28 Eylül 2012 Cuma

GALATASARAY DERİN KADROSUNDA BOĞULDU



GALATASARAY ORDU’NUN  DARBESİYLE YIKILDI(2-0)

Galatasaray’a 28 Eylül 2012’de ’19 Eylül Stadında’,  Ordu
darbeyi , eski Galatasaraylı futbolcularla yaptı.
Evet, eski Galatasaraylı Hasan Kabze ve Stancu, attıkları
Gollerle, önceki takmıları  Galatasaray’ı  2-0 yendiler. Üstelik top oynama oranı %65 GS lehinde olmasına karşın, Fakat, topla az ama, daha güzel oynayan Orduspor galibiyeti hak etti.
Tek kelimeyle, müthiş maç oldu. Kimin için?  Orduspor ve
Taraftarı için. Siz Galatasaraylılar için de müthiş maçtı.
Orduspor, Trabzon’dan sonra Samsunspor’un yapmaya çalıştığı şeyi başaracak gibi. Şampiyonluk şimdilik olası gözükmüyor, fakat Süper Lig ikincisi olarak,  Avrupa Şampiyonlar Lig ön elemesi oynayabilir.
Şu bir gerçek;
Topçular, eski takımlarından eğer istemeyerek ayrılmışlar ise, özellikle bu takım da üç büyüklerden biri ise, bu takımlara karşı  bir ayrı oynuyorlar. Dahası, öfke, inat, ve hırsla harmanlanmış duygusal yanı ağır basan bir motivasyon yüklerler kendilerine ve genellikle de eski takımlarına zarar, yeni takımların kar  verirler. Hasan Kabze ve Stancu böylesi 2 oyuncu idi bugünkü maçta.  İlle de gol atan ve Stancu’nun attığı golun asistliğini yapan  Hasan Kabze. Kabze, kabzayı Galatasaray’ın ensesine öyle vurdu ki, GS ondan sonra dağıldı. Ben röveşatayı ıskalayan ve hemen sonra aynı röveşata şansını yakalayıp  gole dönüştüren bir topçu seyretmedim bugüne dek.  Röveşata da müthişti hani.
Biliyorsunuz, Ligin  3. maçında Bursaspor’u 3-2 yenen Galatasaray’a golleri eski GS’li Musa Çağıran ve Ömer Erdoğan atmıştı.
Başarısı sürekli olan topçular, öfkeyle, değil de, kendilerine; akıl, hırs ve inatla harmanlanmış motivasyon yükleyen topçulardır. Ben bu her iki futbolcunun, özel olarak öfke ile harmanlanmış motivasyon değil de, akılla harmanlanmış motivasyon yüklemelerini isterİM. Çünkü, bunu yapacak yetenekte topçular, Stancu ve Kaze. Bunu yaptıklarında başarıları süreklilik kazanır.. Bu önerim, tüm topçular için geçerlidir.
Terim, belli ki Umut-Elmander ikilisini, Şampiyonlar Ligi maçı için, yani önümüzdeki Braga maçı için saklamış.
Aslında;
Aynı mevkide güçlü ve yetenekli topçusu olan Teknik Direktörler için, en zor şey  ilk 11’lerini belirlemek. Terim için böylesi bir durum çok fazla.
Topçular bu konuda, özellikle Anadolu topçusu duygusaldır. Sürekli 11’de oynamak ister. Egoizm ve bencillik, akılcı duruşun önünde koşar. Dizginlemek zordur. İlk 11’de oynamayan topçu, ilerleyen dakikalarda oyuna girdiğinde pek istekli, yani motivasyonla oynamaz. Doğrusu, performansını öteler. Futbolcu; bu olumsuz duygusal duruşu,  bir hafta sonraki maçta ilk 11’de oynasa da gösterir.
Bizim Galatasaray, bir Barcelano olmadığı gibi, topçularımız da bir Xavi ve İniesta değil, Pirol değil v.s,v.s…
İşte, Terim, böylesi duygusallığa sahip olan Burak’ı, Umut’un yerinde oynatmış olabilir. Fakat ben buna fazla olasılık vermiyorum, çünkü Terim, Umut’u ve hatta Dany’i Braga maçına saklamıştır.
İşte böyle, derin kadroya sahip olunca, zaman-zaman bu derinliklerde vurgun yiyebiliyorsunuz. Bugün Orduspor  maçında bu yaşandı,
Ordu maçında yaşanan bir diğer olgu, İçişleri Bakanının Ordulu oluşu ve maçta oluşu idi. Bu durumlarda, topçular bir yana hakem fazlasıyla baskı altında kalır. Üstelik maçı izleyen İçişleri Bakanı. Bence siyasiler, özellikle kent takımları maçında bu bağlamdaki hassasiyeti dikkate almalılar.
Hakem, Galatasaray’ın %500 penaltısını vermiyor ve o top geliyor Galatasaray’a gol oluyor. Penaltı verilse, kırmızı kart, Orduspor 10 kişi kalacak ve durum1-1 olacak. Maçın kesin seyri değişirdi.
Eee, son maçlarda kendine gelmeye başlayan Hamit Altıntop’un 15. Dakikada sakatlanması ve oyundan çıkması da ayrı bir tuz ve biber…
Bence birileri balans ayarına erken başladı gibi. Dikkatinizi çekmiştir, üç borsa çakalı çıkmış, Galatasaray başkanının sahtecilikle suçlayıp, savcılığa şikayet ediyorlar ve bunlar üstelik Galatasaraylılarmış. Güldüm, fakat  düşünmedim de değil. Ne mi düşündüm? Birileri saha dışındaki oyunlardan vazgeçmiyor. Ne şike operasyonu. Bal gibi eski tas eski hamamlar oynanıyor.
İkincisi; Melo’nun Ordusporlu oyuncuya yaptığı hareket kesin penaltı değil, çünkü Melo, sağ ayağının burnuyla topa vuruyor ve oyuncu da Melo’nun uzattığı ayağın üzerine kendisini atıyor.
Bu söylemim asla Orduspor başarısını karalamak değildir.
Orduspor’u tekrar kutluyorum ve Galatasaray’a da Braga maçında başarı diliyorum.
Dip not 1:
Galatasaray bu yıl, açık ara şampiyon olabileceği gibi, kıl payı şampiyonluğu kaybedebilir de. Özellikle Kasımpaşa’ya dikkat, yakınan izlemenizi isterim. Birileri 3 büyüklerden büyük-büyük intikamlar alabilir, ille de FB ve GS’dan…
Dip not 2:
Mancesther United, Muslera’nın kulağına kar suyu kaçırmasın. Dahası, Muslera, Ada’ya gitmeye kafasına koymasın. Baksanıza yenen gollere. Ben Muslera karakterine böyle bir şey yakıştırmak istemiyorum.
Dip not 3:
Terim oyuncu değişikliklerinde hatalı diyebiliriz. Amrabat alınmamalı idi. Aydın’ın yerine Yekta7yi alırdım. Daha iyi olduğu için değil, o’nu da en azından Aydın kadar takıma kazandırmak için.
İki takım arasında bugüne dek  oynanan 20 karşılaşmadan 11 Galatasaray kazanırken 1'i Orduspor kazanabildi. 8 maçta berabere tamamlandı. İki ekip arasında Ordu'da yapılan 10 maçtan 3'ünü Galatasaray kazanırken, 6 maç berabere bitti. Orduspor, evinde sadece 1 kez galip gelebilmişti(1983-84. Terim oyuncu ), ikincisini hem de 2-0 ile gerçekleştirdi(Terim teknik direktör).
Bu mağlubiyet bu sezonun ilk mağlubiyeti idi.
Stat: Ordu 19 Eylül
Hakemler: Barış Şimşek, İsmail Köse, Mehmet Metin
Orduspor: Fornezzi 7, Garcia 7, Iniguez 7, İbrahim Kaş 7, Atilla 6, Nizamettin 5 (Dk. 81 Yiğit '), Umbides 6, Ali Çamdalı 6, BogdanStancu 7 (Dk. 76 Barral 5), Monje 7, Hasan Kabze 8 (Dk. 72 Abdülkadir 5)
Teknik Direktör: Hector Cuper
Galatasaray: Muslera 4, Eboue 5, Semih 4, Cris 5, Hakan Balta 4, Hamit ' (Dk. 17 Aydın 4), Melo 3, Selçuk 5, Amrabat 4 (Dk. 61 Emre 3), Elmander 4 (Dk. 62 Umut 4), Burak 4
Goller: Dk. 9 Hasan Kabze, Dk. 67 Stancu (Orduspor)

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com- evesbere@gmail.com
GSM. 0506 609 00 32



27 Eylül 2012 Perşembe

BALYOZ VE ERGENEKON ORDUDA VE TOPLUMDA SOLUN TASFİYESİDİR




BALYOZ ORDUDAKİ SOLCU AYDINLARIN TASFİYESİDİR SIRA ERGENEKONLA SOLCU SİVİL AYDINLARDA

Öncelikli aptalların değerini bilemediği evrensel ABDAL Neşet Ertaş'ın aramızdan ayrılışı nedeniyle, o'nu seven, pardon tüm ulusun başı sağ olsun. O ölmedi, sadece zamansız erken aramızdan ayrıldı; o beyinlere yüreklere yazılmış, tarihe kazınmış ABDAL'ların en büyüğüdür ve Hep yaşayacaktır.

Ne o beğenmediniz değil mi!? Dinden ve yoksuldan geçinenlerden aydın oluyor da, askerden olmuyor mu? Doğru, size göre, asker ‘Bekçi Murteza’dir. Alavere, dalavere ‘Kürt Memet Nöbete’ mantığının uzantısı, sizinkisi. Yani sesi çıkmayanın başında kabağı patlatmak.
Daha açık söylemle; Ordu’da sağcı askerlerde var. Solcu askerler de. Her ikisinden de aydın Olunacağına göre, olguya ‘Ordudaki aydınlar’ ve ‘sivil aydınlar’ demedim, solcu ve sağcı aydınlar dedim. Hangisinin daha fazla demokrasi yanlısı olduğunun tartışmasına hiç girmeyelim, çünkü sağcı aydın, en fazla Liberal ekonomi bütününde aydındır; tek sınıfa ve varsıllara öncelik tanır. Solcu aydınların temel önceliği halktır ve tüm sınıfları esas alır.
Sen, sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı, şimdi ‘asker hem solcu hem aydın nasıl olur?!’ diye kükreyeceksin; sakin ol, senden hem liberal, hem solcu ve aydın nasıl oluyorsa, ondan senden daha fazla solcu ve aydın olur.
12 Mart ve 12 Eylül darbelerini yapanlar, Deniz Gezmişleri, yaşını büyütüp Erdal Erenleri asanlar, 1960 devrimini, verdikleri idam kararlarıyla adeta darbeye dönüştüren, Milli Birlik Komitesinin içindeki askeriyenin sağcı kanadı idi(yakında, 1960 ihtilalıne, ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın bakışını inceleyen yazımda bunları genişçe anlatacağım). 1960 devrimini ve 28 Şubat’ı(1997) yapanlar ve 1960 Anayasası’nı hazırlayanlar , Necmettin Erbakan’ı gönderenler, askeriyenin solcu kanadı idi.
Balyoz bütününde örnek vermek için, Balyoz’dan ağırlaştırılmış müebbet alan Emekli Oramiral Özden Örnek’in oğlu ‘ünlü yönetmen’ Tolga Örnek’in söylediklerinden yola çıkmamız gerekir.
Tolga Örnek; “Tanıklık yapıp davanın seyrini önleyebilirlerdi. Yapmadılar. Onlara amca dediğim için utanıyorum.
Tolga eski amcaları için söyledikleri anlamlı. Ama, anlamsız da. Bir şey hem anlamlı ve hem anlamsız olur mu? Türkiye’de olur.
Anlamlı çünkü;
 
Eski amca Hilmi Özkök, suç işleyenlerin başındaki kişi idi. Yani Genelkurmay Başkanı idi o dönem. Diğer eski amca Aytaç Yalman ise Karar Kuvvetleri komutanı idi. Bu amca, balyoz davasında tanık olarak dinlenmediler ve adeta darbeyi engelleyen bir demokrasi kahramanı ilan edildiler. Aslında ; darbe planlarını bildikleri halde, belge ve dokümanları savcılığa iletmedikleri ve ihbar etmedikleri için suçludurlar da. İşleyen bu süreç, amca demenin pişmanlığını yaratması olağandır.
Anlamsız, çünkü;
Amaç, ordudaki solcuların tasfiyesi için fırsat kollanmıştır.
 
Şöyle ki;
İstanbul’daki 1. Ordu Komutanlığı karargahında plan semineri düzenleyenlerin, bir şekilde iktidarı uyarmayı içeren senaryolara yönelmeleri, emir komuta zincirinin üst halkasında iç tehdit olarak algılanmış ve seminerin görüşülmemesi emredilmiştir. Emredenler sağcıdır , yani küresel efendinin ‘bizim çocukları’ diye betimlediği kimlikler, yani 12 Mart ve Eylülcülerdir. Emri dinlemeyenler ise solcudurlar, yani 1960 devrimine saygı duyanlar; Çetin Doğanlar, Özden Örnekler…Engin Alan ise bir istisnadır.
Ve bunlar seminerdeki tatbikat senaryolarını iktidardaki gerçek isimlerle oynamaktan çekinmemişlerdir. Ki yanlıştı. Bu da, sağcı askerleri hareket geçirdi.
 
Nasıl mı harekete geçirdi? Seminer belgelerini toplamaya ve birilerine servis etmeye başladılar. Bu duruşları hukuksuzluk sürecinin işlemesini de beraberinde getirdi.
 
