28 Şubat 2014 Cuma

NE OLUYOR YAHU İLKER BAŞBUĞ'A HIRSIZLAR KADAR DA MI GÜVENİLMİYOR?!


ÇUUUŞ !!! REZA ZARRAB(LAR) TAHLİYE OLMUŞ
“17 Aralık soruşturmasında tutuklanan Barış Güler, Reza Sarraf ve Kaan Çağlayan'ın da aralarında bulunduğu 5 kişiye tahliye kararı çıktı.”
İşte Hakimin gerekçesi:
“ Tutuklu şüpheliler Rıza Sarraf, Barış Güler, Salih Kaan Çağlayan, Özgür Özdemir ve Hikmet Tuner’in haricindeki tüm şüphelilerin daha önceden itirazlar sonucunda tahliye oldukları görülmüştür. Tutuklu şüphelilerin ’Rüşvet almaya veya vermeye aracılık etmek’ ve Suç işleme amacıyla örgüt kurmak’, ’Rüşvet vermek’ suçlarına yönelik delillerin CMK 135. maddesi gereğince iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve CMK 140. maddesi gereğince teknik araçlarla izleme ve neticesinde görüntülerin kayda alınması suretiyle elde edildikleri bu şekilde elde edilen delillerin yan delillerle desteklenmedikleri sürece tek başına esasa ilişkin delil mahiyetinde bulunmadığı açıktır. Ayrıca toplanan tüm delillerin telefon dinleme ve teknik takip sonucu elde edildiklerinden delillerin toplandığı, dolayısıyla karartılmasının söz konusu olamayacağı, şüphelilerin sabit ikametgahı ve konumları itibariyle kaçma şüphelerinin olmadığı, en son incelemelerden sonra dosyaya kayda değer bir delil girmediği, bilirkişi incelemelerinin her zaman yapılabileceği, kamu görevlisi olmayan şüphelilerin ’Rüşvet vermek ve rüşvete aracılık etmekten’ tutuklandığı, aracılık ettiklerinin yasal delillerle ortaya konması gerektiği, böylece şüphelilere atılı suç vasıflarının şüpheliler lehine değişme ihtimalinin yüksek olduğu, bu durumda tutuklu kalmalarının mağduriyetlerine sebebiyet vereceğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur"
İşin, AKP için çok tehlikeli olan yanı; ‘tahliye kararını veren hakim İslam Çiçek’in İstanbul 34. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görevli olduğu, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi hakimi Metin Çelik’in yıllık izinde olması nedeni ile İslam Çiçek’in nöbetçi olarak bu mahkemede görev aldığının öğrenilmesi’
Siz algılayabiliyor musunuz, veya nereye taşıyabilirsiniz zamansız bu yıllık izni?!
İşin sinir bozan ve insanı öfkeden çıldırtan: “kaçma Şüphesi’nin var olmadığını, tutukluğun mağduriyete yol açacağını belirten. avukatının gerekçesinin hakim tarafından dikkate alınması.
6 yıldır Silivri’de olan insanlarımız için neden bu gerekçeler dikkate alınmaz?!
TDK, acilen ‘hırsızlık ve dürüstlük ve de vatanseverlik ve vatan hainliği’  sözcük içeriklerinin yerlerini değiştirmelidir. Yani; dürüstlüğü hırsızlık, hırsızlığı dürüstlük, vatan severliği vatan hainliği yapmalıdır. Hatta ve hatta; TBMM fermanıyla; dürüstüm ve vatanseverim diyenler Silivri’ye gönderilmelidir..
AKP intihar ettiğinin farkında değil. Galiba öyle bir şey ki, hayranı olduğu baş yandaş  Mümtaz’er Türkone bile, Rcep için ‘kesin yargılanacaktır, yargılanmalıdır’ diyebildi. Dahası, bir zamanlar kanka olanlar, birbirlerine methiyeler dizenler, örneğin Asım Yıldırım ve Abdullah Dilipaklardan biri bakın diğeri için ne dedi; "Nerden beslendiği belirsiz Dilipak karaktersizi yine Türk okullarına kin kusmuş. O okulları gezerken neden bir şey demiyordun! Aawqqwwssawq ‘sahte peygamber’ diyen de,"paralel din" diyen de aynı kaba girmiş oluyor. Cehaletleri ve kinleri kimliklerinin önüne geçen dili pisler ! Cemaatin olduğu bilinen bütün okullar, iftiracı Dilipak'a dava açmalıdır. Okullarla ilgili ortaya attığı iftiralar alçakçadır!"
Yıllardır besleyip büyüten küresel efendi, yani ABD yönetimi  bile dayanamadı ve  geleneksel insan hakları raporunda, ülkeler bazında ihlalleri sıraladı. Rapora Gezi Olayları ve 17 Aralık yolsuzluk soruşturması damga vurdu. Washington bu raporla birlikte ilk kez 17 Aralık Büyük Rüşvet Operasyonu sonrası ortaya çıkanları ‘skandal’ olarak nitelendirdi. Yolsuzluk, ilk kez Türkiye’nin en belirgin insan hakları ihlallerinden biri olarak sıralandı. Bu konuda yeterince gözaltı ve soruşturma yapılmadığı belirtildi. Ve kolluk kuvvetleri ile yargının, binlerce polis ve savcının yerini değiştiren hükümetin etkisi altında olduğu açıkça vurgulandı. Kavgalarının ardı arkası kesilmiyor. AKP ve paraleli, büyük bir hızla tüm değerleri değersizlerle değiştirmeye başladılar.
Dediğim çıkıyor, ülkemde iç savaş Nakşilerle, Fetullahçılar arasında çıkacak. Onların iç savaşı, sakın karışmayın ve içselleştirmeyin.
Olgunun bir diğer kuşku veren yanına da değinmemiz gerekir:
Bu denli keskinleşmeleri bana söylense inanırdım, fakat halkımız inanmazdı, çünkü; ben gün gelecek bunlar birbirine girecek, nedeni her ikisi de farklı amaçlarla devletimizi ve Cumhuriyet’imizi amaçları doğrultusunda biçimlendiriyorlar, süreç içinde çıkarları çakışacak ve  çatışacak noktaya gelecektir şeklinde ‘satır aralarında’ belirtiyordum. Fakat, gözlemliyoruz ki, bu gelinen noktada, sadece kavga var, değişen bir şey yok..Evet; birbirlerine o denli hakaret ediyorlar ki, 1 saat sonra kaldıkları noktadan tekrar eski hedeflerine hareket ediyorlar.
Düşünün; Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulff, düşük faizli ev kredisi kullandığı ve 719.40 Euro’luk faturasını birine ödettiği için suçlanmıştı ve bu suçlanmalar sonucu Cumhurbaşkanlığından istifa etmişti(Abdullah Gül’ün zimmetine para geçirdiği iddiası sonucu yargılanması aklıma geldi), ama bizimkiler için katrilyonlar suçlaması var gıkları çıkmıyor; bunu bırak, şehzadenin ifadesi zor alınıyor ve bu konudaki tutukluları, “yargıyı ele geçirip” dışarı salıyorlar.
Bir ikincisi; askerlerin ve aydınların Silivri’ye gönderilmesinde kumpas var diyorlar, haksız yargılanma var, yeniden yargılanmalıdır diyorlar, ardından suskun kalıyorlar, sonrasında 17 Aralık 2013’deki yolsuzluk operasyonunda tutuklananları belirtiğim gibi  serbest bırakıyorlar, Paşalar ve Aydınlar ise içeride işkence görüyorlar(manevi). Evet; vatanseverleri, yani dürüstleri, yani paşaları, Aydınları Silivri’ye sorgusuz sualsiz ortaklaşa atmadılar mı?.Bu kavganın içinde bir  dayanışma var gibime geliyor.
Bakmayın siz düne dek elini eteğini öpmek için sıraya girenlerin; “Eğer, 17 Aralık 2013 operasyonu başarılı olsaydı, bir İstanbul’da Anadolu yakasında bir de Ankara’da malikanesi hazırdı! ..  Ama artık bu hesapların tümü suya düştü.. Artık Amerika’dan çıkarılacak olursa, Türkiye’ye teslim edilebilir.. O zaman Gülen’e İmralı, ona yardım edenlere de Silivri  yolu gözükebilir." demelerine inanmayın, İmrali’ye ve Silivri’ye başkaları giderse de şaşırmayın.
Bunun için, bunların farklı bir mağdur ve mazlum alanı oluşturduklarının kuşkusunu dikkate alarak, dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorum.
http://blog.milliyet.com.tr/30-agustos-kronolojisi-ve-basbug-pasa/Blog/?BlogNo=130096
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GÜLDÜŞÜN ÇORBASI
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

YENİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE YASASI BÜYÜKŞEYLERİN KASAS MI?


YENİ BÜYÜKŞEHİR YASASI NE GETİRİYOR NE GÖTÜRÜYOR?


