29 Mart 2016 Salı

REZZA ZARRAB RIZA SARRAF

RIZA SARRAF İLE İLGİLİ YORUMLARIN HANGİSİ DAHA DOĞRU?

za Sarraf becerisinin ve bu beceri sürecinde adı geçenler kesinlikle hırlı insanlar değil..Doğru; ülkemin 2002 sonrası kurumsallaşan siyasi  atmosferi içinde hırlı da var hırlı olmayan da. Hırlının  ve hırlı olmayanın kim olduğunu ve hangi siyasi düzlemde toplandıklarını en sıradan insan da biliyor, bilmesine de nedense hırlıyı değil de hırlı olmaynın yanında yer almaları, seni- beni hırlı olmayandan daha çok kahrediyor.

Hırlıların yapacağı tek şey, siyası karşıtları uyarmak ve onlardan; hırlı olmayanın ne olduğunu sürekli tekrar etmesini değil de, hırsızın yanında yer alanların algı kaymalarını önleyecek proje ve programları yaşama geçirecek gündemler oluşturmak.
Neden, ev sahibini değil de hırsızı daha güvenilir bulduklarını bulgulayıp, gerçekleri inanılır projelerle anlatmak.
Nerdee..! Adam mal bulmuş mağribi gibi hırlı olmayanın gündemlerine sarılıp kendinin ve kentinin gündemini sürekli öteliyor ve de elin gündemi ile ilgili senaryolar yazıyor.
Buna resmen; ‘elin gündemiyle siyasete girmek’ denir ve sonu iktidarsızlıktır.
Bay muhalefet; hadi gündemi okudun diyelim, barı mantıklı bir senaryo yaz.

Yemin ederim, bizler muhalefetten iyi senaryo yazıyoruz:
A- Zarrab da Al Capone’un cezasından tutuklandı:
CHICAGO Savcısı, Al Capone’u ne gangsterlik ne raket ne de içki kaçakçılığından tutuklayamayınca, kendi üzerindeki arabaların birinin ödenmemiş trafik cezasını “devlet maliyesine zarar vermek” maddesine sokarak tutuklamış, arkasından da savcı ile avukatı arasındaki bir anlaşma neticesinde polise yardım etmesi karşılığı uzun sayılsa bile, yaptıklarına göre çok az bir hapse mahkûm edilmesini sağlamıştı.
Ne tuhaftır, Zarrab da aynı maddeden tutuklandı. Amerikan maliyesini zarara sokma suçundan...
Bu madde Amerika’da, genelde ağzından laf alınmak istenen ama hakkında başka ciddi tutuklama delili bulunamayanlar hakkında kullanılır.
Maliye, yargıya kati delil sunma mecburiyetinde olmayıp, sadece tezkere yazar. Hâkim, bunu ciddiye almak zorundadır.
Bize kalırsa, Zarrab’dan bir şeyler öğrenilmek isteniyor.
Acaba neler olabilir? Komplo teorisi yaratıcılarına hodri meydan diyelim.

Bize kalırsa durum 4 Nisan’da belli olacak.
Ancak:
-Eğer gerçekten bir şeyler biliyorsa ve konuşacaksa, ‘kefalet talebi reddedilir’...
-Eğer bir şeyler biliyor ama konuşmayacaksa, ‘kefalet talebini kabul ederler, çıkınca da birileri vuruverir’...
-Veya bir şeyler bilmiyorsa kefalete tabi bırakılır, kendisini kimse vurmaz. Ama sonra çooook uzun senelerini ya hapiste geçirir ya da İran’a postalanır.
Gerisi boş!...
B- "Riza Sarraf meselesinde Amerikan siyasi ve hukuk sistemi hakkinda yeterli bilgisi olmiyanlarin twitleri ve paylasimlari ortalikta ucusuyor. Cok Amerikan filmi seyretme urunu bunlarda bilgi olarak paylasiliyor.

ABD'de Anayasa hukuku da okumus biri olarak ben biraz aydinlatayim izin verirseniz;
1- Boyle uluslararasi iliskiler boyutu olan davalarda New York'un bir savcisi tek basina dava acmaz. Dogrudan federal boyle bir dava icin ABD Adalet bakaninin ve onun da patronu Obama'nin sadece bilgisi yoktur, ONAYİ da vardir.
2- Boyle bir uluslarasi boyuttaki, ve ABD'nin dis iliskilerini de etkileyici bir davanin acilmasi demek bunun sonuclarinin ABD tarafindan goze alinmis olmasi demektir.

3- Boyle davalar ancak COK KESİN delillerle acilir. Cunku davayi acan bizzat federal devlettir ve davayi katbetmek istemez. ABD'de bir kac savci oturup bir kac gunde iddianame yazmaz. Zaten dosya uzun zamandir tutulmustur. İstihbaratlar ve deliller mutlaka kesindir. Olmasaydi olana kadar beklenirdi.
4- Bu dava aslinda Riza Sarraf'a degil Turkiye hukumetinin mevzubahis bakanlarina acilmistir. Bu hukumet uyelerinin patronu o zaman Basbakan olan Tayyip erdogan'dir.
5- Bu dava cok onceden "ben geliyorum" demistir. İlk once kara para aklamasi nedeniyle bir DEVLET Bankasi olan HALK BANKASİ'nin Amerika'nin kara listesine girmesi ve herhangi bir ABD firmasinin bu banka ile iliskisi yasaklanmistir . Ziraat Bankasi da buyuk ugraslar sonucu kil payi yirtmistir. Ancak bu davada da Halk Bankasi yine konu basliklarindan biri olacaktir. Bunu anlayan yabanci yatirimcilar ellerindeki Halk Bankasi hisselerini satmaya baslamistir.
6- Hem National Security Agency (CİA'den daha gucludur) hem de Rus ve İran istihbaratinin ellerinde uzun zamandir birikmis kesin deliller vardir. Hic suphesiz ki Riza Sarraf sadece baslangictir."
C- Üçüncü senaryo benden: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart-1 Nisan 2016 tarihlerinde Washington’da düzenlenecek Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret edecektir. Nükleer Güvenlik Zirvesi, nükleer terörizm tehdidine karşı mücadele, nükleer ve radyoaktif maddelerin muhafazasında emniyetin pekiştirilmesi ve buna yönelik uluslararası işbirliğinin arttırılması gündemiyle toplanacaktır. Türkiye, 2010 yılında Washington’da başlatılan Nükleer Güvenlik Zirvesi sürecine başından beri faal biçimde katılmaktadır.”
Yürütmenin başı siyasal anlamda Başbakan(Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu) değil mi?. Peki bu zirveye neden, Ahmet değil de, Erdoğan gidiyor?

 Ülkenin üç tane gücü var: Yasama yürütme ve yargı. Günümüz Anayasası’na göre Yürütme, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'ndan oluşuyor. Cumhurbaşkanı devletin başıdır, yürütmenin değil. Cumhurbaşkanı Yürütmenin sorumsuz kanadıdır. Sorumlu kanat Başbakandır. O zaman, ABD’ye Başbakanın kanat çırpması gerekirdi, Erdoğan’ın çırpınması değil..
Ülkemizde; Anayasa referandumu yapılıp Başkanlık sistemi getirildi de bizim mi haberimiz yok?!..
Her ne ise. Burada sorgulanması gereken, dahası muhalefetin;  Riza’nın ABD’de  yakalanması sonrası Erdoğan’ın  ABD’ye havalanmasını sorgulaması gerekirdi..

