30 Ocak 2013 Çarşamba

TÜRK VE KÜRT VE LAZ VE DE OSMANLI..NEYİZ YAHU BİZ?!


BİZANS’I OSMANLI’YA, OSMANLIYI   ATATÜRK’E TERCİH EDENLER VE TÜRK KÜRT EŞİTLİĞİ
30 Ocak 2013
İkisine de itirazım var. Fakat birinin diğerinden farklı olduğunu, dahası haklılık payının olduğunu belirtmek isterim…
“Hangisinin haklılık payı var?” derseniz, ‘katkılarımla’  bu sorunun yanıtını sizin vermenizi düşünüyorum.
Türkiye’nin en önemli bilim adamlarından Prof.Dr. Celal Şengör   ‘Aykırı Sorular'a konuk oldu. Enver Aysever'in sorularına tarihi ve bilimsel gerçeklerden örnekler vererek yanıtlar veren Celal Şengör sıra dışı yorumlarda da bulundu. Şengör, “Bizans’ı  Osmanlı'ya tercih ederim, çünkü Bizans toplumu bilime değer veriyordu" dedi.
Celal hocanın, bu yaklaşımını sağlıklı değerlendirerek haklı görebilirsiniz. Eğer ki; bir bilim insanının ‘bilim konusundaki duyarlılığını’ ve  ileri uygar toplumların ‘bilimsel’ gerçeklerle beslendiği gerçeğini göz önüne alırsanız.
Fakat;
Daha önceki açıklamalarında  "Kenan Evren akıllı bir adamdır" diyen,  Türkiye’de darbelerin devletin devamlılığı için yapıldığını savunan Celal hocanın; "Düşün ki sen kansersin, şunu alırsan yaşayacaksın. Darbeler sevimsizdir. Ama ameliyatlar da sevimsizdir" diyerek darbelerin zorunlu olduğunda olması gerektiğini savunmasını, asla haklı bulmam, asla demokrasiyle bağdaştırmam, asla insan haklarıyla örtüştüremem.
Celal hoca bundan sonra “Güven bana” dese bile asla bundan sonra kendisine güvenemem, çünkü güvenimi sarstı.
Tıpkı;
Sunuculuğunu yaptığı “Güven Bana” programında, yöneltilen; ‘Yavuz Sultan Selim’in kendisinden sonra tahta geçen oğlu kimdir?” sorusu karşısında yarışmacıların  biraz bocalaması sonrası; “Toplumumuz Osmanlı’ya duyarsız, bu konuda yeterli değiliz, fakat Atatürk’ü doğumundan, ölümüne dek biliriz” diye sitem eden, bir ara; Halil Ergun’un AKP’ye dönmesini de savunan Tamer Karadağlı’ya olan güvenimin sarsıldığı gibi.
Elbette ki, Osmanlı tarihine sahip çıkacağız, bilmek zorundayız da. Ki bu konuda ‘Osmanlı Dil Enstitüsü’ kurulmalıdır diyen kişiyim.
Fakat, asla; ‘Emperyal güçlere karşı Kurtuluş destanı yazan’ ve Anadolu insanıyla, Anadolu’yu düşmanlardan temizleyen Mustafa Kemal Atatürk’ü  özdeksel çıkar için karalayanlara sıcak bakamam.
İkisi arasında tercih zorunluluğu getirilse, ‘meslektaşım olduğu için değil de’, yerbilimleri(deprem) alanındaki katkılarından  ve güçlüden yana dönekliklerde bulunmayan duruşundan dolayı Celal Şengör hocayı tercih ederim.
CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler'in "Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz" sözleri ortamı gerdi. Gerçi Başbakan için fark etmiyor, çünkü benim başbakanım öteden beri gergin. Suçluluk psikolojisi içinde siyaset yapıyorcasına,  her şeye anında  tepki gösteriyor.
Güler olayında da geç kalmadı ve “Böyle bir kibir, böyle bir böbürlenme, kendisini başkalarından üstün olarak görme, insanlık dışıdır, modern kavramlarla bunu söylersek ırkçılıktır, faşizmdir.” Diyerek anında yanıt verdi. İyi de, “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” diyen kim? “Önemli olan soydur soy” diyen kim? Başbakaaan!
Her ikisi de aynı şeyleri söylemiyorlar mı?   Aynı şeyleri söyleyenlerden biri diğerini nasıl faşistlikle suçlar ki? Belli ki R-cep suçlar.
Her ikisinin duruşu da ırkçı bir duruştur. Asla, uygar dünya görüşü ve evrensel ilkelerle bağdaştırılamaz.
Güler hanıma şunu anımsatmak isterim.
"Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” diyorsunuz. Yıllardır gördürüldüğünü görmemeniz bir talihsizliktir. Kürt, Türk’e yıllardır eşittir. Bu ülke’de, Kürt Başbakan, Cumhurbaşkanı, Bakan olmadı mı? Oldu. Bana, Cumhurbaşkanı, Başbakan, hatta bakan olmuş bir Laz gösterebilir misiniz?
Trabzon, Rizeli Cumhurbaşkanı ve Başbakanların Laz olmadığını belirtmek isterim.

http://blog.milliyet.com.tr/osmanli-devleti-nin-yalova-da-kurulmasi-ve-osmanli-dil-enstitusu/Blog/?BlogNo=193750
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

29 Ocak 2013 Salı

ÇAĞDAŞ YAŞAM TÜRKAN SAYLAN


ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİNİ  KÖSTEKLEMEK
29 Ocak 2013

Gerçek şu; eski yeni tüm değerler siyasi ve ekonomik rant için yok ediliyor.
Yok etmeye özdeş bir başka süreç; ‘Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” için işletiliyor.
“Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği  Köstekleniyor,  İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı Destekleniyor”
Önce vakıfları tanıyalım:
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD); Prof. Dr. Türkan Saylan tarafından; “Atatürk devrimlerini korumak,  Atatürk’ün ‘mazlum ülkelere örnek’  evrensel felsefesini durağanlıktan ve ırkçı yapılanmadan kurtarmak için ‘dünyanın özgün gelişim ve değişimleri dikkate alınarak’ geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak adına” kuruldu(1989). Türkan Saylan uzun süre Genel Başkanlığını yaptı. Dernek maddi durumu iyi olmayan insanların yaşam standartlarını yükseltmenin yanında, özdeksel olanakları iyi olmayan çocukları okutan, onlara burs veren, ülkemizde ki adam gibi 1-2 dernekten biridir.
Örneğin bugüne dek; 54 bin 650 kız öğrenciye, 62 bin 497 üniversite öğrencisine burs vermiş, 36 kız yurdu, bir üniversite birimi, bir lise, 24 ilköğretim okulu, 30 köy okulu ve öğretmen lojmanı, 41 derslik, 5 ana okulu yaptırmış. Yaptırdığı 751 donanımlı ana sınıfı, 555 oyun parkını Milli Eğitim Bakanlığına devretmiş, 1200 okula 320 bin kitap göndermiş, 409 köy okulunun çeşitli gereksinimlerini karşılamış.
Çok bilinen bir cemaat(Fetullah cemaati canım), böylesi etkinlikleri ticarete dönüştürdüğü için, Milli Eğitim Bakanlığı’na zerre kadar katkı vermediğini, ve iktidar tarafından adeta korumaya alındığını özellikle belirtmek isterim.
Fakat, Ergenekon operasyonu dahilinde, Türkan Saylan’ın oturduğu ev ve başkanlık ettiği ÇYDD'nin çeşitli merkezlerinde aramalar yapıldı(13 Nisan 2009),ÇYDD yöneticileri göz altına alındı, birçok bilgisayar ve belgeye el konuldu.
Anlayacağınız, iktidarın sıcak bakmadığı sivil kuruluş.
İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı’na gelince, pek bir şey göremiyorsunuz. Sadece, Başbakanın, annesinin vefatından sonra taziye ilanı yerine “İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı”na bağış yapın çağrısı sonrası ortaya çıktı ve görüldü. Meğer 15 yıllık bir geçmişi varmışa. 15 yılda toplayamadığı bağışları, Başbakanımızın çağrısı sonrası, 2 günde toplamış.
Anlaşıldığı gibi, iktidarın sıcak baktığı bir sivil kuruluş,
Vakfın önemli icraatlarından başında; açtığı kompozisyon yarışmalarını kazananları umre ile ödüllendirmesi geliyor. Örneğin, 2010 yılında kazanan kompozisyon yarışmasını size ‘ orjinal haliyle’ sunmak isterim: “Yaşamak isteyip te yaşayamadığım gençliğimi özlüyorum. bir sahabe gençliğini, bir çanakkale gençliğini düşlüyorum. kendimi aşağılarcasına sesleniyorum zamana bir gençlik özlüyorum. dinlemeyi istiyorum. kulaklarımdan başlayıp kalbimi, gözümü, gönlümü kör düğümle bağlayan kulaklıklarımdan arınıp dinlemek istiyorum ezanı. allahü ekber deyince titremek, edeplenmek istiyorum. hayyales salah deyince müezzin, geldim allahım icabet ettim davetine deyip bir tebessümle beklemek istiyorum. düşlüyorum camilerde sıra sıra dizilmiş gençler göreceğimiz günleri. leyla’sına hasret mecnun gibi, beş vakit seccadesini gözleyen bir gençlik özlüyorum."
Her iki sivil toplum örgütünü karşılaştırmamın nedeni, iktidarın birini desteklerken, diğerini kösteklemesini, yani yakmasıdır:
Maliye son günlerde ÇYDD'nin kayıtlarını incelemeye almış. Çelenk bağışlarına kafayı takmış. Maliye’ye göre, çelenk bağışları ticari faaliyet sayılıyor. Bu nedenle onlara vergi uyguluyor, vergi verilmediği için ceza yazıyor . ÇYDD de verginin ve cezasının iptali için mahkemeye başvuruyor .
Biliniyor ki, bu konuda, yani Dernek ve Vakıflarla ilgili Danıştay kararları var . Danıştay'a göre, ticari kazanç elde etme amacı gütmeden faaliyette bulunan dernek ve vakıfların elde ettikleri geliriler ticari faaliyet değildir ve vergi uygulanamaz . Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)'nin başına gelen olay bütün dernek ve vakıfları tehdit eden bir olay. Ama,
İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı’nı tehdit etmiyor. Etmiyor çünkü; Maliye Bakanlığı İstanbul Eğitim ve Gençliğe Hizmet Vakfı'nı açıdan denetlemiyor. Onlardan, çelenk karşılığı elde edilen kazanç üzerinden vergi kesmiyor.
Sadece bu mu? Değil tabii ki.
Bu konuda; sayın Konya Milletvekili(CHP) Atila Kart’a kulak verelim:
“Gazi Üniversitesi Rektörlüğü bünyesinde vuku bulan yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarını  içeren 5 sayfadan ibaret suç duyurusu dilekçemiz; yasal gereği yapılmak üzere hem Cumhurbaşkanlığı Makamına ve hem de YÖK Başkanlığına  sunulmuştur…Üniversite konusunu kılık-kıyafet kavramına hasredenlerin; Beytülmale ve kul hakkına el uzatanları himaye edercesine sessiz kalmalarını,Halkımızın ve Kamuoyunun dikkat ve takdirlerine sunuyoruz…Takdir yetkisini keyfi olarak kötüye kullananların hiç olmazsa gelinen aşamada, yasal ve vicdani sorumluluklarının gereğini yapmaları temsil ettikleri Makamın kendilerine yüklediği temel bir görevdi.”
http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/pinar-selek-cagdas-avukatlar-ve-turban-sarik-12135