28 Şubat 2014

“On üç ilde büyükşehir belediyesi ve yirmi altı ilçe kurulması ile bazı kanun(5216 BŞB Kanunu) ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair 12/11/2012 tarih ve 6360 sayılı yasadır söz konusu olan. Ve bu yasa, 30 Mart 2014’te yapılacak yerel seçimler sonrası yürürlüğe girecektir.”
Deniyor ki; “Avrupa Konseyi,  Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 5. Maddesi aynen şöyledir: “Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği  durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.. Görüldüğü gibi AYYÖŞ yerel yönetimlerin sınır değişikliklerinde zorunlu bir referandumu değil, yürürlükteki mevzuatı ve mümkünse ibaresini kullanarak da mevzuatın elverdiği imkanları işaret etmektedir. “
Bu değerlendirmeyi yapma gereksinimini duymasını anlamak zor.
Biliniyor ki;
Özerk yerel yönetim kavramı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerlik Şartı’nda (AYYÖŞ) yer alan bir ifadedir. AYYÖŞ, Avrupa Konseyi’nce kabul edilen ve 1985 yılında üyelerin imzasına sunulan bir metindir. Türkiye bu metni 1988 yılında imzalamıştır.
Federalizm, ne Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında ne de özerklik tanımında yer almaktadır. Bu bağlamda bu kavramlar ile özerk yerel yönetim/özerklik arasındaki bağın kurulabilmesi için federalizmi açıklamak gerekmektedir. Federalizm, bir çeşit  kuvvetler ayrılığıdır. Kuvvetler ayrılığı; yasama, yürütme ve yargı erkinin tek bir merkezde toplanmaması anlamına gelir. Yasama, yargı ve yürütme bağlamında kuvvetler fonksiyonel temelde birbirinden ayrılır.
Burada düşündürücü yan; AYYÖŞ’nin 4.  Maddesinin 1. Bendindeki,  Özerk Yerel Yönetimin Kapsamı; “Yerel yönetimlerin temel yetki ve sorumlulukları anayasa ya da kanun ile belirlenecektir. Bununla beraber, bu hüküm yerel yönetimlere kanuna uygun olarak belirli amaçlar için yetki ve sorumluluklar verilmesine engel teşkil etmeyecektir.”
İşte bu noktada hazırlanacak Anayasa’ya dikkat edilmelidir ve de kanunların içeriğine bakmak gerekmektedir. Yeni Büyükşehir Yasası(6360) bu konuda iyi irdelenmesi gerekir, uzmanlarca, eğer belirleyici bu yasa olacaksa.
Yasanın özündeki amaç; ‘1982 Anayasası’nda yer verilen, fakat yeterince uygulanmayan’ yerel yönetimler ve benzeri kamu hizmetlerinin “Yerinden Yönetim(Adem-i Merkeziyet’ /Desantralizasyon’” ilkelerini,  “Yerindenlik” ilkeleriyle genişleterek  merkezden soyut  bölgeselleşme ilkesini yapılandırmaktır. Ve de,  Yerel Özerklik bütünündeki eyalet sistemi yapılanmasıyla olası Başkanlık sistemine düzlem oluşturmaktır.
Bundandır ki, kırsal alanlara nüfus eden büyük kentler yaratmak  adına, yönetim, planlama ve koordinasyon bağlamında, 6360 ile  Belediye sınırları, İl ve İlçe yönetim sınırlarına, yanı mülki sınırlara kadar genişletilmiştir.
Sözde, böylelikle; etkin hizmetle, düzen ve uyum(Eşgüdüm) sağlanarak ‘daha az bir kaynakla’ hizmette ve ürünlerde verimlilik ve de  kalite yakalanacaktır.
Bir diğer boyutuyla, böylesi  yapılanmayla, Türkiye’nin de imzası bulunan  Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı(AYYÖŞ)’na bağlı kalınmış olunacaktır. Böylelikle, Yerindenlik kurallarıyla, kamu hizmetleri halka yakınlaştırılmış olacaktır.  Çünkü;  güç dağılım ilkesine dayanan Yerindenlik(Yerellik-Subsidiarity) ilkesi, ekonomik etkinliği kaybetmeden yönetim faaliyetlerinin mekansal dağılımını en geniş biçimde yaygınlaştırmayı amaçlamaktadır.
Bunları kimse yadsımıyor, fakat şu gerçekleri de göz ardı edemeyiz:
12 Kasım 2012 doğumlu 6360 ile ‘sadece’ 29’a ulaşan Büyükşehir Belediyesi’nde “Merkezin yerel üzerindeki denetim yetkisi kalkarak, ‘Yönetsel Yetki’ geliyor. Yani  Arapçası; İdari Vesayet kalkıyor.
İdari Vesayet ne demek?
İdari Vesayet; “ özellikle merkezi idarenin üstünlüğüne dayalı tek bir birim(Üniter) olarak yönetilen devlet’lerde,  merkezi genel idare  ile yerinden yönetim alanı arasında yönetsel açıdan bütünlük sağlamaya yarayan denetim düzeneğidir. Daha net anlatımla, genel yönetim sınıfı içerisinde yer alan merkezi yönetim ile taşra teşkilatı arasında ilişki  kuran ‘ işleyiş sırasıdır(Fr.hiyerarşi)’.”  Bu kural, 12 Eylül Anayasası ile getirilmiştir. Ve bu kuralın, İdare hukukunda önemli yeri vardır. İdare hukukunda; farklı kamu tüzel kişilikleri arasında ( Devlet tüzel kişiliğinin, kamu tüzel kişilikleri üzerinde) denetimi sağlayan yöntem olarak tanımlanır.
Örnek olarak bakanlıkların belediyeler üzerindeki denetimi. Somut örnek olarak, İmar yetkisinin ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmesini  gösterebiliriz.
Bunun yanı sıra, her ne kadar özerk olduğu söylense de, Vali’nin belirleyici olması nedeniyle  ‘İl Özel İdareleri’ni bir şekilde İçişleri Bakanlığına bağlı olarak görebiliriz.
Şöyle ki, il özel idareleri “Yerinden Yönetim” esasına göre özerk kamu kurumudur, fakat; yukarıda değindiğim gibi, İl özel idarelerine Valilerin başkanlık etmesi dolaylı olarak  İl Özel İdareleri’ni adeta  İçişleri Bakanlığına bağlı kılmaktadır. Bu da  “Yerinden Yönetim” esasının resmen edilgenleştirildiğinin göstergesidir.
Çünkü; böylesi idari yaklaşım,  İl Özel İdareleri’ni, görevleri bakımından merkezi yönetim ile belediye ve köyler arasında "ara düzey" niteliğe sahip ‘özerk tüzel kişiliği olan’  Kamu kuruluşu olmaktan çıkarmaktadır. Her ne kadar, özerk bir kuruluş olarak; “Vali--İl genel meclisi ve İl daimi encümeni” organlarına sahipse de, Vali’nin İçişleri Bakanlığına bağlı olması özerklik işlevini temelden kaldırmaktadır. Bu da, merkezin yerel üzerindeki yönetsel denetiminin(Arapçası, idari vesayet) somut bir kanıtıdır.
Bir yandan, “6360 ile  yerindenlik(yerellik) süreci işletilip, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na bağlı kalınarak kamu hizmetleri halka yakınlaştırılmış olacaktır.” diyeceksin, diğer yandan;  Büyükşehir dışındaki kentlerde İl Özel İdareleri’nin özerkliğini ortadan kaldıracaksın,
Büyükşehir dahil tüm illerde ise; kamu arazileri üzerinde her ölçekte imar planını bir yana  parselasyon planı yetkisini dahi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetkisine vereceksin, Yetmedi, yine aynı bakanlığa bağlı TOKİ’yi ülke genelindeki  kentsel dönüşüm yetkisi vereceksin. Bu  merkezileşme, yönetsel yetki( İdari vesayet) değil de nedir?
Bu noktada, Yerindenlik ile Yerinden Yönetim (Adem-i Merkeziyet/Desantralizasyon) arasındaki farkıyla, yapılmak isteneni iyi algılamak gerekir:
‘Yerindenlik ilkesi’nin uygulanabilirliğinin sınırını genellikle ülkelerin anayasalarında tanımlanan idari işbölümü belirler. Anayasamızda ‘yerinden yönetim ilkesi ‘yer  almakla birlikte (yukarıda berttiğim gibi) uygulanmamaktadır. Bunun yerine geçecek genişletilmiş yetki, yani; hizmetin, kural olarak vatandaşa en yakın idari birim tarafından sunulmasını ve ancak bu birim tarafından etkin olarak sunulamayan hizmetlerin bir üst birim tarafından üstlenilmesini gerektirir içerikteki  Yerindenlik ilkesinin  ‘Yerinden Yönetim’in yerine geçemeyeceği için,  yeni anayasa çalışmalarında “Yerindenlik İlkesine”  yer vererek; yerel yönetimlerin “genel yetkili”, merkezi yönetimin ise “özel yetkili” kılınmasına çalışılacaktır.
Bilindiği gibi;  “Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri Ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun”un  2004’te veto edilmesinin gerekçelerinden biri yerel yönetimi genel, merkezi yönetimi ise özel yetkili olarak tanımladığı ve bunun Anayasa’da öngörülen tekil devlet(Üniter ) yapısına, “idarenin bütünlüğü”, “yetki genişliği” ve “idari vesayet” ilkelerine ve kamu yararına uygun düşmediği savlanmıştı..
Tekrar ediyorum; “Yerinden Yönetim ilkesiyle belediye ve il özel idaresi kanunlarında hizmetlerin vatandaşa en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulacağı ifade edilmiş olsa da, yerindenlik ilkesinin yukarıda ifade edildiği gibi anlaşılacak şekilde  ‘yeni anayasa çalışmalarında’ anayasal bir hüküm olarak konmaya çalışılacaktır. “
Bu da şunu göstermektedir: Yerindenlik ile Yerinden yönetim, yetki genişliği bağlamında farklılıklar göstermektedir. Kısacası; Yerindenlik, bir bağlamda yerele genel, merkeze özel yetki verilmesi ve bunun salt büyükşehir belediyelerinde  değil,  tüm kent belediyelerinde yaygınlaştırarak ; özerklik ve eyalet sistemi nin önü açılacak ve de  ‘Başkanlık sisteminin’ düzlemi oluşturulacaktır.
Kesinlikle katılıyorum, Türkiye’de 1982 Anayasası’nda var olan ‘Yerinden Yönetim’ ilkesi asla uygulanmamıştır.
Örneğin; Büyükşehir Belediyesi dışında kalan diğer illerimiz(52 il), ‘İl Özel İdaresi’ne merkezden aktarılan kent hizmet paraları Valinin başkanlığında belirlenen önceliklere harcanıyor. Belediye Başkanı ve Belediye Meclis üyelerinin burada hiç etkinliği yok, etkin olan İl Özel İdaresi’nin organları;  Vali--İl genel meclisi ve İl daimi encümenidir. İşte bunun adı; “Merkezi yönetimlerin yerel yönetimler üzerindeki vesayeti” dır. Bu vesayeti siz; Büyükşehirlerin dışında kalan 52 ilde tüzel kişilikleri devam eden özel idarelerde encümen üyelerinin sayısını, atanmış ve seçilmiş üyeleri 2’şer azaltıp,11’den 7’ye düşürmekle ortadan kaldıramazsınız.
“Artık , 6360 ile bu vesayet kalkıyor;  kente gönderilen paralar bundan sonra ‘Belediye Meclisleri(bir bağlamda kent parlamentoları) öncelikler sırasına göre harcanacak. Bundan sonra Vali’nin işlevi, yatırımları izlemek olacak, daha doğrusu “Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanı” olarak, görevini sürdürecek.” Söylemleri samimi söylemler değil bana göre.
6360 ile Büyükşehirlerde “Merkezi yönetimlerin yerel yönetimler üzerindeki vesayeti” kalkıyor mu? Asla. Dediğim gibi, Merkez, gerek imar planları, gerekse kentsel dönüşümler konusundaki yetkilerini kullanarak, vesayetini sürdürüyor.   6360 ile yaptığı yapmak istediği, kentlerin hizmet alanlarını ve güçlerini artırarak, başkanlık sistemini, Türkiye’ye özgü, Merkez yönetim+yerel  yönetim harmanlamasında, merkezin başındaki kimliğin yetkileri elinde bulundurduğu bir başkanlık sistemi oluşturmaktır.
İşletilen bu süreç, siyaset bilimiyle birlikte kent bilimin ve politikaların evrenselliğine ters, ülkemiz özgünlüğündeki bir yerellikten başka bir şey değildir.
Şunu da belirtmek zorundayız;  “Kötü yasa yoktur, kötü uygulama vardır”. Evet, sizin elinizden ne kadar kötü yasa olursa olsun, o’nu kötü kullanmaz iseniz, iyi sonuç alırsınız. Bunun tersi de söz konusu, eğer siz, iyi bir yasayı kötü kullanırsanız, sonuçları da kötü olur.”

http://blog.milliyet.com.tr/chp-li-belediyeler-kapatilmalidir-yok--yok--chp-kapatilmalidir-/Blog/?BlogNo=401195

TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM:0506 609 00 32

26 Şubat 2014 Çarşamba

GALATASARAY CHELSEA'Yİ LONDRADA ELER


GALATASARAY’İN ELİNDEN CHELSEA’Yİ MANCİNİ KURTARDI 

26 Şubat 2014 günü Ali Sam Yen Aslantepe Arena’da, saat 21:45’te  Galatasaray ve Chelsea  karşı karşıya geldi.
Her iki takımın kadrosu sürprizlerle doluydu.
Chelsea değil, beni Galatasaray ilgilendiriyor. Mancini çok cesur bir kadro çıkarmış. Risk taşıyan, atak futbol oynamaya ve  bu maçı ille de almaya niyetli olduğunu gösteren bir kadro. Semih Kaya ve Ceyhun yok..Sneijder solda, Hajrovic sağda bir nevi 4 4 2 kurgusu var, 3 5 2 de oynayabilir, anında, araya Melo’yu sokarak, fakat Melo’nun atak çıkışları gerçekleşmez ve Chelsea kontrataklarının önü açılır..
Ve de açıldı, dakika 9, Eboue topu kaptırdı, Chelsea’yi kontratağa kaldırdı  ve Tores takımını 1-0 öne geçirtti.
Mancini, Şampiyonlar Ligi’nde ilk kez oynayan Hajroviç’ı Chelsea’nin önüne attı ve parçalattı. Hajroviç aslında sağ kanadında bir şeyler yapmak istedi, fakat Selçuk ile anlaşamadı, Selçuk’un önemli paslarını alamayınca, orta saha bozuldu ve  Chelsea sürekli  kontratağa kalktı. Hayroviç sürekli hata yapınca 30. Dakikada yerine Yekta Kurtuluş’u aldı ve ondan sonra GS biraz kendini toparladı.
Eboue çok aksiyor 3 hata biri gol ile ilk yarıyı bitirdi. Telles de vasat, fakat Hajroviç gibi Ş.Ligi’nde ilk kez oynamasına karşın onun kadar kötü değildi.
41’de Burak golü attı, ama Teri denen adam elindeki topu saha içine atarak golü iptal ettirdi, tıpkı iptal edilen BJK ve Kasımpaşa arasındaki maç gibi. TFF acaba bu maçı da iptal eder mi? ::))
İkinci yarı, sahada korkunç bir Galatasaray vardı. Doğrusu; Galatasaray  ilk yarıdaki etkisizliğini, ikinci yarı etkinliğe, Chelsea ilk yarıdaki etkinliğini ikinci yarıda etkinsizliğe dönüştürmüştü ve  böylesi rollerin değişiminde Galatasaray galibiyeti kaçırmıştı.
Bence, Chelsea’yi Jose Mourinho tilki kurnazlığıyla oynatıyor.
 Adeta defansta pusuya yatmış Tilki gibiler. Defansta rakiplerine saldırıp çaldıkları toplarla kontratağa çıkıp gollerini atıyorlar. Chelsea korkulacak takım da değil, GS’dan kaptıkları sayısız  toplarla kontratağa gittiler, fakat ancak 1 gol atabildiler. Eğer Mancini ilk yarıdaki oyun kurgusunda yanlış yapmasa, Chelsea’yi kesin yenerlerdi.
Mancini bazen dağıtarak bizleri de bozuyor; kardeşim  Mancini, çoklu defans izlenimi vermeyelim diyerek Semih’e ve Ceyhun’a yer vermiyorsun, ama yanlışı görüp 30. Dakikada Yekta’yı oyuna alarak durumu düzeltiyorsun. Bu düzeltmeyi sen 30 dakika önce yapmalıydın; büyüklük burada.
Ve gol geldi, çünkü GS sürekli ataktaydı ve de 61. Dakikada Selçuk’un şutu direkten dönmüştü. 64’de ,Sneijder’in sol kanattan kullandığı köşe vuruşunda kale sahası içinde topla buluşan Chedjou’nun vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu; 1-1 ve maç  aynen böyle bitti. Pardon, Chedjou’nun şampiyonlar ligindeki bu ikinci golüymüş, ilkini Fransa’da Lille takımında oynarken atmış.
Haa, golden sonra ne oldu(51’de Muslera Tores’ten müthiş top kurtardığını unutmuşum)? Golden sonra Aslan saldırdıkça saldırdı, hele ki 74’te Telles öylesi bir şut çıkardı ki, kaleci raslantı sonucu çıkarabildi.Bu şut, bu Telles’in çok büyük topçu olacağını gösterdi. Telles, sanki 40 yıllık Galatasaraylı.
Melo yine çok iyi idi, hatta Chelsea da, ayni mevkide oynayan  memleketlisi olan ve Brezilya milli takında oynayan Ramires’ten de iyi. Eğer  Ramires yerine Melo’yu çağırırlar ise şaşırmayacağım. Selçuk, son Süper Lig maçındaki tutuksuzluğunu atmış sahada gezmedik yer bırakmadı, her yerde vardı. Yekta müthişti, oyuna onunla başlanması hata idi, Muslera her zamanki gibi idi(çok iyi). Hakan sakatlanıncaya kadar iyi oynadı. Semih de Muslera gibi her zaman başarılı. Chedjou hepimizi mahçup etti başarısıyla; belki onun sayesinde Chelsea’yi eleyeceğiz. Sneijder yine vasattı, 8 yıl Chelsea’da oynayan  Drogba ilk yarı kötü, ikinci yarı çok iyi idi. Ben Seijder ve Drogba’nın Galatasaray’a tur atlatacaklarına inancım tam..
Eğer Galatasaray 18 Mart’ta Stamford Bridge’deki maçta, Mancini oyun kurgusunda hata yapmasın ve  Galatasaray’ı ikinci yarıdaki gibi oynatsın, özellikle Drogba iyi oynasın Chelsea’yi eler.

