30 Nisan 2013 Salı

1 MAYIS'I DA SİYASİ RANTA DÖNÜŞTÜRDÜLER


 
1 MAYIS’I DA PARÇALIYORLAR
Geçen yılın 1 Mayıs’ını yazmaya niyetim yoktu, fakat alana indiğimde 1 arkadaşımın; “Hak-İş sendikasının, kendilerine ‘Tandoğan’daki 1 Mayıs Bahar Bayramı’na katılmaya zorlanması nedeniyle Sıhhiye’deki ‘Emekçinin  1 Mayıs’ına  katılmaya karar verdim” demesi üzerine yazmaya karar verdim.
Yazdım, fakat birilerinin işine gelmediği için, istediğim  yerde yer bulamadı kendisine. Ben de geçen yılın yazısını, güncelleyerek tekrar yazmaya karar verdim.
Aslında yazıyı güncellemeyeceğim, sadece bir ekleme yapacağım.
Ekleme, bu ülkenin sağı bu ülkenin soluna hangi pencereden baktığını, göstereceği için çok önemli.
T.Özal’ın, bu ülkenin tozunu faşist cunta ile nasıl aldığını ve sola nasıl baktığını kanıtlayan mektubu:
“Muhterem Ahmet beyefendi,Teknik Üniversite duvarlarına, bir tarafa köprü karikatürü, diğer tarafa da 6. Filo’yu koyarak ‘Köprü ve bekçisi’ diyen komünistlerin, aslında neyin peşinde oldukları bugün daha iyi anlaşılmıyor mu? Bir senelik bir Örfi İdare, bütün melanet ve hıyanetlerini meydana çıkardığı gibi, Türkiye’nin kalkınması için sarf edilen insanüstü gayretlere yapılan insafsız hücumların kasti hüviyetlerini de ortaya çıkarmıştır. Zaman, muhakkak durumu daha iyi gösterecektir. Fakat bir endişem var:Tarihten, tecrübeden ders alacak mıyız, yoksa sözde bir acıma duygusu ile karıştırılan, aslında maksatlı birtakım oyunlara alet olarak Türkiye’yi yıkmak isteyenlere bir şans daha mı vereceğiz?Türkiye hiçbir zaman komünist olmayacaktır, ama kalkınma yolunda kaybettiğimiz zamanları geri getirmenin mümkün olmamasından korkuyorum(7 Nisan 1972 Ahmet Kabaklı’nın Tercüman’daki köşesinde yer aldı).”
2012’deki 1 Mayıs ile ilgili yazım:
Adamlar, Ademleri tehdit ediyor(biri de arkadaşım Adem),  Tandoğan’daki 1 Mayıs’a katıl diye.  1 “1 Mayıs” kalmıştı bölünmeyen,  o’nu da böldüler, “Tandoğan ve Sıhhiye 1 Mayıs”’ı diye.
Anımsayın 1970’lerdeki toplumun  ‘sağ-sol şeklinde’ kamplara bölündüğünü. Ve bu bölünmelerin  ‘Pol-Der’ ‘Pol-Bir’ diye bölünmüş polisler aracılığıyla desteklendiğini. Durum daha kötüye gidiyor, çünkü bölünmüşlüğün sol yanı,  biber gazı ile örselenirken, sağ yanı yağdanlıklar aracılığıyla besleniyor. Yağdanlığın adı; ‘Hak-İş’.  1 değil ki, 1 kaç tane bunlar; Memur-Sen ve de Kamu-Sen. Polis örgütü  yekpare, yani tek parça yanlarında.
Üyelerine, naylon poşetlerde zengin menüler sunarlar, bir tek biberonları eksik, biber gazI yasak. Çünkü bunlar ‘iktidarın ‘Uslu’ çocukları. Gün gelir bunların başındakiler  ‘Uslu-Uslu’ ve de ‘Salim-en’ iktidarın partisinden milletvekili yapılırlar ve TBMM’ inde Kamer Genç’i kovalarlar.
Evet; bu yağdanlık(lar), üyelerini imza zorunluluğuyla kendi 1 Mayıs alanına çekmekten hiç çekinmemişler  2012’nin 1 Mayıs’ında.
Soruyorum: “DİSK, TÜRK-İŞ, KESK, kaç kamu çalışanı  üyesine böylesi bir zorlama ve faşist baskı kurdu?
İşletilen süreç bana  ‘Führer’ Almanya’sını çağrıştırıyor. Yani  ‘Yol gösterici’ Hitler dönemi Almanya’sını.
“Beyler ne oluyor, bu ülke nereye gidiyor?” demeyeceğim, çünkü gidici olan iktidarın son çırpınışları  ile karşı karşıyayız beyler, son çırpınışlarıyla.
Sağ son seçeneği iktidarda tutuyor. Artık, yeni bir seçenek sunması  zor. Çünkü; Muhafazakârını sundu,  ırkçısını sundu,  ilkel fason liberalini sundu,  dincisini sundu ve son olarak üçüyle harmanlanmış  ‘darbenin iki çeşidiyle  beslenmiş’ güdümlüsünü sunuyor. Başka seçeneği kalmadı. Bundan sonrası solun. Yeter ki sol içsel kavga hastalığını bıraksın ve dayanışmacı, birlikter bir politik sürece girsin.
Tekrar ediyorum: “Bu konuda ümitli değilim, umutluyum”
Bakın Hüseyin Güzelce bile bu bitmişliğin kaçınılmazlığını işaret ediyor , “Gün gelecek, bir zamanlar böyle bir başbakan vardı denecektir”
Yol gösterici coşmuş,  sanatçılara, doğrusu tiyatro çalışanlarına dayılanıyor; “ Devlet  eliyle Tiyatro olmaz; özelleştireceğiz. Hangi gelişmiş ülkede  devlet destekli tiyatro var? O zavallılara acıyoruz. Yahuuu, siz kimsiniz? Sanat sizin tekelinizde mi? Muhafazakarları aşağıladınız; geçti o günler.”
Ve bu dayılığa hastalıklı ve de aydınların yüzkarası kronik yağdanlık da katılıyor: "Artık bu elitler kusura bakmasın. Bugüne kadar mürteci, yobaz diye aşağıladığınız, zulmettiğiniz halk sizi artık sırtında taşımayacak.”
Mürteci ve Yobaz; Bu bir gerçeği söylemedir. Arapçası; itiraf. Mürteci ve yobaz elbette ki sanat karşıtıdır, sanatçıyı sırtında taşıyacak olanlar aydın ve uygar kimliklerdir. Sen ise hiç değilsin.
“Muhafazakarları aşağıladınız; geçti o günler.”” derken,  Ankara Devlet Tiyatrosu’nda bir oyunu izlerken, ‘cak, cak ‘ sakız çiğnediği için sahnedeki sanatçı tarafından uyarılması sonrası seyretmekten vazgeçen  yakınını kastediyor galiba.
Kanaatim odur ki, devlet tiyatroları ve sanatçılarından bunun intikamı alınıyor.
 “Hangi gelişmiş ülkede  devlet destekli tiyatro var, özelleştireceğiz” diyor.
Olamaz böyle bir şey, İngiltere, Rusya, Almanya, Fransa, Hollanda, kısacası tüm batı ülkeleri ve Rusya   ödenekli, yani devlet destekli tiyatrolarla dolu.  Özelleştirmenin vatanı, İngiltere bile tiyatroları özelleştirmeyi aklına getirmedi, bizim dayı, özel-leştirdikleri gibi, özelleştirmeyi düşünüyor.
Dahası; çalışanları aşağılayarak; ‘devlet eliyle Tiyatro olmaz’ diyebiliyor. Devlet eliyle olur, devletin katkılarıyla olur, fakat hükümetin katkılarıyla olmaz, yani  bu  hükümetin.
Öncelikle şu Devlet ile Hükümeti birbirinden ayrıt etmek gerekir;. Özellikle günümüz hükümetini.
Devletin eliyle değil, hükümet eliyle  neler yapılmadı ki:
Türkiye’nin tüm değerleri yok edildi;
Örneğin eğitim,  örneğin çalışanların ve tüm emekçilerin özlük hakları, örneğin futbol(futboldan geçinerek), örneğin kıyılar, örneğin dinimiz( ılımlı  İslam yalanıyla ve dinden geçinerek), örneğin dilimiz, örneğin bankalarımız, örneğin Cumhuriyet’in tüm kurumları, örneğin topraklarımız, örneğin İstanbul(sermaye tapınaklarıyla), örneğin Ankara(katlı kavşakla), örneğin  tarihi yapılar, örneğin derelerimiz, örneğin nehirlerimiz, örneğin ovalarımız, örneğin dağlarımız,  örneğin göllerimiz, örneğin ormanlarımız, örneğin insan hakları, örneğin özgür istenç ve düşünceler,  örneğin Demokrasi(ileri  demokrasi yalanıyla), örneğin siyaset(yoksuldan geçinerek, kömür  ve gıda yardımlarıyla siyaset yaparak), örneğin ticaret, örneğin yazılı ve görsel  basın, örneğin  Laik Demokratik yapı, örneğin Cumhuriyet, örneğin sen, ben, biz, onlar..
Belki abarttık, fakat az şeyler yok etmediler. Tüm bunları yok eden için, tiyatroyu yok etmek ne ki.
Hükümet salt bunları mı yaptı? 1 Mayıs’ı ikiye bölen bu hükümet, yasal grev haklarını kullanmak isteyen memur ve işçiler için de dayılanmadı mı; “Neticesine katlanırlar” diyerek. Biliyorsunuz bu neticelerin, biber gazı, cop ve Abdi İpekçi parkının  kış ortasındaki buz tutmuş havuzuna dökmek olduğunu.
İşte bu Abdi İpekçi parkının olduğu Sıhhi’ye, tüm emekçiler ve çalışanlarla  önceki 1 Mayıs coşkularını katlayan bir coşku seli yarattı. Bu sel Gar’da başladı, Sıhhiye’de sonlandı. Ne mi vardı? Yine biber gazı  vardı, ama yılmak yoktu,  önlenemez coşku vardı. Sol olarak direndik ve de bundan sonra direneceğimizin kararlı ve yükselen duruşunu sergiledik.
2013’ün 1 Mayıs’ını bekliyorum; bakalım emekten yana olduğunu söyleyen bazı sendikalar emek düşmanlarının yanında mı, yoksa emekçinin yanında mı yer alıp, emekçinin 1 Mayıs’ını da parçalattırmalarına izin verecekler mi?
http://blog.milliyet.com.tr/1-mayis-taksim-meydani-teksim-edildi/Blog/?BlogNo=241324
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

28 Nisan 2013 Pazar

GALATASARAY ŞAMPİYON ARTIK


GALATASARAY GAZİANTEP’TE ŞAMPİYONLUĞUN VİZESİNİ ALMASI VE FUTBOLDA YANILSAMA
Galatasaray, Gaziantep maçını çok kısa tutacağım. Doğru, Galatasaray’ın 19, şampiyonluğunu getiren maçı nasıl kısa tutarım. Tutarım, çünkü Galatasaray, Ünal Aysal döneminde öylesi bir sürece girdi ki, bu süreç Galatasaray’ın hem dünya markası milenyum kimliğini öne çıkaracak, hem Galatasaray’ın dünya devleri arasında yer almasını sağlayacaktır. Ve salt Galatasaray’a değil, ‘futbol endüstrisi boyutunda’, Türkiye’ye büyük katkılar sağlayacaktır.  Tüm bunlar nedeniyle, Galatasaray’ın hata yapma lüksünün olmadığını işaret eden, geçmiş dönem hatasına yer vereceğim:
Ünal Aysal, Bakanlar Faruk Çelik ve Fatma Şahin maçtalar.
Maçtan önce polis yine yaptı yapacağını ve biber gazı kullanarak, tüm Galatasaray seyircilerinin sahaya inmelerine neden oldu. Emniyetin en ufak olayda biber gazına sarılması, dozu kaçırmaya başladı.
Gaziantep Kamil Ocak stadındaki  sarı kırmızılı takım Galatasaray ile İstanbul Kadiköy’deki sarı kırmızılı takım Kayserispor  süper Lig’in kaderini belirleyecek.
Gaziantep’teki sarı kırmızılı takım, inanın ilk yarı hiçbir şey oynamadı; Gaziantepspor daha ataktı, çünkü  Galatasaray’da Drogba bile iyi değildi. Burak bir felaket; ne topa koşuyor, ne de aldığı topları dağıtabiliyor, fakat kendisi dağılabiliyordu. Melo bir harika. Gaziantepspor’un Ocak transferleri tam 14 gol atmış, 15. si direkten döndü. Gaziantepspor çalıştırıcısı Bülen Uygun, inanın İstanbul’daki Kadiköy seyircisinden de heyecanlı. Kısacası 5 maç üst üste kazanmış GS ilk yarıyı  golsüz kapadı.
İstanbul Kadiköy’deki  sarı kırmızılı takım bir harika. İlk yarıyı Cleyton’un attığı gol ile Kayserispor FB karşısında 1-0 önde kapadı.
İkinci yarı, Galatasaray biraz tempoyu artırdı ve biraz gol atarak Gaziantepspor’u Kamil Ocam stadında 1-0 yendi ve süper Lig şampiyonluğu vizesini aldı.
Galatasaray’ı bu galibiyeti aynı zamanda bu sezonon üst üste alınan maç rekoru oldu. Galatasaray’ın bu üst üste galip geldiği altıncı maç idi.
Dakika 61, Drogba göğsüyle Meloya, Melo Burak’a ve o da Gaziantep filelerine. Bu gol Burak’ın 20. Golü oldu.
En verimli oyuncu Melo ve ikinci yarı oyuna giren Emre Çolak oldu. Riera da iyi idi. Selçuk, Drogba ve diğerleri vasatı aşamadı. Hamit7te bu kadar ısrar edilmesi, anlaşılır gibi değil.
81. dakikada Drogba’yı çıkararak tek forvete dönen Galatasaray bana göre hata yaptı. Çünkü, her an gol yiyebilirdi.
İstanbul’daki sarı kırmızı  sarı lacivert karşısında uzun süre önde götürdüğü maçı 2-1 kaybetti; Fenerbahçe 2- Kayseri 1
Eğer Gaziantepteki sarı kırmızılı(Galatasaray) puan kaybetse idi, yemin ediyorum, şampiyonlukta kaybedilirdi.
Stat: Kamil Ocak
Hakemler: Halis Özkahya, Volkan Narinç, Baki Tuncay Akkın
Gaziantepspor: Karcemarskas 6, Şenol Can 5 (Dk. 84 Oktay ?), Medunjanin 6, Serdar Kurtuluş 6, Bekir Ozan 5, Serdar Özbayraktar 5, Binya 5, Turgut Doğan 5 (Dk. 68 Cenk Tosun 4), Kecojevic 5, Sernas 6 (Dk. 68 Traore 6), Dorge 5
Galatasaray: Muslera 6, Dany 6, Semih 6, Eboue 6, Hamit Altıntop 6 (Dk. 88 Gökhan Zan ?), Selçuk İnan 6, Felipo Melo 6, Riera 6, Yekta Kurtuluş 5 (Dk. 46 Emre Çolak 5), Drogba 6 (Dk. 82 Sabri ?), Burak Yılmaz 8
Galatasaray’da yedekler: Eray İşçan-Sabri Sarıoğlu, Engin Baydar(uzun süre sonra kadroda), Ambrabat, Emre Çolak, Umut bulut ve Gökhan Zan
Gol: Dk. 62 Burak Yılmaz(Galatasaray)

