28 Ocak 2015 Çarşamba

ZEYTİN AĞACI, AK SARAY VE SARAVONA


ZEYTİN DALINI GÖVDESİYLE KESEREK

ATMOSFERE SERA GAZI VERMEK 

VE AK SARAY İLE  SAVARONA
29 Ocak 2015
Unuttuk şu Zeytin ağaçlarını kesenleri, Ak Saray’a Savarona’yı örnek gösterenleri…

Zeytin dalını gövdesiyle kesen adam(Kolin İnşaat) çıkıp “Ben, kurumsal sosyal Sorumluluk  hedefleri olan bir kuruluşum ve bunun için Çevreyi ve ekolojik dengeyi koruyacak tedbirler alıyorum, Doğal kaynakların tüketimini asgari düzeyde tutuyorum, Çevresel bilincin gelişmesi için çalışıyorum ve yöresel kültürlere verilebilecek zararları önlüyorum.” diyebiliyorsa bilin ki, yalan ve iki yüzlülük kişisel ve grupsal çıkarın ana gövdesi olmuş demektir. İnsafsızlık değil resmen insansızlık.. Düşünün;  6 bin zeytin ağacını bir gecede, toplam 7500 ağacı acımasızca katleden şirket, Doğaya ve Doğana saygılı olduğunu söyleyebiliyor::((
Kim bu Kolin? Celal KOLOĞLU (Yönetim Kurulu Üyesi) M. Kemal KOLOĞLU (Genel Koordinatör), Veysi Akın KOLOĞLU (Yönetim Kurulu Üyesi)  ve Naci KOLOĞLU’ndan(Yönetim Kurulu Başkanı) oluşan bir A.Ş. ‘Havuz medyası’ndan 3. Havalimanı ve Yırca’daki ağaç katliamının faili, tipik bir ‘Yeni Türkiye’’nin sömürücüsü. Gazlı, çivi sopalı, kelepçeli adam kaçıran, zulmeden izin almaksızın imarsız alanlara girebilen bir eşkıya yandaşı. Yetmedi; İstanbul'a yapılacak 3. havalimanı için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunu göre canlı yaşamı yok eden ve 657 bin ağacı kesenler ve de göletleri kurutanların ortağı…
Evet, son olarak; Manisa’nın Soma ilçesinde, 16 Eylül 2014’ten bu yana  termik  santral yapılacak 5 farklı sahada 1500 ağacı kesen, bölgedeki kalan zeytin ağaçlarının kesilmemesi için 52 gün nöbet tutan köylülere 06 Kasım 2014 akşamı güvenlik görevlileri ile saldırdı ve dozerleri ile bir gecede 6 bin zeytin ağacını yerle bir etti.
Arbedede, mahalle sakinlerinden Mehmet Öksüz, Kamile Çiftçi, Kerem Özkılınç ile Yırca’da zeytinliği bulunan Avukat Hasan Namak, özel güvenlik görevlilerince kelepçelendi. 16 gün önce de aynı görevliler 11 köylüyü kelepçeleyip yüzlerine biber gazı sıkmıştı. Dün karga tulumba bir kamyonete bindirilen 4 kişi, iddiaya göre, inşaat sahasına yaklaşık 4 kilometre uzaklıktaki Kül Barajı olarak kullanılan mevkideki bir barakaya kapatıldı.
Danıştay 6. Dairesi'nin yürütmeyi durdurma kararı perşembe günü çıktı. Karar şirket avukatlarına sızdırılıyor. Ardından Jandarma kaymakamla birlikte  ağaçların kesilmesine göz yumuyorlar. Danıştay kararı, ağaçlar kesildikten yazılıp tebliğ ediliyor.
Ve sonrasında; Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, " Dağ taş zeytin ağaçlarıyla dolmuştur. Ama Türkiye'nin enerjiye de ihtiyacı var" diyebiliyor.
Belli ki; 2009’da sayısı 154 bin iken, 2013’te 167 bine yükselen zeytin ağacından rahatsız. Anlaşılan zeytin dalına ve gövdesine, saldırı devam edecek.  Bundan rahatsız olan sa var, yani; zeytin ağaçlarının kesilmesinden rahatsız olan. O kişi de  AKP’ye geçerek Milli Görüşten kurtulmuş olan Numan Kurtulmuş.
Numan bey, Saadet Partisi’nden uzaklaştırılınca, HAS Partiyi(Halkın Sesi Partisi) kurmuştu. Anlaşılmaz numara ile Numan AKP’ye geçince, HAS’ın 2.hası Mehmet Bekaroğlu’da CHP’ye gitti, Halkın sesi de güme gitti. Kurtulmuş, Biliyorsunuz, AKP’ye geçmezden önce AKP için “Harun iken Karun oldular biz AKP gibi firavunlaşmayacağız” derken, AKP’li oldu erken. Düşündük ki, kesin Erdoğan’dan sonra Başbakan Numan, fakat yeni bir numara ile, kendisini Başbakan A. Davutoğlu’nun yardımcısı, yani Başbakan yardımcısı buldu.
Kırgın olsa ki, Manisa- Yırca’da 7500 zeytin ağacının kesilmesi nedeniyle; “..Ekonomiyi gerekçe yaparak çevreyi vahşi bir şekilde doğayı tahrip etmemek lazım. Çevreyi vahşi kapitalizmin kurallarına terke demeyiz.” diyebildi. Yakındır “sen misin bunu diyen?!” yaptırımı..
Erdoğan’ın eski haslarından, Danıştay önceki Başkanı Hüseyin Karakullukçu, kararın Danıştay’ın resmi internet sitesinden yayınlandığı andan itibaren tebligat sayılacak şekilde düzenleme yapılabileceğini vurguladı; “Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermiş olmasına karşın tebligat yapılmadığı için 6 bin zeytin kesildi. Zeytinlere çok yazık oldu. Tebligat Kanunu’nda bu tip sıkıntıların önlenmesi için reform şart. Tebligat Kanunu’na veya İdari Yargılama Usul Kanunu’na, ‘kamu yararı bulunan ivedi işlerde’ karar UYAP’a(Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) konulduğu ve Danıştay’ın resmi internet sitesinden yayınlandığı andan itibaren tebligat yapılmış sayılır. Bu şekilde ilan da tebliğ yerine geçer şeklinde düzenleme yapılabilir ” O da kırgın ki, Numan Kurtulmuş gibi hataları söylemeye başladı.

Anlayacağımız gibi; salt iktidarın bazı yandaşları ve de yanındakiler değil İktidarın kararları da ters tepmeye başladı.
Örneğin;
Hukukçular ise bu kararın; 28 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 18 Haziran 2014 kabul tarihli ve 6545 Sayılı Kanun’nun ‘İvedi Yargılama Usulü’ne göre verilmiş ilk karar olduğunu belirtti. Torba Yasa’da yapılan bu değişiklik ilk yapıldığında tepki çekmişti. İvedi Yargılama Usulü’nün ‘üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu’ vurgulanmıştı. Söz konusu kanun maddesi ile yeni yargılama modelinin uygulanacağı davalarda  dava açma, davaya cevap ve temyiz süreleri kısaltılmış; idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesisini idareden talep etme hakkı kaldırılmış; yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara ‘itiraz engeli’ getirildiği eleştirilmiş, AKP iktidarı da bu yaptırımı savunmuştu. Böylelikle AKP iktidarı kendi ayağına ateş etmiş oldu, çünkü; İtirazı kaldırma maddesini AKP koymuştu, bu tip davalar uzamasın, itirazlar yapılmasın diye..Artık, ivedi yargılama usulüne ilişkin verilen yürütmeyi durdurma kararına itiraz yolu kapalıdır. Evet; Danıştay 6’ncı Dairesi’nin kararının gerekçesinde, sadece acele kamulaştırma yürütmesinin durdurulmasına değil, zeytinlikte Kolin Şirketler Grubu tarafından santral kurulamayacak ve de torba yasa ile yapılan ‘İvedi Yargılama’ düzenlemesine göre de karara itiraz edilemeyecek.
Örneğin;
Yırca’da 6 bin zeytin ağacının iş makineleriyle kesilmesinin ardından Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi sonrası Kolin firması şantiyesinde çalışan 100 kişiyi işten attığı güvenlik görevlilerinin “Bize iş garantisi, hatta emeklilik garantisi vererek buraya getirdiler. Bizleri kandırıp köylülere saldırttılar. Onlarla karşı karşıya getirdiler. Sonra da kullanıp attılar” diyerek yetkilileri şantiye binasına kilitlediler.
Aslında, Kolin’den önce iktidar kesmeye başladı Zeytin ağaçlarını. Söylentilere göre, İstanbul-Bursa-İzmir otoyol inşası için 35 bin zeytin ağacı kesilmiş. Bilindiği gibi  son torba yasasıyla 25 dekardan(25 dönüm) küçük zeytin alanları enerji, turizm ve maden işletmeciliğine açıldı. Zeytinliklerin ortalama büyüklüğü ülkemde 12 dekar değil mi? Demek ki, zeytin ağaçlarının kesim fermanı çıkarılmış bile..
Ne olacak şimdi? Ben olsam, öncelikle torba yasasının bu yaptırımını ortadan kaldırırım. Ardından bu bölgeyi tekrar zeytin ağaçları diktirtecek mahkeme kararı aldırtırım ve Zeytin ağacının 5 sene sonra ürün vermesi nedeniyle üreticiye 5 yıllık gelirini ödettiririm, sorumlulara ve yetkililere.

Doğaya ve doğana düşmanlığın ters tepen diğer örnekleri:
Örneğin;
Danıştay 14. dairesi, ‘HES’ler birbirinden bağımsız düşünülemez’ dedi. 'Bölgenin kaderi yetersiz bilirkişilere teslim edilmiş'..Doğal ve koruma öncelikli güzellikleriyle bilinen ve birçok endemik türe ev sahipli yapan Ardanuç havzasında, Suat ve Polat Dereleri üzerinde kurulması planlanan ‘Ardanuç 5 regülatörleri ve HES projesi dışında 4 ayrı HES projesi daha planlanmıştı. Ancak yapılan bu HES’lerin Ardanuç Havzasına yapacakları toplam etki saptanması amacıyla herhangi bir bütüncül inceleme ve havza planı yapılmadan ÇED Raporu hazırlanmış. Ardanuç halkı tarafından Rize İdare Mahkemesi’nde açılan dava için hazırlanan bilirkişi raporunda, havza planının yapılmadığı saptanmasına karşın bu durum bir eksiklik olarak değerlendirilmemiş ve ÇED Raporunun yeterli olduğu belirtilmiştir. Rize İdare Mahkemesince de bu bilirkişi raporunu esas alarak davayı reddetti(7 Kasım 2014).
Örneğin;
Bilindiği gibi 2012 yılından beri maden ruhsatlarını verme yetkisini R.T. Erdoğan üstlenmişti. AKP’den belediye başkan adayı Saffet Uyar’da, Ermenek’te 18 insanımızın ölümüne neden olan, ocağın işletim ruhsatını alanlardan biri. Ermenek’teki  ocağın işletim hakkını alan Has Şekerler Madencilik Limited Şirketi’i olası  riskler karşısında maden işçilerini de sigorta ettirmesi gerekirken, sadece makinelerini sigorta ettirmiş. İşte bu şirketin sahibi Saffet Uyar’ın avukatı kazadan sonra yaptığı açıklamada resmen R.T.Erdoğan’ı, yani AKP iktidarını suçlayıcı açıklamada bulundu; “Tepenizde binlerce ton su olduğunu bilseniz bütün mal varlığınızı, hayatınız boyunca bütün birikiminizi bu suyun altına yatırır mısınız?..Denetleme ve kontrol görevleri yerine getirilmiş mi lütfen sorgulayın. İmalat planından sonra uyarması gereken devlettir.. Maden kanunu 29. Madde, bütün işletmelere nisan ayında üretim planı haritasını hazırlayıp Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne verme yükümlülüğü getirir. Aynı madde Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne de ocakta bu plan çerçevesinde bir tehlike var ise söz konusu işletmeyi uyarma ve durdurma yetkisini getirir..”

Sen küresel efendi, dahası AB+ABD=ARBD küresel sömürü denkleminin yaratıcısı, ülkelerdeki işbirlikçilerinle gezegeni sömürme adına ekonomik Örgütlülüğünü yaygınlaştırırken, neden gezegeni yaşatma adına çevre örgütlenmeye gitmiyorsun da, Ermenek ve Somadaki katlımaya seyirci kalman bir yana; Greenpeace (İngilizce: yeşil barış), WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı - Vakfı (World Wide Fund for Nature), TEMA Vakfı (Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı), ÇEKÜL Vakfı (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) v.b ile biz bireysel doğa savaşçılarını yok etmeye çalışırsın?
Gezegenimizi yok edenleri engelleme adına; “Doğayı ve Doğanı Korumanın Evrensel  Düzlemi(DD-EV)” oluşturulmasını öneriyorum.

