29 Eylül 2016 Perşembe

FETULLAH'IN ÇİFTLİĞİNDE 12 AK ADAM

FETULLAH’I  ZİYARET EDEN 12 MÜBAREK ADAM VE “ÖĞRETMENİM ALİ YAPTIRDI…RABBİM AFFETSİN..” FERYATLARI
29 Eylül 2016

[[Önceki bir yazımda şunları sıralamışım:
27 Mayıs 2013 Gezi Halk harekatını FETÖ yaptı.. 
17/25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonunu FETÖ Yaptı.. 
15-16 Temmuz 2016 Darbesini FETÖ Yaptı..
Ve son olarak; 24 Eylül 2016 Moody’s’in not indirimi kararı ile Türkiye’yi yatırım yapılamaz ülke sınıfına sokmayı FETÖ yaptı..
İyi de ben ne yaptım? Ne yapacağım; alnı secdeye vardıkları için üzerlerine varmadım. Ne istedilerse verdim.. Şimdi herkesi tutukluyorum. En sonunda kendim de teslim olacağım.]]
Şimdi de şunları sıralıyorum:
AKP'li milletvekilleri, Pensilvanya'da yaşayan Fethullah Gülen'i ziyaret ettikleri fotoğrafların kamuoyuna yansımasıyla ilgili olarak  konuşan AKP milletvekillerinin görüşleri şöyle:
Bayram Özçelik (Burdur Milletvekili): Ben bir şey ifade etmek istemiyorum. Zaten grup yönetimimizin bilgisi dahilinde gidilmiştir.
Adem Tatlı (Eski Giresun Milletvekili): Türk kültürünü kutlama günleri nedeniyle ABD’ye gidildi. Oraya olan o ziyaret ise bilgi dahilinde bir şey, bilgi haricinde olan bir şey değil. Grup yönetiminin bilgisi dahilinde. Ben o zaman grup yöneticimiz olan Mahir (Ünal) Bey’in bilgisi dahilinde gittim, yine o zaman grup yöneticimiz olan Nurettin (Canikli) Bey’den izin alan arkadaşlarımız da vardı, ikisi de grup başkanvekiliydi. Gizli, kaçak bir şey yapmış olsak poz vermeyiz, poz vermişiz. Siyasetçiler olarak önemli aktörlerin ne konuştuğunu, ne düşündüğünü bilmek durumundayız..FETÖ terör örgütü lideri Deccal ile ismimin anılması benim için kahır meselesidir"
İsmail Tamer (Kayseri Milletvekili): FETÖ’cüler 2010 yılında beni gözaltına aldılar, sonra da bıraktılar. Benim bunlarla hiçbir şeyim yok, olamaz. Vatan hainiyle aynı karede olmak, aynı şeyde anılmak bana zul(Alçalırım demek istiyor) olur ama o zaman haberimiz yoktu. Oraya gitmemiz sadece gruptan ayrılmamakla ilgilidir. ABD’ye Türk günü için görevli olarak gittik. Orada da böyle bir şey gelişti, yoksa buna özel gidilmiş falan değil..Kadın vekillerimiz de orada namaz kıldı, başlarını da namaz için örttüler, o şerefsiz adama değil, iftira atıyorlar.
Mustafa Hamarat (Eski Ordu Milletvekili): FETÖ’nün servis ettiği fotoğraflara atlayarak samimi AK Partililere saldıran kriptolar, girdiğiniz ‘reisçi’ pozlarınızı kimse yemiyor. Reis için ölümüne mücadele eden AK Partililere karşı ‘reisçilik’ taslayarak ne pisliklerinizi kapatmaya çalıştığınızı da herkes biliyor. Recep Tayyip Erdoğan’sız AK Parti hayallerinizi gerçekleştiremediğiniz gibi AK Partisiz Recep Tayyip Erdoğan hayallerinizi de gerçekleştiremeyeceksiniz. FETÖ’nün servis ettiği eski 17-25 Aralık öncesi fotolarla AK Partiye, partililere saldıranlar yanı zamanda sayın Cumhurbaşkanımıza saldırmaktadırlar. Müslüman kiliseye gitmekle papaz olmaz.
Safiye Seymenoğlu (Eski Trabzon Milletvekili): Neden bu kadar abartıldı anlamıyorum. Orada bir şey yok. 2012 yılında MİT krizi yok iken merak üzerine gidilmiş bir gezi.