Temmuz 2006’da yazdığım, fakat arşivimde unuttuğum  “Futbolda Yanılsama” başlıklı yazımı, Galatasaray’ın bundan sonraki duruşlarına katkı vermesini düşünerek sunmak istiyorum:
Yanılsamanın sözlük anlamı: giderilmesi olası duyu yanılgısı veya yanlış algılama. Sayın Canaydın’ın Okan konusundaki kararlar sonrası böylesi bir süreci yaşadığımı düşünüyorum. Bu nedenle sayın Canaydın hakkında soru işaretleri belirmeye başladı. Çünkü sayın Canaydın  denge adamı olma kararlılığını bazı konulardaki kararsızlıklarından ötürü abartmaya başladı. İşte o noktada Galatasaray’ı Galatasaray yapan değerler, yani evrensel Galatasaray kültürü ve o’nu markalaştıran erdemli başarılar örselenir diye düşünüyorum.
Sayın Polat’ı ise hiç anlamış değilim. Kararlı, çağcıl ve ilerici kimliği aniden, köşe dönücü işbitirici Özal mantığının ve de makyavelist yaklaşımlarının esiri oldu gibime geliyor-ki bu yaklaşımları Galatasaray kültürü ve değerleri kaldıramaz- evet; Galatasaray’ı Galatasaray yapan değerlerini sermayenin ve tarikatın arka bahçesi yapmaya çalışanlara neden bu kadar ödün veriyor, çözmüş değilim!! Acaba diyorum; meslektaşımın (Aziz Yıldırım) oluşturduğu aziz el (.)Ayip örgütü ile savaşmak için, onların dili ve yöntemini mi kullandırıyor? Bir yere kadar varım, fakat o dili ve yöntemi Galatasaray değerlerini örseleyen iç savaşta kullanırsan  Galatasaray büyük zarar verirsin.
İzleyin Okan sonrasının Galatasaray’ını, göreceksiniz; Ayhan, ümit ve diğerleri dışlanacak. Hakan, Okan ve  müritlerin cemaat anlayışı Galatasaray’ın kolektif toplumsal spor anlayışını yerle bir edecektir. Her şey Edirne’den öteye geçemeyen; sanal umutların Fenerbahçe’sinin tesislerine benzer tesisleşmenin anahtarı Seyrantepe için ise, bunun da dozunu ‘dokuz lehte, bir aleyhte çizgide’ iyi ayarlamak gerektiğini düşünüyorum. En büyük fener başka küçük yok sloganına özdeş bir kimliği o alanlarda geçmek için Galatasaray bu denli değerlerinden ödün vermemelidir..izliyorum Canaydın sizi..sizi de sayın Polat!?..
Evrensel kültürlerden damıtılmış Galatasaray kültürünün çağcıl tepkisidir Okan için sayın bazı duyarlı yöneticilerin tepkisi. Kutluyorum kendilerini.
Sayın Polat'a gelince; sayın Polat birileriyle birilerinin dili ve yöntemiyle savaşan ve bunu da haklı olarak başaran kimlik zengini bir umuttur Galatasaray için. Çünkü başardığı şeyleri herkes başaramaz zeki ve yürekli insanların işidir o başarılar, kurnaz insanların değil çünkü kurnazlık tilkiye mahsustur.Burada önemli olan tilkilerin oyununa gelmemektir. Sayın Polat diyor ki o Galatasaray için ayağını kırdı. Özür dilerim sayın Polat, ayni insanın çıkarı için milyonların kalbini kırdığını göz ardı edemeyiz. Galatasaray’ın evrensel geleneğini hiçe saydığını da…
Evet Galatasaray için ayağını kıran Okan, kişisel çıkarı için Galatasaray değerlerini yadsıyıp milyonların kalbini kırdı. Bir gazetede çıkan  bu tümcelerimi slogan yapıp bir grup taraftara Galatasaray’ı affettirmeye çalışmak kurnazlıktan başka bir şey değildir. Böylesi yaklaşımlar Galatasaray fayda değil zarar getirir. Anlık faydaların kalıcı Galatasaray değerlerini zamanla erozyona sürükleyeceğini unutmayalım. İçsel gruplaşmaları da ivmelendireceğini…
Bu süreçte Belezoğlu'nun değerlendirmelerini yadırgadım ve yakıştıramadım. Tüm değerlerini yüklediği parayla bütünleşmiş izlenimi verircesine,   Galatasaray’ı marka yapan  efsane başkan Süren’e dil uzatmasını da…
Tekrar sayın Polat’a gelelim: “Yanlış yolda yalnız kalınır her zaman” Tüm endişem; sayın Ergün Gürsoy'un 'Polat geldi seyircilerin şiddet ve tepkileri bitti' savlarının doğrulanması. Sayın Polat’ın doğrusu ve yanlışıyla yaptıklarını Galatasaray’a katkı adına yaptığını adım gibi biliyorum. Yalnııız dikkat etmesi gereken olgu; zaman-zaman insanların yanlış yapabildiğini ve bun yanlışı da birileri kendi yanlışlarıyla birleştirerek  büyük yanlışa dönüştürdüğüdür. Tüm yaptıklarının da herkesi affetme erdemi ile  yaptığını düşünüyorum. Ergeç onun  iyi niyetli bu duygularını birilerinin kullandığını görecektir. Bu nedenle affına sığınarak diyorum ki; birilerini birilerinin dili ve yöntemiyle yen, ama asla bu yenmen gereken birileri Galatasaray değerleri olmasın. Siz Galatasaray değerlerini hiçe sayan birini, bittiği noktada takıma aldığınız an;  futbolu biten bu arkadaşla takımda gruplaşmaların ve  bir oluşuma mürit yeni futbolcular kazandırma savaşının hızlanacağını hiç  aklınızdan çıkarmayın ve bu kişilerin katkılarıyla para artı cemaat konseptli seslerin yükseleceğini....
Soruyorum:
1-bu kişide neden bu kadar direttiniz? 2- içeride ve dışarıda böylesi bir kişiyi dayatanların Galatasaray markasını çağdışı çıkarları için amaç olarak kullanacaklarını söyleyenlere yanıtınız ne olacak?
Bir başka konu;
“Bal tutan parmağını yalar” benzeri çıkara ve yanlışlara özdeş bir tekerlemeyi son zamanlarda sık-sık kullanır olduk: “futbolcular profesyoneldir..”Ne demek kardeşim; 'futbolcular profesyoneldir' bu  yaklaşıma göre profesyonel futbolcu ne yaparsa doğrudur ve futbolseverlerin bunu kabul etmesi gerekir. Hangi ethik anlayışa oturtabilirsiniz bu yaklaşımı!? Futbolcunun profesyonelliği doğrudur. Bunu kimse yadsımıyor. Ama bir doğru var ki ethik bağlamda her futbolcunun uyması gerekir. Bu sporun evrensel vazgeçilmezlerindendir. Sporcu  bu duyarlılığı göstermek zorundadır. Ne demiş kurtuluş savaşının öncüsü Atatürk: "Ben sporcunun çevik, dürüst ve ahlaklı olanını severim"
Profesyonel futbolcu iyi futbolun elbette ki karşılığını alacak. Ama iyi futbolu ve iyi paranın yanında iyi şeyler de verecek. Asla değerleri ötelemeyecek. Değil ülkemiz kulüplerinde, dünya kulüplerinin birinde; Emre'nın, Hakan’ın ve  Okan'ın ve bazılarının  Galatasaray’a yaptıklarının benzerinin yapıldığını bana gösterin;  Galatasaray 'lılığımdan vazgeçeyim..
Bırakın Okan için kavgayı, Galatasaray için kavga edin, “fair play” futbolu için kavga edin.. Galatasaray birilerinin arka bahçesi değil, evrensel kültürün evrensel bahçesidir. O bahçeye, başka bahçeye düştüğü gibi yıldırım asla düşmemelidir.
Okan ve gibileri değerlerini hiçe sayarak Galatasaray’ı şutladılar. Ayni zamanda da futbolu..bunlar için futbolu “Şutbola” çevirme gibi lüksümüzün olduğunu düşünmüyorum..Beyler; Galatasaray değerlerini ve futbolu şutlamaya kimsenin hakkı olmadığını hiç ama hiç aklınızdan çıkarmayın!
http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-da--3-terim-donemi-neden-basarili-oldu-/Blog/?BlogNo=373630
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

24 Nisan 2013 Çarşamba

PKK, İRA VE ETA ARASINDA BENZERLİKLER VAR MI?


PKK-IRA-ETA ÖRGÜTLERİ NE KADAR ÖRTÜŞÜYOR?