İşte ABD’nin ülkemiz bazında gezegenimize saldırıları:
Yıllarca yazıldı(ben bile), Atatürk’ün; Anadolu insanıyla kurduğu genç cumhuriyetin yoktan var ederek sanayi hamlesine, hatta ağır sanayi sürecine başladığını. Dahası; temel ilke yerli malı herkes onu kullanmalı söyleminden yola çıkarak, tutumlu olmayı savruk olmamayı şiar edinen bir süreç başlatıldığını yıllarca örnekleriyla yazdık:
Türkiye, savaştan çıkar çıkmaz  Cumhuriyet’i kurmuş bir ülke idi. Halk yoksulluk içerisinde yaşıyordu. Atatürk, 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'ni topladı. Bu kongrede yurdun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılmasına karar verildi. Dönemin başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde TBMM’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında ulusal ekonomi, yerli malı ve tutumlu olma önerilerinde bulundu. Temel amaç; II. Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik darboğazın ardından yabancı ülkelere para akışının önünün kesilmesi ve toplumsal tutum bilincinin oluşması idi. 1946 yılından itibaren Yerli Malı Haftası olarak kutlanmaya başladı.
Bu ilke günümüzde de sürdürülmeli idi. Fakat 1983 yılında adı “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak değiştirildikten sonra; Okullarda 12–18 Aralık tarihleri arasında kutlanan  ve tutum, yatırım ve Türk malları hakkında bilgi veren etkinlikler yok edildi. Devlette oluşturulan arpalıklar ve örtülü ödeneklerle savruk bir iklime taşındı Türkiye. Bu tutumsuzluk 2002 sonrası abartılı bir artış gösterdi. Düşünebiliyor musunuz, bugün Cumhurbaşkanı’nın ödeneği 447 milyar lira.
Özellikle, bu konuda; 1937 yılında Atatürk’ün vasiyetiyle devlete emanet edilen, 1950’de çıkarılan bir yasayla resmi statüsüne kavuşturulan, 1992’de ‘Doğal ve Tarihi Sit Alanı’ ilan edilerek saldırılardan kurtarılan, fakat; 2011 yılında ‘1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit’ alanı statüsü, ‘3’üncü Derece Doğal Sit’ alanına dönüştürülerek ‘Tarihi Sit’ statüsü kaldırılan Atatürk Orman Çiftliği(A.O.Ç)’ne değinmek gerekiyor.
Evet; ‘Tarihi Sit’ statüsü kaldırılan  “A.O.Ç”, aynı yıl çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile parçalanarak ya da tamamının adalet hizmetlerinde veya Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek kamu hizmetlerinde kullanılması amacıyla  “A.O.Ç” için bedelsiz olarak hazineye devredilmesi kararı alındı. Sonunda;” A.O.Ç”nin bir kısım arazisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı’ ilan edildi ve neredeyse 2 milyar dolar maliyetinde, AK Saray diye tanımlanan yapı konuşlandırılıdı. Siz buna uçaklar ve İstanbul’daki köşk ve saray benzerleri için yapılan harcamaları ekleyin, bu rakamın devasa boyutlara vardığını göreceksiniz.
Bu tutumsuzluğu, savrukluğu söylediğinizde size Atatürk’ün Savarona adlı yatını örnek gösteriyorlar. İnsaf be Atatürk gösteriş meraklı bir tutumsuz ve tutarsız biri olsa başka biri  gibi Dolmabahçe Sarayı’na yerleşirdi. Neden yok olmakta olan İmparatorluk zamanında Sultan Abdülmecid’in, Dolmabahçe'ye saray yaptırdığında saray gündeme getirilmez de, ille de Savarona..
Savanora’ya gelince, Savarona, Devletin  Atatürk’e hediyesidir ve de devlet bunun için abartılı bir para harcamamıştır.
İşte öyküsü:
“Savarona” adı; Hint Okyanusu'nda yaşayan Afrika kuğusundan almış.
Asla, Atatürk için yapılmış bir yat değildir.
1931, Amerikalı John A. Roebling'in(Brooklyn Köprüsü'nün mühendisi) mirasçısı Emily Roebling Cadwallader için, Bağımsız Deniz Araçları Mühendislik şirketi olan Amerikalı deniz mimari William Francis Gibbs’in Gibbs & Cox şirketi tasarlamıştır. Gemi, Alman gemi inşaat ve mühendislik şirketi Blohm & Voss tarafından Hamburg'da inşa edilmiştir. Geminin toplam maliyeti 4 milyon $ (2014 yılı 62.7 milyon $)’dır. Gemi, vergi sebepleriyle Cadwallader çifti tarafından ABD'ye sokulamadı ve Hamburg'a geri döndü.
Savarona, 23 Şubat 1938'de Türk hükümeti tarafından 1.2 milyon $ (2014 yılı 20.3 milyon $) karşılığında, ‘sağlığı gün geçtikçe kötüleşen Mustafa Kemal Atatürk'e hediye edilmek’ için satın alındı. Atatürk, bu yatın nereden geldiğini soramayacak kadar rahatsızdı, ancak bu yatta  56 gün vakit geçirebildi..
Savarona 1951'de Güneş Dil adıyla eğitim gemisine çevrilmiştir.
Atatürk’ün kullandığı, dahası Cumhurbaşkanlığı’nın kullanımına tahsisi edilmiş yat “İmparatorluğun son ve Cumhuriyetin ilk devlet yatı” olan Ertuğrul Yatı’dır. 1903'te satın alındığı günden itibaren üç sultana hizmet etti: II. Abdülhamid, Reşad ve Vahdeddin. İşgal günlerinde limanda yattı ve Cumhuriyet sonrasında Cumhurbaşkanı’nın kullandığı devlet yatı oldu. 1938'de görevi Savarona devraldı. Ancak Atatürk  bu yatı sayılı günler kullanabildi..
Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, hiç kuşkusuz, bütün dünyanın ilgi odağı durumuna gelmişti. Ülke bir yandan kısıtlı olanaklarla kendine çekidüzen vermeye çalışıyor, bu arada birçok dost ve komşu ülkenin başkanlarının da bu yeni, genç ve dinamik devleti ziyaret etmek istediği biliniyordu. Geleneksel misafirperverlik karakterimizin bir örneği olarak bu önemli konukları ağırlayacağımız seçkin yerlerden biri olan Ertuğrul gemisi, savurgan olmamak adına tutumlu bir duyarlılık içinde  elden geçirildi ve 1926 yılının Eylül ayında, "Cumhurbaşkanlığı" yatı olarak hizmete alındı.
Ertuğrul, İskoçya’nın Nescastle-Upon-Tyne kentindeki Armstrong, Michell & Co tezgahlarında özenilerek inşa edilen 900 tonluk bir gemiydi. I. Dünya Savaşı sırasında 1915 yılı içinde, donanma hizmetine alınarak Gelibolu’ya cephane ve kargo taşımakla görevlendirilmiş bir gemi..1926 yılının Eylül ayında, Cumhurbaşkanı yatı olarak hizmete alındı.
Ertuğrul artık eskimişti, baştan sona esaslı bir şekilde elden geçirilmesi gerekiyordu. Nitekim 1937 yılında ikinci kez hizmetten alındı.
Asla Atatürk’e yeni bir yat alımadı. 1931 de 4 milyon dolara mal edilen Savarona,  Cadwallader çifti tarafından ABD'ye sokulamayınca Hamburg'a geri getirilmiş ve 7 yıldır alıcı bekliyordu. 23 Şubat 1938'de Türk hükümeti tarafından, büyük pazarlıklar sonucu kelepir denecek bir fiyata, yani maliyetinin 3’te bir fiyatına(1.2 milyon) satın alındı. Ve ‘sağlığı gün geçtikçe kötüleşen Mustafa Kemal Atatürk'ün hizmetine sunuldu, ki kullanamadı ve büyük önder 9 ay sonra aramızdan ayrıldı.

1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'nde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yerli mallar üretilmesi ve kullanılması gerektiğini vurgulamasından 2 yıl sonra(1925) Kayseri’de  uçak fabrikası kuruldu ve ilk milli uçağımız Ankara’ya indi. Sıra Denizaltına gelince; ABD; “Yoo, yapamazsın!!” diyerek karşımıza Marshall Yardımını çıkardı. Bize, “ Bırak uçak ve gemi yapmayı, sen savaş yorgunusun, bunlarla uğraşma, ben sana hazırlarını vereceğim” diyerek bizim ulusal değerlerimiz yok eden Marshall Yardımı girdabına soktu.
ABD salt sanayi düzlemimizi bozmadı, Tarım alanlarımıza da girerek, Tarım ürünlerimizi yok etti:
Süreç, askeri yardım olan Truman doktrini ile başladı, ardından ekonomik yardım olan Marshall Yardımı ile devam etti(1947).
Yobazlarca, Yahudi ağacıdır, kesilmelidir denen Zeytin ağacını bizden önce ABD kesmeye başlamıştı.
Bilindiği gibi; Atatürk Tarımsal projeleri de ivmelendirmeye başlamıştı. Süreci 1929’da Zeytin yetiştirilmesi ile Yalova’da başlattı. Biliyordu Zeytinin anavatanının Anadolu’nun Mardin, Kahramanmaraş ve Hatay üçgeni olduğunu. Bu üçgeni Anadolu’ya yaymaktı amacı. Süreç, 1937’de Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’nün kurulması ile hızlandı. Ve, 1939 Şubatında 3573 sayılı “Özel Zeytin Kanunu” çıkarıldı. Ve de Zeytincilik hızla gelişti.
ABD buna da dur dedi, Marshall yardımlarıyla…Sözde kanser yaparmış. Fakat kendisi bizden sürekli zeytinyağı satın alıyordu.
Onun mısırözü yağı vardı, dünyanın en büyük mısır üreticisi olarak. Bize, Marshall Yardımı bütününde mısırözü yağı satmaya başladı. Türkiye resmen “ekonomik kalkınmasının kaderini ABD’ye teslim etti. Türkiye’de neyin üretileceğine, neyin tüketileceğine ABD karar veriyordu artık. Ve vermeye de devam ediyor.
ABD, önemli ihraç kaleminden biri olan zeytinyağına sınırlama (Fr. Kota diyorlar) getirdi, 12 Kasım 1956 tarihli tarım anlaşmaları gereği. Tarım anlaşmasına göre, zeytinyağı ihracatı ABD’nin izin verdiği miktarı aşarsa Türkiye, ABD’den aynı miktarda nebati yağ satın almak zorundaydı!
Buğday da ihraç edemiyorduk, öyle ki Menderes hükümeti ihracat yapınca, ABD   20 Ocak 1958’de Menderes Hükümeti’ne nota verdi!
Resmen ABD tarımımızı ele geçirmişti. Ondan ithal edilen ürünlerden  gümrük vergisi başta olmak üzere hiçbir vergi, resim ve harçlar, sundurma(koruma yeri) ve antrepo(depo), rıhtım resmi ve rıhtım ücretleri alınmaz oldu.
En önemlisi ABD’nini bize soya yağını da dayatması. Öyle ki, soya yağı satarak bize Margarin  fabrikası kurdurdu, çünkü margarin soya yağından yapılıyordu. İçinde domuz yağı bulunan doymuş yağ asidi içeren margarin bağımlısı olduk, aynı zamanda kalp hastası. Ne ilgisi var deme makarnacı; damar sertliği/kalp damar tıkanıklığı hastalığı margarita ile girmedi, margarin ile girdi.
Düşündürücü olanı, margarinin içinde domuz yağının bulunması. Domuz için haram diyen dinden geçinenler yıllardır domuz yağı ile beslendiklerini bilmiyorlar mı? Bal gibi biliyorlar..
Kulakları çınlasın Mustafa Ekmekçi aklıma geldi. Cumhuriyet gazetesinin “ Ankara Notları” köşesinin yürekli yazarı..Yıllardır Türkiye yoksulluktan kurtulmak için domuz yetiştiriciliğini serbest bırakmalıdır savaşını verdi. Meşrutiyet Cad. İnkilap 2 sok. 25/A’daki İsmail Poyraz’ın Tavukçu lokantasında yemek yerdi genelde..Bazan rastlar, konuşurduk, çünkü Cumhuriyet gazetesinden tanışırdık. Özellikle Türkiye'de domuz çiftlikleri kurulmasını yazmasına karşın bıkmadan da anlatırdı. Gerekçesi, domuzun bol yavru yapması, etinin ucuza olduğunu bu nedenle Türkiye ekonomisine büyük katkı vereceğini  tekrar eder durur, genç mühendisler olarak  öncülük yapmamızı isterdi. Dinden geçinenlerin kendisini hedef aldığını söylediğimizde, gizli domuz çiftliklerinden söz eder, bu çiftlik sahiplerinin de genelde en çok domuz eti haramdır diyenlerin işlettiğini, bunların Salam ve Sosislere genelde domuz eti kattıklarını söylemekten çekinmezdi. Dahası, Şarküterinin domuz kasabı anlamına geldiğini, sabunların donyağı yüzünden domuz yağı içerdiğini ve domuzu yemiyoruz, fakat cildimize sürdüğümüzü hayretle Ekmekçi’den dinlerdik.
Ekmekçi’nin “Salam ve Sosislere genelde domuz eti kattıkları” tümcesi bugünlerde bana; bir zamanın Tercüman gazetesinde; ‘ Sucuk etine, at, eşek ve domuz eti katan kişi yakalandı ve hapse atıldı’ manşetini anımsattı. 2002 sonrası o gazeteleri Türkiye arşivlerinde Nazlı Ilıcak’ın toplattığının söylenmesi ve bu kişinini şimdi nerelerde olduğunun aklıma gelmesi çıldırtıyor beni.
ABD, domuz etine de  sınırlama veya tümden yasak getiri miydi? Getirirdi.
Hala yasak getirmelerde. Özellikle 2002 sonrası yasaklarını alabildiğine abarttı:
 AKP iktidarının ilk  Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Sami Güçlü idi. 2004’te görevden aldılar ve Diyarbakır’da son sırada beklenmedik şekilde Milletvekili olan Mehdi Eker getirildi. Nedeni, Güçlü’nun; yerli üreticiyi korumak için 2004 yılında “  Yerli ürün alana ithalat izni” uygulamak istemesi. ABD ayağa kalktı. Sebep Sami Güçlü’nun yaptığı  uluslararası ticaret yasalarıyla bağdaşmıyormuş. Bu gerekçeyle Türkiye’yi “Dünya Ticaret Örgütü”ne şikayet etti ve dava açtı. Erdoğan anında harekete geçti, S.Güçlü’yu makamından etmesi bir yana 2011 sonrası milletvekili bile yapmadı.
Bir başka domuzluk aklıma geldi. 3. Hava Limanı, 3. Köprü ve TOKİ konutları nedeniyle HABİTAT’ı, yani yaşam ortamı ormanları yok edilen domuzların İstanbul’u basması..Aman sende, diğer domuzlar ülkeyi basmış sen İstanbul’u basan 1-2 domuzcuktan söz ediyorsun!!!
Nedense ABD, Türkiye’mde bilerek yapılan domuzluklara ilgisiz. Acaba kendisi mi yaptırıyor?
http://blog.milliyet.com.tr/6-nisan-artvin-cerattepe-mitingi-nde-dogaya-ve-dogana-sahip-cik-/Blog/?BlogNo=409360
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