Hakemler: İspanyol  Carlos Velasco Carballo - Roberto Alonso  - Juan Yuste
Galatasaray: Fernando Muslera, Emanuel Eboue, Hakan Balta(46 Semih kaya), Aurelien Chedjou, Alex Telles, Felipe Melo, İzet Hajrovic(30 Yekta), Selçuk İnan, Wesley Sneijder, Burak Yılmaz, Didier Drogba(80 Umut)
Yedekler: Ufuk Ceylan-Semih Kaya-Sabri sarıoğlu-Ceyhun Gülselam- Yekta Kurtuluş- Emre Çolak-Umut Bulut
Teknik Direktör: Roberto Mancini
   
Chelsea:  Petr Cech, Branislav Ivanovic, John Terry,  Gary Cahill, Cesar Azpilicueta, Ramires, Frank Lampard, Willian, Fernando Torres(68 Samuel Eto’o), Andre Schürrle(66 Jonn Obi mikel), Eden Hazard(90 Oscar)
Yedekler: Mark Schawarzer-Ashley Cole-Tomas Kalas-Oscar-John Obi Mikel-Demba Ba-Samuel Eto’o
      Teknik Direktör: Jose Mourinho
Maçtan önceki yorumlar ve haberler, adeta Galatasaray’ın kimyasına  yönelikti. Özellikle maç günkü(26 Şubat 2014) haber:
Bu akşam sezonun belki de en önemli maçlarından birine çıkacak olan Galatasaray'da önemli gelişmeler yaşanıyor. Sarı-Kırmızılı takım taraftarlarının rahatsız olduğu transfer dedikodularının Drogba'nın anlaşmalı olduğu bir PR şirketi tarafından servis edildiği iddia edildi.

Maç önceleri ve Drogban’ın Galatasaray’daki formsuzluğu bana; içsel yanmalı ve patlamalı şu soruları sordurmadı değil; “Drogba'nın aklını Mourınho  çelse ve Chelsea galatasaray'ı yense ne deriz? Görünen kör baston istemezdi, niçin görmediniz bu gerçekleri?”

140.200.000 EUR  değerinde  Galatasaray  ile, 382.400.000 EUR değerinde Chelsea 26 şubat 2014 günü, tarihlerinde 3. Kez İstanbul’da karşı karşıya geldiler. Galatasaray Chelsea’ya değil galip gelmek gol bile atamadı ve iki maçta tam 6 gol yedi.
İşte, Galatasaray’ın 2,5 katı değerinde Chelsea, Galatasaray’ın karşısında; bir diğer söylemle Roberto Mancini ile Jose Mourinho karşı karşıya.
Şampiyonlar Ligi’nde 26 Şubat’ta oynanacak olan Galatasaray-Chelsea maçı için UEFA’nın resmi internet sitesinde İstanbul’daki karşılaşmanın 1-1 sona ereceği öngörüsünde bulunulduğunu biliyorsunuz.
Ve maçı UEFA bildi; 1-1 bitti. Acaba UEFA bahis mi oynadı:)
Galatasaray ve Chelsea tarihte  ilk kez; 28 Ekim  1999 saat 21.45’te İngiltere Londra’da 41.841 kapasiteli Stamford Bridge stadyumunda, Şampiyonlar Ligi 1. Tur H grubu 1999/2000 için karşılaşmışlardı. Galatasaray’ı Fatih Terim, Chelsea’yi ise Gianluca Vialli çalıştırıyordu. Maçı; Dick Jol yönetmiş ve Dan Petrescu’nun 55. dakikada  attığı gol ile Chelsea maçı 1-0 kazanmıştı. İstanbul’daki rovanşı ne sen söyle ne de ben; 20 Kasım 1999’daki Ali Sami Yende oynan maçı 5-0 kaybetmişti Galatasaray. Fakat; Grupta Milan’ı ekarte ederek 3. Olmuş(Chelsea-Herta Berlin-Galatasaray-Milan) ve sonrasında bildiğiniz gibi UEFA ligine katılarak, finalde Arsenla’ı yenerek UEFA şampiyonu, ardından hiç süper kupası olmayan Real Madri’ti yenerek Avrupa Süper Kupa şampiyonu ve de tam 2000 yılında şampiyon olduğu için aynı zamanda milenyum şampiyonu ilan edilmiştir.

Chelsea: Ed De Goey-Marcel Desailly (62 Jes Högh) '-Frank Leboeuf  - Albert Ferrer-Celestine Babayaro  - Dan Petrescu- Gabriele Ambrosetti (53 Gabriele Ambrosetti )- Jody Morris- Dennis Wise - Gianfranco Zola- Chris Sutton  (85 Tore Andre Flo)-

Galatasaray: Claudio Taffarel- Gheorghe Popescu –Ümit Davala-Fatih Akyel- Carlos Alberto De Oliveria(Capone)-Okan Buruk(72 Emre belezoğlu)-Gheorghe Hagi(73 Hasan şaş)-Ergun penbe-Arif Erdem(34 Mehmet bölükbaşı)
Galatasaray İngiliz takımlarıyla, Resmi olarak  ilk maçını 13 Ekim 1978 günü İzmir Alsancak stadında West  Bromwich ile karşılaştı; UEFA Kupası 1. Tur 1978/1978 için ve 3-1 yenildi. Galatasaray’ı Coşkun Özarı ve  West Bromwich’u Ron Atkinson çalıştıryordu. Galatasaray’ın tek golünü 88’te Fatih Terim atmış. West Bromwich’in gollerini 6. Dakikada Bryan Robson ve  62, 67.dakikalarda Laurie Cunninghham atmış. Maçı, Romen, Francisc Kolossi yönetmiş.
Galatasaray: Eser Özaltındere- Tuncay Temeller(72 Tacettin Ergürsel)-Müfit Özkasap-Ali Yavaş-Erdoğan Arıca-Güngör Tekin-Fatih Terim-Cüneyt Terim-Mehmet Oğuz-Öner kılıç-Gökmen Özdenak
West Bromwich: Anthony Godden-Brendon Batson-Derek Statham-John Wile-John Trewick-Bryan Robson-Alistair robertson-Leonard Cantello-Laurie Cunnnigham- Alistair Brown-Cyrille Regis
http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-ancak-2-gunde-juventus-cizmesiyle-gruptan-cikabildi/Blog/?BlogNo=440104
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

24 Şubat 2014 Pazartesi

SAMSUNSPOR'UN ZİRVE YOLCULUĞU...



SAMSUNSPOR SIRASIYLA; BOLUSPOR, GAZİANTEP BELEDİYESİNİ VE 1461 TRABZON’U YENEREK  TAM 9 PUAN TOPLADI
23 Şubat 2014

Samsunspr- 1461 Trabzonspor maçı:
23 Şubat 2014 günkü Samsunspr- 1461 Trabzonspor arasındaki maç Samsun 19 Mayıs stadında oynandı, 26. PTT 1. LİG maçında.

Maça 1461 Trabzonspor, sanki Bizans Tekfuruna saldırıyormuş gibi  çıktı sahaya. Yıllardır devam eden Trabzon Samsun rekabeti günümüzde de kendini gösterebiliyor. Eee yöneticinin ortamı geren açıklamalar yaparsa, futbolcu da Samsunspor’a düşman görmüş gibi saldırır.

Maça E. Kara isminde; ‘sözde Trabzonspor yöneticisi olduğunu savlayan’ bir şerefli kimliğin soyadına özdeş “ Samsun’u Samsunspor’a ait olduğunu sananlar var.  Samsunsporlular Emin Kar abim hariç  orada sadece azınlıktır. Samsun bizimdir…Samsun, Trabzon’un  ve Trabzonspor’undur” karalamaları damgasını vurdu.
Be kardeşim, bre defolu mafya kılıklı arkadaşım,  bir otur ve birkaç kere düşün; bu söylediklerin yenir yutulur şeyler mi? Birileri de çıkıp “Arkadaşım, evrensel kardeşliğini eylem düzlemi futbol yöneticisin. Neden düşünmeksizin laf ediyorsun? Birincisi; Azınlık olmak kötü bir şey mi? Bana göre değil, eğer sana göre kötü ise, o zaman bir araştır, Trabzon’un kaçta kaçı gerçek Trabzonlu? Bunu öğrenmek için, dinimize sarılarak  gerçek kimliklerini saklayanları saptaman gerek, ancak bu noktada  sen kendin azınlıkta olup olmadığın ortaya çıkar. Azınlık veya çoğunluk olmak değil evrensel olan, evrensel olan insan olmaktır; sen işte bu insanlığı örseliyorsun böylesi ırkçı ve kafatasçı duruşunla” dese, kişiyi suçlayabilir misin? O zaman ağzımızdan çıkana dikkat edeceğiz; toplumu gerecek talihsiz açıklamalar yer vermeyeceğiz; Samsunlu ve Trabzon kökenli insanlardan özür dilemelisin.
İlk yarı agresif 1461 değil, saldıran ve saldırırken sert oynayan bir 1461 vardı.  Sanki Samsunspor-Trabzonspor derbisi oynanıyordu.
Biraz daha iyi olan Samsunspordu, ama iki takımında birer önemli atağı vardı. Adiloviç’in olmayışı, Umar ve Egigho’nun iyi  olmayışı Samsunspor’u aksatan olgulardı. Düşünün; Ahmet  Burak Solakel kanatlardan inmeye çalışıyor, Umar ve Ekigho seyrettiği bir ilk yarı izledik.
İkinci yarı; Soner şahin ve Atilla Özmen gibi 2 kalecisi sakat, Musa Sinan Yılmazer(ortasaha-sakat) ve Adiloviç(forvet-cezalı)  gibi 2 önemli topçusu olmayan Samsunspor daha iyi başladı.  Özellikle 1461 Trabzon direttikçe diretti, fakat 60. dakikadan sonra Samsunspor da yüklendikçe yüklendi  ve 76. Dakikanın bitimde, o dakikaya kadar pek etkin olmayan Umar röveşata ile felaket bir gol attı ve maç 1-0 bitti.
Samsunspor, seçim arifesinde , en azından ‘play off’a kalacak galiba. Ondan sonrası kolaylaşır artık..
Bu maçın da en güzel yanı, sonlara doğru, hakemin korner verdiği bir atağı Semih Kaya gibi ‘hocam benim ayağımdan çıktı’ diyerek Fair Play duruşu gösteren Mehmet Sıddık İstemi ismindeki 1461 oyuncunun duruşudur  ve 1461 kere alkışı hak etmiştir. Acaba Sıddık böylesi itirafta bulunur muydu( bulunmazdı diyemeyiz).  Onu doğruluğa, centilmenliğe itenin Semih Kaya olduğunu düşünüyorum. Böylesi oyuncuların ödüllendirilmesi konusundaki yazımı FİFA ve UEFA’ya göndermiştim; bakalım ne kadar ciddiye alacaklar? Trabzonspor yöneticisi E. Kara’ya kapak olsun.
Türkiye’nin en vefakar ve cefakar taraftarın hazırladığı 3 boyutlu Koreografından ve  sadakatinden  dolayı  kutluyorum.
Hakemler: Serkan Çınar- Ekrem Ersoy-Nuri Karahan
Samsunspor: Furkan Köse-Cemil Adıcan-Fatih Kılıçkaya-Erdem şen-Musa Aydın(83 Turgay Gölbaşı)-Ehıosun Ekıgho-Amınu Umar-Canberk Aydın-Ahmet Burak Solakel-Taha Yalçıner(89 Ayhan Tuna Üzümcü)-Serkan Çalık(68 Arif Şahin)
Yedekler: Hasan Hüseyin Akınay-Turgay Gölbaşı-Arif Şahin-Murat Akyuz-Ayhan Tuna Üzümcü-Şaban Özel-Adnan Güngör
Teknik sorumlu: Hüseyin Kalpar