Öyle ki, seminere 50 kişi katılıyor, 365 sanık yargılanıyor. Çünkü; seminerden haberi olmayanlar, dijital ortamda hazırlanmış imzasız sahte ‘görevlendirme belgeleri’ nde adı geçenler de yargılandı ve ağır cezalar aldılar. Bu ‘görevlendirme Belgeleri’nin tümü karşı delilerle çürütüldü. Ayrıca, 2003 yılında hazırlanan bu belgelerde adı geçen tüzel kişiliklerin 2007 yılında kurulmasının dikkate alınmayışı, lehte delillerin mahkemeye yansıtılmaması, delillerin değerlendirme sürecinin işletilmemesi düşündürücü olmanın ötesinde, dünyada eşi benzeri görülmeyen bir hukuksuzluktur. HSYK’nın iktidarın istediği kimlikleri atamasına karşın Yargıtay’dan ve Anayasa Mahkemesi’nden böylesi devasa hukuksuzluğa izin vermeyeceğini vermemesi gerektiğini düşünüyorum, çünkü bu işin AİHM boyutunda uluslar arası riskleri var.
İşin özü, işletilen bu süreçlerdeki temel amaç; Ordudaki tüm solcu kimlikleri temizlemekti. Kendilerine göre bunu kesinleştirdiler de, bana göre asla…
Öyle, Ordunun tümden değiştirilip İslam ordusu haline getirmek gibi bir şey yok. Sadece solcu, Atatürkçü kimlikler temizlenmek isteniyor. Ordunun İslamlaştırılmasına ve ‘kendi çocukları’ olmaktan çıkarılmasına küresel efendi asla izin vermez, anında süpürür. İran örneğini vermek benim tezimi çürütmez, çünkü benim vurgulamak istediğim Küresel efendinin ikinci bir İran’a izin vermeyeceğidir.
Numan Kurtulmuş, istediği kadar, TBMM’ine artık türbanlı kadınlar girmelidir desin, onlar sadece bir ikisinin başına türban takabilir. Demem o ki; Nagehan Alçı, Nazlı Ilıcak ve Gülay Göktürk’ün başına türban takarlar ise, işte o zaman küresel efendi harekete geçer(Ne demek istediğimi anladın sen, boşuna mantığımı sorgulama).
Söylemek istediğimi, farklı boyutta netleştireyim;
Küresel efendi, yönlendirebileceği ve gerektiğinde etek giyecek kimlik arar. Asla, Orduyu, dışa bağımlılıktan kurtaracak olan ulusal savunma projelerine ve askeri bilişim projelerine, çağdaşlığa ve de aydınlanmaya önem veren, dahası düşünen asker istemez, düşündüğünü uygulayacak asker ister.
Balyoz dava kurgusunu ve cezalarını, ciddiye almıyorum. Sahipleri de ciddiye aldığını zanetmiyorum. Böylesi bir hukuksuzluğun, Yargıtay’dan ve Anayasa Mahkemesi’inden dönmese bile uslurarası mahkemelerde büyük yankı yapacağı ve iktidarı örseleyeceği kesindir. İktidar bu riske girmez; onunkisi sadece, sivil ve askerideki sol kesimi darbeci gösterip, kendince onlara gözdağı vermek. Süreci işletirken de; güçlüden yana düşünce satan dünün sol eskisi teorisyenleri kullanarak küresel efendinin istediği gibi ulusulalcılığın bittiğini kanıtlamaya çalışmaktadır.
Ciddiye almayışımın bir başka nedeni Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Kara Kuvetleri Komutanaı Aytaç Yalman’ın tartışmaları ve de darbeyi engelleyenlerin kendilerini olduklarını savlayarak, ‘o demokrasi kahramanı da, biz değimliyiz? Darbeyi ben önledim!’ şeklinde birbirini suçlamaları.
Bu gösteriyor ki, o dönemde seminer ile ilgili mateyaller bile-bile bile saklanmış ve 2010’da servis edilmiştir. Kim mi servis etti? O kadarını da anla artık.
 
Bir başka ciddiyetsizlik de;
"Bu cezanın ardından Türkiye'de darbeye bulaşmak kolay olmayacaktır" denmesi.
Aksine; Balyoz davasında işletilen süreç ve kurgular; potansiyel darbecilere olası darbe hazırlıklarında kolaylıklar gösterecektir. Çünkü; işleyen dava süreci, hataları ve eksikleri göstermesi bağlamında potansiyel darbecileri eğitmiş ve uyarmıştır. Bu süreçte 'ben nerde yanlış yaptım'ın yanıtını bulmuşlardır.

Olay budur. Silivri yolumdur.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar platformu
GSM: 0506 609 00 32
evesbere@gmail.com - evesbere@mynet.com

24 Eylül 2012 Pazartesi

ASKERE BALYOZ HALKA BALYOZ


ASKERDEN SONRA HALKA BALYOZ




Siyasi balyoz sonrası halkın başına ekonomik balyoz da iniverdi.

Solcu askerlerin başına patlayan balyoz, halkın %50’sinin başına patlamıştı. Bu son balyoz, halkın % 90’ninin başına patladı.

Neden %95’inin? Çünkü bu ülkenin kaymağını yiyen %10 bu zamlardan zerre kadar etkilenmeyecek.

Otomotiv satışları duracakmış, inşaat sektörü duracakmış. Umurlarındaydı sanki . Kaç kişi otomobil alabiliyordu, kaç kişi ev alabiliyordu? O kaç kişi yine alacak, o çok kişi yine alamayacak. Ama kaç kişi petrol, alkol ve sigara gelirinden faydalanıyordu? Birkaç kişi. İşte o kişiler için bu zamlar ‘Elazığlıların dediği gibi’; ‘Keşkek üstü kaymak’. Çünkü, var olan arabasına insanlar Petrolu alacak, içki ve sigara tiryakileri içmekten asla vazgeçmeyecek. Bana, gösterebilir misiniz, araba ve ev tiryakisini?

Beyler, inşaat sektörü, salt yapsat sektörü değil-ki onu da zaten TOKİ üstlenmiş-. İnşaat sektörü, devasa yatırımlardır, sanayi ve teknoloji bütününde. Otomotiv sanayi de, salt iç tüketim değil, dış satımdır. İktidar dışa değil, içe darbe vuruyor. Yani yoksula darbe vuruyor,

Neymiş efendim, Maliye bakanlığı bütçe hedeflerini tutturmak için önlem paketi hazırlamış. Hayır, maliye bakanlığı, birilerine daha fazla kazandırmak için paket hazırladı ve halkın yine yoksulluğunu paketledi. Bunun için, bütçe açığını halkın sırtından kapatmak için, zamlı ÖTV’li ve KDV’li saldırıya geçti.

Benzin, motorin ve LPG’ye yapılan zam, yeni zamları tetikler, çünkü maliyet artışı bahanesiyle, fırsatçılar mal ve hizmette yeni zamlara yönlendirir. Anlayacağın diğer zamlarla yaşam pahallığını, yani enflasyonu azdırır.

Güneydoğu’daki Terör ve ekonomideki yeni zengin yaratma terörü(Özelleştirme ve TMSF ile) Bütçe açığını büyüttü.

Ve ardından iktidarın her zamanki ‘e-ko(no)miklikleri devreye girdi. Bütçe açığını borçlandırarak kapatmak işine gelmiyor, Vergilere zam yaparak halka indirilen balyozla bütçe açığını kapatmak daha işine geldiği için, dün askere, bugün halka balyozu indiriverdi.

Kardeşim,vergiyi yoksuldan alacaksın, varsıldan değil!!

Varsıl’dan vergi almak kolay mı?! Varsıldan vergi almak için, gelir ve kurumlar vergisinde ve faiz ve mali işlemler vergisinde değişiklik yapman gerekir. Varlıklı buna varım der mi?

Bundandır ki; iktidarlarda iktidarlarını riske atmamak için devamlı yoksulun sırtına biner. Anlaşıldığı gibi işin kolayı yoksulun vergisini artırmak. Sırtına bindin de ne zaman sorun çıkarmış. Yine kuzu-kuzu sana oy vermiş(sonuçlar öyle gösteriyor. Kendisine sorunca yemini billah AKP’ye oy vermedim diyor. Kimin oy verdiğini 10 yıldır çözemedim gitti).

KDV ve ÖTV yoksul için zorluk yaratır, varsıl için değil. İktidar içinse, anında vergi geliri demektir yoksulun sırtından hiç inmez.

Sırtına binmek deyince aklıma geldi; Laz ve Kürt uzun yoldalar. İkisi de yorulmuş. Kürt demiş ki; birbirimizi türkü söyleyerek taşıyalım. Önce Kürt binmiş Laz’ın sırtına, Kürdün türküsü bitince inmiş. Sıra Laz’a gelmiş, binmiş kürdün sırtına başlamış çığırmaya, “indüm derelere, indüm derelere…” Laz bir türlü dereden çıkmıyor . Kürt dayanamamış, “ne kadar uzun sürdü, çık şu dereden” deyince, Laz; ‘Daha bunun ‘bindüm bir yerlere’ ‘kısmı var”.

Daha bunun doğalgaz zammı var, var da, var!!

Ve tüm bunlar iktidarın ‘E-Ko(no)mik Politikaları’dır.

Bu e-ko(no)mikliklerini kadar daha izleyeceğiz, sayende!?

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU

TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU

evesbere@gmail.coevesbere@mynet.com

GSM: 0506 609 00 32

23 Eylül 2012 Pazar

GALATASARAY DURMUYOR, DURDURULMUYOR



GALATASARAY TEK EGE’Lİ AKHİSAR’I YEDEKLERLE GEÇTİ(3-0)

Akhisar; çok sevdiğim Ramazan Koçanalı ve Ali Çimen’in memleketi. Bu güzel ilçenin futbol takım ‘Akhisar Belediyespor’, Ege’nin tek süper lig takımı.
 Evet, koca Ege Bölgesi’nin, süper Lig’deki tek takımı.
Galatasaray 23 Eylül 2012 günkü Süper Lig’in 5. Maçında  bu güzide takımı farklı yendi.
Akhisar’ı Galatasaray’ın efsanevi topçuları arasında yer alabilecek Hamza Hamzaoğlu çalıştırıyor.  Eğer Arif Erdem bugün ‘Galatasaray efsanelerini anıyor’da anıldı ise, Hamza hayda-hayda efsane olarak anılır. Dünyanın en efendi insanı. Hoşgörülü de.
Büyük takımlar için böylesi  takımlarla oynamak  çok zor geçer.  Böylesi demekle, yeni süper lig’e çıkmış takım demek istiyorum. Buradaki oyuncuların çoğu, önceleri süper Lig’de ve 5 büyükler de top koşturmuş oyuncular. Örneğin Kürşat(BJK), Emrah(GS), Oğuz Dağlaroğlu(FB). Mehmet Yılmaz(Trabzon, Samsun). Ve bir de, gelecek vaat eden genç oyuncuları katmak gerekir. İlle de çaşıştırıcıyı.
Bu üç etmen, yani eski topçular, gençler ve çalıştırıcılar kendilerini kanıtlamak için, varlarını yokların ortaya koyarlar. Yani beklenmedik başarı elde etmeye çalışırlar ve de ederler. Bunun için, bu maçlar büyükleri abat edebileceği gibi, berbat da edebilir. Yani, moralize olurum derken, demoralize olmak da var.
Bunun için, deneyimli çalıştırıcılar böylesi takımları, büyük takımlar kadar dikkate alırlar.
Fatih Terim buna pek dikkat etmemiş gözükebilir, çünkü yedek ağırlıklı bir kadroyu sahaya sürdü. Fakat öyle değil. GS derin bir kadroya, pardon kadro derinliğine sahip olduğu için, oynattığı tüm oyuncular, en az 11’de sürekli oynayanlar kadar başarılı olurlar.
Başarılı oldular da;
İlk yarı, 28. Dakikadaki Kolektif bir atakta, Burak GS’yi 1-0 öne geçirdi. 34. Dakikada Burak Sercan’a al ve at dedi, o da kırmadı, 2-0 yaptı
57 ‘de Sercan Yıldırım,(bugün çok iyi idi) nefis bir top attı Hamite(bugün süperdi), Hamit’te Burak’a( bugün müthişti), Burak da kaleye ve durumu 3-0 yaptılar. Başka da gol olmadı ve 3 gol ile 3 puan aldılar(aslında yeni sistem getirseler ve her atılan gole 1 puan verilse, her yenen gol için de 1 puan silinse..:) ).
Galatasaray ne mi oynadı. 4-4-2 mi desem, 4-5-1 mi desem bilemiyorum. Bildiğim şey iyi oynamasıydı.
Emre iyi değil bugünlerde. Anlamak zor…Riera bile iyi idi, Emre değildi.
Maçı Mete Kalkavan yönetti. Samsun 19 Mayıs Lisesi ve Orta Okulu’ndan arkadaşım CHP milletvekili  İhsan Kakavan’ın oğlu. Müthiş efendi bir insan. Maçı da zaten efendi-efendi yönetti.
Oğuz Dağlaroğlu her top aldığında ıslıklandı. Düşündüm, neden diye. Aklıma bir şey gelmedi. Çünkü gerçekten beyefendi bir kaleci. Sonradan aklıma geldi. Geçen yıl kendisine hiç yakışmayan ve kendisini küçük düşüren bir söz etmişti, hiç gereği yokken. Ne idi ve ne için idi?: “Sonunda Allah kemik yağdırdı Galatasaray için…” Galatasaray şampiyonluğu sonrası söylediği bu söz Galatasaraylıları hayli incitmişti. İncitme Oğuz, incitirler böyle…
Galatasaray haftaya Ordu deplasmanında. O maçı da alırsa, bu yılın tartışmasız en büyük şampiyonluk adayı.