25 Ocak 2015 Pazar

GALATASARAY ÇAYKUR RİZE'Yİ İÇİVERDİ


GALATASARAY DİYARBAKIR BBSK 2-0 YENİLDİ

ÇAYKUR RİZESPOR’U 2-0 YENDİ
25 Ocak 2015
Galatasaray da, Rizespor da eksiklerle başladı. Geçen sene 2 maçta 1-1 bitmişti.
Derler ya, fırtına gibi başlamak, işte GS böyle başladı. Dakika 7, Rize golü yedi; Selçuk Sneijder’e verdi,  o da gereğin yaptı ve tam 99 gün sonra golünü attı. Süper Lig’deki 4. Golü idi Sneijder’in bu golü. Galatasaray resmen tek kale oynuyor. Bruma 2 kez kaleciyle karşı karşıya kaldı atamadı, fakat  44’te Sneijder verdi Bruma golünü yaptı, aşırtma bir vuruşla. Bruma’nın bu sezon ilk golü idi.  İlk yarının yıldızı Sneijder, 1 gol 1 asistle. İkinci yıldız, farkı önleyen Serkan Kırıntıli idi..Devre 2-0 bitti.
Galatasaray kendi sahasında Diyarbakır BBSK karşısında aldığı 2-0’lık yenilgi iyi ders olmuşa benziyor..
İkinci yarının 46. Dakikasında Melo’nun kaptırdığı top ile kontratağa kalkan Rize atağını Muslera müthiş kurtardı.
Galatasaray ataklarının yanında cılız Rize ataklarıyla geçti.
Maçın ilginç anı; En az 5 hafta oynayamaz denen Burak, tedavilere erken yanıt verince 1 hafta sonra oyuna girdi dakika 78’de ve 3 dakika sonra aynı sakatlık ortaya çıkınca yerini Hamit’e bırakmasıydı. Ve de gördüğü sarı kartla Selçuk’un cezalı duruma düşmesi..
Maç ikinci yarısı 0-0 bitti. Maç ise 2-0 bitti. Yani 2 yarı gol olmadı.
Sneijder gol atınca, Telles iyi oynayınca Galatasaray kazanıyor.. Ridvan Dilmen, Sneijder için "Bu Sneijder'e 50 Milyon € verseler yine de satmam. Satmamakla çok iyi yaptı Galatasaray" sözlerini kullanması çok anlamlı.
Telles ve Bruma’nın arka arkaya oynaması takıma büyük katkı verdi. Defansın arkaya yaptıkları koşuları GS’yi çok etkili kıldı.
Galatasaray 4-4-2 oynadı bence. ilk 4'unun orta ikilisinde(tandem bölge) bulunan Koray ve Hakan Balta bölgelerinde sırıtmadılar.
Galatasaray: 1Fernando Muslera-13Alex Telles-22Hakan Balta    -28Koray Günter-55Sabri Sarıoğlu-3Felipe Melo(86 Sinan Gümüş) -8Selçuk İnan    -10Wesley Sneijder-11Bruma-52Emre Çolak-9Umut Bulut( 77’de Burak Yılmaz ve 81’de Hamit Altıntop girdi)    
İlk 11 Değeri : 81.000.000 Eur
Yedekler: 38Sinan Bolat-77Tarık Çamdal-4Hamit Altıntop-18Sinan Gümüş-29Olcan Adın-17Burak Yılmaz-19Goran Pandev 
Çalıştırıcı: Hamza Hamzaoğlu 
 Çaykur Rizespor: 1Serkan Kırıntılı-4Koray Altınay-11Eren Albayrak-17Orhan Ovacıklı-8Ludovic Obraniak-14Ludovic Sylvestre-55Ümit Korkmaz(80 Liban Abdi)-66Kıvanç Karakaş-13Filip Holosko(88’de Kağan Söylemezgiller)-63Deniz Kadah-88Tevfik Köse( 46 Sercan Kaya)    
İlk 11 Değeri : 16.800.000 Eur
Yedekler: 15Aykut Erçetin-6Kağan Söylemezgiller-7Sercan Kaya-10Liban Abdi-18İlyas Sarı-19Muhammed Emin Balcılar  
Çalıştırıcı: Hikmet Kahraman   
Bence Galatasaray maç sonucundan önemli bir haber: “TFF(Türkiye Futbol Federasyonu); yıllardır beklenen Karar’ı aldı: Artık, vergi, sigorta, UEFA(Avrupa Futbol Federasyonları Birliği-Union of European Football Associations), FIFA(Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği-Fédération Internationale de Football Association) ve futbolcu borcu olmayan kulüpler 'sınırsız yabancı' transfer edebilecek. Açıklanan ölçütlere uyan tek kulüp Gençlerbirliği. Diğer kulüpleri ise, yeni kuralda yer almayan bir madde kurtarıyor. Eğer 'şahıslara borcu olanlar bu haktan yararlanamaz' diye bir madde olsaydı, hiçbiri yararlanamazdı. Çünkü hepsinin şahıslara borcu bulunuyor ve yeni yasada şart koşulan 'ölçütle' bir şekilde yerine getiriliyor(05 Ocak 2015).”
Bence doğru bir karar, eğer ki, Türk futbolcularını ötelemeyen, hatta öne çıkaran ölçütler getirilmez ve futbol baronlarına futboldan el çektirilmez ise bu karar bir şey getirmez. Özellikle baronla yine götürmeye devam eder bildiklerini okuyarak. Onlar için futbolun iyileştirilmesi değil esas olan, onlar için esas oğlan, dolar ve Euro’dur..
Bunun yanı sıra bu şunlara dikkat edilmelidir. Öncelikle bu uygulama en 5 sene geçerli kılınmalıdır. Dahası, gelen TFF yönetimi değiştirmemesi için teminat verilmelidir. İkincisi, sorumsuzca transfer yapan yöneticiler, kulübe yükledikleri borçlardan sorumlu kılınmalıdır. Düşünün her gelen yönetim eski oyuncuları dışlayıp yen oyuncular almaktadır. Tıpkı, yeni eş seçen Aslan vb.lerinin  yeni eşin başkasından olan yavrularını boğması gibi.. Bu duruş, kulüpleri büyük  maddi yükler altına sokmaktadır. Biliyorsunuz Samsunspor, BJK  ve diğerleri böylesi sınırsız transferler nedeniyle hala zorları yaşamaktadır.
Galatasaray'ın divan toplantısında amatör şubeler tartışılırken ilginç ve tartışma yaratacak bir iddia başkan Duygun Yarsuvat tarafından ortaya atıldı. Yarsuvat, "Fenerbahçe'yi de Galatasaraylılar kurdu" dedi.
Duygun Yarsuvat, ilginç bir duyguda bir insan. Futbolumuzda yeni bir tartışma süreci başlatan bir kimlik.
Ardından; Fenerbahçe'nin efsane başkanı Ali Şen, Galatasaray Başkanı Duygun Yarsuvat'ın "Fenerbahçe'yi de Galatasaraylılar kurdu" sözlerine esprili bir yanıt verdi. "Yarsuvat hoca, Türkiye'nin en ünlü hukukçularından.  Eğer Galip Bey'i işaret etmişse ben de derim ki, 'Galip Bey o dönemde beyninin, kalbinin nerede olduğunu görmüş ve Fenerbahçeli olmuş.' Demek ki kendi kuruluşlarından itibaren Fenerbahçe'ye aşık olmaya başlamışlar. O kadar kısa zamanda bile olsa doğru yolu bulmuşlar. Zaten ben Galatasaraylıları severim çünkü doğruları hep çabuk bulurlar."
Ali Şen’in adam gibi adam kişiliğine yakışan asil bir yanıt.
Peki ayni Yar Suvat’a "Galatasaray Başkanı Cavcavlaşmasın" yanıtı veren Mahmut Uslu’ya ne demeli. İstediğinizi demekte serbestsiniz. Tek kelime ile provokatörlük. 
Türkiye Spor Toto Süper Lig 2014/2015 sezonu 2. Devre 25.01.2015 19:00 günkü 17. Maç:
Galatasaray: 
T. Direktör: Hamza Hamzaoğlu
Çaykur Rizespor:
T. Direktör: Hikmet Kahraman
Galatasaray 0 Diyarbakır BBSK 2
22 Ocak 2015
Türkiye Kupa Grup G 2014/2015 sezonu 22.01.2015 20:30 günkü 4. Maç:
Böylesi 2 dereceden tehlikeli maçlar 1 dereceden felaketler yaratır ya, bunu Diyarbakır BBSK yarattı, Galatasaray’ı Allah yarattı demedi yerden yere vurdu ve Ali Sami Yen Aslantepe Arena’da 2-0 yendi.
Gerçi Diyarbakır BBSK’ye en büyük katkıyı hakem Volkan Bayarslan yardımcı oldu. Maçın ortalarında Diyarbakır BBSK defans oyuncusu GS şutunu kale içinden elle çıkardı; Volkan Bayarslan  ne golü verdi, ne penaltıyı. Golü vermese penaltıyı ve kırmızı kartı vermesi gerekir. İnsan birini görmez mi. Tek kale oynayan Galatasaray kaybetti ve tek kale defans yapan   Diyarbakır BBSK kazandı. Aldı da ne oldu, gruptan çıkma şansı mümkün değil. Fakat eski Samsunsporlu futbolcu İsmet Taşdemir Diyarbakır BBSK teknik direktörü olarak büyük sükse yaptı ve de bu kısmet ile İsmet büyük isim yaptı.
Galatasaray’ın yenilmesi iyi oldu, ders açısından. Çaykur Rizespor karşısında böyle oynarsa GS bir daha kendini toparlıyamaz. Çünkü Semih Kaya, Aurelien Chedjou ve Burak Yılmaz 4 hafta yok..
Eğer bu maçta Burak olsa bu maçı; ilk maçı Diyarbakır’daki Rotasyonlu(tamamen yedek) Galatasaray gibi 4-1 alırdı, bu tam kadrolu Galatasaray. 
Stadyum : Ali Sami Yen Aslantepe Arena     
Hakemler : Volkan Bayarslan-Gökmen Olgaç-Erkan Akbulut
Galatasaray: 38 Sinan Bolat-13 Alex Telles-22 Hakan Balta    -55 Sabri Sarıoğlu-3 Felipe Melo-8 Selçuk İnan-10 Wesley Sneijder( Emre Can Coşkun 72) -11 Bruma-29 Olcan Adın-35 Yekta Kurtuluş(Emre Çolak 46)-19 Goran Pandev(Umut Bulut 46')       
İlk 11 Değeri : 71.500.000 EUR 
Yedekler: 67 Eray İşcan-40 Emre Can Coşkun-77 Tarık Çamdal-18 Sinan Gümüş-23 Yasin Öztekin-52 Emre Çolak-9 Umut Bulut     
T. Direktör: Hamza Hamzaoğlu
Diyarbakır BBSK: 47 Serkan İpek-4 Kamil İçer-5 Ercan Çapar-7 Ercüment Balıkçı-44 Samet Yeniceli-10 Yusuf Yağmur-17 Sadat Şahin(Caner Erdoğan 62)-21 Abdullah Çetin-34 Emre Hasan Balcı-72 Mansur Çalar(Önder Karaboğa 78) -25 Ertan Koç(Uğur Tülümen 46')       
İlk 11 Değeri : 1.450.000 Eur 
Yedekler: 1 Hayrettin Çınar-81 Sercan Özçelik-14 Önder Karaboğa-77 Caner Erdoğan-9 Şehmus Özer -22 Agit Balmış-39 Uğur Tülümen     
T. Direktör: İsmet Taşdemir(Eski Samsunsporlu topçu)
Goller: Diyarbakır BBSK’den Ercan Çapar(3) ve 90+2+3’te Yusuf Yağmur
Galatasaray - River Plate: 6-7
Devre arasında; International Royal Cup'ta Spor Toto Süper Lig takımlarından Galatasaray ile Arjantin Ligi'nin ünlü ekibi River Plate ile Antalya’da 17 Ocak 2015 - 20:00 günü  karşı karşıya geldi. River Plate'in U21 takımı ile mücadele eden Galatasaray, 90 dakikası 1-1 sona eren maçı penaltı atışları sonunda 7-6 kaybetti. Bu sonucun ardından River Plate finale yükseldi ve Beşiktaş'ın rakibi oldu. Galatasaray ise Guaratingueta ile 3.'lük maçına çıkacak.
Goller: Dk. 41 Goran Pandev (Galatasaray), Dk. 87 Ivan Diaz (River Plate)
Maçta 90 dakika 1-1 sona erdi. Direkt penaltı atışlarına geçildi...
1. Penaltılar: River Plate golü attı, Galatasaray'da Selçuk İnan golü attı: 1-1
2. Penaltılar: River Plate golü attı, Galatasaray'da Wesley Sneijder golü attı: 2-2
3. Penaltılar: River Plate golü attı, Galatasaray'da Olcan Adın kaçırdı: 3-3
4. Penaltılar: River Plate kaçırdı, Galatasaray'da Felipe Melo golü attı: 4-3
5. Penaltılar: River Plate golü attı, Galatasaray'da Sabri Sarıoğlu kaçırdı: 4-4
6. Penaltılar: River Plate golü attı, Galatasaray'da Armindo Bruma golü attı: 5-5
7. Penaltılar: River Plate golü attı, Galatasaray'da Alex Telles kaçırdı: 5-6
Galatasaray: Eray İşcan, Emre Can, Koray, Hamit, Tarık, Yekta, Emre Çolak, Sinan Gümüş, Pandev, Yasin, Umut
Yedekler: Sinan Bolat(kaleci), Alperen Uysal(kaleci), Sabri, Semih, Hakan, Telles, Selçuk, Melo, Sneijder, Bruma, Olcan, Burak, Dzemaili
Sinan Bolat’ın dışında ikinci yarı tüm yedekler oyuna girdi.
River Plate: Marcelo Barovero, Ramiro Funes Mori, German Pezzela, Carlos Sanchez, Augusto Solari, Ariel Rojas, Leonel Vangioni, Leonardo Ponzio, Rodrigo Mora, Fernando Cavenaghi, Leonardo Pisculichi
Galatasaray 6-0 Guaratingueta
İkinci hazırlık maçını; 18.01.2015 16:00 Guaratingueta
Galatasaray, International Royal Cup 2015'teki ikinci ve son maçında, Brezilya’nın  Guaratingueta takımı ile karşılaştı. Takımımız, mücadeleyi Emre Çolak, Bruma, Emre Can Coşkun, Hamit Altıntop, Sinan Gümüş ve Yasin Öztekin'in golleriyle 6-0 kazandı ve turnuvayı üçüncü sırada tamamladı.
Galatasaray: Fernando Muslera (Dk. 46 Sinan Bolat), Sabri Sarıoğlu (Dk. 46 Tarık Çamdal), Semih Kaya (Dk. 3 Emre Can Coşkun), Hakan Balta (Dk. 80 Birhan Vatansever), Alex Telles (Dk. 46 Olcan Adın), Felipe Melo (Dk. 46 Yekta Kurtuluş), Selçuk İnan (Dk. 46 Blerim Dzemaili), Emre Çolak (Dk. 46 Hamit Altıntop), Bruma (Dk. 46 Sinan Gümüş), Wesley Sneijder (Dk. 46 Yasin Öztekin), Umut Bulut (Dk. 46 Goran Pandev)
Guaratingueta: Gustavo Ribeiro, Rhuan Reis, Guiseppe Giacomini, Paulo Grassiano, Danilo Mendes, Romario Santos, Italo Fernandes, Nei Santos, Caio Dittmar, Edmilson, Alex De Souza
Goller: Dk. 10 Emre Çolak, Dk. 13 Bruma, Dk. 30 Emre Can Coşkun, Dk. 73 Hamit Altıntop, Dk. 77 Sinan Gümüş, Dk. 87 Yasin Öztekin
http://blog.milliyet.com.tr/mancini-cim-bom-icinde-bomba-adeta/Blog/?BlogNo=451248
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

