30 Haziran 2013 Pazar

BEN ÇEVRECİNİN DANİSKASI KIYAMCI, BUYRÜĞÜMDÜR; ÇEVREYE KIYIN!!

      Arhavi-Kamilet vadisi

ÇEVRECİNİN DANİSKASIYIM, DURUŞUMUZ KIYAMDIR DİYEN DERELERE DE KIYIYOR, NEDEN?

30 Haziran 2013
Her yazıma konuşlandırdığım, fakat bundan sonraki ilk paragraflara alacağım “Gezi Parkı Halk Hareketi” yorumumla yazıma başlamak istiyorum:
Gezi Parkı Halk Hareketinin iki önemli haykırışı var;
[[ Birincisi; 31 Mayıs 2013 tarihine dek hep birkaç kişi düşündünüz, konuştunuz ve birçok kişiyi dinlemek zorunda bıraktınız, artık birçok kişi olarak düşüneceğiz ve konuşacağız ve siz birkaç kişi bizi dinleyeceksiniz;  bunun için yarattığınız ‘korku psikolojisini kırdık’ ve düşünce düzlemlerine indik.
İkincisi; 31 Mayıs 2013, Türkiye’de ve dünyada 20. Yüzyılın egemen ideolojilerinin sonlandığı ve ‘dünyanın özgün gelişimi ve değişimini dikkate alarak, farklılıkları bütünleştiren, evrensel barışı esas alan’ 21.  Yüzyılın ideolojisinin başlangıcıdır.
21. Yüzyılda, artık birkaç kişinin düşüncede, siyasette, ticarette, bürokraside ve medyadaki egemenliği bitiyor, birçok kişinin, yani halkın etkin ve belirleyici olacağı sürece girildi. Bu sürecin düğmesine de Türkiye’de basıldı. Brezilya’ya yansıyan sürecin Türkiye’de daha da güçlenmesi ve evrensel mesajını yaygınlaştırması  için, ülkemdeki ‘CHP’lisinden,  AKP’lisine, MHP’lisine, İP’lisine,  BDP’lisine, kısacası sağ-sol tüm oluşumlardaki siyasi payandaların, Gezi Parkı Halk Hareketi’nde paydaş olması gerekir. ]]

Evet, bir zamanlar Türk argosuyla ‘Ben çevrecinin daniskasıyım” diyerek, bu işin en iyi örneğiyim demek istemişti. Doğrudur, en iyi örneğidir.
İşte o en iyi örnek;
Yıllardır yazdık, raporlar sunduk; yalanlarını gündeme getirdik; gün oldu tehdit edildik, gün oldu savcılıklarda ifade verdik, hatta yargılandık. Yetmedi; yatırımlara karşı çıkan vatan hainleri ilan edildik, dahası, Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen batılı ‘ille de’ Alman’ vakıflarından para almakla suçlandık, fakat yine de yazdık, yazdık, yazdık ve sokaklara indik..
İşte bu yazmalar, sokak eylemleri  değil de, aşağıdaki hormonlu renkli basının haberi, tüm yazmalarımızın, eylemlerimizin, önüne geçti. Çünkü bu hormonlu renkle basın, bunların ‘doğaya ve doğana’ saldıran politikalarını savunmakta, hatta ‘doğaya’ saldıran çevre politikaların onaylamakta, zalim sultanın zulmünden korktuğu için, sultanın siyasalarından yana duruş sergilemekteydi.
Öyle ki; 30 Haziran’ı, 31 Haziran’a öteleyen gece başlayan ve halk hareketi diye tanımladığım ‘Gezi Parkı eylemlerini bile haber yapmaktan çekinmekteydiler.
Gezi parkı halk hareketini, betimlediğim gibi görmeleri olası değildi, onlar için bu eylem çevre duyarlılığı idi. Daha doğrusu; u eylemin gövdesinde yüklü derin anlamı bir ağaç sevgisine indirgemişlerdi, indirgemesine, fakat yine de bu çevre algısı benim için anlamlı bir duruştu.
Bugün doğaya, ani çevreye duyarlı duruş sergileyen hormonlu renkli basın, sonunda doğana da aynı duyarlılığı göstermek zorunda kalacaklardır. Evet; göreceklerdir ki, bu halk hareketinin;  “Atatürk’ün  ‘dünyada ilk kez’ emperyal efendilere Anadolu insanıyla attığı tokat sonrası yaşam bulan ve mazlum ülkelerin örnek aldığı ‘Kurtuluş Savaşı ve İdeolojisi’nin günümüz dünyasına özgü, dünyanın gelişim ve değişimini esas alan yeni bir ideolojik haykırış olduğunu.
Gelelim doğaya olan duyarlı duruşlarına:
[[ HES’lerden orman talanına yol açan 2B yasasına, zeytinciliğin sonunu getiren yönetmeliklerden binlerce ağacı ve canlı türünü yok edecek ‘çılgın’ projelerle, neler yapıldı?
20 bin yarasa sular altında kaldı;
Bundan üç yıl önce Türkiye’de büyük bir yarasa katliamı yaşandı. Üstelik doğayı korumakla görevli olan o zamanki adıyla Çevre ve Orman Bakanlığı şimdiki adıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirildi. Edremit Körfezi’ndeki Havran’da bulunan 10 farklı türden 20 bin yarasanın eşleşmek ve yavrularını büyütmek için kullandığı mağara tüm eylemlere rağmen baraj kapaklarının kapanmasıyla su altında kaldı.
10 yılda 40 bin maden yapıldı;
Son 10 yılda 40 binin üzerinde maden ruhsatı verildi. Anadolu’nun dağları parsel-parsel özel sektöre satıldı. Ancak Ege Bölgesi’nde uygulanan Zeytin Yasası nedeniyle, madencilere geçit yoktu. Yasanın koruma önlemleriyle başta Kaz Dağları olmak üzere Ege Bölgesi’nin zeytin ormanları korunuyordu. Bu da altın  madencilerinin önünde engeldi. Zeytin Yasası’na takılan madenciler, Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelikle 2011’de bu engelden kurtuldu. Yeni yönetmelikle zeytinliğin tanımı değiştirildi. Özel kişilere ait olan 25 dönümden küçük zeytinlikler ‘zeytinlik saha’ sayılmaktan çıkarıldı. Ege’nin zeytin ormanlarında madencilik yapılmasının da, yatırıma açılmasının da önünde engel kalmadı.
41 bin hektar orman alanı satışa çıkacak;
Bozuk orman’ olarak nitelendirilen alanların satışının önünü açan 2B Yasası’yla birlikte Türkiye genelinde ilk etapta 410 bin hektarlık orman alanı satışa çıkarılacak. Akdeniz Bölgesi’ndeki makiliklerin ölüm fermanı olan bu yasa plansız turizm yatırımlarının ve çarpık yapılaşmanın da önünü açacak. Türkiye’de az ya da çok, sınırları içinde 2B arazisi olmayan il sayısı sadece 10. Geriye kalan 71 ilde toplam 260 bin futbol  sahası büyüklüğünde 2B arazisi ranta açılacak.
2 milyon Anadolu’da kuruyan sulak alan;
Yanlış sulama politikaları nedeniyle Anadolu kuruyor. Türkiye’de, sulak alanlar ve göller temelde iki ana nedenle yok oluyor. İlki doğrudan kurutma. 1953’ten bu yana 370 bin hektar sulak alan, çeşitli kurutma ve taşkın kontrolü amaçlı projeler sonucunda, doğrudan kurutuldu. 375 bin hektar alan da ‘küçük ölçekli taşkın kontrolü’ ve ‘küçük ölçekli drenaj ve kurutma’ projelerine maruz kaldı. Çukurova, Çarşamba Ovası, Konya Ovası, Meriç ve Ergene havzaları gibi pek çok bölgede sulak alanlar kurutuldu. İkinci neden ise dolaylı kurutma sistemi. Konya Havzası’nda sulama barajları ve on binlerce kuyu nedeniyle suyun göllere gitmesi engellenerek, havzadaki doğal su akışı bozuldu. Yaklaşık 1 milyar 150 milyon metreküp emniyetli su rezervine sahip Konya Havzası’ndan her yıl 1 milyar 786 milyon metreküp su çekiliyor. Böylece yılda 636 milyon metreküp su açığı ortaya çıkıyor. Her yıl bir Tuz Gölü’nü dolduracak kadar su fazladan çekildiği için dönemsel yağışlar dışında su toplayamayan Türkiye’nin en büyük ikinci gölünü de kaybettik.
2.5 milyon ağaç sökülecek;
Üçüncü köprü ve havaalanıyla İstanbul’da orman yağması
İstanbul için sıkça söylenen “bir zamanlar burası dutluktu” cümlesine üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı yapıldıktan sonra “Bir zamanlar burası ormandı” eklenecek. Sadece 3’üncü havalimanı ilk etapta 2.5 milyon ağacı İstanbul’un ciğerleri olan kuzey ormanlarından koparacak.
3’üncü köprüyle birlikte 2-B adayı alanlar oluşabilecek, biyolojik çeşitlilik kayıpları yaşanacak, endemik bitkiler yok olacak. Ayrıca bağlantı yollarıyla, orman ekosistemi üzerinde tahribata yol açacak.
1 HES için 500 bin ağaç kesilecek;
Türkiye’de 2000’e yakın HES projesi bulunuyor. Yani hemen-hemen tüm akarsularımız özel sektöre 49 yıllığına satılmış durumda. Karadeniz Bölgesi’nde işletilen, inşaat halinde olan ve lisans süreci tamamlanan 236 HES’in yanında Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci tamamlanan 290 HES projesi bulunuyor. Buna göre, Karadeniz’deki mevcut HES’ler ve gündemde olan projelerle HES’lerin toplam sayısı 516.  HES projeleri sadece suyu doğadan çekip almakla kalmıyor, orman katliamını da beraberinde getiriyor.  İyimser bir rakamla 4 metrekareye bir ağaç düşmesi üzerinden hesapla bir tek HES projesi için yaklaşık 500 bin ağacın kesileceği tahmin ediliyor. Düşünün Artvin-Arhavi’deki Kamilet vadisi, Mençuna şelalesi doğası ve doğanıyla tümden yok ediliyor. Arhavi kent yüreğinden devasa cebri boru geçirilebilmekte, yetmedi Arhavi Sidere deresi aynı doğa kıyımıyla  kurutulmaktadır.]]
Hala; “Kanunsuz Sultan…Han”’ın; halk hareketlerine karşı, ‘ulusal istence saygı toplantıları’ düzenleyen, toplumu kamplara bölen, toplumu geren söylemlerini, renkli hormonlu basın, bugün manşetlere taşıyor olsa da, gün gelecek manşetinden düşürecektir.
“Bir besmele ile oyunlarını bozarız…Durma eylemi başlatmışlar, biz Namazda  kıyamla (ayakta durma) direniriz”” diyebilmekte, “Onlar, camilerimizde içki içsinler, türbanlı kızlarımıza saldırsınlar..” yalanlarına yer vermeyecektir...
Elbette polisim biber gazı sıkacakmış diyerek polisimizi halk düşmanı ilan etmek, Akdeniz Olimpiyatların da seyirci tribünlerde protesto etmesin diye tüm biletleri satın aldırmak ve bilet kuyruğundakilerin üzerine tomalar göndermek, evlerin içine biber bombası atmak, yalanlar, Ankara  Dikmen’de, Kuğulu’da, Kenedi’de halka ölümüne saldırmak, Ethem Sarsülük’ü öldüren Polis A.Ş’yi Hakim Mustafa Aydın aracılığıyla ‘kendini korudu diyerek’ tutuklamamak, aksine Ethem’i vururken gören tanıkları(Ş.İ ve M.C.T) tutuklatmak ; kısacası tüm bunlar; ilk kez ‘Türkiye’de başlayan ve yaygınlaşacak olan’  dünyanın  21. Yüzyılın kendine  özgü yeni devrim ideolojisini durduramayacaktır. Çünkü bu ideoloji için ille de sokağa düşmek gerekmiyor, bu ideoloji insanların düşüncelerine düştü, gün gelecek bu ideoloji ‘demokrasinin evrensel ölçütleriyle’ tarihin sayfalarına düşecektir.

http://www.bizimanadolu.com/koseyazarlari/scorbacioglu.htm
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032
                                                        Arhavi-Kamilet vadisi

26 Haziran 2013 Çarşamba

NUR TOPU GİBİ ŞİKEMİZİN KRONOLOJİK BÜYÜMESİ-3


ŞİKENİN KRONOLOJİK ÖYKÜSÜ-3
27 Haziran 2013
İnsanları, futbol üzerinden birbirine düşman gruplara bölmek, büyük gerilimler yaratır, çatışmaları beraberinde getirir. Siyasetin yapamadığın futbol yapacak gibi. Unutmayın Yugoslavya’da parçalanmayı tetikleyenin futbol olduğunu(Dinamo Zagrep takmı nedeniyle). Türkiye böylesi tehlikeli bir sürece gidiyor.