Hakemler: Mete Kalkavan, İsmail Şencan, Cemal Bingül
Galatasaray: Muslera 5, Eboue 6 (Dk. 77 Amrabat ?), Cris 5, Dany 6, Riera 6, Hamit 7, Selçuk 6, Melo 6, Emre Çolak 6 (Dk. 67 Yekta 4), Sercan 6 (Dk. 72 Aydın Yılmaz ?), Burak Yılmaz 7
Akhisar Belediye Gençlik ve Spor: Oğuz 5, Cağdaş 5, Kürşat 6, Merter 5, İbrahima Sonko ? (Dk. 22 Uğur Demirok 5), Ahmet Cebe 7, Mustafa Aşan 5 (Dk. 68 Anıl Taşdemir ?), Güray Vural 5 (Dk. 52 Diego Da Costa Lima 4), Emrah Eren 5, Mehmet Yılmaz 4
Goller: Dk. 28 ve 58 Burak Yılmaz, Dk. 35 Sercan Yıldırım (Galatasaray)
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@gmail.com-evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

SAMSUNSPOR 2-0 ÖNE GEÇİNCE 2 DE KARŞI TAKIMA İKRAM EDİYOR VE DURUMU 2-2 YAPIYOR HASTALIĞI


SAMSUNSPOR’DA 2-0  SENDROMU VE KAYBEDİLEN 4 PUAN
23 Eylül 2012

Samsunspor ilginç transferleri olan bir takım. Bazen başarılı, bazen başarısız. Öylesine yıldızlar getirdi ki, öylesine yıldızları da elinden kaçırdı.
Örneğin; Samı Hyypıa Samsunspor, 1995-1996 sezonu öncesi denenmek üzere Türkiye'ye getirdi. Gerede kampında antremanlara bile çıkan Hyypia, beğenilmeyerek gönderildi.
Jımmy Floyd Hasselbaınk 1994 yılında Samsunspor'a geldi, bir haftalık deneme sonunda dönemin teknik direktörü Multescu tarafından beğenilmedi. Karadeniz ekibinin beğenmediği Hasselbaink, Chelsea forması altında gol kralı oldu. Hollandalıyıldız şu anda Premier Lig ekibi Cardiff City'de oynuyor.
Bunları neden örnekledim;
20012 -13 sezonu PTT.1 Ligi’ndeki Samsunspor’da benzer transferler yaptı gibime geliyor. Yani bu sefer, elinden kaçırmadı, eline geçirdi gibi. Canberk bir yana, alınanlar arasında Hakan Aslan, Mamaou Kere, Musa Sinan Yılmazer, Lokman Gör ve  Ahmet Arı. Eğer bu oyuncuları iyi değerlendirir ve elinden kaçırmaz ise müthiş değerli oyuncular olabilir.
İşte bu oyunculardan Musa Sinan ve Kere ile  bugün(23 Eylül 2012) Bolu Beyin’i Köroğlu’ndan beter etti.
Ne zamana kadar beter etti? İlk yarının 45. Dakikasına dek, Samsunspor bu topçularla adeta harikalar yarattı ve durumu 2-0 yaptı.
 2-0’dan sonra Bolu Beyi tekrar zalimliğine eline aldı.
Atak oynayan Samsunspor’u  durdurmak gerekiyordu, yani oyunu soğutmak. Bunu da eski FB’li kaleci Serdar Kulbilge üstlendi. Ve yalandan sakatlanmalar, topu oyuna geç sokmalar; adeta futbolu iyi ki bırakan Ömer Çatkıç gıcıklığı. Ben şu zamandan kazanmak için topu oyuna geç sokanlara, hakemin sarı kartı hemen gözlerine sokmalarından yanayım. Eğer yapabilirseler, erken kırmızı kart. Kardeşim, oyuncu kendini bilerek yere atıyor diye emek hırsızlığı suçlaması getirenler, en büyük emek hırsızlığı budur. Nedini;  zamandan çalıyor, oyundan çalıyor. Kimden? Taraftardan, takımdan. Bundan büyük emek hırsızlığı var mı? Yok! O zaman yaptırımları büyük olmalıdır.
Samsunspor, Mamadu Kere ve Musa Sinan Yılmazer’in 30 ve 36.dakikalardaki  golleriyle öne geçti.
Samsunspor, atak futbloldan çok, kontratak oynayan bir takım. Erhan Altın, futbol felsefesini, gol atmak üzerine değil, gol yememek üzerine kurmuş. Bu yanlış, zorunlu olarak geriye yaslanmayı getirerek atak futbolu öldürür. İki gol de bence Boluspor’un defanstan çıkarken kaptırdığı karşı anı atak, yani kontratak ile buldu. Ve ondan sonra kontratağı da unutarak oyunun hakimilyetini Bolu Beyine kaptırdı.
İnanın, 2-0’dan sonra  içime korku düştü, Kartalspor maçında 2-0’dan 2-2 biten sonuç aklıma gelerek. Olacak iş değildi, son beş dakikada  2 gol ye ve maç 2-2 bitsin.
Korkum başıma geldi ilk yarının uzatmalarında Boluspor’dan  2 gol ye ve soyunma odasına 2-2 git. Ben anlayamıyorum. Erhan Altın buna çözüm bulmalı, aksi takdirde beraberliklerle küme düşme hattına ineceğiz.
Soner 38 ve 39’da iki müthiş kurtarış yaptı, iyi bir kaleci performansı, fakat defansta Lokman’ın dışındakiler(Kere hariç) tam bir kazma.
Hakem Hakan Ceylan ise, tam bir yetersiz. Tüm lehte kararları Bolu beyi için oldu. Samsunspor’un yüzde yüz gol olacak 2 atağını ofsayt diye kesti, penaltısını vermedi.
Korktuğumuz ilk yarı başımıza geldi, inşallah 2. Yarı korkan değil de korkutan topu tekrar oynarız.
İkinci yarı atak oynayan, zalimce ataklarla Samsunspor’u bunaltan Bolu beyi, başka gol atamayınca maç ilk yarıdaki sonuçla bitti; 2-2. Bolu beyine yazık oldu.
Samsunspor defanstan çıkarken çok top kaybetti. 66. Dakikada böylesi bir topu eski Galatasaray umudu Cafercan değerlendiremedi, Soner Şahin müthiş kurtardı.
Samsunspor’un orta sahası da, Allahlık. Soner Şahin olmasa, Bolu beyi çok zalim goller atardı, çünkü Samsunspor’da Köroğlu yoktu. Yani takımda oyunu kurgulayacak, sahada yönetecek lider oyuncusu yok. Erhan neden Canberk’i oynatmaz. O müthiş Musa Aydın’ın yerinde yeller esiyor. Ya, antrenmansız, ya da futboldan soğumuş. Ahmet Arı’yı takıma alıştırmalı, Adem Sarı’yı uyarmalı. Adeta, benim şampiyonluğa niyetim yok havasında  Erhanımızın. Seyirciye yazık. Bu seyirci böylesi Samsunspor’u hak etmiyor.
Bolu’daki topçular, Bolu’yu üst sıralarda tutar. Özellikle Emre Kılıç, eski Samsunsporlu Abdülaziz, Galatasaraylı Cafercan ve Antalyaspor’lu Djehoua(adama tank çarpsa devrilmiyor. Bir de gol attı)
Haftaya Rize Çaykurspor maçı, bizim PTT’nin tellerine konup süper lige gidip gidemiyeceğimizi gösterecek.
Samsunspor’un iyi oyuncuları ve yöneticileri  var, fakat yürekli teknik kadrosu yok.
Özellikle Samsunspor bu 2-0 sendromunu atlatmak zorunda.
Atlatması için, 2-0’dan sonra kesin maçı 3-0’a getirmeli. Bunun için de kontratak futbolunu bırakıp, atak futbola geçmeli. Bundaki en önemli silah da Canberk’tir. Musa Sinan ve Canberk’i beraber oynatmak zorunda. Defans mı? Defans bana göre fena değil; geri yaslanınca kimyaları bozuluyor o kadar. Defans ve ofansı iyi kurgularsan, transit geçit orta saha’yı rahat geçersin. Nasıl mı, defans ve orta sahayı ortak oynatarak…
Hakemler: Hakan Ceylan (7), Ömer Faruk Yeşil (7), Deniz Turgut (7)
Samsunspor: Soner (6)- Kere (5), Lokman (4), Ozan (5), Şaban (5), Turgay (4) (Dk.46 Musa Aydın 4), Hakan Arslan (5), Erdem (5)(Dk.75 Nsumbu 3), Roberts (4), Musa Sinan (5), Adem (4) (Dk.66 Ahmet Arı 3)

Boluspor: Eser (?) (Dk.6 Serdar Kulbilge 5), Engin (5), Mahmut (5), Abdulaziz (6) (Dk.90 İskender), Cafercan (6), Djıehoua (6), Mesut (5), Cihan (5), Emre (4) (Dk.82 Barbaros), Gençer (6), Alp (6)

Goller: Dk.31 Kere, Dk.36 Musa Sinan (Samsunspor), Dk.45 Alp, Dk.45+5 Djeıhoua (Boluspor)
Ve 47 yıllık rekabetteki 46. Maç berabere bitti.
Dip not:
Ülkemde futbol olmaktan çıktı. Beypazarı Şekerspor, Kızıcahamam Şekerspor derken, şimdi de Çamlıdere Şekerspor ve Polatlı Bugsasspor çıkarıldı karşımıza. Kardeşim futbol bir spordur ve özünde yarışma ruhu yatar. Kim başarılı olursa, hak ettiğini alır. Çamlıdere ve Polatlı böylesi süreci yaşamazdan, gerekli aşamalardan geçmezden bir anda kendilerini Profesyönel 2. Lig’de buldular. Bu benim midemi bulandırıyor, çünkü yarışma ruhunu yok ediyor, dahası sporu…
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@gmail.com-evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

21 Eylül 2012 Cuma

PAŞALAR VE MAŞALAR



HUKUKSUZLUĞUN ve ILIMLI İSLAM’IN AMENTÜSÜ
22 Eylül 2012

Balyoz Davası'nda karar açıklandı;
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen, 250’si tutuklu 365 sanığın yargılandığı Balyoz Davası'nda karar açıklandı. 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına'ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme, 34 sanık için de beraat kararı verdi.
Bu davaya ben, Balyoz Davası değil, Bavul Davası diyorum. Çünkü, karanlığını gülen yüzün bir müritinin ve sahte haham soytarısının bavulundan çıkan,  kurgu belgelerle bu dava yürütülmüştür.
Bu dava için çok şey söylendi, fakat en dikkat çekeni de; siyasi erkin başındakinin söylediği idi: “Ben Balyoz Davsıyla ilgili, mahkemeyle gerekenleri söyledim”
Bu söylenenle, çok önceleri söylenenleri karşılaştıralım. Karşılaştıralım ki; siyasi erkin mahkemelere ne söylediği ile “Hukuksuzluğun ve Ilımlı İslam’ın’ Amentüsünü” okuyabilelim.

Ne demişti eski CIA Türkiye sorumlusu Graham Fuller:
“Türkler Ilımlı İslamı benimsemeledir. Ilımlı İslam Atatürkçülüğü silmeye yönelik karşı bir devrimdir. Bu devremen karşısındaki tek güç Türk ordusu ve aydınlardır ve Tasfiye edilmelidir:”
Ne demişti, teorisyen yağdanlık;
“Türk askerinin şerefini, ülkemizin güvenliğini, Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu ‘kurumsal yapı’ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım. Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var(Nerde ülke güvenliği? Her sokak başında bombalarla 10 yılda, 100’lerce insanımızı kaybettik. Nerde askerin şerefi? Ordunun komuta kademesinin çoğu  içerde ve bebek katilinden kötü muamele görüyorlar)”
Milletvekilinin dediğine bakalım:
"Orduda, çürük yumurtaları ayıklama başlamış durumda. Kafamız net olursa 1-2 seneye kadar terör biter(Son 10 günde 50 asker şehit edildi. Son 10 yılda ise, 1171 asker şehit oldu)