20 Ocak 2015 Salı

BAŞKANLIK SİSTEMİ NEDİR NE DEĞİLDİR..

3 Ocak'ta "Başkanlık sistemi pek yakında bu düzlemde" demiştim; işte o yazı, işte o düzlem:
BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ YOKSA OSMANLI EYALET SİSTEMİ Mİ?
Başkanlık sistemi R.T. Erdoğan’ı daha da mı demokratleştirecek yoksa…
Önce şu soruyu soralım ve yanıtını alalım:
“R.T. Erdoğan nereye koşmuyor?”
“ Sola koşmadığı gün gibi ortada, sağın sağına koşuyor..”
Şimdi de nereye koştuğunu işlemeye çalışalım:
Başkanlık sistemi nedir?
AnaBritannica ‘Başkanlık Sistemi’ni şöyle tanımlamaktadır:
“Yasama(parlamento), yürütme(devlet gücü) ve yargı kuvvetleri arasında sert ayrılığa dayanan temsili yönetim biçimi. 1787’de ABD Anayasası’yla oluşturulmuştur.. Başkanlık sisteminde yasama(parlamento), yürütme(başkan) ve yargı kuvvetleri hem organ, hem de işlev yönünden birbirinden bağımsız olmakla birlikte, aralarında denetim ve dengeye dayalı bir ilişki de vardır. Ama denetim ve denge mekanizmalarının zayıflığı, uygulamada üstünlüğün yürütme kuvvetinde, yani başkanda olmasına yol açmıştır..Başkanlık sisteminin öngördüğü sert kuvvetler ayrılığının, kuvvetler arasında çıkması olası anlaşmazlıkları önleyecek ve giderecek mekanizmaları içermesi birçok düşünürce kaygıyla karşılanmıştır. Başkan’ın geniş yetkilerini kötüye kullanması durumunda kolayca bir diktatöre dönüşebileceği ileri sürülerek, başkanlık sisteminin asıl amacının tam tersine özgürlükleri tehlikeye sokabileceği savunulmuştur. Bütün bunlara karşın ABD’de başkanlık sistemi yaklaşık 200 yıldan beri başarıyla uygulanmıştır. Bu başarıdan ABD’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısının büyük payı vardır. Gerçekten federal yapı, gevşek parti sisteminin Kongre’ye sağladığı bağımsız davranma yeteneği, Yüksek Mahkeme’nin anayasaya uygunluk denetimi, baskı grupları, kamuoyu baskısı ve ABD’nin kuruluşundan bu yana var olan yaygın özgürlük ve demokrasi bilinci, Başkan’ın yetkilerini kötüye kullanmasını ve diktatörce bir yönetim uygulamasını önlemektedir. Buna karşılık Başkanlık sistemini uygulamaya çalışan Güney Amerika ülkeleri, Başkan’ın üstün yetkilerini diktatörlüğe dönüştürmesine engel olamamıştır. Başkanlık sistemi ABD dışında genelde başarılı olamamıştır:”
Meydan Larousse ise olguyu şöyle tanımlamaktadır:
“Demokrasilerde 2 türlü iktidar şekli var ola gelmiştir. Büyük Britanya’da yüzyıllardan beri kendi kurallarına göre işleyen Parlamenter sistem ve 200 yıldan beri ABD’de işleyen Başkanlık sistemi olmak üzere. Başkanlık sistemi; ‘Hükümet kuvvetinin Cumhurbaşkanına ait olduğu ve Cumhurbaşkanı’nın kendisine yardımcı olmaları için sadece kendisine karşı sorumluluk taşıyan bakanları tayın ettiği ve görevden alabildiği(Parlamenter sisteme karşı) siyasi sistemdir’…Birçok ülkede, özellikle Güney Amerika’da kabul edilen Başkanlık sistemi, çoğu zaman bir diktatörlüğün kurulmasına yol açmıştır. Bu başarısızlığın sebebi, özellikle söz konusu ülkelerde iktisadı ve sosyal şartlar ve bir bakıma siyasi partilerin çokluğu olsa gerekir. Amerikan ve İngiliz siyasi hayatının tarihi, demokratik kurumların ancak 2 büyük partinin karşı karşıya bulunduğu ülkelerde yaşayabildiğini gösterir gibidir”
1926 Almanya doğumlu İspanyol Sosyolog ve siyasetçi Juan Linz ise başkanlık sistemi için şu tanımı getirmektedir:
Başkanlık sisteminde tehlike görev süresinin esnek olmamasıdır. Bu süre boyunca kazananlar ve kaybedenler çok net bir şekilde belirlenir ve kaybedenler 4 veya beş yıl yürütmeye veya yönetime en ufak bir müdahaleleri olmadan beklemek zorundadırlar.
Başkanlık sisteminde yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması; her iki birimin birbirini karşılıklı denetleyebilmesinden dolayı avantaj olarak kabul edilir. Parlamenter sistemde yürütme ve yasama birlikte hareket ettiğinden karşılıklı olarak birbirlerinin eleştirisini yapmaları çok nadir görülür.
Başkanlık sisteminde yasamanın(parlamentonun) yürütmeyi fesih etme yetkisi yoktur. Başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran temel özellik, yürütme organının biçimi ve rolü ile ilintilidir ve parlamenter sistemden farklı olarak, başkanlık sisteminde yürütme organı ile yasama organı iç içe geçmemiş durumdadır….Devlet başkanı yasa önermez fakat yasama organının(parlamento) yaptığı yasaları veto etme hakkına sahiptir.”
Devlet kamu yönetiminin günlük yönetimi için tek yetkiyi ve sorumluluğu alan devlet gücünün(Yürütmenin), yasama(parlamento) organından bağımsız bir şekilde yönetimde bulunduğu hükümet sistemidir.
Eleştirmenler başkanlık sisteminin oy verenlere parlamenter sistemdeki gibi hesap sorma hakkı vermediğini ifade ederler. Devlet başkanı veya meclis(parlamento-yasama) karşılıklı olarak birbirlerini suçlayarak mesuliyetten kaçabilirler. Eski Maliye Sekreteri C. Douglas Dillon ABD'yi tanımlarken: "başkan kongreyi suçluyor, kongre başkanı suçluyor, ve halk kafası karışık halde kalakalıyor" demiştir.
Başbakan genellikle milletvekilleri tarafından, devlet başkanı ise doğrudan halk tarafından seçilir. Buna göre başkanlık sisteminin destekçileri, halk tarafından doğrudan seçilmiş bir liderin herhangi bir yasama organı tarafından dolaylı yollardan seçilmiş bir lidere kıyasla daha demokratik olduğu görüşünü savunurlar.
Otoriter rejime olan eğilim — bazı siyaset bilimciler başkanlık sisteminin anayasal olarak stabil olmadığını söyler. Fred Riggs gibi bazı siyaset bilimcilere göre başkanlık sistemine geçmeye çalışan hemen-hemen her ülkede bu sistem otoriter rejime dönüşmüştür. Dana D. Nelson 2008 yılında yayınlanan Bad for Democracy kitabında ABD'deki başkanlık sisteminin aslında demokratik olmadığını iddia eder.
Kuvvetler ayrılığı; başkanlık sisteminde başkan ve yasama meclisi iki paralel yapı şeklinde çalışır. Eleştirmenler bu durumun istenmeyen siyasi çıkmazlara neden olacağını ve başkan ve yasama meclisinin birbirlerini suçlamalarına sebep olacağını söylerler.
Liderlik değişiminde engeller — devlet başkanı görev süresi dolmadan görevinden alınamaz. Eleştirmenler bunu çok büyük bir sorun olarak görürler.
Ülkelerin siyasi geleneklerine göre farklılıklar — bazı siyaset bilimcilere göre başkanlık sisteminin tamamen kendisine özgü şartları olan ABD dışında, istikrarlı bir demokrasi yarattığı görülmemektedir.
Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler
Afganistan-Amerika Birleşik Devletleri-Arjantin.-Azerbaycan-Belarus-Bolivya-Brezilya-Dominik Cumhuriyeti-Endonezya-Ermenistan-Ekvator-El Salvador-Filipinler-Guatemala-Güney Kore-Haiti-Honduras-İran-Kazakistan-Kenya-Kıbrıs-Kolombiya-Kosta Rika-Liberya-Meksika-Nikaragua-Nijerya-Panama-Paraguay-Peru-Seyşeller-Sierra Leone-Sri Lanka-Sudan-Surinam-Şili-Tanzanya-Türkmenistan-Uganda-Uruguay-Venezuela-Zambiya.
Bence, bu ülkelerden biri olacağız. Belki de daha diktatörü…Asla, ABD olmamız söz konusu değildir. ABD sistemi sadece halkı inandırmada araçtır.
Başkanlık sistemini; Osmanlı İmparatorluğu’nu 623 yıl yöneten Osmanlı Hanedanlığıyla özdeşleştirebiliriz. Yani, günümüz başkanlık sistemi, postmodern padişahlık sistemidir bana göre. Dahası, modernize edilmiş Osmanlı padişahlığı saltanat makamı…
Bildiğimiz gibi Fatih Sultan Mehmet; saltanatının son yıllarında oluşturulan "Kanunname-i Âli Osman", daha önceki padişahların yazılı kurallarını bir ayaya getirmekle birlikte, devlet yönetimini aşırı merkeziyetçi bir yapıya dönüştürmüş ve padişahı "mutlak hâkim" kılmıştır.
Osmanlı İmparatorluk yapısı; Saltanat makamı ve Divan-ı Humayun şeklinde 2 yapıdan oluşmuyor muydu? Yani, Başkanlık Sistemi’ndeki Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık(Bakanlar kurulu) gibi.
Divan-ı Humayun’u kim atardı? Saltanat makamının mutlak hakimi padişah. Başkanlık sisteminde Başbakanı kim atıyor? Başkanlık sisteminin mutlak hakimi Cumhurbaşkanı(Başkan).
Padişahlar, sultan unvanına ek olarak Halife unvanını da taşımaya başlamışlardır. Osmanlı padişahları tahta çıktıklarında yayımladıkları bir tür genelge olan Adaletnâme; kanunlara uyulması ve herhangi bir haksızlığa hiç kimsenin uğratılmaması konuları hakkında kaleme alınırdı.
Osmanlı Devleti yönetim birimleri nasıldı?
Vilayet(Eyalet)- Sancak (İl veya birkaç il bir arada)-Kaza(İlçe-Nahiye(Bucak)-Karye(Köy).
İşte Osmanlının, monarşik bu yapısısın, birileri tarafından, yeni anayasa çalışmaları aracılığıyla ‘Başkanlık Sistemi’ modernize edilerek meşrulaştırılmak istenmektedir. Bu bir bağlamda padişahlığı çağrıştıran ‘Tek Adam’lığa gidiştir. Çünkü biliniyor ki, Monarşi, bir padişahın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Doğrusu, saltanatın diğer adıdır. Unutulmasın, monarşi yanlılarının siyasi doktrini, ‘tek erklik’tir, tek adamlıktır ve diktatörlüktür.
İktidarın’ son ‘Büyükşehir-Bütünşehir Yasası’ ile Büyükşehir Belediye Sınırlarının, İl sınırlarına dek uzatılması, Başkanlık sisteminin ön çalışmaları gibi geldi bana.
Ne kadar ilginç değil mi?
Günümüzde Eyalet sistemi ve bölgesel özerklik istenmesi.
Eksiğimiz, gündem inşa edemeyişimizdir. Siz ülkenin gündemini gereksinimlere göre inşa etmeniz için gündem mühendisi olmak zorundasınız, gündem manyağı değil…
Durduk yerde, Başkanlık sisteminin dayatması ve de yarı başkanlıktan vazgeçilmesi, gündem manyaklığından başka bir şey değildir.
Diğer taraftan, son getirdiği; ‘Büyükşehir Belediye Yasası ile, yerinden yönetim ilkesine ters düşerek ‘Başkanlık ve Yarı Başkanlık’ sitemiyle çelişiyor.
Niçin mi?
Biliyorsunuz; Yerel yönetimler başkanlık sistemi gibi şekillendirilebilir. Amerika Birleşik Devletleri'nin bütün eyaletleri başkanlık sistemini kullanır. Japonya'da hükümet parlamenter sistemi kullanır fakat yerel yönetimler yerel kurullarca seçilen vali ve başkanlarca yönetilir.
Düşünün, Büyükşehir Belediye Sınırları, İl sınırlarına dek uzatılıyor. Örneğin, bu yaklaşımla Muğla Büyükşehir yapılıyor.
