30 Ağustos 2013 Cuma

GALATASARAY 3 MAÇTA 5 PUAN TOPLAYBİLDİ

GALATASARAY YENİLMİYOR FAKAT PUAN KAYBEDİYOR

Öncelikle; tüm ulusumuzun ’30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlar, nice nitel kurtuluşlar dileğiyle, büyük önder Atatürk’e, Silah arkadaşlarına ve Anadolu insanına teşekkür ederim.
İkincisi; Galatasaray’ın ebedi dostu, ezeli rakibi Fenerbahçe ve BJK’ye ‘UEFA’ tarafından verilen Avrupa’dan men cezaları nedeniyle geçmiş olsun diyorum. Fenerbehçenin ve Beşiktaşın  vefakâr ve cefakâr taraftarlarının takımlarına  eskisinden daha çok sahip çıkarak, bu olumsuz olguyu asla akıllarına getirmeyerek, FB ve BJK’yi daha ileri taşıyacağına inanıyorum. Bu ceza, inanın tüm samimiyetimle söylüyorum, salt FB veBJK’ye değil tüm Anadolu taraftarlarına verilen cezadır..
Üçüncüsü; Avrupa Şampiyonlar Lig kuralarında, Juventus, Real Madrit ve Köpenhag ile oynayacak Galatasaray’a başarılar diliyorum.
Galatasaray ve Eskişehir 30 Ağustos 2013’te Süper Ligin üçüncü maçını oynadılar. Her iki takımda ilk yarı, sistemlerini oturtamadılar. Galatasaray, Bursspor maçının ikinci yarısındaki kötü oyununu Eskişehir maçının ilk yarısında da sürdürdü.
Selçuk’de düşüş var. Burak biliyorsunuz, pozisyonları yaratan dağil de, pozisyonları değerlendiren k karaktere sahip. Pozisyonlar bulamadı, çünkü pozisyon yaratacak kaçışlar yapamadı. Takımın yine en iyi Drogba ve Gökhan Zan idi. Sneijder, ehh, Eboue yatmadığı anlarda fena değil..
Cüneyt Çakır Galatasaray’ golünü 43’te resmen faul yapıldı yanılgısıyla yedi. Burak’ın da son saniyedeki pozisyonu ofsayt değildi.
İşin özü, ilk yarı ne Cimbom, ne de Es-Es iyi idi.
İkinci yarı golü atan, yatar ve 3 puanı kapar..
Olmadı, çünkü  ne atan, ne yatan ve ne de kapan oldu.
GS, ikinci yarı daha önde basan, pres yapan takım görüntüsü verdi, fakat stoper Gökhan Zan sakatlanınca, üçlü forvetini koruyamadı, çünkü ikinci yarı Burak’ı çıkarmış, yerine kesinlikle Umut veya Emre hamlesi yapacaktı, yapamadı.
Terim’in bu yıl işi zor. Düşünün, Şampiyonlar ligi, Süper Lig ve Ziraat kupası maçları varken bir de üstüne ulusal takım maçlarını yüklediler. Sanki birileri Terim’i değil de, Terim üzerinden Aysal’ı, Aysal üzerinden de Galatasaray’ı zorda bıraktı ve Terim de ‘nedeni bilinmez’ buna evet dedi.
Bu yıl Kasımpaşa ve Beşiktaş’a bir kıyak geçilir mi? BJK’nin önümüzdeki dönem Avrupa sahalarına gidebileceğini aklıma getirince, aklıma hep önceki BJK baykanı ve şimdinin TFF başakanı gelmiyor değil.
Sakın ha; Terim ulusal takımın başında, hakemler toleranslı davranır düşünmeyin. Gördünüz bugün, Cüneyt Çakır’ı ve balans ayarlarını; Galatasaray’ın bir penaltısını, bir golünü resmen yedi.  Tarık’ın Burak’a hareketi resmen penaltı idi. Sneijder golü atmazdan önce, Hakan Balta rakibine asla faul olacak darbe vurmadı. Penaltıya Tümer Metin itiraz ediyor, eee kolay mı E.Toroğlu ve A.Çakar olmak, olacak çocuk yorumudan belli olur.
Es-Es’in 2 puan kaybetmesine; a- Berbat saha, b- Ayakkabı tercihleri, c- Erkan Zengin’in oynayamaması ve d- Tecrübesiz oyuncular.

Galatasar’in 2 puan kaybetmesine ; a- Berbat saha, b-Ayakkabı tercihleri, c- Hakem neden oldu, Es-Es’in kalecisi  ve d- Şansızlık(Drogbanın direkten dönen şutu, Sneijder’in şutunu kalecinin çıkarması, Melo’nun boş kale yerine…) ve e-Terim’in sürekli forvet sayısıyla oynaması.
Terim, geçen hafta Drogba’yı oyundan alarak tek forvete dönüş hatasını, bu sefer Burak’ı alarak yaptı. Bana göre GS çift forvet ve bu çiftin arkasında bir forvet ile, yanı tandemli üç forvet oynamalı. Bu üçlü forvetin yanı sıra sağ ve sol kanat bindirmeleri yapacak Eboue ve Hakan Balta’yı hızlandırması gerekir.
Terim’in bir hatası da, Hamit’in yerine Engin Baytar’ı sahaya sürmesi. Hata idi, çünkü geçen sezon süper kupa maçında Cüneyt Çakır’ın yakasına yapışmış ve 12 maç ceza almıştı Engin; böylesi bir psikolojiye sahip bir oyuncu ne kadar verimli olur ki.
Ambrabat, resmen berbat; topu kanattan getirmesi iyi, fakat, ceza sahasına attığı hiçbir topu forvet alamadı, yanı kendine ait son vuruşlarda berbat.
Her ne ise, Galatasaray 3. Sezondur Es-Es ile 0-0 berabere kalarak 2 puan verdi.
Terim’in, doğrusu Galatasray’in işi zor.
Stat:Atatürk
Hakemler:Cüneyt Çakır Xx, Bahattin Duran Xx, Tarık Ongun Xx
Eskişehirspor:Boffin Xx, Veysel Xx, Diego Xx, Akaminko Xx, Tarık Xx (Serol Dk. 90+4 ?), Ndiaye Xx, Aytaç Xx, Erkan Xx, Erkut Xx (Özgür Dk. 67 X), Necati X (Bienvenu Dk. 67 X), Kamara Xx
Yedekler:Kayacan, Sezgin, Abdulaziz, Hüseyin
Teknik Direktör:Ertuğrul Sağlam
Galatasaray:Muslera Xx, Eboue Xx, Gökhan Xx (Ceyhun Dk. 57 X), Semih Xx, Hakan Xx, Engin X (Sabri Dk. 46 X), Melo Xx, Selçuk Xx, Sneijder Xx, Burak X (Amrabat Dk. 46 X), Drogba X
Yedekler:Eray, Umut, Kazım, Emre
Teknik Direktör:Fatih Terim

http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-drogba-yi-oyundan-aldi--2-puan-verdi/Blog/?BlogNo=426893
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

29 Ağustos 2013 Perşembe

30 AĞUSTOS'TA ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİNİ OTOBANA DÖNÜŞTÜRENLERİN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMINA SAYGISI

30 AĞUSTOS’TA ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ’NDEN OTOBAN GEÇİRENLER VE SAİD-İ NURSİ

Özellikle belirteyim; Atatürk’ün kurduğu, ‘Atatürk Orman Çiftliği’nin yüreğine saplanan ‘Yeni Çiftlik Bulvarı'nın açılışı;  “Biz  Kurtuluş Savaşı Destanı’nın ortasından böyle geçeriz” dercesine 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda yapılıyor...
30 Ağustos’u tanımlayalım:
Birinci dünya savaşı(1914-1918) yenilgisinden sonra bağımsızlığını kaybetmeyi kabullenmeyen Anadolu insanının Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlattığı, özgürlüğümüzün temeli olan ‘Kurtuluş Savaş’ımızın simge tarihidir. Bu kutsal tarihte; dünyada emperyal açlara ilk tokat vurulmuştur. Kutsal tarihin adı; “Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz” olarak 26 Ağustos 1922'de başlatılan ve 30 Ağustos 1922'de sonlanan ‘Kurtuluş Savaşı Destanı’dır.
Bu  evrensel ve kutsal destan; Anadolu insanının, Türk’ü, Lazı, Gürcüsü, Hemşinlisi,  Çerkez’i, Kürdü, Arabı, Romanı ve Abazhası ile birlikte oluşturduğu ulusal dayanışma bütünündeki örgütlenme ruhunun üründür.
İşte Atatürk; silah arkadaşları ve  Anadolu insanıyla; ileride mazlum ülkeler tarafından örnek alınacak, böylesi bir devasa “Türk Kurtuluş Savaş Destanı’ yazıyordu.
30 Ağustos 1922’de Kurtuluş Savaşı Destanı yazılırken  Said-i Nursi ne yazıyordu?