1461 Trabzon: Bora Sevim-Göksu Alhas-Oğulcan Gökçe-Berk Neziroğulları-Barış Memiş(87 Mert)-Mehmet Sıddık İstemi-Emre Torun-Alihan Tunçer(69 Batuhan)-Savaş Yılmaz-Oktay Demircan(80 Yakubu)
Yedekler: Kubilay Anteplioğlu-Hasan Batuhan Artarslan- Ömer Halis Güven-Ali Kemal Başaran-Shaıbu Yakusu-Alim Öztürk-Mert Erdoğan
Teknik Sorumlu: Cemil Lütfi Canalioğlu
Goller: Dk.77 Umar (Samsunspor)

  Samsunspor i le 1461 Trabzonspor ilk kez,  PTT 1. Lig’nin 2012-13 sezonu 8 Aralık 2012 de, Akçaabat Fatih stadında karşı karşıya geldiler , maçıdeniz Çoban-Ahmet şimşek-Emre suna yönetti. Samsunspor’un golünü 51 de Hakan Arslan, 1461’in gollerini  78 ve 83.dakikalarda Chico Ofeodu attı. Ve böylelikle  Mustafa Reşit Akçay’ın çalıştırdığı 1461 Trabzonspor , Besim Durmuş’un çalıştırdığı Samsunspor’u  2-1 yendi. O sezon Kayseri Erciyesspor ve Çaykur Rizespor direkt Süper Lig’e çıkmış, 1461 Trabzon, Manisaspor, Bucaspor  ve  Torku Konyaspor Play Off’a kalmışlar ve Torku k Konyaspor üçüncü süper lig’e çıkan takım olmuştur.
1461 Trabzon: Fatih Öztürk- Mustafa Akbaş-Abdullah Karmil-Mehmet Kuruoğlu-Caner Osmanpaşa-Abdülkadir Özdemir-Sercan Kaya-Torric Jebrin(Göksü Albaş)-Gökhan Alsan(59 Kadir keleş)-Yusuf Erdoğan(69 Chico Ofeodu)-Mustafa Tiryaki
Yedekler: Yakup Bugun-Göksu Alhaş-Kadir Keleş-Barış Memiş-Mehmet Sıddık İstemi-Emrullah Kokoç-Chico Ofoedo
Samsunspor: Atila Özmen-Mhamoudou Kere-Lokman Gör-Şaban Özel-Musa Sinan Yılmazer-Mazowa Nsumbu(86 Mehmet Uğur Tülümen)-Canberk Aydın-Ahmet Arı-Hakan Aslan-Adem Sarı(74 Turgay Gölbaşı)-Darryl Roberts
Yedekler: Soner Şahin-Erdem Şen-Şenol Demirci-Turgay Gölbaşı-Halil İbrahim Pekşen-Doğan Erdoğan-Mehmet Uğur Tülümen

Gaziantep Büyükşehir Belediyespor- Samsunspor maçı:

PTT 1. Lig’in 25. Maçında; Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile Samsunspor Gaziantep Kamil Ocak stadında, 20 Şubat 2014 Çarşamba günü hızlandırılmış fikstür gereği karşılaştılar, oyuna hızlı giren Samsunspor, 1. Bölgeden,  2. Bölgeye aktarılan topla soldan müthiş inen Adiloviç sağdan inen Umara’ a topu aktardı ve Samsunspor Umar’ın golüyle 1-0 öne geçti ve maçta öyle geçti, çünkü Samsunspor durup, Gaziantep BB’sinin ataklarını seyretti, GBB’de   Samsunspor ataksızlığını seyretti ve gol atmadı,  dolayısıyla Samsunspor 1 attı ve  3 puanı kaptı.
Samsunspor de, Ekigho ve Umar ilk devre sonrası oyunu bırakıyorlar, Adiloviç yoruluyor, bir tek Canberk oynuyor, üstelik yedek kalecinin yedeği Furkan ile kaleyi koruyor, bu durumda 2 haftada 6 puan çok-çok iyi..Bir bakmışsınız Samsunspor, Ordusporla direk süper lige çıkmış, süper olur vallahi..

Stad: Gaziantep Kamil ocak
Hakemler: Volkan Bayarslan-Gökmen Olgaç-Serkan Çimen
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: Tolga Özgen- Cihan Can(Eski Galatasaraylı)-Mahmut boz-Onur Kalafat-Ali Sakal(73 Ramazan Altıntepe)- Murat Kayalı-İbrahim Ferdi Coşkun(6 Vedat Budak)-Erhan Şentürk(eski GS’li)-Ufuk Budak-Abdullah Hamlan(35 Serdar Deliktaş)
Teknik Direktör: Hasan Özer
Yedekler: Onur Bulut- Ferit Cömert-İsa Akgöl- Sinan Özkan-Serdar Deliktaş- Ramazan Altıntepe- Vedat Budak
Samsunspor: Furkan Köse-Cemil Adıcan-Fatih kılıçkaya- Erdem Şen(76 Zafer Özden)-Musa Aydın(64 Adnan Güngör)-Umar Aminu- Canberk Aydın-Taha Yalçıner-Egigho Ehiosun- Eldin Adiloviç(84 Turgay Gölbaşı)
Teknik Direktör: Hüseyin kalpar
Yedekler: Hasan Hüseyin Akınay-Tuna Üzümcü-Şaban Özel-Turgay Gölbaşı- Zafer Özden-Adnan Güngör
Samsunspor ve Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ilk kez; 2006-2007 Türk Telekom 1. Lig sezonun,  9 Aralık  2006 senesinde  Gaziantep Gaskispor teseslerinde saat 13:30’da  karşılaştılar. GBB’yi, Galatasaray’ın efsane atom karıncası Suat Kaya, Samsunspor’u eski futbolcusu Levent Eriş çalıştırıyordu ve  Uğur Söylemez’in yönettiği maç 0-0 berabere sonlandı. O sezon, Gençlerbirliği Oftaş ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor direkt Süper Lig’e çıkmış,  Malatya, Diyarbakır, Altay ve Kasımpaşa Play Off’a kalmışlar  ve Altay-Kasımpaşa finalinde Kasımpaşa  Süper Lig’e çıkan üçüncü takım olmuştur. Türk Telekomspor,  Akçaabat Sebatspor ve Uşakspor küme düşmüş, Samsunspor 10, Gaziantep BB’da 12. Olmuştur.
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor:  Eser Altın-Ali Küçükbayrak- Süleyman varlık-Osman Fırat(74 Ali Keleşoğlu)-Sezgin Coşkun-Veysel Aksu-Bilal Türkgüler(89 Tufan Zahid Arslan)-Serkan İşyapan-Ömer Yalçın-Aydın İnanç(66 Ali Sakal)-Hakan Albayrak
Samsunspor:  Akın Dağdelen- Tufan Esin-Kenan Yelek-Sinan Demircioğlu- Evren Kürkçü-Serkan Özdemir- Sercan Temizyürek(46 Fatih Aytekin)-Mustafa Çiçek(80 Turgut Doğan Şahin)-Serkan Dökme(72 Emin Aladağ)- Gökhan Kaba

Samsunspor-Boluspor maçı:

Neyse; 15 Şubat 2014 günkü 24. maçta Hüseyin Kalpar Canberk’i anımsadı ve Samsunspor da golleri..

18. dakikada; sol taraftan organize gelişen atakta ceza sahası içinde top ile buluşan Adilovic'in vuruşu Boluspor ağları ile buluştu.
Dakik 40 ve yine Adiloviç: sağ taraftan Canberk ile gelişen atakta ceza sahasına yapılan ortaya Adilovic'in düzgün vuruşu Boluspor ağları ile buluştu. 2-0
İlk yarı 2-0 sona erdi. İkinci yarı da 2-0 sona erdi, çünkü başka gol olmadı. Samsunspor Adiloviç ile adeta tek forvet  oynadı ve de 20 hafta sonra ilk 6’ya girdi. Böyle oynarsa değil 6’dan ayrılmak, ilk ikiye de girerek Süper Lig’e ç fırlayabilir.
Samsunspor taraftarı Samsunspor’dan daha güçlü  idi her zamanki gibi.
Stat: Samsun 19 Mayıs Stadı
Hakemler: Ferhan Kestanlıoğlu(Hakem)- Baran Eraslan(1. Yardımcı Hakem)- Ahmet Ayaz(2. Yardımcı Hakem)- Levent Balcı(Dördüncü Hakem)
Samsunspor: Atilla Özmen(45 Furkan Köse)-Fatih Kılıçkaya-Erdem Şen-Musa Aydın(71 Turgay Gölbaşı)-Cemil Adıcan-Ehıosun Ekıgho-Amınu Umar(81 Arif Şahin)-Canberk Aydın-Ahmet Burak Solakel-Taha Yalçıner-Eldın Adiloviç
Yedekler: Furkan Köse-Ayhan Tuna Üzümcü-Turgay Gölbaşı-Serkan Çalık-Arif Şahin-Şaban Özel-Zafer Özden
Teknik Sorumlu: Hüseyin Kalpar

Boluspor: Atacan Öztürk- Abdulkadır  Kayalı-Daniel Marıov Zlatkov-Cemil Vatansever-İskender Alın-Adem Alkaş(eski Samsunsporlu 36 Muhammet))-Mustafa Kayabaşı(Samsunspor da idi geçen sezon 59 Alp Ergin girdi)-Hakan Arslan-Emre Kılınç-Alican Karadağ(46 Emrah Metoğlu)- İsmail Haktan Odabaşı
Yedekler: Sadrettin Fırat Kocaoğlu-İlyas Yılmazer(eski Samsunspor,ü)-Emrah Metoğlu-Muhammet Sercan Türkeri-Nikolay Emilov Dimitrov(eski Samsunsporlu)- Alp Ergin
Teknik Sorumlu: Besim Durmuş(Geçen yıl Samsunspor’u  çalıştırıyordu)

Samsunspor ve Boluspor ilk kez 16 Kasım 1966 yılındaki 1966-67 sezonunda 2. Lig Beyaz Grup’ta Samsun 19 Mayıs Stadyumunda karşılaşmışlar ve Aydın Gündoğdu’nun 71. Dakikadaki golü ile maçı Samsunspor 1-0 almış. Maçı; Orhan Tuncer yönetmiş.
2. Lig beyaz grupta Davutpaşa küme düşmüş, Bursaspor ise grup birincisi olmuş ve 1. Lige, yani bugünkü süper lige çıkmış, Samsunspor ise 2. Lig’deki 2. senesinde Bursa’nın arkasında ikinci olmuştur.
Samsunspor: Erol Özen-Coşkun Sapmaz-Şener Vural-Rıfat Usta-Yalçın Aytüner-Yılmaz Yurttaş-Ali Kandil-Aydın Gündoğdu-Ziya Dengiz-Ahmet Kargı-Orhan Katipoğlu
Boluspor: Ertuğrul- Mete Akyüz-Ayhan Çelen-Birol Ertan-Suat Yakutlu-Ridvar Ertan-İlker Berkofçalı-Olcay Başarır-Yıldırım Benayyat-Nihat Dinçer-Emin Palazoğlu
http://blog.milliyet.com.tr/samsunspor-son-4-haftada-3-beraberlik-1-galibiyet-alabildi/Blog/?BlogNo=437945
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

SAMSUNSPOR'UN ZİRVE YOLCULUĞU BAŞLADI



SAMSUNSPOR SIRASIYLA; BOLUSPOR, GAZİANTEP BELEDİYESİNİ VE 1461  TRABZON’U YENEREK  TAM 9 PUAN TOPLADI
       23 Şubat 2014

         Samsunspr- 1461 Trabzonspor maçı:
         23 Şubat 2014 günkü Samsunspr- 1461 Trabzonspor arasındaki maç Samsun 19 Mayıs stadında oynandı, 26. PTT 1. LİG maçında.

         Maça 1461 Trabzonspor, sanki Bizans Tekfuruna saldırıyormuş gibi  çıktı sahaya. Yıllardır devam eden Trabzon Samsun rekabeti günümüzde de kendini gösterebiliyor. Eee yöneticinin ortamı geren açıklamalar yaparsa, futbolcu da Samsunspor’a düşman görmüş gibi saldırır.
           