Fatoş Gürkan (Eski Adana Milletvekili):2012 yılında bir programa gittik oradan da arkadaşlar ‘Fethullah Gülen’i ziyaret edelim’ dediler ve ziyarete gidip fotoğraf çektirdik. Haber yapacak bir şey yok. Tarih itibariyle o dönem dershane krizi yoktu. Bugün böyle bir haberin yayımlanmasını art niyetli buluyorum. Haberin yayımlanması FETÖ’ye hizmet edilmek için yapılan bir şey.
Dilek Yüksel (Eski Tokat Milletvekili): O gün konjonktüründe siyasetçi olarak yaptığımız bir ziyaretti. Tarihini tam hatırlamıyorum. Dershane krizi yoktu sanıyorum, olsaydı zaten ziyaret yapılmazdı. Bugüne baktığımızda ise bu ziyaret keşke hiç yapılmamış olsaydı. Keşke hiç oraya gidilmemiş olsaydı.

Her şeyi bilinen darbeci örgüte yüklemek ve de yapılan yanlışlardan kendimizi aklamak aklıma şu fıkrayı getirdi:
[[Suçlu, Hırsızın Koludur Efendim..Hırsızlıkla suçlanan müvekkilini hapisten kurtarmak isteyen Avukat: “Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokarak çantayı çalmıştır. Müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir tek kol tarafından işlenen suç için, ne diye bütün bir kişinin vücudunu cezalandırıyorsunuz sayın Yargıç?”
 Yargıç, kol kesilmeden hırsızın o kolundan asla ayrılamayacağını düşünerek :
 “Peki, o zaman aynı mantıkla giderek söylüyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahkum ediyorum! “Dediğiniz gibi suçlu koldur; kol vücuttan ayrılsın, yani kesilsin ve hapse konsun..” deyince, Avukat ve Hırsız hınzırca gülümserler. Ve de; Hırsız avukatın da yardımıyla takma kolunu çıkartarak oturağa bırakır, mahkeme salonundan çıkar gider. ]] 
FETÖ haberleri bütünündeki rakslar, güldüşün malzemelerine dönüşerek ciddiyetten soyutlanmaya başladı..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32 

26 Eylül 2016 Pazartesi

DARBE DEDİĞİN NE Kİ; BEN DARBE 12 EYLÜL DARBESİNE DERİM

Günaydın arkadaşlar; gecikmiş bir 12 Eylül yazısı ve 12 Eylül faşizminin bana yaşattıklarını kısa öyküsü..
BEN DARBEYE DARBE DEMEM 12 EYLÜL GİBİ OLMAYINCA..
SOLDAKİ HERKESİN BİR 12 EYLÜL’Ü VAR DURUR İÇERİSİNDE
EVREN’İN NU RESİMLERİNİ ASMAYIP BESLEYELİM Mİ?
27 Eylül 2016
[[ Siz başlık olarak birini seçebilirsiniz..]]
Darbe dedin mi; 12 Eylül 1980 darbesi gibi olmalı!! Ne o; Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları esir alınmış, tüm birimlerine girilmiş ve de ardından teslim olunmuş.. Kurgu kokulu 15-16 Temmuz 2016 darbe kalkışmasına ben darbe demem, darbe 12 Eylül olmayınca…Darbeyi de örseledik..
Darbeyi aslında ‘savcısıyım diyerek’; 12 Haziran 2007 (Ergenekon), 20 Ocak 2010’da Balyoz operasyonlarıyla örselemeye başladık. Ergenekon davasında CHP lideri Deniz Baykal’ın kendisine savcı yakıştırmasında bulunduğunu hatırlatıldığında, ne demişti Erdoğan Başbakan? Aynen şunu demişti: “Millet adına hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım(16 Temmuz 2008)”
Ve sonunda Ergenekon ve Balyoz’a ve benzerlerine kumpas dedi. Dahası; paralel devlet dedi kendi paralelliklerini unutarak..
İşte böylece gerçek darbeciler varken(12 Eylül), Ergenekon ve Balyozcular vb içerikte   darbeciler yarattık. Ve sonra dönüp “Meğer FETÖ  kumpasıymış” diyebildik. İyi de, süreç içinde nur topu kabul edilen  on yedi darbemizin de kumpas olmadığının garantisini kim verecek?





Her şeyi FETÖ darbesine bağladık. Var olan tüm kötülüklerin panzehiri Kominizim, yerini FETÖ’ya bıraktı..Allah razı olsun; FETÖ Komünizmi akladı..
27 Mayıs 2013 Gezi Halk harekatını FETÖ yaptı..
17/25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonunu FETÖ Yaptı..