Bugünlerde, Atatürk’ün adı silinerek, bazı eğitimi kurumlarına adı yazılan Said-i Nursi ise; 6 bin sayfalık Risale-i Nur’unu yazıyordu.
Adeta insanı aşağılarcasına; ‘peygamber kadar büyük değil, insan kadar küçük değil’ şeklinde tanımı yapılan, Said-i Nursi’ye aynı zamanda; ‘ zamanın en güzeli, eşi benzeri olmayan’ anlamına gelen  “Bediüzzaman” denmektedir. Anlaşılan o birileri için yol göstericidir. Dahası; Allah tarafından her asırda gönderilen, yenileyici, dahası İslamiyet’in sunumuna yenilikler getiren kişi, yani mücedittir.
Fakat, çevresindeki birileri için  değildir..
Said-i Nursi’nin, 6 bin sayfalık ‘Risale-i Nur’ yazmasın, Seyyid  Abdülhakim Arvası’nin karşı olduğu söylenir.
Birilerine göre; Seyyid  Abdülhakim Arvası*’nın, bin yılın müceddidi**, asrın  kutb-u medarı*** olan İmam-ı Rabbani**** hazretlerinin Kur’an-ı kerim yorumu varken, Said-i Nursi’yi bu kitabı yazmamasını konusunda uyardığı söylenmiş, fakat o dinlememiş ve Arapça sözcük ağırlığı nedeniyle anlaşılamayacak bir dilde Risale-i Nur yorum kitabını hazırlamış.
Yakın zamana, özellikle 2002’den sonra bir kesimin  Said-i Nursi duyarlılığının alabildiğine yoğunlaştığını gözlemliyoruz.
Örnekleri sıralayalım:
2011’de gösterilmeye başlanan; Said-i Nursi’nin yaşamını içeren “Hür Adam” filminde, hiç duymadığımız, okumadığımız  ‘Atatürk ve Said-i Nursi’ ilişkileri anlatılıyor.
Sözde; 9 Kasım 1922'de bediüzzaman’a meclis'te resmi bir 'hoş geldin töreni' düzenlenerek ‘Kurtuluş Savaşı’ verenler ve şehitler-gaziler için dua etmesi için kürsüye davet edilmiş. Sözde; “Kurtuluş Savaşı” mücadelesini destekleyen Said-i Nursi, kürsüde kurtuluş savaşı gazilerini kutluyor ve dua ediyor.
Külliyen yalan, çünkü TBMM tutanaklarında böyle bir sürece rastlanmamaktadır.
Bitmedi; Said-i Nursi  çok geçmeden(1 yıl sonra) Ankara’da dinden uzaklaşıldığını, milletvekillerinin çoğunun namaz kılmadığını gözlemler..İmandan sonra en yüksek hakikatin namaz olduğunu ve namaz kılmayanın hain olduğunu söyleyerek; 19 ocak 1923'te bir bildiri yayınlar. Bildiride milletvekillerini dine ve namaz kılmaya davet etmektedir. Atatürk de bu bildirinin yayınlanmasından rahatsızlık duyup Said-i Nursi'yi odasına çağırır. İkili arasında şiddetli bir tartışma çıkar. Said-i Nursi’nin Atatürk karşısında bacak-bacak üstüne attığı, hatta tokat attığı ve kapıyı hızla kapatıp çekip gittiği anlatılır, filmde.
Anlaşılan, Atatürk’ün evrensel karizmasının önüne, Said-i Nursi karizması koymaya yönelik bir kurgu ile karşı karşıyayız.
Öncelikle Said-i Nursi’nin bildiri yayınladığı tarihte Atatürk, Ankara’da değildir, çünkü 14 ocak 1923'te batı Anadolu gezisine çıkmıştır ve Ankara’ya 20 şubat 1923'te dönmüştür.
Belli ki, Atatürk'ün ulusal bütünlüğü sağlayan politikalarını ve Egemenliğin ulusundur felsefesine  Said-i Nursi üzerinden savaş açılmıştır, Özdeki amaç; Said-i Nursi’nin  İslamiyet esaslı toplumsal yapılanmaya gitmesinin önündeki Atatürk  engelini işlemektir.
Öyle ki; Risale Akademi Kurucu üyesi Dr. İsmail Benek, günümüzde ihtiyaç duyulan aklın Said Nursi olduğuna dikkati çekerek, ‘Akil İnsanlara’ öneride bulunabilmektedir (14.05.2013).
İşin üzücü yanı; Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı küllerinden doğan “CHP”’nin İstanbul milletvekili(bana göre asla milletin vekili değil) Faik Tunay’ın, Said Nursi'nin Risale-i Nur'unu önermesi(25.03.2013) ve İlker Başbuğ paşayı vatan haini görmesidir(11.08.2013).
Sevindirici yanı; CHP Antalya Milletvekili(bana göre milletin vekili) Gürküt Acar’ın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya; “Türkiye genelinde kaç eğitim kurumuna Said-i Nursi adı verilmiştir? Bu eğitim kurumlarının eski adı adları nedir? Said-i Nursi’nin hangi özellikleri nedeniyle eğitim kurumlarına adı verilmektedir? Said-i Nursi’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne veya çağdaş eğitimine ne gibi katkıları olmuştur? Son 3 yılda Atatürk adını taşıyan kaç eğitim kurumunun adı değişmiştir? Ders kitapları ve öğretmen kitaplarında Atatürk resmi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe’nin bulunmamasının nedeni nedir ? Bunlardan neden rahatsızlık duyulmaktadır?” sorularını sormasıdır.
Sayın Gürkut Acar’ın sorularına belli boyutlarda  yanıt vermeye çalışalım:
Said-i Nursi bilindiği gibi Kürt bir din adamıdır. Hatta bazıları o’nu; ‘ Müceddit, yani Allah tarafından her asırda gönderilen, yenileyici, dahası İslamiyet’in sunumuna yenilikler getiren kişi olarak tanımlar.
Tarihçi araştırmacı yazar, hemşehrim Sinan Meydan yazdıklarıyla  benim yazdıklarımı geniş penceresinden onaylıyor:
Said-i Nursi, Bitlis’in Hizan ilçesinin Nors köyünde 1873 yılında doğmuştur. Göbek adı Rıza olan Said-i Nursi’nin asıl adı Said-i Kürdi’dir. Kendisi, köklerinin Hz. Muhammed’e dayandığını ileri sürmüştür. Daha çocuk yaşlarda bölgede etkili olan Nakşibendi Tarikatı’nagirmiştir. Mahalle Mektebi’nde okumuştur. Gençliği Medreseliler arasında geçmiştir. Düzenli bir eğitim öğretim hayatı olmamıştır.
Anadolu’da Din adamları, halkı ‘ulusal direnişe’ hazırlamak için uğraş veriyorlardı. Birçok din adamı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak bölgesinde silahlı direniş başlatmıştır. Kurtuluş Savaşı başlarında kurulan 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 16’sının başkanı din adamıdır.. “Kuvvacı din adamları” birçok yerel kongrenin de aktif katılımcılarıdır. Örneğin, 26-30 Temmuz 1919 tarihleri arasındaki Balıkesir Kongresi’ne katılan 48 delegenin 13’ü, mahalli müftü ve müderrislerden oluşmaktadır.. Mustafa Kemal’e ve Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olurken, Said-i Nursi yine ortalarda yoktur. Bu sırada Said-i Nursi, İstanbul’da, Kürdistan Teali Cemiyeti’ni ve Kürt Neşriyat Cemiyeti’ni kurmakla meşguldür. Kasım 1918’den itibaren Anadolu İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ermeniler ve Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlandı.
Said-i Nursi, I. Dünya Savaşı sonlarında Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı günlerde, 1918 yılında İstanbul’a Boğaz’da Çamlıca’ya yerleşti.
15 Mayıs 1919’da İngiliz-Fransız destekli Yunan ordusu İzmir’i çok kanlı bir şekilde işgal etti. İzmir ve civarında “Türklerin katledilmeleri” üzerine Anadolu’nun değişik yerlerinde direniş cemiyetleri kurulmaya, yerel kongreler toplanmaya, işgali kınayan mitingler yapılmaya başlandı..Halide Edip’in, Selahattin Bey’in, Sabahat Hanım’ın ve Saime Hanım’ın işgali kınayan konuşmalar yaptıkları o İstanbul mitinglerinde Said-i Nursi yoktu..
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan birkaç gün sonra Havza’ya sonrasında Amasya’ya geçmiştir. Havza ve Amasya’da onu karşılayanlar arasında Hacalar ve müftüler vardır..Mustafa Kemal Paşa Amasya’da, 12 Haziran 1919’daki konuşma sırasında orada bulunan vaaz Abdurrahman Kamil Efendi, “ayet ve hadisleri” çok ustaca ve yerli yerinde kullandığını görünce, “Bu paşa başka paşa…Bu paşa bildiğimiz paşalardan değil” diyerek hayranlığını ve şaşkınlığını dile getirmiştir…
Özetle Mustafa Kemal, Anadolu’ya ayak bastıktan sonra neredeyse her adımında bağımsızlığın kıymetini bilen, “gerçek” din adamlarınca karşılanmış ve desteklenmiştir..
“Kuvvacı din adamları” Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’le birlikte “Ya istiklal ya ölüm” parolası doğrultusunda “vatan ve namus” mücadelesi verirken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi “Sunuhat” (1920), “Hakikat Çekirdekleri” (1920), “Nokta” (1921), “Rumuz” (1922) gibi risaleler (küçük kitaplar) kaleme almakla meşguldü.
Kurtuluş Savaşı’na destek veren sadece Türk din adamları değildir, bazı yabancı Müslüman din adamları da Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir. Örneğin, Iraklı Uceymi Paşa, Hindistanlı Muhammed Ali ve Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi bu din adamlarından ve Müslüman önderlerden birkaçıdır..Atatürk; Şeyh Ahmet Sünusi’ye “aynı amaca yönelik” üç ayrı görev vermiştir: İslam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankara’nın etkisi altına almak ve bu hareketlerden Türk Kurtuluş Savaşı’na destek sağlamak. Arap dünyasında, özellikle Irak ve Suriye’de Hilafet propagandası yaparak bölgedeki Arapları İngiltere ve Fransa’ya karşı harekete geçirmek, böylece hem Musul-Kerkük bölgesindeki hem de Güney Anadolu’daki İngiliz-Fransız etkisini kırmak. Türkiye içinde özellikle Güney Doğu Anadolu’daki Kürt bölgelerinde Milli harekete katılımı arttırmak.. O günlerde Said-i Nursi İstanbul’da ruhsal değişimler, dönüşümler geçirmektedir. Yaşadığı bu ruhsal değişimleri, 1921 yılında Arapça yayımlanan Lemalar adlı bir dizi broşürde anlatmıştır.
…Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt İsyanlarını bastırmak için de dişe dokunur bir adım atmamıştır. Tam terinse Kürdistan Teali Cemiyeti’nde yer almıştır..Said-i Nursi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını gıyaben yargılayıp idama mahkum eden Kürt Nemrut Mustafa Mahkemesi’ne de ses çıkarmamıştır. “Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktrinleri” adlı bir kitap yazan Seyfi Güzeldere diyor ki; “Molla (Said-i Nursi) İstanbul’a geldiği vakit Mütareke olmuştu. Müslüman-Türk toptan tutsak gitmemek için yer-yer birleşip tedbir arıyordu. O hemen, kardeşinin oğlu Abdurrahman’ın Çamlıca’daki köşküne yerleşti. Kitap dediği uyduruk serisini bütünlemeğe başladı. Molla, bu işlerle uğraşırken, Anadolu bağımsızlık savaşının kan ve ateşi içinde idi. Bir dergi, Molla’nın bağımsızlık savaşına katıldığını yazıyor. Doğru değil. O savaşın gazilerinden binlercesi bugün yaşamdadır. Yalnız benim tanıdığım 200 var. Biri diyebilir mi ki bu insan, değil silahla fikir yoluyla olsun bu savaşa katılmıştır..”
Bediüzzaman Said-i Nursi Olayı” adlı bir kitap yazan Prof. Dr. Şerif Mardin diyor ki: “(İstanbul’da) kendini herkes tarafından terkedilmiş hissetti; yeğeni ve katibi Abdurrahman yanından ayrılmıştı. Abdurrahman bundan kısa bir süre sonra öldü. Bu kayıp Said-i Nursi’yi derinden sarstı. Belirttiğine göre özel dünyasının yarısı annesinin ölümüyle kaybolup gitmişti. Abdurrahman’ın ölümü ise özel evreninin diğer yarısının da yok olması anlamına geliyordu. Buna rağmen Abdurrahman’ın ölümüyle ortaya çıkan kayıp kısa bir süre sonra, kendisini Said-i Nursi’nin hizmetine ve yazılarının propagandasına adayan bir başka genç tarafından telafi edilecekti(Lem’alar, 232).”

Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Ankara’da Mustafa Kemal’in önderliğinde yeni bir devlet kurulmuştur. Yani, İstanbul ve Sultan-Halife kaybetmiş, Ankara ve TBMM kazanmıştır. Bu durumda Said-i Nursi, kazananın yanında yer almak, dini plan ve programlarını kazanan sayesinde hayata geçirmek için, 1922’de Ankara’ya gitmiştir. Ancak Ankara’da umduğunu bulamamıştır. Mustafa Kemal’in kuracağı yeni devletin, “aklı ve bilimi” esas alan “çağdaş bir devlet” olacağını anlamıştır. Ancak Ankara’da bulunduğu kısa sürede yine de şansını denemiş, Mecliste “dinsiz bir atmosfer” gördüğünü belirterek(!) “Namaza Çağrı” bildirileri dağıtmıştır.
Mustafa Kemal’in hem yapacağı “dinsel eksenli devrimler” (halifeliğin kaldırılması gibi) için hem de “dinde öze dönüş hareketi” (din dilinin Türkçeleştirilmesi çalışmaları) için gerçek din adamlarına ihtiyacı vardır. Bu anlamda Said-i Nursi’den de yararlanmak istemiş olması olasıdır. Ancak Said-i Nursi’nin Ankara’daki “bazı davranışları” üzerine Mustafa Kemal, kuracağı yeni devletin “çağdaş din adamı” kadrosunda Said-i Nursi’ye yer olmadığına karar vermiştir. Mustafa Kemal’in yanında, cumhuriyet döneminde Rıfat Börekçi, Şemsettin Günaltay, İsmail Hakkı İzmirli, Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi Yazır, Hafız Yaşar Okur gibi daha birçok gerçek din adamı vardır. Bilindiği gibi Mustafa Kemal, Elmalılı Hamdi Yazır’a “Kuran’ın Türkçe Tefsir ve Tercümesi”ni yaptırmış, Kamil Miras Hoca’ya da Buhari’nin Hadis Kaynağını tercüme ettirmiştir. Atatürk’ün isteğiyle tefsir ve tercüme edilen bu eserler, binlerce takım bastırılarak Türkiye’nin “dört bir yanına” ücretsiz dağıtılmıştır.

1922’de Mustafa Kemal’e “İslam aleminin kahramanı Paşa hazretleri” diye methiyeler dizen Said-i Nursi, Atatürk’ün ölümünden sonra kaleme aldığı anılarında ve yazılarında Atatürk’e “deccal ve süfyan(Yezidin dedesi)” demekten çekinmemiştir.
Görüldüğü gibi Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı’na “büyük bir katkısı” hatta “bir katkısı” yoktur. Hürriyet mücadelesi sırasında işgal altındaki bir şehirde, İstanbul-Çamlıca’da bir evde bazı kitaplar yazan, bazı cemiyetlere üye olan ve bazı ruhsal değişimler, dönüşümler yaşayan Said-i Nursi’ye “Hür Adam” demek, Kurtuluş Savaşı’nın gerçek “Hür Adam”larına saygısızlıktan başka bir şey değildir…Ayrıca Kurtuluş Savaşı’na karşı, İngiliz yanlısı “hain din adamları” da vardır(Sinan Meydan-Odatv.com-7.1.2011).
Gerçekleri ‘Geniş perspektifte’ öğrenmeniz için; Sinan Meydan’ın yazısını okumanızı isterim:
http://www.odatv.com/n.php?n=iste-hur-adamin-gercek-oykusu-3112101200

*: Necip Fazıl Kısakürek’in hocasıdır.  Aynı zamanda altın silsile olan, Hz Muhammed(sav) den itibaren Hz Ebu Bekir yoluyla feyz ve ilim alarak gelen büyük alimler silsilesi anlamına gelen silsile-i aliye(Altın silsile)  adı verilen İslam alimlerin otuz dördüncüsüdür. Peygamber  soyundan geldiği için de ‘Seyyid’tir.
**: Allah tarafından her asırda gönderilen, yenileyici, dahası İslamiyet’in sunumuna yenilikler getiren kişi.
***: Bütün işleri Allah adına idare ettiğine inanılan veli
 ****: Bin yılın müceddidi. 70 bin evliyanın reisi. büyük alim. Peygamberlerden sonra insanlık için her yüz yılda bir geldiği söylenen müceddidlerden biri olduğu söylenen kişi.
http://blog.milliyet.com.tr/30-agustos-zafer-bayrami-nin-tum-bayramlarimizi-kurtardigini-cocuklarimiza-anlatalim/Blog/?BlogNo=376744
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM:0506 609 00 32

25 Ağustos 2013 Pazar

GALATASARAY DROGBASIZ OYNAYAMIYOR; TERİM YANLIŞ YAPTI


GALATASARAY TERİM  SAYESİNDE BURSA’DA 2 PUAN BIRAKTI

Galatasaray’ın 2 önemli üst-üste deplasmanlarından biri idi Bursa Deplasmanı. Hafta’ya Bursa’nın hemen yanıbaşındaki Eskeşehir deplasmanıa gidecek.
Galatasaray Cristopher Daum’un Bursası  karşısında, ilk dakikalarda zorlandı, zorlandı çünkü, Daum oyunu sertlik üzerine kurgulamıştı, yani yıldırma, özellikle Drogba ve Sneijder’i, genelde Drogba üzerinde çalıştılar ve bunda da başarılı oldular. Yine Daum’un sistemi olan, defanstan ofansa, ofanstan defansa hızlı dönüşler Bursa’nın hızını kesti, çünkü Bellusch, Batalla ve Tuncay artık yaşlılar kategorisindeydiler ve yoroluyorlardı. Ve dönen toplara 15.dakikadan sonra sahip olamamaya başladılar.
Galatasar ilk 15 dakikadan sonra Toplu defans ve orta saha katkısıyla( Sneijder, Hamit, Selçuk ve Melo ) toplu ataklara kalmaya, defansın arkasına toplar atmaya, Burak’ın koşuları, dikine ve kanat atakları Bursa’yı belli oranda oyundan düşürdü. Tüm bunları bir takım yapar mı? GS yapar, yeter ki Hamit Altıntop gününde olsun.
  5 yıldır Bursa’da oynayan ve 163 maçına çıkan, bugüne  dek 42 gol atan Batalla bugün pek etkin değildi. Galatasaray’da Burak bugün çok gayretli idi.
Hakan Balta sol tarafı iyi idare etti, zaman-zaman Sneijder ve Selçuk’un katkılarıyla da başarılı gözüktü, yani sırıtmadı. Bursa 1 oyuncunun üzerine birkaç kişi gidince, kontra da yemeye başladı.
Drogba 27. Dakikada 33 metre’den öyle bir şut çıkardı ki,  kaleci Frey de öyle güzel çıkardı.
Ve dakika, 44, Daum’un da alkışladığı GS golü geldi. Orta sahadan aldığı topu ceza sahasının üstüne indiren ve tüm topçular üzerine gelmesine karşın, topu kaybetmeyen Hamit’in üstün gayreti topu Burak’a aktardı ve Burak da Bursa filelerine; bu Burak’ın 97. Golü idi. Devre 1-0 GS üstünlüğü ile kapandı.
İkinci yarı, özellikle 66. Dakikada sahaya Terim yanlışları inmeye başladı. Çünkü 66. Dakikada sahanın en iyi top saklayan ve hava toplarına hakim, her an Galatasaray’a gol kazandırabilecek Drogba’yı çıkardı ve yerine onun yarısı kadar Emre Çolak’ı aldı. Sen misin bunu yapan, Bursa başladı oynamaya ve 1997 doğumlu, 16 yaşındaki bebe Enes Ünal beraberlik golünü attı. Ardından Bursa kaçırdıkça kaçırdı. Terim’in niyeti daha fazla puan bırakmaktı ki, bu sefer yine sahanın en kötüsü olmayan Selçuk İnan’ı çıkardı Umut’u aldı ve 81’de Muslere yüzde binlik şutu çıkardı, ardından 83’te Hamit’i çıkardı Erman’ı aldı, fakat Terim 3 puanı bırakmakta  başarılı olamadı, 2 puan bıraktı.
Ben asla Drogba’yı ve Selçuk’u çıkarmazdım, ikincisi, Hamit’i çıkartır, çünkü ikinci yarı hiç yoktu ve yerine Engin Baytar’ı alırdım. Sneijder’i çıkarır Yekta’yı alırdım. Terim’in bu egosu inşallah Drogba’yı kaybetmemize neden olmaz. Duyduk ki, soyunma odasında çok öfkeli imiş.
Diyeceksiniz, Terim tribünde idi, değişiklikleri o yapmadı; bilmem kardeşim bu GS’da Terimsiz ne adam kıpırdar ne yaprak, sadece ‘zaman-zaman’ puanlar kıpırdar.
Galatasaray’ı yabancı sınırlaması ve ulusal takımın başına gelmesiyle 7/24 çalışacak Terim eksikliği zor durumda bırakabilir, fakat yine de bu ligi GS şampiyon bitirir; nedeni diğer takımlar çok kötü; eğer Terim yanlışları ivme kazanırsa Kasımpaşa devreye girebilir, ancak.
Stat: Bursa Atatürk
Hakemler: Mustafa Kamil Abitoğlu (3) , Adil Sinem (3) , Mehmet Can Hanoğlu (3)
Bursaspor: Frey (2)-Şener (3), İbrahim Öztürk (3), Civelli (3),Taiwo (2)-Bellusch (4), Şamil (2) (Dk.71 Ferhat Kiraz 2), Murat Yıldırım (3), Batalla (3), Tuncay Şanlı (2) (Dk.71 Enes Ünal 3), Pinto (2) (Dk.84 Yasin)
Yedekler: Harun Tekin, Hasan Aslantaş, Musa Çağıran, F erhet Kiraz, Yasin Pehlivan, Süheyl Çetin, Enes Ünal
Galatasaray: Muslera (2)-Eboue (2), Gökhan Zan (3), Chedjou (2), Hakan Balta 2), Selçuk İnan (2) (Dk.81 Umut Bulut 1), Hamit (2) (Dk.84 Erman) , Melo (2), Sneijder (2), Drogba (2) (Dk.66 Emre 1) , Burak Yılmaz (2)
Yedekler:Eray İşçan, Yekta Kurtuluş, Emre Çolak, Erman Kılıç, Umut Bulut, Engin Baytar, Ceyhun Gülselam
Goller: Dk. 44 Burak Yılmaz (Galatasaray), Dk.75 Enes Ünal (Bursaspor)