İktidarı ve halkı uyarmak muhalefetin görevi. Onu da iktidar yapıyo yandaş sermaye ve ulusal medya aracılığıyla(Yandaş medya suskun, daha Riza’nın ABD’de yakaladığından haberi olmadı nedense..)
Cumhuriyet’ten: “3. Havalmanı müteahhidi Nihat Özdemir; ‘Maalesef Türkiye 2013’ten beri patinaj yapıyor. Hiçbir gelişme kaydedemedik. Şu an 2023 hedeflerinin gerçekleştirilmesi imkansız’..”
Doğru; Biriken sorunlar bankaları zorlamaya başladı. Net olarak söyleyemeseler de, sıkıntı artmaya devam ediyor.
Kimisi regülasyonların(Ekonomideki dengesiz iniş çıkışlarda hükümetin müdahaleleri) gevşetilmesini, kimisi iflas ertelemelerin yarattığı sıkıntıyı dile getiriyor, hepsi karlarının azaldığına değiniyor ama hiç biri açıkça konuşamıyor.

Her alanda yaratılan iktidar baskısı bankalar üzerinde de bir süredir uygulanıyor ve artık dayanılmaz noktalara geliyor.
Türkiye Bankalar Birliği Başkanı hemşerim Hüseyin Aydın sonunda patladı; bankaların sermaye maliyetinin özkaynak kârlılığının altında kaldığını belirterek, “Sermaye maliyeti yüzde 15, özkaynak getirisi yüzde 10. Bu böyle devam ederse kredi vermeyi 1-2 sene daha sürdürebiliriz ama stoklarımız tükeniyor. 2018’de sermaye yeterliliğinde sınıra geliyoruz” diyerek.
Erdoğan; kendisini hapishanedeyken diplomatların ziyaretini unutarak; Can Dündar ve Erdem Gül duruşmalarına katılan diplomatlara; “Siz kimsiniz ya!!” diye çıkıştı..
Rıza Sarraf olayı sorulduğunda; yine “paralel” dedi. Paralel artık halkın zihninde geometrik terim olmaktan çıktı, adeta kötülüklerin terimi oldu. Her şeyin altında paralel moduna girmesi bir yana paralelcileri, terörist ve vatan haini göstermesi ile solcuları akladığının farkında değil. Çünkü, eskiden, biliyorsunuz,  sol denince terörist, vatan haini ve düzen düşmanı akla getirilirdi.
Kendileri gibi düşünmeyen herkes vatan haini..

Erdoğan’ın himayesindeki; ‘Osmanlı torunları Derneği! “Vatan haini” diye saldırdıkları CHP İl Başkanı Zekeriya Tozan’ı dövdüler.
Kimlerin vatan haini olduğu er geç ortaya çıkacaktır.
AKP Genel Başkan yardımcısı Mustafa Ataş; “Erdoğan anlatılmaz yaşanır. O, bu ümmete Allah’ın bir lütfudur..”
Bunlar azıttıkça azıttılar. Bilerek veya bilmiyerek; Kur'an’ın 3. Âli İmrân Suresi 164. Ayeti’ndeki gibi; “Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.” diyerek, Allah’ın Lütfunden söz etmeye başladılar.
Milletin vekili ben de diyorum ki; “Erdoğan anlatılır yaşamaya gerek yok. O, bu ümmete Allah’ın bir ..Erdoğan’ı dır..”
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU    
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32   
evesbere@mynet.com

evesbere@gmail.com

26 Mart 2016 Cumartesi

TECAVÜZ-Ü ARİF


TECAVÜZ-Ü ARİF
28 Mart 2016

Karaman'daki Ensar Vakfına ait evde, 45 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu savlanan  öğretmen M. B. tutuklanmıştı. M. B 2 yıl süreyle bu suçu işliyormuş. Çocukları bir evden diğerine ve gezilere de götürüyormuş. Çocuklara hayvan pornosu izletilerek10 çocuğa tecavüz ettiği polis raporuyla belgelenmiş. Şüphelinin; Kadir Topbaş,  Feyzullah Kıyıklık,  Aziz Torun ve Ömer Dinçer’in kurucu üyeliğini yaptığı Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği(Kaimder)’ne yakın kişilerin kiraladığı evlerde ders verdiği anlaşılınca  bu vakıf ve dernekler savunmaya geçti.

MHP, CHP ve HDP tarafından çocuk istismarının soruşturulması ile ilgili önerge verildi. TBMM önce önergeyi reddetti. Baktı ki; toplumsal muhalefet artıyor, 3 partinin ortak tepkisi kendisini, pardon hükümeti ilk kez sarsacak ve de olay da  bir uluslararası skandala dönüşecek, hemen araştırma komisyonunun kurulmasına izin verdirtti. Kim olacak; şoförünü, askerlik arkadaşını, sınıf arkadaşını, metin yazarını, avukatlarını, damadını,  özel kaleminin eşi ve danışmanlarını milletvekili yapan adam.

Değil yarı başkanlık, tamamen homojen bir başkanlık, yani tam başkanlık otoritesi egemen ülkemde.. Öyle bir korku ki; hiçbir AKP’li vekil, kendi vicdanına göre, kendi istenciyle karar vermesi olası değil; o ne derse o olur; bu, şu olma şansı asla yok..
Karaman olayından sonra; önce, aynı zamanda; AKP İstanbul İl Genel Meclisi üyesi  olan Ensar Vakfı’nın başkanı İsmail Cenk Dilberoğlu konuştu, doğal olarak. Dilberoğlu, geçmişten gelen bir korkulu yüz ifadesi ile söylenmesi gerekenleri, haklı şeyleri söyledi "Karaman'daki olayda işi örtbas ettiğimiz gibi bir durum var, bir yere kaçtığımız yok. Olayda herhangi bir şekilde sorumlulukları olması halinde bununla ilgili her şeyi yapmaya hazırız..”

Fakat, 14 gün sonra, bilinen o kişinin korkusuyla olsa gerek ki,  adeta geçmişte yaşadığı bir olayın yüz kızarıklığıyla, söylediği doğru şeylerine tecavüz etti; ÇYDD ve Nesin Vakfı'nda da benzer olayların yaşandığını söyleyerek..
35 senedir, Nesin Vakfı’nın olduğu Çatalca ile organik bağı olan  biriyim. Yani bu  yalanı 2007’de bilenlerdenim. Tecavüze uğradığını söyleyen kızın tecavüze uğramadığı doktor raporuyla belirlendi. Bu Nesin Vakfına el koymak isteyenlerin bir kurgusu idi.

Yine; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD)’inde 3 kıza tecavüz edildi savlarını içeren dijital dokümanın sahteliği bilirkişi raporlarıyla kanıtlandı. Vakıfta kalan, üç kız da bekaret kontrolünden geçirilerek söz konusu iddiayı doğrulayan bir bulgu ortaya çıkmadı.
Böylesi iftiralar bir kesim dinci gazetelerde,  ‘üniversiteler ve bekar evleri fuhuş yuvasıdır” şeklinde sürekli yapıldığını unutmayalım. Bunlarınki ne biliyor musunuz; “Can Dündar MİT araçlarını manşet yaparak vatana ihanet etmişlerdir” dediklerinde, kardeşim bu vatan hainliğin açıklayın da halk da öğrensin uyarısında susan iftiracılardır..
Vakıf ve dernekler yanında, AKP siyasileri de işin içine girdi, işin içinden çıkmak için.