         Maça E. Kara isminde; ‘sözde Trabzonspor yöneticisi olduğunu savlayan’ bir şerefli kimliğin soyadına özdeş “ Samsun’u Samsunspor’a ait olduğunu sananlar var.  Samsunsporlular Emin Kar abim hariç  orada sadece azınlıktır. Samsun bizimdir…Samsun, Trabzon’un  ve Trabzonspor’undur” karalamaları damgasını vurdu.
         Be kardeşim, bre defolu mafya kılıklı arkadaşım,  bir otur ve birkaç kere düşün; bu söylediklerin yenir yutulur şeyler mi? Birileri de çıkıp “Arkadaşım, evrensel kardeşliğini eylem düzlemi futbol yöneticisin. Neden düşünmeksizin laf ediyorsun? Birincisi; Azınlık olmak kötü bir şey mi? Bana göre değil, eğer sana göre kötü ise, o zaman bir araştır, Trabzon’un kaçta kaçı gerçek Trabzonlu? Bunu öğrenmek için, dinimize sarılarak  gerçek kimliklerini saklayanları saptaman gerek, ancak bu noktada  sen kendin azınlıkta olup olmadığın ortaya çıkar. Azınlık veya çoğunluk olmak değil evrensel olan, evrensel olan insan olmaktır; sen işte bu insanlığı örseliyorsun böylesi ırkçı ve kafatasçı duruşunla” dese, kişiyi suçlayabilir misin? O zaman ağzımızdan çıkana dikkat edeceğiz; toplumu gerecek talihsiz açıklamalar yer vermeyeceğiz; Samsunlu ve Trabzon kökenli insanlardan özür dilemelisin.
         İlk yarı agresif 1461 değil, saldıran ve saldırırken sert oynayan bir 1461 vardı.  Sanki Samsunspor-Trabzonspor derbisi oynanıyordu.
         Biraz daha iyi olan Samsunspordu, ama iki takımında birer önemli atağı vardı. Adiloviç’in olmayışı, Umar ve Egigho’nun iyi  olmayışı Samsunspor’u aksatan olgulardı. Düşünün; Ahmet  Burak Solakel kanatlardan inmeye çalışıyor, Umar ve Ekigho seyrettiği bir ilk yarı izledik.
         İkinci yarı; Soner şahin ve Atilla Özmen gibi 2 kalecisi sakat, Musa Sinan Yılmazer(ortasaha-sakat) ve Adiloviç(forvet-cezalı)  gibi 2 önemli topçusu olmayan Samsunspor daha iyi başladı.  Özellikle 1461 Trabzon direttikçe diretti, fakat 60. dakikadan sonra Samsunspor da yüklendikçe yüklendi  ve 76. Dakikanın bitimde, o dakikaya kadar pek etkin olmayan Umar röveşata ile felaket bir gol attı ve maç 1-0 bitti.
         Samsunspor, seçim arifesinde , en azından ‘play off’a kalacak galiba. Ondan sonrası kolaylaşır artık..
         Bu maçın da en güzel yanı, sonlara doğru, hakemin korner verdiği bir atağı Semih Kaya gibi ‘hocam benim ayağımdan çıktı’ diyerek Fair Play duruşu gösteren Mehmet Sıddık İstemi ismindeki 1461 oyuncunun duruşudur  ve 1461 kere alkışı hak etmiştir. Acaba Sıddık böylesi itirafta bulunur muydu( bulunmazdı diyemeyiz).  Onu doğruluğa, centilmenliğe itenin Semih Kaya olduğunu düşünüyorum. Böylesi oyuncuların ödüllendirilmesi konusundaki yazımı FİFA ve UEFA’ya göndermiştim; bakalım ne kadar ciddiye alacaklar? Trabzonspor yöneticisi E. Kara’ya kapak olsun.
         Türkiye’nin en vefakar ve cefakar taraftarın hazırladığı 3 boyutlu Koreografından ve  sadakatinden  dolayı  kutluyorum.
         Hakemler: Serkan Çınar- Ekrem Ersoy-Nuri Karahan
         Samsunspor: Furkan Köse-Cemil Adıcan-Fatih Kılıçkaya-Erdem şen-Musa Aydın(83 Turgay Gölbaşı)-Ehıosun Ekıgho-Amınu Umar-Canberk Aydın-Ahmet Burak Solakel-Taha Yalçıner(89 Ayhan Tuna Üzümcü)-Serkan Çalık(68 Arif Şahin)
         Yedekler: Hasan Hüseyin Akınay-Turgay Gölbaşı-Arif Şahin-Murat Akyuz-Ayhan Tuna Üzümcü-Şaban Özel-Adnan Güngör
         Teknik sorumlu: Hüseyin Kalpar

         1461 Trabzon: Bora Sevim-Göksu Alhas-Oğulcan Gökçe-Berk Neziroğulları-Barış Memiş(87 Mert)-Mehmet Sıddık İstemi-Emre Torun-Alihan Tunçer(69 Batuhan)-Savaş Yılmaz-Oktay Demircan(80 Yakubu)
         Yedekler: Kubilay Anteplioğlu-Hasan Batuhan Artarslan- Ömer Halis Güven-Ali Kemal Başaran-Shaıbu Yakusu-Alim Öztürk-Mert Erdoğan
         Teknik Sorumlu: Cemil Lütfi Canalioğlu
            Goller: Dk.77 Umar (Samsunspor)
           
         Samsunspor i le 1461 Trabzonspor ilk kez,  PTT 1. Lig’nin 2012-13 sezonu 8 Aralık 2012 de, Akçaabat Fatih stadında karşı karşıya geldiler , maçıdeniz Çoban-Ahmet şimşek-Emre suna yönetti. Samsunspor’un golünü 51 de Hakan Arslan, 1461’in gollerini  78 ve 83.dakikalarda Chico Ofeodu attı. Ve böylelikle  Mustafa Reşit Akçay’ın çalıştırdığı 1461 Trabzonspor , Besim Durmuş’un çalıştırdığı Samsunspor’u  2-1 yendi. O sezon Kayseri Erciyesspor ve Çaykur Rizespor direkt Süper Lig’e çıkmış, 1461 Trabzon, Manisaspor, Bucaspor  ve  Torku Konyaspor Play Off’a kalmışlar ve Torku k Konyaspor üçüncü süper lig’e çıkan takım olmuştur.
         1461 Trabzon: Fatih Öztürk- Mustafa Akbaş-Abdullah Karmil-Mehmet Kuruoğlu-Caner Osmanpaşa-Abdülkadir Özdemir-Sercan Kaya-Torric Jebrin(Göksü Albaş)-Gökhan Alsan(59 Kadir keleş)-Yusuf Erdoğan(69 Chico Ofeodu)-Mustafa Tiryaki
         Yedekler: Yakup Bugun-Göksu Alhaş-Kadir Keleş-Barış Memiş-Mehmet Sıddık İstemi-Emrullah Kokoç-Chico Ofoedo
         Samsunspor: Atila Özmen-Mhamoudou Kere-Lokman Gör-Şaban Özel-Musa Sinan Yılmazer-Mazowa Nsumbu(86 Mehmet Uğur Tülümen)-Canberk Aydın-Ahmet Arı-Hakan Aslan-Adem Sarı(74 Turgay Gölbaşı)-Darryl Roberts
         Yedekler: Soner Şahin-Erdem Şen-Şenol Demirci-Turgay Gölbaşı-Halil İbrahim Pekşen-Doğan Erdoğan-Mehmet Uğur Tülümen

       Gaziantep Büyükşehir Belediyespor- Samsunspor maçı:
      
         PTT 1. Lig’in 25. Maçında; Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile Samsunspor Gaziantep Kamil Ocak stadında, 20 Şubat 2014 Çarşamba günü hızlandırılmış fikstür gereği karşılaştılar, oyuna hızlı giren Samsunspor, 1. Bölgeden,  2. Bölgeye aktarılan topla soldan müthiş inen Adiloviç sağdan inen Umara’ a topu aktardı ve Samsunspor Umar’ın golüyle 1-0 öne geçti ve maçta öyle geçti, çünkü Samsunspor durup, Gaziantep BB’sinin ataklarını seyretti, GBB’de   Samsunspor ataksızlığını seyretti ve gol atmadı,  dolayısıyla Samsunspor 1 attı ve  3 puanı kaptı.
         Samsunspor de, Ekigho ve Umar ilk devre sonrası oyunu bırakıyorlar, Adiloviç yoruluyor, bir tek Canberk oynuyor, üstelik yedek kalecinin yedeği Furkan ile kaleyi koruyor, bu durumda 2 haftada 6 puan çok-çok iyi..Bir bakmışsınız Samsunspor, Ordusporla direk süper lige çıkmış, süper olur vallahi..

         Stad: Gaziantep Kamil ocak
         Hakemler: Volkan Bayarslan-Gökmen Olgaç-Serkan Çimen
         Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: Tolga Özgen- Cihan Can(Eski Galatasaraylı)-Mahmut boz-Onur Kalafat-Ali Sakal(73 Ramazan Altıntepe)- Murat Kayalı-İbrahim Ferdi Coşkun(6 Vedat Budak)-Erhan Şentürk(eski GS’li)-Ufuk Budak-Abdullah Hamlan(35 Serdar Deliktaş)
         Teknik Direktör: Hasan Özer
         Yedekler: Onur Bulut- Ferit Cömert-İsa Akgöl- Sinan Özkan-Serdar Deliktaş- Ramazan Altıntepe- Vedat Budak
         Samsunspor: Furkan Köse-Cemil Adıcan-Fatih kılıçkaya- Erdem Şen(76 Zafer Özden)-Musa Aydın(64 Adnan Güngör)-Umar Aminu- Canberk Aydın-Taha Yalçıner-Egigho Ehiosun- Eldin Adiloviç(84 Turgay Gölbaşı)
         Teknik Direktör: Hüseyin kalpar
         Yedekler: Hasan Hüseyin Akınay-Tuna Üzümcü-Şaban Özel-Turgay Gölbaşı- Zafer Özden-Adnan Güngör
       Samsunspor ve Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ilk kez; 2006-2007 Türk Telekom 1. Lig sezonun,  9 Aralık  2006 senesinde  Gaziantep Gaskispor teseslerinde saat 13:30’da  karşılaştılar. GBB’yi, Galatasaray’ın efsane atom karıncası Suat Kaya, Samsunspor’u eski futbolcusu Levent Eriş çalıştırıyordu ve  Uğur Söylemez’in yönettiği maç 0-0 berabere sonlandı. O sezon, Gençlerbirliği Oftaş ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor direkt Süper Lig’e çıkmış,  Malatya, Diyarbakır, Altay ve Kasımpaşa Play Off’a kalmışlar  ve Altay-Kasımpaşa finalinde Kasımpaşa  Süper Lig’e çıkan üçüncü takım olmuştur. Türk Telekomspor,  Akçaabat Sebatspor ve Uşakspor küme düşmüş, Samsunspor 10, Gaziantep BB’da 12. Olmuştur.
         Gaziantep Büyükşehir Belediyespor:  Eser Altın-Ali Küçükbayrak- Süleyman varlık-Osman Fırat(74 Ali Keleşoğlu)-Sezgin Coşkun-Veysel Aksu-Bilal Türkgüler(89 Tufan Zahid Arslan)-Serkan İşyapan-Ömer Yalçın-Aydın İnanç(66 Ali Sakal)-Hakan Albayrak
         Samsunspor:  Akın Dağdelen- Tufan Esin-Kenan Yelek-Sinan Demircioğlu- Evren Kürkçü-Serkan Özdemir- Sercan Temizyürek(46 Fatih Aytekin)-Mustafa Çiçek(80 Turgut Doğan Şahin)-Serkan Dökme(72 Emin Aladağ)- Gökhan Kaba

         Samsunspor-Boluspor maçı:
           
            Neyse; 15 Şubat 2014 günkü 24. maçta Hüseyin Kalpar Canberk’i anımsadı ve Samsunspor da golleri..
        