25 Nisan 2013
İspanya’da ETA Bask Ülkesinin özgürlük ve bağımsızlığı için 40 yıldır verdiği silahlı mücadelede silahını bıraktı. Yine Kuzey İrlanda’yı İngiliz egemenliğinden kurtarmak için 36 yıldır(1969-2005) eylem yapan IRA da silahlı eylemden vazgeçti.
Terör örgütü PKK’nın geri çekilmesi ve silah bırakması için başlatılan çözüm sürecinde, PKK da silah bırakır mı, soruları sorulur oldu ülkemizde.
PKK, IRA ve ETA örgütlerini aynı tip sorunlardan doğduğunu söyleyerek örtüştürenler var.
Gerçekten de bu örgütlerin hepsi; erk sahibinin baskısıyla kültür birikimleri ve kimliklerinin, baskın yapı içinde eriyerek yok edildiğini(Fr. Asimilasyon) ve bu nedenle insanların mesheplere ve etnik kökenlerine göre sınıflandırılarak aşağılandıkları, ötekileştirildiklerinin(etno kültürel ayrımcılık) önüne geçerek hak talebinde bulunmak ve de kendi kararlarını kendilerinin vermek istemesinden doğduğu için örtüştürebilirsiniz. Yani, ETA Bask etnik kimliğinin, IRA Katolik İrlanda kimliğinin ve PKK Kürt etnik kimliğinin korunması/yaşatılması için kendi bağımsız devletlerini kurmak istemeleri boyutunda bu üç örgütü benzeştirebilirsiniz.
Bana göre, örtüştürmek veya benzeştirmek olası değildir, çünkü; IRA-ETA-PKK arasında, birtakım farklılıklar mevcuttur. Örneğin; etnik sorunları, bulundukları ülkelerin yapısal özellikleri ve geldikleri aşamalar büyük farklılıklar göstermektedir. Daha somut örneklersek; IRA sorunu Katolik İrlandalılar ve Protestan İngilizler arasındaki ‘etnik ve dinsel’ çatışma niteliği taşıyan uluslar arası bir sorundur. Bu nedenle, Protestan İngilizlerle Katolik İrlandalılar arasında ayrışma derindir. Lokal tanımlamayla, ‘Alevi Sünni’ler arasındaki ‘abartılmış’ etnik ve dinsel çatışma gibi.
Bask sorununa gelince, Bask sorunu, faşist İspanya(Franco dönemi) devleti ile, ‘Basklıların % 100’nün desteğini almış’ ETA arasında yaşanan etnik tanınma ve kendi kararlarını kendilerinin vereceği devlet olma istemine dayalı siyasal bir sorundur. Asla toplumsal çatışma yoktur.
Nitekim; İspanya demokrasiye geçmesiyle de Basklılara etnik tanınma ve özerklik yönünde geniş haklar verdi.
Belli boyutta, Türkiye’de yaşanan Güneydoğu sorununu Bask sorunuyla örtüştürebilirsiniz. Bu çizgide, hala batı normlarına göre demokratikleşmemiş Türkiye ile Kürtlerin az bir kesimin desteğini almış PKK arasında yaşanan siyasal bir sorun olarak da yorumlayabilirsiniz. Şu bir gerçek ki, Türkiye’deki fiziksel, psikolojik ayrışma ve çatışma İspanya’dakinden çok daha zayıftır.
Bu konuda, yani şiddet konusunda üçü arasında bir genelleme yaparsak, gerçekleri görürüz: Var olan sorunların ürettiği şiddet düzeyleri arasında da farklılıklar, Türkiye boyutunda düşündürücüdür. Şöyle ki; ETA 40 yılda (1961-2011) 850, IRA ise 36 yılda (1969-2005) 2.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. PKK yaklaşık 30 yılda (1984-2011) 40 bine yaklaşan ölümlere nedendir..Yani Türkiye’deki çatışma, şiddetin çok daha aşırı kullanımına ve insan ölümüne yol açmıştır. Bu da sorunun çözümünü zorlaştıran bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Eğer, bugün bir halk oylaması yapılsa, Kürtlerin % 70’yi ayrı bir devlet olmaya onay vermez. Temel sorun, ayrışma/ayrılma isteği değil, Türkiye’nin ve PKK’nın demokrasiyi tam anlamıyla özümsenmemesinden kaynaklanmaktadır. Demokrasiyi, gerek siyasal erk, gereksel terör erki amaçlarına ulaşmanın aracı olarak görmektedir. Her 2 kesimin, küçük bir grubu da Laik Demokratik Cumhuriyet’in yerine, iki milletli bir İslam Cumhuriyetini amaçlamaktadır.
Bu konuda, alışılagelmiş değil de, farklı bir örnek vermek istiyorum:
Bilindiği gibi Yeni Zelanda’da, nüfusun % 11’ini oluşturan, Fiji ve Polinezya kökenli ve özgürlüklerine çok düşkün savaşçı yerli halk ‘Maoriler”, kendi dillerinde eğitim yapabilmektedir. Kabul edilen Maori Dili Yasası'na (Māori Language Act-1987) göre Yeni Zelanda'nın iki resmi dilinden biridir. Maori dilini konuşanları sayısı nüfuslarına oranla %25’’tir( 100-160 bin kişi). Fakat kesin Yeni Zelanda devletinin oluşturduğu üst kimliğe ve devletin koyduğu yaptırımlara bağlılıklarını sürdürmektedirler.
Niçin ülkem’de Yeni Zelanda’daki gibi ‘Diller yasası’ çıkarılmaz ki; Lazlar, Zazalar, Kürtler v.d için?
Neden ülkemiz için böylesi bir demokratik süreç işletilmez ki?!
Açık ve net söylemle, AKP ve PKK bu sürece asla evet demez, her ikisinin de niyetleri farklıdır; Yen Osmanlı yapılanması ve Büyük Kürdistan ütopyası..
IRA ve ETA’nın duruşu bilgi kuramı bütününde normları sorgular, moderndir. Bu nedenle bağlı oldukları ülkeleri bunlara karşı baskı kurmalarına ve insan haklarını ihlal etmelerine karşın, izledikleri politikalarla etnik bu gruplara geniş kültürel haklar tanıdılar.
PKK ise, silahlı eylemi temel alır, öldürmeye programlıdır, ilkeldir, arabesktir ve özdeksel gücünü hiç de temiz olmayan yöntemlerle kazanmaya çalışır. Bundandır ki, T.C ile ilişkilerinde ‘Kürt sorunu’ bütütünde bir temel oluşturamamıştır. Her iki tarafın rijit duruşu, özellikle Türkiye’nin ulusal kimliğini, etnik çoğunluk Türklere göre inşa etmesi ve bunda asla ödün vermemesi, çözüm yollarında aşılmaz barıkatlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Demokratik temele dayalı özgür ve güven temeli inşa edilememiştir. Edileceği konusunda da, fazla umutlu değilim; çünkü her ikisi de kendi temel amaçlarına ulaşmada, gizliden gizliye uzlaşıyor gözükseler de, Türk radikalleri ve her ikisinin içinde var olan Kürt radikalleri bu olguyu sürdürülebilir çözümsüzlüğe taşımaktadırlar.
O kadar!!!
Ölümler boyutunda örtüştürebilirsiniz, fakat evrensel barış kültürünün ölçütleri bağlamında örtüştürmeniz olası değildir. Oralarda istenenler ve verilenler ile, burada istenen ve verilmeye çalışalılan şeyler aynı şeyler değil. Değil çünkü istenenler bilinmesine karşın, verilmeye çalışılanların bilinmemesi gün gibi ortada.
İyi de nereye gidiyorlar? Ne vereceğiz ve ne alacağız?
Türk kürde eşit oluncaya dek bu savaş devam edecek. Ben Lazım. Neremiz eşit değil. Doğrudur, sen eşitsizlikten yana şansın sıfır, çünkü sen kendi Kürdün ile bile eşit değilsin. Biriniz ağa, biriniz maraba. Ben mi seni maraba yaptım/ Yook, senin ırkdaşın yaptı. 50 köy, yüz köy, 150 köy marabasıyla bir kürdün, Yani, torpah ağanın, torpahsız köylü ağanın, marabaya ne kaldı? Hiç, çünkü kendisi bile kendisinin değil. Burada kim kimi aşağılıyor, kim kimi sömürüyor. Devlet mi, toplum mu, yoksa Kendi Kürdün mu?
Kürt tanımına gelince: Senin, benim ve onun gibi insan her şeyden önce. Onbinlerce yılda, Anadolu’da Türkün, Lazın, Çerkezin, Gürcünün…beraber yaşadığı bir millet. Eğer o’nu millet olarak görmemekte direnirsek, olur illet…
Bunların niyeti, ülkeyi bölmek, parçalamak değil, ülkeye ‘iki millet dayatmasıyla’ ortak olmak; ortam bir cumhuriyet inşa etmek, Ortadoğu’da. Çelişkiye düşücekleri nokta, Cumhuriyet’in yapılanmasında; İslam Cumhuriyet’i mi olsun, Fransız Cumhuriyet’i..Kürtlerin büyük çoğunluğu(Hizbullahçı kanat hariç, Kürrtlerin büyük bölümü İslam Cumhuriyeti’ne evet demez. İki milletli Türk-Kürt Cumhuriyet’i temel amaçları. Sen*, ben** diyorlarlar, ötekilere*** gerek yok.
Evet, olay bu kadar basit..
Üç günde kurulup 3 genel seçim kazanan AKP aldı başını gidiyor.
Gerçekten her iki kesim de samimi değil:
31 Temmuz 2011. Türkiye’nin Iran sınırı Esendere sınır kapısında bir BDP milletvekili(Milletin vekili ile karıştırmayın) Pankart açıyor. Hani demişlerdi ya ‘Kürdistan Özerk Bölgesi’, işte o’nu yerine getirdiler ve ‘Pasaportsuz giriş yasaktır’ pankartı ile sınırı 3 gün kapattılar. Her şeye gürleyen bizim Kasımpatılı’da çit yok. Aksine etrafındaki avaneler(yardakçı değil de, yardımcı diyelim) Kürt aydını Kemal Burkay’ı ağırlıyor.
Görkem saçan bir yalnız oturuşu var ki, gözlerimi yaşarttı, YAŞ toplantısında. Saddam ve Hüsnü Mübarek ve benzer otoriteryanlar da bu resmi vermişlerdi bir zamanlar. Dün, Hüsnü kabul gören Hüsnü Mübarek, vb’lerine bugün şiddetle karşı, ama kendisine kimse karşı değil…
Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, t.i.c. makyajında, umurunda mı dünya…
“Sonunda beni 1 numaralı terorist yapacaklar pezev…kler, bütün laikleri şişe geçireceğim. Ondan sonra anlayacaklar laikliğin faziletlerini…” diyen ve kitabı toplattırılıp 1 yıl içeri atılan kimliği hiç çekinmeden Atatürk’ün kurduğu ‘Anadolu Ajansı’nın başına getirebiliyor.
PKK’yi dağdan indirmek için, Kemal Burkay denen kimliği Türkiye’ye getirip ortak basın toplantısı düzenleniyor ve arkalarındaki Atatürk resminin üzerini kapatıyorlar; kim mi yapıyor bu toplantıyı? Kim olacak Atatürk’ün CHP’sinde Genel Sekreterlik yapan ve Genel Başkanlığa aday olan kişi…
Ve sonunda olan oldu. Doğrusu yapılmak istenen yapıldı ve Deniz feneri sanıkları serbest kaldı ve deeee; Kaddafi katledildi(Küresel efendinin marifeti çok; SIRA Esat’ta.
Küresel efendinin lanetlediği ve katletirdiği Kaddafi, Kıbrıs Barış Harekâtında, Türkiye’ye büyük katkılar veren biri. Eğer, adam gibi dursa, megalonik sendromlara tutulmasa İslam dünyasını sürüklerdi. Küresel efendi, o’nu bu şekilde pohpohladı, şimdi Tayyip beyi pohpohladığı gibi….
Deniz Feneri tahliyesini öyle bir zamana getirdiler ki, halka unutturmaya çalıştılar kendilerine göre. Birincisi; PKK’nın 24 askerimizi şehit etmesi, ikincisi Kaddafi’nin katledilmesi. Nasıl öldürüldüğü meçhulmüş. Hade be ordan. ABD askerleri vurdu, ulusunu satan Ar
Unutturma süreci, Öcalan ile kurulan diyalogla işletiliyor. Örneğin, paşaların ağırlaştırılmış müebbet cezalara çarptırılması.
Kısacası; Deniz Feneri sanıkları dışarıda, Öcalan sırada ve Mustafa Balbaylar ile darbe ile ilgisi olmayan askerler içeride...
Özellikle Deniz feneri dava sanıklarının tahliyesi beli idi; Alman savcılarının Türkiye’ye gelmek istemesi ve AKP’nin engellemesinden. Bu sefer Türk savcıları Almanya’ya gitmek istedi, önce yok dedi. 2011’de mecbur oldu Nadi Türkaslan ve ekibini gönderdi. Ne oldu? Deniz Feneri e.V dosyalarına ulaştılar ve Türkiye7de tutuklamalar başladı. Bu sefer devreye HSYK giriyor ve tutuklama emrini veren savcılar hakkında soruşturma başlatıyor ve savcıları görevden alıyorlar, ardından yandaşlarını salıyorlar.
Ben ülkeyi dinle yöneteceğim diyor. Çünkü din hep toplumsal uyuşturucu olmuştur. Bilmiyor ki, Avrupa bile Hıristiyanlığı kullanarak dinle toplumları yönetemedi, insanları bir arada tutamadı, yanı din bağlayıcı olamadı ve milliyetçi ırkçı savaşların besledi. demokrasiye geçmek zorunda kaldı, biz ise ‘maymundan geldik derken, maymuna gidiyoruz’ yaklaşımında var olan demokrasiyi öteleyip din ile harmanlanmış polis devletine gidiyoruz. Terörle mücadelede polise etkin görev verme adına, ‘Özel Harekatçılar’ birimini ağır silahlarla donatmaya başladık.
Atatürk’ün evrensel felsefesi, “Ulusalcılık” eğer günümüz özgün dünyasındaki özgürlük anlayışıyla harmanlanır ise, asırladır Osmanlının yakaladığı etnik kaynaşmanın, birlikteliğin gizemini yakalar ve günümüz dünyasının özgün düzlemini daha da güçlendiririz.
Bir şey demiyorum, sadece; "Bir zamanlar küresel efendi Saddam'ı, Mübarek'i, Kaddafi'yi vb'lerini de böylesi keyfi ve de otoriteryan yapılarıyla besledi ve sonunda deliğe süpürdü..." Biz süpürtmesine izin vermeyelim, çünkü beterini getiriyor. Biz demokrasiyle sandık başanda süpürelim, aksi taktirde bizleri süpürecek ve onları süpürecek kimse kalmayacak.
Yandaş askeri TBMM’ine(Örneğin, Şirin Ünal Paşa), karşıtlarını Silivri’ye gönderen mantık, iyi bir faşist mantıktır.
Asker tü kaka, polis el üstünde…Ardeşenli Bedirhan Şinal, resmen itiraf ediyor, Cumhuriyet Gazetesine atılan bombayı kendisine polisin verdiğini, AKP iktidarı hiç oralı değil. Eğer bu itirafı asker olarak yapsaydın, askerin yedi sülalesini içeri Silivre’ye gönderirdi. Ergenekon davası hukuk kriterlerine göre değil, AKP kriterlerine göre yürütülüyor.
Düşünün, Kürt aydını diye tanıtılan Orhan Miroğlu(Nedense Mehmet Metiner Milletvekili oldu o olamadı), hiç çekinmeden “Kürtlere pozitif ayrımcılık yapılsın” diyerek Amerika’daki zencileri örnek gösterebiliyor. Pozitif ayrımcılık demekle koşulları eşitleyelim diyor. Bana söyler misiniz, Amerika’daki zenci gibi, hangi Kürt otobüse binemiyor, Sinama-Tiyatroya gidemiyor, ayni lokantada yemek yiyemiyor. İnsaf be kardeşim, bu ülkede ne Laz’dan, Gürcü’den, Boşnak’tan Cumhurbaşkanı oldu, ama Türk ve Kürt’ten oldu, Kürt’ten… Türkiye’nin en büyük işadamları Kürt…Durum bu iken ‘Kalkınmadaki öncelikli, ayrıcalıklı iller, Güneydoğu illeri değil mi? Neden senin o Kürt işadamın oralara yatırım yapmaz?..
T.C’yi yıkmak için önce savunucuları yıkılıyor. Örneğin Cumhuriyet gazetesini bombalamak. Ne yaptılar? İlhan Selçuk’u Cumhuriyet’i bombalattı diye tutukladılar. Ardından olayı Ardeşenli Bedirhah Şilan’a polisin yönlendirmesiyle ‘Molotofkokteyi’ attırılarak yaptırıldığı ortaya çıktı…Ardında paşa, er demeksizin askerleri topluyorlar. İşin garip tarafı kuzu-kuzu onların da peşlerine gitmeleri. Örneğin; YAŞ toplantısında EDOK(Eğitim ve Doktrin Komutanlığı)’a atanan Orgeneral Nusret Taşdeler, Tümgeneral Hıfzı Çubuklu ve emekli Or.Gen. Hasan Iğsız olmak üzere 7’si general ve amiral olmak üzere 14 kişi…
Ve Nisan 2013’te Can Ataklı çıkıp; “Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgeleri AKP milletvekili oluşturuyor..Adı Orhan Aykut. Daha önce Tekirdağ Cezaevi’nde yatıyordu, şimdi Metris Cezaevi’nde.Kendini eski bir ülkücü olarak tanıtan Orhan Aykut 13 Aralık 2010’da Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili bir suç duyurusunda bulunmuştu. Aykut, Balyoz Davası dosyalarının bir bavul içinde, Amerikalı bir senatör ve ordudan ayrılma bir binbaşı tarafından AKP’li Milletvekili İhsan Arslan****’ın ofisine getirildiğini ileri sürmüştü. Aykut belgelerin burada sıraya dizildiğini, bazılarına eklemeler yapıldığını, bazılarının üzerinde oynandığını da suç duyurusunda iddia etmişti.” Gerçekleri söyleyebildi.