İlgili bakan, ilgisiz bakanlar, Başbakan,  AKP milletvekilleri  ve  Cumhurbaşkanı ve de  ilgili-ilgisizler; çocuklardan çok,  Ensar’ı ve Kaimder’i  kurtarmak için sıraya girdiler:
Aile Bakanı Sema Ramazanoğlu ‘Çorum ve de Rize’de de oldu savlarını unutarak; Bir kerelik tecavüzden bir şey olmaz, Ensar Vakfı'nı karalamayın..” diyerek bu kuruma ‘Vakıf başkanından daha çok’ sahip çıktı. İfadenin tehlikesini anlayınca, tehlike katsayısını düşürmek adına; '' Bir tecavüz olayı Ensar Vakfını karalamak için gerekçe olamaz '' şeklinde daha tehlikeli bir ifade ile düzeltmeye çalıştı. Belli ki tecavüz ’den daha kötü şeyler varmış, üstelik bir kere olmuş. Demek, tehlike ve tecavüz sayısı ile doğru orantılı; tecavüz artıkça tehlike artıyor. Evrende tecavüzden daha tehlikeli bir şey olası mı, ey cemaat-i Müslim’in?!
İmam Hatip Okullarının bugüne gelmesinde Ensar Vakfı’nın gayret ve rolünün olduğunu aktararak; “hedefimiz dindar nesildir. Çünkü biz şunu biliyoruz; ‘bitaraf olan bertaraf olur’. Böyle yürüdük bu yolda.. Bu okullardan seçim yapmak suretiyle bazı profesör, doçent, yardımcı doçent ya da doktorasını yapmış hocalarımız acaba İmam Hatip Okullarına müdür olmazlar mı?” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan  bu olayda suskun..Belli ki çok öfkeli..
Bizim amacımız AKP’yi,  Vakfı ve türdeşi STO’lerini karalamıyoruz. Bunun için de sosyal medyadaki haberleri değil ulusal medya haberlerine yer veriyoruz.

Başbakan: Paralel yapı öncülüğünde kirli bir algı siyaseti yürütülüyor. Biz Ensar Vakfı'nın hizmetlerine şahitlik ediyoruz. Bunu siyaset konusu yapmayalım.. İnsanın yüz karası olan bu şahıs bir daha gün yüzü görmeyecek. Olaydaki faile ben insan bile diyemem. Bu aşağıların aşağısı bir mahlûktur. Bununla ilgili ne gerekiyorsa yapılacak..”
M.E.Bakanı Nabi Avcı; “Ensar Vakfı'da bizim çok verimli iş birliği yaptığımız sivil toplum kuruluşlarımızdan biri. Herhangi bir kişinin, o kuruluşla ilişkisinin ne düzeyde olduğunu bilmediğimiz bir kişinin, işlediği suç veya suçlardan ötürü topyekûn bir camiayı töhmet altında bırakmak doğru değildir..”
AKP’li vekillerinin bazılarının ofisleri: ‘Çok meşguller, notunuzu iletemedik’ moduna girdi.
Bazı AKP’li vekiller Ensar Vakfı’na arka çıktı: “Bir hazımsızlık var, inadına destek olacağız.. ‘kokteyl’i: Fethullah, PKK ve CHP’liler Türkiye’yi çocuk tecavüzcüsü gösteriyor..”
Bilal Erdoğan: “Eşimden sonra en çok görüştüğüm kişi Ensar Vakfı başkanı..”
Bir diğer durum; “Ensar Vakfı’nın, bir çocuğa cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle iki buçuk yıl hapis cezası alan Mustafa İslamoğlu’nu, 2015 yılının nisan ayında Ensar Vakfı’nın Artvin şubesindeki kutlu doğum haftası programı kapsamındaki konferansa çağırdığı ve AKP Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın da olduğu bu etkinlikte İslamoğlu’na elif tablosu hediye edildiği ortaya çıktı. 1980 yılında 12-13 yaşlarında bir çocuğa ‘ırza tasaddi(rıza olmaksızın) ellemek)’ suçundan önce iki yıl, sonra yüzde 50 artırımla üç yıl hapis cezası alan İslamoğlu’nun cezası ‘sanığın duruşmada saptanan davranışları itibarıyla suçtan pişmanlık duyduğu kanısına varıldığı’ gerekçesiyle iki buçuk yıla düşürülmüş.”
Havuz medyasının türbanlı yazarı; Ensar vakfı’nı Aklama yarışına girenlerden:
Çorum, Rize ve Karaman'da Ensar Vakfı yönetici ve öğretmenlerinin karıştığı savlanan tecavüz olaylarından sonra sosyal medyada başlatılan "Ensar Vakfı kapatılsın" kampanyası Özlem Albayrak'ı kızdırdı ve Ensar Vakfı'na siper oldu; "Pedofili eskiden de vardı" diyerek.   
   
Özlem Albayrak yine insaflı;
Hilal Kaplan; “Genelevler ya kapatılsın ya da İslami usullere uygun hale getirilsin.her geneleve bir imam atanması, ve muta(kısa süreli evlilik) nikahıyla, insanımızı, zina yapmaktan kurtarmalıyız..”
AKP belediyeleri olan Fatih Belediyesi, Ümraniye Belediyesi, Şile Belediyesi, Bahçelievler Belediyesi, Eyüp Belediyesi, Arnavutköy Belediyesi, Kocaeli Belediyesi, Bursa Emniyet Müdürlüğü, İSKİ, Sıcak Yuva Vakfı, Mavi Haliç Derneği, İSEGEV Vakfı gibi kurumlarda eğitim ve seminerler veren yaşam koçu olduğu savlanan Sibel Üresin; "Müslüman kadın uyanık olur.  İlişkinin başından her şey alınmalı. Kadın olarak haklarımız var. Kadınlar bir ilişkiye başlarken maddi anlamda talepte bulunsun vermeyenle ilişkiye başlamasın. Gayri meşru ilişki yaşayan kadınlar her zaman mağdur olur."
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU    
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32   
evesbere@mynet.com

evesbere@gmail.com

23 Mart 2016 Çarşamba

KÜRESEL TERÖR KARŞISINDA İLLE DE KÜRESEL BARIŞ

SENİN ADIN “KÜRESEL TERÖR” İSE BENİM ADIM DA İNADINA “KÜRESEL BARIŞ!!” BEN KAZANACAĞIM
23 Mart 2016

Birileri çıkıp; “Bu bizim ortak eylemimiz. İdeolojik amacımıza ulaşıncaya dek katliamları sürdüreceğiz. Paris, Brüksel, Ankara, İstanbul fark etmez. Bizim adımız ‘Küresel Terör’. Kim ki dinden ve yoksuldan geçiniyor, işte o bizim sahibimiz..” dese de bizler de ona göre önlem alsak..