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

27 Ocak 2013 Pazar

GALATASARAY DERBİLERİN ASLANI



GALATASARAY KARTAL KANADINI      SNEİJDER İLE KIRDI!
      27 Ocak 2013
     
      “Sadece 2. Yarı oynayan Sneijder Kartal’ın kanadını nasıl kırar?” demeyin. Bu yazı, nasıl kırdığının öyküsüdür.
        Önce; transfer öyküsüne değinelim:
        Dünya Galatasaray’ı konuşuyor:
        Hollandalı yıldız Wesley Sneijder'in Galatasaray ile resmen anlaştığı haberi sosyal medyada geniş yankı bulurken, transfer haberi sadece Türkiye'de değil tüm dünyada gündeme oturdu...
Dünyada konuşulur da,Türkiye’de de konuşulmaz mı?!
Olumlu konuşanlar ve olumsuz konuşanlar…
        Olumsuz konuşanlar; televole bütününde ve sow işlevindeki ‘4 büyüklere öfke ve ster kusan’ bilinen spor kanalları.
        Olumsuz konuşabilir, eleştirebilirsin, fakat aşağılamaya ve de hakaret etmeye hakkın yok.
        Pahalı diyebilirsin, Galatasaray’ın bu oyuncunun yerine değil, sol beke gereksinimi vardı diyebilirsin, oynamaz rakı içmeye geldi diyebilirsin, takımın kimyasını bozar diyebilirsin, fakat bu futbolcu aktarımıyla, Galatasaray, iflas eder, Fatih Terim gider demeyi bırak, futbolcunun eşini aşağılamaya, futbolcuya hakaret etmeye hiç hakkın yok..
        Adın önemli değil; yıllardır Galatasaray ekmeği yiyen kardeşlerden bir son derece efendi ve saygın duruşlar sergilerken, spor yorumcusu olanı, yorumcu arkadaşları tarafından resmen alay alınıyor, aşağılanıyor, dengesiz hareketleriyle, kendini komik durumlara düşürürken o sürekli Galatasaray’a hakaret ediyor. Son olarak, Wesley Sneijder transferi öncesi, oyuncunun maskesini yüzüne geçirip maskaralık yapması ve de sözde yorumcu olan diğerlerinin kıs-kıs kendisine gülmesi inanın, kendisi adına yüzüm kızardı.
        Ben, Wesley Sneijder’in bir Hollandalı ahlakıyla davranıp, takımı başarıdan başarıya koşturacağına, takımın lideri olmasa da sürükleyicisi olacağına, hatta ikinci bir Hagi başarılarını fazlasıyla göstereceğine inanıyorum.
        70 Milyon liraya mal olduğu söyleniyor. Salt forma satışlarıyla %10 para kazanacağını, GS’ın başarılarındaki katkısının GS’ya en az % 25 artı getireceğini düşünüyorum. Oynamadı diyelim. Böylesi bir başarısızlık, ikinci yarının sonuna dek kendini gösterir ve sözleşmesinde var olduğunu düşündüğüm madde ile, fazla yük olmadan gönderilir,
        Göster kendini, Wesley Sneijder.
        Ve de gösterdi. Hem de BJK derbisinde..Bu  Wesley’in aldığı ilk taksit değil, GS’a ödediği ilk taksittir, ardı kesin gelecektir.
        Bu ilk taksidini nasıl mı ödedi? Oynamayarak. Evet; Terim ilk yarı sahaya sürmediği Sneijder, Galatasaray’ı öyle başarılı oynattı ki, bu GS’in bu sezon oynadığı en iyi maçı idi. Nasıl mı oynadı?  Hamit, Emre, Umut ve Elmander sayesinde. Neden    bu oyuncular iyi oynadı? Senijder’in transferi yüzünden, çünkü yerlerini kaybetmek istemiyorlar.
        Eee, bu Sneijder bir de ikinci yarı oynar ise, bakalım ne olacak?
        Birinci yarı mı ne oldu? 2013 senesinin ilk derbisinde, inanın 45 dakika BJK’a bir tek atak yaptırmadı. GS maça fırtına gibi girdi ve ilk yarıdan fırtına gibi çıktı.
        Galatasaray’da, Burak yoktu. Nedenin bilmiyorum. Umut ve Elmander önde oynadı. Ön deyince, GS’da  sürekli önde bastı.  2.45’te de Umut’un sağdan getirdiği ve sola gönderdiği topa Emre Çolak bekletmeden vurdu ve durumu 1-0 GS lehine yaptı. Bu Emre’nin sezondaki ilk golü idi.
        BJK ne ofansta, ne de defansta vardı. gs’in alt yapısından yetişen Gökhan Süzen’i İBB’den alması, defans kurgusuna biraz hareketlilik getirdi ise de sonuç iyi olmadı.
        32. Dakikada Mehmet Ali Birand alkışlarla, ’32. Gün” ile anıldı. Işıklar içinde ol diyorum yine de.
        Galatasaray, 3 bölgede de iyi idi. Sabri göze hoş gelen topunu oynuyor. İlk gol de onun atağıyla oldu.
Ve 45. Dakikanın 45. Saniyesinde İbrahim Toraman öyle bir müthiş kafa golü attı ki, durum 1-1 olmadı, 2-0 oldu, çünkü golü kendi kalesine attı.
        İkinci yarıyı 47. Dakikada izlemeye başladım  durum 2-1 olmuş. Meğer Sivok kafayla durumu 2-1 yapmış.
        55’te Snijder oyuna girdi. İntir’e transfer olunca da ilk sahaya bir derbi maçında çıkmış.
        55 deyince Samsun ve Sabri aklıma geldi. Samsunspor 16 hafta sonra PTT 1. Ligi’nde galibiyetini aldı. Sabri de biliyorsunuz Samsunlu ve bugün BJK karşısında harika oynadı. Harika oynayan ve her dakika performansını artıran bin Hamit vardı ki, sağolasın Sneijder diyorum, çünkü onun korkusuna oynadı gibime geliyor.
        57’’de Umut çıktı, yerine Engin girdi. 59’da Melo çıktı, yerine kimse girmedi, çünkü kırmızı kart gördü. Bugünlerde moda ya tükürmek, Oğuz bana tükürdü denince-ki Melo tükürmedi- hakem Tolga Özkalfa kırmızıyla Melo’yu oyundan attı.
        Sneijder hazır değildi, hem de hiç…
        GS 10 kişi kalmasına karşın daha iyi oynadı ve 3 golün atıldığı derbide 3 puanın sahibi oldu.
        Soğolasın Sneijder, sağolasın Galatasaray.
        Burak’ı Terim niye oynatmadı/ niye oynamadı, anlayamadım.
       
            Galatasaray: Muslera, Sabri, Semih Kaya, Dany, Riera, Hamit, Selçuk İnan, Melo, Emre Çolak(Dk. 56 Sneijder), Umut(Dk. 56 Engin Baytar), Elmander(Dk. 68 Hakan Balta)
        Yedekler: Eray İşcan, Gökhan Zan, Hakan Balta, Aydın Yılmaz, Wesley Sneijder, Engin Baytar, Burak Yılmaz,

        Beşiktaş: McGregor, Mehmet Akgün(Dk. 46 Oğuzhan Özyakup), Sivok, İbrahim, Gökhan Süzen, Necip, Veli(Dk. 75 Mehmet Akyüz), Fernandes, Hilbert, Olcay(Dk. 58 Dentinho), Holosko
        Yedekler: Cenk Gönen, Escude, Ersan Gülüm, Emre Özkan, Oğuzhan Özyakup, Dentinho, Mehmet Akyüz
        Kırmızı kart: Dk. 60 Felipe Melo
        http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-in-aslanlari-yilmaz/Blog/?BlogNo=391213
        ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
        ŞUTLUYORUM
        sevket-che@hotmail.com.tr
        evesbere@mynet.com
        GSM: 05066090032

SAMSUNSPOR 2 GALİBİYETİN 2'SİNİ DE GÖZTEPE'DEN ALDI


SAMSUNSPOR 1440 DAKİKA SONRA  GALİP GELDİ   DUYDUN MU SEVGİLİ?
Samsunspor uzun haftalardan sonra, galip geldi. Tam 16 uzun hafta sonra. 
İlginç takım değil  Samsunspor, yaşadıkları ilginç. 
Çünkü; 
Tam 13 kez berabere kalmış, kaybettiği olası puan: 13x2=26. Bu puanı  kazandığı 19 puana ekleyin =45 puan eder, lider Manisaspor’un puanı ise 35.
İlginçliği burada bitmiyor; 
Manisspor’dan sonra en az mağlup olan takım, Adanaspor ve Rizespor ile.  
Bu sezon; PTT 1.Ligi’nde aldığı iki galibiyetin ikisini de Göztepe’den aldı. 
Galibiyetlerinin ikisini de 1-0’lık skorlarla aldı. 
19. Maçtaki 19 puan alan ve aldığı 13 beraberlikle ‘neredeyse Guinness rekorlar kitabına girecek Samsunspor’un, dünyanın ender takımlarından biri kimliğini kazandığını düşünüyorum.