Ve hiç çekinmeden Dışişleri Bakanını, ‘akan kanı durdurmak için, Suriye’ye gönderiyorum’ diyerek, ülkemde akıtılan kanı aklına bile getirmediler ve paşaları tutuklayıp kan akıtıcıyı asalıvermenin kurgusu içindeler, kendi gizdeki amaçlarına ulaşmak için.
*: Türk
**: Kürt
***: Laz, Gürcü, Çerkez v.d..
****: Diyarbakır Bölge Müdürü iken tanıdım İhsan Arslan'ı. Mermer ticareti ile uğraşırdı(hatta Çin ile bağlantılı çalıştığı söylendi). Yani yörenin etkin bir işadamı idi. Proje Müdürüm sevgili Mehmet Paksoy tanıştırdı. Mehmet çok sevecen bir Diyarbakırlı Ziraat Mühendisi idi. Şimdi aramızda olmayan sevgili Mehmet'e seçimlerde liste 4.üncülüğünü verdiler, fakat seçilemeyeceğini düşünerek reddetti çünkü öfkeli idi, nedeni Diyarbakır’da AKP7nin 4 milletvekili çıkarması asla olası değildi kanısı egemendi. İhsan Arslan bey liste ikincisi olarak seçildi. Mehmet Paksoy kardeşim çok üzüldü, çünkü , liste 8.ncisi olduğu için hiç umudu olmayan hatta seçim gezilerine bile katılmayan şimdiki Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker bile seçilmişti. Mehmet kardeşim kahrından vefat etti.
Seçim sürecinde İki olgudan söz edilirdi:
Birincisi; seçim döneminde Amerikalıların AKP'lilerle dağ bayır gezdikleri-ki bir gün bu konvoya katılan bir üst kamu görevlisiyle tartışmıştım-. Ve beklenmedik bir sonuç alındı, Diyarbakır’da, AKP oyların %60'ıni almıştı.
İkincisi; bazı yerlere ve mezralara gönderdiğimiz seçim sandıklarına gerek kalmadığını, oyların seçimden birgün önce nerden temin edildiği bilinmeyen sandıklara yerleştirildiğinin duyumlarını alıyorduk...Ah şu Amerikalılar, ah şu erken seçim kararı aldırtan MHP’liler!!!!. Sanki ülkemde AKP’nin seçimi kazanması kurgulanıyordu…Recep Tayyip Erdoğan’ın, eşinin memleketi Siirt’te okuduğu şiir ile hapse girmesi, MHP’nin erken seçim kararına evet demesi-Ki seçimlere daha 1,5 yıl vardı ve AKP’nin hazın bulduğu ve uygulamaya koyduğu Derviş’in ekonomi i politikaları uygulama aşamasında idi-
Bir başka gerçeği de öğrendik İhsan Arslan'ıni oğlu Mücahit Arslan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanıymış. Arap kökenli oldukları söylendi. O dönem Artvin Milletvekili olan kuzenim Yüksel Çorbacıoğlu'nu ziyaret ettiğimde bir grup Diyarbakır Bölge çalışanı arkadaşıma rastladım, Yüksel ile tanıştırdım, ısrar edince İhsan beyi de ziyaret ettiler.
Soğuk karşıladılar. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, AKP Diyarbakır İL’den bir grup arkadaş, beni tekrar Bölge Müdürü olarak geri götürmek istiyorlardı. Onlara, “Sizler gerçekten çok dürüst insanlarsınız, beni götürmenizdeki amacı biliyorum, fakat birileri beni asla istemez, istese de ben bu dönemde asla geri dönmem..Bakın gün gelecek, birileri sizlerle bile çalışmayacaklar, çünkü sizler gerçekten Allah korkusu olan, yetim hakkı yemeyecek kimliklersiniz..” diyerek gelemeyeceğimi söyledim. Dediklerim çıktı, sonradan tek tek çıktı.
İkinci nedeni; Dicle Üniversitesi’nde görevli olduğunu söylediği için Konukevi’nde özel bir oda verdiğimi bir akademisyenin sonradan AKP’den milletvekili adayı olduğunu ve Diyarbakır Söz Gazetesi’nde aleyhime yazıları yazdırdığını öğrenmem sonrası konukevinden kovmam.
İhsan Arslan ve oğlu Mücahit Arslan, gerçekten müthiş insanlar..Ülkemin kaderini kimler değiştiriyor..
Bunlar bir yana, tüm yaşadıklarımı/birikimlerimi CHP’ye sunan ben, CHP’nin kurultay salonuna giremedim, onlar ise partilerinin zirvelerinde cirit atıyorlar, ülkemin kaderiyle oynuyorlar.
Böylesi siyasi atmosfer devam ettiği sürece, bu ülkeye Küresel efendinin kurgusuyla daha çok AKP benzeri partiler iktidar gelir.
Evet, sol birçok kişiden soyut, birkaç kişi ile politika üretmeye devam etsin ve sürdürülebilir AKP benzeri iktidarları kurumsallaştırsın.
Ülke parçalanıyor diye feryat etmeye hakkının olup olmadığını bir sorgula lütfen, Eyyyyy Sooool !!!!
http://blog.milliyet.com.tr/pkk-ile-isletilen-baris-surecinden-sonuc-alinabilir-mi-/Blog/?BlogNo=408025
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

21 Nisan 2013 Pazar

SAMSUNSPOR'U EGE TAKIMLARI KURTARACAK GİBİ

SAMSUNSPOR’UN PANZEHİRİ EGE TAKIMLARI


22 Nisan 2013



Son Ege takımından da puan alındı:

Bucaspor 0- Samsunspor 0



Özellikle İzmir Takımlarından aldığı puanlar; dış sahadaki Karşıyaka, Göztepe galibiyetleri ve Bucaspor beraberliği, ardından diğer Ege takımları Tavşanlı ve Manisspor’dan aldığı puanlar; Samsunsor’un çok işine yaradı; öyle ki Besim Durmuş’tan daha fazla katkılı oldu. Kim bilir belki de bu katkılar Samsunspor’u PTT 1. Lig’inde bırakacak.

Ha bana kimse çıkıp da; Bu maçları Besim Durmuş aldı demesin, demesin çünkü, o maçların hepsini oyuncuların kişisel becerileriyle alındı. Besim durmuş ile, Samsunspor salt kendi sahasında kaybedilen maçları alsa idi, şimdi en az Playoff’taydı.

Evet;

Samsunspor'umuz PTT 1.Lig’inin 31. haftasında dış sahada Bucaspor ile karşılaştı. Bu karşılaşmada Ankaragücü maçında yer alan Soner, Turgay, Musa Aydın, Şaban ve Serkan Çalık'ın yerine ilk 11'de, Atilla, Kere, Erdem, Lokman ve Musa Sinan oynatıldı. Korkum, 28 Nisan’daki 32 hafta maçı olan 1461 Trabzonspor maçında bu kadro yenilir ise, bu sefer bir hafta önce oynatmadıklarını koyması. Hoca be, bu yaptığın rotasyon mu, revizyon mu yoksa, adını koyamadığımız başka bir şey mi? Kaç aydır takımın başındasın daha kadroyu oturtamadın.

Maça rüzgârı da arkasına alan Samsunspor hızlı başladı, ancak ilk yarıda gol yollarında etkili olamadı. İkinci yarıda bu kez rakibimiz rüzgârı arkasına aldı ve iki takım 1’er puanda aldı, yani maç 0-0 bitti.



Stat: Yeni Buca

Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Mustafa İspiroğlu

Bucaspor: Ömer, Okan, Fahri, Luiz Henrique, Alparslan (Dk. 82 Civar), Yasin (Dk. 62 Mehmet İncebacak), Taylan (Dk. 73 Umut), Nsaliwa, Erkan, İrfan, Mehmet Batdal

Samsunspor: Atilla, Erdem, Kere, Cemil, Lokman, Roberts, Fatih, Mustafa (Dk. 69 Haluk), Musa Sinan Yılmazer (Dk. 79 Musa Aydın), Dimitrov (Dk. 90+2 Serkan), Abdulkadir

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU

ŞUTLUYORUM

sevket-che@hotmail.com.tr

evesbere@mynet.com

GSM: 05066090032

19 Nisan 2013 Cuma

GALATASARAY'I KİM DURDURABİLİR Kİ?!