Ve;
Adli ceza gelmek üzere:
Evet; TFF temiz dedi, yani şike yok dedi; Savcı; şike var, hapis dedi. Bence, TFF  yanlışlarını tüm hızıyla sürdürüyor.
İktidar mi; iktidar daha kötüsün yaptı, Emine Erdoğan hanfendinin ablasının damadı Göksel Gümüşdağ’a beraat, diğerlerine cerahat . Olacak iş değil. Belli UEFA futbolu ülkeme yasak edecek de, şu ah birileri iktidara da siyaseti yasak etse…
Ve:
Aziz Yıldırım'ın 13 yıl 10 ay hapsi istendi;
İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 'şike davasının' 19. duruşmasında duruşma savcısı Ufuk Ermertcan mütalaasını açıkladı. Savcı Ermertcan, 260 sayfalık mütalaada 93 sanık hakkındaki taleplerini açıkladı(1 Haziran 2012)
İlhan Ekşioğlu'na da 10 yıl, Şekip Mosturoğlu'na 10 yıl.
İlginç ve düşündürücü karar; Göksel Gümüşdağ'a beraat verilmesi.
Savcı Ermertcan, İBB Eski Yöneticisi Göksel Gümüşdağ'ın ise Fenerbahçe-İBB maçında teşvik pirimi suçundan beraatını talep etti.
Trabzonspor başkanı Sadri Şener’e de 9 aydan, 2 yıl 3 aya kadar hapis cezası istendi..
Serdar Adalı ve  Tayfur Havutçu'ya 4.5 yıl ceza istendi.
BJK As Başkanı Serdar Adalı'nın Türkiye Kupası  finalinde Beşiktaş-İBB arasında oynanan maçta şike yaptığı gerekçesiyle 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Savcı Ermertcan Beşiktaş Teknik Direktörü Tayfur Havutçu hakkında ise Beşiktaş-İBB maçında şike yaptığı gerekçesiyle 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Bülent Uygun için 7,5 yıl hapis istendi.
Ve;
“T-ah-kim Kurulu” da şikeyi onayladı,
Ama nasıl;
“T-ah-kim Kurulu”, gerçekten ‘Kim?’. Ne yapıyor, ne yapmak istiyor?


İşte o haber: Kararı siz verin:
Daha önce Profesyonel Disiplin Kurulu’ndan Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçının sonucunu etkilemeye teşebbüsten “Resmi müsabakalardan iki yıl men” cezası alan Serdar Kulbilge’nin cezasını Tahkim Kurulu rekor indirime giderek üç maç men cezasına çevirdi. Gerekçe olarak Disiplin Talimatnamesi’nin 37. maddesinin gösterildiği karar neticesinde Serdar Kulbilge’nin cezasında; iki yılda ortalama altmış maç oynayacağı farz edilirse, toplam 57 maçlık bir indirim yapılmış oldu. Ancak, Süper Lig futbolcuları ve takımları için kritik kararlar alınırken sezon içinde alt liglerdeki yaptırımlar ise bir hayli can yaktı. Ve aradaki bu büyük fark gözlerden kaçmadı...
Şike kararlarının altına imza atan ve indirimler yapan aynı Tahkim Kurulu’nun, 24 Mayıs 2012’de açıkladığı ağır cezalara bakınca adaletin alt liglerde tavizsiz uygulandığı dikkat çekti. O tarihteki PFDK kararlarında 2. Lig’de Körfez Futbol Kulübü’nün, Çankırıspor ile oynadığı ve 1-1 sonuçlanan karşılaşmada çıkan olaylar nedeniyle sporcularına toplamda 32 maç ceza verilmişti. Körfez Futbol Kulübü futbolcusu Gökhan Bozkaya ise 3 maç rakip sporcuya yönelik şiddet, 5 maç güvenlik görevlisine yönelik şiddet ve 8 maç da belgelerin haksız kullanımından (bu belgelerle ilgili Federasyon’un sitesinden açıklama yapılmadı) toplam 16 resmi müsabakadan men cezasıyla takımının aldığı toplam cezanın yarısına çarptırıldı.”
Eğer bu durumda UEFA ve FİFA bize ceza vermez ise, Başbakanı kutlayacağım…Ki kutlamak zorunda kalacağıma asla inanmıyorum.
Şike ve teşvik dosyası hakkında PFDK'nın vermiş olduğu cezaları değerlendiren Tahkim Kurulu açıklamasını yaptı. Bazı cezalar indirildi!
İnsanların ortak coşkusu futbolu kurtarmak:
Fenerbahçe –Galatasaray maçından sonra çıkan olaylar; Türkiye’nin resmen futbol terörüne sürüklendiğinin işareti gibi idi.
Bu süreci  tetikleyen olgu, başta ülkedeki yargı sürecinin  ‘askeri ve sivillere yönelik’ işleyişidir. Bu işleyiş toplumu gerdi ve istenmese de bir kırılma noktasına taşıdı. Buna son olarak ‘şike operasyonu  bütünündeki yargılamalar da eklenince, toplumdaki kırılmayı kaçınılmaz kıldı.
Olaylar sonrası, sorumsuz  spor yorumcularının, ‘polisin duruşunu es geçip’, Saraçoğlu’nda yaşananları,  Ergenekon  bütününde  derin devlete bağlamaları ve spordan alıp siyasi düzleme taşımaları düşündürücü bir yaklaşımdı.
Bu tehlikeli bir yaklaşımdır da. Futbolun siyasallaşması, en az etnik yapının ve dinin siyasallaşması kadar tehlikelidir. Unutmayın; Yugoslavya’nın parçalanmasındaki etkin unsurlardan birinin de, futbolun siyasi düzleme taşınması olduğunu.
El koymanın, otoriter rejimlerin duruşu olduğunu aklına getirmeyenlerin; başbakanın futbola el koymasını istemeleri ise ayrı bir tehlikeli yaklaşımdı.
Futbol; farklı tüm düşünselliklerin, siyasetlerin, sınıfların, inanç ve kültürlerin ortak sevinci olduğunu yadsımamamız gerekir.
Futbol  evrensel  bir fenomen olarak bacasız  sanayi oldu artik.  Üzülerek belirteyim ki, siyasi ve ekonomik rant bekçileri bu bacasız sanayi aracılığıyla, futbol atmosferini de kirletir oldular ve tribünleri her an patlamaya hazır canlı bombaya dönüştürdüler.
Bunların yüzündendir ki; statlardaki taşkınlıkları önleyecek güçlü
yaptırımlar getirilemiyor.
Sahadaki bu taşkınlıkların önüne geçilmesi ve futbolumuzu sosyal patlamaların kaynağı haline getirecek duruşların önünü almak için önerim şu:
1- Oy kaygısı nedeniyle duruş sergileyen siyasilerin,
Siyasallaştırdıkları ‘Sporda şiddet yasası’ nın kapsamı genişletilerek yeniden düzenlenip, güçlü yaptırımlar getirilmelidir.
Örneğin;
Kişi en fazla 3 dönem Kulüp başkanlığı  ve yönetim kurulu üyeliği yapabilmelidir.
Yönetim kurulunda, bazı kimliklerin bebeleri yerine, tribün grupları içinden birine yer verilmelidir.
Saha kapama cezasının yaptırım gücü artırılmalıdır. Şöyle ki, ceza alan  takım, seyircisiz veya çocuk-kadın seyirciyle cezalandırılmamalıdır. Aksine, rakibinin sahasında rakibinin seyircisiyle oynama ile cezalandırılmalıdır.
Üçüncü kez saha kapama cezası alanlara, tüm maçlarını
deplasmanda oynama cezası verilmelidir. Veya puan silinmeye gidilmelidir.
2- Ülke geneline mal olmuş kimlikler, özellikle siyasiler,  kulüp
taraftarlıklarıyla kendilerini öne çıkarmamalıdır. Kesinlikle, tüm kulüplere eşit mesafede durmalıdır(lar)..
3- Spor, başta futbol ideolojik düzlemin aracı olarak
görülmemelidir. Dinden ve yoksuldan geçinircesine futboldan da geçinmemelidir.
Ve;
UEFA'nın Fenerbahçe Kararı;
Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA), Fenerbahçe'nin Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne katılabileceğine yönelik resmi açıklamasını yaptı. UEFA geçen yıl Şampiyonlar Ligi'ne almadığı Fenerbahçe'yi bu yıl Avrupa'ya davet etti. Bu karar özelikle Fenerbahçelileri çok sevindirirken hem Türk Türk futbolu adına hem de Metris Cezaevi'nde tutuklu bulunan Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım adına da umutlu bir bekleyiş oldu.
Ve;
Eyyyy  futbol severler;
Bu zat Aziz Yıldırım'dan ne istiyor?
Bu insan, Fenerbahçe'den, Galatasaray'dan ne istiyor?
Trabzon'dan ne istiyor? Sıra BJK'le mi gelecek?
Eyyyyy, futbol severler;
Bu zat; Göksel Gümüşdağ denen şahsı neden koruyor? Bu zatın, bu işlerin başaktörü olduğunu bilmeyen bir tek Dev kuşu kaldığını bilmiyor mu?
Eyyy, futbol severler;
Dinden ve yoksuldan geçinenler futbolu de ele geçirmenin savaşını verdiğini görün artık...
Eyyyy, futbol severler:
Aziz Yıldırım'ı Mahvederek FB'yi ÜLKER'e Teslim Etmek İsteyen bu Zata Dur Demek Sizin Elinizde.
Eyyy, Futbol Severler;
Aziz'i FB'yi, GS'yı, Trabzon'u ve BJK'yi mahvettiğini sananlar kendilerini mahvettiklerini gün gelecek yaşayacaklardır...
Keser döner sap döner...
Üzülme sen...
Göksel Gümüşdağ ile bunlar intihar ettiler...
Ve;
Ve Aziz Yıldırım tahliye edildi
Şike davasında 5 aydır devam eden duruşmalarda karar açıklandı. Tahliye edilen Aziz Yıldırım toplam 6 yıl 3 ay ceza aldı. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe-Karabük, Fenerbahçe-Ankaragücü, Fenerbahçe-Sivas, Eskişehir-Trabzon, Fenerbahçe-İBB maçlarından şike ve teşvikten suçlu bulundu. Diğer tutuklu sanıklar Olgun Peker, İlhan Ekşioğlu ve Yusuf Turanlı da tahliye edildi. Böylece tutuklu kalmadı. "Futbolda şike" iddiaları üzerine aralarında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın da bulunduğu 4'ü tutuklu 93 sanık hakkında açılan davanın 23. duruşması görüldü. Tahliye edilen Aziz Yıldırım örgüt kurmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı(2 Temmuz 2012).
Ve;
Fenerbahçe'ye ikinci müjdeli haberi UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik verdi: Akşam Gazetesi'nden İsmail Küçükkaya, UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik ile olan görüşmesinin detaylarını yazdı. Erzik, yaptığı açıklamalarda "Fenerbahçe, dün itibarıyla Avrupa kupasına katılabileceği bir pozisyonda" dedi.
FB bu pozisyona hiç düşürülmemeli idi,
Şener Erzik ezik bir fener yarattı.
Nedeni;
Fener'i ele geçirmek için fener'i dünya'da şikeci ilan edenleri UEFA'ya anlatma, edilgen dur; dinden ve yoksuldan geçinirken futbol’uda ele geçirmeye çalışanlar FB'yi ele geçiremeyince de UEFA'yi diplomatik oyunlarla etkilemelerini ve  Aziz Yıldırım'a ceza verdirtmelerini seyret ve FB'nin onuru ile oyna..Bu ezik bir FB yaratmak değil midir sayın Erzik. Neden daha önce etkin olmadın ve futboldan geçinenlere meydan bıraktın? Şimdi  FB'nin onuru ne olacak?  FB'nin onuru nasıl iade edilecek?
Bunlara meydan veren UEFA ve FİFA duruşu gösteriyor ki dünya futbolu temizlenmeyi bırak hızla kirleniyor.
Gerçekten futbol  futbol değil artık.
  Benim için artık TFF ne ise UEFA ve FİFA da odur.
Olan FB'ye oldu...
Eğer bugünlerde birileri;  “Aziz Yıldırım özdeksel ve tinsel açıdan büyümesi birilerin korkuttu. Yani, Aziz bey maddi ve manevi açıdan çok büyüdü, üst düzey bürokratlara ve bakanlar fırça atacak seviyeye geldi. Bu nedenle Aziz’i durdurmak için FB senaryosu yazdılar” diyebiliyor ise, Türkiye’de değil futbol hukuk bitmiş demektir. Bu demektir ki, güç karşıtı duruş sergilerseniz yanarsınız…
Ve;
Futbolda şike davasının gerekçeli kararı açıklandı. Şike davasında mahkemenin gerekçeli kararı 682 sayfa...
Futbolda şike davasının gerekçeli kararı açıklandı. 'Örgüt, şike ve teşvik' suçlarından 6 yıl 3 ay hapis cezası alan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın aralarında bulunduğu 48 sanık ile beraat eden 44 sanık hakkındaki gerekçeler İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hazırlandı. 682 sayfalık gerekçeli kararda Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci ile üye hâkimler Hikmet Şen ve Bülent Kınay'ın imzası bulunuyor.
21. Yüzyıldı hem ulusal alanda hem de uluslararası alanda insanların sosyal yaşamlarında spora daha çok zaman ayırmaya başlanıldığını ve günlük yaşamda sporun daha çok alan kapsaması ile birlikte sporda ortaya çıkan sorunları daha çok arttığının belirtildiği kararda,“ Sporun profesyonel olarak icra edilmesine başlanmasıyla birlikte, spor sadece zevk için yapılan bir faaliyet olmaktan çıkıp meslek olarak değerlendirilen ve kazanç elde etme amacı güdülen bir uğraş haline de dönüşmüştür“ denildi.
Kararda, futbolun içinde bulunduğumuz dönemin en etkili iktidar nesnelerinden bir tanesine dönüştüğü belirtilerek, “Bir oyun olmanın ötesinde futbol, toplumsal yaşam içerisinde bir 'minyatür' model olarak işlev görmekte ve onun üzerinden toplumsal yaşama bir takım rol ve değer transferleri gerçekleştirilmektedir. İşte bu yüzden futbolun 'endüstriyel futbol' olarak adlandırılması sonrasında oynanan oyunun artık futbol olmadığının net bir biçimde dile getirilmesi büyük önem arz etmektedir. Futbol, günümüzde sadece var olan statükonun korunmasına katkı sağlamamakta fakat aynı zamanda yeni dönemin ekonomik değerlerinin geniş kitlelere ulaştırılması ve benimsetilmesinde de etkili bir ajan konumunda bulunmaktadır.“ ifadeleri kullandı.
Futbol kulüplerinin tüm Dünya'da yarattığı gelirin yıllık 24 milyar dolara ulaştığı, ülkemizdeki futbol pastasının büyüklüğünün 820 milyon dolara yükseldiğinin belirtildiği gerekçeli kararda, “Alan hakimiyeti bakımından dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük bir yaygınlık kazanan futbolda söz sahibi olma yarışı özellikle çıkar amaçlı suç örgütleri açısından dikkate değer bir boyut kazanmıştır. Nitekim soruşturma ve kovuşturma aşamasında elde edilen deliller ve yine soruşturma ve kovuşturmaya tabi olmamakla birlikte bağlantı sebebiyle bir şekilde dosyaya intikal eden bilgi ve belgelerden çıkar amaçlı suç örgütü yönetici ve üyelerinin bu sahayada el atmaya çalıştıklarını gözlemlenmiştir" denildi.