Doğru; görünen köy kılavuz istemez..Biri İslami Cihat istiyor, biri başkanlıkla harmanlanmış halifelik, diğeri ayrımcı etnisite ile kurgulanmış özerklik istiyor..
Benim başım kel mi, ben niçin istemeyeyim?! Ben de inadına evrensel değerleri, yani; demokrasiyi, Barışı, gezegen kardeşliğinı, Özgür düşünceyi ve insan haklarını istiyorum. Onlar değil ben kazanacağım, çünkü ben; “Küresel Barışım !!”..
Gezegen Halkı bir gün patyacak gibi, çünkü bu sefer patlama haberi ile değil, patlamalar haberi  ile sarsıldı:
Önce; “Ankara'nın kalbi Kızılay- Güven parkta 13 Mart 2016 günü patlama oldu, söylenenlere göre 37 insanımızı yitirdik.
Ardından; 19 Mart 2016 sabahı İstanbul'un kalbi Taksim de yeni bir canlı bomba saldırısıyla sarsıldı..İstiklal Caddesi üzerindeki Beyoğlu Kaymakamlığı'na yakın bir noktada saat 11.00'de meydana gelen patlama sonucu biri canlı bomba 5 kişi yaşamını yitirdi, 7'si ağır 39 kişi yaralandı.”

Sonrasında; Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Brüksel’de de patlama olabilir” dedi ve oldu.
22 Mart 2016 günü; Belçika'nın başkenti Brüksel'deki Zaventem Havalimanındaki patlamalarda 14 ve Brüksel metrosundaki patlamada ise 20 kişi olmak üzere toplam ölü sayısı 34'e yükseldi.
İnsanlar artık kanıksamış. Biri bana haberi günlük yaşamın bir kesitini sunar gibi sunması düşündürücü geldi..Oyle bir travma içindeyiz ki; “Ateş düştüğü yeri yakar” örneği gibi, ancak evimizin içinde patlarsa duyarlı ve tepkili olacağız psikolijisi içindeyiz..
Önce, ulusumuzun tekrar başı sağ olsun. Sağolsun iktidar Türkiye’yi adeta “Taziye Evi”’ne dönüştürdü..

AKP Hükümeti, patlamalarda sosyal medyaya erişimi engelleme başarısını, patlamaları engellemede gösterse terör anında biter..
Bu sözüm demokrasinin sınırsız ve kuralsız ağababası oluğunu sanan bazı batılı devletler için de geçerli. Çünkü onlarda medyaya bazen, koridorlarında ses yapmamaları için “Sus!” işaretleri yapmaktadırlar..

Özellikle ülkemdeki patlamalarda bu abartılarak; ulusal medya haber yasağı yanında sosyal medya;Twitter ve Facebook erişimi engellenmektedir.
Brüksel’de patlamalar oldu, fakat bu yasaklar işletilmedi. Serbestsin istediğini yaz ve çiz..İşte buna ikili stand derler..

Neden terörü engelliyeceğiz diyenlerin çevresinde patlamalar olmuyor da  yabancı türistler ve solcu sivil halkımız katlediliyor?
3.Ankara katliamından birkaç saat sonrası ülke halkımızın %70’inden fazlası Survivor seyretmiş..Sunuculuğunu Acun Ilıcalı 'nın üstlendiği Survivor 2016'nın Pazar günü yayınlanması tepki çekmiş ki;
Pazartesi, ekrana gelmesi beklenen Suvivor 2016'nın ödül oyununun oynanacağı bölümü TV8 ekranlarında yayın akışından çıkarılmış, Fragmanı bile yayınlanmayan Survivor 2016, Salı gününe ertelenmiş. 1 gün ötelemek ne de  büyük duyarlılık..
Banu Avar-Ki haklıdır-;‘Survivor’ benzeri onlarca milyon kişi interaktif tv oyunları izleyerek, toplum adeta kendi kendisini formatlıyor..”
Banu Avar benim için bir “Yanlışsavar”dır, “doğrusavar”ların karşısında.

İnsanlarımız duyarsızlaşmış; adeta anlık eğlenme moduna bağlamış kendisini. Evet; yaşamın gerçeklerinden, kendi ve kentinin sorunlarını öteleyen eğlenme modundalar..
Ankara’da insanlar katledilmiş umurunda değil. O Avar’ın dediği gibi; “Toplantının ardından büyük bir telaşla arkadaşlarının yanından ayrılıyor.. Giderken ‘Survivor başlayacak. Acelem var! Yeah!’ diyebiliyor.. Bu figürler inanın Ankara katliamında, haber sunan sunucunun arkasında gülüp el sallayan zavallılardan daha tehlikeliler.


Düşünün; Türkiye’nin muhafazakârlaştığını içtenlikle müjde verircesine haykıran Ahmet Hakan şunları yazmış köşesinde; “ANKARA’nın göbeğinde patlamanın olduğu gece televizyonda en çok hangi programın izlendiğini biliyor musunuz? Hemen söyleyeyim: Survivor. Otobüs duraklarındaki vatandaşların kanları asfaltlarda kurumamışken...Edirne’den Ardahan’a her taraf siren seslerinden geçilmezken...Merak, endişe, hüzün, gözyaşı tüm Türkiye’ye yayılmışken...Anne karnındaki doğmamış bebekler ölürken...Büyük milletimizin büyük ekseriyeti televizyonda Acun’un, Yılmaz Morgül’ün falan saçmalıklarını izlemiş. Türkiye muhafazakârlaştı muhafazakârlaşmasına da...Duyarlı, ahlaklı, diğerkâm(başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözeten demek istiyor), bencillikten uzak, başkalarının başına gelen felaketlerden etkilenen, yas kültürüne sahip insanların yaşadığı bir ülke haline gelemedi.”

Şu ifade hayli düşündürücü: “..bencillikten uzak, başkalarının başına gelen felaketlerden etkilenen, yas kültürüne sahip insanların yaşadığı bir ülke haline gelemedi.”  Talihsiz bir söylem. Bu söylem; “Teröre alışmalıyız” söyleminden farksız..Belli ki bu katliamlar yaşanacak ve yas kültürümüzü bu nedenle sorgulamalıyız. Yazık, ki ne yazık..
Önce kendimizi sorgulamalıyız: Kaçımız acaba TV’yi kapatıp derin derin düşünmeye başladı. Hangimiz Alman Rahip Emil Gustav Friedrich Martin Niemöller’in şu söylediklerini aklımıza getirdi; "Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü Komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.''