Evet; tam 1440 dakika sonra  galip geldi. Düşünün; adeta beraberliklerin efendisi olarak anmaya başlamıştık.
Bu gecikmiş sonuç; ‘Ekşi sözlüğe’ bile anında girdi: “Samsunspor’un hayati derecede bir 3 puanı cebine koyduğu maç. Özellikle ikinci yarının başındaki baskısında mutlak gol bulmalıydı Samsunspor. Ayrıca taraftar harikaydı. Son sıralarda  bu kadar taraftar toplayan takım azdır.”
Çok doğru. Samsunspor’un taraftarı harika. Gerçekten, Türkiye’de, böylesine güçlü ve tutkun bir taraftar azdır. Bir gün belki herkes Samsunsporlu olmayacak, fakat Samsunspor ; bu vefakar ve cefakar seyirciye Süper Lig şampiyonluğunu tattıracaktır. Öyle ki;  süper lig şampiyonluğuyla değil Karadeniz’de, Türkiye’de bir ilki başararak, tüm Türkiye’nin alkışını alacaktır.
Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Mustafa Aydın, Mehmet Kısal, Muhammet Yumak
Samsunspor: Soner, Cemil, Abdulkadir (Dk. 90 2 Haluk), Musa Sinan Yılmazer, Roberts, Canberk, Fatih Şen, Lokman, Dimitrov (Dk. 88 Erdem), Mustafa (Dk. 83 Serkan), Ercan
Göztepe: Kazım, Ali, Şaban, Dilaver (Dk. 55 Ergin), Orhan, Mithat, Veli, Fatih Yiğen (Dk. 58 Onur), Theo Weeks (Dk. 76 Ahmet), Ramazan, Hakan
Gol: Dk. 30 Musa Sinan Yılmazer (Samsunspor)
PTT 1. Ligi’nin 18. Haftasını galibiyetle ayrılan Samsunspor, eğer 3 Şubat 2013 günkü 19. Maçı da galibiyetle sonuçlandırır ise, bırakın alt sıralardan kurtulmayı, PTT 1. Ligi’nden kurtulma moduna da girer. Şayet Kartalspor’a bir şekilde takılırsa, ancak alt sıralarda boğuşur durur ve de tekrar PTT 1. Ligi’nde kalır.
Alınan topçular, başarıya aç yetenekli topçular. Eğer Besim Durmuş, talihleri durmuş bu oyuncuları durdurmaz ve  iyi değerlendirir ise, Samsunspor bu yıl beklenmedik bir başarıyı yakalayabilir.
http://blog.milliyet.com.tr/samsunspor-ikinci-yariya-da-beraberlikle-basladi/Blog/?BlogNo=398313
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

25 Ocak 2013 Cuma

AVUKATLARIN BİR KISMINI İÇERİ KAPAT BİR KISMININ BAŞINI KAPAT


PINAR SELEK, ÇAĞDAŞ AVUKATLAR DERNEĞİ VE TÜRBAN İLE SARIK
25 Ocak 2013
Mısır Çarşısı’ndaki patlamadan(1998) sorumlu tutulan Sosyolog Pınar Selek’ın davasında 3.kez kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak, ‘daha önce verilen beraat kararlarına karşın ’  Selek’e ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verdi(24 Ocak 2013).
İşin düşündürmeyen yanı(evet düşündürmeyen, çünkü mahkeme düşünmeyeceğiniz kadar tarafsızlığını yitirmiş ideolojik bir karar almıştır); 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı hakim Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu’nun karar muhalif kalması ve karırın oy çokluğuyla alınması.
Kim mahkûm? Türkiye, yani sen ve ben. Onların mahkûm olması söz konusu değil, çünkü onlar zaten karanlığa mahkûm.
Hukuk devletinden söz edebilir miyiz? Asla!
Bu noktada “Yargı bağımsızlığından söz edebilir miyiz?” sorusu, zannımca algısızlığa tavan yaptırmak olur.
Bunlar değil miydi, “yargı bağımsızlığı yok bu ülkede!”  diyerek  bar-bar bağırıp, Türkiye’yi batıya karşı barbar ilan eden. Demek ki, onların yargı bağımsızlığı evrensel hukuk normları için değil, kendi ideolojik normları yaşama geçirecek kendi yargılama bağımsızlığı içmiş.
Örneğin; İstanbul’da DHKP-C operasyonu kapsamında gözaltına alınan avukatlardan aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı da dahil 10 avukattan 9′Unun tutuklanmasına(20 Ocak 2013) ne diyeceğiz? Antidemokratik faşizan hukuki süreçler için ne dedik ise, o’nu diyeceğiz. Pardon hiçbir şey demeyerek, susacağız. Taaa ki sıra bize gelinceye dek.
Çıkıp ta;” Ey Avrupa, ey, evrensel hukuk ve  insan hakları savunucuları, ey ülkemdeki sınırsız ve kuralsız demokrasi avcıları ‘son yıllarda Türkiye’de demokrasi adına güzel şeyler yapılıyor, demokrasiye ve özgür düşüncelere gem vurulmuyor’ diyerek, son 10 yılın AKP  icraatlarını göklere çıkaran sizler neredesiniz?” diye haykırmayacağım,  çünkü nerde olduğunuzu, niyetinizin ne olduğunu biliyorum ; haykırışım  asla size değil, haykırışım suskunlara…
Benim; ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne  de güvenim kalmadı, çünkü onlar hala karanlığın gülen yüzlerini de insan yerine koyuyor…
Danıştay 8. Dairesi, İstanbul Barosu’na kayıtlı türbanlı bir kadın avukatın davasında, önceki içtihatlarından geri dönerek avukatlığın “kamu görevi” değil “serbest meslek” olduğu gerekçesiyle türbana vize verdi.
Kararda, “Avukatlık, sunulan hizmet açısından bir kamu hizmeti, mesleki faaliyet olarak ise serbest meslektir” değerlendirmesi yapıldı.
Danıştay, Nüfus Kanunu’nu gerekçe gösterip “yüz açık” kriteri getirirken, başörtülü fotoğraf nedeniyle kimlik kartı verilmemesinin, Anayasa ve tarafı olunan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan çalışma hak ve özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğünün ihlali sonucunu doğuracağı kaydedildi.
Tamam, buna sözüm yok. Serbest meslektir ve de istediği kıyafetle mesleki serbestliğini yerine getirebilir. Tamam da, kamu hizmeti verilen alanlardaki duruşları ne olacak? O’na da tamam diyelim; o alandaki duruşlarına da karışılmasın. İyi de; Hakim ve Savcı olarak kürsü de, türban veya cüppe-sarıkla oturmasına ne diyeceğiz.
“Buna da izin verelim” diyeceğim, fakat ‘ileri demokrasi adına’  biraz değil, hayli ileri gittiğimi düşünmem gerektiğini düşünmeye başladım. Çünkü;  Türkiye’nin nereye taşındığının yanıtını veremem bu durumda. Bu kadarının da, ölçüyü kaçırmak ve de T.C, yerine TİC’e giden bir çizgiye girildiğine düşünenlere hak vermemiz gerektiğini vurgulamak isterim.
Mahkemi kürsüsünde; türbanlı savcı ve hakim, yanlarında cüppeli ve sarıklı hakim ve savcıyı düşünebiliyor musunuz?…Bu durumda insanlar, Muhteşem Yüzyıl’daki Tuncel Kurtis’in ‘kadılığını’ bile  arar diyorum.
Türban yasağına, “politik simge” diye onay veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kararlarına da ters  düşeceğini belirtmekte fayda vardır(olur a, belki AİHM ve AİHS bir küple işimize yarayabilir).
Egemenler, yani olağanüstü kimlikler, astığım astık, çaldığım düdük demeyi sürdürüyorlar.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ roman kahramanı Raskolnikov, geçmiş çağlarda ve kendi yaşadığı çağda milyonlarca haksızlığa uğrayan insanın toplumsal haksızlıklar karşısında neden suskun kaldıkları düşünür ve bu konudaki kurtuluş yolu belirler: Hem kendine, hem de herkese, tarihteki öteki  toplumun gidişatını değiştiren ‘olağanüstü’ insanlar gibi olduğunu, ‘sıradan’ insanların, dokunulmaz kabul ettiği temel ahlak kurallarını çiğneme hakkına sahip olduğunu göstermek..Bulduğu bu çıkış, kendisinin ‘olağanüstüler’ grubuna mı girdiğini, yoksa bütün öteki zayıf insanlar gibi boyun eğenlerden mi olduğunu anlamak için cinayete götürür onu…
Burada anlatmak istediğim; bir cinayete gitme gerekliliğini vurgulamak değildir. Suskun kalmamak adına ve ‘olağanüstü’ görülenlere benzemek için, cinayet işleme değildir. Aksine,  ‘olağanüstü’ kimliğe bürünenlerden korkmamak ve de onun yanlışlığını sıradan insanlara anlatarak toplumun korkularını kırmaktır.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