“Mafya futbolun içinde yer alıyor"

Olgun Peker ve Sedat Şahin gibi kamu oyunda mafya olarak tabir edilen çıkar amaçlı suç örgütlerinin futbol camiası içerisinde yer almaktadırlar.
Özetle, Simon Kuper'in dediği gibi, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'"ifadeleri kullanıldı

Ve;
Şikede UEFA tsunamisi:-11 Haziran 2013
Fenerbahçe ve Beşiktaş, UEFA Disiplin Kurulu’na sevkedildi.
 İşte o kararı alan müfettiş
Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin şike yaptıkları gerekçesiyle yürütülen disiplin incelemesinin tamamlanıp Kontrol ve Disiplin Komitesi’ne sevk edilmesi kararını alan ismin İspanyol Fernandez-Palacios olduğu öğrenildi.
Uluslararası Spor Hukuku okuyan ve bu alanda master yapan Palacios, İspanyolca dışında İngilizce, Almanca, Fransızca ve Portekizce’yi hayli iyi konuşuyor. Sport Adviser şirketinin ortaklarından biri olan ve İspanya ve yurt dışında spor hukuku üzerine hizmet veren Fernandez-Palacios UEFA’nın 12 kişilik disiplin komitesinde yer alıyor.
Ve;
Fenerbahçe’mize, BJK’mize verilen cezalar hepimizi üzdü:
UEFA Disiplin Kurulu, Fenerbahçe'ye 2+1 yıl, Beşiktaş'a da 1 yıl Avrupa Kupalarından men cezası verdi. Fenerbahçe, karar için UEFA Tahkim Kurulu'na itiraz edebilecek ve buradan sonuç alamaması durumunda Uluslararası Tahkim Mahkemesi'ne (CAS) konuyu taşıyabilecek. Kulüp başkanı Aziz Yıldırım, yöneticiler İlhan Ekşioğlu, Şekip Mosturoğlu, altyapı koordinatörü Cemil Turan ve eski yönetici Ali Yıldırım'a ilişkin ise UEFA müfettişinden ek rapor istendiği kaydedildi.
2012-2013 sezonu puan tablosuna göre ligi 2. sırada bitiren ve şampiyonlar ligi'nde ön eleme maçı oynayacak Fenerbahçe yerine ligi 4. sırada bitiren Bursaspor bu hakkı kazanmış olacak. Geçtiğimiz sezonu 3. sırada bitirerek Avrupa Ligi'ne gitmeye hak kazanan Beşiktaş'ın yerine ise bu kupaya Kayserispor ve Kasımpaşa katılacak...
Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’dan açıklama:
F.Bahçe'nin ceza alacağı yaklaşık 1,5 ay bildiğini söylerken görüntülenen Aysal o gün yaptığı açıklamalarla gündeme adeta damgasını vurmuş belirttiği görüşler değişik çevrelerce vardır Aysal'ın bir bildiği var gibi yorumlara neden olmuştu.. Cezaların kesin olarak açıklanasın ardından Başkan Aysal, "Bu cezalardan sadece 2 kulüp değil, biz dahil tüm Türk futbolu zarar görecek.. Çok üzgünüm.." şeklinde konuştu ve hem iki takımın ceza almasından yana olan üzüntüsünü belirtti hem de Türk futboluna gelecek zararı düşündüğü belirtti.
Söncelikle şunu belirteyim:
İki büyük kulübümüzün aldığı bu ceza, asla kimseyi sevindirmesin. Aksine, salt BJK ve FB taraftarları değil, tüm futbol Sevrler üzülmelidir, çünkü alınan ceza, uluslar arası karşılaşmalar nedeniyle değil, kendi yerel  karşılaşmalar nedeniyle verildiği için Dünya gözünde, Türk futbolu olarak değerlendirilecektir.
Korkum, TFF’nin UEFA’nın bu cezasına öfkelenip, bundan sonra yapması gerekenler konusunda, yanlışlara itecek duruş sergilemez. Örneğin; benim iç işlerime karışamazsın direnişinde bulunur ise, başta ulusal takım olmak üzere tüm takımlara uluslar arası maç yasağı gelebilir.
BJK’nin eski Başkanı olan TFF başkanı Yıldırım Demirören ile FB taraftarı olan Başbakan, BJK ve FB yandı, tüm takımlar yansın der ise, başta kendilerini yakmış olurlar. Ki; süreç içinde gerekirse İngiltere gibi 5 yıl çekiliriz şeklinde açıklamalar da bulunmuştu. Bilmelidir ki, İngiltere ve Türkiye aynı ülkeler değil. Türkiye’nin böyle bir ceza alması, Türk futbolunu 50 yıl geri götürür.
Tek umudumuz, UEF tahkim ve CAS süreci. İnşallah buralardaki kararlar iki takımımızın cezalarını en az minimize eder.
Ben bu noktada “Kırık cam Teorisi”ni anlatarak, bu üzücü serüvene son vereceğim:
Mersin’den aile dostumuz Gülşen Gençay’ın ‘Kırık Cam Teorisi’ başlıklı  e-posta’sı her şeyi anlatmıyor mu?”
“Olumsuzluklarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusuna New York Valisi Guiliani’nin cevabı:“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o
camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes  bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim.
Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”
Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.
Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.
Polis bu kararlılığıyla “Küçük müçük, bizim için hiç fark etmez; bu sokağın, metro istasyonunun veya mahallenin suç üreten bir bölge olmasına izin vermeyeceğiz. ” demiş.’Kırık Cam Teorisi’ ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969′da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmişti. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı.Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.                                                                                                 Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi ‘sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.
“Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.

Anlaşılıyor, herhalde… İşe ilk kırılan camdan başlamak lazım. İlk kırılan cam bağımsızlık…ve geciken adaletin adam sendeciliği oluyor(Yetkin Bayer).
http://blog.milliyet.com.tr/sikenin-kronolojik-oykusu-2/Blog/?BlogNo=420282
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@ Hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