Tarihten gelen Köy düzeni kaldırılıyor, halkın küçük yerel küçük yerel birimlerinde kendi kendini idare etmesinin ve yöneticisinden hesap sormasının önü kesiliyor. Dahası; Düşünün, otomobille Muğla’ya 3 saat uzaklıktaki Bodrum Büyükşehir’e teslim ediliyor. Bu nedir biliyor musunuz. Genellikle seçimleri kaybettiği önemli sahil kentlerini ele geçirmek. Bu da, Başkanlık sistemindeki samimiyetsizliği gündeme getirmektir ve otoriter keyfi idareye adım atmaktır. İl Özel idareleri kaldırılıyor , fakat kurulacak koordinasyon merkezlerini yine valiler yönetecek
Siyaset bilimci değilim, fakat her ‘okur yazar gibi’ okuduğunu anlayan ve yazabilen biriyim.
Daha protest anlatımla; Ülkemde, birkaç kişi düşünür, birkaç kişi siyaset yapar ve birçok kişi peşinden gider ya, işte ben birçok kişinin de düşünebildiğini, siyaset yapabileceğini kanıtlamak adına yazıyorum. Eğer, o birkaç kişiden biri olsam; yani Fehmi Koru, M.Ali Birand, Hasan Cemal, Enis Berberoğlu, Engin Ardiç v.d, yazdıklarım dikkate alınırdı.
Evet dikkate alınmadım, fakat dikkate alınan birkaç kişi yazılarımdan alıntı yapabildiler.
Başkanlık konusuyla ilgili 1993’ten beri yazıyorum. 21 ağustos 1993 günkü Cumhuriyet’te şunları yazmışım:
“…Bakanlıklar, merkezi yönetim erkini belirleyen kurumsallıklardır. Temel işlevleri, idari ve ekonomik bağlamda merkezi disiplini sağlayan proje ve programlarla verimliliği yaygınlaştırmaktır. Bir bakıma ‘Ulusal Değerlerin’ korunarak eşitsizliğin giderilmesi ve hizmetin yaygınlaştırılmasıdır. Merkezi yönetim; disipline edilmiş verimlilik boyutundaki üretkenliğin, bölgeler arasındaki dağılımını istenilen ölçüde gerçekleştirememekte, dolayısıyla bölgesel dengeyi oluşturamamaktadır. Bu da bölgelerin doğal dengesini olumsuz etkilemektedir… Bölgelerdeki ekonomik yetmezlikte beliren göçler; gelişmiş veya gelişmekte olan bölgeleri yaşanılır olmaktan çıkararak, bölgesel kalkınma dengesizliklerinin kaynağı olmaktadır. Bölgesel geri kalmışlığın giderilebilmesi için, demokratik merkezi yapıyı bozmayacak disipliner bir yöntemle her bölgenin ekonomik potansiyel değerlerin ‘yerinde’ yerel ve merkezi güçlerin katılımında işlenmelidir… Bunu üstlenecek kurum ise: ‘Bölge Bakanlığı’dır. Bölge kalkınma işlevli; GAP(Güney Doğu Anadolu kalkınma projesi), KOP(Konya Ovası ve Orta Anadolu Kalkınma Projesi), DAP-(Doğu Anadolu Kalkınma Projesi), KAP(Kuzey Anadolu Projesi) ve BAP(Batı Anadolu Kalkınma Projesi)’nin yeniden yapılandırılmasıyla ‘Bölge Bakanlık’larına dönüştürülebilir.
Bölgelerdeki ‘ekonomik bağlamda’ tüm sorunlara yerinde çözüm için ‘Yerinde Yönetim’ işlevine sahip bu projelerin ‘Bölge Bakanlık’larına dönüştürülmesiyle, bölgesel kalkınma dengesizliklerinin giderileceğini düşünüyorum…”
14 Mart 2007’de de şunları yazmışım: “Türkiye’yi 8 bölgeli eyalete dönüştürmek isteyen Kenan Evren; ‘Bölgesel Kalkınma Projeleri’ni neden aklına getirmedi de; gizli federasyon amacına yönelik; ‘Bölge Parlamento’ istemindekilere çanak tuttu anlamış değilim”
28 Aralık 2010 tarihli “Demokratik Özerkliğe Katkı 'Bölge Bakanlıkları'” başlıklı yazımda da şu ifadeleri kullanmışım:
“Buradaki Yerinden Yönetim önerisi; bir bağlamda; Parlamenter Sisteme, demokratik işlerlik kazandıracak Yarı Başkanlık önerisidir.
Sormak gerek; Yarı Başkanlık Siste mi, yoksa bizdeki Parlamenter sistem mi, daha demokratik?
Parlamenter sistemi işlevsiz kıldık, Başkanlık Sistemin de; modernize edilmiş dikta rejiminin kaynağı dedik. Peki, Yarı Başkanlık Sistemini ülkemiz için neden hiç akla getirmeyiz ki?
Bildiğimiz gibi, bugün ‘başkanlık sistemi’ diyenler, önceleri, Yarı Başkanlık Sistemi diyorlardı.
Eğer, Parlamenter Sistemi işletilmeyecek ise ve bu nedenle, olmazsa ‘olmaz’ noktasına gelinerek, olgu olursa ‘olur’ noktasına taşınmışsa, önerim; Parlamenter Sistem ile harmanlanmış, Yerinden Yönetim esaslı Yarı Başkanlık Sistemidir.
Bunun da, ‘Bölge Bakanlıkları’ önerimle beslenmesi gerektiğin düşünüyorum:
Örneğin; Orta Fırat, Dicle, Hakkâri, Yukarı Murat-Van, Erzurum-Kars, Yukarı-Fırat, Doğu Karadeniz, Orta Karadeniz, Batı Karadeniz, Adana, Antalya, Konya, Orta Kızılırmak, Yukarı Kızılırmak, Yukarı Sakarya, İçbatı Anadolu, Ege, Çatalca-Kocaeli, Yıldız Dağları, Ergene ve Güney Marmara Bölge Bakanlıkları oluşturulabilir; GAP, KAP benzeri bölge kalkınma projeleriyle beslenerek.
Bölge bakanların, bölge milletvekilleri ve bölge yerel meclis üyelerinin seçimiyle belirlenmesi ve hükümetin bu bölge bakanlarıyla oluşturulması; Başbakan’ın; bölge milletvekilleri ve bölge bakanlarının oylarıyla, Cumhurbaşkanı’nın ise; bölge milletvekilleri ve bölge bakanlarının bölge meclisi üyelerinin, üniversite, STÖ’leri, Meslek Odaları, hükümet dışı kuruluşlar ve muhtarlık temsilcilerinin oylarıyla seçilmesi ve kutuplaşmaya neden iki türlü seçim sisteminden vazgeçilmesi..
Bölge milletvekillerinin, bölge meclisinin de üyeleri sayılması ve yerel ekonomik, sosyal ve kültürel kararların bölge bakanı başkanlığında alınması, uygulamaya geçirilmesi ve uygulamaya geçirilen bu kararların, bölge bakanı tarafından merkezi hükümete bilgi için taşınması…
Tüm bölgelerin uluslar arası ilişkilerinin ve bu konudaki kararları merkezi hükümet tarafından alınması; yasama çalışmalarının, bölge bakanlığı ön çalışmaları esas alınarak yapılması, ayrışmanın önünün almak adına, yerel temsilcilerin de bulunduğu yargının merkezden yürütülmesi…
Önerilerim, parlamenter sistem, tüm dokularıyla beslenip, yenilenmez ve parlamenter sisteme işlerlik kazandırılmaz noktasındaki önerilerimdir.”
http://blog.milliyet.com.tr/Demokratik_ozerklige_Katki_…/…/…
Son olarak da; 29 Mart 2011 tarihli “Engin Ardiç’ın eyalet önerinse önerimdir” başlıklı yazımda benzer şeyler yazdım.
http://blog.milliyet.com.tr/engin-ardic-in-eyalet-oneri…/…/…
Bunun yanı sıra; Başkanlık sistemiyle ilintili o’nu tümleyecek ‘Kamu Reformu Yasası’ ile ilgili 2003’tenbu yana sürekli araştırma yapıp kaleme aldım. En son; 9 Mart 2008'de 'Belediye Yasası mı, Belediye Kasası mı' diye yazmışım. AKP bu yasaya Kamu Reformu adı altında 2002'de çalışmalara başladı ve o zamanki kamu çalışanı olarak benden de bazı bilgiler aldılar, fakat dikkate almadılar, çünkü işlerine gelmedi. O zaman Dünya Gazetesi'nde yazıyordum. http://www.milliyetblog.com/belediye-yasasi-mi--belediy…/…/…
Sonuç;
“Bölge Bakanlıkları” bütünde, yarı Başkanlık sistemine evet, Başkanlık sistemine, ‘yukarıda belirlediğim nedenlerden ‘ kesinlikle ‘Hayır!’ diyorum.
Sayın Erdoğan iktidar yaşamında sürekli ‘siyasi gücü artıkça’ üslubunu sertleştirerek otoriteleştiği yadsınabilir mi?! Her seçim sonrası balkonlarda yaptığı barış ve uzlaşma içerikli sözlerini unutarak, kendisine aşırı yetki veren kanunlarla adeta Osmanlı eyalet sistemini kurumsallaştıracak yapılanmaya gitti. Siyasi ilişkileri sertleştirerek toplum genelinde otoriteleşme endişesi yaratıp toplumsal mutabakat sürecini bozdu. Siyasi kutuplaşma yaratarak çağcıl Anayasa yapımının önünü tıkadı.. Başkanlık Sistemi konusunda, dayatmamız yok diyerek ve de AK Parti’nin resmi belgeleri Parlamenter Sistem öngörmesine karşın bugünkü noktaya getirdi olguyu.
Parlamenter sistemin devam etmesi halinde halk oyuyla Cumhurbaşkanı seçilen R.T.Erdoğan ile Başbakan arasında “yetki krizi” çıkmayacağının garantisini kimse veremez. Halk oyuyla seçilen ama parlamenter sistemin kuralları içinde davranan, Avusturya’daki gibi başarılı bir modeli yakalamak ülkemiz özgünlüğündeki siyasal yapılanmalarda olası görmüyorum. Cumhurbaşkanı asla parti başkanı gibi davranamaz-ki davranıyor-; o halkın(cumhur) başıdır. Cumhurbaşkanı’nın doğaldır ki bazı yetkileri vardır. Burada esas olan yetkilerin çok dikkatli kullanımıdır. Aksi taktirde sistem üzerinde denetleyici, yönlendirici olamaz. Parti kimliğiyle davranarak salt ideolojisini yönlendirir. Ki bu da kamplaşmaları körükleyen otoritaryan bir duruşu beraberinde getirir. Yani dinci, ırkçı, kinci, faşist ve/veya ayrımcı kişilik tipolojisini egemen kılar.
Bu yapıda kurtulmak adına Atatürk ve İnönü’nün partili cumhurbaşkanlığını örnek göstermek, çelişen bir duruştur. Siz o tek partili dönemin ‘partili’ Cumhurbaşkanları her anlamda karalayacak, hatta ‘iki sarhoş diye aşağılayacaksınız, ardından onları örnek alarak, geçiş dönemini araç olarak kullanacaksınız, tıpkı demokrasiyi amaçlarınız için araç olarak kullandığınız gibi. Bu özdeki amacın "amaçlar araçları meşru kılar" temeline dayalı ilkel bir makyavelist yaklaşımdır.
Atatürk ve İnönü’yü model gösteremezsiniz. Onların modeli, 600 yıllık bir saltanattan cumhuriyete geçiş dönemi modelidir ve bir dönem sonra terk edilmiştir. Öyle ki; icrayı başbakanlara(İnönü’ye ve Celal Bayar’a) bırakmıştır.
Siz; aksine Davutoğlu’ndan icra yetkisini alıyorsunuz.
Siz; “Siyasetçi bin düşünecek bir konuşacak” diyor, fakat bir düşünüp bin konuşan olduğunuzu unutuyorsunuz...
Siz; “Benim işim gündem oluşturmak. Gündem oluşturarak birilerine peşime takarım, birilerinin peşine takılmam” diyorsunuz ve de toplumu, karşıtlarınızı yapay gündemlerle tartıştırıp, onları gerçek gündemlerden uzaklaştırıyorsunuz..
Başkanlık sistemi de bu gündemlerden birisi.
Ve, Türkiye'nin halkoyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Bakanlar Kurulu'na başkanlık ediyor(19 Ocak 2015).
İlk kez 1962 yılında 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, en son da 12 Mayıs 2000’de 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlık etmişti, bakanlar Kuruluna.
Bu duruşunuzla, T.C’ni iptal emenin miladı olarak gördüğünüz 2023’ü zor görürsünüz..
Son 2 not:
1- Türkiye’ye demokrasi geldi ve her şeyi tartışıyoruz” diyorsunuz. İyi de neden sizleri tartışamıyoruz? Tartışan neden soluğu cezaevinde alıyor?
2-Bu yazıyla Rcep T. Erdoğan defterini kapattım. Ne yaparsa yapsın, kendi başına bıraktım. Sorumluluğunu bir kitap ile tamamen üzerimden atacağım. Dile kolay 13 senedir yazıyorum kendisini; kitaplaşmayı hak etti.
Kitabın adı, kendisi pıır diye uçuncaya dek sıır...
http://www.milliyetblog.com/belediye-yasasi-mi--belediy…/…/…
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