23 Ocak 2013 Çarşamba

GALATASARAY ÜNİVERSİTESİNİ YAKANLAR


GALATASARAY’I YAKANLAR  
Haydarpaşa Gar’ını yaktılar, dereleri ve ormanları yaktılar, şimdi de Galatasaray Üniversitesi’ni yaktılar(22 Ocak 2013). Tüm değerleri paraya yükleyip iktidara gelenler, tüm bu yanmaları timsah gözyaşlarıyla seyrediyorlar,
“Türkiye’yi, doğası ve doğanıyla hızla yakanlara sürekli ortam hazırlıyorlar” desek yeridir.
Nerde Galatasaray Üniversitesi? Beşikta-Ortaköy Çırağan Caddesi’nde. Galatasaray Üniversitesi tarafından kullanılan, Feriye Sarayları olarak da bilinen ve Çırağan Sarayı’nın müştemilatı(devamı, bitişiği) olan bina. Sultan Abdülaziz döneminde mimar Sarkis Balyan tarafından 1871’de inşa edilmiş. Resmi adı; İbrahim Tevfik Efendi Sahilsarayı.
Galatasaray Üniversitesi’nin yanma nedeni, ahşap ağırlıklı olmasıymış. Ormanların niçin yandığını anlamışsınızdır. Yapıları betondan değil de(beton da yanabiliyor), çelik konstrüksiyon, ormanları da demir ağaçlardan mı yapmalı?
Galatasaray Üniversitesi ‘Ahşap ağırlıklı imiş’, yani her an yanabilirmiş. Ne bu şimdi?  Senin görevin, yanmasını ve de zarar görmesini önlemek değil midir.Seyrederek, bir başkasına ortam mı hazırlıyoruz?
Yangın gibi tamamen yıkıcı bir olaya karşı gerekli önlemlerin alınmaması gerçekten düşündürücü.
Ben böylesi, stratejik konumu olan, özellikle de İstanbul Boğazına sıfır koşutta olan yerlerin yakılmasını  şuna benzetirim;…Amaaan, neye benzetirsek benzetelim, adam para için yakıyor işte; suyu, ağaçları, tarihi yapıları, insanları.. Haydarpaşa’yi yaktılar da ne oldu? Beklediler, beklettiler ve önlem almayarak yıkılma aşamasına getirdiler. Sonrasında da, yeni bir soygun, dahası toplumu tüketime zorlayacak 70 katlı bir rant projesi ile tarihi dönüştürdüler, pardon kenti dönüştürdüler.
Gerçekten, İstanbul’da Tarihi dönüştürüyorlar, özellikle de Osmanlı tarihi yapılarını. Ranttan uzak alanlardaki Osmanlı tarihi yenileniyor, rantta yakın alanlardaki ise yeniyor. Adamların, Osmanlılık, Allah, Kitap umurunda değil, varsa yoksa arsa borsa  bütününde rant…
Dünyanın doğal, çevresel ve mimari miraslarını korumak için çalışmalar yürüten New York merkezli Dünya Anıtlar İzleme Kurulu(World Monuments Watch), 2012 itibariyle dünyanın ’En Tehlikedeki 100 Anıtı Listesi’ni yayınladığını okumuşsunuzdur. Bu listede; Türkiye’mizde; bugüne dek gördüğü hasarlara karşın onarılmadığı ya da iyileştirilme çalışması yapılmadığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan 4 yer var. Bunlar; Haydarpaşa Garı, Adalar, Erzurum’un Çamlıyamaç köyü ile Büyükada Rum Yetimhanesi.
Ve bu Listeye; kanaatim o ki; Galatasaray Üniversitesi’ni de aldıracaklardır.
Bir yetkiliyi kutlarım, birkaç gerçeği itiraf ettiği için. Hazret, yangını seyrediyoruz diyor. Ne kadar doğru bir ifade değil mi? Yıllardır seyrediyorlar. Tıpkı Haydarpaşa Garı yangınının seyrettikleri gibi. Beni şok eden ifadesi ise şu; "İstanbul zaten buna çok müsait bir yer, bunları engellemek mümkün değil. Dolmabahçe Sarayı'nda da bir yangın bekliyoruz."
Gel de senaryo yazma. Galatasaray Üniversitesi, Çırağan Sarayı’nın devamı(Arapça, müştemilatı). Yangın nasıl oluyor da oraya sıçramadı? Sıçramaz çünkü, onun taşıyıcı sistemiyle birlikte taşıyıcı olmayan duvarları çelik korumalara alındı. Eee, Çırağan Sarayı’nın devamı olan Galatasaray Üniversitesini ‘yandığı için’, Çırağan getirim(Fr. Rant) grubuna katmakta fayda var.
Yangını itfaiye söndürür. İtfaiye üzülerek belirteyim ki; ‘yangınlarla değil’ birilerini serinletmekle meşgul sanki. İnanın, bu yangını İstanbul’un tulumbacıları rahatlıkla söndürür idi.
Daha dün(24 Aralık 2012) İstanbul Cağaloğu'nda bulunan 150 yıllık İl Milli Eğitim Müdürlüğü binasında ‘sabaha karşı bilinmeyen bir nedenle’ yangın çıktı ve bina yok oldu. Sabaha karşı ve bilinmeyen neden. Neden sabaha karşı ve niçin nedeni bilinmiyor?
Fatih Altaylı; “…Aynen bu şekilde yandı. Okul yöneticileri ile konuştum. İtfaiye geliyor yangın başlangıcı var. Bir müdahalede bulunuyor 'yangın söndü' diye zabıt tutup çıkarlarken; yangın yeniden başlıyor…Aynısı Galatasaray Üniversitesi'nde oldu. İstanbul İtfaiyesi'nin yetkinliğini tartışmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. İki kez aynı hata. İkisi de tarihi bina, ikisinde de itfaiye gidiyor; 'yangın yok' diyor ve arkasından bina yanarak yok oluyor. ..Birileri, 'Kardeşim siz itfaiye misiniz yoksa kundakçı mısınız' diye bunlara sorar diye umuyoruz. "
Altaylı bunları söylüyor da, bir önerisi yok. Benim var:
Önerim şu; Beşiktaş Çırağan caddesindeki Galatasaray Üniversitesi ve Çırağan Sarayı-Öteline, Dolmabahçe Sarayı’nı da katarak(önce yakarak); üçünü birlikte, Kentsel dönüşüm denen cepsel dönüşüm  sürecine sokalım. Dinden ve yoksuldan ve de futboldan geçinen bizler, İstanbul Boğazı’ndan neden geçinmeyelim ki?!
Galatasaray Üniversitesi yangını anlayabilmek için; Haydarpaşa Garı’nın yakılmasını bir kez daha anımsayalım:
2008’de AKP hükümetinin belediye başkanı olan Topbaş tarafından ''Haydarpaşa Manhattan'' diye bir projeye imza atmamış mıydı?Projenin; Haydarpaşa ve çevresi dahil 110 hektarlık bir alanı kapsayan 'rantsal dönüşüm' projesi içerisinde olduğu söylendi. Haydarpaşa Garı’nın 28 Kasım 2010’daki yanışı; bu projenin hayata geçirilmesini isteyenlerin kirli ellerinden çıkan bir kundaklama olmadığını söyleyebilir misiniz?
http://blog.milliyet.com.tr/Haydarpasa_yangini_unutuldu_mu_unutturul___/Blog/?BlogNo=279891&ref=milliyet_anasayfa&RefNo=21


ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
GSM:0506 609 00 32

22 Ocak 2013 Salı

CHP BİRİLERİNİN ŞAMAR OĞLANI MI?


CHP ‘NİN 89. YIL KUTLAMALARINDA SADECE BEN VE KILIÇDAROĞLU VARDI
22 Ocak 2013

Yazının amacı; CHP’li olup, zaman-zaman CHP’ye, ‘ CHP karşıtları gibi’ politika üretemiyor serzenişinde bulunan ve Kılıçdaroğlu danışmanlarını eleştirenlere özeleştiri getirmektir.

9 Eylül 2012 Pazar günü, CHP'nin kuruluşunun 89. Yılı kutlamaları vardı. Kalabalık olur diye, Salman Kartalkanat ile Anitkabire erken gittik. Parti görevlilerin dışında kimse yoktu. 1 saat sonra gelmeler başladı.
Önce ilçe örgütü, sonra il Örgütü, genel merkez, PM üyeleri, parti yöneticileri, yerel yönetim yetkilileri ve milletvekilleri derken  Genele Başkan geldi…İnanın Sivil Toplum Örgütlerinden hiç biri yoktu.
Ve tören ‘birkaç kişi ile’ başladı.
O kalabalık, devasa CHP için, bana göre ‘birkaç kişi’ idi.
Bu ülkemde birkaç kişi düşünür, birkaç kişi siyaset yapar, ‘asla siyaset yapamayan, karar verme süreçlerinden bulunamayan’ birçok kişi ise, bu birkaç kişinin  peşinden gider.
İşte o birçok kişi yoktu alanda, birkaç kişi vardı. Gelen bu birkaç kişi; PM üyelerinden, İlçe ve İl yöneticilerinden, bazı yerel yöneticilerden ve Milletvekillerinden oluşuyordu.
Doğrusu, katılımsızlık canımızı sıktı. Çünkü, CHP’nin Kuruluş tarihi, Atatürk ve silah arkadaşlarının Anadolu insanıyla verdiği Kurtuluş savaş sonrası kurulan Cumhuriyet kadar önemli idi.
Bir şeyler anlatma adına, diyorum ki;
Evet; Anıtkabir’de sadece ben ve Kılıçdaroğlu vardı. Sen yoktun.
Belli ki, lider arayışındaydın. Sen, lider arayacağına  önce kendini ara, çünkü ‘birçok kişi olarak’ kayıpsın, kendini  bul ki lider'den çok partili olma duyarlılığına gereksinimin olduğunu gör. Birkaç kişi ancak o zaman, birçok kişiye dönüşebilir.
Sen halksın, CHP’nin tabanısın. Bu duyarsızlığın sonrası siyasal erk CHP’ye %30 fark attı, politika üretilemiyor diyerek öfkelenmeye hakkın yok, kendine öfkelenen, seni uyarmayan, seni alanlara çekemeyen yöneticilere öfkelen.
Bu bağlamda; kendini 'lütfen' sorgula. Sorgula, çünkü, alanlara ve  sandığa gitmiyorsun, gittiğinde de  yalnız gidiyorsun; en az birkaç kişi ile gitmelisin.
Bir çift sözüm de yetkililere;
Şu bir gerçek ki; Siz tabanı siyasetten soyutlarsanız, ancak yanınızda birkaç kişi bulursunuz. Partinin birkaç kişiye değil, birçok kişiye gereksinimi var. Dahası; Partinin, sadece partiye kendini taşıyan değil, proje ve program ve de kişi taşıyan partiliye gereksinimi var.
Parti yetkilileri  ve yerel yöneticiler halkla bütünleşemiyor. Eğer bu bütünlük sağlanmış olsa idi, 9 Eylül 2012 günkü ‘CHP’nin kuruluşunun 89. Yılı’ törenindeki katılım,  Anıttepe ve Anıtkabir çevresi dolar taşardı.
CHP’nin kuruluş yıldönümü, salt parti bütünü içinde değil, ülkemin partiler bütünü içinde görkemli etkinliklerle yapılmalı idi. Biliyoruz ki, Türkiye’deki tüm partiler CHP kökenlidir. CHP’nin demokrasiye geçiş adına gösterdiği özverinin ürünüdür, tümü. Bu nedenle, CHP’nin kuruluş yıldönümü etkinliklerle tüm partilerin katılımında kutlanmalı idi.
Siz, halka inmek zorundasınız, halkın sokağına, alanlarına, mahallesine, semtine...
Halka kendinizi, halk da kendisini anlatacak alan, halkın alanıdır; 5 yıldızlı oteller değil.
http://www.milliyetblog.com/kilicdaroglu-reter-e--yeteer--diyor/Blog/?BlogNo=258017
http://83.66.140.25/kilicdaroglu-nun-dusunce-boyutu-ve-trakya-turkleri/Blog/?BlogNo=256968

http://blog.milliyet.com.tr/chp-ve-soldaki-bireysel-duruslar/Blog/?BlogNo=133071
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar platformu
GSM: 0506 609 00 32
evesbere@gmail.com

21 Ocak 2013 Pazartesi

SAMSUN TAVŞAN'I DA YAKALAMAYAMADI


SAMSUNSPOR İKİNCİ YARIYA DA     BERABERLİKLE BAŞLADI
       20 Ocak 2013

       Düşme hattında olan Samsunspor, ligin ikinci yarısına güçlü girme adına iyi topçular aldı;