NUR TOPU GİBİ ŞİKEMİZİN KRONOLOJİK BÜYÜMESİ-2

ŞİKENİN KRONOLOJİK ÖYKÜSÜ-2
26 Haziran 2013
Futbol, ülkemize ilk geldiğinde(1905), ne de körpe bir taze idi. Gizlisi saklısı olmayan, bir bahar dalındaki çiçek gibi, İstanbul Kadiköy kuşdili ve Moda  çayırında, Mecidiye Köy Dutluk’ta, Beşiktaş Dolmabahçe’de ve Valdeçeşme’de, Beyoğlu Kalyoncukulluğu’nda, Vefe, Kasımpaşa, Karagümrük, Beylerbeyi, Eyüp, Beykoz, Süleymaniye, Erenköy, Bakırköy, Feriköy çayırlarında,  İzmir Bornova çayırında ve Alsancak’ta, Samsun Kumluk ve Koren’de, Trabzon Faroz’da, Artvin-Arhavi Müsazade çayırın’da, salınır göz kamaştırırdı.
Futbol ne zaman, çayırlardan, devasa yapılara tutsak edilmiş, yeşil çimlere taşındı, işte o zaman kirlenir oldu, çünkü futbol endüstrileşti.
Modern futbol, 19. Yüzyılın  başlarında Türk toplumunda oynanmaya başlandı. Dönemin anlayışına göre, futbol  İslam gelenekleriyle bağdaşmadığından bu spor dalının öncüleri Müslüman olmayan azınlık mensuplarıydı. 1905 yılında ilk Türk futbol kulübü Galatasaray, 1907’de FB ve 1903 de kurulan ancak Futbol Branşın'da 1910' da faaliyetlere başlayan BJK ile birlikte Pazar Ligi'nde Türk futbolcular çoğunluğu sağladılar.
Futbol ve taraftarlık yazılarım için bir not:
Futbol ve taraftarlık  öylesi bir fenomen ki, bunun için yazdıklarımız ve söylediklerimiz; faşistini, düşmanını, arsızını, hırsızını, soldaşını, farklı ve  sol düşünsellikleri kısacası yaşamın tüm sosyolojik ideolojik yandaşları  aynı düzlemde buluşturup ortak dil oluşturtabilmektedir.
Fakat; soldaşını, karşıt ideolojistleri, arkadaşını, akrabanı, kardeşini, çocuğunu, sevdiklerini, sevmediklerini farklı düzlemde buluşturarak, farklı dillerle karşı-karşıya da getirebilmektedir.
Bu nedenle futbol ve taraftarlığın, 'fayda-zarar teorisi' bütününde masaya yatırılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü futbol ve taraftarlık bu fanatizm boyutundaki  fenomenlikleriyle zararlı olmaya başladı.
Özellikle son şike süreci bu bağlamda işletilmeli ve bir yanlışı yok ederken başka bir yanlışı kurumsallaştırmaksızın 'futbol'  kesin iyileştirmeye alınmalıdır.
Bundandır ki futbol ve taraftarlıkla ilgili yazılarımdan dolayı bazı sizlerden özür diler, fakat işaret ettiğim açmazları işlediği için de okumanızı isterim.
TFF Etik Kurulu, delilleri ve savunmaları beklemeden 'Vicdani kanaat'le  Elazığ'da 4 amatör takımı küme düşürdü(11 Aralık 2011).
Bu yürekliliği Amatörlere göstereceğine, GS, FB, BJK’ye göstersene. Böylesi bir yüreklilik göstermediğin için, Türk futbolunu yakacaksın, ey TFF!
Ve;
Başbakan noktayı koydu:
İngilizler 5 yıl gitmedi ne oldu?
Başbakan Erdoğan şike konusunda Platini’ye Thatcher örneğini verdi(29 Mart 2012). Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, futboldaki şike iddiaları ve sonrasında verilecek cezalar konusunda yine gündem yaratacak açıklamalarda bulundu. Geçtiğimiz hafta UEFA Kongresi’nde açıkladığı, ceza verirken fail ile tüzel kişiliklerin ayrılması gerektiği düşüncesini tekrarlayan Erdoğan, “8 takım birden ligden düşerse ne olur, futbol biter. Ceza davası ile Futbol Federasyonu’nun kararını birbirinden ayırmak lazım” dedi.
Başbakan, “Şike konusunda siz ‘suçun şahsiliği’ vurgusunda bulunmuştunuz?” sorusu üzerine şöyle konuştu:
Doğru. Platini’ye söyledim. O da “Haklısınız ama uygulama böyle” dedi. Ben de “Düzeltelim o zaman” dedim. Şike sahaya yansımış mı bakılır ve karar ona göre verilir. Aksi halde kulübü cezalandırmak neden? Para cezası vermek neden? 8 takım birden ligden düşerse ne olur, futbol biter.  Ceza davası ile Futbol Federasyonu’nun kararını birbirinden ayırmak lazım. Platini’ye de İngiltere örneğini verdim. Orada holiganlar yüzünden Thatcher (Margaret Thatcher, İngiliz Başbakanı, 1979-1990) İngiliz takımlarının Avrupa’ya çıkışını 5 yıl yasakladı. Ne oldu? Kendi aralarında gayet güzel devam ettiler. Döndükleri sene de şampiyon oldular.
UEFA Heysel Faciası için sadece Liverpool’a ceza verecekken, Başbakan Thatcher tüm İngiliz kulüplerinin 5 yıl Avrupa’ya gitmemesini sağlamıştı.Heysel Faciası’nın ardından, ülkesinin takımlarına hiç acımayan dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher kendi cezalarını kendisi verdi. UEFA’nın, Liverpool-Juventus maçından sonra sadece Liverpool’a ceza vermesi bekleniyordu. Bu cezanın da 3 yıl olacağı konuşuluyordu. Ancak Thatcher, “Bizim hayvanlara bu ceza az” dediği tarihi çıkışı ile sadece Liverpool’un değil, tüm İngiliz takımlarının cezalandırılmasını istedi. Thatcher, İngiltere Futbol Federasyonu’na da tüm kulüplerini Avrupa’dan çekmesi konusunda baskı yaptı.
Ve;
Şike soruşturması kapsamında UEFA ile birlikte çözüm arayışına giren Türkiye Futbol Federasyonu sona yaklaştı. TFF, Yunanistan'ın Olympiakos Volou takımına verilen cezanın Türk takımları için de uygulanması konusunda UEFA İle büyük ölçüde anlaşmaya vardı.
VE;
Platini AKP’li çıktı:)
Başbakan Erdoğan'la UEFA Başkanı arasında İstanbul'da yapılan zirveye ilişkin bazı ayrıntılar ortaya çıktı. Görüşmede ihraçla ilgili Platini'ye uyarıda bulunan Erdoğan, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan ve soykırım tasarısını destekleyen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'yi işaret ederek, Türk takımlarının Avrupa'dan men edilmesi konusunda 'Bak sen Sarkozy'ye uyma... O yanlış bir yolda...' dedi.UEFA'nın Fransız başkanından ilginç bir cevap geldi: "Ben de Sarkozy'yi pek sevmem..." Erdoğan da bunun üzerine "Bak ortak bir noktamız daha var...' dedi.
Ve;
Salt FB’yi değil Azizi’i de kurtardılar. Anlaşılan ihalelerden vazgeçti.
Hazırladığı ilk raporda şikenin varolduğuna dair kanaati oluşan Etik Kurulu, dosya ve belgelerin tamamını inceledikten sonra durumun 'vahim' olmadığına karar verdi. Haberde, 'Kurula yakın bir kaynak'tan alınan bilgiye dayandırılarak, Etik Kurulu'nda hakim olan görüşün İlk raporu savcılığın gönderdiği belgeler ve tapelere dayanarak hazırlamıştık. Ancak yeni belgeler ve tapelerin tamamı gelince gördük ki, sahaya yansımış herhangi bir faaliyet yok" şeklinde olduğu ifade edildi.
Ve;
İşte Federasyon'un şike kararı: Futbolda şike iddialarıyla ilgili Futbol Federasyon'undan beklenen açıklamayı yaptı-30 Nisan 2012
Yıldırım Demirören'in açıklamasının tam metni şöyle: "Göreve geldiğimiz 27 Şubat 2012 tarihinden bu yana, çaba ve mesaimizin büyük bir kısmını, kamuoyunda adı 'şike ve teşvik primi soruşturması' olarak geçen sürece ayırmak zorunda kaldık. Tabii ki halen Avrupa'nın ekonomik anlamda altıncı sırasında olan Türk futbolunu, daha ileri noktalara taşıma çalışmalarımızı da sürdürdük.
İşte yeni haliyle 58. Madde: Bu dönemde, 36. UEFA Kongresine ev sahipliği yaparken, U19 Kadınlar Avrupa Şampiyonası Finalleri ve 2013 FIFA U20 Dünya Kupası hazırlıklarımızı da tamamladık. Ben ve Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarım, Türk futbolunda yeni bir sayfayı aralamak, kaybolmaya başlayan güven ortamını tekrar kurmak, futbolumuzun önünü yeniden açmak amacındayız. Görevimize bu azim ve kararlılık ile sarıldık. Futbol dünyasının, futbolun değerine ilişkin hassasiyetinden kimsenin tereddüt etmemesi için çalıştık.Sevinerek söyleyebilirim ki, iddialar içerisinde bahse ilişkin hiçbir unsur olmadığı gibi, Etik Kurulu da çalışmalarında bu yönde bir bulgu var olmadığını somut olarak tespit etmiştir.Kıymetli Basın Mensubu Arkadaşlarım, Etik Kurulu, dosya hacmi sebebi ile çalışmasını iki kısma ayırmış ve öncelikli olarak Süper Lig müsabakaları yönünden incelemesini tamamlayarak, raporunu Yönetim Kurulumuza ulaştırmıştır.Tüm görevi Türk futbolunu korumak ve ileriye götürmek için hizmet vermek olan Türkiye Futbol Federasyonunun Başkanı olarak, bir kez daha tekrar etmek isterim ki; Profesyonel Futbol Disiplin Kuruluna sevk edilen kulüplerimiz bu aşamada suçlu değildir. Kişisel ve samimi temennim; Kurulun incelemesi neticesinde, tüm kulüplerimizin akladığını görmektir. Yolumuz açık, kararımız Türk futbolu için hayırlı olsun.
Açıklamaların ardından Demirören gazetecilerin sorularını yanıtladı...Demirören sorulara  şu yanıtları verdi: Bir soru üzerine; “Fenerbahçe camiası kendi iradesiyle CAS’tan çekilme kararı aldı. Biz zaten davalı kurumduk, bizim ‘çekilin’ gibi bir teklifimiz olamaz.” Şeklinde yanıt verdi.
Ve;
58. Madde revize edildi: En az 12 puan indirme cezası eklendi:
Ağır Şike teşebbüsü ile ilgili olarak en az 12 puan indirme cezası 58. maddeye eklendi.
TFF, Disiplin Talimatı'nın 58. maddesini değiştirdi. Buna göre şike ve teşvik primine teşebbüse puan silme cezası getirildi.
İşte o madde:
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ”Futbol Disiplin Talimatı”nın 58. maddesinde değişiklik yaptı.
         Yapılan değişikliğe göre, ”Müsabaka Sonucunu Etkilime”yi içeren 58. maddeye, ”Teşebbüs halinde, ilgili kişinin yöneticisi olduğu kulübe bu talimatta öngörülen disiplin cezaları uygulanabilir. Ağır ihlal hallerinde kulübe en az 12 puan indirme cezası verilir. İhlalin ağırlığı kurul tarafından somut olayın niteliğine göre serbestçe karar verilir, ancak eylemin ilgili yöneticinin kendisinin veya üçüncü kişilerin bahis oyunlarından menfaat elde etmesi amacına matuf olduğunun tespit edilmesi halinde ihlal, mutlaka ağır ihlal kabul edilir”
 ifadesi eklendi.
         58. maddenin yeni hali şöyle:
         1- Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek yasaktır. Teşvik primi verilmesi de bu kapsamdadır.
         a) Yukarıda belirtilen ihlalleri gerçekleştiren kişilere sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir
         b) Yukarıda belirtilen ihlallerin kulüp yöneticileri tarafından gerçekleştirilmiş olması durumunda, ilgili kulüplere bir alt lige düşürme cezası verilir.
         c) İhlalde sorumluluğu bulunan kişilere ayrıca para cezası verilebilir.
         2- 1. fıkrada belirtilen ihlallere teşebbüs etmek yasaktır.
         a) Teşebbüs halinde, ilgili kişilere 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakadan men veya hak mahrumiyeti cezası verilir.
         b) Teşebbüs halinde ilgili kişinin yöneticisi olduğu kulübe bu talimatta öngörülen disiplin cezaları uygulanabilir. Ağır ihlal hallerinde kulübe en az 12 puan indirme cezası verilir. İhlalin ağırlığı kurul tarafından somut olayın niteliğine göre serbestçe karar verilir ancak eylemin ilgili yöneticinin kendisinin veya üçüncü kişilerin bahis oyunlarından menfaat elde etmesi amacına matuf olduğunun tespit edilmesi halinde ihlal, mutlaka ağır ihlal kabul edilir.
         3- İhlal veya ihlale teşebbüsün hakemler tarafından meydana getirilmesi halinde sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir.
Ve;
Galatasaray TFF’ye tepki duymaya başladı:
Türkiye Futbol Federasyonu’nun bugün açıkladığı kararlar, kamuoyu vicdanında büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu kararlar Türk kamuoyunun zekâsıyla alay etmek, adalet duygusunu hiçe saymak ve uluslararası kuralları görmezden gelmektir. TFF bu tutumuyla Türk futbolunu telafisi mümkün olmayan bir çıkmaza götürmektedir. Başından itibaren Galatasaray’ı şike çamuruna bulaştırma çabası ve “bu sürece Galatasaray’ı da dahil edebilirsek işin içinden daha kolay çıkarız” zihniyeti bugün somut biçimde ortaya çıkmıştır.Bu durum açıkça göstermektedir ki, TFF yönetimi artık Türk Futbolunu temsil eden, haklarını savunan, futbolumuzu ileriye götürmeye çalışan bir organ olma niteliğini kaybetmiştir. Galatasaray Spor Kulübü bu nedenlerle TFF yönetiminin Türk futboluna daha fazla zarar vermeden derhal istifa etmesinin zorunlu olduğuna inanmaktadır.27 Ocak tarihli TFF Genel Kurulunda büyük bir çoğunlukla alınan 58. maddenin değiştirilmemesi yönündeki kararının hiçe sayılmış olması etik kuralların ne denli benimsendiğinin açık bir göstergesi olup, en üst organı olan Genel Kurul kararının aksine hareket etmekle TFF yönetimi daha da ağır maddi ve manevi sorumluluklar almış ve ülke futbolu adına çok büyük riskler altına sokulmuştur.
Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan bugün köşesinde yayınlanan 'Tek kişilik millet' başlığı ile Başbakan Erdoğan hakkında bir yazı kaleme aldı. Dahası; Altan yazısının bir bölümünde  Başbakan Erdoğan’ın şike ile ilgili olarak direk müdahil olduğunu ve şikecileri korunmasından gocunmadığını yazdı.
Ve;
Bakın, PFDK’nın verdiği cezalara:
3 Temmuz'dan bu yana devam eden futbolda şike soruşturmasında sona gelindi. PFDK soruşturmada ismi geçen kulüpler ve kişiler hakkındaki kararını açıkladı. Hiçbir kulüp ceza almadı. Şike soruşturması kapsamında Fenerbahçe ve Aziz Yıldırıma ceza verilmezken.Şekip Mosturoğluna 1 yıl, İlhan Ekşioğluna 3 yıl,Cemil Turan'a 1 yıl Hak mahrumiyeti, İbrahim Akın'a 3 yıl müsabakalardan men cezası verdi(07 Mayıs 2012)
PFDK’nın açıkladığı tarihi kararın dikkat çeken özeti  şöyle:
Takımların tümü aklandı.
Ki burada dikkati çeken bir aklama kurgusu var ki, o da  UEFA ve FİFA tarafından verilecek cezaları tetikleyecek olan Galatasaray’ın aklanmasıdır. Çünkü, GS’in şike olayında hiç adı geçmemsine karşın, son anda, önce karalandı, ardından PFDK(Profesyönel Futbol Disiplin Kurulun’ tarafından aklandı. Bu keyfi duruş, en az suçları kanıtlayan ses ve görüntü bantları(Fr, dövmek fiilinden türeyen tape) kadar tehlikelidir.
Tehliken’in önemli boyutlarından biri de, şike filminin başaktörleri haline getirilen Fenerbahçe, 20 maç ile suçlanan FB Başkanı Aziz Yıldırım beyin ve Sivasspor ile başkanı Mecnun Odyakmaz’ın  aklanmasıdır.
İlginç gelen aklama; “ Göksel Gümüşdağ hakkında, isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadığına karar verilmiştir.'' açıklamasıdır.
“Acaba bu ismi kurtarma adına, birileri de mi kurtarıldı? Sorusu aklınıza geliyor mu?
Bu cezalar katılmak mı. Futbolumuzu katledenlere katıla-katıla gülünür. Arkadan gelecek olan UEFA ve FİFA cezaları ne olacak?
Deniyor ki; şike sahaya yansımamıştır.
Yansıyıp yansımadığına; 9’u  FB ile ilgili aşağıdaki 10 cezayı okuyun ve kararınızı verin.
1-Mehmet Şekip Mosturoğlu'nun Eskişehirspor-Trabzonspor müsabakasında müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına, (oyçokluğu),
2- İlhan Yüksel Ekşioğlu'nun, Eskişehirspor-Trabzonspor, Gençlerbirliği-Fenerbahçe, Fenerbahçe-Ankaragücü müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca takdiren 3 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına,
3- Cemil Turhan'ın, Fenerbahçe-Ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.''
4- İbrahim Akın'ın, Fenerbahçe-Büyükşehir Belediyespor müsabaka sonucunu etkilemekten eski FDT'nin 58/1. maddesi uyarınca 3 yıl müsabakalardan men cezası ile cezalandırılmasına,
5- Ahmet Çelebi'nin, Fenerbahçe-Büyükşehir Belediyespor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı eski FDT'nin 58/1. maddesi uyarınca 2 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına,
6- Ümit Karan'ın, Eskişehirspor-Trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca 2 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına,
7- Serdar Kulbilge'nin, Gençlerbirliği-Fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca takdiren 2 yıl müsabakalardan men cezası ile cezalandırılmasına,
8-  Cengiz Demirel'in, Gençlerbirliği-Fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına,
9- Yavuz Ağırgöl'ün, Fenerbahçe-Ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına,
10- Mehmet Şen'in, Gençlerbirliği-Fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle FDT'nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılmasına.
Böylesi küçük cezalar ben de Osmanlı dönemindeki bir cezalandırma öyküsünü çağrıştırdı:  IV.Murat, seyyar satıcılara ceza çıkarmış; yakalanan seyyar satıcının, sattığı sebze ile makatından cezalandırılması için.... Ayvacı cezayi yedikten sonra başlamış  sevinçle karışık  ağlamaya. Asker, ' nedir bu sevinir haldeki ağlaman', deyince, seyyar satıcı "ben sevinçten ağlıyorum, çünkü  arkamdan gelen Karpuzcuyu düşünüyorum ". Evet, UEFA ve FİFA karpuzları arkadan geliyor. Bundan FB büyük zararlar görecek.
Trabzon’da FB’nin 3-1 kazandığı maçta, dost insan  Ruhan Zaman şu soruyu soruyor: “Dün oynanan TRB-FB maçında Trabonspor’un sahaya ne amaçla çıktığını anlayamadım. Futbol oynamak için mi yoksa bilmedigimiz başka bir amaçla mı? Lütfen bilen varsa bana izah etsin. Böyle onursuz bir futbolcu topluluğu Trabzonlumuza yakışmıyor. Yenilirsin ama başın daim dik olur.”
Ruhan haklı, çünkü  resmen ruhları silinmişti. Tolga o golleri nasıl yer?!!
FİFA kokartı olmayan sıradan Mustafa Kamil Abidoğlu'nu kim görevlendirdi? Özgörevi Trabzon'u korumak mı, yoksa olası bir Trabzon galibiyetinin önünün almak  mi  idi? İkincisi, Sadri başkan ile Güneş'in çıkışları sanki bir kurgunun parçaları gibi geldi bana.  Doğrusu  yukarıya teslimiyeti örtmenin mizanseni gibi.  Daha açık deyimle, Galatasaray'ı enterne etmenin bir diğer adı...
İşin özü, başta, Reter olmak üzere, Yayıncı kuruluşun ve FB’lilerin amacı, şampiyonluk maçını Saraçoğlu’na taşımaktı. Taşıdılar da. Çünkü, onlar için öyle veya böyle Galatasaray’ı Kadiköy’de yenecekler. Tüm bu organizasyonları ben 6 aydır yazıyorum.
Benim yöneticim daha yeni uyandı. Şimdi bu sürecin organize bir süreç olduğunu söylemek, geçti Bor’un pazarına malzemedir.
Sen TFF kurularına(PFDK,  Ethik veTahkim) vermez isen, süper final maç takviminin kurgu olduğunu söylemez isen; onlar da ırkçı Emre’ye değil de, Terim’e ceza verirler. Onlar, son maçı böylesi oyunlarla Kadiköye bırakırlar.
Uyarıyorum: Şike olayları sonrası bile Türkiye’de şike ve saha dışı oyunlarının devam ettiğini gösterir  ‘bu işletilen’ süreci rapor halinde UEFA ve FİFA’ya bildirmek gerekir, eğer futbolumuzu temizlemek istiyorsanız. Bakmayın futbolu ‘Aklıyorum’ diyenler, onlar aklamıyor Akbaba gibi futbolu ‘ekonomik ve siyasi rant adına’ parçalıyorlar. Özellikle, dinden ve yoksuldan geçinirken futboldan da geçinenler. Bugün  salt siyaset değil, futbol da, Gülencilerin ve Nakşilerin bölüşüm alanına dönüştürülmüş durumda. Biri Galatasaray’a, diğeri Fener’e ceza verdirmenin peşinde.
Tekrar edeceğim;
PFDK kararlarının özünde  ikilem yatıyor.
Örneğin İbrahim Akın 3 yıl hak mahrumiyeti aldı. FB’nin İBB’yi 2-0 yendiği maçta. Bal gibi Şike sahaya yansımış ki, İ. A’ya ceza verdin. Peki İ.A bu şikeyi kimle yapmış oluyor? FB ile, iyi de neden saldece İ.A ceza alıyor? Yine aynı şekilde, FB’li yönetici İlhan Ekşi ve Şekip Mosturoğlu hak mahrumiyeti cezası aldığına göre, şike sahaya değil de nereye yansıyor? Olmaz böyle bir hukuk. Bu hukuk anlayışı, Türk futbolunu gömer.
Dikkat edin, PFDK 10 kişiye ceza veriyor, bu 10 cezanın 9’u FB’li yöneticilere veya FB’nin içinde olduğu olaya. Bu durumda, neden FB ceza almıyor. Temiz ise, neden Aziz başkan içeride.
Aykut Kocaman, resmen Trabzonspor, Trabzon’daki maçta Galatasaray’a yatmıştır diyerek suç işliyor ceza yok, Terim suç işledi diye ceza var. Eğer bu hak mahrumiyeti değilse-ki bana göre hak mahrumiyeti cezası değil, resmen mahküm etmektir- neden yeni konan 105. Maddeyi işleterek Terim’i affetmedin? Demek ki ‘renklerin düşmanlığı ilkesi’ işletiliyor.
Sportif yargılama ile, adli yargılama örtüşmez ise, yani adli yargılama Aziz başkanı ve FB’yi ve de diğer takımları suçlu bulursa ne olacak?
http://blog.milliyet.com.tr/sikenin-kronolojik-oykusu-1/Blog/?BlogNo=420243
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@ Hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