Ve en önemlisi Henry Kısınger’in dediğidir(tekrar ederek, ılımlı İslamcılara ve  postmodern mandacı işbirlikçilere verdiğim rahatsızlıklardan dolayı özür dilerim):
“Biz Amerika olarak neden çok güçlüyüz, biliyor musunuz? Bizler, Amerika olarak, aramızdaki, vatan hainlerini hemen öldürürüz! Dünyanın diğer birçok Ülkesindeki vatan hainlerini ise kahramana dönüştürerek, ülkelerinde önemli yerlere getiririz!”
Küresel efendi böyle istiyor. Karanlıkta gizlemektir kendisini, İşte, o karanlığı kurumsallaştırmak adına, karanlığın Gülen yüzünü besler oldu otağında. Ve Graham Fuller’in raporları doğrultusunda, aydınları ve dünyada kendilerine ilk tokadı atan
Ordu’yu yok etme sürecine soktu.
En önemlisi; Graham Fullerin önerisi  ‘Ilımlı İslam Projesi’nin ülkemde kadınlar üzerinden gerçekleştirilmesi.
Bildiğiniz gibi düne dek İran kadınları bize koşuyordu, fakat son 5 yıldaki  gelişmeleri görünce vazgeçtiler. Çünkü ‘biz, çağdaşlık bağlamında  daha iyiyiz’ demeye başladılar.
Evet, sadece Kum kentinde ve mollaların  yetiştirildiği Necef’te, özellikle sosyal yaşamında kadınların örtünmesiyle ilgili  bir baskı görüyorsunuz,  diğer kent kadınları,  çarşaf ve türban değil de  sadece saçlarını gösteren başörtüsü takıyorlar( yakışıyor da); yani, bizim analarımızın   kutsal başörtüsünü takıyorlar ve de bizdeki gibi karanlık adına değil,  çağdaşlık adına modernize etmişler  başörtüleri.
Demem o ki, 2009 kum kenti ve Necef  görüntüsü bizde, 2002 sonrası  kendini göstermeye başladı....Gidin Fatih Çarşamba'ya, Sultanbeyli'ye ve Üsküdar'a, görün karanlığı!!!...
Özellikle Üsküdar da; omuzda astragan kürk, ağızda sigara, altında jip ve  başında türban figürleri cirit atarken cumhuriyet caddesinde, benim zavallı yoksulum,  tek lüksü olan başındaki türbanıyla onları izliyor. Zannediyor ki, ben de onlar gibi zengin olacağım...Bilmiyor garibim, dini duygularını sömürmek adına ve de  kendisinden  oy almak için kerhen örtündüklerini.
Aydınlardan yanayım, çünkü onlar, evrensel gerçekliğin vazgeçilmez düşünenlerdir.
Askeri darbecilerden yana değilim, çünkü onlar, belli zamanlarda küresel efendinin harekete geçirdiği ‘postal Faşizmi’nin, yani askeri faşizmin öncüleri olabiliyor.
Sivil darbecilerden ise hiç  yana değilim, çünkü onlar da, belli zamanlarda, küresel efendinin harekete geçirdiği ‘iskarpin Faşizmi’nin, yani sivil faşizmin öncüleri olabiliyor.
Bu öncüleri 10 yıldır  izliyoruz.
Balyoz davasıyla(Bavul davası), belki de ‘derin devletin’ askeri kanadını temizliyorlar-ki doğru-, fakat, derin devletin en tehlikeli kanadı olan, tavuk, pardon sivil kanadı neden beslenir ki.
Mehmet Ağır bu sivil kanadın sivili değil miydi?
Harun iken, darbe sonrası Karun olmuş ve ‘asmayalım da besleyelim’ diyerek, gencecik bebeleri yaşını büyütüp asan 12 Eylül darbecisini besle,
PKK ile sarmaş dolaş milletvekillerine dokunma,
PKK’lı olduğu saptanan milletvekiline 8 yıl ceza ver, bebek katilini Kenya’dan getiren ve ömrü PKK ile savaşarak geçen askere 18 yıl ceza ver,
Kurgusal Darbe senaryolarıyla, darbe  teşebbüsü iddiası yarat ve  askerleri yargıla ve de ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandır,
 Olacak iş değil;
Cunta ve darbe yanlısı değilim. Bir yanlışı vurgulamaktır amacım.
Darbe bahanesiyle, kendi darbesini yapanlardır benim sıkıntım.
Sen bir yanlışı, kendi yanlışlarını kurumsallaştırmak adına kaldırıyorsan; en büyük yanlış sensın ve çok tehlikelisin…
Bu Anadolu insanı olarak sen, nice tehlikeleri savdın, bunları mı savamayacaksın?
Yeter ki anla;
Ne olursun verme oyunu bunlara, biraz olsun mola ver. Sola ver demiyorum, biraz mola ver ve boz bunların oyununu.
Öteki tarafı da düşün ve düşünmelisin de. Öyle ki, kaderciliğe teslim olup, her şeyin Allah’tan geldiğini de düşünebilirsin, yani Arapçası,Tevekküle yatabilirsin-ki yanlış-. Hatta, senin dinini, dini duygularını ve yoksulluğunu sömürenlerin dediği gibi; “Olana Elhamdulilah”, “olmayana Eyvallah” da diyebilirsin, fakat senden ricam bunlara Eyvallah deme, “Evet’ deme. Lütfen, unutma seni aptal yerine koyanları. Bu gerçekleri gör, kör olma da gör, gör, gör, gööööör!!!!!
Aksi taktirde görecek bir şey bırakmayacak bunlar, sana, bana...Kendimi kurtardım derken, başkalarını yaktığını, geleceği yaktığını ve aydınlığı karartığını düşün....
Hadi göreyim seni, bu sefer gerçekleri gör, gör bu talanı, bu yalanı gör, gör, gör, gööööör!!!
Postal sesleri yok edildi diye sevinirken, sivil faşizmin ayak seslerini duy, duy, duuuuuuy !!!!
         Tüm bu yaşananlar; hukuksuzluğun ve Ilımlı İslam’ın Amentusudur benim için…
Fuat Saka’nın “Lali coğori lali!!(Afkur Köpek afkur)” türküsünü dinliyorum; biraz olsun sakinleşmek için:
Jinjin goxti kinçişi msva niçani
Miş yeleğiz mişi kopça göçani ?
Ma var momçi do miz meçi koçani ?
Var moxeli si ti varixelare

Jile 3ale mot gulu uça 3i3ilarei ?
İris nena na meçam şa o ki3i larei ?

Elam tori nokançxule gamiçu
Skani sevdaluği gui omiçu
Dologokun forka nam terzik giçu
Var moxeli si ti varixelare

Ar antamas kemoşkvi
Var gelaptaxum dali
Antamaz gobuzkuram
Lali Coğori lali!

Türkçesi:

Kuş kanadını takınarak yukarılarda gezin
Kimin yeleğine kimin düğmesini diktin?
Bana vermedin de kime verdin, kimliğini?
Güldürmedin beni sen de gülemeyesin

Yukarı aşağıda geziniyorsun kara yılan mısın ?
Herkese söz verirsin kaça bölüneceksin ?

Karıştırdım ateşteki közleri yandı bitti
Senin sevdalığın yüreğimi yaktı
Giydiğin elbiseyi hangi terzi dikti ?
Beni güldürmedin sen de gülemeyesin

Beni kayısı ağacına çıkar
Kırmayacağım dalını
Kayısıyı koruyorum
Afkur köpek afkur!
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@gmail.coevesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

19 Eylül 2012 Çarşamba

GALATASARAY ALMAN HAKEMİN KURBANI


GALATASARAY’IN  OLD TRAFFORD’TA PENALTILARI VE PUANLARI VERİLMEDİ
20 Eylül 2012



1993’te, yani 19 yıl önce, Galatasaray Manchester
United gibi ‘Dünya Devi’  bir İngiliz takımını eleyerek bir ilke daha imza attı. Ve  Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kaldı.
1993-1994 sezonuna Şampiyonlar Ligi 1. turu ile giriş yapan Galatasaray, Cork City takımını eledi, ardından Manchester United'ın rakibi oldu. 2. Turda Mancehster United  ile eşleşen Galatasaray, ilk maçını Old Trafford'da oynadı. Nefesleri kesen bu mücadele 3-3 beraberlikle sonuçlandı(20 Ekim 1993). Mancehster United, 2. dakikada Rabson ile öne geçti. 14. dakikada Hakan Şükür bu sefer, kendi kalesine gol atınca durum 2-0 oldu. Arif Erdem, 16. Dakikada 35 metredeki şutuyla  dünyanın  en büyüğü Peter Schmeichel'ı mağlup etti. Kubilay Türkyılmaz 36. Dakikada durumu 2-2 yaptı. 64. dakikada yine sahneye çıkan Kubilay, Manchesterli topçunun kaleye girmekte olan topunu tamamladı ve  durumu 2-3 yaptı. Eric Cantona, 82. dakikada attığı gol ile durumu 3-3'e getirse de, İstanbul'da oynanan diğer maç 0-0 bitti ve Galatasaray, gruplara kalan takım olmayı başardı.
Galatasaray bu maça; “Hayrettin Demirbaş-Bülent Korkmaz-Reinhard Stumpf-Kubilay Türkyılmaz-Yusuf Tepekule-Hamza Hamzaoğlu-Suat Kaya-Falko Gotz-Tugay Kerimoğlu-Arif Erdem-Hakan Şükür” 11’i ile çıktı.
O yıl Galatasaray’ın, futbolcusu ve teknik heyetiyle müthiş bir kadrosu vardı:
Kaleciler : Hayrettin Demirbaş, Nezih Ali Baloğlu, Ahmet Bulut.
Savunma : İsmail Demiriz, Bülent Korkmaz, Yusuf Altıntaş (Büyük Yusuf, Kaptan), Mert Korkmaz, Falco Götz, Reinhard Stumpf, Cihat Arslan, Soner Tolungüç, İsmail Cinoğlu.
Orta Saha : Tugay Kerimoğlu, Muhammed Altıntaş, Uğur Tütüneker, Okan Buruk, Suat Kaya, Hamza Hamzaoğlu, Yusuf Tepekule (Küçük Yusuf), Cengizhan Hınçal, Roger Ljung.
Hücum : Arif Erdem, Hakan Şükür, Erdal Keser, Mustafa Kocabey, Kubilay Türkyılmaz, Benhur Babaoğlu, İbrahim Şenyüz.
Teknik direktör : Rainer Hollmann
Teknik danışman : Karl-Heinz Feldkamp
Ve, Galatasaray  19 yıl önce Devler Ligi’nden elediği   M. United ile aynı gruba düştü.
Aslında Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde gönlüne göre bir kura çekti. H Grubuna düşen Galatasaray, İngiliz M.United, Portekiz Braga ve Romanya CFR Cluj takımlarıyla yarışacak.
Bu mücadeleyi verecek  Galatasaray’ın futbolcu ve teknik heyet kadrosu:
Kaleciler: Muslera, Ufuk Ceylan-Defans: Cris, Gökhan Zan,  Dany Nounkeu, Hakan Balta, Semih Kaya, Emmanuel Eboué, Çağlar Birinci, Sabri Sarıoğlu-Orta saha: Hamit Altıntop, Aydın Yılmaz, Felipe Melo, Albert Riera, Yekta Kurtuluş, Engin Baytar, Emre Çolak, Selçuk İnan, Ceyhun Gülselam-Forvet: Johan Elmander, Milan Baroš, Burak Yılmaz, Umut Bulut, Nordin Amrabat, Sercan Yıldırım.
Teknik Direktör: Fatih Terim
Yardımcıları: Hasan şaş-Ümit Davala

Tam 19 yıl sonra Old Trafford’ta Galatasaray’ı konuk edecek Manchester United'in kadrosunda şu oyuncular bulunuyor:
David de Gea, Andres Lindegaard, Rafael, Patrice Evra, Phil Jones, Rio Ferdinand, Jonny Evans, Chris Smalling, Nemanja Vidic, Antonio Valencia, Anderson, Ryan Giggs, Michael Carrick, Nani, Ashley Young, Paul Scholes, Tom Cleverley, Darren Fletcher, Nick Powell, Alexander Büttner, Wayne Rooney, Dimitar Berbatov, Javier Hernandez, Danny Welbeck, Robin van Persie, Shinji Kagawa, Federico Macheda, Bebe.
Ve ‘H’grubunun iki takımı; ‘Alman Wolfgang Stark, Jan-Hendrik Salver ve Mike Pickel hakem üçlüsünün yönettiği’ maça Old Trafford’ta şu kadrolarla sahaya çıktılar:
Manchester Unıted: De Gea xx, Rafael xx, Vidic xx, Evans xx, Evra xx, Carrick xx, Scholes xx (Fletcher dk. 79 x), Valencia xx, Nani xx, Kagawa xx (Welbeck dk. 84 x), Van Persie x (Hernandez dk. 81 x)
Yedekler: Lindegaard, Ferdinand, Anderson, Cleverley, Fletcher, Hernandez, Welbeck
Teknik Direktör: Sir Alex Ferguson
Galatasaray: Muslera xxx, Eboue xx, Dany xx, Semih xx, Hakan Balta x, Hamit xx, Selçuk x, Melo x (Aydın dk. 79 x), Amrabat xx (Emre Çolak dk. 63 xx), Burak x, Umut x (Elmander dk. 16 x)
Yedekler: Ufuk Ceylan, Cris, Aydın Yılmaz, Riera, Engin Baytar, Emre Çolak, Elmander
Teknik Direktör: Fatih Terim
Gol: Carrick (dk. 7) (Manchester United)