GALATASARAY CUMA SENDORUMUNU ELAZIĞ MAÇINDA SONLANDIRDI(3-1)
20 Nisan 2013
“Galatasaray Elazığ’ı keşkek üstü kaymak gibi yedi” de diyebiliriz.
Elazığlıların bir başarı karşısında söyledikleri ünlü bir sözdür; ‘keşkek üstü kaymak’ sözü.
Maçı 17. Dakikada izlemeye başladım. Galatasaray 1-0 öndeydi. Golü nasıl attığın bilmiyorum ama, 2. Dakika’da Burak atmış. Öğrendim ki; Melo 31 metreden 110 km?h hızda bir şutu İveşa’dan dönmüş ve Burak dönen topa vurarar Süper lig’deki 90. Golünü atmış.
Elazığ Galatasaray gibi hızlı paslarla geçmeye çalışıyor, geçerken yakalanan golü yiyor.  Galatasaray alt yapısından yetişme Ahmet Görkem Gök, Elazığ’ın savunmada ayakta kalan tek oyuncusu.
Galatasaray ileride Drgoba ve Burak ile oynuyor. Sistem yine karmakarışık,  4-4-2, 4-3-2-1, 4-5-1, 4-2-3-1, anlayacağın oyun sistemi taraftarın sistemini bozuyor. Eğer bu oyun disiplininin bozar ise, taraftarı tümden bozar. Drogba, her yerde oynuyor, dahası bütün bölgelerin bütün alanlarında; tam bir lider oyuncu, Galatasaray Terimsiz şampiyon olacaksa Drogba sayesinde olacaktır. Sneijder sakattı, belli ki 31. Haftada oynanacak dış saha maçı Gaziantep’e saklamışlar. Bunda elbette ki, Yılmaz Vural7ın bulguladığı, doğrusu ilk kez Antalyaspor’da 11’e sürdüğü ve bugün Avrupa’nın güçlü takımlarının gözdesi olan Burak’ın da büyük katkısı olacaktır, ille de son haftalarda formunun zirvesindeki Melo ve aslında tüm topçular.
Dakika 20, yani ilk golden tam 18 dakika sonra, Hamit sağdan indi, Drogba’yı gördü ve dar açıdan müthiş bur şut, durum 2-0. Dedim ya, orta sahayı hızlı geçerken yakalanan golü yiyor, 1 dakika sonra Dany’i hatasını yakalayan Serdar Gürler durumu 2-1 yaptı. 25 ‘te, Burak indirdi, Yekta asistliğini yaptı ve Drogba Ali Sami Yen Aslantepe Arena’da 100. Golü attı, ilk golü de Servet Çetin atmıştı.
Devre böyle bitti; Taffarel’in takımı Galatasaray 3, Yılmaz Vural’ın takımı  Sanica Elazığı 1.
Evet, Terim’in ve Hasan Gökhan Şaş’ın cezalarını Tahkim kurulu onadı. Bu onama, bana göre TFF’nin tarafsız duruşunu örseledi. Fakat Galatasaray’ın futbolunu örseleyemedi.
Galatasaray ikinci yarı, hiçbir şey oynamadı. Bilmem belki de oynama gereksinimi duymadı.
Hakemler vasattı. Eğer Galatasaray bu maçta puanlar kaybetseydi, yan hakemin, Galatasaray’ın  4 atağını ofsayt diye kesmesi ve de Burak’a yapılan %100 penaltı konuşulacak ve kim bilir ben dahil ne senaryolar yazacaktık.
Yılmaz Vural’ın, yani Elazığ’ın atakları karşısında harika bir Melo vardı. Melo ve Gökhan Zan’a sırtını dayayan Galatasaray maçı rolantıya alarak, ilk yarı sonucu ile maçı bitirdi.
Düşünün bugüne dek 8 Cuma maçının 6’sında tam 16 puan kaybetmiş, 9. Cuma maçında, şeytanın ayağını kırdı ve bu sezon ilk kez 5 maç üst üste kazandı.
Yılmaz Vural çok koşan hızlı iyi bir takım yaratmış; kesin düşmezler.
Galatasaray 19 Nisan 20137teki 30. Süper Lig maçını 3 gol ve 3 puan ile kapadı, geriye kaldı 4 maç.
Pardon, bugün Yekta kurtuluş çok iyi oynadı; Yılmaz Vural onun için ‘başımın belası’ lafını boşuna kullanmamış.
Hakemler: Bülent Yıldırım, Ekrem Kan, Asım Yusuf Öz
Galatasaray: Muslera, Eboue, Dany, Gökhan Zan, Riera, Hamit Altıntop (Dk. 88 Sabri Sarıoğlu), Melo, Yekta Kurtuluş (Dk. 76 Aydın Yılmaz), Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Drogba (Dk. 84 Amrabat)
Sanica Boru Elazığspor: Ivesa, Murat Akyüz, Ahmet Görkem Görk, Bilica, Eren Aydın, Serdar Gürler, Sesar (Dk. 79 Alberg), Sane, Köksal Yedek, Aydın Karabulut, Sinan Kaloğlu (Dk. 58 Volkan Yılmaz)
Goller: Dk. 2 Burak Yılmaz, Dk. 20 ve 26 Drogba (Galatasaray), Dk. 22 Serdar Gürler (Sanica Boru Elazığspor)
http://blog.milliyet.com.tr/Galatasaray_geri_sayima_Karabuk_te_basladi__kaldi_5_mac/Blog/?BlogNo=411443&RefNo=22
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

15 Nisan 2013 Pazartesi

HEM YOBAZ HEM KÜFÜRBAZ HEM AKİL ADAM


AKİL VE SAKİL İNSANLAR


Onlar; Akil insanlar, yani düşünebilen, uygar insanlar, bizler ise Sakil, yani düşünemeyen, kaba insanlar mı oluyoruz?
Hayır! Benim aklı başında her Anadolu İnsanım ‘Akıl İnsan’ grubunu oluşturacak yetenekte ve yeterliliktedir.
Bu nedenle; böylesi ciddi ve önemli oluşum bir kişinin işaretiyle yaşam bulmamalıdır.
Toplumun düşün refleksini kucaklayan ‘evrensel’ bir oluşum süreci işletilmelidir. Bu süreci de; kurum ve kuruluşlar işletmeli, yani kişileri onlar saptamalıdır.
Bu kurum ve kuruluşlar da; Üniversiteler, Merkezi ve Yerel yönetimler, STÖ'leri ve Meslek Odalarıdır.
Sıradan bir olgu değildir, bir nevi toplumun düşünmerkezidir. Bu nedenle oluşumu, kurumsal bir çizgiye oturtmak için yasal bir çerçevesini çizmek gerekir.
Kesin süreli olmalıdır, en çok 5 senede bir değişmelidir. En önemlisi seçilenler parti militanı olmamalı, özgür düşünebilen insan haklarından yana birikimli, bilge insanlar, dahası günümüz popüler söylemiyle  “Kanaat Önderi” olmalılar, “Kanat Önderi” değil. Yani tarafsız, hiçbir kanada mensup olmayan kimlikler..
Sezen Aksu'nun kabul etmemekteki gerekçesi her şeyi anlatıyor;"Ben magazin dünyasının insanıyım, böylesi önemli bir görevi magazincilere malzeme yaptırmam" şeklindeki gerekçesinden dolayı kutluyorum. Hülya Avşar’ın, ‘bir aylığına akil insan olmak bana yetmiyor. Ben bir ömür boyu akil insan olarak kalmak istiyorum” söyleminin işaret ettiği akılcı duruş, üzerinde durulması gereken duruştur.
Gerçekten bu olay ciddi bir olgu.  Hadi Kadir İnanır, öteden beri siyasetin bir yerinde duruyor, fakat bazıları bence gerçekten ‘her anlamda’ gereksiz ve yetersiz ‘taraf’ kimlikler.
Dediğim gibi, seçilen kimliklerin tümü; evrensel barışa inanmış, özgür düşünce ve insan haklarında ödün vermez kimlikler olmalıdır. Toplumsal projeleri olan, toplumu aydınlatabilen, ikna yeteneği yüksek, cebi beyni proje dolu kimlikler...
Güneydoğu’da akan kanı durdurmak için, verilecek tüm uğraşılara, hatta ulusal değerleri ve üniter yapıyı bozmayacak ödünleri vermeye de sıcak bakan biriyim. Ve bunun zorunluluk olduğunu düşünen ve bu konuda toplumsal bütündeki uğraşılara evet demekten çekinmeyen biriyim. Bundandır ki; Yılmaz Erdoğan’ın ‘şehitler değerlendirmesi’ dışındaki söylediklerine büyük oranda katılıyorum.
Fakat; iktidara geldiği günden beri birgün beni anımsamayanların, terör örgütün aklamak, yürtseverliği, ulusalcılığı ve de Atatürk’ün Anadolu insanıyla oluşturduğu evrensel felsefesini ortadan kaldırmak isteyenlerle birlikte,  beni ‘Akil İnsan’ olarak çağırmasına sıcak bakamam.
İkincisi; soldan ve CHP’den ve  ‘eğer evrensel barıştan yana samimi isek’; MHP’den hiç mi ‘Akıllı’ insan yoktu? Çoğunlukla; sen, ben ve bizim oğlandan oluşmuş akıllı insan grubu, olgunun evrensel işlevini ne denli öne çıkarabilir ve güven verebilir.
AKP’nin, PKK’nın ve BDP’nin lehinde söz söyleyenleri ağırlıklı olarak ‘Akil İnsan’ diye sunmak, ‘Akıllara’ saygısızlıktır, olgunun ciddiyetini yadsımaktır.
Özellikle, katılmayan birinin yerine son anda alınan küfürbaz meczup bir yobazı nasıl ‘Akil İnsan’ diye sunarsınız?!
Erol Ekici, Hülya Avşar, Sezen Aksu ve Vedat Ahsen Coşar’ın oluşuma katılmama isteklerinin iyi okunması gerektiğini düşünüyorum.
Ve soruyorum;
Aşağıdaki sözleri eden kimliklerin ‘gerçek anlamda’ barışı getirecek söylemler geliştirebileceklerine inanıyor musunuz?
Kadir İnanır - "Kürt başka PKK başka şeklinde bir ayrım söz konusu değildir, PKK'lılar neden kardeşimiz olmasın. PKK bir Kürt partisidir"
Yılmaz Erdoğan - " Ölen Pkk'lılar şehittir "
Murat Belge - "Devletten ordudan yana değil de dağdaki Kürtle birlikte yaşamak isterim"
Doğu Ergil- "Pkk'lı da asker de bu ülkenin evladı. Bir şehit tutturdular gidiyorlar. Ne şehidi Allah aşkına"
Böylesi biçim almış ‘Akil İnsanlar’ın çoğu süreç içinde AKP’den milletvekili adayı yapılacağını düşünüyorum. Bu grup bence ‘çoğunlukla’  postmodern yandaş grubu..
http://blog.milliyet.com.tr/-akil-adam--olmanin-20-altin-kurali/Blog/?BlogNo=410073
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

14 Nisan 2013 Pazar

SAMSUNSPOR'U ANKARAGÜCÜ YANINA ÇEKTİ



SAMSUNSPOR’U TEPETAKLAK OLMUŞ ANKARAGÜCÜ TEPETAKLAK ETTİ

       Samsunspor’un her maçını ayrı-ayrı yazıyorum; fakat 3 maç-3 maç bloga ve Facebook’a koyuyorum.
        Manisaspor’u yenince, umutlandım, bir hafta sonrası Şanlıurfaspor deplasmanından 3 puan alırsa Pla-0ff’a kalır diye umutlandım. Umutları anında Besim Durmuş durdurdu. Ve Urfa maçını  kaybedince, çark ettim ve  kendi sahasındaki Ankaragücü maçını alırsa küme düşmez demeye başladım. Çünkü, Ankaragücü zaten tepetaklak olmuş, kesin yener diye düşünüyordum.
        İşleyene süreç hiç iyi bir süreç değil.    
        Bu işleyen süreç, işlemeye devam ederse, beklenmedik bir şok yaşayacaktık, yaşadık da. Ve Samsunspor’u, Ankaragücü ‘Durmuş katkısıyla’ yanına çekti. Bu bir şoktur, Samsunspor’un işi…
        Bu şok Besim Durmuş’un yaşattığı şok olacak, futbolcuların yaşattığı değil. Besim Durmuş’un yaşattığı şoklar bir sevince, bir üzüntüye, ama asla umuda dönüşmüyor. Dönüşmez de.
        Önce, kendi sahasında yeniyordu, ardından deplasmanda yeniliyor, tekrar kendi sahasında galip geliyordu, fakat olan oldu, her şey ters döndü. Evet, Manisaspor’u yen, git Şanlıurfa’ya yenil, ardından kendi sahandaki maçta da yenil, sonraki deplasman maçını kaybet ve PTT 1. Ligi’ni de kaybet; olacak iş değil.  
        Samsunspor da, yen, yenil, yen, yenil kısır döngüsü de bitti artık, Besim döngüsü başladı.
        İşte Besim, işte resim. Samsunspor taraftarı bu resmi hiç ama, hiç hak etmedi.
        Evet, sonunda, kendi sahamızda bir maç kaybedip ve tepetaklak gidecektik ve de gittik de; üstelik PTT 1.Ligi’nde tepetaklak olmuş bir takım olan Ankaragücü bizi tepetaklak etti.
        Besim ile bu iş resmen durmuş. Birileri, Samsunspor’u, Sakaryaspor ve Kocaelispor gibi tarihten silmeye kararlı galiba. Bilmem belki de amaç, Samsunspor’un Atatürk amblemini/armasını ortadan kaldırmak.
Hasan Akgün, yani Dobi Hasan; ne yapıyor bu takımda? Gönderin verin yetkiyi Dobiye, yoksa, Samsunspor filelerindeki bu dopları çıkaramayacağız..
        İşte Ankaragücü rezaleti:
        PTT 1. Lig'in 30. haftasında Samsunspor ile Ankaragücü karşı karşıya geldi. Müsabakanın hemen başlarında 1-0 geriye düşen Sarı-Lacivertli ekip Timur'un (3) ve Mehmet Umut Nayir'in attığı gollerle 4-2 üstün ayrıldı.
        Semtim Küçükesat’ın çocuğu Timur Bayram, çocukluğumun Samsunspor’unu perişan etti.
        Ankaragücü’nde oynayan çocukların hepsi de A2 takımının oyuncuları. Birileri hiç mi utanmayacak. Kim mi o birileri? Kusura bakmayın da, onu da ben yazmayayım, siz mırıldanın. Aslında, o kimliklerin yüzüne haykırmak gerekir ya!!!
         Hakemler: Mustafa Yılmaz, Bahtiyar Birinci, Ceyhun Sesigüzel
         Samsunspor: Soner (4)- Musa Aydın (4), Şaban (5), Cemil (5), Turgay (5), Fatih Şen (5), Dimitrov (6), Roberts (6), Abdulkadir (5), Mustafa (5) (Dk.60 Haluk 4), Serkan (5)(Dk.76 Ahmet Arı 4)
        Yedekler: Atilla, Kere, Ahmet Arı, Kemal,  Halil İbrahim, Ercan,
        Ankaragücü: Gökhan (7)- Volkan (6), Bilal (6), Kaan (6) (Dk.89 Emre), Mehmet (6) (Dk.60 Hasan 4), Gürkan (6), Aytaç (7), Serkan (7), Orhan (6), Timur Bayram (9), Teoman (6)(Dk.82 Mehmet Uğur)
        Yedekler: Cihan,  Mert,  Bilal, Hasan, Ahmet,
        Goller: Dk.5 Dimitrov, Dk.45 Roberts (Samsunspor), Dk. 31,41, 75 Timur, Dk.85 Mehmet Uğur (Ankaragücü)