15-16 Temmuz 2016 Darbesini FETÖ Yaptı..
Ve son olarak; 24 Eylül 2016 Moody’s’in not indirimi kararı ile Türkiye’yi yatırım yapılamaz ülke sınıfına sokmayı FETÖ yaptı..
İyi de ben ne yaptım? Ne yapacağım; alnı secdeye vardıkları için üzerlerine varmadım. Ne istedilerse verdim.. Şimdi herkesi tutukluyorum. En sonunda kendim de teslim olacağım
Biz darbeler darbesine gelelim darbeler gelmemek için..
Aşağıdaki yazı; 2013 12 Eylül’ü için  yazmış ve depolamışım. Unuttuğumu depoyu karıştırıken karşıma çıkınca anladım ve güncelleyerek servis etmeye karar verdim.. Yani gecikmiş 12 Eylül yazısı..
12 Eylül darbesi ve 3 Kasım 2002 dayatması arasındaki fark: 
Gerçekleri, üst başlık ve  alt başlıklarla ’12 Eylül ve 28 Şubatı’ bir bütün olarak  anlatmaya çalışacağım:
12 Eylül’ün bir darbe olmadığını kim söyleyebilir ki? Kimse söyleyemez. Fakat, söylenmeyen bir gerçek var ki, o da 3 Kasım 2002 iktidarının bir dayatma olduğudur. Evet, kurgusal bir dayatma. Bunu bütünleyen gerçek de;12 Eylül cuntasına ve  liderine dua edenlerin varlığıdır. Bir diğer gerçek de, 12 Eylül ive 28 Şubat 1997 tanklı darbe ile haksızlığa uğradığını(Arapça, mağdur)  söyleyen siyasal erkin, aksine, her iki süreçle beslendiğidir.
İşte onlar bugün çıkıp, 12 Eylül ve  28 Şubat’tan hesap sormaları gerekirken,  her 2 olguya şükranlarını ve dualarını gönderiyorlar. Darbeciler ortada iken, darbeci yaratıp 15 senedir demokrasi için kendilerini zorlayan ve suskun kalan askerlerin tepesine Balyoz gibi iniyorlar. Fakat, kamuoyu tepkisi karşısında, istemiyerek de olsa,12 Eylül’ü yargılamaya başlıyorlar. Öyle ki, 12 Eylülcülerin  ceza almaları için de, davaya katılacaklarını(Arapçası, müdahil ) bile söylüyorlar.  Katıldılar bile.
Yetmedi, 12 Nisan günü; 28 Şubat süreciyle ilgili soruşturmayı başlatarak, 5 kentte toplam 31 adreste eşzamanlı aramalar yapıldı. Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile 3 emekli tuğgeneral, 19 emekli albay, 2 emekli binbaşı, 2 emekli yüzbaşı ve 4 emekli astsubay hakkında gözaltı kararı verildi. Başbakan bu halkın talebidir diyor. İyi de, balyoz ve sarıkız benzeri darbe kurguları da mı halkın talebi idi, yoksa karanlığın gülün yüzünün mu?
Sözde darbelerle yüzleşiyorlar. Benim için sorun yok. Hatta, sevindim, eğer samimi iseler, özellikle 28 Şubat darbesiyle yüzleşirken kendi yüzlerini de görecekler, çünkü 28 Şubat’a dua edip şükranlarını iletenlerdi. Hatta, 12 Eylül yüzleşmesinde de, karanlığın gülen yüzünü veya gün gelecek…. göreceklerdir.
Neler duyuyoruz Allah’ım!!! Üst düzey komutanların eşleri örtünmeleri için ikna seansları düzenleniyormuş. Bu da benim için sorun değil, çünkü onlar bu konuda kafalarının içini zaten örtmüşlerdi, eşleri kafalarını örtmüş fark etmez. Soruyorum; Genel Kurmay neden Anıtkabir ziyaret sayısını veren bilgileri sitesinden kaldırdı? Gelin, tüm ordu düzlemindeki  isimleri kaldıralım, Fetullah, İskilipli Atif Hoca,  Said-i Norsi  vb adlar verelim. T.C bakanları sakallı, neden asker sakal bırakmasın…
12  Eylül’den darbe yiyenler konuşmaya başladı. Sen, ben sıradan bizler ve siyasal aktörler bir şeyler söylüyor. Özellikle ‘Zincirbozan’ sakinleri.
Rahşan Ecevit  hanımdan ses yok.