İngilizcede Bulut, kurşun demekmiş. Bizim Umut Bulut onların korkusu olacak ki, Bulut’un kendilerinde ne anlama geldiğini söyleme gereksinimi duydular. Gerçekten, Bulut bir kurşun gibi sahanın he yerinde oynuyor, müthiş bir topçu. Kurşunumuza, kurşun döktürmeyi unutmuş olacağız ki, 1. Dakikada bir penaltısı verilmedi-ki verilseydi, dünyanın en erken penaltısı olarak futbol tarihine geçerdi- Ardından 16 dakikada, kas spazmı nedeniyle yerini Elmander’e bırakmak zorunda kaldı. Anlayacağınız, kurşun gibi girdi, kurşun gibi çıktı, ama yarayı alan Aslan oldu.
Tempolu bir maç. Top bir o kalede, bir bizim.. Bu da gösteriyor ki, Devler Ligi’nin dünya devi ile başa baş bir mücadele veriyor Galatasaray.
İlk yarı, Galatasaray’ın 6 atağı, Manchester U’in 4 atağı vardı. Bizim 6 atağımızda, bir penaltımız çalınmadı, Ambrabat’ın şutu direkte patladı, Manchester ise, 7. Dakikada kalemize golü çaktı  ve ilk yarı bizim üstünlüğümüzle geçmesine karşın onların 1-0 skor üstünlüğü ile bitti.
Unutmadan şunu söyliyeyim; Başta Muslera-ki penaltı kurtardı 52’de- olmak üzere tüm topçular Old Trafford’ta harika idiler, ama harika bir sonuç yaratamadılar. Yalnız; Selçuk’un hala rehabilitasyona gereksinimi var, çünkü hala Avcı travmasını atlatamamış.
Sağ kanat Valencia tarafından felç edildi. Hakan yetersiz kaldı, Amrabat çıkılı  oynayınca, gelip yardım etmedi ve sağımız adeta Valencia’nın transit yolu oldu.
4-4-2’mi, yoksa 4-3-3 mu başarılı olurdu, Bence, Elmander, Umut Bulut ve Burak Yılmaz üçlü forvet olarak daha başarılı olurdu ve Umut Bulut’ta sakatlanmazdı. Çünkü Bulut bütün sahayı kat etmez, sadece kendi bölgesinde daha az koşar ve kas spazmı geçirmezdi.
Savunmanın ortasında Semih ve Dany ikilisine kutlamak gerek.Terim’i de kutlamak gerek; çünkü Cris gibi Devler Ligi deneyimlisi bir oyuncu yerine, ilk kez Devler Ligi’nde oynayan Semih ve Dany’e savunmanın ortasını teslim etti.
Bir bilgiçlik daha yapayım; iyi oynayan Dany yerine yılların devler ligi deneyimli Cris oynasa, 7. Dakikadaki gelişen ve gol ile sonuçlanan atağı bir şekilde kesebilir miydi?
 GS’da; Selçuk İnan, Umut Bulut, Semih Kaya, Dany Nounkeu ve kaleci Fernando Muslera Manchester United maçıyla birlikte ilk kez “Devler Ligi”nde mücadele ettiler ve hepsi de Devler Ligi’nin heyecanını taşıyabildiler.
En önemlisi, bu oyuncular sayesinde, maç boyunca Mancehster’den daha çok pozisyon bulan, korner atan Galatasaray, puanı alan ise Manchester oldu(puanın verilmesinde oyuncuların bir suçu yoktu. Resmen, şansızlıktı).
Hamit için bu maçta iyi idi diyorlar, hem de çok iyi…Ben sadece iyi diyeceğim. Nedeni, top ayağında iken rasyonel kullanamıyor, topu erken ve istenen yere atamıyor. Eee, 12 ay oynamayan adam için bu kadarına da eyvallah. Süreç içinde düzelirse, iş yapar aksi taktirde…
Hakeme gelince;
Alman hakemi Wolfgang Stark oyunun başında Umut Bulut’a ve oyunun sonunda Aydın Yılmaz’a çalmadığı  penaltılarla puanlarımızı çaldı. Ve de, Amrabat, Hamit ve Selçuk'un direkten dönen toplardaki şansızlığımız ise puanlarımızı  çalan ikinci bir faktördü.
Belirtmek isterim ki, Galatasaray’ın ikinci kez  maçını yöneten bu Alman hakem Galatasaray için adeta şansızlık.
Biliyorsunuz, Wolfgang Stark, Galatasaray'ın Lokomotif Moskova maçını yönetmiş ve GS maçı  2 – 1 kaybetmişti( 29 Ekim 2002).
2002-2003  sezonu şampiyonlar Ligi maçlarında Galatasaray’ı yine Terim çalıştırıyordu. Ve yine ‘H’ grubundaydı Galatasaray.
Galatasaray’ın maçlarını yöneten Alman Wolfgang Stark, ya Galatasaray’ı, ya ‘H’ grubunu, ya da Terim’i sevmiyor olacak ki, GS maçları kaybediyor:)
29 Ekim 2002 evvelsinin, yani bundan 10 yıl önceki kadroyu anımsayalım:
“Mondragon Faryo Camilo Aly, Bülent Korkmaz, Emre Aşık,  Arif Erdem( 46 Batista Joac Casemir Marques) , Balic Elvir( 46 Hasan Şaş), Pinto Fabio, Cihan Haspolatlı( 70 Felipe Jorge ), Ümit Davala, Hakan Ünsal, Christian Correa, Ergün Penbe”
Galatasaray’ın devler Ligi’ndeki bu 11. Serüveni-ki en çok katılan ulusal takımımız-, Terim’in ise 6. Serüveni. İnşallah bu 11. Ve 6. Serüven başarıyla sonuçlanır. Özellikle Terim’in 6. Serüveni, çünkü Terim ile GS hiçbir zaman bir üst tura çıkamadı, devler Ligi’nde.
Galatasaray en çok Terim ile Avrupa maçı oynamış. 30 maçta Galatasaray, 8 galibiyet, 6 beraberlik ve 16 yenilgi almış. Galatasaray’ın İngiliz takımlarıyla ise  bugüne dek 15 kez karşılaşmış, İngilizlerle oynan maçların sayısı bugünkü ile 16 oldu ve yenilgi sayımız, 7’ye yükseldi, dakika 7’de yediğimiz gol ile. Bu karneyi UEFA ve Avrupa Süper kupasıyla(2000) büyük oranda düzelttik, fakat sonrasında tekrar  çok çalışmamızı gerektirecek başarısız dönemlere girdik.
Bunun için diyorum ki;
 Lokomotiv Moskova takımının teknik direktörü Yuri Syomin, 16 Eylül 2002’de,  2002-2003 sezonu Devler Ligi maçı öncesi şu söylediklerini aklımızdan çıkarmayalım, çünkü 20012-2013 sezonu Devler Ligi maçı öncesi de otoriteler benzer şeyler söylüyor.
Yuri Syomin:  “…UEFA Kupası’nı almış, birçok oyuncusu Dünya Şampiyonası’nda üçüncülük madalyasını kazanmış olan ve Türk futbolunun lideri Galatasaray’ın hiçbir tavsiyeye ihtiyacı yok. Hatta daha da fazlasını söyleyebilirim; onların, grubumuzun favorisi olduğunu düşünüyorum.”
Sonuç, aksine GS için yıkım oldu ve gruptan çıkamadı, ilk maçı Rusya’da 2-0 almasına karşın, İstanbul’da Lokomotif’e 2-1 yenilerek; Barcelano, Clup Brugge, L. Moskova’nın ardından “H Grubunu” 4 puanla.
“Her neyse” deyip geçemeyiz. Eğer 2 Ekim’deki Braga maçından 3 puan alamaz isek, Devler Ligi düşü biter.
Aman dikkat! Şimdi de favori gösteriliyoruz.
Manchester’e  48 kupa kazandıran Sır Alex Ferguson bile, aman dikkat, iyi takımsınız, fakat  Braga maçını almalısınız diyebiliyor, Alp Özgen’e.
Ben Fatih Terim, ne yapıp edip bu grubu geçeceğine inanıyorum.
Eğer geçer ise, Terimli Aslanları kolay-kolay kimse durduramaz.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@gmail.com-evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

ASLANA ALMAN HAKEM BOĞDU

GALATASARAY’IN OLD TRAFFORD’TA PENALTILARI VE PUANLARI VERİLMEDİ


1993’te, yani 19 yıl önce, Galatasaray Manchester United gibi ‘Dünya Devi’ bir İngiliz takımını eleyerek bir ilke daha imza attı. Ve Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kaldı. 1993-1994 sezonuna Şampiyonlar Ligi 1. turu ile giriş yapan Galatasaray, Cork City takımını eledi, ardından Manchester United'ın rakibi oldu. 2. Turda Mancehster United ile eşleşen Galatasaray, ilk maçını Old Trafford'da oynadı. Nefesleri kesen bu mücadele 3-3 beraberlikle sonuçlandı(20 Ekim 1993). Mancehster United, 2. dakikada Rabson ile öne geçti. 14. dakikada Hakan Şükür bu sefer, kendi kalesine gol atınca durum 2-0 oldu. Arif Erdem, 16. Dakikada 35 metredeki şutuyla dünyanın en büyüğü Peter Schmeichel'ı mağlup etti. Kubilay Türkyılmaz 36. Dakikada durumu 2-2 yaptı. 64. dakikada yine sahneye çıkan Kubilay, Manchesterli topçunun kaleye girmekte olan topunu tamamladı ve durumu 2-3 yaptı. Eric Cantona, 82. dakikada attığı gol ile durumu 3-3'e getirse de, İstanbul'da oynanan diğer maç 0-0 bitti ve Galatasaray, gruplara kalan takım olmayı başardı. Galatasaray bu maça; “Hayrettin Demirbaş-Bülent Korkmaz-Reinhard Stumpf-Kubilay Türkyılmaz-Yusuf Tepekule-Hamza Hamzaoğlu-Suat Kaya-Falko Gotz-Tugay Kerimoğlu-Arif Erdem-Hakan Şükür” 11’i ile çıktı. O yıl Galatasaray’ın, futbolcusu ve teknik heyetiyle müthiş bir kadrosu vardı: Kaleciler : Hayrettin Demirbaş, Nezih Ali Baloğlu, Ahmet Bulut. Savunma : İsmail Demiriz, Bülent Korkmaz, Yusuf Altıntaş (Büyük Yusuf, Kaptan), Mert Korkmaz, Falco Götz, Reinhard Stumpf, Cihat Arslan, Soner Tolungüç, İsmail Cinoğlu. Orta Saha : Tugay Kerimoğlu, Muhammed Altıntaş, Uğur Tütüneker, Okan Buruk, Suat Kaya, Hamza Hamzaoğlu, Yusuf Tepekule (Küçük Yusuf), Cengizhan Hınçal, Roger Ljung. Hücum : Arif Erdem, Hakan Şükür, Erdal Keser, Mustafa Kocabey, Kubilay Türkyılmaz, Benhur Babaoğlu, İbrahim Şenyüz. Teknik direktör : Rainer Hollmann Teknik danışman : Karl-Heinz Feldkamp Ve, Galatasaray 19 yıl önce Devler Ligi’nden elediği M. United ile aynı gruba düştü. Aslında Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde gönlüne göre bir kura çekti. H Grubuna düşen Galatasaray, İngiliz M.United, Portekiz Braga ve Romanya CFR Cluj takımlarıyla yarışacak. Bu mücadeleyi verecek Galatasaray’ın futbolcu ve teknik heyet kadrosu: Kaleciler: Muslera, Ufuk Ceylan-Defans: Cris, Gökhan Zan, Dany Nounkeu, Hakan Balta, Semih Kaya, Emmanuel Eboué, Çağlar Birinci, Sabri Sarıoğlu-Orta saha: Hamit Altıntop, Aydın Yılmaz, Felipe Melo, Albert Riera, Yekta Kurtuluş, Engin Baytar, Emre Çolak, Selçuk İnan, Ceyhun Gülselam-Forvet: Johan Elmander, Milan Baroš, Burak Yılmaz, Umut Bulut, Nordin Amrabat, Sercan Yıldırım. Teknik Direktör: Fatih Terim Yardımcıları: Hasan şaş-Ümit Davala Tam 19 yıl sonra Old Trafford’ta Galatasaray’ı konuk edecek Manchester United'in kadrosunda şu oyuncular bulunuyor: David de Gea, Andres Lindegaard, Rafael, Patrice Evra, Phil Jones, Rio Ferdinand, Jonny Evans, Chris Smalling, Nemanja Vidic, Antonio Valencia, Anderson, Ryan Giggs, Michael Carrick, Nani, Ashley Young, Paul Scholes, Tom Cleverley, Darren Fletcher, Nick Powell, Alexander Büttner, Wayne Rooney, Dimitar Berbatov, Javier Hernandez, Danny Welbeck, Robin van Persie, Shinji Kagawa, Federico Macheda, Bebe. Ve ‘H’grubunun iki takımı; ‘Alman Wolfgang Stark, Jan-Hendrik Salver ve Mike Pickel hakem üçlüsünün yönettiği’ maça Old Trafford’ta şu kadrolarla sahaya çıktılar: Manchester Unıted: De Gea xx, Rafael xx, Vidic xx, Evans xx, Evra xx, Carrick xx, Scholes xx (Fletcher dk. 79 x), Valencia xx, Nani xx, Kagawa xx (Welbeck dk. 84 x), Van Persie x (Hernandez dk. 81 x) Yedekler: Lindegaard, Ferdinand, Anderson, Cleverley, Fletcher, Hernandez, Welbeck Teknik Direktör: Sir Alex Ferguson Galatasaray: Muslera xxx, Eboue xx, Dany xx, Semih xx, Hakan Balta x, Hamit xx, Selçuk x, Melo x (Aydın dk. 79 x), Amrabat xx (Emre Çolak dk. 63 xx), Burak x, Umut x (Elmander dk. 16 x) Yedekler: Ufuk Ceylan, Cris, Aydın Yılmaz, Riera, Engin Baytar, Emre Çolak, Elmander Teknik Direktör: Fatih Terim Gol: Carrick (dk. 7) (Manchester United) İngilizcede Bulut, kurşun demekmiş. Bizim Umut Bulut onların korkusu olacak ki, Bulut’un kendilerinde ne anlama geldiğini söyleme gereksinimi duydular. Gerçekten, Bulut bir kurşun gibi sahanın he yerinde oynuyor, müthiş bir topçu. Kurşunumuza, kurşun döktürmeyi unutmuş olacağız ki, 1. Dakikada bir penaltısı verilmedi-ki verilseydi, dünyanın en erken penaltısı olarak futbol tarihine geçerdi- Ardından 16 dakikada, kas spazmı nedeniyle yerini Elmander’e bırakmak zorunda kaldı. Anlayacağınız, kurşun gibi girdi, kurşun gibi çıktı, ama yarayı alan Aslan oldu. Tempolu bir maç. Top bir o kalede, bir bizim.. Bu da gösteriyor ki, Devler Ligi’nin dünya devi ile başa baş bir mücadele veriyor Galatasaray. İlk yarı, Galatasaray’ın 6 atağı, Manchester U’in 4 atağı vardı. Bizim 6 atağımızda, bir penaltımız çalınmadı, Ambrabat’ın şutu direkte patladı, Manchester ise, 7. Dakikada kalemize golü çaktı ve ilk yarı bizim üstünlüğümüzle geçmesine karşın onların 1-0 skor üstünlüğü ile bitti. Unutmadan şunu söyliyeyim; Başta Muslera-ki penaltı kurtardı 52’de- olmak üzere tüm topçular Old Trafford’ta harika idiler, ama harika bir sonuç yaratamadılar. Yalnız; Selçuk’un hala rehabilitasyona gereksinimi var, çünkü hala Avcı travmasını atlatamamış. Sağ kanat Valencia tarafından felç edildi. Hakan yetersiz kaldı, Amrabat çıkılı oynayınca, gelip yardım etmedi ve sağımız adeta Valencia’nın transit yolu oldu. 4-4-2’mi, yoksa 4-3-3 mu başarılı olurdu, Bence, Elmander, Umut Bulut ve Burak Yılmaz üçlü forvet olarak daha başarılı olurdu ve Umut Bulut’ta sakatlanmazdı. Çünkü Bulut bütün sahayı kat etmez, sadece kendi bölgesinde daha az koşar ve kas spazmı geçirmezdi. Savunmanın ortasında Semih ve Dany ikilisine kutlamak gerek.Terim’i de kutlamak gerek; çünkü Cris gibi Devler Ligi deneyimlisi bir oyuncu yerine, ilk kez Devler Ligi’nde oynayan Semih ve Dany’e savunmanın ortasını teslim etti. Bir bilgiçlik daha yapayım; iyi oynayan Dany yerine yılların devler ligi deneyimli Cris oynasa, 7. Dakikadaki gelişen ve gol ile sonuçlanan atağı bir şekilde kesebilir miydi? GS’da; Selçuk İnan, Umut Bulut, Semih Kaya, Dany Nounkeu ve kaleci Fernando Muslera Manchester United maçıyla birlikte ilk kez “Devler Ligi”nde mücadele ettiler ve hepsi de Devler Ligi’nin heyecanını taşıyabildiler. En önemlisi, bu oyuncular sayesinde, maç boyunca Mancehster’den daha çok pozisyon bulan, korner atan Galatasaray, puanı alan ise Manchester oldu(puanın verilmesinde oyuncuların bir suçu yoktu. Resmen, şansızlıktı). Hamit için bu maçta iyi idi diyorlar, hem de çok iyi…Ben sadece iyi diyeceğim. Nedeni, top ayağında iken rasyonel kullanamıyor, topu erken ve istenen yere atamıyor. Eee, 12 ay oynamayan adam için bu kadarına da eyvallah. Süreç içinde düzelirse, iş yapar aksi taktirde… Hakeme gelince; Alman hakemi Wolfgang Stark oyunun başında Umut Bulut’a ve oyunun sonunda Aydın Yılmaz’a çalmadığı penaltılarla puanlarımızı çaldı. Ve de, Amrabat, Hamit ve Selçuk'un direkten dönen toplardaki şansızlığımız ise puanlarımızı çalan ikinci bir faktördü. Belirtmek isterim ki, Galatasaray’ın ikinci kez maçını yöneten bu Alman hakem Galatasaray için adeta şansızlık. Biliyorsunuz, Wolfgang Stark, Galatasaray'ın Lokomotif Moskova maçını yönetmiş ve GS maçı 2 – 1 kaybetmişti( 29 Ekim 2002). 2002-2003 sezonu şampiyonlar Ligi maçlarında Galatasaray’ı yine Terim çalıştırıyordu. Ve yine ‘H’ grubundaydı Galatasaray. Galatasaray’ın maçlarını yöneten Alman Wolfgang Stark, ya Galatasaray’ı, ya ‘H’ grubunu, ya da Terim’i sevmiyor olacak ki, GS maçları kaybediyor:) 29 Ekim 2002 evvelsinin, yani bundan 10 yıl önceki kadroyu anımsayalım: “Mondragon Faryo Camilo Aly, Bülent Korkmaz, Emre Aşık, Arif Erdem( 46 Batista Joac Casemir Marques) , Balic Elvir( 46 Hasan Şaş), Pinto Fabio, Cihan Haspolatlı( 70 Felipe Jorge ), Ümit Davala, Hakan Ünsal, Christian Correa, Ergün Penbe” Galatasaray’ın devler Ligi’ndeki bu 11. Serüveni-ki en çok katılan ulusal takımımız-, Terim’in ise 6. Serüveni. İnşallah bu 11. Ve 6. Serüven başarıyla sonuçlanır. Özellikle Terim’in 6. Serüveni, çünkü Terim ile GS hiçbir zaman bir üst tura çıkamadı, devler Ligi’nde. Galatasaray en çok Terim ile Avrupa maçı oynamış. 30 maçta Galatasaray, 8 galibiyet, 6 beraberlik ve 16 yenilgi almış. Galatasaray’ın İngiliz takımlarıyla ise bugüne dek 15 kez karşılaşmış, İngilizlerle oynan maçların sayısı bugünkü ile 16 oldu ve yenilgi sayımız, 7’ye yükseldi, dakika 7’de yediğimiz gol ile. Bu karneyi UEFA ve Avrupa Süper kupasıyla(2000) büyük oranda düzelttik, fakat sonrasında tekrar çok çalışmamızı gerektirecek başarısız dönemlere girdik. Bunun için diyorum ki; Lokomotiv Moskova takımının teknik direktörü Yuri Syomin, 16 Eylül 2002’de, 2002-2003 sezonu Devler Ligi maçı öncesi şu söylediklerini aklımızdan çıkarmayalım, çünkü 20012-2013 sezonu Devler Ligi maçı öncesi de otoriteler benzer şeyler söylüyor. Yuri Syomin: “…UEFA Kupası’nı almış, birçok oyuncusu Dünya Şampiyonası’nda üçüncülük madalyasını kazanmış olan ve Türk futbolunun lideri Galatasaray’ın hiçbir tavsiyeye ihtiyacı yok. Hatta daha da fazlasını söyleyebilirim; onların, grubumuzun favorisi olduğunu düşünüyorum.” Sonuç, aksine GS için yıkım oldu ve gruptan çıkamadı, ilk maçı Rusya’da 2-0 almasına karşın, İstanbul’da Lokomotif’e 2-1 yenilerek; Barcelano, Clup Brugge, L. Moskova’nın ardından “H Grubunu” 4 puanla. “Her neyse” deyip geçemeyiz. Eğer 2 Ekim’deki Braga maçından 3 puan alamaz isek, Devler Ligi düşü biter. Aman dikkat! Şimdi de favori gösteriliyoruz. Manchester’e 48 kupa kazandıran Sır Alex Ferguson bile, aman dikkat, iyi takımsınız, fakat Braga maçını almalısınız diyebiliyor, Alp Özgen’e. Ben Fatih Terim, ne yapıp edip bu grubu geçeceğine inanıyorum. Eğer geçer ise, Terimli Aslanları kolay-kolay kimse durduramaz. ŞEVKET ÇORBACIOĞLU ŞUTLUYORUM evesbere@gmail.com-evesbere@mynet.com GSM: 0506 609 00 32