25 Haziran 2013 Salı

NUR TOP GİBİ ŞİKEMİZ'İN BÜYÜME ÖYKÜSÜ-1


ŞİKENİN KRONOLOJİK ÖYKÜSÜ-1

3 temmuz 2011’de  başlayan ve 24 haziran 2013’te sonlanan şike öyküsü:

Veya, şike  olayında  şık olmayan duruşların  öyküsü:
Şike soruşturmaları için başlama işareti 3 Temmuz 2011’de verildi.
  Aslında;  şike olaylarının patlak vermesini tetikleyen
  Olay 26 Nisan 2007’de Aziz Yıldırım’ın Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan maç sonrası Selçuk Dereli için söyledikleridir.
Bu bence bardağı taşırma sürecine sokan damlaların başlangıcıdır:
- Senin o FIFA kokartını ellerimle .......
- Bir daha bu stada gelemeyeceksin.
- Pozisyonları gördün, ...... döndün.
- Sana maç yönettirmeyeceğim. Yurt dışında da maç yönetemeyeceksin.
Selçuk Dereli’nin Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı suç duyurusunda, Aziz Yıldırım ile birlikte Ali Koç, Mahmut Uslu ve Murat Özaydınlı’nın ‘satılmış, tetikçi, şerefsiz, hırsız’ dediği de ifade edildi.
Ardından, yine FB ile ilgili savlar;
İşte iddialar: Teknik takipte, Fener'in; Ulm, Honved, Çaykur Rizespor ve Sion maçlarında şike yapıldığı belirlendi (13/12/2009)
Özellikle Fransız basınından şok iddiası:
Fransa'nın l'Equipe gazetesi, 200'e yakın maçın şikeli olduğu belirterek en çok şikeli maçın(29) Türk takımları tarafından yapıldığını iddia etmesi(24/11/2009).
Özellikle;  "Sivasspor çok ciddi bir şüphe altındadır. Bu Anadolu Kulübü aşırı sağcı mafyaya yakınlığı ile tanınan ve aynı zamanda FB kongre üyesi olan Mecnun Odyakmaz tarafından yönetilmektedir. Anderlecht-Sivasspor ve Fenerbahçe -Honved maçları çok şüpheli" ifadesinin kullanılması ve Belçika  takımı Anderlecht'in şikeye karışmadığının yazılması.
Tüm  bunlar Aziz Yıldırım ve FB’yi   şike soruşturmasında öne çıkarmıştır.
Bu bir bağlamda, ülkemizin futbolunun kimler tarafından nasıl  yönetildiğinin ve yönlendirildiğinin bir yansıması olarak da karşımıza çıkarıldı.
Ve;
Yıllardır yazdığım çıktı.
Diyordum ki;  ‘Türkiye’de İtalya örneği bir futbol depremi yaşanacaktır. Çünkü birileri futbolu sahadan çok saha dışında oynatıyor. Olmadık kimlikler kulüp başkanı oldu; özellikle dinden ve yoksuldan geçinirken futboldan da geçinmek isteyenler, futbolu ele geçirmek istiyor.
Bu nedenle böylesi bir şike soruşturmasını  gündeme oturtabilirler. Çünkü, ellerinde yeterli malzeme var. Futbol mafyalaşmış yapısıyla bunları tetikliyor. Düşünün; bir zamanların 5. Büyüğü Samsunspor alt liglerde tutunma savaşı verirken, en alt ligden gelen ve Türk futbolunda zerre kadar başarısı olmayan bir Anadolu takımı, kıl payı süper lig şampiyonluğunu kaçırabiliyor.’ gibisine vurgular yaptım yazılarımda…
Ve;
8 aydır büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen soruşturma kapsamında dün 11 ilde 60 merkeze operasyon düzenlendi. Aralarında F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve üç eski Federasyon yöneticisinin de bulunduğu yaklaşık 50 kişi gözaltına alındı. F.Bahçe, Sivasspor, Trabzonspor ve Beşiktaş kulüplerinde arama yapıldı(3 Temmuz 2011).
Ve;
Şike Operasyonu - Futbolun çok önemli isimleri tutuklandı!
Aziz Yıldırım  Fenerbahçe Başkanı-Şekip Mosturoğlu, Fenerbahçe İkinci Başkanı-İlhan Ekşioğlu  Fenerbahçe Yöneticisi-Cemil Turan  Fenerbahçe Altyapı Sorumlusu Mecnun Otyakmaz  Sivasspor Başkanı-Bülent Uygun Eskişehirspor Teknik Direktörü-Ümit Karan Eskişehirspor Sportif Direktörü-Korcan Çelikay  Sivasspor Kalecisi-Serdal Adalı Beşiktaş Asbaşkanı-Tayfur Havutçu Beşiktaş Teknik Direktörü-İbrahim Akın  İBB Futbolcusu İskender Alın - İBB Futbolcusu
Ve;
Türkiye’de deprem etkisi yaratan futbolda şike ve teşvik operasyonu ile ilgili iddianame açıklandı.
Yaklaşık 400 sayfalık iddianamede Aziz Yıldırım’ın ‘Haksız ekonomik çıkar sağlamak için suç  örgütü kurmakla’ suçlanıyor. İddianamede 6 kez nitelikli dolandırıcılık yapmak, 4 kez şike yapmak ve 3 kez tevşik pirimi vermekle suçlanan Aziz Yıldırım’ın 49 yıldan 132 yıla kadar hapsi isteniyor. Türkiye futbol Federasyonu Başkan vekili Göksel Gümüşdağ(Emine Erdoğan’ın ablasının damadı) da ‘şike yapmakla suçlanıyor.
Ve;
Şike iddianamesi kabul edildi.
Şike iddianamesi, istanbul 16. ağır ceza mahkemesi tarafından kabul edildi.İlk duruşma, 14 Şubat'ta yapılacak…
Şike iddianamesinde TFF Başkanvekili Göksel Gümüşdağ da sanıklar arasında yer alıyor.
İddianamede çarpıcı başlıklar da var. Başlıklardan biri de şifrelerle ilgili.
İddianamede 12.04.2011 tarihinde İlhan Ekşioğlu’nun “100 ayarlayabildim, inşaatlar için” dediği yazılmış. 'İnşaat' kelimesinin şike yapılan maçlarla ilgili şifre olarak kullanıldığı iddia ediliyor.
İddianamede İBB-Fenerbahçe maçı için Tamer Yelkovan’a ödeme talimatı verildiği de öne sürülüyor. "Sami bana gelir, Ayşe tatile çıksın" diyerek başka bir şifreden daha bahsediliyor.
Ve;
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yasayı veto etti: Şike ve teşvik pirimi için verilen 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasını 1 yıldan 3 yıla kadar indirilen yasa düzenlemesi Meclis’ten geçti. Ancak Cumhurbaşkanı yasayı veto ederek, tekrar Meclis’e gönderdi.
Ve;
Veto sonrası, tekrar TBMM’ine gönderilen  ‘Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’ yapılan açık oylama sonucu, 6 ret ve 1 çekimser oya karşın, 284 oyla Genel Kuruldan geçti.
Kanuna göre, bir spor karşılaşmasının sonucunu etkilemek için bir başkasına kazanç veya başka menfaat sağlayan kişiye verilen hapis cezası indiriliyor. Bu kişilere verilen hapis cezasında 12 yıla kadar olan üst sınır 3 yıl, 5 yıl olan alt sınır da 1 yıl olarak uygulanacak.
Ve;
İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, davaya ilişkin tensip(uygunluk) incelemesini tamamladı. Ve, Mahkeme heyeti,  futbolda şike davasında 5 aydır tutuklu bulunan; Beşiktaş yöneticisi Serdal Adalı, Beşiktaş Teknik Direktörü Tayfur Havutçu, Ümit Karan, İbrahim Akın, Ahmet Ateş, İskender Alın, Korcan Çelikay, Abdurrahman Yakut'un tahliyesine karar verdi. Mahkeme tahliyelere gerekçe olarak şike yasasında yapılan yeni değişiklikleri gösterdi. Tahliye edilen sanıklara yurt dışına çıkış yasağı getirdi. Mahkeme ayrıca, 6222 sayılı yasanın 18. maddesi gereğince seyirden yasaklama kararına karşı yapılan itirazları kabul etti ve seyirden yasaklanma cezasının kaldırılmasına hükmetti. Aralarında Olgun Peker, Aziz Yıldırım, Mehmet Şekip Mosturoğlu, Mecnun Otyakmaz ve Bülent Uygun'nun da bulunduğu 23 sanığın ise delilleri karatma ihtimalinin bulunması ve bu nedenle koruma tedbirlerinin de uygulanmasının yeterli olmayacağını gerekçe göstererek tutukluluk hallerinin devamına karar verdi…
Ve;
Kulüpler Birliği toplantısında, iddianamede ismi geçen 7 kulüp temsilcisinin çok önemli bir öneride bulunduğu bildirildi. Buna göre, şike ve teşvik iddialarına karıştığı iddia edilen kulüpler, Fenerbahçe Başkanvekili Nihat Özdemir’in önderliğinde, talimatnamenin ‘müsabaka Sonucunu etkileme’ ile ilgili 58 Madde’sinde değişikliğe gidilerek, küme düşme cezasının kaldırılmasını istedi. Yapılacak değişiklikle küme düşme cezası kaldırılacak, bunun yerine cezanın içeriği gözönüne alınılarak puan silme cezası verilecek. Yasanın Köşk’e gönderilmesi sürecinde ortak hareket eden 18 Süper Lig kulübünün güç birliği yaparak bu kararı da beraberlik içerisinde onaylanmasının istendiği, ancak bazı Süper Lig kulüplerinin temsilcilerinin, kamuoyunda yanlış algılara sebebiyet vermemek için öneriye sıcak bakmadığı bildirildi.
Ve;
İlhan Cavcav, başladı cav-cav konuşmaya:
''Gerek Galatasaray'ın gerekse Trabzonspor'un Kulüpler Birliği'nden çekilme yönündeki beyanatlarını hayret ve üzüntüyle okudum. Eğer bu iki güzide kulübün böyle niyetleri varsa, geride kalan 16 kulüp var, bence hiç mahsuru yok'' dedi.
Ve;
FB’nin dediği oldu:
Şikeye karışanın puanı silinmeyecek.küme düşürülecek.. Adı şike ve teşvike karışan takımlar küme düşürülecek.Zaten Fenerbahçe de bunu istiyordu." Puan sildirmeyiz. Suçluysak düşürün.diyordu.Şimdi gözler federasyonun kararında...
  Ve;
UEFA, normal olarak futbol federasyonlarının alacağı kararlara karışmıyor ancak gözlemcinin hazırladığı raporda herhangi bir kulübün kurtarılma çabasına dair kanaat oluşursa insiyatifini(girişim gücünü) kullanarak ceza verebiliyor...Bu cezanın içerik ve boyutunu da UEFA Tahkim Kurulu belirliyor. Ama, raporda böyle bir şüphe yoksa, UEFA; mahkemenin kararını bekliyor ve mahkeme neticesine göre karar veriyor...
Ve;
TFF Başkanı istifa etti:
"30 Ocak 2012 tarihinde yapmış olduğumuz TFF Yönetim Kurulu toplantısında, Spor Toto Süper Lig'de yer alan 17 kulübün ısrarları ve talepleri ve kamuoyundan gelen yoğun destek mesajları ile futboldaki kaos ortamının daha da derinleşmemesi için yönetime devam kararı almıştık...Ancak aynı gün akşamında, bazı spor programlarındaki yorumcuların şahsıma hakarete varan söylemlerinin dozunu artırarak seviyesiz saldırıları, devam etmem konusunda yeniden düşünmeye sevk etti….Ayrıca dün akşam bir haber kanalında, CAS Hakimi Sayın Av. Kısmet Erkiner'in açıklamalarını hayretler içerisinde izledim. Derhal bu açıklamaların doğruluğunu araştırdım ve ilgili raporun maalesef Federasyonumuza 6 Eylül ve 3 Kasım tarihlerinde ulaştığını bugün öğrendim. Böylece Sayın Erkiner'in ifadelerinin doğruluğunu tespit etmiş oldum. Kendisine uyarıları nedeniyle teşekkür ederim…UEFA yetkililerinin bize karşı farklı, CAS'ta farklı tavır almaları, UEFA gibi Avrupa futbolunun çatı örgütü olan bir kuruluşun yapmış olduğu uygulamanın, içinde bulunduğumuz ortamın ne kadar güvensiz ve samimiyetsiz olduğunu gösterdi …Bu nedenle 29 Haziran 2011'de başladığım Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı görevinden istifa ediyorum(31 Şubat 2012).
Ve,
TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, geri dönüyor:
Belli ki, amaç; Göksel Gümüşdağ’ı devre dışı bırakmakmış. Fakaaaat; Aziz yıldırım'ı kullanarak, yanı o'na verecekleri ceza sonrası-ki FB kulübünü kurtaracaklar- GS kulübüne  şike sürecine adı geçen takım olarak sokulacak ve  resmen Ali Sami Yen Arena'daki ıslık intikamı alınacaktır ve de FB taraftarı da sakinleştirilecektir. Bu resmen bir kurgu, asla komplo teorisi değil…FB kongre üyesi TFF’li M.A. A’ın bu bağlamda kurgu içinde olduğunu düşünüyorum.
Spor hukuku ile ceza hukukunu karıştırdı TFF. Bilmem belki de TFF başkanının öyle işine geliyor ve bu nedenle spor hukukunu işletmiyor ve de yargının işi  olan ceza hukukunun işlemesini bekliyor.
Tüm korkum UEFA’nın bize futbolu tümden yasaklaması. Ve birileri de çıkıp; “Kardeşim biz Cumhuriyet olduğumuzu söylüyorduk. Gördünüz biz yıkıldık Türkiye Cumhuriyet’i futbolu da yıkıldı” derler ise şaşırmayacağım. Baksana bazı yaralı yağdanlıklar Orduspor Başkanı Nedim Türkmen’i öldürürüm diye tehdit ediyormuş. Kim bu yaralı? Meğer Orduspor çalıştırıcısı Cuper için de bu grup yalan yanlış bilgilerle bize Cuper’i İtalyan mafyasının piyonu olarak gösterdi. Meğer sıkıntıları Nedim’in duruşu. Yazık ki, ne yazık?
Birileri de; Ünal Aysal’a da; bu endişelerden, böylesi karanlık kurgulardan yola çıkarak bir şeyler söylemeye, birilerine mesajlar göndermeye çalışırken, yanlış yaptırtıyorlar.
En önemlisi; şikenin nerede başladığının yanıtını verebilmektir.. Birileri diyor ki; “Şike  sahada yapılır, sahaya bakılsın…” Bu söylem resmen dalga geçmektir. Beyler, şike bal gibi saha dışında kurgulanır, yani yapılır ve sahada uygulama bulur. Sahada yansıyanlar, saha dışındaki şike kurgularıdır.
Ve;
Şike davası başladı:
Şike davası Yıldırım'ın restiyle başladı
Yıldırım, “Asıl şikeciler dışarıda. İbrahim Akın’a 100 bin euro verdiğimi söylüyorlar. Kanıtlasınlar kendimi köprüden atarım” dedi
15 Şubat 2012
Şike davasında 7 ay sonra ilk kez hakim karşısına çıkan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, futbolcu İbrahim Akın'a 100 bin Euro verdiği iddiasının ispatlanması halinde kendisini köprüden atacağını söyledi. Başkan Yıldırım "Ne şikesi, ne şike davası? Memleket elden gidiyor" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyespor futbolcusu İbrahim Akın'a 100 Bin Euro verdiğinin iddia edildiğini belirten Yıldırım, "İbrahim Akın'a 100 bin Euro verdiğimi ispatlasınlar, kendimi köprüden atarım. Hangi parayı, hangi hesap numarasına göndermişim? Ayıp, ayıp..." dedi.
Yıldırım, "Memleket elden gidiyor diye açıklamalar yapmıştım. Siz hala basında şikeden bahsediyorsunuz. Ne şikesi, ne şike davası; memleket elden gidiyor. Korkmayın, biz korkmuyoruz" dedi.
Görüyorum ki; Fenerbahçe'nin haklarını, emeklerini, işbirlikçileriyle çalarak kaçanlar, bir de bunları Fenerbahçe için yaptıklarını söylemekte ve Fenerbahçe başkan adayı olduklarını açıklamaktadırlar.
Şunu bilmelisin ki(TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlara diyor); Holding sahibi olabilirsin, TFF Başkanı olabilirsin hatta bir gün çok daha büyük mevkilerde bile olabilirsin. Ama ASLA Fenerbahçe Başkanı olamayacaksın! Sen ve senin arkandaki zihniyetin buna gücü yetmeyecek. Bizlerin mücadelesi, çektikleri, hep bu yüzdendir; Fenerbahçe'yi senin gibilere teslim etmemek içindir…Galatasaraylı işbirlikçilerinle yönetemediğin TFF'de, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi hakkını türlü oyunlarla gasp etmedin mi? Türkiye'de UEFA hakkında; UEFA'da Fenerbahçe hakkında gerçek dışı beyanlarda bulunmadın mı? Her yanlış kararın sorumluluğunu başkalarına yükleyerek yönetemediğin bu süreçte acz içine düşmedin mi?..Fenerbahçe'nin büyüklüğünü unutarak, voleybolda kazanılan başarıları kendine mal ederek, kendini FENERBAHÇE'NİN üzerinde görmedin mi? Fenerbahçe Genel Kurulu'nun seçtiği Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nu hiçe sayarak, TFF başkanı sıfatıyla, Teknik Direktörümüze, puan silme kararını dikte ettirmeye çalışıp gereken cevabı almadın mı?..Fenerbahçe'nin büyüklüğünü anlayamayan, televizyonlarda Fenerbahçe Başkanlığını parayla satın almaya kalkanların öyküleri, şanlı Fenerbahçe tarihinde yer alamaz.
Şike davasının 3. duruşmasına Aziz Yıldırım'ın geçen sezon Galatasaray ile Trabzohspor (1-0 Trabzon) ve BJK ile  Trabzonspor (2-1 Trabzon) arasında oynanan maçların incelenmesini istemesi damga vurdu.
Duruşmanın 4 günü dozu kaçırdı:
Çağlayan Adliyesi'de görülen şike davasında Aziz Yıldırım, Galatasaray'ın şike yaptığını iddia ettiği o maçı izletti.
Aziz Yıldırım savunmasında Galatasaray için şu ifadeleri de kullandı:Transfer şikesi ile suçlanıyoruz. Galatasaray bunu gelenek haline getirmiş. Bu da taraflı soruşturma olduğunu ortaya koyuyor.
Malatya'ya Doğan gönderen, Ankaragücü'nü 8-0 yenen, Denizli'ye teşvik gönderenler adaletin bekçileri oldular.
Ve;
Ünal Aysal,Aziz zırvalıklarına yanıt verdi:
Bugüne kadar gerek soruşturma aşamasında, gerekse adli makamlara intikalinden sonra bu davanın hukuki sonuçlarını etkileyebilecek en küçük bir imâda dahi bulunmaktan kaçındım, kaçındık. Olayın Galatasaray'ı ilgilendiren yegane boyutu ve tüm çabalarımız, bu konuda karar alması gereken özerk kurumların gecikmeleri durumunda Galatasaray ve Türk takımlarının bir zarar görmesi tehlikesine karşı ilgili mercileri uyarmaktan ibaret oldu. Hatırlamanız gerekir, 3 Temmuz'dan 24 saat sonra yaptığımız açıklamada tüm Galatasaray camiasından rekabet duyguları içinde hareket etmemelerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmelerini özellikle rica etmiştim. Bunu spor anlayışımın gereği olduğu kadar toplumsal aşırılıkları önceden engellemek ve meseleyi tırmandırıp nefret duygularının tırmanmamasını sağlamak için yaptım. Sayın Yıldırım, sizin Başkan olarak temsil ettiğiniz kurum bir spor kulübü, herhangi bir şirket değil. Dolayısıyla sadece yargı kurumlarına ve ceza yasalarına tâbi değilsiniz. Ülke içinde TFF ve uluslararası alanda UEFA ve FIFA kurallarına tâbisiniz. Eğer bir spor kulübü değil de, bir özel şirket söz konusu olsaydı sportif kararlar için davanın sonunu beklemek en doğal hakkınız olurdu. Ama ne yazık ki taşıdığınız sıfat, temsil ettiğiniz kurumun başka sorumlulukları ve futbol dünyasının başka kuralları var.
Sayın Yıldırım, sizi destekleyen saf ve temiz taraftarlarınız, etkinizdeki bazı medya mensupları ne denli alet olurlarsa olsunlar, bizlerin görevi onları kullanıp başkalarına çamur atarak futbolumuzu daha da kirletmek değil, temize çıkması için gayret sarfetmektir.
Suçsuzluğunuzu kanıtlayıp bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı dilerim.
Aziz bey işin içine Galatasaray’ı kattığı noktada tutarlı duruşunu bozuyor. Lütfen bir şey yaparken şu GS fobisini üzerinizden atın, daha başarılı olursunuz. inanın bugüne dek gösterdiğiniz dik duruşunuzu bozdunuz.
Kusura bakmasın ama, Galatasaray başkanının şu söylediklerini ‘Aziz beyin o duruşu nedeniyle ‘ kimse eleştiremez: "Galatasaray- Trabzonspor maçına da bakılması lazım" diyor. Ben de sadece; bakılsın o zaman diyorum. Kimse kendi üzerindeki lekeyi başkasına bulaştırarak kendini temizleyemez. Başkanın böyle konuşması yadırgıyorum. Elinizde bir kanıtınız olması lazım.”
Ve:
Demirören TFF Başkan;
Futbol Federasyonu’nun 41. başkanı olan Yıldırım Demirören, “UEFA ile diyaloglarımızı en iyi şekilde kurup kaostan çıkmanın yolunu arayacağız” dedi. Yeni başkan, şike konusunda Etik Kurulu raporunu aldıktan sonra Avrupa futbolunun patronu ile yeniden pazarlığa oturarak yeni bir yol haritası çizecek.
Yönetim kurulu asil üyeler: Yıldırım Demirören(İşadamı) Servet Yardımcı(İşadamı), Mehmet Ufuk Özerten(Mühendiİşadamı)), Arif Koşar(İşadamı), Fethi Heper(Prf. Dr), Ergün Tekin(İşadamı),, Hakan Kanık(İşadamı),, Cengiz Zülfikaroğlu(Tüccar), Mehmet Baykan(Spor Gn. Md), Selim Koray(İşadamı),, Taylan Üner(Avukat-İşadamı), Faruk Öksüz(Avukat-İşadamı), Mustafa Beyazlı(Tüccar), Talat Yılmaz(Mühendis-İşadamı), Edip Eren(Mühendis-İşadamı).
Yönetimin %90’ı İşadamı ve Tüccar. Allah aşkına nerde, spor adamları. Futbolumuzu Tüccarlar mı yönetiyor.
Yıldırım Demirören başkanlığındaki Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), şike konusunda karar almak için yargı kararını bekleyecek. UEFA'nın "Karar verin" diretmesi en büyük sorun olacak. Buna karşı, UEFA'nın ikna edilmesine çalışılacak. Eğer UEFA ceza konusunda direnirse, ceza almayı göze alıp TFF, UEFA'ya karşı da direnecek”0 Şubat 2012).
Belli ki, BJK’de bu işin içinde. FB ve BJK yanacaksa, Türk futbolu da yansın mantığı. Buna izin vereceklerini zannetmiyorum, dinden geçinirken futboldan da geçinmeye başlayanlar.
Topumuzun dünyaya getirdiği nur topu gibi şike yasasının yarattığı 5-12 ve 1-3 sendromu:

“Doğru olan; yanlışı yok ederken, bir başka yanlışın önünün açmamaktır”
“Bir  yanlış yok edilirken, bir başka yanlış besleniyorsa, doğruları yok ediyorsun demektir”
Şike operasyonundan bu yana, hep bu iki tümceyi kafamdan geçirir oldum.
Yazı başlığındaki  ‘topumuzun’ sözcüğü, futbol topu olarak algılanacağı gibi, ‘hepimizin’, yani futbolla ilgisi olan; taraftar, yönetici, topçu, çalıştırıcı ve ilgili kurum ve kuruluşların, tümünün bu ‘nur topu gibi şikenin’ dünyaya gelmesinde katkısı olduğu anlamında da algılanabilir. Ben ikincisini algılatmaya çalıştım. Siz istediğiniz gibi algılayabilirsiniz.
“Nedir bu ikinci algılatmalar?” diye soracağına sen de benim gibi düşün, bulursun. Bulman için küçük bir veri; ‘Taraftarı olduğunuz takım, maçı kazansın da nasıl kazanırsa kazansın, esas alınan puan veya puanlardır’ ilkesini hepemizi içten içe benimseyenleriz. Bu zaafımızı bilenler, futbolu siyasi ve ekonomik rant aracı haline getirmekten çekınmezler.
Şamil Tayyar ve Mehmet Baransu; kim bunlar? Ergenekonda bunlar, futbolda bunlar…
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@ Hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

ŞİKENİN KRONOLOJİK ÖYKÜSÜ-1



ŞİKENİN KRONOLOJİK ÖYKÜSÜ-1

3 temmuz 2011’de  başlayan ve 24 haziran 2013’te sonlanan şike öyküsü:

Veya, şike  olayında  şık olmayan duruşların  öyküsü:
Şike soruşturmaları için başlama işareti 3 Temmuz 2011’de verildi.
  Aslında;  şike olaylarının patlak vermesini tetikleyen
  Olay 26 Nisan 2007’de Aziz Yıldırım’ın Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan maç sonrası Selçuk Dereli için söyledikleridir.
Bu bence bardağı taşırma sürecine sokan damlaların başlangıcıdır:
- Senin o FIFA kokartını ellerimle .......
- Bir daha bu stada gelemeyeceksin.
- Pozisyonları gördün, ...... döndün.
- Sana maç yönettirmeyeceğim. Yurt dışında da maç yönetemeyeceksin.
Selçuk Dereli’nin Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı suç duyurusunda, Aziz Yıldırım ile birlikte Ali Koç, Mahmut Uslu ve Murat Özaydınlı’nın ‘satılmış, tetikçi, şerefsiz, hırsız’ dediği de ifade edildi.
Ardından, yine FB ile ilgili savlar;
İşte iddialar: Teknik takipte, Fener'in; Ulm, Honved, Çaykur Rizespor ve Sion maçlarında şike yapıldığı belirlendi (13/12/2009)
Özellikle Fransız basınından şok iddiası:
Fransa'nın l'Equipe gazetesi, 200'e yakın maçın şikeli olduğu belirterek en çok şikeli maçın(29) Türk takımları tarafından yapıldığını iddia etmesi(24/11/2009).
Özellikle;  "Sivasspor çok ciddi bir şüphe altındadır. Bu Anadolu Kulübü aşırı sağcı mafyaya yakınlığı ile tanınan ve aynı zamanda FB kongre üyesi olan Mecnun Odyakmaz tarafından yönetilmektedir. Anderlecht-Sivasspor ve Fenerbahçe -Honved maçları çok şüpheli" ifadesinin kullanılması ve Belçika  takımı Anderlecht'in şikeye karışmadığının yazılması.
Tüm  bunlar Aziz Yıldırım ve FB’yi   şike soruşturmasında öne çıkarmıştır.
Bu bir bağlamda, ülkemizin futbolunun kimler tarafından nasıl  yönetildiğinin ve yönlendirildiğinin bir yansıması olarak da karşımıza çıkarıldı.
Ve;
Yıllardır yazdığım çıktı.
Diyordum ki;  ‘Türkiye’de İtalya örneği bir futbol depremi yaşanacaktır. Çünkü birileri futbolu sahadan çok saha dışında oynatıyor. Olmadık kimlikler kulüp başkanı oldu; özellikle dinden ve yoksuldan geçinirken futboldan da geçinmek isteyenler, futbolu ele geçirmek istiyor.
Bu nedenle böylesi bir şike soruşturmasını  gündeme oturtabilirler. Çünkü, ellerinde yeterli malzeme var. Futbol mafyalaşmış yapısıyla bunları tetikliyor. Düşünün; bir zamanların 5. Büyüğü Samsunspor alt liglerde tutunma savaşı verirken, en alt ligden gelen ve Türk futbolunda zerre kadar başarısı olmayan bir Anadolu takımı, kıl payı süper lig şampiyonluğunu kaçırabiliyor.’ gibisine vurgular yaptım yazılarımda…
Ve;
8 aydır büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen soruşturma kapsamında dün 11 ilde 60 merkeze operasyon düzenlendi. Aralarında F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve üç eski Federasyon yöneticisinin de bulunduğu yaklaşık 50 kişi gözaltına alındı. F.Bahçe, Sivasspor, Trabzonspor ve Beşiktaş kulüplerinde arama yapıldı(3 Temmuz 2011).
Ve;
Şike Operasyonu - Futbolun çok önemli isimleri tutuklandı!
Aziz Yıldırım  Fenerbahçe Başkanı-Şekip Mosturoğlu, Fenerbahçe İkinci Başkanı-İlhan Ekşioğlu  Fenerbahçe Yöneticisi-Cemil Turan  Fenerbahçe Altyapı Sorumlusu Mecnun Otyakmaz  Sivasspor Başkanı-Bülent Uygun Eskişehirspor Teknik Direktörü-Ümit Karan Eskişehirspor Sportif Direktörü-Korcan Çelikay  Sivasspor Kalecisi-Serdal Adalı Beşiktaş Asbaşkanı-Tayfur Havutçu Beşiktaş Teknik Direktörü-İbrahim Akın  İBB Futbolcusu İskender Alın - İBB Futbolcusu
Ve;
Türkiye’de deprem etkisi yaratan futbolda şike ve teşvik operasyonu ile ilgili iddianame açıklandı.
Yaklaşık 400 sayfalık iddianamede Aziz Yıldırım’ın ‘Haksız ekonomik çıkar sağlamak için suç  örgütü kurmakla’ suçlanıyor. İddianamede 6 kez nitelikli dolandırıcılık yapmak, 4 kez şike yapmak ve 3 kez tevşik pirimi vermekle suçlanan Aziz Yıldırım’ın 49 yıldan 132 yıla kadar hapsi isteniyor. Türkiye futbol Federasyonu Başkan vekili Göksel Gümüşdağ(Emine Erdoğan’ın ablasının damadı) da ‘şike yapmakla suçlanıyor.
Ve;
Şike iddianamesi kabul edildi.
Şike iddianamesi, istanbul 16. ağır ceza mahkemesi tarafından kabul edildi.İlk duruşma, 14 Şubat'ta yapılacak…
Şike iddianamesinde TFF Başkanvekili Göksel Gümüşdağ da sanıklar arasında yer alıyor.
İddianamede çarpıcı başlıklar da var. Başlıklardan biri de şifrelerle ilgili.
İddianamede 12.04.2011 tarihinde İlhan Ekşioğlu’nun “100 ayarlayabildim, inşaatlar için” dediği yazılmış. 'İnşaat' kelimesinin şike yapılan maçlarla ilgili şifre olarak kullanıldığı iddia ediliyor.
İddianamede İBB-Fenerbahçe maçı için Tamer Yelkovan’a ödeme talimatı verildiği de öne sürülüyor. "Sami bana gelir, Ayşe tatile çıksın" diyerek başka bir şifreden daha bahsediliyor.
Ve;
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yasayı veto etti: Şike ve teşvik pirimi için verilen 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasını 1 yıldan 3 yıla kadar indirilen yasa düzenlemesi Meclis’ten geçti. Ancak Cumhurbaşkanı yasayı veto ederek, tekrar Meclis’e gönderdi.
Ve;
Veto sonrası, tekrar TBMM’ine gönderilen  ‘Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’ yapılan açık oylama sonucu, 6 ret ve 1 çekimser oya karşın, 284 oyla Genel Kuruldan geçti.
Kanuna göre, bir spor karşılaşmasının sonucunu etkilemek için bir başkasına kazanç veya başka menfaat sağlayan kişiye verilen hapis cezası indiriliyor. Bu kişilere verilen hapis cezasında 12 yıla kadar olan üst sınır 3 yıl, 5 yıl olan alt sınır da 1 yıl olarak uygulanacak.
Ve;
İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, davaya ilişkin tensip(uygunluk) incelemesini tamamladı. Ve, Mahkeme heyeti,  futbolda şike davasında 5 aydır tutuklu bulunan; Beşiktaş yöneticisi Serdal Adalı, Beşiktaş Teknik Direktörü Tayfur Havutçu, Ümit Karan, İbrahim Akın, Ahmet Ateş, İskender Alın, Korcan Çelikay, Abdurrahman Yakut'un tahliyesine karar verdi. Mahkeme tahliyelere gerekçe olarak şike yasasında yapılan yeni değişiklikleri gösterdi. Tahliye edilen sanıklara yurt dışına çıkış yasağı getirdi. Mahkeme ayrıca, 6222 sayılı yasanın 18. maddesi gereğince seyirden yasaklama kararına karşı yapılan itirazları kabul etti ve seyirden yasaklanma cezasının kaldırılmasına hükmetti. Aralarında Olgun Peker, Aziz Yıldırım, Mehmet Şekip Mosturoğlu, Mecnun Otyakmaz ve Bülent Uygun'nun da bulunduğu 23 sanığın ise delilleri karatma ihtimalinin bulunması ve bu nedenle koruma tedbirlerinin de uygulanmasının yeterli olmayacağını gerekçe göstererek tutukluluk hallerinin devamına karar verdi…
Ve;
Kulüpler Birliği toplantısında, iddianamede ismi geçen 7 kulüp temsilcisinin çok önemli bir öneride bulunduğu bildirildi. Buna göre, şike ve teşvik iddialarına karıştığı iddia edilen kulüpler, Fenerbahçe Başkanvekili Nihat Özdemir’in önderliğinde, talimatnamenin ‘müsabaka Sonucunu etkileme’ ile ilgili 58 Madde’sinde değişikliğe gidilerek, küme düşme cezasının kaldırılmasını istedi. Yapılacak değişiklikle küme düşme cezası kaldırılacak, bunun yerine cezanın içeriği gözönüne alınılarak puan silme cezası verilecek. Yasanın Köşk’e gönderilmesi sürecinde ortak hareket eden 18 Süper Lig kulübünün güç birliği yaparak bu kararı da beraberlik içerisinde onaylanmasının istendiği, ancak bazı Süper Lig kulüplerinin temsilcilerinin, kamuoyunda yanlış algılara sebebiyet vermemek için öneriye sıcak bakmadığı bildirildi.
Ve;
İlhan Cavcav, başladı cav-cav konuşmaya:
''Gerek Galatasaray'ın gerekse Trabzonspor'un Kulüpler Birliği'nden çekilme yönündeki beyanatlarını hayret ve üzüntüyle okudum. Eğer bu iki güzide kulübün böyle niyetleri varsa, geride kalan 16 kulüp var, bence hiç mahsuru yok'' dedi.
Ve;
FB’nin dediği oldu:
Şikeye karışanın puanı silinmeyecek.küme düşürülecek.. Adı şike ve teşvike karışan takımlar küme düşürülecek.Zaten Fenerbahçe de bunu istiyordu." Puan sildirmeyiz. Suçluysak düşürün.diyordu.Şimdi gözler federasyonun kararında...
  Ve;
UEFA, normal olarak futbol federasyonlarının alacağı kararlara karışmıyor ancak gözlemcinin hazırladığı raporda herhangi bir kulübün kurtarılma çabasına dair kanaat oluşursa insiyatifini(girişim gücünü) kullanarak ceza verebiliyor...Bu cezanın içerik ve boyutunu da UEFA Tahkim Kurulu belirliyor. Ama, raporda böyle bir şüphe yoksa, UEFA; mahkemenin kararını bekliyor ve mahkeme neticesine göre karar veriyor...
Ve;
TFF Başkanı istifa etti:
"30 Ocak 2012 tarihinde yapmış olduğumuz TFF Yönetim Kurulu toplantısında, Spor Toto Süper Lig'de yer alan 17 kulübün ısrarları ve talepleri ve kamuoyundan gelen yoğun destek mesajları ile futboldaki kaos ortamının daha da derinleşmemesi için yönetime devam kararı almıştık...Ancak aynı gün akşamında, bazı spor programlarındaki yorumcuların şahsıma hakarete varan söylemlerinin dozunu artırarak seviyesiz saldırıları, devam etmem konusunda yeniden düşünmeye sevk etti….Ayrıca dün akşam bir haber kanalında, CAS Hakimi Sayın Av. Kısmet Erkiner'in açıklamalarını hayretler içerisinde izledim. Derhal bu açıklamaların doğruluğunu araştırdım ve ilgili raporun maalesef Federasyonumuza 6 Eylül ve 3 Kasım tarihlerinde ulaştığını bugün öğrendim. Böylece Sayın Erkiner'in ifadelerinin doğruluğunu tespit etmiş oldum. Kendisine uyarıları nedeniyle teşekkür ederim…UEFA yetkililerinin bize karşı farklı, CAS'ta farklı tavır almaları, UEFA gibi Avrupa futbolunun çatı örgütü olan bir kuruluşun yapmış olduğu uygulamanın, içinde bulunduğumuz ortamın ne kadar güvensiz ve samimiyetsiz olduğunu gösterdi …Bu nedenle 29 Haziran 2011'de başladığım Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı görevinden istifa ediyorum(31 Şubat 2012).
Ve,
TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, geri dönüyor:
Belli ki, amaç; Göksel Gümüşdağ’ı devre dışı bırakmakmış. Fakaaaat; Aziz yıldırım'ı kullanarak, yanı o'na verecekleri ceza sonrası-ki FB kulübünü kurtaracaklar- GS kulübüne  şike sürecine adı geçen takım olarak sokulacak ve  resmen Ali Sami Yen Arena'daki ıslık intikamı alınacaktır ve de FB taraftarı da sakinleştirilecektir. Bu resmen bir kurgu, asla komplo teorisi değil…FB kongre üyesi TFF’li M.A. A’ın bu bağlamda kurgu içinde olduğunu düşünüyorum.
Spor hukuku ile ceza hukukunu karıştırdı TFF. Bilmem belki de TFF başkanının öyle işine geliyor ve bu nedenle spor hukukunu işletmiyor ve de yargının işi  olan ceza hukukunun işlemesini bekliyor.
Tüm korkum UEFA’nın bize futbolu tümden yasaklaması. Ve birileri de çıkıp; “Kardeşim biz Cumhuriyet olduğumuzu söylüyorduk. Gördünüz biz yıkıldık Türkiye Cumhuriyet’i futbolu da yıkıldı” derler ise şaşırmayacağım. Baksana bazı yaralı yağdanlıklar Orduspor Başkanı Nedim Türkmen’i öldürürüm diye tehdit ediyormuş. Kim bu yaralı? Meğer Orduspor çalıştırıcısı Cuper için de bu grup yalan yanlış bilgilerle bize Cuper’i İtalyan mafyasının piyonu olarak gösterdi. Meğer sıkıntıları Nedim’in duruşu. Yazık ki, ne yazık?
Birileri de; Ünal Aysal’a da; bu endişelerden, böylesi karanlık kurgulardan yola çıkarak bir şeyler söylemeye, birilerine mesajlar göndermeye çalışırken, yanlış yaptırtıyorlar.
En önemlisi; şikenin nerede başladığının yanıtını verebilmektir.. Birileri diyor ki; “Şike  sahada yapılır, sahaya bakılsın…” Bu söylem resmen dalga geçmektir. Beyler, şike bal gibi saha dışında kurgulanır, yani yapılır ve sahada uygulama bulur. Sahada yansıyanlar, saha dışındaki şike kurgularıdır.
Ve;
Şike davası başladı:
Şike davası Yıldırım'ın restiyle başladı
Yıldırım, “Asıl şikeciler dışarıda. İbrahim Akın’a 100 bin euro verdiğimi söylüyorlar. Kanıtlasınlar kendimi köprüden atarım” dedi
15 Şubat 2012
Şike davasında 7 ay sonra ilk kez hakim karşısına çıkan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, futbolcu İbrahim Akın'a 100 bin Euro verdiği iddiasının ispatlanması halinde kendisini köprüden atacağını söyledi. Başkan Yıldırım "Ne şikesi, ne şike davası? Memleket elden gidiyor" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyespor futbolcusu İbrahim Akın'a 100 Bin Euro verdiğinin iddia edildiğini belirten Yıldırım, "İbrahim Akın'a 100 bin Euro verdiğimi ispatlasınlar, kendimi köprüden atarım. Hangi parayı, hangi hesap numarasına göndermişim? Ayıp, ayıp..." dedi.
Yıldırım, "Memleket elden gidiyor diye açıklamalar yapmıştım. Siz hala basında şikeden bahsediyorsunuz. Ne şikesi, ne şike davası; memleket elden gidiyor. Korkmayın, biz korkmuyoruz" dedi.
Görüyorum ki; Fenerbahçe'nin haklarını, emeklerini, işbirlikçileriyle çalarak kaçanlar, bir de bunları Fenerbahçe için yaptıklarını söylemekte ve Fenerbahçe başkan adayı olduklarını açıklamaktadırlar.
Şunu bilmelisin ki(TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlara diyor); Holding sahibi olabilirsin, TFF Başkanı olabilirsin hatta bir gün çok daha büyük mevkilerde bile olabilirsin. Ama ASLA Fenerbahçe Başkanı olamayacaksın! Sen ve senin arkandaki zihniyetin buna gücü yetmeyecek. Bizlerin mücadelesi, çektikleri, hep bu yüzdendir; Fenerbahçe'yi senin gibilere teslim etmemek içindir…Galatasaraylı işbirlikçilerinle yönetemediğin TFF'de, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi hakkını türlü oyunlarla gasp etmedin mi? Türkiye'de UEFA hakkında; UEFA'da Fenerbahçe hakkında gerçek dışı beyanlarda bulunmadın mı? Her yanlış kararın sorumluluğunu başkalarına yükleyerek yönetemediğin bu süreçte acz içine düşmedin mi?..Fenerbahçe'nin büyüklüğünü unutarak, voleybolda kazanılan başarıları kendine mal ederek, kendini FENERBAHÇE'NİN üzerinde görmedin mi? Fenerbahçe Genel Kurulu'nun seçtiği Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nu hiçe sayarak, TFF başkanı sıfatıyla, Teknik Direktörümüze, puan silme kararını dikte ettirmeye çalışıp gereken cevabı almadın mı?..Fenerbahçe'nin büyüklüğünü anlayamayan, televizyonlarda Fenerbahçe Başkanlığını parayla satın almaya kalkanların öyküleri, şanlı Fenerbahçe tarihinde yer alamaz.
Şike davasının 3. duruşmasına Aziz Yıldırım'ın geçen sezon Galatasaray ile Trabzohspor (1-0 Trabzon) ve BJK ile  Trabzonspor (2-1 Trabzon) arasında oynanan maçların incelenmesini istemesi damga vurdu.
Duruşmanın 4 günü dozu kaçırdı:
Çağlayan Adliyesi'de görülen şike davasında Aziz Yıldırım, Galatasaray'ın şike yaptığını iddia ettiği o maçı izletti.
Aziz Yıldırım savunmasında Galatasaray için şu ifadeleri de kullandı:Transfer şikesi ile suçlanıyoruz. Galatasaray bunu gelenek haline getirmiş. Bu da taraflı soruşturma olduğunu ortaya koyuyor.
Malatya'ya Doğan gönderen, Ankaragücü'nü 8-0 yenen, Denizli'ye teşvik gönderenler adaletin bekçileri oldular.
Ve;
Ünal Aysal,Aziz zırvalıklarına yanıt verdi:
Bugüne kadar gerek soruşturma aşamasında, gerekse adli makamlara intikalinden sonra bu davanın hukuki sonuçlarını etkileyebilecek en küçük bir imâda dahi bulunmaktan kaçındım, kaçındık. Olayın Galatasaray'ı ilgilendiren yegane boyutu ve tüm çabalarımız, bu konuda karar alması gereken özerk kurumların gecikmeleri durumunda Galatasaray ve Türk takımlarının bir zarar görmesi tehlikesine karşı ilgili mercileri uyarmaktan ibaret oldu. Hatırlamanız gerekir, 3 Temmuz'dan 24 saat sonra yaptığımız açıklamada tüm Galatasaray camiasından rekabet duyguları içinde hareket etmemelerini ve soğukkanlılıklarını muhafaza etmelerini özellikle rica etmiştim. Bunu spor anlayışımın gereği olduğu kadar toplumsal aşırılıkları önceden engellemek ve meseleyi tırmandırıp nefret duygularının tırmanmamasını sağlamak için yaptım. Sayın Yıldırım, sizin Başkan olarak temsil ettiğiniz kurum bir spor kulübü, herhangi bir şirket değil. Dolayısıyla sadece yargı kurumlarına ve ceza yasalarına tâbi değilsiniz. Ülke içinde TFF ve uluslararası alanda UEFA ve FIFA kurallarına tâbisiniz. Eğer bir spor kulübü değil de, bir özel şirket söz konusu olsaydı sportif kararlar için davanın sonunu beklemek en doğal hakkınız olurdu. Ama ne yazık ki taşıdığınız sıfat, temsil ettiğiniz kurumun başka sorumlulukları ve futbol dünyasının başka kuralları var.
Sayın Yıldırım, sizi destekleyen saf ve temiz taraftarlarınız, etkinizdeki bazı medya mensupları ne denli alet olurlarsa olsunlar, bizlerin görevi onları kullanıp başkalarına çamur atarak futbolumuzu daha da kirletmek değil, temize çıkması için gayret sarfetmektir.
Suçsuzluğunuzu kanıtlayıp bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı dilerim.
Aziz bey işin içine Galatasaray’ı kattığı noktada tutarlı duruşunu bozuyor. Lütfen bir şey yaparken şu GS fobisini üzerinizden atın, daha başarılı olursunuz. inanın bugüne dek gösterdiğiniz dik duruşunuzu bozdunuz.
Kusura bakmasın ama, Galatasaray başkanının şu söylediklerini ‘Aziz beyin o duruşu nedeniyle ‘ kimse eleştiremez: "Galatasaray- Trabzonspor maçına da bakılması lazım" diyor. Ben de sadece; bakılsın o zaman diyorum. Kimse kendi üzerindeki lekeyi başkasına bulaştırarak kendini temizleyemez. Başkanın böyle konuşması yadırgıyorum. Elinizde bir kanıtınız olması lazım.”
Ve:
Demirören TFF Başkan;
Futbol Federasyonu’nun 41. başkanı olan Yıldırım Demirören, “UEFA ile diyaloglarımızı en iyi şekilde kurup kaostan çıkmanın yolunu arayacağız” dedi. Yeni başkan, şike konusunda Etik Kurulu raporunu aldıktan sonra Avrupa futbolunun patronu ile yeniden pazarlığa oturarak yeni bir yol haritası çizecek.
Yönetim kurulu asil üyeler: Yıldırım Demirören(İşadamı) Servet Yardımcı(İşadamı), Mehmet Ufuk Özerten(Mühendiİşadamı)), Arif Koşar(İşadamı), Fethi Heper(Prf. Dr), Ergün Tekin(İşadamı),, Hakan Kanık(İşadamı),, Cengiz Zülfikaroğlu(Tüccar), Mehmet Baykan(Spor Gn. Md), Selim Koray(İşadamı),, Taylan Üner(Avukat-İşadamı), Faruk Öksüz(Avukat-İşadamı), Mustafa Beyazlı(Tüccar), Talat Yılmaz(Mühendis-İşadamı), Edip Eren(Mühendis-İşadamı).
Yönetimin %90’ı İşadamı ve Tüccar. Allah aşkına nerde, spor adamları. Futbolumuzu Tüccarlar mı yönetiyor.
Yıldırım Demirören başkanlığındaki Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), şike konusunda karar almak için yargı kararını bekleyecek. UEFA'nın "Karar verin" diretmesi en büyük sorun olacak. Buna karşı, UEFA'nın ikna edilmesine çalışılacak. Eğer UEFA ceza konusunda direnirse, ceza almayı göze alıp TFF, UEFA'ya karşı da direnecek”0 Şubat 2012).
Belli ki, BJK’de bu işin içinde. FB ve BJK yanacaksa, Türk futbolu da yansın mantığı. Buna izin vereceklerini zannetmiyorum, dinden geçinirken futboldan da geçinmeye başlayanlar.
Topumuzun dünyaya getirdiği nur topu gibi şike yasasının yarattığı 5-12 ve 1-3 sendromu:

“Doğru olan; yanlışı yok ederken, bir başka yanlışın önünün açmamaktır”
“Bir  yanlış yok edilirken, bir başka yanlış besleniyorsa, doğruları yok ediyorsun demektir”
Şike operasyonundan bu yana, hep bu iki tümceyi kafamdan geçirir oldum.
Yazı başlığındaki  ‘topumuzun’ sözcüğü, futbol topu olarak algılanacağı gibi, ‘hepimizin’, yani futbolla ilgisi olan; taraftar, yönetici, topçu, çalıştırıcı ve ilgili kurum ve kuruluşların, tümünün bu ‘nur topu gibi şikenin’ dünyaya gelmesinde katkısı olduğu anlamında da algılanabilir. Ben ikincisini algılatmaya çalıştım. Siz istediğiniz gibi algılayabilirsiniz.
“Nedir bu ikinci algılatmalar?” diye soracağına sen de benim gibi düşün, bulursun. Bulman için küçük bir veri; ‘Taraftarı olduğunuz takım, maçı kazansın da nasıl kazanırsa kazansın, esas alınan puan veya puanlardır’ ilkesini hepemizi içten içe benimseyenleriz. Bu zaafımızı bilenler, futbolu siyasi ve ekonomik rant aracı haline getirmekten çekınmezler.
Şamil Tayyar ve Mehmet Baransu; kim bunlar? Ergenekonda bunlar, futbolda bunlar…
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@ Hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32