Ve Gelelim Terim’in ulusal futbol takımının başına getiriliş polemiğine;
Nedir bu son günlerde Galatasaray takıntısı..Önce Burak ile Terim arasındaki kavga işlenmeye çalışıldı(eh kısmen sonucunu aldılar, çünkü az kalsın Gaziantep maçında puan kaybı yaşanacaktı), ardından TFF, Terim ve Ünal Aysal çelişkileri  işlenmeye çalışıldı.
Sözde, Terim Ulusal takımın başına geçmesi gerekiyormuş. Bu konuda  Terim istekli değil, fakat  yinede Aysal; Başbakanı,  Ankara’yı, TFF’yi ve Galatasaray camiasını ve de taraftarını kırmamak adına Terim’i ikna etmeye çalışıyor. Fakat; eşit haklara dayalı farklı toplumların yan yana yaşamasını içeren uzlaşmacı bir sosyal yapı olan “Belçika Formül” önerisiyle aristokrat bir ürkeklikle konuya çözüm getirmeye çalışan Aysal başarılı olamıyor  ve Terim Galatasaray’da kalıyor, çünkü bay TFF başkanı Yıldırım Demirören kabul etmiyor.
Devreye, Göksel Gümüşdağ denen bir elektrik teknisyeni giriyor. “Tabii canım, eski TFF başkan vekili ve Emine Erdoğan hanımefendinin yeğeni(Şike davasından bu nedenle yağdan kıl çeker gibi çekildi ya..Sadece o mu; İBB’de, ne ilginçtir ki BJK ile kupa finali oynayan İBB de kurtuluyor, fakat şike yapıldı diye BJK cezalandırıyor, Gümüşdağ ve İBB aklanıyor..Türk futbolu böyle mi kalkınacak?!”.  Bu şahıs, Terim’i ikna ediyor ve Terim TFF ile 1 yıllık sözleşme yapıyor. Dikkatimi çeken taraf, Türk futbolunda bu kimliğin belirleyici olması. Düşünün, Şener Erzikler, nice eski TFF üyeleri, Kulüp başkanları, Cumhurbaşkanı, Başbakan dururken bir elektrik taşeronu..Olacak iş mi?
Burada, Terim üzerindeki pazarlık biraz abartıldı galiba. Öylesi bir izlenim verildi ki bu duruş, sanki ulusal takım ancak Terim sayesinde Dünya  kupası finallerine kalacaktı ve bunu kesin Terim başarabilirdi. Doğrudur, katılıyorum, Avcı ve Hidding’ten çok daha fazla başarılı olurdu, olmasına da; bu diğer çalıştırıcıları da gizliden gizleyen aşağılayan bir duruş değil mi? Mustafa Denizli, Şenol Güneş, Ertuğrul Sağlam, Bülent Korkmaz, hatta Yılmaz Vural, inanın Avcı’dan başarılı olurlardı. Ben asla Avcı yetersiz demedim, Avcı bu iş için çok erken dedim.
Tüm bunları okuyan ve  TFF’nin  “Galatasaray’ı bırak” teklifini kabul etmeyen Galatasaray ve Terim ve de Aysal suçlu izlenimi yaratılamaya çalışıldığı noktada ‘evet’ denmesi bence bir şekilde tehdittir, bilinen kimliği gönderip Terim’e evet dedirtenlerin tehdidi .
Sadece Galatasaray futbol takımının çalıştırıcısı değil, Galatasaray Voleybol ve Engelliler Erkek Basket takımının çalıştırıcıları da ulusal takımların başına getirilmiş. Galiba abartmışlar.
Kardeşim, Galatasaray’ın üzerine gitmek, onun başarılarının önünün kesmek için kurgulara girilmiştir ve belli boyutta da başarıya ulaşılmıştır.
Galatasaray’ın da, sayın Spor Bakanı Suat Kılıç’ın da, ulusal takımı öne alan, ‘iki takımı çalıştırabilir’ önerisi çok doğru bir öneri idi, neden kabul edilmedi de, ille de Terim Galatasaray’dan koparılmaya çalışıldı ve ardından Galatasaray tüm camiasıyla suçlu gösterecek polemiklere girildiği noktada devreye giren kişi dinlenildi, yani Göksel Gümüşdağ? Bu duruş da, Galatasaray’a ve sayın Spor Bakanına bir saygısızlıktı.
Burada suçlu gösterilmesi gereken TFF başkanı  ve yönetimidir . Neden Guus Hiddink döneminde-ki ben bile, ‘Hiddink kesin başarılı olmayacak biri, çünkü ligimizde asla başarılı olamamış ve hep birileri tarafından sırtlanmıştir’ değerlendirmesinde bulunarak  Terim veya Denizli’ye dönülmesini önerdim, 2011 yılındaki yazımda- Terim düşünülmedi de, hiçbir deneyimi olmayan A. Avcı’da karar kılındı, hiç değilse Ertuğrul Sağlam denseydi, bugün futbol takımımız finalleri garanti etmiş ve bizler de, çok kolay gruba düşüldüğü için Ertuğrul Sağlam şanslı idi diyerek başarıyı sıradanlaştırmıştık bile.
Burada ilginç bir durum da var gibime geliyor. Ünal Aysal müthiş biri, acaba Terim’i bir şekilde(hani o dediği gibi, kimseyi kırmazdan) takımın başından öteleyip, çok önemli bir kimliği mi..Her ne ise, Eğer Chelsea’da başarısız olma olasılığı yüksek Jose Moriunho ile seneye anlaşırsa şaşırmayacağım veya bir önemli çalıştırıcıyla..
Geldiği gün(2011) yazdım, Avcı’nın iyi bir tercih olmadığını ve başarısız olacağını yazdım:
http://skorer.milliyet.com.tr/sevket-corbacioglu/abdullah-avci-hiiddink-in--yerine-dogru-bir-tercih-mi-/BlogYazarYazisi/334360/default.htm
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

SAMSUNSPOR TAVŞAN'A PATLADI

SAMSUNSPOR TAVŞANI TAVLADI VE AVLADI
25 Ağustos 2013
Her 2 takımda geçen sezonun sıkıntılı takımı idi, çünkü son maçlarda PTT 1. Ligi’nde kaldılar. Bu sezon da 2 takım sıkıntılı başladı, Samsunspor kendi sahasında İBB7yi son salise golüyle yenildi, Tavşanlı Linyitspor’da deplasmanda Balikesir’e 1-0 yenildi.
Böylesi her 2 takımda da, ancak PTT 1.Ligi’nde iş yapacak oyuncular var. Örneğin Tavşanlı’da; Galatasaray’ın eski umudu Cafercan Aksu, Nduka Charles Usim, Sani ve geçen sene son dakikada attığı gol ile Göztepe’yi perişan eden ve Tavşanlı’yı PTT 1. Ligi’nde bırakan eski Samsunspor’lu Agbetu, Mehmet. N. Çoğum, Sumsunspor’da ise; Gençlerbirliği’ne satılan ve kiralık gelen eski oyuncusu Ekigho, bir zamanlar Galatasaray’ın umudu olan Serkan Çalık, Cemil Adıcan, Murat Akyüz, Umar gibi.. Samsunspor’da bir zaman yıldız olan  eski oyuncuları Musa Aydın, Adnan Güngör ise bu oyuncuların performansıda olmasına karşın deneyimliler, Umar ise geleceğin yıldızı olmaya aday. Bu nedenle Samsunspor biraz daha Tavşanlı’dan üstün. Samsunspor’un bir de şöyle deneyimi var, Süper Lig’e tam 7 kez çıkmış takım; son çıkışını da şimdiki çalıştırıcı Hüseyin Kalpar ile, 2010-11 sezonunda yapmış.
Her iki takım da birbirini ölçerek maça başladı. Bu nedenle 2 takımda da, bloglar arasında iletişim kurulamadı. Tavşanlı’da Agbetu, Samsunspor’da da Ekigho kişisel yetenekleriyle bencil bir oyun tarzı sergilediler. Zamanla, Tavşanlı’ya oranla orta sahada daha fazla top sahibi olan ve kanatlara aktaran Samsunspor oldu. 8. Dakikada yan hakem Samsunspor’un %100 golünü vermedi ofsayt diye.
Samsunspor’un geçen haftaki maçında hakem uzatmaları 45 dakikayı 3 dakika geçince vermiş ve maç 90+8 dakika oynanarak son salisede İBB galibiyet golünü atmıştı. Bir raslantımıdır bilemedim, bugün de hakemler 45 dakikayı 3 geç uzatmayı verdi ve uzatmanın son salisesinde bu sefer Samsunspor galibiyet golünü attı. Benim de bu işte kafam karıştı.
Maçın 50. Dakikasında sağdan gelen Umar, topu ceza sahasına paralel Erdem Şen’e aktardı ve Samsunspor Erdem’in golüyle 1-0 öne geçti.
İkinci yarı özellikle 50. Dakikadan sonra müthiş bir Samsunspor izledik. Defans, Orta saha ve Ofans bölgelerinde iyi çalışan bir Samsunspor Süper Lig’i hak eden bir oyun sergiledi. Ekigho PTT 1 Lig vasatını aşarak adeta ben Süper Lig’e yakışırım dedi(Galatasaraylı Eboue gibi  darbeleri biraz abarttı ). Umar, Defansta Adnan Güngör, Erdem Şen, Cemil, sonradan oyuna giren Taha ve Serkan Çalık da çok başarılıydılar.
Tavşanlı genç Ömürcan ile biraz canlanır olduysa da, bu mütevazı Anadolu takımı Samsunspor deneyimine dayanamadı, avlandı..
Dakika 78, Tavşanlı oyuncusu Sakıp Ekigho baskısından kurtulmak için, sağ kanada taşınan topu arkadaşıma vereyim derken, Serkan Çalık kaptı ve çaktı, 2-0. Dakika 86, Ekigho sağ kada taşıdığı topu ısrarla sıfıra inerek müthiş vurdu ve kaleci Metin Erol7un solundan filelere taktı; 3-0.
Samsunspor’da kaleci Soner Şahin çok iyi idi. Ekigho ve Umar,..doğrusu hepsi çok iyi idi.
Bu sonuç gösterdi ki, Samsunspor şampiyonluğa, Tavşanlı düşmemeye oynayacak bu yıl.
Stat: Kütahya Dumlupınar
Hakemler:  Erkan Engin, Seçim Demirel, Ayhan Akgöz,
Tki Tavşanlı: Metin, Nduka Charles Usim, Mehmet, Emrah, Cafercan, Hakan, Sakıp, Alaettin(77.Dk.İlkay), Agbetu, Ramazan(67.Dk.Ömürcan), Sani
Samsunspor: Soner, Murat, Şaban, Cemil, Fatih, Adnan, Musa Sinan(73.Dk.Serkan), Musa Aydın(62.Dk.Taha), Erdem(80.Dk. Turgay), Umar, Ekigho
Samsunspor, taktik olarak ne mi oynadı? İnanın 4-4-2 mi desem, 4-3- 1-2 mi desem bilmiyorum, fakat iyi oynadı, özellikle ikinci yarı.

Gol:45.Dk. Erdem,78.Dk. Serkan,86.Dk.Ekigho(Samsunspor)
http://blog.milliyet.com.tr/samsunspor-goztepe-ve-karsiyaka-ya-cok-sey-borclu/Blog/?BlogNo=408486
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