Ne demişti Banu Avar; “Son 10 yılda ekranlara damga vuran “Reality Show”lar aslında toplumda ‘algı yönetimi’ sağlıyor. Survivor 1997’den beri ortalığı kasıp kavuruyor. Düşünce, kapitalist teorisyenlerin. Uygulayıcıları Küresel sermaye ve uzantılarının en gözde adamları.”
Gelecek çağın duygusuz robotlarını üretmek için Çünkü Avar’ın dediği gibi: Survivor’ın ana fikri: ‘Hayatta kalmanın tek şartı var: Kazanmak isteyen her şeyi yapar, herkesi harcar!’ dır. Bu kapitalizmin de ana kuralıdır. Kapitalizm orman kanunudur. Güçlü olan öbürlerini yok eder. Kural budur! Bunun için ekonomiyi, siyasi mekanizmaları, silahlı gücü, bilimi ve medyayı kullanır(Kapitalizm kendini de kullandırır, tıpkı 2002’den sonra dinden ve yoksuldan geçinenlere kullandırttığı gibi).. Amerikalı bilim adamları ‘yeni dünya düzenine’ geçmek için, işgal kadar ‘kültürel üstünlük yaymanın farz olduğunu’ söylemişlerdir. Buna göre ‘uluslar arası piyasalar genişleyecek, ideolojik taarruz buna eşlik edecektir’..İdeolojik taarruzun en önemli araçları eğitim ve medyadır. Medyanın en etkili dalı görsel olandır.Görsel medyanın toplum şekillendirmesinde önemli rolü vardır(2002 sonrası yaşadıklarınızla ne kadar örtüşüyor).. Algı değişimini en kolay yoldan sinema ve tv yapmaktadır(Fetih, Hür Adam (2011) filmi, özellikle Atatürk’le Bediüzzaman’ı karşılıklı oturtup konuşturduğu sahneyle dikkat çekmeyi başarmıştı. 2005 yapımı The İmam; modern dünyaya ayak uydurabilen bir inançlı imamın bağnazlıkla olan mücadelesini irdelerken çokça övgü ve yergi almıştı. Özgürlük yanlısı bir türbanlı kızın, ailesinden itibaren hayat gailesini anlatan Büşra (2010), geçmişi Mesut Uçakan’ın Yalnız Değilsiniz’e (1990) uzanan ‘türban gerçeğiyle’ empati kurma amacındaki bir ekolün son temsilcisi. Hakeza mahalle kavramı, yer altı yaşamı ve bir cami eksenindeki hikayesiyle önemli bir gişe yapan Eşrefpaşalılar (2010) ve yurt dışına çıkan yerli öğretmenlerin ahlâki bir misyon üstlendikleri Selam(2013) da türün kayda değer örneklerinden.. Diriliş Ertuğrul, Kurtlar vadis v.b tv dizileri.. ). Algı yönetimi, ‘görünmez’ bir süreçtir ve ideolojik taarruzun en önemli ilkesidir..Toplumlara çeşitli ‘tipolojiler’ dayatılır ve medya vasıtasıyla o tiplemelerle oynanır..SURVİVOR ya da benzeri tv programları, son 10 yıldır onlarca ülkede milyonlarca kişiyi ‘Yeni Dünya Düzeni’nin toplum mühendisliği için formatlamaktadır..Küresel sermaye için, ‘Güc’ün silahlı kullanımı (hard power) yanısıra, ‘yumuşak’ kullanımı da (soft power), had safhada önemlidir..Ekranda ‘yeni dünya düzeni’nin yırtıcı, aktörleri.. vardırmükemmel bir ekran denemesidir Survivor… (Banu AVAR, 9 Mayıs 2011)!

Ankara'daki Saldırının Şiddeti Gün Işıyınca Ortaya Çıktı. Aslında Ankara’ya ve Cumhuriyet’e saldırının şiddeti 2002’de ortaya çıktı fakat bizler o sırada Banu Avar’ın dediği benzer programlardan olan realite Show “Biri bizi gözetliyor”’u  izliyorduk. Bizler, “Biri bizi gözetliyor”’u izlerken, birilerin bizlerini gerçekten izlediğini es geçme aymazlığı içindeydik.  Aymazlık içindeydik, çünkü “Biri bizi gözetliyor”dan sonra; ‘Ülkemde neler oluyor’u öteleyip "Orada Neler Oluyor" adında spin-off yarışmasını izlemeye başladık ve kendi sorunlarımız bütününde ülke sorunlarını öteledik.

Anımsatayım dedim halkıma; kendisinin(halkın) yüzde kaçının olan bitene duyarsız kaldığını..
Galatasaray’ın futbolcusu Umut Bulut’un babası da yaşamını yitirilenler arasındaydı. Başı sağ olsun. Allah sabırlar versin.
Sizlerin suçu insan olmaktı, insansız ve insafsızlara göre.
“Yakınlarınızın ve dostlarınızın başı sağ olsun” demekten öteye gidemiyen bizlere de yazıklar..

[[ Kemal Bulut-Bağdat Çermik-Muharrem Çermik-Ayşe Bilgilioğlu-Perihan Çermik-Mehmet Yurtsever-Turgay Bulut-Fehmi Çetinkaya-Murat Gül-Hamide Sibel Çetinkaya-Berkay Baş-Erdem Soydan-Taner Kılıç-Feyza Acısu-Sevinç Gökay-Kerim Sağlam-Ferah Önder-Oğuzhan Dura-Sümeyra Çakmak-Destina Peri Parlak-Cemal Özdiker-Kemal Kalıç-Yaşar Durakoğlu-Elif Gizem Akkaya-Ozan Can Akkuş-Atakan Eray Özyol-Nusrettin Can Çalkınsın-Zeynep Başak Gürsoy-Elvin Buğra Arslan-Mehmet Alan-Eyüp Ulaş-Dorukhan Yusuf Özdemir-Mehmet Emir Çakır-Polis Memuru Nevzat Alagöz. ]]
Sizleri; politik yanlışlıklarınızla besleyip yarattığınız sanal mafya bozuntuları destekler ancak:

Sedat Peker, Ankara'daki saldırıya ilişkin kişisel internet sitesinden yayımladığı yazıda "Rus istihbarat servisinin PKK ve PYD militanlarını daha profesyonel bombalı eylemler yapabilmeleri için eğittiği gibi bizim istihbaratımız da Çeçen mücahitleri eğitmeli ve de Moskova'nın göbeğinde eylem yapabilmelerini sağlamalıdır" diyebiliyor.

Ne yapalım, Türkiye'min kaderi(yazgısı) buymuş diyerek kaderci duruş sergileyebiliyoruz. Yani; bütün olayların, tek ve tabiatüstü bir etken tarafından değiştirilmez şekilde belirlendiğini ileri sürerek gerçeği aramaktan vazgeçiyoruz. Daha doğrusu; kendi hareket ve eylemlerimizle değiştirmeyeceğine inanarak gerçeği yakalamaktan vazgeçiyoruz.. Her şey Allah’tan olsa idi, sevap ve günahlar olmazdı, çünkü sabit, rutin bir senaryoyu oynuyor olurduk.


Bir diğer boyutuyla; insanın mantık ve akıl yürütme yoluyla erişemediği ilahi ve doğaüstü denilen “hakikatler”i derin bir sezgi ile arama yolu, yani mistik(Tanrısal ve doğasal gizemlilik) yaklaşımlarla sorunlara teslim olan bir toplum olduk. Çalışmayı bırakıp, tembellik ederek, kendimizin  yapması gereken işleri, inancımız doğrultusunda  Allah'a havale ediyoruz. Yanlış tevekkül anlayışı içindeyiz. Tıpkı; dersine çalışmadan "Ben Allah'ın yardımına güveniyorum, Allah bana yardım eder" diyerek sınava giren öğrenci gibiyiz. Yani, tembel ve miskiniz.

Evet; ya, yukarıda değindiğim gibi; Allah’a  tevekkül iederek, “Allah benimledir” der, “Nasıl dilerse beni o hale sokar, isterse sınavda başarılı kılar, isterse başarısız kılar, aç bırakır, isterse nimetlendirir” diyerek edilgenleştirirz kendimizi. Edilgenleştirirler de, çünkü insanı kurtaran tevekkül’ün bu olduğunu ve  Mü’mine bu tevekkülün yakıştığını söylerler.