18 Ocak 2015 Pazar

ARHAVİLİLERİN ONURLU EVRENSEL DURUŞU

ARHAVİ DOĞA KORUMA PLATFORM’NUN

İSTANBUL EYLEMİ VE 

ARHAVİLİ MNG’NİN ARHAVİ DURUŞU
18 Ocak 2015
“Arhavi Doğa Koruma Platformu, Arhavi dereleri üzerindeki hidroelektrik santrali (HES)  projelerini protesto etme amacıyla İstanbul – Mecidiyeköy’de bulunan MNG Holding binası önünde eylem yaptı…”
Beni MNG duruşundan çok, Arhavi Belediyesi’nin 23 Ağustos 2014 günü “İş Adamlarımıza Sahip Çıkıyoruz “adı ile Arhavi ilçesinde yaptığı basın açıklamasında,  memleketine sahip çıkan gurbetçiler için “Dış Mihraklar” açıklaması etkiledi.
Doğaya ve doğana duyarlı Arhavili nasıl “dış mihrak” olur. Bu resmen düz mantık ötesi dümdüz mantıktır.
O dümdüz mantığa ancak, düz mantıkla yanıt verilir.: “Bizler ‘Dış mihrak’ isek belli ki kendileri de ‘İç mihrak’ ”.
“Dış mihrak” olarak “İç mihraklara” diyoruz ki, biz; uluslararası projelere attıkları imzalar nedeniyle değil Arhavi’nin Türkiye’nin gururu olarak gördüğümüz İşadamlarına sürekli sahip çıktık. Çünkü katkılarıyla Arhavi’nin doğasına ve doğanına sahip çıkıyorlardı. Yine de, her zaman olduğu gibi cennetin izdüşümü Arhavi’mize bazı işadamlarımıza ve de ve ülkemizin doğasına ve de doğanına sahip çıkmayı sürdürüyoruz, ama MNG’ye bakışımız beklenmedik bir şekilde değişti, değişmesi gerekiyordu da..
"Dünyada inşaatta Arhavi ilçesi, uyuşturucu da x ilçesi " diyerek çarmıklıları,  Özaltınları, Ertuğrul Kurdoğlu grubunu ve Yavuz Batum grubunu sürekli takdir ettim ve gurur duydum yaratıcılıklarından dolayı.. Sonraki jenerasyonun öncüsü MNG'yi de süreç içinde  bunlara kattım. Yarattılar, ürettiler büyük projelere imza attılar. Öyle ki, ulus düzeyi ve uluslararası düzeyde devasa projeler üstlendiler.
MNG nedense o üretken ve  onurlu   duruşundan, dahası üreten yaratıcılığından kendini soyutlarcasına ‘köşe dönücü ve iş bitirici’ temele dayanan  ‘Turgut Özal’in kolaycı  felsefesine yöneldi. Ulus ötesinden çok hep içeride dolandı. Özal felsefesini ilke edinen AKP iktidarında bu duruşunu abarttı. Yani, bugünkü itici durumuna düşürdü kendini..
Bu süreçte nedense Çarmıklıları değil de ille de meslekdaşım m. Nazıf Günal ve de Nuri Özaltın grubu karşımıza çıktı! İlle de MNG..
Bundandır ki, üretken, yaratıcı Arhavi insanı  MNG nedeniyle iki farklı karaktere büründü: 1- Doğaya ve doğana sevdalı çoklar 2-  doğaya ve doğana düşman dolara sevdalı azlar..
Günal gün gelecek gerçeği görecek, fakat inşallah iş işten geçmemiş olur..Birileri mi MNG'yi tehdit ediyor, yoksa dolar sevdası için kendisi mi doğayı ve doğanı tehdit eetmeyi tutku haline getirdi..
Soruyorum;  “Doğayı yok edenler doları nerede harcayacaklar?” Dahası, “Doları çok, doğası yok adam doları ne yapacak?”..
Sözüm daha çok sanadır Mehmet Nazif Günal ağabey. Çünkü neden çok.
İşte nedenleri: “MNG firması, Kavak HES projesinde hileli ÇED raporu hazırladı. Kamilet Vadisi’ne plansız ve izinsiz HES yolu başlattı. Savaş döneminde geçerli olan Acele Kamulaştırma Kanunu’ndan yararlanarak Bakanlar Kurulu kararıyla Arhavili vatandaşların elinden arazisini zorla almaya kalktı..Yetmedi;  Rize İdare Mahkemesi’nin Kavak HES projesinin ÇED raporunun iptal edilmesini gerekçe göstererek proje ile ilgili orman izinlerinin de iptal edilmesi gerektiğine dair karar vermesine karşın, MNG, Rize İdare Mahkemesi’nin kararına rağmen sözde iyileştirme yaparak, küçük bazı değişiklikler ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yeni bir ÇED raporu sundu..Bakanlık, yasa gereği 21 kişilik komisyonun kararıyla verilmesi gereken ÇED nihai kararını ikisi firma yetkilisi, ikisi ÇED Genel Müdürlük yetkilisi olmak üzere dört kişilik bir komisyonun kararıyla verdi. Usulsüz ve kanunsuz Nihai ÇED raporuna yapılan itiraz ise henüz sonuçlanmadı.”
Karadeniz bölgesinde yoğunlaşan HES inşaatlarını protesto etmek için toplanan yaklaşık 200 kişi Mecidiyeköy’de toplandı. Arhavi Doğa Koruma Platformu üyeleri dünyaca ünlü doğa zenginliğimiz Kamilet Vadisi’nde 1 tane, deniz kıyısındaki Cihani ve Cumhuriyet Mahallesi’nde ise 2 tane Nehir Tipi Hidro Elektrik Santrali yapmayı planlayan firmayı protesto etmek için yürüyüş yaptı. Bölgenin sembol kuşlarından olan Atmaca maskeleri ile yürüyen grup çalan tulumlar eşliğinde MNG Holding’in Fulya’da ki merkezine gitti. Bina önünde grup adına açıklama yapan Arhavi Doğa Koruma Platformu Sevinç Alçiçek, “Günal, doğduğu toprakların kökünü kuruturcasına HES yapmak istiyor. Atmacalar olarak buna engel olacağız..Biz bu derelerde yüzmeyi, doğaya sahip çıkmayı, insan olmayı öğrendik. Bir an önce bu katliam projelerini durdur. Arhavi halkı olarak HES istemiyoruz ve derelerimizin ve değerlerimizin yok edilmesine göz yummayacağız.” dedi.
MNG eğer kendini affettirmek istiyorsa, Arhavi’yi dağı taşı deresi, kuşu, vadisi ve tüm canlısıyla “Doğal SİT alanı” ilan ettirmelidir. Çünkü Arhavi doğası ve doğanıyla özeldir ve de Türkiye’nin ender rengidir.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

17 Ocak 2015 Cumartesi

GALATSARAY BASKET TAKIMI VE DUYGUN YARSUVAT


GALATASARAY'DAN  MÜTHİŞ KIZILYILDIZ ZAFERİ

17 Ocak 2014
THY Euroleague TOP 16 mücadelesinde Galatasaray Liv Hospital, deplasmanda Kızılyıldız'ı 65-74 mağlup etti.
Bilindiği üzere, 21 Kasım 2014’te Galatasaray Liv Hospital'ın Kızılyıldız ile oynadığı basketbol maçı öncesinde çıkan olaylarda bir Sırp taraftar kalbinden bıçaklanarak öldürülmüştü.
Böylesi gergin maçta sahaya çıkma yürekliliğini gösteren GS’in bu duruşunu benim diyen takım veremezdi. En önemlisi; evrensel barış adına Galatasaray Başkanının gösterdiği duyarlılığı ve de yürekliliği benim diyen başkanın yapamayacağıdır: “Galatasaray Başkanı Duygun Yarsuvat, İstanbul'da Kızılyıldız'la oynadıkları maç öncesi çıkan olaylarda bıçaklanarak öldürülen Sırp taraftar Marko İvkoviç'in mezarını ziyaret etti.”
Öyle ki;
Maçtan önce sahaya domuz bacağı attılar..Sırp fanatikler, Kızılyıldız-Galatasaray Liv Hospital maçı öncesi sahaya domuz bacağı attı. Salonu dolduran 25 bin Kızılyıldız taraftarı sürekli "Türkleri öldür" diye bağırdı.
Maçın oynandığı Kombank Arena'yı tamamen dolduran 25 bin Sırp, başta Ergin Ataman olmak üzere Türkiye ve Galatasaray aleyhine tezahüratlarda bulundu.
Belgrad ekibinin ünlü taraftar grubu Delije maç boyunca sürekli olarak "Türkleri öldür" manasına gelen "Ubi ubi Turcine" diye tezahürat yaptı.
Mücadele esnasında Galatasaray Liv Hospital'ın ataklarını sürekli ıslıklarla karşılayan Kızılyıldız taraftarları, bir ara da Galatasaray'ın futbol takımının eski formasını da yaktı. Yakılan forma aşağıya doğru atıldı. Görevliler müdahale ederek yanan Galatasaray formasını söndürdü.
Tüm bunları belli bir grup yaptı. Sırp taraftarlarının çoğunluğu bu yapılanların yanında yer almayarak asla taşkınlığı abartmadı..Bu bağlamda onları da kutlamak gerekir..
Turkish Airlines Euroleague TOP 16 E Grubu 3. maçında Galatasaray Liv Hospital, gergin geçen Kızılyıldız deplasmanına konuk oldu. Kombank Arena'da oynanan mücadelenin ilk çeyreğine GS etkili başladı. İlk 10 dakika sonunda Aslan, 21-19'luk skorla gülen taraf oldu. İkinci çeyrekte Kızılyıldız daha etkili bir oyun sergiledi ve öne geçerek devreyi 35-33 üstün tamamladı.
3. çeyrekte temsilcimiz Galatasaray Liv Hospital, oyuna üstünlük kurdu ve 3. periyotu 51-47 önde tamamladı. Son çeyrekte GS daha rahat bir oyun sergiledi. Kızılyıldız takımının top kayıpları ve başarısız atışları, Aslan'ın da etkili sayıları ile fark biraz daha açıldı ve sahadan galip ayrılan taraf Galatasarayımız oldu: 65-74.
Salon: Kombank Arena
Hakemler: Dani Hierrezuelo (İspanya), Olegs Latisevs (Letonya), Piotr Pastusiak (Polonya)
Kızılyıldız Telekom: Williams 12, Kalinic 9, Lazic, Mitrovic 4, Marjanovic 18, Blazic 4, Tejic 1, Jenkins 6, Jovic, Zirbes 9, Dangubic 2
Galatasaray Liv Hospital: Arroyo 11, Sinan Güler 4, Micov 12, Erceg 4, Young 4, Carter 10, Kerem Gönlüm 6, Pocius 11, Maric 4, Ender Arslan 8
1. Periyot Sonucu: 19-21
2. Periyot Sonucu: 35-33 (16-12)
3. Periyot Sonucu: 47-51 (12-18)
4. Periyot Sonucu: 65-74 (18-23)
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 05066090032

6 Ocak 2015 Salı

SAMSUNSPOR GALİBİYETE HASRET


SAMSUNSPOR 2 KUPA 2 LİG  4 MAÇTA, 3 BERABERLİK 1 YENİLGİ ALDI
4 Ocak 2015

1-Samsunspor 1-1  Altınordu
04 Ocak 2015    
Kusura bakabilir Erhan Altın: Erhan Altın çalıştırıcı olarak inanın küçük şeylerden mutlu olan biri. Bu nedenle Samsunspor’un  Altınla büyük oynaması olası değil. Dahası, SüperLig şampiyonluğu gibi büyük mutluluğu kaldırması çok zor.
Amaç küme düşmemek olabilir, fakat bunu da başaramayacak gibi.
26 Aralık 2014 günü 3 adayın yarıştığı Samsunspor Olağanüstü Genel Kurulu gerçekleşti. Olağanüstü Genel Kurul sonrası Samsunspor'da Yeniden “İsmail Erkut Tutu” dönemi başladı. Tutu deyince 2010-11 Banka Asya 1.Ligi şampiyonluğu akla geliyor. İsmail Erkut Tutu başkanlığındaki yönetim kurulu, Ömer Çoruh, Rüştü Arapoğlu, Ali İhsan Aka, Metin Ateş, İbrahim Çevik, Hasan Bozal, Ahmet Bülent Günen, Adem Yazıcı, Ömer Tekin, Fikret Yalçın, Abdurrahman Güngör, Serhat Kurt, Fazlı Abdik ve Selahattin Süleymanoğlu’ndan oluştu.
İsmail Erkut Tutu deyince; 1 Ağustos 2010-4 Haziran 2011 arası başkanlığı dönemindeki  2010-11 sezonunda Süper Lig’e çıkışı akla gelir. Ne olduysa sayın Tutu başkanlığı bıraktı ve onun yerine gelen Kazım Yılmaz döneminde Adnan Keskin denen şahsa yaptırılan yanlış futbolcu alımlarıyla bugünlere gelindi.
Gönül ister ki aynı Tutu bazı çıkarcılara  meydanı tekrar boş bırakmaz.
Öncelikle, futbolcuların parasal sorununu ve çalıştırıcı sorununu çözmeli.

