bölmeye yerleştirilmişti. Zekeriya (a.s), Meryem'in yanına geldikçe orada, rızkını ve yiyeceğini hazır görürdü. Hz. Meryem, Beytü'l Makdis'te zikirle, ibadetle hayatini geçiriyordu. iste bu sırada Allah, ona bir beser suretiyle Cebrail'i gönderdi. bu durum, Kur'an-i Kerim'de su şekilde anlatılır: "Meryem dedi ki; ben senden Rahman'a sığınırım. Eğer O'ndan korkuyorsan bana dokunma! O da, ben, temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim, dedi. Meryem; bana bir İnsan temas etmemişken, ben kötü kadın olmadığım halde nasıl oğlum olabilir? dedi. Cebrail, bu böyledir; çünkü Rabbin, "bu bana kolaydır, onu İnsanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız, " diyor, dedi. İs olup bitti. Böylece Meryem, İsa’ya gebe kalarak bir köseye çekildi. Doğum sancıları başladı ve başına gelen bu hadiseden dolayı çok üzülerek, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi" (Meryem, 19/1 8-23).

Cebrail, Meryem (a.s)'e, babasız doğuracağı çocuğun özelliklerini ve mücadelesini haber vermiş, Meryem'i teselli etmiş ve ayrılıp gitmişti.

25. Hz. Muhammed

HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU

Putları kabul etmenin ve onların etkili olduğuna inanmanın tek delili ve meşruiyeti gelenekti: Babaları, babalarının babaları ve daha büyük ataları hep öyle yapmıştı. Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu.

İbrahim’in dinini tam anlamıyla sürdüren bir kaç kişi vardı ve daima olmuştu. Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya çıkmış bir tehlike (bid'at) olduğu kanaatindeydiler. Hubel'in İsrailogullarinin altın buzağısından pek farklı olmadığını görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi. Kendilerine Hanifler adini veren bu şahısların putlarla hiç ilgisi yoktu ve putları Mekke'yi pisleten ve alçaltan varlıklar olarak görüyorlardı. Taviz vermekten uzak oluşları ve çoğu şeye karşı çıkışları onları Mekke toplumunun dışında kalmaya zorluyordu. Onlara karşı takınılan tavır, hoşgörü, saygı veya kötü davranma, bir bakıma kişiliklerini, bir bakıma da kendilerini korumaya hazır olan kabileler tarafından belirleniyordu.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Allah (c.c.) tarafından seçilmiş olması itibariyle maddî ve manevi yönden çok üstün özelliklere sahiptir. Öyle ki bugün İslâm karşıtı kişiler bile onun üstün ahlâkini ve aklini takdir ettiklerini itiraf edebilmektedir. Ama elbette mü'minlerin takdiri çok daha güçlü ve çok yönlüdür. Bilindigi üzere, Resulullah (a.s.m.) daha çocuk yaslardayken dahi ahlâki ve olgunluğuyla dikkat çeker, yaşıtlarından farklı olduğunu belli ederdi. Asil davranışları ve ruhî melekeleriyle bulunduğu ortamda herkesin sevgisini ve saygısını kazandı.

Dedesi Abdülmuttalip çok sayıda çocuğu ve torunu olduğu halde ona çok düşkündü ve bu düşkünlüğünü ömrü elverdiğince onu himaye ederek göstermiştir. Ayni tavrı amcası Ebu Talip'te de görüyoruz. Kendi çocuklarından üstün tutacak ve daha düşkün olacak şekilde bir bağlılık duymasının sebebi elbette ki onun üstün ahlâki ve emsalsiz ruhu sebebiyledir. Görüldüğü gibi daha peygamberlik verilmediği halde etrafındaki herkes bu mübarek sahsa hayranlık duymuştur. Allah (c.c.) daha küçük yasta sırasıyla babasını, annesini, dedesini alarak onu eğitmiş bu tip zorluklarla onun ruhunu daha da olgunlaştırmıştır. Gençliğinde de akli, ahlâki, fazileti, dürüstlüğü ve diğer pek çok yönüyle Mekkeliler arasında dikkat çekmiş, 'El-Emin' sıfatına lâyık görülmüştür. Peygamberimiz (a.s.m.) İslâm’dan önce de hiçbir dönemde putlara tapmamış, aklıyla, bir olan Allah'i bulmuş, O'na yönelmiş ve hanif olan İbrahim’in dinini benimsemişti.

Saygın bir aileye mensup olup, Mekke'nin ileri gelenlerinin arasında bulunduğu halde hiçbir zaman ahlâkından taviz vermemiş hatta iffetiyle dikkat çekmiştir.Peygamberliği döneminde de bu üstünlüğü öncelikle Allah'a (c.c.) olan yakınlığında, korkusunda ve tevekkülünde görüyoruz. Kendisine ilk vahiy geldiğinde de, inkârcılar onu reddettiğinde de, mağarada etrafı sarıldığında da, Uhud'da yenildiklerinde de hep ayni tevekkül ve Allah'a ayni bağlılık göze çarpmaktadır. O tam bir Allah dostuydu, her tutum ve davranışında O'na yönelir, sadece O'nun rizasini gözetirdi. Kâfirlere karşı onurlu ve zorluyken, müminlere karşı da şefkatli ve merhametli idi. Resulullah Efendimiz bütün ömrünü Allah'i razı edebilmek ve O'nun dinini insanlara ulaştırabilmek için geçirdi. Bunu yaparken de tamamen Kur'ân'la hükmetti ve âlemlere örnek kılınan bir insan oldu.

Onun güzel ahlâki, akli, dirayeti, hikmeti, takvasi, liderliği, hakimliği çok iyi anlaşılmalıdır. Zira Allah onda bizim için güzel örnekler olduğunu söylemektedir."Sizin için, Allah'i ve ahret yurdunu umanlar ile Allah'i çokça zikredenler için, Allah'in resulünde güzel örnekler vardır." (Ahzab Sûresi, 21)Hz. Muhammed (a.s.m.)'in önemli bir özelliği de kavminin hidayeti için gece-gündüz uğraşmasıdır. Sadece ebedî hayatlarını kurtarabilmek için onları sürekli olarak uyarmış ama bir yandan da Salih oldukları takdirde cennetle müjdelemiştir. Onları Allah'in birliğine tevhid çağırmış, her türlü puttan, sirkten, ortak koşmaktan arındırmıştır. Ayetin de ifadesiyle üzerlerindeki ağır yükleri kaldırmış, zincirleri indirmiş (7/157) yerine kolay olanı getirmiştir. Çünkü Allah insanlara zorluk dilememiş ve kaldırabileceklerinden fazlasını da yüklememiştir. Peygamberimiz Arapların yüzyıllardır süregelen inanç sistemlerini, batıl hurafelerini, adetlerini, törelerini yıkmış yerine tertemiz olan hak dini koymuştur. Ama bu çok iyi takdir edilmesi gereken bir noktadır. Zira köklü inançları ya da saplantıları yıkabilmek çok zordur; sabır, dirayet ve cesaret ister. Bu özelliklere ise Resulullah (a.s.m.)'da en fazlası ile rastlıyoruz. Cenâb-i Allah Peygamberimiz (a.s.m.)'i özel olarak seçmiş, üstün kilmiş, O'na büyük bir nur vermiş ve şerefli, üstün Kur'ân-i da ona indirmiştir.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU