21 Ağustos 2011 Pazar

KİMLER İSTİFA ETMELİDİR?















İSTİFA ETMEK ÇÖZÜM MÜDÜR?
Kütahya Milletvekili Soner Aksoy, Silvan saldırısı sebebiyle TSK'ya sert eleştirilerde bulunarak, Genelkurmay Başkanlığı'nın adalet önünde hesap vermesi gerektiğini savundu. Aksoy, bu açıklamanın hemen ardından üyesi olduğu Milli Savunma Komisyonu'ndan istifa etmişti.
Özdeki amacımız askeri tümden edilgenleştirmek olmasın.. Jandarma'nın yanında neden ağır silahlarla donatılmış polis? İleri demokrasiye ivme mi kazandırıyoruz?
Kürt açılımı aldatmacasıyla ile tepki alınca, zaman yitirmeksizin dramatik ironiye geçerek 'yanlış tanımladık, adı demokratik açılım olsun diye' hemen, yükü demokrasinin sırtına verdik. Bunları besleyen soldan devşirme 'sınırsız ve kuralsız demokrasi avcıları da bu anlamsız ve işlevsiz duruşa alkış tuttular. Yine başarılı olamayınca bu sefer yükü askerin sırtına verdik.
Başarısızlık söz konusu ise hükümetin yaptıklarının adı başarısızlıktır. Komisyonlardan değil, topluca hükümetten istifa edilmelidir.
Sakın birileri başarılı diye övgüler yağdırmasın, tüm yaptıkları 'iyi gözüken şeyler' DSP'nin programı idi, egemenler bu programın uygulanmaması için harekete geçti, içerideki Truva atıyla...Nerde hüsamettin Özkan ve Devriş efendi? MHP'nin duruşu dünden farklı değil. Eğer erken seçim kararı alınmasıydı DSP hala iktidarda olurdu. Bu sadece birilerinin değil bazı CHP’lilerin de işine de gelmedi..
AKP bir şekilde yanında yer alanları sonradan tek-tek zorda bıraktı. Askeri zorda bırakıyor, muhalefeti zorda bırakıyor, parti içi muhaliflerini zorda bırakıyor, ekonomiyi zorda bırakıyor, AB ilişkilerini zorda bırakıyor, kentleri zorda bırakıyor, demokrasiyi ve özgür düşünceyi zorda bırakıyor, bir gün kendisi zorda kalacağını aklına getirmeksizin.
İşte Kılıçdaroğlu tüm bu zorlukları aşmaya çalışıyor.
İşin üzücü yanı zorda kalanlar suskun kalarak halkı zorda bırakması...
Düşünün, Beyoğlu’nda masalar toplattırılıyor, her başarısızlıkta asker suçlu gösteriliyor ve saldırılıyor ve de yerine Polis konuşlandırılıyor, peçeli anne kız başı açık anne kıza saldırıyor, cinsel tercihlerinden dolayı Cemil İpekçi'ye saldırılıyor(dramatik olan İpekçi’nin AKP’yi savunması), YGS'ye türbanlı sayısı artırmak için şifrelerle saldırılıyor…
Yakındır dualarla haberlerin açılması.
Hazret çıkmış ‘Silvan saldırısı sonrası’ milli savunma Komisyonu’ndan istifa etmiş. İyi de istifa etmenize neden Işık Koşaner paşa ve üç kuvvet komutanın istifası sonrası yaşanan son Hakkari saldırısı nedeniyle somutlaşan beceriksizliğiniz tümden istifa etmenizi hiç aklınıza getirdi mi? En önemlisi; birileri askerimizi şehit ediyor, sağ kalanları da Silivre’ye gönderirken, ülkeyi kimin savunacağını aklınıza getirdiniz mi?
Dahası; Işık Koşaner paşa ve üç kuvvet komutanının onurlu duruşunu hiç düşündünüz mu?!
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com

19 Ağustos 2011 Cuma

O ESKİ COŞKU DOLU SEÇİMLERİN YERİNİ SUSKUN VE GİZEMLİ SEÇİMLER ALDI















O ESKİ COŞKULU SEÇİMLERE NE OLDU?
19 Ağustos 2011

Ne olacak; 2002 öncesinde kaldı…
O şimdi güdümlü…
Ülkemiz; iki günde kurulup, üçüncü kez iktidar olan bir partinin tutsağı haline getirildi…
Altı kez daha iktidar olacağını savlayan eskinin solcusu liberaller, neyi ve kimi beslediklerinin farkında mı değiller, yoksa bilmediğimiz özgörevleri mi var?

12 Haziran’da TBMM Genel Seçimlerinin 24’üncüsü yaşandı.
Yaklaşık 10 seçimdir seçimleri izlerim. Bu son seçim inanın o denli tatsız tuzsuz geçti ki; insanlar sanki ‘seçimleri’ umursamıyordu; öyle ki seçmen için basit bir ‘seçim oyunundan’ farksızdı ve kanıksamıştı seçimleri.
Artık; “Doğru yahu, yarın oy da kullanacağız” diyerek öncelikleri arasında kesin görmüyordu seçimi. Adeta sıradan bir dernek seçiminde oy kullanacakmış gibi, hatta ‘kullanmasam da olur’ dercesine bir umursamazlık içinde gördüm insanları 12 Haziran 2011 seçimlerinde.

Nedeni; seçimlerin tadını tuzunu bozmamızdır.

Tadı yok, çünkü;
İnsanların özgür düşünce ve istencindeki evrensel akışın önüne % 10 baraj koyduk.
Yetmedi; evrensel hakları olan ‘seçim’ olgusuna, seçme ve seçilme ve de YSK yasaklarıyla set koyduk, cebi para dolu olanları TBMM’ine, beyni proje dolu onları kapının önüne koyduk.
Seçim sürecinde; İnsan hakların hiçe sayarcasına, Metin Lokumcu’nun cansız bedenine de “Tabi bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durma gereğini duymuyorum…” şeklinde sövgüler yağdırabildik.
“Demokrasi benim amaçlarımın aracıdır” diyerek, demokrasiyi metalaştırdık.

Tuzu yoktu, çünkü;

Din ile, yoksul ile birlikte geçinecek politikalar üreteceğimize, “Bizi kardeş yapan Müslümanlıktır, laiklik değil…” söylemiyle dinden ve yoksuldan geçinen bir politik süreci inatla sürdürdük.
Sürekli güçlüden yana duruş sergileyerek ‘sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılığımızla’ aydınları karalayıp, karanlığı besleyenleri teorize ettik ve aşağıdaki tabloyu yarattık:
Seçmen Sayısı:50,339,596
Katılım Oranı:%87.23
Toplam Oy :43,912,170
Geçerli Oy:42,972,665
Geçersiz Oy:939,505

1- AKP(Adalet ve Kalkınma Partisi): Oy oranı; %49,91 Aldığı oy; 21.465.966
2- CHP(Cumhuriyet Halk Partisi): Oy oranı; %25,94. Aldığı oy; 11.147.641
3- MHP(Milliyetçi Hareket Partisi): Oy oranı; %12,98. Aldığı oy; 5.575.871
4- Bağımsızlar - Tüm Bağımsızlar: Oy oranı; %6,58. Aldığı oy; 2.826.031
5- SP(Saadet Partisi): %1,25-535.563
6- HAS(Halkın Sesi Partisi): %0,76-327.400
7- BBP(Büyük Birlik Partisi): %0,74-315.974
8- DP(Demokrat Parti: %0,65-280.899
9- HEPAR(Hak ve Eşitlik Partisi): %0,28-122.305
10- DSP(Demokratik Sol Parti): %0,25-106.344
11- DYP(Doğru Yol Partisi): %0,15-64.240
12- TKP(Türkiye Komünist Partisi): 0,14-61.236
13- MP(Millet Partisi): %0,14-59.830
14- MMP(Milliyetçi ve Muhafazakar Parti): %0,09-37.011
15- EMEP(Emek Partisi): %0,07-31.577
16- LDP(Liberal Demokrat Parti): %0,04-15.462

Eğer bir parti, 15 partinin aldığı toplam oylardan daha fazla oy almışsa, tartışmasız başarılıdır. Diğer 15 parti ise tartışmalı başarısızdır.
Ben seçmen olarak başarıyı ve başarısızlığı tartışabilirim. Hatta; bu denli tatsız tuzsuz ortamda geçen seçimde son üç seçimden hayli yüksek bir katılımın(%87.23) olması ve AKP’nin bu coşkusuz seçmenin ikisinden birinin oyunu almasını’ sorgulayabilirim, fakat o 15 parti kendisini tartışmazdan ve sorgulamazdan asla AKP başarısını ve de kendi başarısızlığını tartışamaz, sorgulayamaz.

İşin özü; seçimlerin ve seçim politikalarının da CHP 6 oku gibi onarıma gereksinimi var.

İşin özü ne biliyor musun sevgili seçmenim;
Kendim ettim kendim buldum:

1- " Semer seçilirken, eşeğin fikri değil, ölçüsü alınır."
2- " Direksiyonda eşek varsa,kaputun içinde kaç beygir olduğu neye yarar!.."
3- " Bir Politikacı sahneye çıkıp soytarılık yapsa, yarım dakika dahi beceremez, foyası ortaya çıkar..."
Ama bir soytarı, kimseye hissettirmeden yıllarca Politika yapabilir..".
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32
A

14 Ağustos 2011 Pazar

MELİH GÖKÇEK'İN ANLAMSIZ AMBLEMİ VE MEYDAN SAVAŞININ DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ



BAŞKENT AMBLEM MEYDAN SAVAŞLARI
Başkentimiz Melih Gökçek sayesinde 1994’ten beri amblem tartışıyor. Son zamanlarda buna ‘Meydan’ tartışması da eklendi.
Amblem; Fransızca bir sözcük. Bir düşünceyi veya bir kurumu temsil eden görsel simge. Simgenin Latince karşılığı Sembol. Sembolün Grekçedeki anlamı, “Birlikte tartışmak, bütün haline getirmek…” Doğrusu birlikte düşünmek ve bütünleşmek.
Kentlinin birlikte düşünüp bütünleştiği yerlere de; Arapça Meyden diyoruz. Anlamı ise ‘geniş alan.’
Kent meydanlar kentlinin ortak düşün refleks alanlarıdır. Dahası, uzlaşı ve dayanışma boyutunda, düşündüğü, inandığı değerleri haykırdığı alan. İşte bu alanlarda bir parti ve ideolojinin görsel simgeleri değil, Ankara’nın düşünsel tarihsel kökene dayalı görsel simgesi, yani amblemi dalgalanmalıdır.
Siz Ankara’nın düşünselliğini evrensel boyutta simgeleyen, aynı zamanda barışı, aydınlığı ve üretkenliği içeren Hitit uygarlığı ve sanatının simgesi ‘Hitit Güneş Kursu’ amblemini Kaldırıp, onun yerine iki günde kurulup üçüncü kez iktidar yapılan bir partinin düşünselliğini simgeler izlenimi veren bir şeyi ‘Ankara Amblemi’ olarak dayatamazsınız. Daha net söylemle; Anadolu’nun en eski uygarlığı Hattiler-Hititler yapıtı olan, ‘Hitit Güneş Kursu’ amblemi yerine; gerek sanat, gerekse estetik bağlamda hiçbir şey ifade etmeyen basit bir çalışmayı, Anadolu insanın değerlerini ve kutsalını kullanarak amblem diye dayatamazsınız.
Meydanlar ve amblemler kentlerin evrensel kimliğini yansıttığı gibi coğrafyasının kimliğini de yansıtır ve yansıtmalıdır da. Siz bir ideolojinin kimliğini yansıtan bir amblemi topluma dayatıyorsanız, bilin ki bunun adı faşizmdir ve Hitler Almanya’sını çağrıştırır.
Bazı nobetçi psikonevrotik reaksiyon içindekilerin ‘yeni aydın namussuzluğu’ diye tanımladığı Kemalistlikle suçladıkları CHP bu evrensel kriteri dikkate alarak, Kurtuluş Savaşının önderi Atatürk’ün ‘Anıtkabiri’ni değil de -ki doğru- 1973’te ‘Hitit Güneş Kursu’ nu Belediye başkanı Vedat Dalokay aracılığıyla Ankara’mızın simgesi/amblemi haline getirdi. O histeri nöbetindekilerin(Ki bunlar Kemalistlikle suçladıkları bir gazeteye reklam verilmesin diyerek muhbirlik yapıp, ardından düşünce özgürlüğünden söz edenlerdir ) ‘kişilik bozukluğu’ olarak gösterdikleri Kemalistler, Ankara’nın simgesi ‘ANITKABİR’ olsun diyebilirlerdi. Demediler, ama birileri 1994’te ideolojilerini simgeleyen bir şeyi Melih Gökçek aracılığıyla Ankara’nın simgesi haline getirdi. Bu nöbetçi histeristler nedense faşizm ile örtüşen bu duruşu eleştirmediler.
‘Hitit Güneşi Kursu’ ambleminin değiştirilmesi; salt ülkemin uygarlığını değil, dünyanın evrensel uygarlığını yadsımaktır. Çünkü ‘Hitit Güneş Kursu’ dünyanın en eski uygarlıklarından biri olan Hatti-Hitit uygarlığının yapıtıdır ve belirttiğim gibi barışı, aydınlığı ve verimliliği simgeler. Bu amblemin tekrar Ankara Amblemi olması için 1995 yılında Ankara 2. İdare Mahkemesi Gökçek amblemini iptal etti. Bu hukuki engeli kaldırmak için zaman kaybetmeksizin kanun değişikliği yapılarak belediyelere kentin amblemini belirleme yetkisi verildi ve Gökçek amblemi tekrar kullanılmaya başlandı. Ve ardından bu sefer Gökçek amblemini Ankara 3. İdare Mahkemesi tekrar iptal ediyor, fakat Gökçek ‘belediyelerin amblem belirleme yetkisini’ kullanarak aynı amblemi ufak bir değişiklikle tekrar devreye sokuyor.
Nedir bu? Bu resmen Ankara’yı katlı kavşak mantığına teslim etmektir. Bu mantıkla yıllardır savaş veren hemşerim eski Milletvekili Avukat Rahmi Kumaş’a teşekkür etmek isterim. Bu kararlılığını sürdürdüğü için Çankaya veya Yenimahalle belediyesinin bir sokağa veya caddeye sayın Kumaş’ın adını vermesini haddim olmayarak öneriyorum.
Kentin simgesinde(amblem) kendini gösteren ve toplumsal barış adına yapılması gereken birlikte tartışmayı, bütünleşmeyi, düşünmeyi siz nerede yapacaksınız? Meydanlarda. Meydan’ın var mı? Yok. Koca başkentimde, meydanlar Sincan ve Etimesgüt benzeri gettolarına kaydırdılar.
Çankaya Belediye başkanı sayın Bülent Tanık’ın ‘Meydan savaşının’ özünde bu yatmaktadır. Sayın Gökçek ise olguya siyasi ve ekonomik rant boyutunda baktığı için Kızılay-Sakarya’daki ‘SSK Rant Tesisleri’ni ele geçirme savaşı vermektedir.
Ankara için Amblem’de, Meydan da tartışılmalıdır. Ankaralı üzülerek belirteyim ki, her şeyden olduğu gibi bu zorunlu tartışma ortamından da‘Şike masalları’ ile uzak tutulmaktadır.
Verilen bu ‘Amblem ve Meydan Kavgası’ kentliyi ilgilendiren bir olgudur ve taraf olmak zorundadır kentli. Bu nedenle Meydan konusunda Tanık’ın, Amblem konusunda da Hitit Güneş Kursu’ndan yana tepki koymalıdır.
Meydan konusunda sayın Tanık yanında, yani SSK Rant alanının kesin meydan olmasından yanayım. Amblem konusunda da, sayın Rahmi kumaş’ın yanında, yani Hitit Güneş Kursu’nun amblem olarak kullanılmasından...
Eğer Kızılay-Sakarya’da bu meydan yaşama geçirilirse, bugüne dek; Murat Karayalçın’ın Metro projesinden sonra Ankara’ya kazandırılacak en büyük yapıt olacaktır “Kızılay Barış Meydanı”.
Yeşil alanlar birer nefes alma odakları olduğu gibi, kent meydanları da, düşünselliklerin haykırıldığı stres atma noktalarıdır benim için.
Amblem’e gelince; birileri diyor ki, Gökçek Amblemi’ndeki Minare ve Hilal’den mi rahatsızsınız?
Evet rahatsızız, çünkü birileri ‘Ankara’nın tarihsel hafızası ve kökeni ile uzaktan yakından ilgisi olmayan’ benim değerlerimi ve kutsalımı ideolojisinin aracı haline getirmektedir. İşte budur beni rahatsız eden. Ve buna, kimsenin asla hakkı yoktur.
Bir kere minarelerden ve hilalden rahatsız olsak, İstanbul Amblemi’nden de rahatsız olurduk, çünkü buradaki benim kutsalım İstanbul’un tarihsel hafızasını ve kökenini simgeler.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ GRUBU
evesbere@gmail.com
GSM: 0506 609 00 32