18 Eylül 2012 Salı

İKİ ULUSLU DEVLET YAPISINA MI GİDİYORUZ?!

Ülkem İran'a koşturuluyor ve ik uluslu devlet yapısına dönüştürülüyor

İKİ ULUSLU DEVLET YAPISINA MI GİDİYORUZ(DÜN 8 POLİSİMİZİ, BUGÜN 10 ASKERİMİZİ KAYBETTİK!)?

Benim korkum(korku değil, çünkü Allah’tan başka kimseden korkmam!!. ).
Evet, benim korkum değil de endişem var; çünkü ‘Güney Doğu’daki savaş konusunda AKP ve BDP samimi değiller.
Bilmem kaç bin askerle PKK’yi yok ediyoruz, özel paşam bizzat yönetiyor diyorlar; der demez, Dün 8, bugün(18 Eylül 2012) 10 askerimizi/insanımızı/gencimizi kaybediyoruz.
Ardından diğeri çıkıp; akan kanı durduralım, uzlaşalım benzeri sırıtarak bir şeyler mırıldanıyor.
Amaç, uzlaşmak, ama nasıl uzlaşmak!
Askerlerimiz için birileri tane, birileri kelle, birileri de faşist ordunun katilleri derken, bu birilerinin uzlaşı istemlerini samimi bulabilir miyiz?...
"Bunlar ülkemizi iki uluslu(Türk-Kürt) toplum haline getirip, Lazı, Gürcüsü, Çerkezi, kısacası diğer tüm etnik yapıları yok etme sürecine sokacaklar, Türk-Kürt faşizmi ile. Kanı durdurduk diye de demokrasi hırıltıları çıkaracaklar...
Baksanıza, Oslo’da hazırlanan sayın apolu protokole. Birinin müsteşarı 'protokol çalışması esnasında' boşuna demiyor; "buralar zaten özerk bölge olacak" diye...
Peki Davutoğlu'nun söylediklerine ne demeli!? "Ulus devletinin sonu geldi" daha açık söylemle, demek istediği; 'Tek uluslu devlet yapısını, iki uluslu(Türk-Kürt) yapısına dönüştürmek.'...
İşin öfkelendiren yanı; çıkıp bu işlettikleri sürece demokrasi demeleri.
Arkadaşlar bu yazdıklarımı lütfen paylaşın, çünkü yazdıklarım endişe duyacağımız ve de önlem alınması gereken olası gelişmelerdir.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
GSM: 0506 609 00 32
evesbere@gmail.com-evesbere@mynet.com

15 Eylül 2012 Cumartesi

GALATASARAY MANCHESTER UNİTED'E GÖZDAĞI VERDİ 4-0'LIK ANTALYA DEPLASMAN GALİBİYETİ İLE


Selçuk travmayı atlatmış

GALATASARAY ANTALYA’YE LİDER GİTTİ İSTANBUL’A DÖRDÜNCA VİTESLE LİDER DÖNDÜ(0-4)

Galatasaray 15 Eylül 2012 günü Antalya deplasmanına, lider olarak ve son 32 yılın ‘3 maçta’ en çok gol yiyen takımı olarak gitti. Ve son 3 maçta en çok gol yiyen Galatasaray, bu olumsuz unvanını 4-0 gibi bir galibiyetle, olumluya çevirdi.
Sahaya; “Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih, Cris, Hakan Balta (Dk. 73 Çağlar), Aydın (Dk. 68 Yekta), Selçuk, Melo, Amrabat, Umut, Elmander (Dk. 48 Burak Yılmaz)” 11’i ile çıktı.
Medical Park Antalyaspor: Sammy, Koray, Ziziç, Deniz Barış, Minev, Uğur İnceman, Zeki, Isaac, Tita (Dk. 66 Mehmet Eren), Aissati (Dk. 46 Ömer), Diarra (Dk. 67 Emrah)
Goller: Dk. 10 Elmander, Dk. 45 Amrabat, Dk. 55 Burak Yılmaz, Dk. 90 Umut (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 45 2 Isaac (Medical Park Antalyaspor)
Stat: Akdeniz Üniversitesi
Hakemler: Yunus Yıldırım, Baki Tuncay Akkın, Nihat Mızrak
Galatasaray maça hızlı başladı, ve farklı ilk yarı yaşattı(0-2). Emre Çolak ve Burak Yılmaz yoktu, ama iki gol vardı, bir de Ambrabat. Galatasar bu Faslı oyuncu için boşuna diretmemiş.
Dakika 10. Ambrabat öyle bir akıl dolu taç atıyor ki Elmander’e, Galatasaray 1-0 öne geçiyor.
Mehmet Özdilek, takımın beyni Melo ve Selçuk İnan üzerine oyunun kurguladığı için, GS fazla atak gözükmedi, fakat Abrabat iki kere gözüktü, Antalya’yi ilk yarı bitirdi. İkinci gözükmesi dakika 45; tek başına soldan indi, vurdu, GS 2-0 öne geçti. Ardından, İsac denen oyuncu Muslera7nin bileğine basınca, kırmızı kartla Antalya’yi 10 kişi bıraktı.
Semçuk ulusal takım travmasını hala atlatamamış.
İkinci yarı Elmander’in yerine Burak yılmazla başlayan Galatasaray Burak’ın ve son dakikalarda Umut Bulut’un golüyle Antalyaspor’u 4-0 ile geçti.
Burak istekli ve başarılı idi. Cris harika idi. Aslında hepsi iyi idi, başta Nodrin Amrabat…
Antalyaspor’da bir Emrah Başsan var, bu oyuncu neden 90 dakika oynatılmadı. Oynatılsaydı, GS’in işi çok zor olurdu.
Selçuk Kaptanlık pazubandını ilk kez taktı. Eğer Antalya’nın siyahi kalecisi Sammy olmasa skor çok farklı olurdu.

İşin özü;
Müthiş bir oyun okuma, müthiş bir oyun kurgusu, müthiş bir performans… Galatasaray’ı bu yıl durdurmak daha zor.
Futbolcular, Terim ve Yöneticiler için ne yazılabilir ki, hepsi 5 yıldızlık başarı gösterdi.
Bu maçın ancak kadrosu yazılar. Onu da başta yazdık zaten.