İlk konuşan Süleyman Demirel  oldu; "Ben Darbeyle Hesabımı Gördüm. Darbe davasına müdahil olmayacağım. Türkiye'de barışı tesis etmek istiyorsanız, bugün adil yargıyı sağlayın. 95 yaşındaki bir adama hesap sorarak sisteme muhalefet edilmez, zamanında sorsaydınız. Benden zor yoluyla aldıkları iktidarı, ben halkın oyuyla geri aldım. Esas olan halkın oyudur, ben hesabımı orada görürüm. "
Darbeyle hesap görmek, darbecinin sunduğu demokrasiyi araç olarak kullanarak, iktidar olmak değildir.  İktidara geldiğinizde hesap sormanız gerekir. Demirel çelişiyor, çünkü iktidarken hesap zormadı. İşte bu noktada adama sorarlar; “Bu zamanı kullanıp niçin hesap sormadın?”.
Doğrudur; Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılayarak, dahası; eldeki 2 adet 95’liği yargılayıp 12 Eylül’ün hesabını soramazsınız.
Bu nedenle; AKP’nin başlattığı yargılama sürecini;  sanallıktan kurtarıp, ciddi ve inandırıcı bir yargılama sürecine sokmak gerekir.
Demirel’in konuşmasının bir yerinde var olan doğru şu; “Esas olan adil yargıdır. Bugün Türkiye'de barışı tesis etmek istiyorsanız, adil yargıyı sağlayın. Bakın bugün Türkiye'de el atılması gereken haksızlıklar, davalar var, onlara el atın, atabiliyorsanız.”. İşte bu doğruyu işletmek gerekir. Yani, Demirel’in  kendisinin de yanaşmadığı  doğruyu. Doğrusu neden böyle konuştu, anlayamadım. Nedense ‘Kurtlar vadisi pusu’  senaryosu aklıma geldi..
Sayın Deniz Baykal’ın  söylemleri doğru olanı idi; “Sayın Demirel’in söylediği manada ben de meydanlarda hesaplaştım. Zincirbozan’dan çıktım, yasakla mücadele ettim, Meclis’e döndüm, CHP'yi açtım, genel başkan oldum; bu manada evet hesaplaştım ama benim hesaplaşmam sürüyor”
Ben de, 12 Eylül’de haksızlığa uğrayanlardan olmama karşın, davaya katılmayanlardanım. Katılmadım, çünkü benim yaşadıklarım ‘Deve’de kulak’ idi. Yazıyorum, çünkü, 12 Eylül’de ‘ birilerinin dışında’ soldaki herkeslerin  bir şeyler yaşadığını anlatacağım.  Anlatacağım,  çünkü;  Soldaki herkesin bir 12 Eylül’ü  var durur içerisinde.
Evet, 12 Eylül benim çalışma yaşamımı(memuriyet) bitirdi. “Yol Su Elektrik Genel Müdürlüğünde(YSE)” çalışıyordum. Darbe sonrası; üst düzey görevlere  sağcı kimlikleri atadılar, özellikle dindar kimlikleri(yani birilerini). Sürekli suçladılar. Yetmedi; komplolar ile karşı-karşıya bırakıldık. Örneğin, Cunta lideri Doğu Karadeniz’de konuşma yaptığı gün köyleri de içeren büyük ölçekli Türkiye haritasının ‘Doğu Karadeniz’ bölümü kesilerek çıkarıldı. Suçlu bendim, çünkü Doğu Karadenizli, yani Laz idim. Tam tutuklanırken, haritayı kesen kişi, birinin ihbarı ile bulundu. Eğer kesilen parça üzerinden çıkmasaydı, ben  Mamak’ta idim. O kişi sağcı  idi ve de sorgulanmadı bile. Beni içeri atamadılar, fakat memuriyetten uzaklaşmama neden oldular. Uzun zaman işsiz kaldım. Özel sektör de iş vermiyordu. Çünkü,  memuriyetten uzaklaştırılan kişi tehlikeli idi.
Sevgili Satılmış Kazim Özdemir ile kaldığımız İlkiz sokaktaki bekâr evimizi, Gaziosmanpaşa-Kırlangıç sokağa taşıdık.  Ardından, ben Nenehatun’a taşındım. İller Bankası’nda çalışan Kazim kardeşim, köyü Ahıbozan’a döndü. Kısacası sürekli yer değiştiriyorduk.  Kazim Afyon’a sürgün edildi ve yolda yaşamını yitirdi. Işıklar içinde yatsın.