Bence; insana tevekkül etmek(birine sırtını dayamak ve bana kimse bir şey yapamaz demek), Mala tevekkül etmek(Para, mala sırtını dayayıp bana bir şey olmaz demek) ve nefse tevekkül(ben sağ olduğum müddetçe sırtım yere gelmez anlayışı) etmekle eş değerdir, Allah’a tevekkül etmek. Ne der Kutsal Kuran; “Önlemini al taktiri Allah’a bırak”.. Bilmeliyiz ki;  evrendeki olaylar bir düzen ve yasalar çerçevesinde, sebep-sonuç ilişkisi içinde olmaktadır. İnsanlar akıl ve iradeleriyle sebepleri bulabilirler. İnsan evrende geçerli olan yasaları gözeterek, çalışır, çabalar, sebeplere sarılır, ondan sonra, gizem ötesi güç  Allah'a güveneceksen güven.. Tevekkül'ün dini terim olarak anlamıysa, bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak; elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra kalben Allah'a bağlanıp ona güvenmek, sonucu Allah'tan beklemek anlamına gelmektedir.
Olaylara ve olgulara determinist bakmalıyız. Yani, determinizmde temel ilke olan nedenselliği aramalıyız. Çünkü determinizme göre evrende akli bir yapı ve düzen vardır, dolayısıyla belirli nedenlerin veya durumların bilgisine sahip olunduğunda, o nedenlerin veya durumların ortaya çıkartacağı olayların bilgisini elde etmek olasıdır(Şeriyatçiyi, hilafetçiyi ve hırsızı bulgulamak) olasıdır. Böylelikle, tam ve kesin determize objektif akılcılıkla ‘Spinoza'nın külli determinizm”’i olan tam ve kesin determinizme ulaşacağız ve halkı aydınlatacağız.

Determinizmin klasik öğretisini ortaya koyan(XVIII)  Pierre-Simon Laplace diyor ki; “Evrenin bugünkü durumu, önceki durumunun bir sonucu ve bundan sonraki durumunun ise bir nedenidir.” Anlaşılacağı gibi; "Her olay bir öncekinin sonucudur ve bir sonrakinin sebebidir"
Bugünkü siyasi atmosferin, yani iktidarın durumu, elde kuran seçim kürsülerine nutuk atan, gösteri namazı kılan, ırkçılığı tetkleyen önceki iktidarların bir sonucu ve bundan sonraki iktidarların bir nedeni değil midir?
Tıpkı bugünkü hırsızın, önceki hırsızın sonucu, bundan sonraki hırsızın nedeni olacağı gibi..
Burada determinizmden faydalandık. Peki; olaylara determinist yaklaştığımızda; insan bizler ahlaki eylemlerde bulunurken özgür müyüz.? Değiliz; çünkü insan ahlaki eylemlerinde bulunurken birtakım etkenler olan psikolojik, toplumsal, ahlaksal, hukuksal vb nedenlerden dolayı zorunlu sonuca varır, dahası o eylemi gerçekleştirir. Bu durumda bir seçim söz konusu değildir. İnsan yapmış olduğu davranışlarda kendi özgür iradesini kullanamaz ve davranışlarının sorumluluğunu taşımaz. Bir başka söylemle; ahlaki seçimler dahil bütün olayları, özgür iradeyi ve insanın başka türlü davranabilmesi olanağını dışlayan, önceden varolan nedenlerce belirlendiğini savunan kuramdır determinizm. Bu kurama göre evrenin tümüyle ussal bir yapısı vardır; belirli bir durumun eksiksiz bilgisine sahip olmak, o durumun, geleceğine ilişkin yanılmaz bilgiyi de olanaklı kılar.
Olaylara; insanın devinime dair, dahası; varolusu açıklayan “Evrim teorisi” ile mi yaklaşacağız, yoksa; her hareket geçmiş olaylar tarafından belirlenir kuramı olan determinizm(belirlenimcilik) ile mi, yada; determinizme    karşıt görüş olan Kuantum Fiziği(indeterminist/ Belirlenmezcilik) ile mi? Yani; her şeyin bir karacisim ışımasıyla başlayıp, günümüze kadar uzandığını söyleyen kuram ile. Bu kurama göre insanlar ahlaki eylemlerde bulunurken özgürdür. Çünkü insan eylemlerini etkileyen, belirleyen veya kısıtlayan hiçbir etken yoktur. İnsan kendi özgür iradesini kullanarak özgürce eylemlerini yapar ve bu nedenle kişi davranışlarından sorumludur.
Hiçbir şeyin belirsiz olmadığını savlar.  Doğrudur herşeyin kendinden önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıktığt, fakat biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz. Biz sırf bu sebebi bilemiyor, bulamıyor veya hesaplayamıyoruz diye, sonuç şans eseri oluşmuştur diyemeyiz. Sonuca etki eden bir çok sebep vardır, aklımızın alamayacağı kadar ..Bunları hesaplamamız bizler için olanaksızdır. Ancak bunu bulabilmek, kesin sonuca ulaşmak olanaksız değildir.
Örneğin şans oyunu oynadık. İkramiye kazanmanız şansa bağlı, çünkü ne geleceğini bilemeyiz bunun sadece olasılığını hesaplayabiliriz. Büyük iramiye kazanma olsılığı milyonda bir. Fakat şans oyununu oynama  adedi, oynayan kişinini iktidara olan mesafesi, İktidardaki ağırlığı, idaredeki ilgi gibi olguları ilişkilendirebilirsek en büyük parayı kazanma olsaığığnı %100 artırız.
İşin özü, mistik ve kaderci yaklaşımlardan kendini soyutlayıp, determinzin ve indetermimizm kuramlarını harmanlıyarak özgür iradeni kullanarak gerçekleri görebilir ve bilimin gelişimiyle gerçekleri yakalayabiliriz..

Biz daha çok duygularımızla hareket ederek beyinsel fonksiyonlarımızı nötürleştirip; yanlışa doğru, doğruya yanlış bakan görece duygusal düşünselliğe sahibiz..Bilim ve aydın kimliklerin gözlüğünden bakma yetisinden yoksun yoksul gezegen toplumunun cahil üyeleriz. Başkasının gözlükleri ile baktığımız için sürekli birçok kişi olarak birkaç kişinin söylediklerine mahküm cahil köleleriz. Belli ki, toplum eğitilebilmesi için psikolojik, sosyolojik ve felsefi eğitimlerden geçmesi ve yaşamını kolaylaştırması gerekir.
İşte o zaman seçmen sandıkları isteneni verir..
Bu olmayınca da, dinden ve yoksuldan geçinenler sürekli önünüze koydukları sandıkla  yaşamınız zorlaştırır.
Senin adın “Küresel Terör” ise benim adım da inadına “Küresel Barış!!”. Ne kadar patlatırsan patlat ben kazanacağım!!
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU    
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32              

evesbere@mynet.com

18 Mart 2016 Cuma

SAMSUNSPOR’A NE OLDU DA DURDU?


18 Mart 2016

Samsunspor bu 3 maçı alsın, direkt Süper Lig’de demiştim:
6 Mart Pazar:          Gaziantep BBSK - Samsunspor
12 Mart Cmts:         Samsunspor - Alanyaspor
18 Mart Cuma:       Karabükspor – Samsunspor
Ancak, birini yendi ve bu sezonu kapattı. Tek teselli, bir olasılık ilk altıya girmesi..
Samsunspo’un  durdurlmasında hakemlerin ve Samsunlu Bakan ve milletvekillerin ve de teknik direktörlerin büyük katkısı olduğunu düşünüyorum..Bu katkı önlenemez bir şekilde yükseldikçe yükseliyor..