        Bundan önceki 2 maça da şöyle bir göz atalım:
        Önce; kendi sahamızdaki, 31 Mart 20134 günkü PTT 1.Ligi’nin 28. Maçına gidelim:
        Samsunspor-Manisspor:
        Samsunspor’da Roberts’i ben dahil eleştirdik, fakat utandırdı, çünkü attığı gol belki de Samsunspor’u düşmekten kurtardı. Belli mi olur, beliki de 29. hafta maçı olan 7 Nisan 2013’teki Ş.Urfaspor deplasmanını alırsa, Samsunspor’u Playoof’a taşıyacak. Bitmedi, belki de Süper Lige..
        Her ne ise, bu kadarı fazla oldu, fakat niçin olmasın ki?!
        PTT 1. Lig'in 28. haftasında Samsunspor, Manisaspor'u 19 Mayıs Stadı'nda ağırladı. Samsunspor karşılaşmayı 2-1 kazandı ve alt sıralardan kurtulmak adına önemli bir adım atmış oldu.
        Karedeniz ekibine galibiyeti getiren golleri 19. dakikada Abdülkadir, 63. dakikada Darryl Roberts kaydetti. Manisaspor'un tek golü ise 37. dakikada Ümit Yasin Arslan'dan geldi.
        Besim son 5 dakika kala Dimitrov’u oyundan çıkararak büyük hata yaptı. Dimitrov, hem top saklayan, hem defansa yardım eden bir topçu idi. Eğer bir oyuncuyu, yoruldu diye çıkarıyorsan, 11’i değiştirmen gerikir. Neyse, ucuz atlattık, çünkü Dimitrov çıkınca, Manisspor’un atakları çoğaldı; her an beraberlik golünü bulabilirdi.
         topçular; 4-4’lük, yani 7’lik değil 8’lik oynadı.
        Samsunspor: Soner 7, Musa Aydın 7, Turgay 7, Cemil 7, Lokman 6, Dimitrov 6 (Dk. 86 Serkan Çalık ?), Fatih Şen 7, Musa Sinan 5 (Dk. 73 Erdem Şen 4), Mustafa Kayabaşı 5, Abdulkadir 7, Roberts 5 (Dk. 80 Haluk Türkeri ?)
        Manisaspor: Volkan 4, Bülent 5, Hikmet 4, Hüseyin 3 (Dk. 27 Ümit Yasin 4), Fuchs 6, Gökay 4, Bekir 4 (Dk. 81 Hasan Ali ?), Iwanski 4, Cem Sultan 4 (Dk. 72 İsmail 3), Murat Tosun 4, Murat Gürbüzerol 4 
        Gol: 19.Dk. Abdulkadir,63.Dk Roberts, (Samsunspor),32.Dk. Bekir,(Manisaspor)
        Kırmızı Kart: 38.Dk. Benjamin (Manisaspor)
       
        Şanlıurfa-Samsunspor:
        PTT 1'inci Lig'in 7 Nisan 2013 günü oynanan 29. hafta maçında Şanlıurfaspor, sahasında konuk ettiği Samsunspor'u 2-1 mağlup etti. Şanlıurfalı türkücüler İbrahim Tatlıses, Mahmut Tuncer(Bir zamanlar Urfaspor’da oynamıştı.İsparta’da aynı yerde askerlik yaptık) ve Nuri Sesigüzel'in de izlediği karşılaşmada ev sahibi ekibe 3 puanı getiren 2 gol de Teteh Bangura'dan geldi.
       Musa ve Turgay, niçin yerlerinde değil de arka dörtlüde oynatılır ki? Oyunu ne okuyabiliyor, ne de kurgulayabiliyor. 8 hafta oldu geleli hala sistem arayışında. Canber neden oynatılmaz.
       Korku bacayı saracak. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan Ankaragücü’ne de haftaya yenil ve bu işi bitir.
       Eeee, Besim, verdiğin resim çok kötü…
        Stat: Gap Arena
        Hakemler: Mustafa Kamil Abitoğlu, Deniz Turgut, Ahmet Şimşek
        Şanlıurfaspor: Atacan, Tısdell (Dk.63 Mehmet), Onur, Serdar (Dk.83 Tunç), Abdülhamit, Sankoh, İbrahim, Teteh Bangura, Kıvanç (Dk.89 Hamza), İzzet, Murat
        Samsunspor: Soner, Cemil, Musa Aydın, Abdülkadir, Musa Sinan Yılmazer, Darryl, Fatih (Dk.80 Erdem), Lokman, Turgay, Nıkolay (Dk.72 Serkan), Mustafa (Dk.63 Haluk)
        Goller: Dk.7 Ve Dk.60 Teteh Bangura (Şanlıurfaspor), Dk.23 Abdülkadir (Samsunspor)
        Kırmızı Kart: Dk.90 Erdem (Samsunspor) 

        Samsunspor-Ankaragücü.
        PTT 1.Lig’in 30. Maçında kendi sahasında 14. Nisan 2013’te karşılaşan Samsunsporu Ankaragücü kendi yanına çekti. Yazık oldu Samsunspor’a, yazıklar olsun onlara…
        Samsunspor bir sarı lacivert takıma kendi sahasında fark yedi, diğer sarı lacivert(Bucaspor) ile 31. Maçını 21 Nisan’da  İzmir’de oynayacak; çok zor dostum. Çok zoooor!!!
        ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
        ŞUTLUYORUM
        sevket-che@hotmail.com.tr
        evesbere@mynet.com
        GSM: 05066090032


13 Nisan 2013 Cumartesi

GALATASARAY GERİ SAYIMA KARABÜK'TE BAŞLADI



GALATASARAY’IN KARA BELASI KARABUK’Ü SNEIJDER BİTİRDİ
Galatasaray, Kardemir Karabükspor deplasmanında. Ki bu Kardemir Karabükspor, Süpir Lig’in ilk yarısında, Trabzon’u, Fenerbehçe’yi ve Galatasaray’ı 3-1 ili geçerek, BJK ili 1-1 kalarak büyük ses getirmiş takım.
Bu nedenle, Galatasaraylıların, dolayısıyla benim de korktuğum bir takım.
13 Nisan 2013 günkü Süper Lig’in 29. Maçının ilk yarısında korktuğumuz başımıza geldi.
Takımın başında Tafarrel var. Çünkü, bir hafta önceki Mersin maçında, öfkesine gem vuramayan Terim 12 maç, Hasan şaş, 2 maç ve Ümit Davala 1 maç ceza aldı. Terim’e bu verilen ikinci ceza.
Futbolcularla birlikte cezaları topladığınızda, 34 maç ile Galatasaray adeta rekorlara koşuyor. Koşturuluyor desek doğru olur.
Teknik direktör Terim 'e verilen 9 maç ceza ile gündeme gelen Galatasaray,  bu sezon ceza rekortmeni oldu. Sarı-kırmızılı ekipte, teknik heyet ve futbolculardan 7 kişiye Profesyonel Futbol   Disiplin Kurulu tarafından bugüne kadar toplam 34(Gökhan Zan’a verilen ve sonra ertelenen 2 maç dahil) maç ceza kesildi. Sezona TFF  Süper Kupa'yı alarak başlayan Cimbom'da Fenerbahçe  ile oynanan final maçında hakem Cüneyt Çakır’a  fiziki müdahalede bulunduğu gerekçesiyle Engin Baytar'a 11 maçlık tarihi ceza uygulandı.

Türk Telekom Arena'daki Beşiktaş maçında ise Felipe Melo'ya Oğuzhan Özyakup'a 'tükürdüğü' iddiasıyla 4 maç ceza verildi-Ki tükürmedi-. Teknik direktör Fatih Terim, Orduspor maçında hakem Serkan Çınar'a sportmenlik dışı söylem nedeniyle 3 maç, yardımcısı Hasan Şaş ise 1 maç ceza aldı.


Ve ardından; Mersin maçında ise Terim'e hakem ve temsilciye hakaretten 7+2 maç, Şaş'a 2 maç, Ümit Davala'ya 1 maç ceza verildi. Başkan Ünal Aysal da 21 gün hak mahrumiyeti aldı.
Şu bir gerçek, gizliden gizliye bir Galatasaray operasyonculuğu  izlenimi verilmiyor değil.
Maça gelince; Burak sahada ruh gibi dolaşıyor. Nedeni, Real maçında yaşadıkları; gol atamaması, Kırmızı kart görüp ikinci Real maçında yer alamaması. Gökhan Zan 15.dakikada öyle müthiş bir top çıkardı ki Burak’a, Burak oralı olmadı.
Burak ve Drogba ileride, onların arkasında gizli ileri uç oyuncusu Sneijder. Sneijder sahanın en iyisi ilk yarı. Drogba her zamanki Drogba; hücumculuğu yanında savunması bir harika idi. Tam bir takım oyuncusu.
İkinci yarı, Drogba ve Sneijder’in 1. Yarı sahnesindeki oyun güçlerini koruyorlar. Ve 53’te Drogba-Sneijder ortaklığı-ki bu ortaklığı daha çok yaşatacaklar bize- Sneijder’in şutu ile gol oldu ve Galatasaray kabüsü Kardemir karşısında 1-0 öne geçti. Sneijder 3 haftadır harikalar yaratıyor. Real zaferinde UEFA tarafından maçın adamı seçilmesi boşuna değilmiş.
Galatasaray, 2. Yarıların takımı oldu.
60. dakikada Burak Drogba’ya topu çıkarsa durum 2-0 olacak, fakat Drogba’nın Sneijder’e çıkardığı topla gerçekleşen 1-0 öndelik, ikinci yarı da devam etti ve maç 1-0 GS’in lehine sonuçlandı.
Galatasaray, çok soğukkanlı ve de sabırlı, dikkatli oyunuyla en tehlikeli deplasmanı 1 gol ile 3 puanla kapattı.
Çok kimse, Galatasaray’ın puan kaybedeceğini umuyordu, çünkü  ‘haklılar’ çok zorlu bir deplasmandı; haklıyız, çünkü Galatasaray için zor maç yok.
Müthiş top saklayan ve yaratıcı oyuncu arkadaşlarını maç içinde yerlerini almalarını sağlayan,  hazırlayan Drogba, adeta maçın Terim’i idi de.
Galatasaray, skor sonrası, oyunu istediği gibi yönlendirdi, çünkü Drgbası, Sneijder’i, Rierası, Melosu, Selçuk’u vardı var olmasına da tüp topçular bugün sahada vardı.
Geriye 5 maç kaldı.
Stat: Dr. Necmettin Şeyhoğlu
Hakemler: Mustafa Kamil Abitoğlu, Nihat Mızrak, Gökhan Memişoğlu
Kardemir Karabükspor: Bora, Erdem, Deumi, Birol (Dk. 74 Hakan Özmert), Mabiala, Seric, Ahmet İlhan, Yiğit, İlhan Parlak, Lualua, Gökhan (Dk. 73 Bertul)
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih, Gökhan, Riera, Hamit, Melo, Selçuk, Sneijder (Dk. 85 Umut), Drogba (Dk. 90 Yekta), Burak (Dk. 75 Emre Çolak)
Gol: Dk. 52 Sneijder (Galatasaray)
Terimsiz maçı kazandı demek yanlış olur, çünkü Terim cezalı da olsa, onun direktifleriyle maç oynandı.
Ve Terim, Sneijder ile Drogba’yı oyundan alarak büyük hata yaptı. Hata, çünkü maç 1-0, her salise gol yemen olası. Topu çok iyi saklayan Drogba ve Sneijder’i nasıl oyundan alırsın.  Çıkar çıkmaz, orta sahada birkaç top kaptırıldı ve atağa dönüştü. İyi bir Drogba ve Sneijder maçın son nefesine dek gerekli.
Galatasaray ve Karabük maçları 1993’te başlamış ve bugünkü maç dahil 12 kez karşılaşmışlar. Bu maçların 4’ü berabere bitmiş, 5’ini Galatasaray, 2’sini Karabük kazanmış:
1993-1994:
Galatasaray-Kardemir Karabükspor: 0-0
Kardemir Karabükspor-Galatasaray: 0-0
1997-1998:
Galatasaray-Kardemir Karabükspor: 3-0
Kardemir Karabükspor-Galatasaray: 2-3
1998-1999:
Kardemir Karabükspor-Galatasaray: 0-3
Galatasaray-Kardemir Karabükspor: 2-0
2010-2011:
Kardemir Karabükspor-Galatasaray: 2-1
Galatasaray-Kardemir Karabükspor: 0-0
2011-2012:
Kardemir Karabükspor-Galatasaray: 1-1
Galatasaray-Kardemir Karabükspor: 5-1
2012-2013:
Galatasaray-Kardemir Karabükspor: 1-3
Kardemir Karabükspor-Galatasaray: 0-1
http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-real-madrid-arasinda-bugune-dek-5-mac-oynandi--galatasaray-3-2-onde/Blog/?BlogNo=410971
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