23 Ağustos 2013 Cuma

HEYBELİADA VE AKP'NİN ADALARA BAKIŞI

HEYBELİADA VE ADALAR BELEDİYESİ’NİN       SORUNLARI
        23 Ağustos 2013 günü yayına kondu.
        Bana Adalar Belediye başkanlığından şöyle bir ileti geldi: Şevket, Change.org'da hızla ilerleyen yeni bir kampanya var; senin de bu konuyla ilgilendiğini ve imza atmak isteyebileceğini düşündük: [[ Arkadaşımız Ali Mert Baltacı, 11 Ağustos gecesi bir kaza geçirdi, adamıza onu götürebileceğimiz hiç bir hastane yoktu. 112 deniz ambulansını aradık, mazotu yokmuş. Götüremedi. Polisten rica ettik askeriyenin yetersiz revirine gidelim diye, araba kan olurmuş dendi! Biz burada hayattan bahsediyoruz. Biz burada 22 yaşında bir çocuğun hayatından bahsederken hastanemiz yıkılıyor, kapatılıyor. Belki de otel yapılıyor…Biz burada 22 yaşında bir çocuğun hayatından bahsederken polislerin arabası kan oluyor. Biz burada 22 yaşında bir çocuktan bahsediyoruz, sırf birileri daha çok para kazansın diye kapatılan hastane yüzünden o artık tek kol ile yaşayacak. Durum böyleyken, bunu bir daha yaşayacağımız kesinken, biz sadece bunun önüne geçmek istiyoruz. Biz burada sadece 22 yaşında bir çocuktan bahsetmiyoruz. Burası ada, buraya sadece gezmeye gelinmiyor. Biz burada yaşıyoruz ve bizim bir hastanemiz yok! Lütfen bizi görün, bizi duyun! Ali Mert hala yoğun bakımda, o bizi göremiyor, duyamıyor. Sağlık hizmeti almak, bir insanlık hakkıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği Madde 5 – c’de: ‘Sağlık hizmetinin verilmesinde, hastaların, ırk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve ekonomik ve sosyal durumları ile sair farklılıkları dikkate alınamaz. Sağlık hizmetleri, herkesin kolayca ulaşabileceği şekilde planlanıp düzenlenir’ denir.
        Adalarda: Yaşlılar vardır! Çocuklar vardır! Gençler vardır! Kadınlar vardır! Erkekler vardır! Adalarda insan’lar vardır! Heybeliada’da Ali Mert Baltacı herkesin başına gelebilecek bir kaza geçirdi ve kanamalı kolu ile yardım aramak için sokaklara düştü.  Hizmet verecek 112 ambulansı yoktu ortada, müdahale edebilecek sağlık birimi de yoktu Heybeliada’da ve diğer adalarda. Tesadüfen orada bulunan, sağlık sisteminin örgüsü içinde olmayan askeri okul revirinin imkanları dahilinde acil müdahale yapıldı. 112 Deniz ambulansı da yoktu ortada ve çok ama çok geç İstanbul’a bir hastaneye getirilebildi. Hayati tehlikesi halen sürmektedir. Bunun sorumlusu kim? Türkiye’de insanlar sigorta primi öder, vergi verir ve sağlık hizmeti alamaz. İstanbul’un göbeğinde bu hizmet alınamamaktadır ve adaların lojistik özelliğinden dolayı bu hizmetin sunulduğu yerlere ulaşılamamaktadır.   
        Adalarda, Neden 24 saat sağlık hizmeti ve acil sağlık hizmeti verilmemektedir?--Neden hem kara hem de deniz ve hava ambulansları hizmet verecek donanıma, personele ve işleyişe sahip değildir? 
        Talebimizdir : Haftada 7 gün 24 saat acil sağlık hizmeti verecek ve hastayı ihtiyacı olan hizmet birimine ulaştıracak, ücretsiz ve hızlı erişilebilir gezici ve sabit sağlık birimleri talebimizdir--Haftada 7 gün 24 saat hizmet alabileceğimiz vardiyalı, ücretsiz başta doktor, hemşire ve Acil Tıp Teknisyeni olmak üzere sağlık personeli talebimizdir(Dağıtım: Adalar Belediyesi , Adalar Kaymakamlığı).]]
        Bu uyarı yazısını alınca; geçen yıl 26 Temmuz’da gittiğim ve benzer aksaklıkları işlediğim  “Heybeliada” yazısını gecikmeli olarak yayına koymaya karar verdim. Sizlerden özür diliyorum:

        Tarih 26 Temmuz 2012. Ülkemiz ideolojik bağlamda kavrulması bir yana, meteorolojik bağlamda da kavrulmaya başladı. İstanbul’da sıcaklık 40’a ulaştı. İnsanlar pet şişe ellerinde gölgelere çekilmiş. Ankara’da, Elazığ’da, Bursa’da okullar tatil. Sivas’ta sıcaklık 43’e çıkmış .
        İnsanlar suya hücum etmiş durumda.  Suyu satan ender ülkelerden olduk ya, dereleri, çayları HES için satıyoruz, en önemlisi sıradan bir bakkalın önünde yığılmış kaynak sularını paketleyip satmamız. O ne! Bir TV  kanalı; 55 ayrı su markasının damacana sularını test ettirmiş ve bunun 41’i mikroplu çıkmış. Sağlıklı(?) politikaların mimarı Sağlık Bakanı R.Akdağ markaları açıklayacağın söyledi açıklamadı. Kimbilir ne pazarlıklar yapılıyordur. Bilmem, aşırı sıcaklar nedeniyle, piyasadan markaları çekip siyasi markalı damacanaları piyasaya sürmesinler.
        İngiliz Times’a göre; başbakanın Suriye konusundaki duruşu dengeleri bozmuş. Türk ordusu daha güçlü, fakat başbakan yüzünden bu gücünü göstermeyebilirmiş.
        Doğruuu..Sen Balyoz savıyla; Beyaz Saray’a(Kasım  2007) ilk giren komutan olan Orgeneral Ergin Saygun’u, tutukla, ardından hastaneye ambülansla değil, askeri araçla gönder ve askerden güç bekle(Sonradan, utanmadan Saygun’u hasta yatağında ziyaret ettiğini belirteyim Şubat 2013).
        Hala M.Al. Birandlar; “Türkiye Ortadoğu yoluna sıfır sorunlu bölge yaratmak için yola çıkmıştı. Bugün kendinden kaynaklanmayan nedenlerle müthiş bir fırtınan içine düştü..” diyebiliyorsalar, bu iktidar bu ülkenin daha çok…
        Eğer benim ülkemde 4 ayda, 10 bin yabancıya 14 bin taşınmaz satılıyorsa, benim ülkem 20 yıla kalmaz tümüyle satılır. Çünkü yılda 42 bin konut 20 yılda 840 bin konut yapar. Ki bu oran 20 yılda 8’e katlar. Yani en az 5 milyona çıkar bu hızla. Aklınıza getirin ülkemdeki konut sayısını(16 milyon) ve kararınızı verin.
        Saat; 15.07 Üsküdar iskelesinden Kabataş iskelesine, oradan da Heybeliada’ya geçeceğiz.
        Üsküdar iskelesindeki İBB’sine ait danışmadan İstanbul tanıtımıyla ilgili kitapçıkları topladık. Kitapçıkların tümü, İstanbul’dan çok AKP ideolojisini yansıtıyor diyebiliyoruz. Özellikle kutsal ‘Ramazan ayı’ bahane edilerek, her yeri Osmanlı İslamiyet’iyle biçimlendirmişler. Örneğin; “Üsküdar’da Fasl-ı Ramazan” kitapçığı Ramazan ayı etkinlik programlarıyla içeriklendirilmiş; Tasavvuf konserleri, çocuklara ramazan, ilahı konser, dilden gönüle sohbet, Engin Noyan, Enderun Teravıhı ve Cumhur muezzinliği, sokak iftarlarının listesi, Üsküdar Belediyesi Ramazan sofrası..
        Sebile uğradık, 15.35’te. Sevgili kuzenim Şahin Çorbacıoğlu’nun eşi Fatma’nın amcası Remzi Erkan ile tanıştık. Epey söyleştik, Arhavililerin uğrak yeri Sebil’de..
        Saat 16.00, ‘hey be, gezmek gibi güzel şey var mı?!’ coşkusuyla, heybe sırtımızda Heybeliada’ya doğru yol aldık. 17.15’te Heybeliada’ya ulaştık.
        Heybeliada, bakımsız geldi bana.  Öğrendik ki suçu CHP’li belediye olması. Başkan eski Adalar Kaymakamı, Dr. Mustafa Farsaklı. Önceden başkan ANAP’lı imiş, AKP’yegeçiyor. Ve AKP buruya ancak o zaman yatırım yapmaya başlamış. Halk buna tepki  Coşkun Özden’in yerine, Dr. Mustafa Farsakoğlu’nu seçmiş.
        25 yıldır Adalı olan Sinan Okumuş’un dediğine göre, İstanbul Prens Adaları içinde en yeşil ada olan Heybeliada’ya, AKP bu nedenle ceza kesiyor. Büyük iskeleyi kapatıyor, küçük iskele’den yolculara işkence yapıyor.  Anlayacağınız ulaşım amaçlı bir şekilde zorlaştırılmış.
        Bir zamanlar Heybeliada’da bakır madenleri varmış. Eski adı Yunanca bakır anlamına gelen Halki olduğu söylenir.
        Faytoncular Kastamonulu.
        Heybeliada’nın 4 tepesi bulunur. En yükseği 140 metredir. Büyükada’dan sonra en yoğun adalardandır.
        İskeleden inilince solda “Deniz Lisesi” bulunmaktadır. Bu lise Deniz Harp Okulu’na öğrenci yetiştirmekteymiş. Deniz Lisesi; Kaptan-1 Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın girişimi sonucu, Kasımpaşa Tersanesi’nde  Mühendishane-i Bahr-ı Hümayun adıyla 1773  tarihinde kurulmuş ve Deniz Harp Okulu’nun çekirdeğini oluşturmaktaymış(1834 yılında Heybeliada’ya taşınmış).   Deniz Lisesi’nin olduğu yapıları geçerek arkada, Çam Limanı tarafında, faaliyette  olmayan Sanatoryum’a gidilir.
        Deniz Lisesi ve çevresinde 2 önemli tarihi yapı yer almaktadır. Birincisi , Bizans döneminde yapılmış Adalar’daki tek kilise  Kamariotissa’dır. İstanbul  Fener’deki Aya Maria  dışında, dört yapraklı yonca modeline göre yapılmış tek kilise budur. Bu kıyıda, ayrıca; Aya Yorgi(Ayios Yeorgios) Manastırı, Çam Limanı’nın batı ucunda Tarik-i Dünya Manastırı vardır.
        İkincisi;  İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in  elçisi Edward Barton’ın mezar taşıdır. Üzerinde –imla yanlışları da olan- Latince bir kitabe ve Barton’ın aile arması vardır.
        Buralara, ancak özel izinle girebiliyorsunuz..
        İskelenin sağına doğru yürüdüğünüzde, Heybeliada çarşısına ulaşıyorsunuz. Büyük Rum Kilisesi  Aya Nikola (Ayios Nikolaos) buradadır. Yürümeye devam ettiğinizde, çamlık piknik yerine, ordan da, Değirmen burnu denilen bölgeye ulaşılırsınız. Bölgeye adını veren değirmen kalıntıları hala ayaktadır.
        Heybeliada’nın en yükseği 140 metre olan 4 tepesi bulunur demiştik. Bunlardan birinde ; Bizans'a kadar dayanan geçmişi olan Ayia manastırı (Trias Manastırı) ve Rum Ortodoks Ruhban Okulu vardır.
        Heybeliada, fetihten bir zaman sonra, Rum nüfusun başlıca dini eğitim merkezi olmuştur (Dünyevi eğitim merkezi Fener’de kaldı). Din adamı adayları Yunanistan’dan ve Rumlar’ın bulunduğu her yerden buraya okumaya gelirmiş. 1970’lerde Türk hükümetiyle Rum Ortodoks Patrikhanesi arasındaki bazı anlaşmazlıklardan ötürü buradaki eğitim faaliyetlerine son verilmiş.
        Heybeliada Ruhban okulu için, AKP iktidarı yeni bir süreç işletmeye karar verdi. Bilindiği gibi, Ruhban Okulu 1844'te Ortodoks din adamı yetiştirmesi için açıldı, 1971'de kapatıldı. 38 yıldır kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapısını, en son Obama araladı(2009). Eeee, Obama araladıysa, burayı ardına kadar aralama zamanı geldi. Çünkü, biz Sam amcanın dediklerinin eriyiz ve dediklerinin karşısında eririz.
        Ve şimdi AKP iktidarının başı, her AB İlerleme Raporu’nda ‘yeniden açılmalı’ yönünde görüş bildirilen Ruhban Okulu için yeni seçenekler bulunmasını istemiş. Oluşturulan özel ekip, Ruhban Okulu’nun yüksek okul düzeyinde açılışına imkan verecek 2 formül üzerinde duruyor. Ancak Patrikhane okulun YÖK’e ya da herhangi bir Türk üniversitesine bağlı olmasına sıcak bakmıyor. Okulun yabancı bir üniversite üzerinden açılması da gündemde. Başbakanlık yetkilileri, söz konusu modellerin hepsinin üzerinde çalışıldığını ancak Batı Trakya’daki Türk azınlığının hakları doğrultusunda bu kararların verileceğine dikkat çekti.
        YÖK’ün üzerinde çalıştığı ilk  modele göre, bir üniversite bünyesinde kurulacak “Mukayeseli dinler Ana Bölümü Ortodoks Bilim Bölümü Başkanlığı’na” doktora yapmış bir Rum-Ortodoks vatandaşı atanacak. Bulunamazsa dışarıdan gelecek bir bilim adamına Türk vatandaşlığı verilecek. Yabancı öğrenci ve yabancı öğretim görevlileri genel hukuk hükümlerine göre okulda ders verilebilecek. Zorunlu olan İnkılap Tarihi ve Türk Dili dersi mecburiyeti kalktığı için bu dersleri almaları gerekmeyecek. Uygulamalı dersler Heybeliada’daki manastırda verilecek. YÖK’ün kılık-kıyafet yönetmeliğiyle öğrencilere getirilen kılık kıyafet serbestliğiyle papaz kıyafeti giyilmesinin önünde de engel kalmayacak.
        Ortodoks Rum dini kurumlarının yanında 1940’larda yapılmış Beth Yaakov sinagogu bulunur.
        Kuzey kıyısında da Hidiv ailesinden Sait Halim’in kardeşi Abbas Halim Paşa’nın konağı halen ayaktadır. Bu yapı aynı zamanda Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın(1864-1944), 1914-1944 arası  yaşadığı yerdir. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Heybeliada’ya bir varsıllık katan önemli bir edebiyatçıdır. Anadolu yoktur, yapıtlarında, daha çok; İstanbul’u ve İstanbul’un, toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk  toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümanistik bir gülmece boyutunda ‘Roman ve Öykülerle’ anlatır.
        18. yüzyıllarında Heybeliada’nın “Maden” denilen yerinde, demir madeni işletilirmiş. Heybeliada’da da Çam Limanı olarak bilinen yerde ise bakır ile karışık demir madenleri işleticiliği yapılmış.Değirmen Plajı mevkiinde bulunan ve işletilen un fabrikası 1928 yılında yanmış ve kapatılmıştır.
        22. yüzyılın başına dek şarap üretimi yapılan Heybeliada’da bağların yapılaşmaya açılmasıyla, şarapçılık sona ermiş.
        Baharda, tüm adalar, özellikle de Heybeliada, bir çiçek buketi haline gelirmiş.
        Doğanın yeşermesiyle, mimozaların kokuları yayılırmış ilkin. Sonrasında; meyvelerin ve akasyaların  çiçeklenmesi, salkımların ve   erguvanların, zakkumların, karanfillerin, lalelerin, yaseminlerin katılımıyla, Bukete dönüşen Heybeliada’dan yükselen bahar kokusuna, meşhur çam ormanlarının morumsu-pembe renkli çiçekler açan  ıtır kokularının karışması, Heybeliada’nın  gizemli doğasını tamamlamaktadır.
        Heybeliada’nın Çam Limanı dünyanın en güzel doğal limanlarından biri. İşte buranın büyük bölümü 19 Haziran 2012’de yandı. Çam Limanı’nın batı tarafından başlayan yangın, poyrazın da etkisiyle antik manastırlardan Terk-i Dünya Manastırı’nın ve at ahırlarının bulunduğu alana dek yayıldı. Heybeliada   Gönüllüleri Derneğinin dediğine göre,  Çam ormanında bulunan, su şebekesinden su almak için yapılmış su ağızlarının(hidrant) bozuk olması, dahası itfaiyenin bunları önceden onarma adına kontrol etmemesi yangının yayılmasına neden olmuş.
        Öğrendik ki; Heybeliada’nın yüz ölçümünün %62,5, Büyükada’nın % 31,5, Burgazada’nın ise  % 45,1’i çam ormanlarıyla kaplıymış. Korkum, bu oranın her geçen zaman azalması.
        Heybeliada’nın Rıhtım, Yalı ve Ayyıldız caddesi yeterli bakımda değil. Rıhtım boyundaki; Bedri Rahmi Eyüboğlu, İlhan berk, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Can Yücel, Cahit Kulebi, Cahit Zarifoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Nazım Hikmet resimleri ve şiirleriyle süslü banklar, düşündürücü ve yaratıcı bir güzellik katmış.
        Ben olsam, birbirine çok yakın olan Büyükada ve Heybeliada’yı köprü ile birleştiririm. Yayaların ve faydolarrın faydalanacağı köprü. Ne güzel olurdu, deniz üstü yaya gezileri…
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GEZ-GÖR-YAZ
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com