Son taşındığım apartmanda oturan ve  12 Eylül öncesi bilerek emekli edilmiş askeri savcı(kurmay Albay) uyardı; ‘eğer yasak yayınların var ise yok et, kesin evin aranır’. Solcuların egemen olduğu böylesi yerler sürekli baskın görüyordu. Bazı arkadaşlar, sağcıların olduğu semtlere kaçmalarına karşın, orda da sağcıların baskısını yaşıyorlardı. Böylelikle, işkencenin farklı boyutlarıyla dışarıda içeriyi yaşıyorduk.
Uyarı sonrası, KSD’nin tüm yayınlarını kalorifer kazanında yaktım. Yanımdaki arkadaşımı memleketine gönderdim, ben de yakın bir köye gittim. Birkaç gün sonra döndüğümde, kapıyı açamadım. Apartman görevlisi geldi , bir anahtar uzattı; ‘birileri kapıyı kırarak içeri girmiş, ben görmedim, eşyaların dağınıktı, kilidi değiştirdim..’ diyerek . İçeri girdim, tüm koliler darmadağın idi. Her şey yerlere saçılmıştı. Masanın üzerinde sadece, Türkçe Kur’an ve Atatürk’ün Nutku vardı. Arkadaşıma, korkmaması için durumu anlatamadım. Eğer KSD yayınları yakalansa idi, kesin evim karargâha döner, kurdurttukları gizli örgütü onaylamam için, aylarca Mamak işkencesindeki payımı verirlerdi.
Şans bu, devrimci olamadık(kesin bu sözüm gerçek devrimciler için değil, İçerden çıktıktan sonra, kapitallerine kapital katarken ve sınırsız, kuralsız demokrasi avcılıklarıyla bugünün siyasi erkini teorize ederken, hala devrimciyim diye böbürlenenleredir).
Demem o ki, 12 Eylül cuntası, Türkiye’deki tüm solculara kan kusturdu, mağdur etti. Sokaklarda  ‘in ile cin’ muhbirlerle dans ediyordu.  Fakat, o güne dek hiç denecek kadar cemaati olan Camiler, her geçen gün artış kaydediyordu. Sanki, askeri kışla cemaati  ile, Cami avlusu cemaati arasında bir iletişim kurulmuştu.
İşte 12 Eylül’ün bilançosu: “ 650 bin kişi gözaltına alındı-1 milyon 683 bin kişi fişlendi-Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı-7 bin kişi için idam cezası istendi-517 kişiye idam cezası verildi-Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı)-İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi-71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı-98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı-388 bin kişiye pasaport verilmedi-30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı-14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı-30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti-300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü-171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi-937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı-23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu-3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi-400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi-Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi-31 gazeteci cezaevine girdi-300 gazeteci saldırıya uğradı-3 gazeteci silahla öldürüldü-Gazeteler 300 gün yayın yapamadı-13 büyük gazete için 303 dava açıldı-39 ton gazete ve dergi imha edildi-Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi-144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü-14 kişi açlık grevinde öldü-16 kişi “kaçarken” vuruldu.
95 kişi “çatışmada” öldü-73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi-  43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.”
Peki, kürenin efendileri 12 Eylül 1980 faşist darbesi için neler söylediler?
16 Eylül 1980 Salı günkü Hürriyet gazetesinden kestiğim(Fr. Kupür)  “Dünya Bizi Konuşuyor” başlıklı haber in arka sayfasında Yılmaz Köksal’ın ağabeyi Yücel Köksal’ın yazıp çizdiği  “Özlenen Sevgi”adlı çizgi romanı var.
Birileri “Özlenen Türkiye” umuduyla 12 Eylül’e sıcak baktığı bir gerçekti.
Batı ise, iki yüzlü politikasıyla bütün bakışını söyle sıralamış:
 “Türkiye’deki gelişmelere geniş yer ayırmaya devam eden Batıl Alman basını, seçimlerin belirsiz bir tarihe ertelenmesini ‘Demokrasiye geçişte önemli bir gecikme’ olarak niteledi….Batı Alman basını, Belçikanın çekilmesine karşın Türkiye’deki NATO manevralarının devam edeceğini, NATO konseyi’nin askeri müdahaleden sonra durumu görüşerek buna kesin karar verdiğini bildirdi(Nato’nun ve Batının 12 Eylül darbesinden haberdar olduğunun göstergesi).