        Hakan Arslan' ı Sivasspor' a veren Samsunspor, Abdülkadir Özgen'i Sivasspor'dan bedelsiz olarak transfer etti ve Sivasspor' dan kiralık olarak Samsunspor' da forma giyen Şaban Özel' in bonservisini aldı.Karşıyaka'dan Fatih Şen, Cemil Adıcan, Gençlerbirliği'nden Mustafa Kayabaşı, Şanlıurfaspor'dan Serkan Çalık, Denizlispor'dan Haluk Türkeri, Kasımpaşa’dan Bulgar golcu Nikolay Dimitrov' ‘u takıma kazandırdılar.
        Futbolcu aktarımlarının hepsi iyi. Alınan futbolcuların, çoğu Süper lig deneyimine sahip.
        Yalnız 2 eleştirim var;
        Birincisi, Hakan Aslan’ın satılması.  Akıl var mantık var, takımı ayakta tutmaya çalışan H.Arslan’ı, geçen sene seni ligden düşüren  Sivas’a  nasıl verirsin, Abdulkadir Özgen başarılı olsa Riza Çalımbay sattırır mı? Şaban Özel’in bonservisini verir mi?
        İkincisi; Bu denli başarılı sayılabilecek(PTT Ligi’ne göre) transferler yapıyorsun, bunları Besim Durmuşa emanet edeceksin. Bu yanlış.
        Evet, Tavşanlı maçı gösterdi ki; Besim iyi resim vermiyor, derhal gönderilmeli..
        Ligin ilk yarısının ilk maçında kendi sahasında yenemediği Tavşanlı Linyitspor’u, ligin ikinci yarının 21 Ocak 2013’teki  ilk maçında da yenemedi.      
       Ligin ikinci yarısına,  galibiyetle başlamak, üstelik rakibi olan Tavşanlı’yi rakip sahada yenmek 66 puana bedel bir başarı olacaktı.
       Samsunspor 9 Ocak 2013’te Antalya’daki hazırlık maçında Adanaspor’u 2-0 yenmesi  başarılı olacağının sinyalı idi, o sinyalin karşılığını Tavşanlıspor maçında göremedik.
        Samsunspor ikinci hazırlık maçında Roberts ve Abdulkadir' in attığı goller ile Adaanspor' u 2-0 mağlup ettiğini anımsayalım: 
        Stat: Antalya Titanic Otel sahası
        Hakemler:Murat Hasar, Oğuzhan Yazıcı, Özğür Avcı
        Samsunspor:Soner, Lokman, Turgay,  Kere, Cemil Adıcan(Krşıyaka’dan yeni transfer), Roberts, Musa Sinan, Mehmet Yılmaz, Kemal, Erdem, Abdülkadir Özgen(Sivasspor’dan yeni transfer)
        Adanaspor: Zülküf, İzzet, Tuna, Merthan, İlkem, Sedat, Barış, Rahman, Fevzi, Chibuzor, Ümit
        Bu maç beni, ikinci yarı adına umutlandırmıştı. Fakat, umutlarım boşa çıktı ve beraberliklerin efendiliği korudu.
        Evet; PTT 1. Lig’de küme düşme hattından kurtulma mücadelesi veren TKİ Tavşanlıspor ile Samsunspor karşı karşıya geldi.
        İki takımın da gol yollarında etkisiz olduğu karşılaşma 0-0 eşitlikle sona erdi.  Bu sonuçla Tavşanlı Linyitspor puanını 18’e çıkartırken, Samsunspor da puanını 16’ya yükseltti.
        Stat: Dumlupınar
        Hakemler: Çağatay Şahan, Nurettin Çiçek, Recep Yıldırım
        TKİ Tavşanlı Linyitspor: Yavuz, Ferhat, Murat Özavcı, Bilal, Mesut (Dk. 64 Emrah), Mehmet Besler, Murat Yılmaz, Deniz (Dk. 54 Oktay), Shala (Dk. 76 Emre), Hakan, Sakıb
        Samsunspor: Soner, Kere, Cemil, Erdem (Dk. 71 Roberts), Abdulkadir, Musa Yılmazer, Canberk, Serkan (Dk. 46 Dimitrov), Fatih, Mustafa (Dk. 82 Haluk), Şaban
        Bu takımın, hala play00f şansı var. Eğer bu şansı yakalamak istiyorsanız, lütfen Hasan Şengün’Dobi) takımın başına gelsin.
       
        Futbol şehitlerini bir kez daha analım:

       Samsun'da, 1989 yılında Malatyaspor deplasmanına giderken trafik kazasında hayatını kaybedenler, kazanın 24. yılında kabirleri başında anıldı.
        Samsunspor kafilesi, 55 DU 637 plakalı kulüp otobüsüyle 20 Ocak 1989'da Malatyaspor ile oynayacağı 1. Futbol Ligi (Süper Lig) müsabakasına giderken, Havza ilçesinde kafileyi taşıyan otobüs, 61 AC 535 plakalı kamyonla çarpıştı. Samsunsporlu futbolcular Muzaffer Badalıoğlu, Mete Adanır, Zoran Tomic, teknik direktör Nuri Asan ve otobüs şoförü Asım Özkan, kazada hayatını kaybetmişti. Futbolcular Emin Kar, Erol Dinler, Şanver Göymen, Orhan Kılınç, Kasım Çıkla, Fatih Uraz, Burhanettin Beadini, Yüksel Öğüten, Uğur Terzi ile menajer Yüksel Özan yaralanmıştı.
        Bu trafik kazasından sonra Samsunspor, kırmızı-beyaz olan forma renklerine, kaybettiği isimlerin anısına 'siyah' rengini de ekledi.
       
         http://blog.milliyet.com.tr/samsunspor-7beraberligiyle--beraberliklerin-efendisi-oldu/Blog/?BlogNo=385944
        ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
        ŞUTLUYORUM
        evesbere@mynet.com
        GSM: 0506 609 00 32

18 Ocak 2013 Cuma

ASLAN PAŞA PAŞA 3 PUAN VERDİ




GALATASARAY OCAĞIN 18’İNDEKİ 18. MAÇTA PAŞAYA YENİLDİ
Süper Lig’in ikinci yarısı; 18 Ocak 2013’teki 18. Maç ile başladı.
Galatasaray 1- Kasımpaşa 1
Bu ligin ikinci yarısının ilk maçının sonucu değil, ligin ikinci yarısının ilk maçının ilk yarı sonucu.
Dakika 2; Kasımpaşanın %100’luk gol pozisyonu hakem Bülent Yıldırım tarafından ofsayt diye kesildi. Anlayacağınız ilk dakikalarda Kasımpaşa daha ataktı.
10. dakikadan sonra roller değişti. Kasımpaşa 8 kişiyle defansa çekilip, orta sahada kapacakları topla, pardon GS atağındaki kapacakları topla Uche’yi kaçırma üzerine oyunu kurgulamaya başladı.Yani,  kontrataklara oynamaya başladı. Sabri ilk yarının en iyisi idi. Nitekim gol de onun sağdan taşıyıp ceza sahasına gönderdiği toptan geldi:
Dakika 17. Sabri sağdan aktı, topu ceza sahasına attı, ofanstaki GS’lılar baktı, geri gelen topa Hamit kaktı, Elmander çaktı, vatandaşı Isakson yattı ve Galatasaray 1-0 öne geçti.
Galatasaray atak üstüne atak yapmaya başladı. Herkes GS  atacak derken, yedi erken:
Kasımpaşa top kapma adına orta sahada çok faul yapmaya başladı ve 10 dakika sonra sonucunu aldı. 28. Dakikada, 28 forma numaralı İbricic soldan ceza sahasına girdi, ceza yayı üstünden vurdu, Muslera sanki bilerek kurtarmadı ve durum 1-1 oldu(Ne o Premier sevdası mı depreşti. İngiliz Ligi’ne gitmek istiyordu ya).
Maça, yoğun telefon trafiği nedeniyle 49’dan sonra izlemeye başladım. Ve 1 dakika sonra müthiş bir gol üzüldüm. Golü atan eski Milanlı Viudez denen oyuncu, golü yiyen vatandaşı Muslera.
Ne kadar ilginç değil mi? İlk yarı İsveçli Johan Erik Calvin Elmander, vatandaşı Andreas Isaksson’a gol atıyor, ikinci yarı, Galatasaray’ın Uruguaylı oyuncusu Fernando Muslera, vatandaşı Tabare Viudez’den gol yiyor.
Ve bundan sonra, Kasımpaşa’lı topçuların futbola hiç yakışmayan zaman çalma ve oyunu soğutma  taktiklerini başlatıyor. Örneğin, Elmander Yalçına hiç temas etmiyor, fakat yalçın kaya gibi Yalçın yere kendisini öyle atıyor ki, tam 88 takla ile rekor kırıyor. Aynı yalçın, Galatasaray atakta iken, bir şey olmuşçasına kendisini bırakıyor. El Yasa, hiç de yasal ve de etik olmayan bir şekilde oyunu soğutmanın oyunları içine giriyor; Emre Çolak hafif kolundan tutuyor, o ise kırıldı diye  ayağını tutuyor. Ve orta sahada sürekli GS’li oyuncuları faul ile durduruyorlar. Tüm bunları hakem  sessiz kalıyor.
Terim’in ‘dediğim gibi’ her hareketi olay. Yenilgisi olay, açıklamaları bir olay, yengisi olay, yanlışları olay, doğruları olay; adeta olay adamı.
Kasımpaşa maçındaki kadrosu da bir olaydı. Neden Melo, Yekta ve Engin ile başlamadı? Yekta’yı oyuna geç koyuyorsun , orta sahayı ayakta tutan ve sürekli top dağıtan Melo’yu oyundan alıyorsun ve her 2 oyuncuyu da dağıtıyorsun. En önemlisi, Kasımpaşa’yı abartarak ‘ benim için çok zor maç’ söyleminle futbolcuları olumsuz etkiliyorsun.
Bastırarak belirtiyorum; sahanın en iyi iki oyuncudan biri(diğeri Sabri) Melo idi.  Elmander gol attı, fakat sürekli top kaybetti. İkinci yarı, Hamit’i değil, o’nu çıkarmalı idi. Bugün Muslera bile kötü idi. İyi bir Muslera, vatandaşının ikinci golünü de yemezdi. Düşünün, ne kadar kötü olduğunu. Emre Çolak etkin bir şekilde bencildi. Burak ne yaptığını bilmez durumlarda etkisiz idi. Selçuk vasattı. Semih ve Dany, eh…
Korkum; Sivasspor’a kiralık verilen Sercan yıldırım’ın harikalar yaratması, çünkü Antalya kampının en iyisi imiş.
Ben, “asla alınmasın, faydasız olur” demiyorum, fakat ‘Wesley Sneijder’den çok, iyi bir stoper gerektiği’ düşüncesi taşıyorum.
Terim; Neden Gökhan Zan’ı kazanmayı düşünmez ki? Kasımpaşa maçında, Hamit’e seni derbiye saklıyorum diyerek Kadir’e yer verebilirdi. Canım, Hakan Kadir balta’ya…
Terim’in bu yanlışları, salt  taraftarı değil, Hasan Şaş’ı ve Ümit Davala’yı da üzüyordur.
Kısacası, Terim başta olmak üzere, Sabri ve Melo’nun dışında herkes kötü idi. Tabi ki en kötüsü sonuçtu.
Devrenin ilk maçında, öyle nefesler falan kesen futbol yoktu, Galatasaray taraftarın nefeslerini kesen kötü bir futbol vardı. Bilmem, belki de bu yenilgi, Galatasaray için faydalı bir yenilgi olur, ilk maç olması nedeniyle.
İşin özü, bu sene ligin pek tadı yok. İkinci yarı düzeleceğini zannetmiyorum.
Stat: Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan
Hakemler: Bülent Yıldırım, Selçuk Kaya, Asım Yusuf Öz
Kasımpaşa: Andreas Isaksson, Abdurrahman Dereli, Barış Başdaş, Yalçın Ayhan, Elyasa, Tabare Viudez, Ernst, Sarmov, Özer Hurmacı (Dk. 90 2 Halil Çolak), Ibricic (Dk. 68 Adem Büyük), Uche
Yedekler: Kerem Şeras-İlker Avcıbay-Halil Colak-Santiago Garcia-Erhan Kartal-Adem Büyük-Pablo Pintos

Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Semih Kaya, Dany, Riera, Hamit Altıntop (Dk. 46 Aydın Yılmaz), Melo (Dk. 73 Yekta Kurtuluş), Selçuk İnan, Emre Çolak, Johan Erik Calvin Elmander (Dk. 65 Umut Bulut), Burak Yılmaz
Yedekler: Umut Bulut-Gökhan Zan-Aydın Yılmaz-Hakan Kadir Balta-Yekta Kurtuluş-Engin Baytar-Eray İşcan

Goller: Dk. 18 Elmander (Galatasaray), Dk. 28 Ibricic, Dk. 50 Viudez (Kasımpaşa)

2012-13 sezonu en çok puan kaybedilen yıl. Doğrusu; bu sezonun ofansı ve defansı zayıf. Bu gerçeği, en çok puan kaybeden üç büyüklerde somut olarak görebiliyoruz.. Galatasaray mı kaybetti, ardından Fener ve BJK devreye giriyor kaybetmek için. Onun için Galatasaray hep lider kaldı.
Bu durumun ikinci yarı düzeleceğini pek zannetmiyorum. Belki GS kısmı bir düzelme gösterebilir. Fakat bugünkü maç  bu sinyali hiç vermedi.
Kasımpaşa büyük projeler düşünen bir takım. Bu nedenle Kasımpaşa’yı yenmek önemli idi. Yenemedi. Eğer,  4 büyüklerin üçü de yarın puan verir ise, yani yenilgilerde Galatasaray ile yarışır ise, 2012-13 sezonunun ikinci yarısı da en çok puan kaybedenler içinde GS en az kaybederek şampiyon olur. Eğer, 4 büyüklerin üçü de kazanır, haftaya da  BJK’ye yenilir ise, Galatasaray liderliği ve şampiyonluğu rüyasında görür. İkinci bile olamaz, çünkü TFF ve MHK’nin BJK’li kimliğini unutmayalım.
Kasımpaşa; bu yıl değil de seneye şampiyonluğa oynayacaktır. Buna  Rizespor da katılacağını düşünüyorum. Doğru, Rize önce PTT’deki durumunu iyileştirsin. İyileştirir, iyileştirir; Denizli boşuna gelmedi. Evet, Rizespor’un başına Mustafa Denizli getirildi. Neden acaba? Süper lig için. Her şeyi R-cep  kimliğine bağlamak doğru değil, fakat birileri onun gönlünü hoş tutmak için, ondan habersiz , o’nu sevindirecek duruşlar sergiliyor. Örneğin Kasımpaşa ve Çaykur Rizespor için kurgulanan olası başarıları gibi. Buna, Fener de eklenirse, işte o zaman seyreyle gümbürtüyü. Yalnız unutmayalım ki, TFF ve MHK buna izin vermez, çünkü BJK’yi göz ardı etmez. Aksi taktirde  o zaman futbol-futbol olmaktan çıkar, yani futbol şutlanır.
Hakan Şükür; futbolu bıraktı, milletvekili oldu. Futbol oynarken bence daha iyi konumdaydı, çünkü milletvekili değil, milletin vekili idi. Yani, Galatasaraylıları temsil ediyordu.
Zaman-zaman yaptığı açıklama bana doyumsuzluğun belirtileri gibi gelir hep.  Hakan, Galatasaray’dan ne istediğini belli etmez bir istek içinde. Sürekli eleştirir, sanki kendi kusurları yokmuş gibi-ki saysanız, TBMM’ine yol olur.
Son olarak; “Ben Metin Oktay’ın rekorlarını da geçtim, ama Galatasaray  Müzesi’nde bir çorabım bile yok..Futbolda tabii ki çok çalışmak yanında şans faktörü de önemli. Türk futbolunda gelecekte de yeni Emre’ler, Arda’lar çıkacaktır. Önemli olan inanmak. Futbolda maneviyattan uzaklaşıp başarılı olamayanlar çok. Parasını değerlendiremeyen, şu anda maddi durumu iyi olmayan bir çok eski futbolcu arkadaşım, abilerim yanıma gelip yardım istiyor. Benim de yardım ettiğim oluyor. Futbolda başarılı olmak için spor  ve maneviyat at başı birlikte gitmeli. Sağlam bir limana sığınmak gerekir.” deyiverdi. Ağzından değil, aklından kaçtı.
Futbolda bir Hacı olamadı, fakat maneviyatta hacı oldu. Genç hacının yaptığı ilk işi, eşini kapatmak oldu-ki asla kimse
karışamaz- Fakat bu işin bir aması var. Hakan niyetin Bakan olmak. Bence, R-cep  bakan değil, bir dahaki seçimlerde bakmayan yapar ancak.
Yapma be Haci, çevreni değil kendini kırıp döküyorsun. Metin Oktay dediğin kişi, senin ağabeyin, en azından o’nu küçümseyen bir söylemde bulunmamalıydın. Ne o, Metin Oktay beyefendinin maneviyatı mı bozuk..Senin ben….maneviyatına güvenmiyorum, senin paraviyatın daha yüksek, doğrusu, megaloviyatin..

http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-trabzon-da-aldigi-1-puanla-ilk-yarinin-sampiyonu-oldu/Blog/?BlogNo=394059

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
GSM:0506 609 00 32

32.GÜN YOK ARTIK


32. GÜN ARAMIZDAN AYRILDI
      18 Ocak 2012        
        2- 3 kez röportajı oldu benimle. İnsana tepeden bakmayan, hangi sınıf ve kimlikte olursa olsun, insanca konuşan ve karşısındakini bu hoşgörüsü ile rahatlatan, sevecen ve güven veren bir yaklaşım sahibi idi. Bu nedenle, onunla konuşurken kendimi hep rahat hissetmişimdir.
        Zaman-zaman çeliştiğim, eleştirdiğim kişi olduğunu söylemek isterim. Eleştirilere bile sevecen yaklaşan bir duruşu vardı. İyi ve sağlıklı bir Galatasaraylıydı. Kısacası; insandı ve adam gibi adamlığın örnekleri arasındaydı. Işıklar içinde yatsın. Yakınlarının acısını paylaşıyorum.
        Kaybettik diye düşünmesinler, o’nun düşüncelerde bıraktığı kalıcılığını beslemek için anılarını yaşatacaklardır  ve o onlar için, birileri için ‘düşünceleri’ ve biz Galatasaraylılar için de‘Galasaraylılığı’ hep yaşayacaktır.
        Yukarıdaki yorumum facebook’umda  yar alınca; bir arkadaşımdan ; “Yapma Şevket Abi” şeklinde bir sitem aldım:
        Sitem’e yanıtımdır:
        Amacım, kim olursa olsun, acımanın evrensel bir duygu olduğunu anlatmak. Acımak demeyelim de, üzülmek, çünkü o da bir can..İkincisi; zaman-zaman eleştirdiğim bir kimlikti vurgusunu yapmamdaki amaç: Uğur Mumcu, Uğur Dündar, 28 Şubat ve de Andıç konularındaki duruşu nedeniyle çok ağır eleştirilerim olduğunu vurgulamaktı..Evrensel düşünen insanlarda, ölünün arkasından konuşulmaz diye bir deyim vardır, o dur benim duruşum..Evet, kendisi  bizim gibi düşünmeyen, bu konuda yanlışlarını besler özler taşırdı. Örneğin AKP konusundaki yaklaşımı “Sınırsız Ve Kuralsız Demokrasi Avcısı” duruşu idi. Tüm bunlar doğru fakat insana tepeden bakmaz, karşısındakinin karşıt düşüncelerine hoşgörü ile yaklaşır, sizi öfkelendirmez, rahatlatırdı. Kısacası, onunla rahat tartışabilirdiniz; söylediklerinizi demagoji ile çürütmeye kalkmaz, aksine saygı bütününde sessiz kalırdı. Şunu belirtmek isterim: Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan'ın, son zamanlarda yobazlık katsayısını artıran babası Ali Riza Demircan ve Emine Şenlik'i 32. Gün'de konuk etmesi ve onların her söylediğine onay vermesi, hatta 'benim zaman-zaman, neden İslamistler kadını siyasi rant aracı olarak  kullanır ve onun başına çaput bağlar, erkekler niçin sarık ve cübbe ile dolaşmaz" şeklindeki ironik yaklaşımımı, cidid olarak gündeme getirmesi ve Demircan'ı haklı bulması,  bugüne dek yaptığı yanlışların, ihanetlerin en büyüğü idi. Bu duruşu asla demokrasiyle örtüşmediği için, bu ve benzerleri için “Düşüncelerini Güçlüden Yana Kullanan Sınırsız Ve Kuralsız Demokrasi Avcıları” demişimdir ve diyorum da..Söylediklerim, o hayatta iken geçerlidir; önemli olan insanlarla hayatta iken tartışmak, onlarla kavga etmektir, hatta hayatı terk ettiğinde bıraktığı yanlışlarla kavga etmektir, öldükten sonra kişiliğiyle kavga etmek bizlerin karakteri olamaz, bu nedenle ışıklar içinde yatsın diyebilecek kadar erdemliyiz sen, ben..bizler.."Yapma Şevket abi" sitemin için "Şevket abi bunun için yaptı" diyorum...
        Bizler, bizim düşüncelerimize saygı göstermeyenlerin düşüncelerine  ve insan olduklarına saygı göstererek 'onlara' saygının erdemini anlatanlarız.
       
        http://blog.milliyet.com.tr/korkunun-karanliga-faydasi-yoktur/Blog/?BlogNo=361448
       
        https://www.google.com.tr/search?q=recebim&aq=f&oq=recebim&aqs=chrome.0.57j5j0l2.3404&sourceid=chrome&ie=UTF-8#hl=tr&tbo=d&sclient=psy-ab&q=recebim+%C5%9Fevket+%C3%A7orbac%C4%B1o%C4%9Flu&oq=recebim+%C5%9Fevket+%C3%A7orbac%C4%B1o%C4%9Flu&gs_l=serp.3...16036.23257.1.23565.19.19.0.0.0.0.219.2834.0j18j1.19.0...0.0...1c.1.we9cafPcjg8&psj=1&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.r_cp.r_qf.&bvm=bv.41248874,d.bGE&fp=659c41a84708f19a&biw=1280&bih=901