Galatasaray Çarşamba günkü M. United maçıyla 6 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’nde sahada. Evet; Kendi sahasında Wigan Atletic’i 4-0 yenen Mancestir United ile deplasmanda Antalyaspor’u 4-0 yenen Galatasaray arasında 4- 4’ lük bir maç olacak gibime geliyor; tıpkı 20. Ekim 1993’de Old Trafford’da M.United’i elediğimiz maç gibi.
Anımsarsınız; 1993'te ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde yer alan Galatasaray, o yıl Manchester United ile Old Trafford'da tarihi bir maça çıktı. Bütün futbol otoriteleri Galatasaray'ın bu maçtan fark yiyerek ayrılacağını düşünüyordu. Yöneticiler ve oyuncularda tedirgindi bu maç öncesi. Ancak beklenen olmadı, Old Trafford'da tarihi bir skor çıktı; 3-3 ve M.U nited’i elemiştik.
Aynı başarıyı ‘ikinci kez’ niçin elde etmeyelim. Old Trafford’da?!
Galatasaray, birçok kulvarda oynayacak, derin bir oyuncu kadrosuna sahip. Öyle ki, takıma göre oyun sitemi kurgulayacak oyuncu varsıllığına sahip. Örneğin, Antalya maçında, Çağlar Birinci ve Yekta oyuna girebildi, fakat Emre Çolak oyuna giremedi. Onun yerine , Ambrabat oynadı, çünkü Ambabat, hem oyun kuran, oyun bozan(karşı taraf) hem de gol atıp attıran, kanatları daha etkin değil de dikine oynamayı seven oyuncu. Emre ise, aynı özelliklerin içinde, gol atma yeterlilği olmayan oyuncu. İleride kesin Ambrabat’ı aşacak, fakat aciliyette Ambabatı şu an için geçecek durumda değil. Zaman-zaman ikisine birden de yer verebilir ve hücum zenginliği artırılabilir, ama zamanla…
Bu Galatasaray, o devasa derinliğe sahip M.United’i yener ise, sakın sürpriz görmeyin!
Galatasar adına ilginç gelişmeler süreci adeta işletiliyor:
H Grubu’nda yer alan sarı-kırmızılı temsilcimiz, İngiliz devi Manchester United, Portekiz’in yükselen değeri Braga ve Romanya’nın son yıllarda yaptığı çıkışla dikkat çeken ekibi CFR Cluj’la eşleşti.
Galatasaray bu grubu rahat geçer. Çarşamba günkü M.United maçından puan ve puanlar çıkarır ise; bir olasılık grup birincisi de olabilir. Doğrudur, geçen yıl Trabzon İnter’i ilk maçta İtalya’da 1-0 yendi, fakat ardı gelmedi. Öyle ki Avrupa kupalarına bile katılamadı, grup üçüncüsü olamiyarak. Fakat, Galatasaray’in bu yılkı kadrosu, kesin bu durumları yaşamaz, başarılar yaşatır.
Galatasaray aradığı stoperi Fransa'da buldu:
Ujfalusi'nin beklenmedik sakatlığının ardından stoper arayışlarına giren Sarı-Kırmızılı takım, Fransız ekibi Lyon'la sözleşmesi 2013 Haziran'da sona erecek olan 35 yaşındaki Brezilyalı Cristiano Marques Gomes'le (Cris) anlaştı.
Yaşlı deniyor; Ujfalusi’die34 yaşında idi. Georghe Popescu(1997) ve Georghe Hagi da 30’u aşkındılar Galatasaray’a geldiklerinde. Öyle ki Hagi için 31 yaşında geldiğinde yaşlı diyenler nedense, FB’ye gelen 30 yaşındaki merilles’ten söz etmiyorlar. Şunu yadsıyamayız, taraftar sayısı bağlamında GS önde, fakat yandaşı spor medya sayısında FB önde.

Galatasaray-Bursa maçına giden Galatasaraylı Uğur F'yi bıçaklayarak öldüren(2 Eylül 2012) M.Y.İ teslim oldu.
Futbolumuzu bekleyen en büyük tehlike. Bunun önünün almak için çıkarılan şiddeti önleme yasası bile yaptırım gücünü gösteremiyor ise, burada yöneticiler ve yönetimler bağlamında sorun var demektir.
“Milli Takım teknik direktörü Abdullah Avcı'nın Selçuk'u oynatmamasının sebebinin çeşitli bloglarda ve sosyal medyada "mezhepsel" olduğu söyleniyor (12 Eylül 2012)”
Bu haberin yazanı Fatih Altaylı. Altaylı’ya göre; Selçuk İnan'ın Hataylı bir "Nusayri" olduğu için Abdullah Avcı tarafından takıma koyulmadığı "dedikodusu" sanal ortamda inanılmaz bir hızla yayılıyor.
Fatih Altaylı’nın sözünü ettiği bloglardan biri de ben değilim, fakat benzer kuşkular içinde baktığımı içeren bir yazıyı F.Altaylı’dan önce, 8 Eylül 2012’ günkü Milliyet Blogda(Skorer Haber de) yazan kişiyim: http://blog.milliyet.com.tr/avci-nin-selcuk-inan-i-oynatma-zamani-ne-zaman-gelecek-2-0--/Blog/?BlogNo=378141
Yazıda: Avcı’nın ulusal takımın başına geçtiği günlerde söylediği bir ifadeye yer verdim: “… İdeolojik bakıyor, çünkü; Ulusal takımın başına geçer geçmez, “Milli takım oyuncuları, örf, adet ve geleneklerimize uyum sağlayacak oyuncular olacak” Bu yaklaşım, Avcı’nın, yoksuldan ve dinden geçinirken futboldan da geçinmeye başlayanların isteği doğrultusunda, futbolu yapılandıracağının göstergesi.
Ben yine de bu pencereden baktığına pek olasılık vermiyorum. Bakışı o olsa idi, Ulusal takıma çağırmazdı. Benim kafama takılan; “örf ve adetlerimize, kültürümüze göre futbol takımını yapılandıracağız’ şeklindeki kafaları karıştıran, talihsiz açıklama.
Ben bunları önemsemiyorum, çünkü böylesi bir duruşun olması sözkonusu olamaz, olduğu an değil futbolumuza, dünya futboluna onulmaz yaralar açar.
Onulur yaralar açan söylemler var, gelişmeler var; bunlar eğer onulmaz ise, futbolumuzu, ama salt Türk futbolunu ölümcül ortama iter.
Sözü Emre Belezoğlu’na götürmek istiyorum. Nedir Bu Belezoğlu saldırganlığı, nerden alıyor bu gücü? Fener’den resmen uzaklaştırıldı, çünkü megalomanlıkla harmanlanmış nevrotik duruşu, FB’de yarattığı ikililikle can sıkmaya başlamıştı. Şimdi ulusal takımda yapıyor ve yaptıkları, özellikle Estonya maçındaki gol sonrası kulübeye tepkisi sadece Nuri Şahin, Hamit Altıntop tarafından değil, FB’den takım arkadaşı Caner Erkin ve Bekir tarafından da tepkiyle karşılandı. Lütfen dizginleyin, dozu ulusal takımı rahatsız edecek boyutlara ulaştı.
Gün gibi ortada; Abdullah Avcı, ve bazı ulusal takım oyuncuları ve Emre düzleminde kriz var. Krizin aktörleri arasında, başı Avcı çekerken, Emre figüranlığında kendini gösteren figür hepsini bastırıyor.
Avcı ve Selçuk İnan, Selçuk İnan’ın golüne sevinemiyor. Fenerliler bile İnan’ı alkışlarken, Avcı golden sonra bile İnan’ı alkışlamıyor, çünkü İnan inadı sürüyor. Emre takım arkadaşlarına agresif duruşuyla ayar çekiyor. Hamit gururunu Avcı’nın yaraladığını söylüyor(Haklı, önemli maçta oynat, dandik Maçta oynatma-ki her futbolcu böylesi maçlarda kendini gösterir-).
Bir çift sözüm de Aziz Yıldırım için:
Aziz beyin, NTV’deki son duruşu da kafamda ilginç soru işaretleri bıraktı bende. NTV’deki Gültekin Onay ve Fuat Akdağ’ın sorularına yanıtları arasında -ki danışıklı değildi diyemeyiz. En azından, mahkeme sürecinin devamlılığı bazı soruları sordurmadı- bir yanıt var ki; Aziz beyi birileri gündeme taşıyarak, başka bir yerlere, örneğin siyasete taşıyorlar gibi geldi bana veya daha da onulmaz bir yaşam sürecine. Siyasete taşırlar ise, yok demem. Bir yanıtı var ki, bayıldım o yanıtına; “Bu ülkede bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ün heykelinin açılması için öncülük yaparım”. Aziz bey “Çok şey biliyorum ama konuşmam” diyor. Konuş Aziz bey, bir bakmışsınız konuşacak zaman bırakmaz, futboldan da geçinmeye başlayanlar.
Pardon;
Arhavispor, tarihinde ilk kez katılacağı Türkiye Kupası’nda Trabzon Kanuni ile eşleşmiş. Başarılar.
Farklı bir konuya değineceğim: Trabzonspor'u birileri yemeye çalışıyor gibi. Baksanıza "1461 Trabzon", "Trabzon Kanuni" adıyla 2 takım karşımıza çıktı. Yılların Yalısporu oldu Trabzon Kanunispor. Amblemi de Kanuni’nin Tuğra. Değirmenderespor, önce Trabzon Karadenizspor, ardından 1461 Trabzonspor oldu(1461 Fatih’in Trabzon’u fethi). İşte bu takım resmen süper Lig'de gibi. Futboldan da geçinmeye başlayanlar Trabzonspor'u ele geçiremeyince, 1461'i öne çıkardı bana göre.
Kanaatım o ki; futbolu da Osmanlılaştırıyoruz ve Türkleştiriyoruz. Daha doğrusu İslamlaştırıyoruz. Baksanıza Konya Şekerspor'un Adı da Anadolu Selçuklu olmuş…
Eeee, diğerleri de sırada galiba; Harem Hürrem İdmanyurdu, Mahpeyker Gücü, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Selimspor, Ulubatlı Hasan Spor, Fatih Sultan Cihanspor...Lütfen tarihi kimliklerimizin kimliklerini örselemeyelim, siyasi rant adına.
Düşünün Avrupa’nın, futbolu dinselleştirmesini ve Aslan Yürekli Richardspor, V. Karl İdman Yurdu veya Şarlken İdman Yurdu,
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@gmail.com-evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

SAMSUNSPOR SON DAKİKALARDA PUAN YİTİRMEYE ALIŞTI


SAMSUNSPOR KANATLARINDAN YAKALADIĞI KARTAL’I SON ANDA ELİNDEN KAÇIRDI(2-2)

Bir maç, bir çalıştırıcı tarafından ancak bu kadar teslim edilir.
Eğer siz 90 dakika maçı 2-0 önde götürüyorsanız, bu maç en azından galibiyetle bitirmeliydiniz. Eğer maç 2-2 bitiyor, hatta mağlup bile bitirecek durumlar karşınıza çıkıyor ise, buna neden sizsiniz. Ve böylesi trajik sonuçla iyi çalıştırıcı değilsiniz izlenimi yaratırsınız.
Evet; geçen sene 12 maçta 22 puan almanıza karşın, Giresunspor’u averajla küme düşmekten kurtaramadınız. Görülüyor ki en azından 1 puan daha almanız gerekirmiş. Eğer bu yıl, şampiyon olmak istiyorsanız, en az böyle bir ”1” puan almak zorundasınız. Acaba Kartalspor’dan alınan puan bu 1 puan mı? Gönül böyle olsun ister, fakat alınan 1 puan değil de kaybedilen 2 puanın da şampiyonluğu kaybettirmemize neden olabilirliği unutmamak gerekir.
2-0 öne geçiyorsunuz ve sürekli önde basan takım 48. Dakikadan sonra, geri çekiliyor. O zamana dek hiç pozisyonu olmayan Kartal, pozisyon bulmaya başlıyor ve ardından aldığı cesaretle ceza sahana kamp kuruyor. Bu durumda ne yapacaksın? Oyuncu değiştirmeden çok, kendi bölgelerinde çok iyi olan topçularını bölgelerine göndermek. Yani, yapman gereken, tek bölgede yığılmalarını önlemek ve herkes kendi bölgesindeki futbolunu oynamalarını söylemen. Ama sen 70. Dakikadan sonra oyuncu değiştirmeye başladın. Elbet oyuncu değiştireceksin, bu vazgeçilmez bir kural, ama öncelikle var olan ve sonradan giren oyuncuları son bölgede yığılmamaları konusunda uyarmak. Yapmadın ve maçta değil 2 puan az daha 3 puan kaybediliyordu.
Bu hazin maçın öyküsüne gelince;
Göztepe’yi yenen 2 takım, 15 Eylül 2012’de İstanbul’da karşı karşıya geldi. Bu 2 takım Samsunlu iki çalıştırıcının takımıydı. Biri; Kartalspor, diğeri Samsunspor. Kartalspor’u 1965 doğmulu ve Samsunspor’da da top oynamış(1985-90) Besim Durmuş. Samsunspor’u ise 1956 doğumlu Fenerbahçe’de top koşturmuş Erhan Altın.
Maça Samsunspor hızlı başladı ve g ol ile sonuçlandırdı. Dakikalar 7.25’i gösterirken, çok güzel bir organize atakta, 27 yaşındaki Adem Sarı eski takımına karşı golü attı. Adem Sarı’nın bu ilk golü idi.
Samsunspor, Kartal’ı önde karşılıyor ve eski Galatasaraylı Yaser Yıldız ile Burak Akdiş(35) kanatları kullanmasını engelliyordu.
Defansta ise, Belçika vatandaşı olan ve 11 yıl Belçika’nın Charleroi takımında oynamış Burkina Faso kökenli milli oyuncu
Mahamoudou Kéré gerçekten bir cengaver gibi oynuyordu. Musa Sinan v.d iyi idi, ta 60. Dakikaya kadar.
70. dakikada Halil İbrahim’in yerine 18 yaşındaki geleceğin umudu Canber Aydın girdi. Bu çocuk gerçekten iyi bir kumaş. Samet Aybaba boşuna istemedi bunu. 83. Dakikada oyuna giren Tirine Tobako’lu Denis Robert, keşke daha önce girseydi Adem Sarı’nın yerine ‘değil de’ Ozan’ın yerine. Musa Aydın neden oynatılmadı ki!?
İkinci yarı da Samsun ataklarını sürdürmeye başladı. 48. Dakikada Hakan Aslan müthiş bir 30 metre golüyle durumu 2/0 yaptı. 60. dakikaya dek Adem Sarı tembel davranmasa maç tamamen kopacak. Fakat o ne! Kartalspor koptu gelmeye başladı ve ataklarını hızlandırdı. Anlayacağınız, ne olduysa, bundan sonra oldu ve avucumuzdaki 3 puanın 2 sini uçurarak, Kartal ile 1’e puanı paylaştık. Kısacası PTT Ligi’’nin iddialı takımı Göztepe’yi yenen bu iki takım yenişemedi.
Kartal’ın Ethem Ercan Pulgır adlı topçusu, 55 no’lu formasıyla ben Samsunluyum diyordu. İnan’ın Besim Durmuş’un Samsıunlu olması nedeniyle durum 2/0 olunca galiba memleketine kıyak geçecek diye düşümedim değil, çünkü Kartal 60 dakika hiç iyi değildi, bir tek 55 nolu Ethem iyi idi. Besim’i kutluyorum, bu ödün vermez performansıyla. Yarattığ Kartal, çok can yakar.
Samnsunspor seyircisi hep aynı muhteşemlikte. Bu seyirci, çok daha iyi bir Samsunspor’u hak ediyor.
25 Eylül 2012’de Boluspor maçında Samsunspor PT Ligi’nde ne yapabiliri bize göstereceğini düşünüyorum.
Samsunspor şu oyuncularla 90 dakikayı bitirdi: Soner, Kere, Lokman, Ozan, Şaban, Turgay, Hakan, Erdem (Dk. 90 2 Emmanuel Nsumbu), Halil İbrahim (Dk. 71 Canberk), Musa Sinan, Adem (Dk. 84 Roberts)
Goller: Dk. 8 Adem, Dk. 48 Hakan (Samsunspor), Dk. 89 Mehmet, Dk. 90 1 Efecan (Kartalspor)
Bu 2 takım ilk kez 1990-91 sezonunra karşılaşmışlar ve her 2 maçı da Samsunspor 3-2 almış. Bugüne dek 10 kez karşılaşmış, Samsun 5 Kartal 2 kez galip, 3 kez de berabere kalınmış. Ve bu maçla, beraberliği 4’e çıkardılar.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