Batı Almanya’nın önde gelen dergilerinden Der Spiegel ise, Türkiye’deki askeri müdahaleyi kapağına taşıyarak, ikinci konu olarak işledi ve Türkiye’deki müdahalenin Bolevyadakı ya da Güney Kore’deki müdahalelerle hiçbir benzerlek taşımadığını belirtti…Dergi, ‘Övün, Güven, Çalış’ başlıklı yazısında Türk Ordusu’nun Atatürk’ün yolunda olduğunu belirterek ordunun ‘Atatürk’ün devletini kurtarmak zorunda kaldığını’ söyledi…Türkiye’ye geniş yer ayıran dergi, Erbakan’ın Atatürk reformlarını ‘iyice kemirdiğini’, bunun sonucu olarak Hümeyni taraftarlarının ortaya çıktığını öne sürdü. Dergi Türkiye’de Turancılık akımının da güçlendiğini belirtti.(Aynı batı, bugünlerde orduya neler yapıldığını, Atatürk’ün reformlarının nasıl kemirildiğini, İran halkı bize koşmaya çalışırken, bizim halkımızın İran’a koşturulduğunu  gözlemliyor mu? Gözlemlemiyor ve umurunda da değil. O zaman batının Atatürk’ün devletini  ve ordusunu umursadığı söylenemez)…Adnan Menderes’in bir resmine yer veren ve eski başbakanın idam edildiğini bildiren dergi, ‘Ecevit ile Demirel kişisel düşmanlıkları yüzünden el ele verip ülkeyi kurtaramadılar,’ dedi(Ecevit ve Demirel’i asın önerisini çağrıştırmıyor değil)… Franfurter Allegemeine Gazetesi ise manşetten verdiği haberinde Türk Ordusu’nun Nato’ya ve Batıya bağlı olduğunu(Ona ne şüphe. Bağlı değil bağımlı) bildirdi. Gazete komutanların ekonomik açıdan da batı’ya güvence vermek eğiliminde olduğu ve bu amaçla hem Turgut Özal ile hem de diğer teknokratlarla görüştüklerini belirtti( Türkiye’nin sivilleşmesini resmen batı projelendirdiğinin yansıması)…Amerikan’ın önde gelen gazetelerinden Washington Post ise, Türk ordusunu överek, ‘Türkiye bir Güney Amerika Cumhuriyeti i değildir. Türk generalleri de hileci, faşist Yunan albayları değildir,’ dedi. ‘Atatürk’ün çizdiği yolda ilerleyen Türk Ordu’su politikaya karışmaz, orduda bölünmeye meydan vermez ve şöhretine gölge getirmemeye dikkat eder’ diyen gazete, ordunun 1960 ve 1971 hareketlerinden sonra yönetimi silerle terk ettiğini hatırlattı…Askerlerin, durum ‘acil’ olduğu için harekete geçtiğini belirten gazete, ‘Türke politik liderlerin güç ekonomik ve sosyal şartlara rağmen demokrasiyi yürütmeye çalıştığı ve askerin kendisine leke gelmemesine dikkat etiği bir ülkedir’ dedi….Gazete; ‘Son yıllarda Türkler Amerika’da popüler olamadılar. Kıbrıs konusundaki inatları da Amerika’daki Yunan lobisinin ekmeğine yağ sürdü. Fakat bu konuda anlayışlı olmak gerekir. Hiç olmazsa Kıbrıs sorunun Atina’daki albaylar cuntası yüzünden çıktığını kabul etmek lazım.’ Dedi…Amerika’nın Türkiye’ye, Sovyetlerin yayılmasını engellemek ve demokrasiyi desteklemek için yardım ettiğini bildiren gazete, ‘Ancak Ankara’daki son durum bu nedenlerden ikincisini zedeliyor. Bu durum kaygılara yol açıyor’ dedi….İngiltere’nin en etkin gazetelerinden The Times ise, ‘General Evren, diktatörlük ihtirası taşımayan bir insandır. Türk halkı, yeni liderlerinin ne zaman seçim kanununu   ve anayasayı hazırlayıp yönetimi sivillere devredeceği merakla bekliyor’ diyen gazete, Ecevit ve Demirel’in uzun süre tutuklu bulunmalarının sakıncalı olduğunu belirtti. The Times siyasi tutukluların bir an önce serbest bırakılmalarını istedi….Türkiye’nin askeri yöneticilerinin batı yanlısı olduğunu ve NATO’yu desteklediklerini belirten gazete, ‘NATO’yu seçimle işbaşına gemlememiş askeri bir yönetimi, ancam bu yönetim baskıcı