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

16 Ocak 2013 Çarşamba

GÜLERKEN DÜŞÜNMÜYORSAN SEN SEN DEĞİLSİN


GÜLMEK  VE DÜŞÜNMEK İÇİN GÜLDÜŞÜN ÇORBALARI
16 Ocak 2012

Aşağıdakilere güler misin, ağlar mısın? En iyisi ‘tebessüm ederken’ düşünmek:

Uzun zamandır ‘Güldüşün çorbası ‘damak tadını ötelemiştik. Bu nedenle,  arşivimdeki menüleri sıralamaya devam ediyorum:

Eğer bir ülkede, işkence yapan, biber gazı sıkan, insanları kışın ortasında havuza döken(Tekel işçileri Abdi İpekçi parkındaki havuza dökmüşlerdi,Yunanlıları Akdeniz’e, Ege’ye dökercesine) polis değil de, mukavemet etti diye insanlar yargılanıyor ise, tuz koktu, kar çürüdü demektir.
İşte,  kokuşmuşluğun ve çürümüşlüğün ‘güldüşün çorbası’ boyutundaki yansımaları’
Önce yakın zaman ‘Güldüşün Çorbalarına’ yer verelim;
A- Artvin ’in Arhavi İlçesi’nde Mençuna Şelalesi ve ÇifteKemer köprülerinin bulunduğu Kamilet Vadisi’nde yapımı planlanan hidroelektrik santral projesi için sabaha karşı iş makinelerinin getirildiği öğrenen yöre halkı bölgede toplandı.
Tüm değerleri paraya yükleyenler, gün gelecek o parayı harcayacak doğayı ve doğanı bulamayacaklardır.
Doğa dostları, doğa düşmanı dolar dostlarını durduracaktır!!
Doğa düşmanı dolar dostu, asla doğa dostu karşısında duramayacaktır,
B- Financial Times gazetesinin tanınmış yazarı david Gardner, Türkiye’nin bölgesel liderliği iddiasının gerçekleşmesinin, kendi sınırları içinde Kürtlerin taleplerini karşılamak için bir yol bulmasına bağlı olduğunu öne sürüyor.
Bölgesini veren R-cep, nasıl bölgesel lider olur!?
İkincisi; aynı bölgede, hem büyük israil, hem büyük Ermenistan, hem büyük Kürdistan ve de büyük Türkiye nasıl kurulur..dahası, aynı yere, 4 büyüğü nasıl sığdıracaklar?
Üçüncüsü; ülkemin bir bölgesini verip, bölge lideri olacağına, ülkemin tüm bölgesini ver dünya lideri ol.
İyi de; PKK ile tam barış masasına oturulurken; PKK’nin 3 kadın yöneticisinin(Sakine Cansız-Fidan Doğan-Leyla Söylemez) Fransa’da infaz edilmesine ne dersiniz.
Onlardan biri; “Bu işi Türkiye’nin derin devleti yaptı” diyor, diğeri ise; “PKK’da barış istemeyenlerin iç hesaplaşması” diyor.
Ben mi ne diyorum? Desem ne yazar, dinleyen mi var?!
Birileri, Türkiye ile fena halde dalga geçiyor.
Hak ediyoruz da; baksanıza, bölge liderliğine fazlasıyla ısınmış; ta Senegallere dek uzanmış:
Başbakan Tayyip Erdoğan, Afrika seyahatinin son durağı Senegal'e geçti. Erdoğan, Senegal'e gelir gelmez Afrika'daki köle ticaretinin sembolü Goree Adası'nı ziyaret etti. Erdoğan, adada Fransa'nın gönderdiği köle ticaretini simgeleyen heykelciği görünce Senegalli yetkililere, "Bunu Fransa'ya geri göndermek lazım" dedi.
Adamın niyeti, İslami liderliğe oynamak. Eeee, Halifeliğin getirilmesi hala TBMM’inin yetkisinde ise, R-cep; Osmanlılıktan kalan ‘Halife’liği getirip, halife olmaya kalkmasına şaşırmayın. Yalnız, feto buna izin verir mi bilemem…
C- "İslam’a Göre Cinsel Hayat" kitabının yazarı olan ve 'cinsellik ibadettir' açıklamasıyla tartışma yaratan’Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ın’ babası ilahiyatçı Ali Rıza Demircan, “ Aile için meşru ilişkiler de bir ibadettir… Eşcinseller demokratik, laik toplumun problemidir. Eğer İslam toplumu olsaydı o zaman gerekli bilgilendirmeler yapılırdı.” açıklamalarına, bir başka ilahiyatçı Prof. Dr. Süleyman Ateş kısmı olarak  yanıt verdi; "Şayet cinsel yaşamla mertebe alınacak olsaydı, eşekler insanlardan daha yüksek mertebeye çıkardı"
Adama bak; o'na göre tüm melanetler laik düşünceden kaynaklanıyor. "Eşcinsellik laiklerin sorunu imiş",iyi del; Arap ülkelerinin hangisi laik? Arap ülkelerindeki eşcinselliği bilmeyen kalmadı, bu adem nasıl bilmez..Yoksa buralarda da gizli laikler mi var? İkincisi, Osmanlıdaki oğlancılığın sebebi de laikler mi...Vay be laiklere bak, tarihleri eşcinsellik tarihi kadar eski..

Ben bu şahsın, parlak yakışıklı  Beyoğlu Belediye Başkanının babası olduğunu bilmiyordum..Ne kadar ilginç değil mi..Din tacirliği yap, siyasette mevki kap....Demircan önceleri çok sakin ve akılcı şeyler söylüyordu, öyle ki Atatürk’e övgüler sıraladığı da olurdu.. Son 10 yıldır coştu ve laiklere ve Atatürkçülere hakaretler etmeye başladı...Ben bunların hiçbir şeyde doğru söylediklerine inanmıyorum.
D- Artvin’in Hopa İlçesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2011 yılındaki mitingi öncesi ve sonrasında çıkan olaylara karıştıkları iddiasıyla haklarında dava açılan 51 sanık ile daha önce yargılanmaya başlanan 9 sanığın dosyalarının birleştirildiği Hopa olayları davasının dün başlayan duruşması sürüyor(16 Ocak 2013).  Hopa Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen duruşmaya tutuksuz yargılanan 25 sanık ile avukatları katıldı. Hopa olayları sırasında hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun amcasının oğlu Osman Lokumcu da duruşmada savunmasını yaptı ve şunları söyledi:"Dereler ile Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankası tarafından parsellenip satılmasına karşı çıkmak için 31 Mayıs tarihinde Hopa Meydanı’ndaydım. AK Partililere ya da Başbakan’a sataşmak gibi bir niyetim yoktu. Amacımız miting yaparak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Hopa’ya gelen gazetecilere sesimizi duyurmaktı. İddianamede kamu malına zarar vermekle suçlanıyorum. Kamu ortak alandır. Derelerin de kamu malı olduğunu düşünürsek derelerine sahip çıkan insanlar mı kamu malına zarar veriyor? Olaylarda kalabalığa müdahale eden polis orantısız güç kullandı. Göz yaşartıcı gazlarla, su sıkarak müdahalede bulundu. Bu sırada Metin Lokumcu rahatsızlanınca onu ambulansa koyduk. Olay sonrası Metin Lokumcu’nun bulunduğu ambulansın kapısı açıkken polisler ambulansın altına gaz bombası attı. Ambulansa savaşta bile düşman kurşun sıkmaz."
Dağlarına faşizm gelmiş memleketimin...
" R-cep; Keser döner sap döner gün gelir hesap döner"

Uzak zaman ‘güldüşün çorbaları’:
1- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, imam hatip liselerinin memleket için yararlarını sayarken bu okullardan hiç satanist çıkmadığını da söyledi.
Arınç’ın bu hınç dolu ve inanç özgürlüğü istemeyen söylemi; düz liselerde ve benzer okullarda ve de Hıristiyan, Müsevi, Budist inancındaki tüm dünya okullarında da satanist yetişiyor anlamı çıkmaktadır . O halde, kendiside bir satanist, çünkü bildiğim kadarıyla, bir Müslüman okulu olan  düz lise mezunu.

2- Down sendromlu süt ağabeyinin ölümü sonrası, bir farkındalık yaratmak isteyen Emine Erdoğan, bu hastalıkla ilgili kampanyada; “Keşke bütün engelliler, Down sendromlu olsalar. Hiçbir zararları yok, faydadan başka.”
Arınç’ın Satanist değerlendirmesinin bir benzeri. Bizler, neden ağzımızdan çıkan sözleri önceden RÜTÜK’ten geçirmeyiz ki?
Kurtlar Vadisi dizisinde ‘Deli Hüsnü’ karakterini oynayan Adnan Erdoğan’ın karıs Emine Uçak  Erdoğan Taraf gazetesin’in türbanlı Kürt yazarıdır. Adaşı  Emine Erdoğan’ın Uludere katliamı nedeniyle, Uludere ziyareti için  diyor ki; “Yapay ve göstermelik bir ziyaretti. Doğrusu; protokol ve korumalar eşliğinde göz yaşı dökmez, halkla, gerçekle birebir yüzleşirdi..”
3-Necdet Özel Paşa'yı(Genelkurmay Başkanı) hediyeye boğan Afyon valisi için "Olayı çarpıtmayın. Ne var bunda" diyorlar. Ama cephanelik faciası için askeri acımasızca eleştiriyorlar...
Sanki daha önce 25 vatan evladı, o Afyon’daki askeri cephanelik  patlamada hayatlarını yitirmemiş gibi, sanki bu büyük felakette askerin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi, sanki o ilde patlayan el bombaları bütün yurdu kalbinden vurmamış gibi… Afyon Valisi, Paşa’yı törenle karşılıyor ve başta halı olmak üzere çeşitli hediyeler takdim ediyor(6 Eylül 2012).
Ve Vali-ki bana göre Ali-diyor ki; “Popüler biri geldi, kentin reklamını yaptım!” Ve bu Vali Atatürk Cumhuriyeti’nin valisi. Öyle bir vali ki, tam bir Ali okulu mezunu bir Vali. Pardon Ali okulu değil, medrese mezunu. Çünkü, bu zart İsmaiağa Cemaatinin militanı Metin Balkanlığıoğlu’nun ağabeyi.
Bu salağın Afyon’dan haberi yok, ya dayak yememiş, ya Afyon kaymağı…Bu zattı, Afyon’da içkiyi yasak eden.
Başbakan’ın özel paşası: “Aniden gelişti…reaksiyon veremedim!”
Nasıl askersin. Asker, hem de komutan, hemi de Paşa demek ani gelişmeler karşısında anında reaksiyon gösteren demektir…

4-Yapılan hakim ve savcılık sınavı(6 Mayıs 2012), 'somut bir delil olmasa'da '8 çarpıcı tespit nedeniyle'iptal edildi. Eğitimciler ÖSYM Başkanı Ali Demir ile birlikte neredeyse ÖSYM 'nin yaptığı her sınavın skandalla sonuçlandığını iptal edildiğini vurguluyor.