12 Nisan 2013 Cuma

AKP HES DİYOR AKAN SULAR DURUYOR



ARHAVİ’NİN KALBİNE CEBREN CEBRİ BORU ÇAKIYORLAR ÇÜNKÜ AKP HES DİYOR AKAN SULAR DURUYOR

Bizler enerji yatırımlarına karşı mıyız?
Birileri diyor ki; “Bunlar enerji yatırımlarına ve de benzer yatırımlara karşı, çünkü Türkiye’nin kalkınmasını istemiyorlar”
Yok öyle bir şey. Niyetimiz; enerji yatırımlarıyla birlikte her türlü yatırımlara karşı çıkarak ülke kalkınmasının önüne geçmek olsa; aşağıda yapılan uluslar arası enerji anlaşmalarına da karşı olurduk.
Yeter ki, uluslar arası anlaşmalar ulusal değerlerimize zarar vermesin; ülkem ve insanı kalkınsın.
Yapılan bazı anlaşmalara bir göz atalım:
Demkor Madencilik Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti ile Beijing Shouugang International Engineering Technology (BSIET) arasında imzalanan anlaşmada ise teknoloji transferi, proje dizaynı ve inşaatı dahil olmak üzere 500 milyon dolarlık bir taahhüdü içeriyor.
Lid Enerji Sinowel Wind Group ile yaptığı anlaşmada 600 MW rüzgâr enerjisi üretmek üzere anlaştı.
Sun Grup, CRSBG firması ile yaptığı anlaşmada ise Türkiye ve çevre ülkelere satılmak üzere demir köprü malzemeleri, demiryolu donanımları alanlarında ortam üretim gerçekleştirecek.
Türkiye'nin En Büyük Güneş Enerji Fabrikası Kuruluyor;
Yapılan bir diğer anlaşma; Akfel Grup ile China Sun Enerji arasında imzalandı. Değeri 350 milyon dolar olan söz konusu anlaşma ile Türkiye'de kurulacak fabrikada güneş panelleri üretilecek.
Anlaşmaya göre ilk sene 120 MW üretim kapasitesine sahip olacak fabrika, Türkiye'nin en büyük güneş enerji fabrikası olacak. Fabrikada üretilen ürünler Avrupa başta olmak üzere Afrika ve Ortadoğu ülkelerine ihraç edilecek. Çinli şirketin uluslararası satış genel müdürü Egemen Seymen, 3 sene içerisinde de Avrupa'nın en büyük güneş enerjisi üretim fabrikası olmayı hedeflediklerini söyledi.
Seymen, aynı zamanda Türkiye'de güneş enerjisi santraline yatırım yapmak isteyen yatırımcılarla birlikte ortak olarak güneş enerjisi santrali kurmak istediklerini ve yatırımcılarla görüşme halinde olduklarını belirtti.
Cihan Haber Ajansı'na konuşan ve Türk tarafı adına imzayı atan Akfel Genel Müdürü Fatih Baltacı ise on aydır devam eden çalışmaların ardından Çinli firma ile Türkiye'de ortak bir fabrika kurma kararı aldıklarını belirtti. Fabrikanın amacının başta Türkiye pazarı ağırlıkta olmak üzere bölge ve Avrupa pazarını kapsadığını ifade etti. Türkiye'de solar güneş enerjisinin mevzuattaki gelişmelerden ötürü önümüzdeki bir iki yılda önemli bir yer alacağını kaydeden Baltacı, Çinli ortakları ile birlikte bölge ve Avrupa pazarında önemli bir satış beklediklerini

Fransız Kalkınma Ajansı'ndan Halkbank aracılığı ile destek!
  FKA Yenilenebilir Enerji Kredisi kapsamında Hidroelektrik Santrali(HES) , Rüzgar Enerjisi Santrali(RES), Güneş Enerjisi Santrali, Jeotermal Santrali, Biyokütle gibi çalıştırdığı işçi sayısı 500'den fazla olmayan firmaların ,tüm yenilenebilir enerji projeleri finanse edilebilecektir. Proje kurulu gücü üst sınırı sadece HES projeleri için geçerli olup, en fazla 10 MW kurulu gücü bulunan, HES’ler, bu krediden yararlanabilecektir. Kredi, yatırım kredisi şeklinde kullanılabilir.
DB Daha Çok HES için Kredi Musluğunu Açtı.
Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu Türkiye için 455,4 milyon Avro tutarındaki Üçüncü Çevresel Sürdürülebilirlik ve Enerji Sektörü Kalkınma Politikası Kredisini onayladı.
Çevresel Yönetim = HES Projesi
DB destekli krediler ile yürütülen enerji politikası kapsamında bugün karşı karşıya kalınan projelerden bir tanesi de HES projeleri. Halkın yaşam alanına saldıran ve vadilerde akan derelerin üzerine birden fazla santral kurulmasını hedefleyen proje, doğal yaşam alanlarına da geri dönüşü mümkün olmayan zararlar veriyor.
DEKAP tarafından yapılan açıklamaya göre; Bugün ülke genelinde kamu ve özel sektör girişimcileri tarafından 2009 itibarıyla işletme halinde 187, inşaat halinde 138 HES projesi, proje aşamasında da bin 600 civarında daha HES projesi bulunuyor. DSİ verilerine göre, inşa halindeki 138 HES’ten 41’i Trabzon’da, 23’ü ise Rize’de bulunuyor. Diğerleri ise Artvin, Giresun, Gümüşhane, Samsun, Kayseri, Antalya, Bursa, Mersin, Ordu, Tunceli, Muğla, Zonguldak, Sinop, Eskişehir, Sakarya, Şırnak, Denizli gibi illerde yapım aşamasında.
HES’lere karşı yürütülen hukuksal süreçte bu güne kadar toplam 25 HES projesi için ‘yürütmeyi durdurma’ veya ‘iptal’ kararı verildi. Yargı, son olarak Muğla Yuvarlakçay ile Artvin Yusufeli ve Maçahel’deki HES projelerine ‘dur’ dedi.
İnanıyorum ki; böylesi doğa düşmanı projeler durdurulacaktır.
Fakat, AKP tarafından yerine getirilmeyen sözler nedeniyle bu inancım örseleniyor:
Çevre ve Orman Bakanlığı ile Devlet Su İşleri (DSİ) yetkililerinin Rize'deki vadilerde inceleme yaparak hazırladığı rapor, çevrecileri haklı çıkardı. Raporda çevre örgütlerinin protesto ettiği, dikkati çektiği tüm unsurlar bir bir yer aldı: Mevcut HES inşaatları nedeniyle ormanlarda büyük tahribat oluştu. Dere yatakları doldu. Cansuyu yetersiz. Balıklar unutuldu(7 Temmuz 2010-Muhammet Kaçar).
Hani tüm bu olumsuzluklar dikkate alınarak, yani Hidroelektrik santrallar (HES) doğaya büyük tahribat verdiği için aşağıdaki önlemler alınacaktı!
1- Projelerin sürdüğü alanlarda DSİ ile Çevre ve Orman Müdürlüğü ve Tarım Müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir kontrol kurulu oluşturulmalı, inşaatlar her ay düzenli olarak denetlenmeli.
2- HES projelerinde dereye bırakılacak can suyunun kontrolü amacıyla dere yataklarına debi ölçer cihazı konulmalı. Bu cihaz verileri düzenli olarak takip edilmeli, cihaz yerleştirmeyen şirketlere de cezai işlem uygulanmalı.
3- Bundan sonra havza değişikliği teklif edilen projelere sıcak bakılmamalı. Dereler, havzasında akarak değerlendirilmeli. Kanal tipi planlanan projelere tünel tipi proje önerilmeli, bu projenin uygun olmaması halinde de o bölgede HES yapımından vazgeçilmeli.
4- Balık geçitleri ile ilgili uygulamalar projelerde yer almalı ve uygulanmasında hassas davranılmalı.
5- Dere yataklarına bırakılacak can suyu miktarı, son 10 yılın ortalamasının yüzde 10’u olmalı.
6- Enerji nakil hatlarında öncelikle mevcut hatlar kullanılmalı, bunun mümkün olmadığı durumlarda, her projeden bir hat çekilmesi yerine bütün havzayı geçen ve tesislerin bu hatta bağlandığı bir iletim hattı projelendirilmeli.
7- EPDK proje sahiplerinden gerekli taahhütleri almalı ve uymayanlara gerekli yaptırımlar yapılmalı.
8- Proje sahipleri işe başlamadan önce kontrol kuruluna bilgi vermeli ve bilgi vermeden işe başlamamalı.
Bu arada oluşturulan HES Kontrol Kurulu’nun yaptığı denetimlerde, doğayı tahrip eden ve gerekli önlemleri almayan 15 enerji şirketine 513 bin lira para cezası kesildi. Rize Çevre ve Orman Müdürü Sabit Kandemir, oluşturulan kurulun bundan böyle her ay inşaat sahalarında denetim yapacağını belirterek, doğayı tahrip eden çalışmalara karşı gerekli cezai yaptırımların uygulanacağını söyledi.
Kusura bakmayın da, her şeyleri gibi HES’leri de külliyen yalan::(((
Yalan, çünkü; gezegenimizin cennet izdüşümlerinden biri olan Arhavi’nin yüreğine “Kavak HES inşası için” ‘Cebdi Boru’ çakılıyor. Evet, Cumhuriyet mahallesine Cebri boru…
Cebri boru;  baraj ve nehir tipi hidroelektrik santrallerinde suyu belli bir yükseklikten düşürerek elektrik elde etmek  için kullanılan devasa boru. İşte bu cebri boruyu AKP iktidarı cebren Arhavi’nin kalbine çakıyor. İşin üzücü yanı, işadamı görüntüsündeki  Arhavili bazı hainler buna çanak tutması.
Tekrar ediyorum;
“AKP HES diyor akan sular duruyor”
http://blog.milliyet.com.tr/hes-ler-kimleri-besler-1/Blog/?BlogNo=224571
http://blog.milliyet.com.tr/hes-ler-kimleri-besler-2/Blog/?BlogNo=225336
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM. 0506 609 00 32

9 Nisan 2013 Salı

GALATASARAY REAL MADRİD'E BUNU HEP YAPIYOR(YİNE 3-2)