Türkiye PTT 1. Lig 2014/2015 sezonu 04.01.2015 13:00 günkü ilk devrenin son,16.maçı:
Stadyum: Samsun 19 Mayıs   
Hakemler : Özkan Çeliker-Gökhan Memişoğlu-Serkan Akal
Samsunspor: 12 Furkan Köse-4 Fatih Kılıçkaya-6 Ahmet Burak Solakel-20 Safa Serbest( Recep Niyaz 57')-32 Murat Akyüz-35 Tuna Üzümcü-5 Doğan Erdoğan(Zafer Özden 70’de) -7 Musa Aydın-88 Taha Yalçıner-22 Alperen Pak(Serdar Eylik 72') -99 Eldin Adilovic    
İlk 11 Değeri : 3.600.000 EUR
Yedekler: 1 Soner Şahin-3 Ercan Yazıcı-19 Mücayit Ceylan-8 Zafer Özden-10 Serdar Eylik-11 Halil İbrahim Pekşen-17 Recep Niyaz 
Çalıştıran: Erhan Altın
 Altınordu: 1 Ramazan Üstündağ-32 Gökhan Yılmaz-52 Kemal Cingirt-55 Yusuf Abdioğlu-96 Çağlar Söyüncü-8 Serkan Göksu     -11 Erdoğan Yeşilyurt-19 Arif Morkaya-41 Berkay Samancı (Göksu Türkdoğan 57')-68 Cengiz Ünder(Sinan Osmanoğlu 90')  -17 Taha Balcı(Yusuf Akyel 64')      
İlk 11 Değeri : 1.500.000 EUR
Yedekler: 15 Tolgahan Acar-4 Rıza Efendioğlu-90 Sinan Osmanoğlu-20 Yusuf Akyel-48 Ozan Sol-9 Mertan Caner Öztürk-10 Göksu Türkdoğan 
Çalıştıran: Hüseyin Eroğlu
Goller: Samsunspor’dan Taha Yalçıner attı 75’te. Altınordu’dan Galatasaray genç takımından gelen Serkan Göksu attı, 85’te.  
Samsunspor ve Altınordu ilk kez; Türkiye 1.Ligi 1969/1970 sezonu 19.10.1969 15:45’te İzmir Alsancak stadında karşılaştılar. Ziya Türkdoğan’ın yönettiği maçı eski BJK’li Ahmet Şahin’in attığı gollerle Samsunspor 2-1 kazandı. Altınordu’nun golünü Vinko Zadel attı. Samsunspor’u Basrı Dirimlili, Altınordu’yu Erdoğan Gürhan çalıştırıyordu. O sezon Samsunspor 6. Oldu, Altınordu ise Gençlerbirliği ile birlikte 2. Lige düştü.
Altınordu: Mustafa Güngören-Müjdat Özgür-Hayrettin Karaman-İsmet Orhunbilge-Behçet Arkun-Bahri Altıntabak-Erkan Velioğlu-Vinko Zadel-Dragoljup Siyatski-Yavuz Kirmanoğlu-Fikret Solmaz 
Samsunspor: Tekin Üstündağ-Coşkun Sapmaz-Cengiz Güngör-Rıfat Usta-Cevdet Çetinkaya-Ahmet Şahin-Temel Keskindemir-Hamdi Tezol-Adem Kurukaya-Sami Tali- Abidin Akmanol 
Türkiye Kupa Grup C 2014/2015  sezonu 31.12.2014 16:00 günkü 4. Maç:
2-Bursaspor 1-1 Samsunspor 
31.12.2014
Bursaspor’un, doğrusu Şenol Güneş kupa için hemen hemen her maça esas oğlanlarla sahaya çıkıyor, yani tam kadro..
Samsunspor 4-3-2-1 ile önde Adiloviç ile oynadı. Eğer önde sıradan bir golcü olsaydı Samsunspor bu maçı alırdı.
İlginç bir maç oldu. Bursa 44’te Ertuğrul Ersoy kırmızı kart gördü. Rakibinini resmen ayağına bastı. Aslında bu acımasızlığı nedeniyle sahadan değil, stattan atılmalıydı(yok değil mi böyle ceza). 90’da Bursa kalecisi Okan Çocuk, pardon Orhan Kocuk dışarıdan elle topu kesince bir kırmızı da o gördü. 9 kişi kala Bursa’yı Samsun yenemedi.  Ve maç karşılıklı gollerle 1-1 bitti. Dahası, iki golü de Samsunspor atmasına karşın maç 2-0 değil 1-1 bitti, çünkü Samsunlu topçular gollerin birini kendi kalelerine attı.
Eğer Samsun Bursa!yı Samsun!da yenseydi gruptan çıkardı. Şimdi Kaf Dağında umut..
Samsunspor’un bu gençleri iyi kumaş..
Bursaspor: 25    Okan Kocuk(90’da kırmızı kart görünce yerine Enes Ünal)-2Renato Civelli-19Emre Taşdemir-24Ertuğrul Ersoy-50Ethem Pülgir(Şamil Cinaz 59') -5Fernando Belluschi-8Bakaye Traore(75 Fernandao) -20Samuel Holmen-33Ozanİpek(46Ozan Tufan)-10Enes Ünal-94Cedric Bakambu   
İlk 11 Değeri : 18.150.000 Eur
Yedekler: 12Harun Tekin-6Şamil Cinaz-7Ozan Tufan-16Volkan Şen-30Josue-55Yasin Pehlivan-9Fernandao 
Çalıştırıcı: Şenol Güneş
Samsunspor: 13Hasan Hüseyin Akınay-3Ercan Yazıcı(Erdi Dikmen 46')-6Ahmet Burak Solakel-19Mücayit Ceylan-20Safa Serbest-8Zafer Özden-10Serdar Eylik-11Halil İbrahim Pekşen-23Burhan Arman(Talha Mayhoş 58')-28Ali Zorlu(Harun Gürbüz 69')-99Eldin Adilovic   
İlk 11 Değeri : 2.450.000 Eur
Yedek: 1Soner Şahin-97Erdi Dikmen-2Oğuzhan Bulgan   
54Talha Mayhoş-95Harun Gürbüz-22Alperen Pak   
Çalıştırıcı: Erhan Altın
Goller: Mücayit Ceylan(35’te kendi kalesine) ve Eldin Adiloviç 55’te  
Türkiye Kupa Grup C 2014/2015 sezonu 31.12.2014 16:30 günkü 4.maç:
Stadyum: Bursa Atatürk    
Hakemler : Bülent Birincioğlu-Ömer Faruk Yeşil-Önder Yılmaz
3-Samsunspor 0-0 Bucaspor 
28.12.2014
Stadyum :Yeni Buca Stadı     
Hakemler : Koray Gençerler*Bahtiyar Birinci-Muhammet Yumak
Bucaspor: 1Çağlar Şahin Akbaba-5Gökhan Sinanoğlu-13Luiz Henrique-95Batuhan İşçiler-6Tamandani Nsaliwa-7Zafer Çevik   
-10Emin Aladağ-21Erkan Taşkıran-67Zekeriya Kacaroğlu-11İskender Alın-22Yasin Avcı 10'(Burakcan Kunt- Mehmet İncebacak 86)
İlk 11 Değeri : 3.900.000 Eur
Yedekler: 94Kemal Mert Özyiğit-2Hüseyin Tokmak-61Taha Can Velioğlu-8Burakcan Kunt-14Mehmet İncebacak-19Torric Jebrin-9Deniz Pero
Çalıştırıcı: Sait Karafırtınalar
Samsunspor: 12Furkan Köse(Soner Şahin 46')-4Fatih Kılıçkaya-32Murat Akyüz-35Tuna Üzümcü-5Doğan Erdoğan 81'-7Musa Aydın-17Recep Niyaz(Talha Mayhoş 69')-21Hasan Kılıç-26Mustafa Sevgi-88Taha Yalçıner-9M'Billa Etame   
İlk 11 Değeri : 6.400.000 Eur
Yedekler: 1Soner Şahin-3Ercan Yazıcı-6Ahmet Burak Solakel-20Safa Serbest-28Ali Zorlu 81-54Talha Mayhoş-22Alperen Pak
Çalıştırıcı: Erhan Altın   
Türkiye PTT 1. Lig 2014/2015 sezonu 28.12.2014 13:30’daki 15. Maç:
İki takım vasatları aşamadı. Maç 0-0 bitti.
Bakalım yeni yönetim ne yapacak. O da Galatasaray gibi Samsunspor’u Kaç Ak Saray’a taşırsa Allah be….versin. Bırakın bunları, takımı Süper Lig’e taşıyın, Samsun taraftarına ve Samsun’a bu yakışır..
4-Samsunspor 1-3  Bursaspor
Türkiye Kupa Grup C 2014/2015  sezonu 3. Maç 24.12.2014 18:45’de oynandı:
Erhan Altın kardeşim, kupada yedeklerle çıkarak, senin kupa ile lig maçını ayırma lüksün yok. Yok, çünkü takım parasızlıktan kıvranıyor, kupada alacağın başarılı sonuçlar bayağı katkı verecek sana.
Bak 11. dakikada Safa ile Bursaspor karşısında 1-0 öne geçtin. Maç galibiyet ile sonuçlanırsa; 40 bin dolar kazanacaksın..
Her ne ise;
Maçı; Samsunspor 2 kere öne geçmesine karşın 3-2 Bursa kazandı. Bursaspor as oyunculara ağırlık verdiği maçta Samsunspor’dan iyi değildi. Samsunspor’un yedekleri, Samsunspor’un aslarından iyi idi, çünkü para sorunu olmayan A2 oyuncuları rahat oynadılar.
Erhan Altın, 2 gol atan maçın adamı Safa’yı oyundan neden aldı, anlayan varsa söylesin?!
Golleri Samsunspor’dan 12 ve 54’te Safa Serbest, Bursaspor’dan 26, 57’de Josue ve 90’da Fernando attı.
Stadyum: Samsun 19 Mayıs     
Hakemler : Mustafa Öğretmenoğlu-İsmail Şencan-Kerem Ersoy
Samsunspor: 13Hasan Hüseyin Akınay-3Ercan Yazıcı(Erdi Dikmen 80')-6Ahmet Burak Solakel-19Mücayit Ceylan-20Safa Serbest(Recep Niyaz 63')-8Zafer Özden(Taha Yalçıner 66')-10Serdar Eylik-11Halil İbrahim Pekşen-28Ali Zorlu-54Talha Mayhoş-22Alperen Pak   
İlk 11 Değeri : 2.000.000 Eur
Yedekler: 1Soner Şahin-97Erdi Dikmen-17Recep Niyaz-23Burhan Arman-88Taha Yalçıner-95Harun Gürbüz
Çalıştırıcı: Erhan Altın 
Bursaspor:12Harun Tekin-2Renato Civelli-19Emre Taşdemir-22Şener Özbayraklı-5 Fernando Daniel Belluschi-6Şamil Cinaz-30Josue Filipe Soares Pesqueira-33Ozan İpek(Volkan Şen 46') 88Bekir Yılmaz(Aziz Behich 84')-9 Jose Fernando Viana de Santana (Fernandao)-10Enes Ünal(Ozan Tufan 57')     
İlk 11 Değeri : 24.500.000 Eur
Yedekler: 25Okan Kocuk-23Aziz Eraltay  Behich-24Ertuğrul Ersoy-7Ozan Tufan-8Bakaye Traore-16Volkan Şen-55Yasin Pehlivan  
Çalıştırıcı: Şenol Güneş
Samsunspor ve Bursaspor ilk kez 1965/66 sezonu Türkiye 2. Lig Beyaz Grup maçında 26.06.1965 saat 15:00’te Samsun 19 Mayıs Stadında karşı-karşıya geldiler. Maçı; İsmail Bavlı’nın golleriyle Bursaspor 2-0 kazandı. Maçı Sabahattin Ladikli yönetti. O sezon Samsunspor Lig 5. Oldu. İstanbul takımı Yeşildirek, İstanbul  Amatör kümeye düştü. Bursaspor ise Eskişehirspor, Adana Demirspor ve Ankara Güneşspor ile ilk dörde grup birincisi olarak girerek Yükselme grubuna çıktı. Türkiye 2.Futbol Ligi Kırmızı Grup’ta da İzmir Ülküspor İzmir amatör kümeye düştü. Altınordu, Çukurova İdman Yurdu(Şimdiki Mersin İdman Yurdu), Beyoğlu ve Sakaryaspor Yükselme grubuna çıktı. Buradaki maçlar sonrası Eskişehirspor ve Altınordu Lig’e çıktı..
Samsunspor: Erol Özen-Mustafa Kayıkçı-Hakkı Tomaç -Nazım Kayıkçı-Gürel Üstündağ-Celal Soydan-Muhlis Gülen-Ali Kandil-Aydın Yazıcı-Temel Keskindemir-Kemal Bayraktar 
Bursaspor: Yıldız Kısa-İsmail Bavlı-Müfit Gürsu-Taner Çığıraç-  Cengiz Yazıcı-Altan Bulansoy-Vedat Okyar-Erol Erkal-Mustafa Güvenç-Ersel Altıparmak-Mesut Şen 
Samsunspor, İngiltere Premier Ligi’i takımını İngiltere ve Türkiye’de yenen ve eleyen tek Türk takımı olmasına karşın  formasında Türk bayrağı olmayan takımdır.
Formasında Türk bayrağını taşıma hakkını bal gibi Samsunspor’a hak ettiren o iki maç:
1-) InterToto 3.Tur 1998/1999 sezonu 18.07.1998 20:45 günkü maç:
Stad: Selhurst Park Londra, İngiltere
Crystal Palace: Kevin Miller-Andy Linighan-Jamie Smith-David Tuttle-Dean Austin-Marc Edworthy-Steven Thomson-Hayden Mullins-Paul Harries-Clinton Morrison-Mathias Svensson        
Yedekler: Sagi Burton
Samsunspor: Ali Uyanık/ Alioum -Erman Güraçar-Ercan Koloğlu-İmdat Arslan (dk.53 Vural Korkmaz)-Güngör Öztürk-Tümer Metin(62 Ali Akdeniz)-Celil Sağır-İsmet Taşdemir-Uğur Dağdelen-Serkan Aykut-Cenk İşler
Yedekler: Wilson Oruma-Vural Korkmaz- 62 Ali Akdeniz
Goller: Uğur Dağdelen (15')-Tümer(56')
2-) InterToto 3.Tur 1998/1999 sezonu 25.07.1998 20:45 günkü maç:
Stadyum: Samsun 19 Mayıs     
Hakemler : Avusturya  Gerd Grabher
Samsunspor: Ali Uyanık-2İmdat Arslan-3Erman Güraçar-5Ercan Koloğlu-6Güngör Öztürk-Celil Sağır-4İsmet Taşdemir-8Tümer Metin 40'-9Cenk İşler 59'-10Serkan Aykut-16Uğur Dağdelen 46' 
Yedekler: Vural Korkmaz 59'-17Ali Akdeniz 40'-18İlhan Mansız 46' 
Çalıştırıcı: Mehmet Ali Çınar
Crystal Palace: Kevin Miller-Jamie Smith 50'-Dean Austin-David Tuttle-Andy Linighan-Marc Edworthy-Hayden Mullins-Steven Thomson-Paul Harries-Clinton Morrison-Mathias Svensson    
 Yedekler: Sagi Burton 50' 
Çalıştırıcı: Wally Downes  İngiltere
Goller: Serkan Aykut(2, 89)
Kırmızı Beyazlı Kulüpten olaylı bir şekilde ayrılan Aminu Umar'ın yeni takımı belli oldu.
Bu haber canımı acıttı: “Samsunspor'da alacaklarını alamadığı için olaylı bir şekilde ayrılan Aminu Umar Osmanlıspor ile devr arası anlaşacağı öğrenildi. Osmanlıspor Sapara ile sözleşmesini feshetmesinin ardından Nijeryalı yıldız futbolcuyu kadrosuna katacağı öğrenildi. Hatırlayacağınız üzere Samsunspor Başkanı Mehmet Pank ve Başkan Vekili Recep Hun Umar'ın hiç 2 yıl süre ile Türkiye'de forma giymemesi için tüm Kulüp Başkanlarına ricada bulunmuştu. Ancak Samsunspor'dan ayrılan Umar'ın devre arası Osmanlıspor ile anlaşmasına kesin gözüyle bakılıyor.”       
http://www.milliyet.com.tr/sevket-corbacioglu-samsunspor-un-kurulus-tarihi-19-mayis-1919-olmalidir-466136-blog-yazar-yazisi/
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com