         18. dakikada; sol taraftan organize gelişen atakta ceza sahası içinde top ile buluşan Adilovic'in vuruşu Boluspor ağları ile buluştu.
         Dakik 40 ve yine Adiloviç: sağ taraftan Canberk ile gelişen atakta ceza sahasına yapılan ortaya Adilovic'in düzgün vuruşu Boluspor ağları ile buluştu. 2-0
         İlk yarı 2-0 sona erdi. İkinci yarı da 2-0 sona erdi, çünkü başka gol olmadı. Samsunspor Adiloviç ile adeta tek forvet  oynadı ve de 20 hafta sonra ilk 6’ya girdi. Böyle oynarsa değil 6’dan ayrılmak, ilk ikiye de girerek Süper Lig’e ç fırlayabilir.
         Samsunspor taraftarı Samsunspor’dan daha güçlü  idi her zamanki gibi.
         Stat: Samsun 19 Mayıs Stadı
         Samsunspor: Atilla Özmen(45 Furkan Köse)-Fatih Kılıçkaya-Erdem Şen-Musa Aydın(71 Turgay Gölbaşı)-Cemil Adıcan-Ehıosun Ekıgho-Amınu Umar(81 Arif Şahin)-Canberk Aydın-Ahmet Burak Solakel-Taha Yalçıner-Eldın Adiloviç
         Yedekler: Furkan Köse-Ayhan Tuna Üzümcü-Turgay Gölbaşı-Serkan Çalık-Arif Şahin-Şaban Özel-Zafer Özden
         Teknik Sorumlu: Hüseyin Kalpar

         Boluspor: Atacan Öztürk- Abdulkadır  Kayalı-Daniel Marıov Zlatkov-Cemil Vatansever-İskender Alın-Adem Alkaş(eski Samsunsporlu 36 Muhammet))-Mustafa Kayabaşı(Samsunspor da idi geçen sezon 59 Alp Ergin girdi)-Hakan Arslan-Emre Kılınç-Alican Karadağ(46 Emrah Metoğlu)- İsmail Haktan Odabaşı
         Yedekler: Sadrettin Fırat Kocaoğlu-İlyas Yılmazer(eski Samsunspor,ü)-Emrah Metoğlu-Muhammet Sercan Türkeri-Nikolay Emilov Dimitrov(eski Samsunsporlu)- Alp Ergin
         Teknik Sorumlu: Besim Durmuş(Geçen yıl Samsunspor’u  çalıştırıyordu)
        


            Samsunspor ve Boluspor ilk kez 16 Kasım 1966 yılındaki 1966-67 sezonunda 2. Lig Beyaz Grup’ta Samsun 19 Mayıs Stadyumunda karşılaşmışlar ve Aydın Gündoğdu’nun 71. Dakikadaki golü ile maçı Samsunspor 1-0 almış. Maçı; Orhan Tuncer yönetmiş.
         2. Lig beyaz grupta Davutpaşa küme düşmüş, Bursaspor ise grup birincisi olmuş ve 1. Lige, yani bugünkü süper lige çıkmış, Samsunspor ise 2. Lig’deki 2. senesinde Bursa’nın arkasında ikinci olmuştur.
         Samsunspor: Erol Özen-Coşkun Sapmaz-Şener Vural-Rıfat Usta-Yalçın Aytüner-Yılmaz Yurttaş-Ali Kandil-Aydın Gündoğdu-Ziya Dengiz-Ahmet Kargı-Orhan Katipoğlu
         Boluspor: Ertuğrul- Mete Akyüz-Ayhan Çelen-Birol Ertan-Suat Yakutlu-Ridvar Ertan-İlker Berkofçalı-Olcay Başarır-Yıldırım Benayyat-Nihat Dinçer-Emin Palazoğlu
         http://blog.milliyet.com.tr/samsunspor-son-4-haftada-3-beraberlik-1-galibiyet-alabildi/Blog/?BlogNo=437945
         ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
         ŞUTLUYORUM
         evesbere@mynet.com
         sevket-che@hotmail.com.tr

         GSM: 0506 609 00 32

22 Şubat 2014 Cumartesi

GALATASARAY BEŞİKTAŞ DERBİSİNİN ÖNÜNE GEÇEN SONUÇ DEĞİL, SEMİH KAYA OLDU

GALATASARAY’İN  BEŞİKTAŞ’TAN ALDIĞI  3 PUANI DEĞİL SEMİH KAYA’NIN DURUŞU GÜZELDİ
22 Şubat 2014

Bir Derbi daha böyle bitti, ama güzel bitti. Güzellik Galatasaray’ın aldığı üç puanda değil, Semih Kaya’nın evrensel barış ve doğruluk duruşundadır.
Spor Toto Süper Lig’in 22. Haftasında Galatasaray ve Beşiktaş 22 Şubat 2014 günü saat 19:00’da karşı karşıya geldi.
Galatasaray daha atak başladı, fakat atağı yiyen Galatasaray oldu. Olcay soldan indi, yani Veysel Sarı’nın sağ kanadına çok güzel indi, fakat çok kötü vurdu, Muslera kurtardı, dakika 2.30’da…
Galatasaray yine farklı bir 4’lü defans kurgusu ile sahada, Semih Kaya’nın kimyası bozulacak, üç arkadaşı devamlı değişiyor. Sabri veya Eboue yok, Veysel Sarı var. Demek ki Mancini’nin bir bildiği var.
Melo eski yırtıcılığında değil, acaba Brezilya milli takımına seçilmemesi mi, o’nu olumsuz etkiledi?
Orta sahada büyük savaş var, deyim yerinde ise kıran-kırana; burada kim üstünlük kurarsa o gol atar. 20 de Almeda değerlendiremedi.
Birkaç hafta  önce Galatasaray’da oynayan Dany şimdi BJK’de..Galatasaray’daki gibi riskli  oynuyor. Nitekim, 36’da risk somutlaştı, çünkü sağdan inen Veysel, ceza sahasına girdi , Dany’ı yatarak felaket girdi ve Penaltı, Selçuk ile 38’de GS 1-0  öne geçti.. drogba bugün tüm bölgelerde müthiş oynuyor. Telles de..
Devre 1-0 bitti.
Selçuk bugün de iyi değil. 5783 metrelik mesafe ile Ceyhun en çok mesafe kat eden oyuncu. Mancini resmen Ceyhun’u yarattı.

İkinci yarının yine hemen başında(46) Almeda  maçın en önemli atağını, maçın kaderini değiştiren bir kurtarışla Muslera kurtardı.
Anlayacağınız  Kartal daha hızlı girdi oyuna. Sürekli atakta, GS sanki yatakta..
53’te Olcay ve Semih Kaya arasındaki mücadelede top dışarı çıktı, BJK’liler korner dedi, Cüneyt Çakır hayır dedi, Semih Kaya ‘hocam benden çıktı’ dedi, Cüneyt  Çakır ve BJK’liler kutladı, taraftar alkışladı; gerçekten Fair Play’in en güzel örneği idi; hepimiz mutlandık..
BJK atakları hala devam ediyor; GS kontrataklara yatmış gibi.
Burak etkisiz derken, sağdan topu kaptı, yapacağını yaptı, soldaki Sneijder’e ve Drogbaya vermesi gerekirken dışarı attı. Sneijder de fazla etkili değil, ama Burak kadar değil..
BJK, ikinci yarı Tolga Zengin yerini Cenk’e bıraktı, 73’e dek Cenk’e iş düşmedi, bu dakikada Sneijder’in şutunu şahane çıkardı.
Oyun 84’te durdu, çünkü Cenk  Gönen de, Tolga Zengin  gibi görme rahatsızlığı geçirdi.  Ve maç 11 dakika uzatıldı. Doktorlar Cenk için kalenin arkasında bekliyor.
Ve 104 dakika devam eden maç Galatasaray’ın 1-0 galibiyetiyle sonuçlandı. Kim iyi oynadı? Hiç kimse. Yalnız  ilk yarının 25 dakikasına kadar BJK iyi idi, Galatasaray 25 ‘ten ancak kendine gelebildi. İkinci yarı, BJK daha atak görünmesine karşı, GS akıllı kontrataklarla sonuca gitmeye çalıştı.
İşin doğrusu  Kartal, Aslan’dan iyi idi ve 3 puanı hak edendi. Orta sahada ve önde basan BJK, eğer bu baskısıni 25. Dakikadan sonra da devam etseydi, rahat bir galibiyet alırdı. Özellikle, orta sahadaki  BJK üstünlüğü, GS’in ileri üçlüsünü durdurdu.
  Bugün; BJK’li Necip’in çok iyi olduğu yerde, GS’in Telles’i çok iyi idi,  Sneijder durgundu, Drogba fena değildi, Muslere her zamanki gibi müthişti, Selçuk duruklama dönemi yaşıyor, Melo’nun kafası hala Brezilya milli takımında; Bir oyuncu vardı ki, 36 topçunun içinde değil, Türkiye’deki tüm topçuların içinde değil, dünyadaki topçuların içinde  1 numaraydı, adı Semih Kaya Fair Play adına  büyük bir duruş sergiledi.
Evet; Makyavelizm’in egemen olduğu futbol endüstrimizin akıdır Semih ve gibileri. Bu duruş, futbolun özündeki evrensel barış adına bir milat olarak kabül edilmelidir, sadece ben değil dünya alkışlamalıdır. Ayakta alkışlıyoruz  futbolun efendisi Semih Kaya seni, gururlandırdın, onore ettin, bu hareketin; Galatasaray şampiyonluğuna bedeldir. Fair Play’ı değil, güzel olan çok şeyi hak ediyorsun.
Stat: Ali Sami Yen Aslantepe Arena
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun
Galatasaray: Muslera, Veysel Sarı, Semih Kaya, Hakan Balta, Telles, Ceyhun Gülselam (Dk. 69 Yekta Kurtuluş), Melo, Selçuk İnan, Sneijder (Dk. 81 Gökhan Zan), Burak Yılmaz, Drogba
Yedekler: Aykut Erçetin-Gökhan Zan-İzet Hajrovıc-Umut Bulut-Yekta Kurtuluş-Emre Çolak-Sabri Sarıoğlu
Teknik Direktör: Roberto Mancini
Beşiktaş: Tolga Zengin (Dk. 46 Cenk Gönen), Necip Uysal, Franco, Dany, Motta, Gökhan Töre, Veli Kavlak, Hutchinson, Olcay Şahan (Dk. 68 Fernandes),Oğuzhan Özyakup (Dk. 80 Ömer Şişmanoğlu), Almeida
Yedekler: Cenk Gönen- İsmail Köybaşı-   Manuel Henrıgue Tavares Fernandes-Uğur Boral-Serdar Kurtuluş-Ömer Hasan Şişmanoğlu
Teknik Direktör: Slaven Bilic

Gol: Dk. 39 Selçuk İnan (Penaltıdan) (Galatasaray)
Galatasaray ve Beşiktaş tarihte ilk kez 14  Ocak 1927’ de  Taksim stadında karşılaştılar, maçı eski  FB’li futbolcu Zeki Riza Sporel yönetti.   Galatasaray’ı  William Brown (Billy) Hunter  çalıştırıyordu, BJK’yi ise hiç kimse çalıştırıyordu..Maçı Galatasaray; 30 ve 70.dakikada Mehmet Leblebi ve 65. Dakikada Rebii Erkal’ın golleriyle maçı 3-0 aldı.
1926-27 sezonundaki 7 maçlık İstanbul Ligi’nde sıralama şöyle idi:
 Galatasaray- Fenerbahçe-Süleymaniye-Harbiye-Vefa-Beykoz-Beşiktaş-Beylerbeyi

Galatasaray: Ülvi Yenal- Burhan Atak-Kemal Rifat Kalpakçıoğlu-Suphi Batur-Mithat Ertuğ-Şakir Banuer-Nihat  Asım Bekdik(Aslan Nihat)-Muhlis Peykoğlu-Ercüment Işıl-Mehmet Leblebi-Rebii Erkal

Nihat  Asım Bekdik(Aslan Nihat); bir maçta  en fazla gol atan ikinci futbolcu, birincisi Mehmet Leblebi, 14 gol, çünkü  21 Kasım 1925’te Galatasaray’ın Vefa’yı 20-0 yendiği maçta 8 gol atmıştı.
Bu maçta  Muhlis  ayağı sakatlandı 5. Dakikada ve oyundan çıktı, tekrar 45. Dakikada oyuna girdi, yani Galatasaray ilk devre 10 kişi oynadı.
Beşiktaş:  Osman Kaptan-Abdi Bey-Şahap Bey-Cavit  Altındal-Zeki bey-Baha Bey- Rüştü Erkuş-Selahattin Akel-Hayati Özgen-Eşref Bilgiç-Nafi Bey
Mehmet Leblebi(1908-1972); 1928'de Galatasaray'ın Vefa ile yaptığı  yaptığı ve 20-0 galip geldiği maçta 14 gol atarak rekor kırılamayan kişi olduğu savlanır. Mehmet Leblebi, Galatasaray Lisesi'nde okuduğu yıllarda futbol oynamaya başladı ve kısa sürede yıldızlaştı. Leblebi lakabını Galatasaray'ın Vefa Takımı'na karşı 20-0 kazandığı maçta tam 14 gol attıktan sonra kazandığı söz edilir. Bunun doğru olmadığı da söylenir, şöyle ki;  “Bu maçta leblebi mehmet'in 14 gol attığı diye bir efsane vardır ki; bu doğru değildir. Bu maçın yirmi golünün de kimler tarafından atıldığı biliniyor. Mehmet Leblebi bu maçta oynamış ve sadece bir gol atmıştır. Maçta sekiz gol birden atan Aslan Nihat(Bekdik). 7 gol atan ise Fenerbahçeli Zeki Riza Sporeldir.”
Mehmet Leblebi, 16 kez A Milli Takım'a çağrılmıştır.  5 kez  İstanbul Ligi Şampiyonluğu yaşadı. Soyadı kanunu çıkınca lakabını, golcülüğü nedeniyle  soyadı olarak kabul eden leblebi, 1935 yılında futbolu bıraktı.
Ulvi  Ziya Yenal(1908-1993):  GS Lisesi Futbolu bıraktıktan sonra üç dönem (1953-1954, 1962-1963 ve 1963-1965) Galatasaray Spor Kulübü'nün başkanlığını yaptı. TFF ve   ve Tenis Federasyonu başkanlığıyla Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü  görevlerinde bulundu.
İki takımın karşılaştığı, maçlarda  en çok kazanan takım, 117 maçla
Galatasaray'dır. En farklı galibiyet ise 30 Haziran 1940 tarihinde oynanan Galatasaray’ın Beşiktaş’ı 9-2 yendiği maçtır.
O sezon, Ulusal Futbol Ligi şöyle sıralanmıştı; Fenerbahçe-Galatasaray-Muhafız gücü-Gençlerbirliği –Beşiktaş-Altay-Altınordu-Vefa
Maç, Şeref Stadyumu’nda(Önceki adları Mithatpaşa ve İnönü) oynanan 1939-1940 Milli Küme’nin 4. sezonundaki Şampiyonluk maçıdır. Sonra’dan Beşiktaş’ı da çalıştıran(1971-72) Gündüz Kılıç bu maçta tam 5 gol atmıştır( 43', 58', 73', 75', 89. Dakikalarda); diğer golleri Süleyman Tekil(49', 54', 77) ve Celim Gürken Erlentürk(87) attı. Beşiktaş’ın gollerini; Hayati Özgar(13), Şeref Görkey(60’da) atmıştır. Beşiktaş’ı Refik Osman Top, Galatasaray’ı Ceslav Zaharczuk çalıştırıyordu.
Gündüz Kılıç:  Atatürk’ün yakın koruması Kılıç Ali’nin oğludur. 1952'de Galatasaray  Futbol Takımının ilk Türk teknik direktörü olarak, 1934 ile 1952 yılları arasında 18 yıl şampiyon olamayan  Galatasaray’ı şampiyon yaptı. Takıma aralarında Metin Oktay' in da bulunduğu birçok yetenekli futbolcu transfer etti. Teknik direktörlüğü döneminde Galatasaray Avrupa 'da ilk  çeyrek finale kadar yükselten kimliktir.