metodlardan kaçınır ve sivil yönetime geçmek için çaba harcarsa kendi içinde barındırabilir,’ dedi….Bağımsız Financial Times gazetesi ise, Atatürk’ten bu yana Türk Ordusu’nun Türk Devleti’nin dayanağı olduğunu belirterek, 7Batı Dünyası, askerlerin Türkiye’nin anayasal düzene geçebileceği bir ortamı yaratıp yaratmayacağını merakla bekliyor’ dedi. 1971-73  yılları arasındaki askeri yönetim sırasında politik tutuklulara işkence yapıldığı yolundaki iddiaların yaygınlaştığını hatırlatan gazete, ‘Askeri yönetim, anayasal düzene geçmek için fazla gecikmemelidir,’ dedi…Demokratik gazetesi ise 22 siyasal tutuklunun siyasi cinayetlere karıştıkları için yakında idam edileceklerini öne sürdü….Belçika’nın önde gelen gazetelerinden La Cite ise, ‘Türk Ordusu’nun iktidarda kalma eğiliminde olmadığı bir gerçek. Orgeneral Evren, demokrasiye içten bağlı bir insan’ dedi. Gazete, ‘Ancak sol sendikaların faaliyetleri durdurulurken, sağ sendikaların faaliyetlerini sürdürmesine izin verilmesi, demokrasi uygulamasında iyi bir başlangıç sayılmaz,’dedi.
İyi demiş, çünkü 12 Eylül 1980 faşist darbesi solu bitirdi, sağı ve özellikle siyasal İslam’ın önün açtı.
Evet;
Söylendiği ve görüldüğü gibi; 12 Eylül’ün amacı;  solu bitirmekti. Asla, Demirel’e karşı yapılmadı. Ecevit ile büyüyen Sol’a darbe indirmekti. Uluslar arası finans kuruluşlarının(İMF-Dünya Bankası) önünü açmaktı. Emek örgütlerini bitirmekti. Kitapları yakmaktı. Düşün ve yazın özgürlüğünü kaldırmak için yazarları ve gazetecileri içeri tıkmaktı. 27 Mayıs Anayasası ile gelen çağdaş hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaktı. Kendisine destek veren,  gizliden gizliye siyasal İslam’ı kurgulamak olan dinden geçinenlerin önünü açmaktı(Bunlar için, Anayasaya din dersi zorunluluğu kondu. Hatta; Suudi Arabistan kökenli bir vakfın(Rabita) Türk imamlarına maaş ödemesine izin verilmişti).
Bu nedenle, siyasal erkin;  12 Eylül 2010 referandumu ile işletilmeye başladığı   12 Eylül 1980 yargılamasını samimi bulmuyorum. Doğrusu inandırıcı olduklarını düşünmüyorum. Olsalardı,  12 Eylül sürecindeki  CIA rolü ve kontrgerillanın etkisinin araştırılması iddianamede dikkate alınırdı. Hayatta kalan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya paşaları Ankara 12. Ağır Ceza Mahkeme  salonuna getirirlerdi ve de tutuklanma talepleri mahkemece reddedilmezdi.  Ama, Ergenekon ve Balyoz vd benzer operasyonlarla görevde olan veya yeni emekli olmuş paşalarla birlikte, 365 sanığın 166’sini  Silivri toplama kampında sorgusuz susalsız içeri atabilmektedirler. Düşünün, tutuklu tutuksuz toplam  365 sanal darbeci sanık için 20 yıl hapis isterken, 12 Eylül’ün gerçek darbeciler için daha hiçbir şey istemiş değilller.  20 yıl hapis isteminin kanıtı ne biliyor musunuz? Sahteliği yerli ve yabancı bilirkişilerce kanıtlanan CD’ler. Ve bu CD’leri mahkeme kendi saptayacağı bilirkişilere tekrar incelettirecek. İşin öfkelendiren yanı; “Balyoz darbe planıyla ilgili belge ve bilgi olmadığını” söyleyen Zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Kara Kuvvetleri Komutanı  Aytaç Yalman’ın mahkemede tanık olarak dinlenmemeleri.
Mantıki, hukuki ve siyasi süreç gerçekleriyle işletilir ise, tarihi hesaplaşma o zaman gerçekleşecektir.
12 Eylül darbecilerin göstermelik yargılanmaları ve balyoz hareketiyle yaratılan sanal darbecilerin yargılamalarındaki amacı, farklı bir yaklaşımla betimlemek gerekir.