GSM: 05066090032

4 Ocak 2015 Pazar

GALATASARAY BEŞİKTAŞ'IN HAVASINI BOZDU


GALATASARAY ASLANI

BEŞİKTAŞ KARTALI’NI PARÇALADI; 2-0
4 Ocak 2015

Galatasaray daha sakin başladı. Kısa ayağa paslarla topun tek sahibi GS idi, fakat rakip kalede üretken olamadı. Sabri’nin sağ taraftaki edilgenliği bunda etkindi. Ve ilk yarı başladığı gibi bitti.
İkinci yarı yine Galatasaray hareketliliği ile  başladı. Dahası ayağa paslarla oyunu yavaşlatıp. Oyunu kendi sahasında kabul eden BJK’ye karşı 47. Dakikada atmaya başladığı kornerlerin üçüncüsünde golü buldu. 3. Kornerden geri dönen topu iyi olmayan Sabri ortaladı Melo sağ iç ile filelere gönderdi. Bu Melo’nun BJK’ye attığı 4. Gol idi.
Sonrasında BJK biraz toparladıysa da, Galatasaray’ın kısa ve net paslarla BJK’nin ilerideki adamlarını topsuz bıraktı. 52’de Oğuzhan gol pozisyonunu değerlendiremedi. Ardından, Selçuk’un akıllı vuruşu direkten geri geldi. Umut aksamaya başladığı noktada 59’da Hamit’e yerini bıraktı. Fakat Hamit daha verimsiz oynar oldu. Çok topu rakiplerinin lehine öldürdü.
62’de Sneijder’e vuran Veli kırmızı kart gördü. BJK 66’da Olcay yerine Kerim oyuna girdi. 70’de Gökhan Töre’nin  şutu Semih’ten sekerek direkte patladı.
70’de Melo sakatlandı ve yerini Bruma’ya bıraktı. 75’de Demba Ba yerini Cenk Tosun’a biraktı. Ardından(79’da) Sneijder sakatlandı ve oyuna Olcan alındı. 85’te Sosa yerini İsmail’e bıraktı.
Maç GS üstünlüğüyle devam ederken, 90+5’te Burak, Emre Çolak’tan aldığı topu 65 metre sürerek Tolga’nın solundan topu ağlara bıraktı ve santrası yapılmayan bu gol ile  Galatasaray durumu 2-0 öne yaptı.
Emre Çolak takımdaki yerini bulunca, az top kaybeden oyuncu olduğu için GS daha az top kaybeder oldu. GS aynı zamanda kendi koşu rekorunu kırdı.
Bugün, özellikle 2.yarıda GS’da tüm topçular iyi idi.
Ve Yeni yılın ilk derbisini Galatasaray deplasmanda BJK karşısında 2-0 aldı. BJK Nisan 2010’dan beri GS’yi yenemiyor.
Galatasaray 1999-2000 sezonundan bu yana 2 derbiyi de kazandı.
Biliç yine derbi kazanamadı. Eğer bu sezon FB ve GS’ya yenilmese, FB’nin önünde 8, GS önünde de 9 puan önde olacaktı. Büyük şansını kaybetti.
Stadyum : Atatürk Olimpiyat    
Hakemler : Cüneyt Çakır-Bahattin Duran-Tarık Ongun
Beşiktaş: 29Tolga Zengin-2   Serdar Kurtuluş-19 Pedro Camilo Franco Ulloa-22Ersan Adem Gülüm-31Ramon de Moraes Motta-5Jose Ernesto Sosa-7Gökhan Töre-8Veli Kavlak-10Olcay Şahan-15Oğuzhan Özyakup-9Demba Ba   
İlk 11 Değeri : 65.000.000 EUR
Yedekler: 1Cenk Gönen-3İsmail Köybaşı-25Uğur Boral-28Ümit Karaal-33Atınç Nukan-21Kerim Frei Koyunlu-23Cenk Tosun  :
Çalıştırıcı: Hırvatistanlı Slaven Bilic
Galatasaray: 1Fernando Muslera-13Alex Telles-21Aurelien Chedjou-26Semih Kaya-55Sabri Sarıoğlu-3Felipe Melo-8Selçuk İnan-10Wesley Sneijder-52Emre Çolak-9Umut Bulut-17Burak Yılmaz   
İlk 11 Değeri : 102.250.000 EUR
Yedekler: 38Sinan Bolat-22Hakan Balta-4Hamit Altıntop   
11Bruma-23Yasin Öztekin-29Olcan Adın-19Goran Pandev  
Çalıştırıcı: Hamza Hamzaoğlu
Goller: Dk. 50 Melo, Dk. 90+5 Burak Yılmaz (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 62 Veli Kavlak (Beşiktaş)
Dikkat çeken haber: “Futbol Takımımızdan Cumhurbaşkanına Ziyaret..Bu akşam Spor Toto Süper Ligde Gençlerbirliği ile Ankara'da karşılaşacak olan Galatasaray Futbol Takımı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi. Başkan Yardımcısı Abdurrahim Albayrak, Yönetim Kurulu Üyesi Ali Yüce ve Galatasaray Sportif A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi Ali Dürüst'ün katıldığı görüşme, samimi bir ortamda geçti. Galatasaray heyeti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 53 numaralı Galatasaray forması hediye etti. Görüşme çıkışında Başbakan Ahmet Davutoğlu karşılaşan Galatasaray heyeti, topluca hatıra fotoğrafı çektirdi..(26.12.2014).”
Olabilir, Cumhurbaşkanı, Başbakan  veya Bakan ziyaret edilebilir. Muhalefet  partileri de ziyaret edilse futbolun evrenselliğine yakışırdı.
Fakat, Abdurrahim’in açıklaması yanlıştı: "Yıllardır bugünü bekliyorduk, hem Cumhurbaşkanımız hem de Başbakanımız ile görüştük..Albayrak ayrıca, "Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan çok etkilendik. Muhteşem. Bazı yabancı oyuncularımız o kadar hayran kaldı ki, Türkiye vatandaşı olmaya karar verdi. Dünya'nın hiçbir yerinde böyle bir sarayın olduğunu düşünmüyorum…”. Eleştiriyorum..Saray için Türk vatandaşı olurum diyen o topçu, önce Galatasaraylı olsun..Galatasaray birilerinin tatmin odağı değil, evrenselliğin oluşumudur, tüm futbol kulüplerimiz gibi..Üzülerek belirteyim ki futbolumuz dinden ve dilden geçinenlerin futboldan da geçindiği bir kimliğe bürünmüştür. Yazıklar olsun..
Çok sevdiğim bir dostum ‘haklı olarak, fakat abartarak’ şunları yazmış Facebook’ta:
“Erkan Durukan; “İşgal kuvvetlerinin,kurduğu futbol takımı ya,aslına rucu etti enteresan bi şey yok... Kaçaksaray yalaka futbol takımı!!!”
 Yanıtım şu oldu: “Şevket Çorbacioğlu Hoop Erkan kardeşim, bu yalaka yüzünden Galatasaray'a çamur atma, dozu fazlasıyla kaçırmış olursun. Ben de çıkıp rcep kankası Aciz Yildırım'ın-ki Albayrak da aynıdır benim için- başkanlığı yaptığı takımın Kazim isminde başkanı Atatürk'e (izmir suikastı) suikasten idam edildiğini söylerim. Hatta rcep'in bu nedenle o takım taraftarı olduğunu da. İkincisi; 1900'lerde kurulup Kurtuluş Savaşına katılmayan futbol takımı göster..Üç büyüklerin hepsi cepheye genç gönderdi ve şehit verdi. Galatasaray müzesinde şehitleri görebilirsin. Üçüncüsü, Galatasaray'ı Ali Sami Yen ve arkadaşları kurdu. Sözünü ettiğin takımın bazı yönetileri gibi soyadı "YAN" değil "Yen"..Azınlıkların takımda yer almasını eleştiremem. Futbol takımı evrensel oluşumdur ve azınlıktan çoğunluğa herkes yer alır ve oynar..
Canıım; En önemlisi; Albayrak’ın Ak Saray götürdüğü bazı topçuların Saray yüzünden Türk vatandaşı olmak istemelerini söylemesini "önce Galaltasaraylı olsunlar" diye son yazımda eleştirdim.”
Öptüm seni, seni gidi seni..::))
Erkan Durukan’ın haklı yanıtı: “ Seni çok iyi anlıyorum Şevket kardeşim,koca camiada böyle atraksiyona dur diyecek biri yokmuydu hele bu kadar hassas bir dönemde,o neydi ya lejyoner futbolcular sarayı görüp TÜRK vatandaşlığı düşünmeye başlamışlar bu ne kimliksizlik ne yalakalık benim serzenişim bu yüzden...Sağlıkla kal.”
Galatasaraylılar Ak Saray'dayken Olcan Adın ne yaptı(26.12.2014)
Başkan Yardımcısı Abdürrahim Albayrak ile birlikte bazı Galatasaraylı futbolcular Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı ziyaret ederek Erdoğan ile görüştü.
Sarayda bu görüşme gerçekleşirken, Ak Saray'a gitmeyen Galatasaraylı bir diğer oyuncu Olcan Adın, İnstagram hesabında çok "manidar" bir harekette bulundu.
Gezi olayları sırasında da attığı tweetlerle isminden çokça söz ettiren Olcan Adın, takım arkadaşları saraydayken Mustafa Kemal Atatürk, Ali İsmail Korkmaz ve saat fotoğraflarını beğendi.
Bu gönderme sosyal medyada çok konuşuldu.
Olcan Adın, adın gibi yaşa. Sakalından dolayı seni eleştiren(ben dahil) herkes sakalından utansın..
Eğer Olcan takımdan kesilirse, yazacağım, fakat Galatasaraylılığımı donduracağım. Olcan Gezi Halk Hareketi yanlısı olduğu basına pek yansımamış. Belli ki Trabzon’dan bunun için satıldı ve GS’da da kesik yedi..Yanındayız Olcan.
Hayret; son zamanlarda değindiğim bir konuya Cübbeli Ahmet değinmiş: "Demba Ba günah işliyor!"Cübbeli Ahmet Hoca(Giresunlu Ahmet Mahmut Ünlü), Beşiktaş’ın yıldızı Demba Ba’nın ‘secdeli gol sevincini’ eleştirdi ve “Kıblemiz kıyamete kadar Mescid-i Haram’dır... Böyle rastgele secde olmaz. Tehlikeli bir şey bu” dedi. Ba ile aynı sevinci yapan futbolcular artık iki kez düşünecek gibi.
http://www.milliyet.com.tr/sevket-corbacioglu-galatasaray-in-besiktas-tan-aldigi-3-puan-degil--semih-kaya-nin-fair-play-durusu-guzeldi-450180-blog-yazar-yazisi/
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com

GSM: 05066090032