DÜNYADA TEK MİLENYUM KUPASINA SAHİP GALATASARAY’İN REAL MADRİD SAVAŞLARINDA GALATASARAY ÖNDE(3-2)
Herkes tarafından es geçilen bir gerçeğin de sahibidir Galatasaray. O gerçek de; Galatasaray’ın Dünya’da hiçbir futbol takımının sahip olmadığı Milenyum Kupasının da sahibi olmasıdır.
Eğer, Real Madrid’in teknik direktörü  Jose Mourinho çıkıp; “3 Nisan 2013 günü oynanan İspanya’daki maçta, Burak’ın pozisyonu penaltı idi, 9 Nisan 2013 günü İstanbul’da yapılan rövanşta Galatasaray bizi çok korkuttu” diyor ise, ben Galatasaray’ı, değil yari finale, finale kalmış olarak görüyorum.
Evet, Galatasaray bize tur sevinci yaşatmadı, fakat gurur gecesi yaşatmıştır. Teşekkürler Aslan Cimbom.
Bu denli Galatasaray beni sevindirecekti, maçın birinci devresini de izlerdim. 7. Dakikada Ronaldo’nun o ofsayt golünü ve sonrasında Fransız hakemin taraflı duruşunu görünce, maçı kesik-kesik izledim.
56. dakikada, o golü kaçırmasaydı, belki de maçı izlemeyi tamamen bırakacaktım. Galatasaray’da böylesi bir gol kaçıran oyuncuyu, Terim kesin keser oynatmazdı.
Ardından Eboue öyle bir gol attı ki, Jose Mourinho eğer Galatasaray’a gelmez ise, Eboue’yi kesin Real’e alırdı.
61’de Sneijder öyle bir gol kaçırdı ki, Terim bundan sonra kesin oynatmazdı, eğer 70’de o harika golü atmasaydı.
Sneijder’den sonra Drogba 71’de öyle bir gol attı ki, Şampiyonlar Ligi’nin, şampiyonu belirleninceye dek böyle bir gol atılacağını düşünmüyorum. Korkum, Jose Mourinho’nun bu iki oyuncuyu, Galatasaray’a gelmez ise Real’e götürmesi.  
Evet; Eboue’nin, Snijder’in harika pasıyla 43 saniye sonra(56.43’te) attığı o müthiş gol sonrası, maçı kesintisiz izlemeye başladım. Çünkü, Galatasaray, tıpkı Mersin İdman Yurdu maçında olduğu gibi, Real maçının ikinci yarısında da harikalar yaratıyordu. Real nedense, relax durumda Galatasaray’ı izliyordu. Durum 1-1 olmuştu.
Terim oyuna Ambrabat ve Sabri’yi oyuna alınca, orta saha üçlüye dönünce, GS atak üstüne atak yapınca, Real Madrid’in ve Jose Mourinho’nun kimyasını bozulunca GS golleri sıralamaya başladı.
71’DE Sneijder Sabri’nin müthiş asistliğine, müthiş bir dönüşle yanıt vererek durumu 2-1 yaptı. Galatasaray durmuyordu. 71’de işte Drogba’nın o müthiş golü geldi. Ambrabat’ın ceza sahasına gönderdiği topa, sağ topuğuyla dokununca, bu efsane gol sonrası Jose Mourinho ve futbolcular adeta şok olmuşlardı. Durum 3-1 olmuştu ve GS durmuyordu.
3’lü orta saha, topçuları müthiş tetikliyordu. Snejder’in aralara yaptığı koşular onu adeta ofansif lider yapmıştı. Gökhan Zan bugünkü maçla, bu takımda 2 sene daha oynama vizesi aldı. Melo harikalar yaratıyordu, Semih, Riera, kısacası tüm topçular çok iyi idi, seyirci ise harika üstü idi.
Drogba, Şampiyonlar Ligi’ndeki 40. Golünü yakalamıştı. Burak cezalı idi 8 golde kaldı. Burak ile yarışan  Ronaldo, burada da 90+3’te attığı gol ile, İstanbul’daki ikinci golünü attı ve gol sayısın 11’e çıkardı.
Eğer, Terim Eboue’yi sakatlığından dolayı almadıysa hata yaptı. Maçın bitimine 23 dakika vardı oyundan Eboue’yi aldığında. Formun zirvesindeki Eboue kesin maçın bitimine dek iyi şeyler yapardı.
Galatasaray’ın gollerini Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Drogba ve Sneijder ile, Şampiyonlar Ligi finali oynayan Eboue attı ve Galatasaray’da Şampiyonlar Ligi defterini kapattı.
3-2’lik galibiyet; Galatasaray-Real Madrid savaşlarında, Galatasaray’ı 3-2 öne geçirdi. Yani aralarındaki 5 resmi maçın, 3’ünü Galatasaray(2-1,3-2,3-2) ve  2’sini Real Madrid almış oldu(3-0, 3-0).
Doğrudur, savaşlarda Galatasaray önde, fakat, ah şu averaj yanlışlığı yok mu eledi Galatasaray’ı.
FIFA’ya bir önerim var; elemeli maçlarda, atılan goller değil, gösterilen performans ve kartlar ile topa sahip, pas hataları, pas yüzdeleri ölçü olarak alınmalıdır.
Bu galibiyet, Galatasaray’ın bundan sonraki Süper lig maçlarını çok olumlu etkileyecektir.
Hakemler: Stephane Laurent Lannoy, Frederic Cano, Michael Annonier (Fransa)
Galatasaray: Muslera, Eboue (Dk. 80 Elmander), Gökhan Zan, Semih Kaya, Riera, Hamit Altıntop (Dk. 46 Amrabat), Selçuk İnan, Melo, Sneijder, Umut Bulut (Dk. 63 Sabri Sarıoğlu), Drogba
Real Madrid: Diego Lopez, Essien (Dk. 30 Arbeloa), Pepe, Varane, Coentrao, Khedira, Modric, Di Maria, Mesut Özil (Dk. 81 Albiol), Cristiano Ronaldo, Higuain (Dk. 73 Benzema)
Goller: Dk. 8 Ve 90 2 Cristiano Ronaldo (Real Madrid), Dk. 57 Eboue, Dk. 70 Sneijder, Dk. 72 Drogba (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 89 Arbeloa (Real Madrid)

Galatasaray, Şampiyonlar Ligi  organizasyonunda 1 kez yarı final, 3 kez de çeyrek final oynama başarısı gösteren ilk Türk takımıdır. Bilindiği gibi Şampiyonlar Ligi önceleri Şampiyon Kulüpler Kupası adıyla oynanıyordu. Bu dönemde 1 kez de; 1988-89 sezonunda Rapid Wien (Avusturya), Neuchatel Xamax (İsviçre) ve AC.Monaco (Fransa)’yı eleyerek yari finale kalmış, yari finalde de Çavuşeşko’nun hakemleri satın almasıyla(Kazım Kanat iddiası), Steaue Bükreş (Romanya)’e elenerek, final şansını yitirmiştir.
Şampiyon Kulüpler Kupası zamanında 1 kez, Şampiyonlar Ligi döneminde ise 2 kez çeyrek finale çıkmayı başardı.

Şampiyon Kulüpler Kupası’nın UEFA Şampiyonlar Ligi’ne dönüştükten sonra da, ilk çeyrek finale çıkan takımdır.

Galatasaray’ın Real Madrid ile yaptığı diğer maçlar:

Bir Türk futbol takımının, Türk futbol tarihinde oynadığı ilk süper kupa maçı, Galatasaray’ın Real ile olan tarihteki 1. resmi maçıdır.
Bu maç sonrası süper kupayı evine götüren Galatasaray salt bu kupayı değil, aynı zamanda 1000 yılda verilen Milenyum kupasının da sahibi oldu, çünkü 2000 yılının hem UEFA(yenilgisizi), Hem de Real Madrid’i 25 Ağustos 2000  tarihinde yenerek-ki Real’de bu kupa yoktu ve Real başkanı  Florentino Pérez müzelerinde olmayan bu kupayı çok istiyordu- Avrupa Süper Kupasını 2000 yılında aldığı için, dünyada Milenyum Kupası’na sahip tek takım oldu.
Ve Galatasaray böylesi devasa kupanın sahibi oluşunu hala getiriye dönüştüremedi. Eski FB başkanı Ali Şen; “Ben bu kupalara sahip olacağım, FB’yi vazgeçilmez dünya markası yapar ve büyük gelirler elde ederdim, GS bunu yapamadı” demesini hiç unutmam.
Nasıl yapsınlar ki?! Herkes bireysel getiri peşinde koştu, o dönem; futbolcusu, çalıştırıcısı ve yöneticisiyle. Örneğin, Hakan Şükür, Okan Buruk, Emre Belezoğlu takımdan ayrıldılar.Takımdan ayrılmalarına karşın, Kulübe para kazandıranlar Fatih Akyel, Ümit Davala ve  Fatih Terim oldu.
Maçın normal süresi Jardel ve Raul'un(pen.) golleriyle sona erdikten sonra uzatmalarda Jardel ikinci kez sahneye çıktı ve altın gol uygulamasının olduğu o dönemde 103. dakikada maçı ve Real'i bitiren golü attı. Altın gol'ün asistini yapan fatih akyel, birinci kez Real Madrid’i yıkan adam olmuştu(ikincisi 2000-2001 sezonu şampiyonlar ligi çeyrek final 1. maçı 03.04.2001)

Stad: Monaca- Stade  Louİse II
Hakem: Günter Benkö (Avusturya)

Galatasaray: Claudio Taffarel(Brezilya)- Bülent Korkmaz (c)- Gheorghe Popescu(Romanya)- Capone(Brezilya)- Hakan Ünsal- Okan Buruk-Emre Belözoğlu- Gheorghe Hagi(Romanya)- Suat Kaya-Ümit Davala-Mario Jardel(Brezilya)
Yedekler: Bülent Akın, Fatih Akyel, Ahmet Yıldırım, Kerem İnan(Kaleci), Serkan Aykut, Hasan Gökhan şaş
Teknik Direktör: Mircea Lucescu
Real Madrit: İker Casillas-Geremi Njitap (Kamerun,Gençlerbirliği’nden gitti)- İvan Camoo-                                                                                                                                                                                                                                  Iván Helguera -Roberto Carlos(Brezilya)- Albert Celades -Claude Makelele(Fransa)- Luís Figo(Portekiz)- Guti Hernandez- Sávio Bartolini(Brezilya)- Raúl Gonzales Blanco (c)
Yedekler: César Sánchez- Michael Solgado-Aitor Karanka- Santiago Solari(Arjantin)- Flávio Conceição(Brezilya)- Pedro Munitis
Teknik Direktör: Vincente Del Bosque
Maçın adamı: Okan Buruk
Yardımcı hakem: Markus Mayry-Egon Bereuter
4. Hakem: Fritz Stuchlik

Sarı Kartlar: Okan (6'),Makélélé (22'), Suat (28'),Helguera (31'), Figo (69'),Ümit (90') , Munitis (99')

Goller: Jardel (41 Pen)- Raúl (79 Pen)- Jardel(103, Altın vuruş)

Çeyrek finalin ilk maçı için bugün olduğu gibi yine Real Madrid ile eşlenilmiştir.
İlk eşleşmenin ilk maçı, İstanbul’da oynandı.
Evet, 2000-2001 Sezonu Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final 1. Maçı 03.04.2001, Salı günü 28 bin seyircinin cehenneme çevirdiği Ali Sami Yen’de 21:45’te  oynandı. Maçın hakemi  İtalyan Pierluigi Collina idi.
Galatasaray 2-0 geriye düştüğü maçta; Real’e ilkleri yaşattı. Öyle ki, 20 dakikada tam 3 gol yedi Real. Robert Carlos Fatih Akyel’e hayran kalmış ve o’nu Maradon ilan etmişti.
Galatasaray : Claudio Andre Mergen Taffarel, Carlos Alberto De Oliveira “Capone” (Fatih Akyel 46'), Gheorghe Popescu, Bülent Korkmaz, Ergün Penbe, Okan Buruk, Ümit Davala, Suat Kaya (Bülent Akın 46'), Hasan Gökhan Şaş, Gheorghe Hagi, Mario Jardel
Teknik Direktör: Mircea Lucescu
Real Madrid: İker Casillas, Miguel Angel “Michel” Salgado, Aitor Karanka, Fernando Hierro, Roberto Carlos Da Silva, Luis Figo, Claude Makelele (Albert Celades 62'), İvan Helguera, Raul Gonzalez, Steve Mcmanaman (Santiago Solari 90'), Fernando Morientes (Jose Maria Gutierrez “Guti” 68')
Teknik Direktör: Vicente Del Bosque
Goller: (0-1) dk. 33 ıvan helguera. (0-2) dk. 43 claude makelele.
(1-2) dk. 47 (pen.) ümit davala. (2-2) dk. 66 hasan şaş. (3-2) dk. 75 jardel
Üzülerek belirteyim ki ikinci maçı 3-0 kaybettik ve elendik(gönül ister ki tarih tekerrür etmez. Etmeyeceğine de inanıyorum), çünkü ilk maçı İspanya7da oynayacağız. Bu bana göre avantaj:
Ve o, üç sıfırlık ‘çeyrek finalin ikinci ’, Galatasaray’ın da ‘tarihinde’  Real ile olan üçüncü maçı 18.04.2001, Çarşamba, 21:45’te Madrid’te ünlü Santiago Bernabeu stadında oynandı. Maçı, İsveçli Anders Frisk yönetti.
Real Madrid: Iker Casillas, Roberto Carlos (Dk. 90 Santiago Solari), Aitor Karanka, Michel Salgado, Hierro, Ivan Helguera, Claude Makelele, Steve Mcmanaman, Luis Figo (Dk. 86 Savio Bortolini Pimentel), Guti (Dk. 75 Flavio Conceiçao), Raul Gonzalez
Teknik Direktör: Vicente Del Bosque
Galatasaray: Claudio Taffarel, Bülent Korkmaz, Fatih Akyel, Ümit Davala, Emre Aşık, Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Suat Kaya (Dk. 46 Bülent Akın), Gheorghe Hagi, Hasan Şaş (Dk. 67 Arif Erdem), Jardel
Teknik Direktör: Mircea Lucescu
Maçın golleri...dk. 15 gonzalez raul-dk. 28 ivan helguera-dk. 37 gonzalez raul (3-0)
Galatasaray’ın Real Madrid ile 3 resmi maçın 2’sini kazanarak üstünlüğünü kanıtlamıştır. Dördüncüsü ve beşincisi neden olmasın ki?!
Olmadı. Nedenini de bilmiyorum. 3 Nisan 2013 günü oynanan İspanyadi maçı Real Madrid kazanarak(3-0) durumu 2-2’e getirdi. 9 Nisan 2013’teki Ali Sami Yen Aslantepe Arena’daki maçı, kim alırsa 3-2 öne geçecek. Gönlüm Galatasaray’dan yana.
Stat: Santiago Bernabeu
Hakemler: Svein Oddvar Moen, Kim Thomas Haglund, Frank Andas (Norveç)
Real Madrid: Diego Lopez, Essien, Sergio Ramos, Varane, Coentrao, Khedira, Xabi Alonso, Di Maria (Dk. 85 Pepe), Mesut Özil (Dk. 79 Modric), Cristiano Ronaldo, Benzema (Dk. 65 Higuain)
Teknik Direktör: Jose Morinho
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Dany, Riera (Dk. 83 Amrabat), Melo, Hamit Altıntop (Dk. 78 Umut), Selçuk İnan, Sneijder (Dk. 46 Gökhan Zan), Drogba, Burak Yılmaz
Goller: Dk. 9 Cristiano Ronaldo, Dk. 29 Benzema, Dk. 73 Higuain (Real Madrid)

http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-i-mourinho-degil-moen-yendi/Blog/?BlogNo=410144

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032