GSM: 0506 609 00 32

22 Ağustos 2013 Perşembe

BODRUM BODRUM OLALI BÖYLE DENETİM GÖRMEMESİ=GÜLDÜŞÜN ÇORBASI

BAŞBAKANIN BODRUM’U DENETLEMESİ= GÜLDÜŞÜN ÇORBASI

Güler misin, ağlar mısın? En iyisi ‘tebessüm ederken’ düşünmek:

Uzun zamandır ‘Güldüşün çorbası ‘damak tadını ötelemiştik. Bu nedenle,  arşivimdeki menüleri sıralamaya devam ediyorum:

Eğer bir ülkede, işkence yapan, doğayı ve doğanı koruyan duyarlı insanların çadırlarını sabaha karşı yakan, fırtınayı fırsat bilip Arhavi-Kamilet vadisini bekleyen insanlar vadiyi terk edince, iş makinelerini gecenin bir yarısında vadiye sokan, biber gazı sıkan, insanları kışın ortasında havuza döken(Tekel işçileri Abdi İpekçi parkındaki havuza döktüklerini unutmadık; düşmanları Akdeniz’e, Ege’ye dökercesine) polis değil de, mukavemet etti diye insanlar yargılanıyor ise, topluma barış getirmesi için seçilen 60’lıklar, yani ‘Akil Adamlar’’dan son anda seçilen vakitlisi, Gezi Parkı Halk Hareketinin  doğaya ve doğana duyarlı insanlarına ana-avrat küfrediyorsa, tuz koktu, kar çürüdü demektir.
İşte,  kokuşmuşluğun ve çürümüşlüğün ‘güldüşün çorbası’ boyutundaki yansımaları’
Öncelik 1 numaranın:
1- Başbakan, Bodrum’da   koyları da gezmiş ve çok kızmış “Durum felaket. Çevre çevre diyenlerin çevre duyarlılıklarını orada gördük. Belediyeler bu inşaatlar yapılırken neredeymiş, nasıl izin vermişler anlamak mümkün değil.”
Belli ki, kıyı korsanlarından rahatsız, iyi de bu yetkileri, kendisine bağlı bakanlıklar vermiyor mu? Örneğin Orman Bakanlığı, Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı, ille de Kültür ve Türizm Bakanlığı. Özellikle plan yapma ve değiştirme yetkilerimiz tamamen Turizm Bakanlığı’na devredilmedi mi?
Başbakan 12 senedir ilk kez mi kıyıya indi? Benim bildiğim  yılda birkaç kez Bodrum Rixos otelde kalır. Bu dost otel sahibinin ötelin hemen önündeki adayı işgal ettiğini görmedi mi?
Özal’ı ve Menderes’i taklit etmede son derece mahir bir başbakanımız var. Özal’ın duruşunu çağrıştırdı, “ kıyı çizgisini aşan tüm yapılar yıkılacaktır” fermanı. Sayın Özal’da ‘kıyı Yasası’nda düzenleme yapıp 200 metrelik kıyı yaklaşımını 50 metreye düşürünce “uygulamaya geçinceye dek temeli atılmış olan veya subasman seviyesine çıkmış olanlar affedilecektir” demiş ve pıtrak gibi subasmanlar çoğalmıştı kıyı bandında. Bugün de Başbakan ‘yıkılacaktır’ deyince, bir bakanın çıkıp “kazanılmış haklara dokunulmayacaktır” demesi ben de ister istemez Özal sürecini çağrıştırdı. Bu işin içinde bir kıyı yeniği var gibi geliyor bana.
İşin düşündürücü yanı; R-cep uzmanı, pardon Telekinize uzmanı ve tescilli kıyı düşmanı Yiğit Bulut’a kıyıların denetimini vermesi. Bu adam değil miydi;Trakya ’dan Akkuyu’ya kadar kıyılardaki nükleer projeleri savunan ve çevrecileri de Alman ajanı sayan? Bu mu kıyılardaki çarpık yapılaşmayı denetleyecek?  Önce kendi çarpıklığını denetlesin, bir oyana bir bu yana yatan şaşkın. TOKİ’ci bakan ile tüm sahillerdeki işgalleri saptayacak Yiğit kişi Yiğit Bulut.
Aziz Nesin erken gittin, büyük fırsatları kaçırdın.

Yakın zaman ‘Güldüşün Çorbalarına’ sırayla  yer verelim;

2-R-cep  diyor ki; “Siyasetçi bin düşünecek bir konuşacak”.
İnsaf be R-cep; bir düşünüp bin konuşan kim?
R-cep yine diyor ki; “Benim işim gündem oluşturmak. Gündem oluşturarak birilerine peşime takarım, birilerinin peşine takılmam”
Biliyorsunuz; gündem ‘Öz Türkçe’ bir sözcüktür. Anlamı; “Bir toplantıda, görüşülecek ve karar bağlanacak konuların tümü”
Belli ki, Türkiye düzlemi, R-cebin toplantı düzlemi. Fakat, bu düzlemde, görüşüp karar bağladığı bir şey olmadı bugüne dek. Aksine, toplumu ve de karşıtlarını yapay gündemlerle tartıştırıp, onları gerçeklerden sürekli uzak tutuyor, dahası gerçek gündemlerden..
Bu gerçeği zaten kendisi söylüyor; “  Ben gündem oluşturarak birilerini peşime takarım, birilerin peşine takılmam” diyerek.
Benim üzüldüğüm yan; siyasi karşıtların gündem oluşturmak yerine, R-cebin oluşturduğu gündemlerin peşine takılması.
Başkanlık sistemi de bu gündemlerden birisi.
Sanki, birileri için R-cep ‘Gündemlerin efendisi’
İkincisi;
“Türkiye’ye demokrasi geldi ve her şeyi tartışıyoruz” isek, neden  iktidarı, yandaşlarını ve  Başbakanı tartışamıyoruz? Tartışan neden soluğu Silivri’de alıyor?
A-Afyonkarahisar Din Eğitimi Şube Müdürlüğü’ne vekaleten atanan İbrahim Özkul, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri ile bir araya geldi. Özkul burada yaptığı konuşmada, şu ifadeleri kullandı:“Daha önce İmam Hatip Lisesi Müdürlerine söylemiştim; Sizler Milli Eğitim Müdürlerinin başdanışmanısınız. Sizler de okul müdürlerinin başdanışmanısınız. İdari yetki olsun ya da olmasın. Okul müdürü bir adım atacak, size soracak. Müdürler kusura bakmasın. Müdürler de var burada. Bundan sonra işler ve işlemler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin kontrolünde gerçekleşiyor ve gerçekleşecek. Bunu Ankara da böyle istiyor. Bunu Valilik de böyle istiyor. Bunu Milli Eğitim Müdürü de böyle istiyor. Biz de böyle istiyoruz. Allah da böyle istiyor.”
Bilmem buna yorum yapmaya gerek var mı?