GSM: 0506 609 00 32

11 Eylül 2012 Salı

SEYİRCİ İSTEMESE SELÇUK'U ESTONYA MAÇINDA DA OYNATMAYACAKTI-SEYİRCİ SELÇUK'U İSTEDİ AVCI OYNATTI

SEYİRCİ İSTEDİ AVCI OYNATTI

ABDULLAH AVCI SELÇUK’UN GOLÜNE KEHREN SEVİNİR GİBİYDİ

Hollanda maçında olduğu gibi Estonya maçına da Selçuk İnansız başladı.
Avcı İnan’a değil de bir başka şeye inandırmış kendisini. O başka şey de; ‘Ben, farklıyım ve bunu kanıtlamalıyım’.
Bu başka şey hepimiz için doğru olan şey. Çünkü; kişinin farklı olduğunu göstermeye çalışması, yaşamın sıradanlığını, yani tekdüzeliğini, yeknesaklığını kırar. Bu da yaşama, yeni bir soluk, farkındalık getirir ki, yaşamı yüklerinden arındırarak çekilmez olmaktan çıkarır.
Avcı’nın duruşu biraz daha fazla. O, farklı olduğunu göstermenin yanında, en iyi olduğunu da kanıtlamak istiyor. Özellikle de Terim’den.
Kişi , farklı ve başarılı olduğunu kanıtlarken, bir başka farklı ve başarılı olanla yarışması gerekir. Eğer, başkasını karalayarak, o’nun başarısız olduğunu kanıtlamaya kalkar ise, yanlış yapar ve başarılı olamaz.
Fark edilmek, fark edileni yok etmek değildir. Fark edilmek; fark edilenden farklı şeyler üretip farklılığını göstermektir.
Sanki Avcı, farklı ve iyi olan Terim’in yarattığı değerleri kullanmayarak, farklı ve iyi olduğunu kanıtlamaya çalışan bir duruş içinde.
Terim, geçen yıl yarattığı değerlere, bu yıl yeni değerler katmaktadır. İşte bu değerler; Semih Kayadır, Emre Çolaktır, Selçuk İnandır. Bu yılın değerli oyuncuları, Burak Yılmazdır, Hamit Altıntop ve Umut Buluttur. Ve bunlar, geçen yılın şampiyonu, bu yılın lideri Galatasaray’ı başarıdan başarıya koşturacaklarının sinyalini veriyor.
Avcı: böylesi Terimli Galatasaray’ın, en iyi oyuncularını oynatmayarak, farklı ve iyi olduğunun savaşını veriyor ise yanlış yapıyor demektir.
Hollanda maçında Selçuk İnansız 11’i sahaya sürdü. Estonya maçında ise; Selçuk İnansız ve Hamit Altıntopsuz 11’i sahaya sürdü. Selçuk’u son 20 dakika ‘seyirciden gelen tepki sonrası’ oyuna alırken, sahanın en iyisi Umut Bulut’u oyundan çıkardı. Fakat Hollanda maçının kötüsü Emre ilk 11’de idi ve 82 dakika maçta tuttu. Evet, Emre iyi idi, fakat unutmayalım ki, iyi topçu güçlü takımlarda da iyi oynayan topçudur. 80 dakika, oyun kurucusu, en iyi stoperini kaybeden ve 10 kişi oynayan Estonya karşısında, ben bile başarılı olurdum, ama Gökhan Gönül başarılı değildi ve 90 dakika sahada tutuldu.
Evet, haklısınız, olaya üç büyükler boyutunda baktığınızda, Galatasaraylı oyuncu daha çok, fakat Avcının, bu GS önceliği zorunluluktan gibime geliyor. Durum bu olmasına karşın, GS’ya sıcak bakmadığı kendini gösteriyor. Olguya Beşiktaş boyutunda bakalım, bakamıyoruz, çünkü Beşiktaş’tan tek bir oyuncu yok. Ulusal takımda oynayacak, bir tane bile mi oyuncu yoktu Beşiktaş’ta? Örneğin Olcay ulusal takımakazandırılabilirdi, hatta Butuhan. Dönüp Fenerbahçe boyutunda baktığınızda, Mehmet Topal, Hasan Ali Kaldırım ve Gökhan Gönül sahada idi, fakat oyunda değillerdi.

İşte ilk 11 ve giren çıkan oyuncularımız ve de takımları
Tolga Zengin(Trabzonspor) - Gökhan Gönül(Fenerbahçe) - Ömer Toprak(Bayer Leverkusen) - Semih Kaya(Galatasaray) - Hasan Ali Kaldırım(Fenerbahçe) - Arda Turan(Atletico Madrid) - Mehmet Topal(Fenerbahçe) - Emre Belözoğlu(Atletico Madrid) (Dk. 82 Nuri Şahin / Liverpool) - Sercan Sararer(Greuther Furth)(Dk. 67 Tunay Torun / Stuttgart) - Burak Yılmaz(Galatasaray) - Umut Bulut(Galatasaray)(Dk. 67 Selçuk İnan / Galatasaray)
Goller: Dk. 44 Emre Belözoğlu, Dk. 60 Umut Bulut, Dk. 75 Selçuk İnan (Türkiye)
Kırmızı Kart: Dk. 19 Jaager (Estonya)

Abdullah Avcı’nın Hollanda maçı sonrası şunları söyledi “ "Basında çıkan haberleri takip etmiyorum ama bunlar benim kulağıma geliyor. Hollanda maçında topa sahip olma oranımız eşitti. Takımdaki tüm oyuncular en değerli oyuncularımız, maçın planı buydu. Hollanda'da Bundesliga gol kralı Klaas-Jan Huntelaar oynamadı. Ligimizin en değerli yabancısı Dirk Kuyt da aynı şekilde oynamadı. Selçuk İnan çok değerli bir oyuncumuz. Zamanı gelince o da forma şansı bulacak."
Estonya maçı sonrası ise şunları söyledi; “Herkes benim için aynı. Tercihler tartışılabilir ama ben sadece koltuğa saygı duyulmasını istiyorum. Sadece bir oyuncu üzerinden gidilmemeli. Hem Selçuk hem Hamit bu takımı dünya kupasına götürecek oyunculardır. Hepsi bizim için çok değerli... Selçuk’la aramızda bir sorun olmaz. Ben onu genç takımlardan beri tanıyorum. O bu takımın önemli ayaklarından birisi. Fakat eleştiri yaparken diğer oyunculara da saygısızlık yapmamak gerekir.”
Gerek Hollanda, gerekse Estonya maçları sonrası yaptığı açıklamalar bana, Iğdır Yöresinin Azeri Türküsü’nün ilk dizelerini aklıma getirdi:
“Aman avcı vurma beni
Ben bu dağın aybalam maralıyam
Maralıyam hem yaralı
Avcı vurmuş aybalam yaralıyam”

Sayın Avcı, bizler bu dağların insanlarıyız, biliriz futbolun ve o zamanın ne zaman olduğunu az çok algılayabiliyoruz. Vurma bizi.
Kuyt, 90’nına merdiven dayamış bir oyuncu. Belki son seçmelerde ulusal takıma bile çağırmazlar. Nasıl olur da, o’nu Selçuk’la karşılaştırırsınız?!
Selçuk üzerinden, gündem oluşturanlar ne denli hatalı ise, Avcı da bana göre o denli hatalı.
Madem; “Hem Selçuk hem Hamit bu takımı dünya kupasına götürecek oyunculardır.” diyorsun, bu oyuncuları oynatacaksın.
İkincisi, lütfen, diline değil, çünkü diline hakim bir beyefendisin, Emre’ye hakim ol diyorum.
Emre sahaya ve saha dışına da hakim. Aslında her ikisine de siz hakim olmalısınız. Hakimiyeti kaptırırsan, hak ettiğini alırsın.
Emre’nin, gol sonrası Hamit’e saldırması, maç sonrası Ridvan Dilmen’e saldırması, sizce doğru mu?
Emre, İnan ne dediğini bilmiyor. Örneğin; “Ben yanlış bir şeyler söylüyorsam insanlar beni yanlış anlamasın” derken, kurduğu şu cümleden siz sayın Avcı bir şey anladınız mı? Emre Ulusal takım için, sözleri gibi yanlış. Düzelmiyor da. Dikkat edin, yakındır sizi düzeltmesi.
Belli ki Emre’nin dedikleriyle hareket ediyorsun. Estonya nasılsa garantı, ben Selçuk olayanı Estonya galibiyeti ile unuttururum diyorsan, bil ki unutturulan sen olacaksın.
Dikkatimi çeken şu oldu, Emre ile Umut’un attığı gollerde, yerinden fırlayan ve coşkuyla alkış tutan Avcı, nedense Selçuk’un golüne ayakta kerhen yavaş çekim el çırptı; Selçuk da, golüne sevinmedi bile.
Bence, Abdullah Avcı ile Selçuk arasında bayağı bir sorun var gibi.
Bence Emre değil Selçuk…Dahası, Selçuk İnan, Hamit Altıntop ve Mehmet Topal üçlüsü zorunluluktur. Aksi taktirde, Ekim’de oynayacağımız içerdeki Romanya ve dışarıdaki Macarıstan maçları bizim için yıkım olur.
180. ulusal maç ve 645. Gol güzel. Daha güzelleri için;
Selçuk İnan’a inan, Okan Buruk ve Emre’ye değil sayın Avcı.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
GSM.0506 609 00 32
evesbere@mynet.com

10 Eylül 2012 Pazartesi

TEKBİR İLE AĞITI BİRBİRİNE KARIŞTIRMAK


Sap ile Samanı karıştırmak

“Antalya’daki şehit cenazesinde askerin çaldığı cenaze marşını susturarak ‘İnsanlar tekbir getirecek’ tepkisini gösteren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ‘Doğrusu insanların acılarına, insanların duygu dünyasına devletin biraz daha anlayışlı davranmasını istiyorum. Bu kadar toplum devletinden koparılmaz, bizim ritüellerimizin bize ait olması lazım. Bizim saygımızın, bizim ağıdımızın bize ait olması lazım’ dedi.”
Bakan tek kelime ile Ağıtla, Tekbiri karıştırmış. Lütfen bir kez daha düşünsün ve Tekbir ile Ağıt'ın farklı şeyler olduğunu anlasın.
Tekbir; Müslümanların savaşlardaki ilahi haykırışı, coşkusudur. Günümüzde, İslami eğilimi ağır basanlar tarafından, siyasi alana taşınarak, “Tekbir” bir bağlamda politize edildi.
Örneğin; 1970'lerden sonra, faşistler ‘korku vermek’ adına-ki bana göre, bu kendi korkularının yansımasıydı-, ilerici gençlere saldırın basit aracı haline getirdiler. Kendileri gelmezden, ‘Tekbir’ sesleri gelirdi; “Ya Allah, Ya Bismillah, Allahu Ekber” şeklinde. Amaçları korku vermek idi, fakat bize göre korkularını İlahi bir haykırışla bastırmaktan başka bir şey değildi.
Böylesi ‘Tekbirli’ saldırı hala üniversitelerimizde devam etmektedir.
Sayın Bakanın bunları anımsaması gerekir.
AKP’nin içindeki bazı politikacıların, kim bilir kaçı ‘Tekbir’ ile o dönemin Ertuğrul Günaylarının üzerine ellerinden sopalar ve palalarla gitmiştir! Bu, Tekbirli saldırı acının belirtisi değildi, faşist bir duygunun ‘Tekbir’ ile harmanlanmış haykırışı idi ve asla ağıt değildi.
Çünkü Ağıt; bir acının ezgili sözleridir, Genellikle bir ölüm'ün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü'südür.
İnanın; Tekbir ile Ağıt yakıldığını ilk kez Bakandan duydum.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@gmail.com
GSM: 0506 609 00 32