Baksana; Karabük milletvekili ve Bakan Mehmet Ali Şahin her maçta Karabük tribünlerindeler..
İktidarın 2 numaralı adamı tribünde otururken  hakem ve yan hakemler, karar vermekte ne denli zorlanır siz karar verin. Bir Bakan 50 bin seyirci kadar baskı kurar hakem ve futbolcularda..

Kendi sahasında Alanyaspor gibi PTT.1.Lig’in en güçlü takımı Alanyaspor’u yen vasat 2 takıma yenil. Olacak iş değil. Ama Türkiye burası kardeşim oluyor. Ne teknik direktörü teknik, ne yöneticisi yönetici, ne futbolcusu futbolcu. Sadece taraftar gerçek taraftar. Ben   yaz kış, kar kıyamet demezden, mesafesi ne olursa olsun  tribünleri dolduran ve  Samsunspor’u yalnız bırakmayan taraftara..
Kardeşim Korukır, hasretle sorarım Canberk’i oynatmamak hangi mantığın işi. İyi misin? Bizleri sorarsan çok kötüyüz.. Kestane kebap acele cevap...

Ben Samsunspor’un bu denli silik, sönük, ezik ve isteksiz oynadığını görmedim. Canberk oyuna girince oyun kısmen canlandı. Şu top kontrolü yapamayan İvanov’u ve koşamayan Mehmet’i ve Murat’ı neden sahada tutu da Alperen ile Ersel’i kulübeye bağladın? Mustafa Sevgi resmen takımın safrası..Murat yüzünden gol yedik, tehlikeler atlattık. Furkan olmasa sizin Alanya’ya yaptığını 5’lik tarifeyi Karabük yapacaktı. Geri dörtlü serbest atışlarda  top izlemiyor, rakibi de. İyi bir bek topu da, adamı da takip eder. Bunu yapmadığınız için Furkan golü yedi..
Üçüncü maçı:    
Karabükspor: 1  Samsunspor: 0
18 Mart 2016
Türkiye PTT 1. Lig 2015/2016 sezonu 18.03.2016 19:00 günkü 26.Maç:
Stadyum : Dr.Necmettin Şeyhoğlu     
Hakemler :  Suat Arslanboğa-Mehmet Kısal-Bilal Gölen
Karabükspor: 1Adriano Facchini-4Rıza Efendioğlu-15Ergün Teber-22İzzet Yıldırım-44Elvis Kokalovic-7İlhan Depe 87'-20Gökhan Alsan-24Muhammet Reis-32Murat Akın 76'-9Marius Silviu Alexe-14Isaac Promise 70' 
İlk 11 Değeri : 8.050.000 Euro
Yedekler: 98Ercüment Kafkasyalı-3İsmail Dinler-5Osman Çelik 76'-33Cemil Adıcan-11Köksal Yede-17Recep Aydın 87-10Simon Zenke 70' 
Çalıştırıcı: Yücel İldiz(Eski Samsunspor çalıştırıcısı)
Takım Değeri : 16.150.000 €
Samsunspor: 55Furkan Köse-4Fatih Kılıçkaya-5Ousmane N'Diaye-12Oğuzhan Berber-8Mehmet Çakır 80'-17Murat Gürbüzerol-26Mustafa Sevgi 65'-28Hasan Kılıç-88Taha Yalçıner-10Chico Ofoedu 74-29Famoussa Kone   
İlk 11 Değeri : 5.200.000 Euro
Yedekler: 1Bekir Sevgi-21Canberk Aydın 74'-7Musa Aydın-    38Galin Ivanov 80'-99Muharrem Efe-53Ersel Aslıyüksek-   90Ekigho Ehiosun 65' 
Takım Değeri : 9.000.000 €
Gol: 26. dk. Murat(K. Karabükspor), (Samsunspor),

İkinci maçı aldı…
Samsunspor: 5 Alanyaspor: 2
12 Mart 2016
Türkiye PTT 1. Lig 2015/2016 sezonu 12.03.2016 16:00 günkü 25. Maç:
İkinci maçı aldı hem de farklı..Böyle Samsunspor Süper Lig’e yakışır. Böyle 11 Süper Lig’e yakışır. Böyle Furkan Köse Süper Lig’e yakışır..
Alanyaspor’a karşı Samsunspor iyi oynuyor son 2 yıldır. Düşünün son 2 yılda Alanyaspor’a 18 gol atmış   gol yemiş..
15.dk. Karşılaşmanın başından beri ilk kez gelişen Samsunspor atağında sağ taraftan kale sahası çizgisi üzerine doğru yapılan ortaya Ofoedu’nun yaptığı kafa vuruşu ağlarla buluştu. 1-0
20. dk. Samsunspor adına gelişen atakta Alanyaspor savunmasının uzaklaştıramadığı top Ofoedu’nun önünde kaldı. Ceza sahası içinde kaleci ile karşı karşıya kalan Ofoedu plase bir vuruşla topu ağlara gönderdi. 2- 0