İdeolojisini desteklemek için kurgulanan bir oyunun yavaş-yavaş uygulamaya konması. Düşünün; 2 yıllık mektupla öğrenimden mezun bir imam hatipliyi SGB'ye inşaat dairesi başkanı yaptılar ve tüm demokratları sürgün ettiler Bakan Faruk Çelik emriyle; öyle ki kanser olan bir mühendis kardeşimiz bu sürgünde vefat etti...Bu enbesilleri kimler ayakta tutuyor biliyor musunuz? Sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı, sözde solcu postmodern liboşlar...Gün gelecek, tüm din dersi hocalarını müdür yapacaklar, bu postmodern liboşları da posa gibi atacakları gerçektir...
B- Posta Gazetesi yazarı Candaş Tolga Işık, Abdullah Öcalan'ı İmralı'da karşılayan ve sorgusunu yapan Jandarma İstihbarat Albay Hasan Atilla Uğur 'Abdullah Öcalan'ı Nasıl Sorguladım?' isimli bir kitabının önemli yerlerini köşesine taşımış.
Öcalan'ın ifadesindeki  'PKK'ya hangi devletler ne yardımı yapıyordu' bölümlerine işaret eden Işık, PKK'ya yardım etmeyen tek devletin bozuk para gibi batılılar uğruna harcadığımız Libya olmasına dikkat çekiyor..
İşte Apo'nun kendi cümleleriyle PKK ve 'dış bağlantıları':
Yunanistan :En başından beri hep çok iyi destek aldık. Kamplar, askeri ve maddi destek, teknik sabotaj, orman yangını eğitimlerini bizzat  Yunan istihbaratı verdi.
Suriye :Hafız Esad'ın kardeşi Cemil Esad'la bizzat görüşüyordum. Suriye'de kamplar açtık. Suriye devleti örgütlenmemize izin vermişti. Maddi gelir elde  etmemize engel olmuyorlardı. Sınır geçişlerinde kolaylık
sağlıyorlardı. Suriye'de yıllık 1 milyon dolardan fazla gelir elde
ediyorduk. Zaman zaman Muhaberat'ın (gizli servis) arabalarını
kullanıyorduk.
İran : Gizli servis İttiaat'tan Sait isimli bir şahısla irtibat halindeydim. Bize önceleri silah, SAM7 füzeleri ve lojistik destek sağladılar. Bir hastane, 3 de kamp kurmamıza izin verdiler. Silah ve hayvan ticaretinden pay alıyorduk. Gelirimiz Avrupa'dakine yakındı.
Bulgaristan :Bir eğitim bürosu açtık... Gizli servislerinin haberi vardı... Ses çıkarmıyorlardı.
Sırbistan : Ellerinde Strella Füzesi vardı. 20 adet satın aldık. Sırplar sonra çok daha fazlasını bize destek amacıyla parasız verdi. Füze eğitimlerini de onlardan aldık. TNT, C-4, A-4, C-5 gibi patlayıcıları Sırbistan'dan sağlıyorduk.
Romanya : Bükreş'te evlerimiz ve derneklerimiz bulunuyordu. Devlet bize serbesti sağlamıştı. Türkiye'den katılanların ilk eğitim yeri Romanya'ydı. Romanya istihbarat servisi bize telsiz, dürbün, gece görüş cihazı gibi teknik malzeme veriyordu.
Almanya :Gizli servisle görüşüyordum. Parlamento'dan da beni ziyarete gelenler olurdu. Örgüt yöneticisi Kani Yılmaz'ın sığınma talebini kabul edip, pasaport verdiler. Her anlamda güçlü olduğumuz bir yerdi.
İngiltere :Bizim konumuzda en akıllı davranan ülkeydi. Hiç direct siyasi ilişki kurmadılar. Ama gizli olarak en büyük desteği İngiltere'den alıyorduk.
Holanda :Bizim üslenme ve eğitim alanımızdır. En çok destek ve para bulduğumuz ülkedir.
Fransa ve İtalya :Bize her zaman çok yakın oldular! Bayan Mitterant ayağımıza kadar gelip ihtiyaçlarımızı listeler ve temini için gerekli organizasyonları yapardı. BM kararları gereğince Anti personel mayınlarının yasaklanmış olmasına rağmen hala imal eden ülkelerden biri olan İtalya'dan Berlusconi sayesinde bu mayınları hep aldık.
Amerika : Bir temsilci atadık. Dernek kurdular. Ayrıca bir enformasyon büromuz vardı. Zaman zaman oradaki düşünce kuruluşlarından da destek
aldık. Körfez harekatında ise Kuzey Irak'taki ABD ordusunun, Peşmergelere yaptığı yardımların çoğu bize kaydırıldı.
Libya :Oraya çalışmaya giden işçiler arasında iyi örgütlenmemiz vardı. Yılda 500 bin dolara yakın bağış topluyorduk. Ama Libya devleti ile aramız iyi değildi. Her türlü imkanları olmasına rağmen bize araç, gereç, silah ve malzeme vermediler. Defalarca talebim oldu ama Kaddafi bize hiç sıcak bakmadı.
Okurken tüyleriniz diken-diken oluyor… Türkiye'de kan dökmek için ilan edilen 'çok uluslu' seferberliğe mi yanarsınız yoksa tek 'dost'umuzun Kaddafi oluşuna mı?
Hâlâ  "PKK 27 yıldır neden bitirilemedi?" diye sormaya gerek var mı?
C-Son Bakanlar Kurulu toplantısında kamu kurumlarının ’gayrimenkul israfı’ konususun üzerinde durduklarını belirten Başbakan Erdoğan, "Buralarda çok ciddi israf var. Neden? Senede 1-2 ay gidecekler, tatil yapacaklar, kamp yapacaklar. Ondan sonra ne olacak? Ondan sonra 10 ay buralar çıplak, çürümeye yüz tutacak. Neymiş Kamu mensuplarının oralarda yazın tatillerini geçirmesine fırsat vermek. İlla devlet böyle bir şeyi yapacaksa, belli otellerle anlaşırsın, oralarda gider yazın o tatillerini yaparlar. İşin sevki idaresi budur, anlayış budur ama bu tür anlayışlar bize maalesef yerleşmedi" şeklinde konuştu.
R-cep bilmeden mı konuşuyor? Acaba önüne ne konursa o'nu mu okuyor? Hiçbir konuda, kendi düşünmüyor. Kendisinin yerine başkaları düşünüyor ve bu nedenle Gündemlerin Efendisi, Gafların Efendiliğini de kimseye kaptırmıyor olabilir mi? Bu dinlence yerleri konusunda da benzerini tekrar ediyor. Akıl var mantık var; hangi kurum 1 aylık dinlenceler için, dinlence-kamp yerleri yatırımı yapar. Dinlence yerleri salt yaz dinlenceleri için, en az 5 ay açıktır. Ki buraların adı falanca kurumun dinlence kamp yeri değil, eğitim ve kamp yeri dir. Ve Eğitim yerleri olarak kullanıldığı, seminer ve sempozyumlarda değerlendirildiği için yılın 11 ayı faaliyettedir.
Bırakın tüm bunları; hükümetler, çalışanlarına 'verimliği artırmak adına' böylesi dinlence yerleri bulundurmak zorunda. Yooo, hazretin niyeti, yandaşlara buraları peşkeş çekmek. Umurunda mı, çalışanlar...Yapma be R-Cep hep sen mi haklısın; bir kez olsun haksızlığını gör ve kabul et; unutma padişahım, senden büyük Allah var..Gün gelir, çok kötü tokezlersin; sadece sen değil, çevreni de çökertir, sana üzülecek kimlik bırakmassın..
Lojmanlara gelince; insaf be R-cep; çalışanların ancık 3’te birine katkı veren ve onları maaşları tutarındaki kira derdinden kurtaran Lojmanların sayısını artırman gerekirken, tümünü yandaşlarına satacaksın ve hiç çekinmeden ‘ötel de kalsınlar’ diyeceksin..Allah senin ıslahını versin…
D- Türk basının efsane ismi Mehmet Ali Birand hayatını kaybetti.
Dün safra kesesindeki stent değişimi için Amerikan Hastanesi’nde ameliyat olan Birand'ın kalbi operasyon sırasında durmuş, doktorların çabasıyla yeniden çalıştırılmıştı. Yoğun bakımdaki Birand saat 18.30 sıralarında son nefesini verdi.
2- 3 kez röportajı oldu benimle. İnsana tepeden bakmayan, hangi sınıf ve kimlikte olursa olsun, insanca konuşan ve karşısındakini bu hoşgörüsü ile rahatlatan, sevecen ve güven veren bir yaklaşım sahibi idi. Bu nedenle, onunla konuşurken kendimi hep rahat hissetmişimdir.  Zaman-zaman çeliştiğim, eleştirdiğim kişi olduğunu söylemek isterim. Eleştirilere bile sevecen yaklaşan bir duruşu vardı. İyi ve sağlıklı  bir Galatasaraylıydı. Kısacası; insandı ve adam gibi adamlığın örnekleri arasındaydı. Işıklar içinde yatsın. Yakınlarının acısını paylaşıyorum. Kaybettik diye düşünmesinler, o’nun düşüncelerde bıraktığı kalıcılığını beslemek için anılarını yaşatacaklardır ve o  onlar için, birileri için ve biz Galatasaraylılar için hep yaşayacaktır.
E- Almanya Başbakanı Angela Merkel’in tören taburundaki askerlerin sol memesi büyüyor. Meme büyümesinin selamlama sırasında tüfeklerin sol göğse vurulmasından kaynaklandığı sanılıyor.
Son yıllarda, yanak yanağa selamlaşmanın yerine, kafaları vurarak selamlaşma aldı, yani tokuşma. Vurma ile meme büyüdüğüne göre, kafalarını da büyümesi söz konusu ki, ülkem de koca memelilerin yanında,koca kafalıların sayısı arttı.
F- Geçen de bir arkadaşımın Üniversite mezunu kızından                                                                                                                                                                                                                                                                                                      dinledim. KPS sınavını bir türlü kazanamıyormuş. Yazılı sınavını kazansa bile umutsuz olduğunu söyledi. Çünkü, geçenlerde bir arkadaşı yazılı sınavı yüksek puanla kazanmasına karşın, sözlü sınavda elenmiş.  Nasıl mı? Sözlü sınavda da tüm soruları yanıtlamış. Son bir soru sormuşlar¸ “Hacettepe’deki dergahın adını ne? “diye, Tacettin Dergahı diyemediği için, elemişler.
Bunlar değil mi; içki yasağını yaygınlaştıran ve “Turist ayran içsin” diyen.
Sesleniyorum, duyar mı  R-cep  acep?
İnadına her yazımda kullanacağım; “Demokrasi Ve Evrensel Barış Bandım”ı:
[[ Gezi Parkı Halk Hareketinin iki  önemli haykırışı var, benim de bir önemli haykırışım ..