Galatasaray:  Osman İncili-Faruk Barlas-Saim Şatıroğlu(kaptan)- Musa Sezer- Enver Aslanalp- Eşfak Aykaç-Süleyman Tekil-Cemil Gürgen Erlertürk-Gündüz Kılıç-Selahattin Almay- Serafim Madenli
Eşfak Aykaç için not; 19 Şubat 1956 tarihinde ulusal futbol takımı’nın Altın takım diye bilinen ve Ferenc Puskas  gibi futbolculardan kurulu olan Macar Ulusal Futbol Takımını  3-1 yendiğimiz  maçta tek seçici (teknik direktör) olarak görev alan gazeteci kimliği de olan sporcu.
Beşiktaş: Mehmet Ali Tanman-Taci Erce-Fevzi Uman-Cihat-Hüsnü Savman-İbrahim Tusder-Faruk Bilginoğlu-Eşref Bilgiç-Hayati Özgar-Şeref Görkey-Hakkı Yeten.
Hakkı Yeten; Baba Hakkı ile anılan,  Teknik Direktör ve BJK’nin başkanlığını yapmış bir ulusal değer.  Öyle bir değer ki; hem Fenerbahçe’ye,   hem Galatasaray’a 30 gol atarak çok zor kırılacak bir rekora sahiptir. 1948 yılında (38 Yaşında) bir maçta taraftarın onu ıslıklamasından sonra “Bu formayı bana taraftar giydirdi, şimdi onlar isteyince de çıkarırım” diyerek futbolu o maçta bırakmıştır. Dahası, otoriter yapısı ve takım üzerindeki ağırlığı üzerine anlatılanlar gerçekten bugünkü profesyonel futbolda zor inanılacak olaylardır. Bu anılara örnek olarak; kırmızı kart gören futbolcunun önce Baba Hakkı'ya dönerek, "Çıkayım mı?" diye sorması ve o "Evet" deyince çıkması veya Harp Okulu ile Ankara'da oynanan ve ilk yarısı 3-0 yenik kapanan maçın devre arasında soyunma odasında “Dönüş biletlerinizi yırtarım, yürüyerek İstanbul’a dönersiniz” tehdidi sonucu maçın ikinci yarısında Beşiktaş’ın 6 gol atarak maçı 6-3 kazanması verilebilir.

Galatasaray ve Beşiktaş, Süper Lig de ise ilk kez , Süper Lig’in 2. Yılında, yani 1959-1960 sezonunun 2 Aralık 1959 saat 14:15’te Mithatpaşa da karşı karşıya gelmişler ve maçı Nazmi Bilge’nin 44. Dakikada attığı golle BJK 1-0 almıştı. Maçı Hakkı Gürüz yönetmiş, Galatasaray’ı  İtalyan Leandro Remondini, Beşiktaş’ı Macar  Andrea Kütik
O sezon Lig şöyle sonuçlanmıştır; “Beşiktaş-Fenerbahçe-Galatasaray-İzmirspor-Ankara Demirspor-İstanbulspor- Feriköy- Karagümrük-Karşıyaka-Gençlerbirliği-Vefa- Şekerhilal-Kasımpaşa-Göztepe-Ankaragücü-Beykoz-Altay ve  Adalet ile birlikte Hacettep ve Altınordu küme düşmüşlerdi.
Beşiktaş: Necme Mutlu-Bahattin Baydar-Münir Altay-Tuncay Demirtaş-Sabahattin Kuruoğlu-Kaya Köstepen-Nazmi Bilge-Şenol Birol-Ahmet Özacar-Birol Pekel-Arif Özataç
Efsanevi  ‘Şenol Birol gol’ sloganının sahipleri, efsanevi Şenol Birol ve Birol Pekel Beşiktaş’ın yıldızları idi ve 1963/64’te  FB’ye transfer oldular.
Galatasaray: Turgay Şeren-İsmail Kurt(Metin Kurt ağabeyi)-Candemir Berkman-Saim Tayşengil-Erol Kaynak-Suat Mmamt-Mustafa Yürür-Ergun Ercins-Metin Oktay-Ahmet Berman-Ertan Adatepe
55 sene önce İtalyan  Leandro Remondini çalıştırıyordu, 55 sene sonra ise yine İtalyan Roberto Mancini çalıştırıyor ve sanki İtalyan İtalyan’ın intikamını alıyordu bu maçla.
http://scoutgs.com/haberler/galatasaray-bjk-ve-fb-derbileri.html
http://blog.milliyet.com.tr/besiktas-ve-drogba-yi-dovduler/Blog/?BlogNo=440652

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN YERİNE DAHA DA ÖZELLEŞTİRİLMİŞ MAHKEMELER





M  İT ÖZELİNİZE GİREBİLECEK ARTIK; GÜLDÜŞÜN ÇORBASI 

Güler misin, ağlar mısın? En iyisi ‘tebessüm ederken’ düşünmek:

Uzun zamandır ‘Güldüşün çorbası ‘damak tadını ötelemiştik. Bu nedenle,  arşivimdeki menüleri sıralamaya devam ediyorum:

Eğer bir ülkede, işkence yapan, biber gazı sıkan, insanları kışın ortasında havuza döken(Tekel işçileri Abdi İpekçi parkındaki havuza dökmüşlerdi,Yunanlıları Akdeniz’e, Ege’ye dökercesine) polis değil de, mukavemet etti diye insanlar yargılanıyor ise, tuz koktu, kar çürüdü demektir.
İşte,  kokuşmuşluğun ve çürümüşlüğün ‘güldüşün çorbası’ boyutundaki yansımaları’
Önce yakın zaman ‘Güldüşün Çorbalarına’ yer verelim;
A- “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün gece TBMM'ne görüşülerek kabul edilen MİT mensupları veya kamu görevlileri hakkındaki ceza soruşturmalarında başbakan izni şartını yeniden düzenleyen 6278 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'u onayladı.”

Hep söyledik; Abdullah Gül daha ılımlı ve demokrat olduğunu, Tayyip ile çeliştiğini. Bunu doğrularken de şu tümceyi kullandık; “ zaten kendisi Fetullahçı, Tayyip Nakşi”..Tüm böylesi söylemlerin bir bağlamda züğürt tesellisi olduğunu söyleyenlerimiz de çok oldu, yani Abdullah’a da pek, pardon bu söylediklerimizle kimliğinin pek örtüşmediği işaret edildi.
Fakat;
Kesin ılımlı ve demokrat olmadığı ortaya çıktı. İkincisi, kesin Fetullah yanlısı olmadığı görüldü.

Belli ki; Tayyip ve Gül arasında gizemli bir ortaklık var, sadece bu ortaklıkları besleyen duruşları oldu, bu duruşlardan biri de Fetullah duruşu, yani Fetullahçılıkları  idi, şimdi vazgeçtiler. İşin özü, demokrasi bağlamında güvenilir değiller.
Eğer, sayın Gül, tüm bu duruşlarını kendini gizlemek, karşı tarafın densizliğine gem vurarak, amacına sessizce ulaşmak ise veya bilmediğimiz bir tehdit almadıysa, savlarımda kararlıyım.
Karalıyım, çünkü;
“Kimse internetin dışında kalamaz, kalması da mümkün değil. Kalanlar ancak kontrollü, rejimleri belli olan ülkelerdir…” diyordu ve ardından ‘İnternete sansür Yasası’nı onayladı ve 100 bin kişi bir anda  kendisini twitter den sildi.
Ve ardından, düne dek desteğini aldıkları Economist  dergisisin  de yayımladığı bir yorumunda, internet yasasını veto etmeyen Gül için“Cumhurbaşkanı yine Başbakanı engellemeyi reddetti” diyerek Gül’ün genel yaklaşımı için tarafsız  olmadığını vurguladı. Devamında Türkiye’de “kritik” seçim süreci yaklaşırken Türkiye’ye “hakim dindar muhafazakar unsurun ülkenin zaten zayıf olan demokratik yönetişim yapılarını zedelemeye devam ettiği” savundu ve  sonra Cumhurbaşkanı Gül’ün “önceden bir mahkeme kararı olmadan interneti sansürlemeye” olanak tanıyan“tartışmalı” internet yasasını imzaladığına dikkat çekti. Gül, Erdoğan’a karşı koyabilecek “tek şahsiyet” olarak görülüyordu. Fakat,“ “İnterneti kısıtlayan yasanın kusurlarını bildiği halde onaylaması, önemli her noktada Başbakanı desteklediğini gösteren sicili ile uyumlu” bir duruş olarak tanımladı.
Haklılar, ve haklıyız kuşkularımızda Çünkü; son olarak, M İT Yasası’nı da onaylayıp; duruşuyla pek de ılımlı ve demokrat olmadığını kanıtladı Abdullah Gül.
Gül ve Erdoğan dayanışması otoriter yapının kurumsallaşması, artık ikisi istedikleri anda sitenize, size ve düşüncenize set çekebilecekler. İnternet ve M İT üzerinizde özel alanınıza girecekler, beyninizi yönlendirecekler.
İnternet başbakana bağlı, istediğin gibi kullanamayacaksın artık, M İT’de Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu Başkanı olan Başbakana bağlı. Herhangi bir kişinin banka hesaplarına , para hareketine MİT anında ulaşacak, Savcı asla soruşturma açamayacak başbakan izni olmaksızın M İT yasası ile, tıpkı HYSK Yasası gibi, her şey Gül ve Erdoğan’a bağlı. Bakmayın siz 30 Haziran  2004’te kurdukları  Özel Yetkili Mahkemeleri (ÖYM) kaldıran yasanın TBMM’inde kabul edilmesine. Bakın siz, Gül’ün; ÖYM’leri  onaylayıp onaylamayacağına. Düşünün, ÖYM’yi kaldıracak yasayı veto etmez ise; Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, KCK, Odatv, 28 Şubat ve 12 Eylül davalarla, terör suçlarından açılan ve yargılaması süren 5 600 davanın seyri değişecek ve bütün davalar devlete karşı suçlar da dahil 133. ağır ceza mahkemesinde görülecek.
Zannetmiyorum, çünkü ÖYM’lerin yerini MİT’in ve HSYK’nın yeni yapılanması bütünde kazandığı yetkiyle belirleyecekleri mahkemelerde yargılanacaklar,  Türkiye Barolar Birliği(TBB) Başkanı  Metin Feyzioğlu ile Ankara Barosu Başkanı Sema Aksoy’un belirtiği gibi, MİT kanunundaki düzenlemeler, Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’ne aykırıdır; böylesi yapı bütününde, MİT ile HSYK’ya verilen yeni yetkilerle yeni ÖYM kurulacak gibi. Ben işletilen bu sürece; “Özel Yetkili Mahkeme, paralel yetki kaydırılmasıyla özelleştirildi” diyorum.
Özetlersek:
ÖYM paralel yetki ile özelleştirildi;
Özel Yetkili Mahkemeleri (ÖYM) kaldıran yasa TBMM’inde kabul edilmiş, eğer Cumhurbaşkanı onaylar ise yürürlüğe girecekmiş.
İyi de; MİT’in ve HSYK’nın yeni yapılanma bütünde kazandıkları yetkiyle belirleyecekleri mahkemeler daha da özel olmayacak  mı?
Ben, bu süreçle; Özel Yetkili Mahkemelerin, paralel yetki kaydırılmasıyla tümden özelleştirildiğini düşünüyorum.