TÜRK Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, "ÖSYM güvenirliliği sıfıra düşmüş bir kurumdur. Sayın Ali Demir'in bu makamda hala oturması güvensizliği arttırmaktadır" diyerek tepki gösterdi.
Eğitimciler ÖSYM Başkanı Ali Demir ile birlikte neredeyse ÖSYM 'nin yaptığı her sınavın skandalla sonuçlandığını iptal edildiğini vurguluyor. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, "ÖSYM güvenirliliği sıfıra düşmüş bir kurumdur. Sayın Ali Demir'in bu makamda h‰l‰ oturması güvensizliği arttırmaktadır" diyerek tepki gösterdi.

a- 2010'da Ünal Yarımağan zamanında KPSS 'de 500'ü aşkın aday Eğitim Bilimleri testinde 120'de 120 doğru yaptı.
b- Açıköğretim Sınavı'nda bir astsubayın üzerinden sınavın soru ve cevapları çıktı. Yarımağan istifa etti.
c- 2010 Tıpta Uzmanlık Sınavı'nda 4 sorunun yanlış olduğu ileri sürüldü. Dava Danıştay'a kadar uzarken ÖSYM 1,5 yıl sonra soruların yanlış olduğunu kabul etti.
d- 29 Mart 2011'de ÖSYM Başkanlığı'na Ali Demir geldi ve YGS 'de şifre skandalı patlak verdi. Demir önce reddetti sonra 'Şifre var kopya yok'dedi. Savcılık takipsizlik verdi
e- Bazı adayların puanları yanlış hesaplandı.
f- Aynı sınavda Diyarbakır 'da YGS 'ye giren 4 öğrencinin cevap anahtarı kayboldu. Öğrenciler doğrudan ikinci sınav LYS'ye girmeye hak kazanmış sayıldı.
g- 2011 ALES 'te İzmir 'deki bir okulda kitapçıktaki sorular eksik çıktı. Manisa'dan yedek kitapçık getirtildi.
h- 2011 Yurtdışı Yükseköğretim diplomaları denkliği için seviye tespit sınavında tıp doktorluğu ikinci aşama kitapçığındaki 100 sorudan 75'i önceki yılın sorularıyla aynı çıktı sınav iptal oldu.
ı- 2012 KPSS 'de 2. oturum devam ederken sabah sorulan sorular internete düştü. ÖSYM sızdırmayı reddetti, savcılık soruşturuyor.
i- 2012 LYS puanların yanlış hesaplandığı idda edildi. ÖSYM yine reddetti.
Ben bu iktidarın kararlı bir şekilde karanlığa gittiğini ve uçurumdan düşeceğini düşünenlere hak verdim, borç verenler de alacaklarını toplayacağına karar verdim
5- Okulların taşınma projesinin 2015’te tamamlanmasının ardından, iki yıl içinde de MİT’in Yenimahalle’deki merkezinden Zırhlı Birlikler bölgesine taşınması planlanıyor. Türkiye’de bugüne kadar yapılan en büyük askeri tesislerinden birinin kurulması projesi hayata geçiriliyor. Ankara Zırhlı Birlikler Okulu, diğer illerdeki askeri sınıf okulları ile birlikte Polatlı’ya taşınacak. Zırhlı Birlikler’in arazisinin ise MİT’e tahsis edilmesi için işlemler başlatıldı.
Okulların taşınma projesinin 2015’te tamamlanmasının ardından iki yıl içinde MİT’in de Yenimahalle’deki merkezinden Zırhlı Birlikler bölgesine taşınması planlanıyor. Edinilen bilgiye göre, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bulunan askeri sınıf okullarının tek bir merkezde toplanması için proje geliştirildi.
6-Bu kesimleri temsil eden ve çeşitli kitapların yazarı olan Joel Richardson, İncil’deki kehanetlerden yola çıkarak Türkiye ile Hz. İsa’nın dönüşünden önce dünyaya hâkim olacağı belirtilen “deccal” arasında benzerlikler kurdu. Özellikle “Fetih 1453” filmine dikkatleri çeken Richardson, Türkiye’nin bir dünya gücü olarak yükselmesinin İncil’in kehanetlerini doğrular nitelikte olduğunu iddia etti. Richardson, İncil’in de, sona doğru yaklaşılırken Türkiye’nin yükselişini öngördüğünü savundu. “WND” sitesine konuşan Richardson, “anti-İsa” diye tanımladığı deccalın Avrupa’da değil Ortadoğu’da ortaya çıkacağını iddia etti ve Türkiye’de de birçok kişinin İslami öngörülerin artık hayata geçtiği bir dönemde yaşandığına inandığını öne sürdü. Türkiye’nin Osmanlı dönemine duyduğu arzulara işaret edenJoel Richardson, Türkiye’nin Ortadoğu’da yeniden bir güç olarak yükselme isteğinin sadece İslami çevrelerin değil laik ve milliyetçi çevrelerin de arzusu olduğunu ileri sürdü.
Türkiye’nin Ortadoğu’da daha aktif ve girişimci olmasının Evanjelik Hıristiyan çevrelerde “alarm” çanlarını harekete geçirdiğine zaman zaman rastlanıyor. Daha önce de Türkiye’nin bir dünya savaşı çıkaracağı iddia edilmişti.
7- Seda Sayan'ın programına çıkan Sibel Üresin, İstanbul'da tek eşli kimse olmadığını savunarak ilginç açıklamalarda bulundu. Üresin'in "Kocama arkadaşımı tavsiye ettim" yönündeki açıklaması ise Seda Sayan'ın bile ağzını açık bıraktı.
Bu akla  ve mantığa göre; kadının prezervatif kadar değeri yok...
Baksanıza  rahibe öykünürcüsü türbanlı  kadın; “Arkadaşımı, kocama önerdim” diyebiliyor ülkem de.
Cennet kadınların ayaklarının altında derken, kadını ayaklar altında görmek birilerini hiç düşündürmüyor mu? Kadını aşağılayan o erkekleri biliyorduk da, kadını kadının aşağılayacağı hiç ama hiç aklımıza gelmezdi. Karanlığa düşürdükleri kadını sonunda pazarlayan durumuna düşürdüler ya...!
Bunların değil cennette cehennem de bile yeri olmamalıdır.
Bir kadın bu denli aşağılanır. İşin üzücü yanı, Bunlar gibi düşünen kadının bu prezervatif istasyon zekalılar gibi  duruş sergilemesi. Bunlar asla aydınlığı istemeyenlerdir, tüm öfkeleri karanlık dönemin bitmesine; bu nedenle 21. Yüzyıldan ve Atatürk’ün evrensel aydınlık felsefesinden intikam için kıvranıp duruyorlar. Ve bu Sibel Üresin, yani ben kocama başka kadınları öneririm, çok evlilik serbest olsun diyen sapık ve sapkın kimlik; AKP belediyelerinin, bazılarında muhafazakarlara aile danışmanlığı yapıyormuş. Düşünün  bun kadın aile danışmanı, olamaz böyle bir şey(Fatih belediyesi ve Eyüp  belediyesi böyle biri bizde yok dedi zaten), çünkü bu aile danışmanı değil bu resmen  muhabbet……Anladığınızı düşünüyorum . Ve bunlar bu işi dini kullanarak yapıyorlar. Bence topluma değil AKP’ye büyük zarar veriyorlar. Neden zarar veriyorlar? AKP aşağı tükürse oy kaybedecek, yukarı tükürse oy kaybedecek; budandır ki bunları susturamıyor…Sahi; Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Ata Demirer neden bunlardan esinlenerek komedi filmi veya dizisi yapmazlar ki? Doğru; Levent Kırca yaptı ve kovumdu değil mi? Kovulmaktan ve kazanamamaktan korkuyorlar. Onlar için her şey para. Bunlar sadece güldürmek için oyun yapıyorlar, sosyal yaralara dokan M-izahlardan kaçınıyorlar.
8-Samsun’da 7 Temmuz 2012’de bir sel felaketi yaşanmıştı biliyorsunuz.
İşte o sel felaketinde bakın yetkililer neler söylemişti:
Samsun’da 10 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketinin ardından Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar şehre gidip incelemelerde bulundu. Üç bakan daha sonra basın toplantısı düzenledi. Açıklamaların ardından gazetecilerin soruları yanıtlandı. Orman Bakanı Veysel Eroğlu bir soruyu yanıtlarken, Çevre Bakanı Bayraktar, bakan arkadaşının uyararak ‘Hadi gidelim yağmur yağıyor’ dedi. Bunu üzerine basın toplantısı sona erdi.

Samsun’da TOKİ konutlarındaki ölümlerin ardından eleştirilerin hedefi haline gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Onu bunu suçlamak ucuz bir şey, ucuzculuk. TOKİ’nin bir milim suçu yok” dedi. Bayraktar, Samsun’daki incelemelerin ardından gazetecilere şöyle konuştu:
- Sanki burada Şehir Plancıları Odası, Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın daha evvelden burasının iskan edilmesin uyarısı dile getiriliyor. Böyle bir uyarı kesinlikle yok, resmen ne TOKİ’ye, ne bakanlığa, ne Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ne de Canik Belediye Başkanlığı’na böyle bir uyarı yapıldı.
Kapıcıları bodrumdan kurtaralım
- TOKİ konutlarında ölenlerin ailelerini gördük. Bodrum katlardaki hizmetli dairelerini buradan süratle çıkarmak için blok yapıp prefabrik ya da betonarme 3- 4 katlı bina yapacağız. Kapıcıları bodrum katlarından kurtaralım. Türkiye genelinde de bodrum katları için çalışma yapacağız. Yer seçiminde dere yatağı, imar planı ÇED raporu gibi  önemli raporları dikkate alacağız.
  Samsun Valisi Aksoy: Yaşanan sel, 5 bin yılda bir olabilecek boyutlarda 7 Temmuz 2012 Samsun'da sel felaketinde yaşamını yitirenlerin sayısı bugün 12'ye çıktı. Samsun Valisi yaptığı açıklamada yağan yağmur için "5 bin yılda bir olur" dedi
Doğrudur; Rusya'yı da sel vurdu: 53 ölü
Türkiye'nin canını yakan aşırı yağış ve sel, Rusya'nın Karadeniz sahillerini de tehdit ediyor. Rusya'nın güneyindeki Krasnodar bölgesinde şiddetli yağış ve selden 53 kişi hayatını kaybetti.
Elma ile armudu karıştırmayın, biz dere, yani sel yatağına yapılan evlerin neden olduğu ölümlerden söz ediyoruz, afetlerin neden olduğu ölümlerden değil, çünkü hiçbir afetin önüne insan gücü geçemez, ancak şiddetini yani yıkım ve ölümlerin derecesini azaltılır.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GÜLDÜŞÜN ÇORBASI
evesbere@gmail.com
GSM: 0506 609 00 32