Birincisi;  “31 Mayıs 2013 tarihine dek hep birkaç kişi düşündünüz, konuştunuz ve birçok kişiyi dinlemek zorunda bıraktınız, artık birçok kişi olarak düşüneceğiz ve konuşacağız ve siz birkaç kişi bizi dinleyeceksiniz;  bunun için yarattığınız ‘korku psikolojisini kırdık’ sokaklara indik.”

İkincisi;  “31 Mayıs 2013, Türkiye’de ve dünyada 20. Yüzyılın egemen ideolojilerinin sonlandığı ve ‘dünyanın özgün gelişimi ve değişimini dikkate alarak, farklılıkları bütünleştiren, evrensel barışı esas alan’ 21.  Yüzyılın ideolojisinin başlangıcıdır.”
21. Yüzyılda, artık birkaç kişinin düşüncede, siyasette, ticarette, bürokraside ve medyadaki egemenliği bitiyor, birçok kişinin, yani halkın etkin ve belirleyici olacağı sürece girildi. Bu sürecin düğmesine de Türkiye’de basıldı. Brezilya’ya yansıyan sürecin Türkiye’de daha da güçlenmesi ve evrensel mesajını yaygınlaştırması  için, ülkemdeki ‘CHP’lisinden,  AKP’lisine, MHP’lisine, İP’lisine,  BDP’lisine, kısacası sağ-sol tüm oluşumlardaki siyasi payandaların, Gezi Parkı Halk Hareketi’nde paydaş olması gerekir.

Bu bir sokağa inişten çok, 21.yüzyılın düşüncelerine inişti, inmeye de devam edeceğiz.

Benim Haykırışım:  “Hormonlu renkli yazılı ve görsel basın; pıtrak gibi biten, çok dağıtılan, fakat çok satılıyor diye yutturulan,  az seyredilen;  cemaatin yazılı ve görsel basını  gibi olmasa da benzer duruş sergilemektedir. Şöyle ki;  korku psikolojisiyle nedeniyle  siyasal erkin yandaş medyasıyla örtüşen anlayışlarına yer vermekte, gezi parkı halk hareketini aşağılayan haberlere öncelik tanımaktadır. Bu nedenle  ben 31 Mayıs 2013 gününden bu yana, hormonlu renkli basını, okumuyorum, dinlemiyorum, sevdiğim dizileri izlemiyorum ve de ürünlerini  satın almıyorum, yani bu ilgimi dondurdum, askıya aldım, ta ki ‘demokrasi ve evrensel barışı’ ilke edinmiş halkın tepkisini ciddiye alacağı güne dek. Sizin özgür istencinize, gem vurmak değildir amacım, ben böyle yapıyorum, siz bilirsiniz. ]]
http://blog.milliyet.com.tr/milletvekili-mi-milletin-vekili-mi-/Blog/?BlogNo=364138
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GÜLDÜŞÜN ÇORBASI
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

19 Ağustos 2013 Pazartesi

ŞAMPİYONLUKLARIN EFENDİSİ KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR


ŞAMPİYONLUKLARIN EFENDİSİ      GALATASARAY SEZONA GALİBİYETLE   BAŞLADI; 2-1
      
20 Ağustos 2013
      
Yazının başlığını şöyle de atabilirdim:
        “ Galatasaray birinci, Drogba ikinci yarı muhteşemedi”         Evet; iki muhteşem oyun Galatasaray’ı, Gaziantep karşısında galip getirdi. Eğer biri kötü olsaydı, Galatasaray ikinci yarının son on dakikasına, Muhammet Demir’e yenilebilirdi; çünkü Gaziantep ne ilk yarı, ne de ikinci yarı futbol oynadı, futbolu oynayan 66.dakikada oyuna giren-ki sakattı ve 8 ay sahalarda yoktu- Muhammet Demir idi.   Muhammet Trabzon kökenli Bursa alt yapısından gelme geleceğin yıldızı 20 yaşında bir oyuncu. Bu oyuncu, değil ülkemiz, dünya futboluna damga vuracak bir yetenek, eğer Bulent Uygun o’nu 90 dakika oynatsaydı, Galatasaray’a da darbe vururdu. Doğrudur; Galatasara iki ceza sahası arasında oynadığı, son 15 dakikadadaki futbol ile kendisine ceza kesebilirdi. Cezayı; hiçbir topu kaybetmeyen, özellikle son dakikalarda ceza sahasında en az 5 tehlikeli pozisyonu kafa ile uzaklaştıran Drogba durdurdu.

      19 Ağustos 2013 günü, ‘2013-2014 sezonunun ilk maçında’ bunları yaşadı.
        Ali Sami Yen Aslantepe Arena’da, Galatasaray’ın Gaziantep ile yaptığı ilk maçına çıkışı hayli görkemli oldu.
        Öyle bir çıkış ki, sezon başlamadan ik önemli kupa olan; ‘Emiates Cup ve Türkiye Süper Kupası’nın şampiyonu olarak. İlkinde Arsenal’i, ikincisinde Fenerbehçeyi yenerek kupaları alan 2012-2013 sezonunun şampiyon Galatasaray, Gaziantep karşısında ileride 3 kişi; Sneijder, Drogba ve Burak ile oyuna başladı. Yani taktik; 433 idi. Burak’ı sahada görmek hepimizi memnun etti, haftalardır, Terim-Burak kavgasını kotarmaya çalışanlar hariç.
        Burak sahadaki duruşuyla, abartıldığı kadar olmasa da, dahası anlatıldığı kadar, bir şeyler var izlenimi vermedi değil. Suçlu Burak veya bir başkası olabilir, fakat asla Terim olmamalı gibi bir saplantımız yok; bu nedenle eğer bu konuda  Terim’de de bir eksiklik var ise, kendi büyüklüğüğünü dikkate alarak olguya çözüm getirmesi gerekir.
        2011-2012 sezonu şampiyonluğunda büyük katkı veren Çek oyuncu Tomáš Ujfaluši, 2012-2013 sezonunda sakatlandığı için oynayamadı ve bu sene de ülkesi Çek’e geri döndü. Galatasaray’ın sahaların efendi futbolcusuna teşekkür plaketi töreni yapması beni duygulandırdı.  Bir teşekkür de benden Tomas. Güle-güle.
            Hakemler: Barış Şimşek, İsmail Köse, Mehmet Metin
        Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih, Chedjou, Hakan Balta, Hamit (Dk. 46 Emre Çolak), Melo, Selçuk (Dk. 74 Erman Kılıç), Sneijder, Burak Yılmaz (Dk. 81 Engin Baytar), Drogba
        Gaziantepspor: Karcemarskas, Serdar (Dk. 66 Muhammed Demir), Binya Gilles, Kecojevic, Şenol, Sernas (Dk. 46 Mustafa Durak), Medunjanin, Taşkın, Bekir Ozan Has, Turgut Doğan Şahin (Dk. 46 Uğur Kavuk), Cenk Tosun
        Goller: Dk. 8 Sneijder, Dk. 50 Burak Yılmaz (Penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 75 Muhammet Demir (Gaziantepspor)
            8. dakikada Galatasaray'ın golünü attı. Ani başlayan Sarı-kırmızılı takımın atağında Drogba, sol tarafa hareketlenen Burak Yılmaz'ı gördü. Burak, savunmanın arkasına sarkan Sneijder'i topla buluşturdu. Hollandalı oyuncunun, dar açıdan yaptığı vuruş uzak direk dibinden ağlarla buluştu. 1-0.
        50. dakikada Sneijder'in savunmanın arkasına attığı topa hareketlenen Burak Yılmaz, kaleci ile girdiği ikili mücadelede yerde kalınca maçın hakemi penaltı noktasını gösterdi. Atışı kullanan Burak Yılmaz, meşin yuvarlağı filelere gönderdi: 2 - 0.
Burak’ın gol atması, hem GS, hem Terim, Hem de seyirci için iyi oldu. Bu iyilikte en az sevinen Burak’ın olduğunu gözlemledim, inşallah gözlemsel bir hatadır.
        75. dakika Galatasaray’ın durduğu dakika idi. Çünkü bu dakikada  Gaziantepspor'un golü geldi. Sol kanattan kullanılan köşe atışında Hakan Balta'nın kafayla uzaklaştırmak istediği top havalandı. Pozisyonu takip eden Mustafa Durak kafayla doldurdu. Muhammet Demir, rövaşatasını yaptı. Meşin yuvarlak kaleci Muslera'nın müdahalesine rağmen ağlarla buluştu: 2 – 1.
        Ve maç 2-1 sonlandı.
        Liglerin ilk maçları takımlar için sıkıntıdır. Çok iyi oynarken yenilebildiğiniz gibi, çok kötü oynarken de yenebilirsiniz. Galatasaray 75 dakika müthiş güzel oynadığı maçta, san 15 dakikadaki müthiş kötü oyunuyla puan veya puanlar kaybedebilirdi.
        Maçtaki sonuç 3 puanı getirdi, fakat şu soruları da beraberinde getirdi.
        1-Bugün çok iyi olan Hakan Balta’dan, acaba Terim Riera gibi solbek yaratabilecek mi?
        Sol kanat bindirmelerinde çok başarılıydı Balta. Eboue ise yatmayı tercih edince, sağ kanat bindirmelerinde çok başarısızdı. Biri bu adamın altından sahaya serdiği döşeği çeksin. Nedir bu yahu, kendi çarptığında bile yatak döşek sahalar düşmesi?
        2- Terim Hamit’e ne kadar tahammül edecek?
        Burak’a tahammül edemediği söylenen Terim, bence Hamit’e tahammül etmemesi gerekir.
        3-  TFF’nin yabancı kuralı olan 6 kuralı, yaşlı GS’yi alt edebilir mi?
        İleri üç için iyi bir golcu bulması gerekmiyor, Burak’ı kazanması gerekiyor.
        4- Şike olayında cimbizla çekilerek kurtarılan Başbakan’ın eşinin yeğeni, eski TFF Başkan yardımcısı Göksel Gümüşdağ denen kimlik, neden Terim’in etrafında dolanıyor?
        Bu birilerinin oyunu olmasın, örneğin son Genel Kurul’da yönetime giremeyenlerin oyunu..Bunlar Terim’i ulusal takımın başına getirip Ünal Aysal’in önünü kesmek isteyebilirler.
        5- Ultraaslan ‘ben tribünleri siyasallaştırmam ‘ diyerek  ne yapmak istiyor ve kimin sözcülüğünü yapıyor?.
         Demokratik haklarını kullanan taraftarlar, susturularak, İspanya Frankosunun ve Portekiz Salazarının robotik seyircili tribünler mi oluşturmaktır amaç. Bu duruşun;  faşizan bir siyaset olduğunu algılamalıdır.
        Ben taraftarın Rabia işareti yapmasına da, Gezi halk hareketini haykırmalarına da karşıyım . Ben birini diğerine tercih eden ve o’nu kurumsallaştırmaya çalışanların faşizan duruşuna karşıyım. Ultra aslan bu nedenle çok dikkatli olmak zorundadır. http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-supermert-i--99-da-gecerek-super-kupayi-alabildi/Blog/?BlogNo=425403
        ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
       ŞUTLUYORUM
       sevket-che@hotmail.com.tr
       evesbere@mynet.com

       GSM: 05066090032