Evet: Başbakan, MİT kanalıyla istediği bilgi ve belgeye anında sahip oluyor, yani; her türlü  soruşturma dosyaları hakimin önüne gitmeden başbakanın önünde olabilecek artık.  Adalet Bakanı, Başsavcı veya HSYK aracılığıyla savcıyı anında enterne edebiliyor.  İnternet yasasıyla, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na bağlı olan Telekominikasyon İletişim Başkanı (TİB), sosyal medyayı kontrol  altına alabiliyor.
Şimdi böylesi bir devlet yapısını, doğrusu; Hitlerin bile cesaret  edemeyeceği otoriter yetkili bir yapıyı  nasıl tanımlarsınız?!
Otoriter devlet..
Peki, iktidarı kaybettiklerinde, bu yasaların yarattığı otoriter devlet aracılığıyla, bugün halka çektirdiklerinin aynısını yaşayacaklarını ve  her şeylerini de kaybedecekleri neden akıllarına getirmezler.
B- Evindeki ayakkabı kutusunda 4.5 milyon dolar çıkan Halkbank eskiGenel Müdürü Süleyman Aslan ile birlikte 13 kişi tahliye edildi. Bakan çocukları ve Rıza Sarraf’ın tutukluluk hali ‘kaçma ihtimali’ gerekçesiyle devam etti.
O paraların, İmam Hatip içindi, Bosna’da Üniversite içindi diyenler, bir süre sonra, ayakkabı içindeki milyon dolarların mizansen olduğunu savlamaya başladılar; çünkü İmam Hatip ve Bosna Üniversitesi öyküsü  yalanlandı. Ve de ardından yargının tümü Adalet Bakanlığına bağlandı.
Öylesi oyunlara girdiler ki; Ali İhsan Varol’un sunduğu “Kelime Oyunun”nda ‘Yiyici’ ve ‘Çapulcu’ soruları sorulduğu için yayından kaldırıldı.
Bitmedi, düne dek; “28 Şubat ve öncesinde, orduya cemaat sızdı diyerek ve  irtica bahane edilerek bazı askerlere zülüm yapıldığını ve  ilişkilerinin kesildiğini söyleyenler Askeri Şura kararlarına Şerh koyuyorlardı, bugün; paralel yapı orduya sizmiş şeklinde  tersini söylemeye başladılar. Sakın ola ki; önümüzdeki Askeri Şura toplantısında  irtica tehlikesiyle ilişki kesme süreci başlatırlar ise şaşırmayalım. Özellikle, irtica tehlikesi nedeniyle ilişkisi kesilen askerleri savunmaya kalkan solcular görürseniz ve Rcep’in de çıkıp, ‘”Bakın, bunlar şimdi paralel kenarlarla ve irtica ile iç içe olmaya başladılar” diyerek, yine haklı konuma geçmeye çalışırlar ise hiç şaşırmayın, çünkü burası AKP iktidarının hüküm sürdüğü bir yer oldu.
1- Muhafazakarların 'ikinci evlilik' şehri.
Başakşehir gizli evlilikler şehri mi? Bugün gazetesinin yazılarıyla solcuları kızdıran yazarı Nuh Gönültaş, bu sefer dindarların gizli ikinci evliliklerini deşifre etti.

Unutmayın; Allah için yapılan hiçbir sahtekarlığın, sapıklığın, hırsızlığın günahı yoktur?
“Allah için yapıyorum tüm bunları” diyerek benim varoş ve gecekondu insanıma fetva ver  bir de kömür, gerisine koyver gitsin.
Nuh Gönültaş’a gelince; o bağyan ya soldan hidayete erdi, ya da bedava kullanıldığını düşünerek satışa başladı.
2- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Bitlis’te Kılıçdaroğlu’na seslendi: “Senin adın karın doyurmaz(18/12/2010).”
E-Recep; sen insanların sorunlarını çözmeye mi geldin, yoksa karın doyurmaya mı?
Haklısın, kimleri doyurduğun gün gibi ortada.

3- ABD Başkanı Barack Obama, “Geçen hafta Başbakan Erdoğan ile olumlu geçen bir görüşmem oldu. Ve beraber, Amerikan-Türk ilişkilerinin güçlü yapısını teyit ettik. Bizim ortaklığımız elastikidir, WikiLeaks sarsamaz” dedi.
Elastik sözcüğüne baktım; “ayarı aldığı zaman eğilen, bükülen, incelen, kısalan, şekilden şekile giren maddeler ve insanlar için kullanılan sözcük.”
Bilmem yoruma gerek var mı?
Yıllardır ABD tarafından ayarlanan bir ülke olduğumuzu söyleyenlere bundan sonra haksızlık yapmayız artık.
4- Mersin’de oto galerisi sahibi  Metin Baydar, türkü barda istediği Kürtçe türküyü “Kürtçe bilmiyorum” diye söylemeyen şarkıcı Sarp Öztürk öldürdü, gitarist ve garsonu ağır yaraladıktan sonra kaçtı.
Canım Türkiye, nedir bu Kürt ve Türk milliyetçiliğinden çektiğin?
Bir ülkeyi parçalamak istiyor,
Biri Kürtçe şarkı,
Diğeri Türkçe şarkı söyledi diye öldürüyor?
5- Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından düzenlenen Demokratik Özerklik  Çalıştayı’na sunulan “Demokratik Özerklik Taslağı” ile; farklı grup ve oluşumları sindirme amaçlı kullanmaya açık “savunma gücü” oluşturmak isteniyor. Ve de, Kürtlerin kullandığı sarı, yeşil ve kırmızı renklerin özerk yönetimin sembolü,  İran’da 1946’da kurulan ve 1 yıl yaşayan Kürt Mahabad Cumhuriyeti’nin bayrağı ise özerk yönetimin bayrağı olması düşünülüyor.
Bu Kürt milliyetçiliği değil de nedir? Ulusal birlikteliği karşıt, üniter yapıyı yok eden bu yaklaşıma katılınmaz katıla-katıla gülünür.
Çünkü Anadolu insanını algı kerizi yerine koyan bu yaklaşımın özünde;  toplumu Kürt-Türk halkına indirgemek yatmaktadır.
Yukarıdaki “Demokratik Özerklik Taslağı”daki ifadelere “Kürt” yerine, “ Türk, Laz, Çerkez, Hemşinli, Zaza, Boşnak, Arnavut, Tatar, Roman, Trakyalı, Türkmen, Yörük, Tahtacı, Gürcü, Alevi, Süryani, Ermeni, Yahudi” koyun, karşınıza nasıl bir parçalanmışlık çıkar görün!
6- Avrupa'dan zehir zemberek rapor.
Avrupa Konseyi’nin hukuk alanında danışma organı görevini yürüten Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği’nin (MEDEL) iki üyesinin Türkiye gözlem raporunda, sert eleştirilerde bulunuldu.

Raporda, “Türkiye’de yargı siyasi gücün emrine verilmiştir ve yargının kontrol ve sınırlandırma işlevlerini yapmasına izin verilmemektedir” denildi.

Deniz feneri, mit/kck örnekli rapor.

Deniz Feneri, şike, MİT/KCK soruşturmaları örnek gösterilen raporda, soruşturma-yargılamanın, “Politik gücü elinde tutanların çevreleri için tehlikeli boyut kazandığında” ilk tepki olarak savcı ya da hakimin dosyadan el çektirildiği haklarında soruşturma açıldığı savunuldu. Raporda, “Böylesi bir korku hakim ve savcıların kişisel ve kurumsal bağımsızlıklarına bir tehdittir” denildi.


iktidar yandaşları yargıdan muaf.

“Soruşturmalar ya da yargılamalar politik gücü elinde tutanların çevreleri açısından tehlikeli bir boyut kazanmaya başladığında, ilk tepkileri ilgili savcıya veya hakimi dosyadan el çektirmek; görevini ya da görev yaptığı şehri değiştirmek yine ilgili savcı veya hakim hakkında disiplin soruşturması ya da ceza soruşturması başlatmak ve kanun değişikliği yaparak iktidar yandaşlarını yargıdan muaf tutmak.

Yürütme manipüle ediyor.

Yukarıda bahsedilen bu durum yargının sıklıkla ve çeşitli yollarla yürütme erki tarafından manipule edildiğinin açık bir kanıtıdır. Savunmayı temsil eden avukatların aynı şekilde ciddi biçimde bu durumdan etkilendiği açıktır.

Türkiye'de yargı siyasi gücün emrine verilmiştir.

Prensip olarak adaletin üç işlevi vardır: Birincisi uyuşmazlık yönetimidir, ikincisi düzen sağlamadır, üçüncüsü ise siyasi gücün sınırlandırılmasıdır. Açıkçası Türkiye’de yargı siyasi gücün emrine verilmiştir ve yargının kontrol ve sınırlandırma işlevlerini yapmasına izin verilmemektedir.

Şaşkınlık içindeyiz

Şimdi bizler, hiç şüphe götürmez şeklinde olan ilk izlenimimizin açıklığı karşısında şaşkınlık içindeyiz ki Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve hukuk devleti adına çok şey yapılmak zorundadır. Bunu temin için hakim ve savcıların mensubu olduğu özerk birliklerin önemi büyüktür.” (Oya Armutçu / Hürriyet)
7- Egemen Bağış'ın sucuklu yumurta önerisinin bir benzeri de Başbakan Erdoğan'dan geldi. Erdoğan, protestocu öğrencilere seslenerek, ''Fırsat olsa tavsiye ederdim. Bol paranız var. Akşama omlet yapın, yiyin'' dedi. Başbakan CHP'yi de, öğrenci olaylarını teşvik etmekle suçladı.
AKP'li Burhan Kuzu katıldığı konferansta kendisini yumurta yağmuruna tutan öğrencilere "O kadar yumurtayı atacaklarına yeselerdi, beyinleri gelişirdi" dedi.


TBMM Genel Kurulu' nda süren görüşmelerde konuşan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek , 2002' de asgari ücretle 1370 yumurta, Kasım 2010 itibariyle de 2699 yumurta alınabildiğine dikkat çekti.
Bu güldüşün’e yorum yapmak, bunların güldüşünselliklerine saygısızlık olur.
8- Anılarını kitap olarak yayımlayan MİT’in eski İstanbul Bölge Başkanı Gündeş, Başbakan’a  suikast yapacakları iddiasıyla ilgili olarak Ergenekon  Savcısı Öz tarafından sorgulanması konusunda şunları yazdı:
Sabıkalı birinin ihbarına göre, Çevik Bir’e tabanca ve roket göndermişim. Orada ifade vermekten çıkan emekli Orgeneral Çevik Bir’le ilk kez karşılaştım ve bana ‘Komutanım biz neler yapmışız’ dedi
Yorumu ben değil sayın Gündeş yapıyor: “Zekeriya Öz denen adam Gündeş’e suikastta kullanılacağı söylenen tabanca ve roketin fotoğraflarını gösterdi.
Gündeş fotoğraflara baktı, gülümsedi: Roketin kızağı yoktu.
“Çevik Paşa bunu eliyle mi atacaktı” diye sordu.
Bu silahları ilk defa gördüğünü söyledi. Hayatı pahasına yaptığı 50 yıllık görevinde devlet için yaptığı hizmetlerden örnekler verdi.
Çıkışta “Devlete fedakârca hizmet etmenin bedeli 85 yaşında bu muameleye uğramak mı olmalıydı” diye düşündüğünü yazdı.
9- Günün adamı kuşkusuz CHP Parti Meclisi’nin yeni üyelerinden 41 yaşındaki ilahiyatçı Dr. Muhammet Çakmak... Çakmak Akşam’daki röportajda bir soru üzerine diyor ki:
“Fethullah Hoca Türkiye’de bir fenomendir, kimsenin görmezden gelemeyeceği bilge bir adam. Fakir halkın çocuklarının okuması için sonsuz gayret gösteren biri...”
Yeni CHP’nin bu yepyeni üyesinin analizi partiyi hafifçe silkeledi dün. Eski üyeler kendilerine gelmeye çalışıyor.
Sayın Melih Aşık’ın 22/12/2010 tarihinde ve 17:00 sularında gizlice penceresine girilerek alınan bu yazı için, yorum yapmak bilgiçlik olmaz mı?
Seslendim, duydu mu acep Rcep?
http://blog.milliyet.com.tr/hitlerin-kitap-yakmasi-ve-internet-yasaklara--guldusun-corbasi/Blog/?BlogNo=448395
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GÜLDÜŞÜN ÇORBASI
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32