33.dk. Alanyaspor atağında Perovicin yakın mesafeden şutunu kaleci Furkan önledi. Dönen topla başlayan Samsunspor atağında topla buluşan Kone rakibini geçtikten sonra düzgün bir vuruşla topu filelerle buluşturdu. 3-0
50.dk. Sol tarafta kazanılan serbest vuruşu Mustafa Sevgi kullandı. Kale sahası içinde oluşan karombolde topa son dokunan Kone, kendisinin 2. Samsunspor’un 4. golünü attı. 4-0
70.dk. Alanyaspor atağında sol çaprazda topla buluşan Emre’nin şutu ağlara gitti. 4-1
87.dk. Aalanya atağında Furkan net bir gol posisyonunu  önledi dönen top ile başlayan ani atakta Kone kendisinin 3. Samsunspor’un 5. golünü attı.  5-1
Bu sonuçla Multigroup Alanya, 40 puanda kalırken, ev sahibi Samsunspor ise puanını 34’e çıkardı.
Samsunspor: Stat: Samsun 19 Mayıs
Hakemler: Özgüç Türkalp, Osman Karakaş, Soner Maraş
Samsunspor: Furkan Köse, Oğuzhan Berber, Ousmane Cardinal Ndiaye, Fatih Kılıçkaya, Hasan Kılıç, Mustafa Sevgi (Dk. 68 Ersel Aslıyüksek), Mehmet Çakır (Dk. 80 Musa Aydın), Taha Yalçıner, Murat Gürbüzerol, Chikeluba Francis Ofoedu, Famoussa Kone (Dk. 90+1 Alperen Pak)
Yedekler: Bekir Sevgi-Erdi Dikmen-Distel Zola-Musa Aydın-Galin Ivanov-Alperen Pak-Ersel Aslıyüksek 67'   
Çalıştırıcı: Engin Korukır
Takım Değeri : 9.000.000 €
Alanyaspor: Multigroup Alanyaspor: Haydar Yılmaz, Caner Arıcı, Ahmet Kesim (Dk. 46 Nuru Suley), Sezer Özmen, Deniz Vural, Tayfur Bingöl (Dk. 58 Galip Güzel), Emre Akbaba, Timuçin Aşcıgil (Dk. 46 Darvydas Sernas), Efecan Karaca, Özgür Çek, Slavko Perovic
Yedekler: Alişan Şeker-Nuru Sulley-Kerem Can Akyüz-Yasin Palaz-Gökay Iravul-Darvydas Sernas-Galip Güzel   
Çalıştırıcı: Hüseyin Kalpar(2010 sezonunda Samsunspor’u süper Lige taşımıştı)
Takım Değeri : 13.900.000 €
Goller: Dk. 15 ve 19 Chikeluba Francis Ofoedu, Dk. 33, 50 ve 88 Famoussa Kone (Samsunspor), Dk. 68 Emre Akbaba (Multigroup Alanyaspor)
Birinci maçı kaybetti:
Gaziantep BBSK: 2 Samsunspor: 1
6 Şubat 2016
Türkiye PTT 1. Lig 2015/2016 sezonu 06.03.2016 günkü 24.maç: 13:30
Gaziantep BBSK: 1Adam Stachowiak-23Benjamin Fuchs-33Nikola Raspopovic-89Erkam Reşmen 85'-90Ufuk Budak-19Murat Yıldırım-66Gökhan Sazdağı-87İshak Çakmak-95Ibrahima Wadji-34İskender Alın 90'-36Nemanja Kojic 72' 
İlk 11 Değeri : 5.700.000 Euro
Yedekler: 99Ahmet Sabri Fener-25Josef Çınar 85'-77Serkan Yanık-8Umut Sönmez-27Erdal Güneş-80Foxi Kethevoama 72'-9Yasin Ozan 90' 
Çalıştırıcı: Bayram Bektaş
Samsunspor:  55Furkan Köse-4Fatih Kılıçkaya-5Ousmane N'Diaye-12Oğuzhan Berber-21Canberk Aydın 64'-17Murat Gürbüzerol-26Mustafa Sevgi 64'-28Hasan Kılıç-88Taha Yalçıner-10Chico Ofoedu-90Ekigho Ehiosun 78' 
İlk 11 Değeri : 5.150.000 Euro
Yedekler: 1Bekir Sevgi-7Musa Aydın 64'-8Mehmet Çakır-38Galin Ivanov 78'-99Muharrem Efe-29Famoussa Kone 64'-53Ersel Aslıyüksek   
Çalıştırıcı: Engin Korukır
Stadyum : Kamil Ocak     
Hakemler :  Abdullah Yılmaz-Emin Yıldırım- Barış Yüksektepe
Goller: 52.dk. İshak, 54.Dk. İskender(Gaziantep BB)(Samsunspor)- 84. Dakikada Samsunspor’da penaltı İvanov
Furkan Köse ilk yarıda Fatih Terim’in ulusal takıma çağıracağı kadar başarılıydı. İkinci yarıda Ümit Özat’ın takımdam kesebileceği kadar kötü goller yedi, fakat 2 golde de defansın Furkan’ını görüş alanını kapattılar. Eğer onları da kurtarsa Barcelona’daydı..
52.dk. Gaziantep BB adına kullanılan köşe vuruşundan gelen topu savunma uzaklaştıramadı. Boş pozisyonda topu önünde bulan İshak düzgün ve sert bir vuruşla topu ağlara gönderdi. 1-0
 54. DK. Organize gelişen Gaziantep BB atğında sol tarafta top ile buluşan İskender içe katederek ceza sahası dışından sert ve düzgün bir vuruşla topu köşeden ağlarla buluşturdu. 2-0
 65.dk. Gaziantep BB adına ceza sahası dışından kullanılen serbest vuruş barajdan sektiktek sonra üst direğe çarpıp dışarı gitti.
 83. dk. Kone’nin ceza sahasında düşürülmesi ile kazanılan penaltıyı 84. dakikada İvanov gole çevirdi. 2-1
Samsunspor’u kim durdurdu?
Trabzon Bölgesinin hakemi Abdullah Yılmaz ile durdurdu. Bu adama nasıl düdük verirler. Birileri Samsunspor Süper Lig’e çıkar diye mi korktu..
Her ne ise olan oldu Samsunspor tekrar PTT 1.Ligi’nde kaldı.
Şu siyahi oyuncuların acaba hepsi mi böyle hırslı ve bencil. Kone penaltıya neden olmuş, penaltıyı da o atmalı. Ne diye Ofeudu devreye girie ve komik bir dalaşma yaşatılır. Onları bırak Korukir neden bu komediyi kırmaz ve durdurmaz. Musa Aydın olmasa resmen kavga edecekler..
Bu hakem bir ara Galatasaray’ın başına bela idi.
Galatasaray’a karşı suçu  bir değil 2 idi:
30.10.2011 Galatasaray: 2 Gaziantep: 4
Galatasaray'ın ASY Arena'da , Gaziantepspor'a 4-2 mağlup olduğu karşılaşmayı yöneten (!) hakem Abdullah Yılmaz, tüm kesimler tarafından eleştirildi.
Gaziantep maçında dün gece verdiği kararlarla Galatasaray camiasından büyük tepki alan hakem Abdullah Yılmaz, geçmişte yönettiği bazı maçlarda sergilediği yönetimle, yine eleştiri oklarının hedefi olmuştu.
22.08.2010 Galatasaray-BURSA: 0-2
43’deki topa kasıtlı şekilde elle dokunan ve sarı kartı olan Volkan Şen’e kırmızı kart çıkarmadı. O sezon Galatasaray’ın, hakem hatalarıyla ilgili hazırladığı ayrıntılı raporda bu karar da yer aldı.
Suçu sadece Galatasaray maçı değil,:
15.03.2010 Denizli-Beşiktaş: 0-1
Beşiktaş kalecisi Rüştü Reçber’in, ısrarla topun kendisinden dışarı çıktığını söylemesine rağmen, aut kararı vererek kamuoyunu şaşırttı.
27.02.2011 Karşıyaka-Kartal: 1-0
Kartallı oyuncu Sezgin Sezer maçtan sonra, ‘En ufak birşey söylediğimizde ‘Kes lan sesini, işine bak’ diyor. Biz böyle konuşsak cezası kırmızı kart’ dedi.
 19.03.2011 Konya-Antalya: 0-0
Konya’nın kümede kalma savaşında büyük önem taşıyan karşılaşmada, Yeşil-Beyazlı ekibin net bir penaltısını ve nizami bir golünü atlayarak maçın kaderiyle oynadı.
16.09.2009 Denizli-Sivas: 1-1
Sivas cephesi, puan kaybını hakem Abdullah Yılmaz’ın hatalı kararlarına bağladı. Sivas yerel basını, ‘Hakem faciası’, ‘3 puanımız çalındı’ gibi manşetler attı.
24.09.2006 Bursa-Sivas: 1-3
Bursa yönetimi yenilginin faturasını hakeme kesti: Artık tahammülümüz kalmadı. Abdullah Yılmaz’ı vicdanıyla baş başa bırakıyorum. Maçı çığırından çıkardı.
Evet bu kadar suçu olan kişi hakem olmaz denirken  Galatasaray Gaziantep maçı verildi. Maçı yöneten hakem Abdullah Yılmaz'ı tüm medya, eski hakemlerden olma yorumcular, yöneticiler, yazarlar, çizerler yerden yere vurdular. Üstüne üstlük MHK Başkanı Yusuf Namoğlu da bir iki tekme de kendisini eleştirerek Süper Lig’de o günden beri maç yönettirmediler.
Ve Samsunspor’u da yaktı. Bu hakemin elinden kesin düdük alınmalıdır.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@gmail.com
evesbere@mynet.com 
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32