Amacın özünü, AKP’nin tayyare gibi yükselttiği Tayyar’ın Twitter'ınde yakalıyorsunuz:
Şamil Tayyar Twitter'da "12 Eylül davası başladı . Darbenin dayanağı sayılan TSK İç Hizmet Kanunu'nun meşhur 35. maddesini de kaldırıyoruz."diye yazdı.
"Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır." şeklindeki TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi, Tayyar’ın verdiği kanun teklifi ile  "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi Türk yurdunu korumaktır" şeklinde değiştiriliyor. AKP yönetimi de bu yönde verilen kanun teklifi üzerinde çalışma başlatmış.
İyi de, asker vatanı korudu, T.C’yi kim koruyacak?  TC’ye karşı olan T.C’yi korur mu? Peynir hırsızına peynir emanet etmek bu olsa gerek.
Yeni ideoloji, eski ideolojinin karalanmasıyla yaşam bulur. Birileri için eski ideoloji, Atatürk’ün arkadaşları ve Anadolu insanıyla kurduğu Laik Demokratik Cumhuriyet’tir. Bu yapının, temel taşları; CHP, Ordu ve Atatürk’ün kişiliğine ve onun yarattığı Evrensel felsefesine sevgidir.
12 Eylül 1980 sonrası  bu ‘3 olguyu’ yıpratılmaya başlandı.  Özellikle 12 Eylül ile bunun altyapı taşları döşendi,  28 Şubat 1997’de yüründü ve  3 Kasım 2002’den sonra da koşulmaya başlandı.
Son zamanlardaki CHP, ille de Ordunun üzerine gitmeler bunun temel göstergeleri.
14-15 Nisan 2007 ‘Cumhuriyet Mitinglerini’ darbecilerin provası diye gösterilmesinin özünde bu karalamalar yatıyor.
Turgut Özakman’ın “Çılgın Türkler” yapıtı, çılgınca sattı. Aynı ön adla yayınladığı belge-roman’ın adı; “Çılgın Türkler-Kıbrıs”. Kitabın iç kapağına  şunları yazmışım; “ ‘Çılgın’ olan sadece Türkler değil, ‘Anadolu İnsanı’, Türkü, Tatarı, Lazı, Kürdü, Gürcüsü, Boşnakı, Çerkezi, Arabı, Romanı, kısacası yaşayan tüm etnik yapısı. Atatürk bu yapıyı; bir bütün haline getirip ‘Ulus’ yarattı. İşte bu ulus, dünyada ilk kez batı emperyalizmine ve onun işbirlikçisi hilafet yanlılarına tokat atarak yenilgi tattırdı. Bu, “Kurtuluş Savaşı”’nı veren  ulus’un adını ‘Çılgın Türkler’ diye tanımlayabiliriz, fakat gerçek betimlediğimdir. İşte bu emperyalist batı ve onun işbirlikçisi içerdekiler, bugün bu ‘Çılgın Ulus’tan intikam almak için, Atatürk’ün asker ve sivil arkadaşlarıyla yarattığı, kurumsallaştırdığı ‘Laik Demokratik Cumhuriyet’i yıkmanın savaşını veriyorlar.
12 Eylül ve 3 Kasım 2002’nin karşılaştırılması:
12 Eylül’de, yazılan kitaplar yargılandı, bu dönem
yazılmayan kitaplar.-- 12 Eylül’de cuntanın egemenliği vardı, bu dönem yürütmenin.-- 12 Eylül’de gazetecilere köşe kapatılmadı, bu dönem gazetecilere hem köşe kapatıldı, hem gazeteciler içeri kapatıldı.-- 12 Eylül’de %10 barajı, YÖK, RTÜK, MGK  ve Özel Yetkili Mahkeme vardı, bu dönemde de.-- 12 Eylül’de örtülü ödenek harcamaları yoktu, bugün örtülü ödenek harcamaları alabildiğine yoğunlaştı.-- 12 Eylül’de, solcu aydın,  gazeteci, yazar, çizer baskı gördü, bugün aynı kesimlere baskı fazlasıyla sürüyor. .-- 12 Eylül’de  din eğitimi zorunlu kılındı ve imam hatiplerin önü açıldı, bu dönem, 4+4+4 yasasıyla, okullara Kur’an dili Arapça konarak tüm okullar İmam Hatipleştirildi(nin) önü açıldı. Öyle ki, bakın siz İmam hatiplerin kapatılmasını istiyordunuz, biz Kur’an dersini diğer okullara da getirerek, insanlar artık dini eğitim için çocuklarını İHL’lere göndermeyecek aldatmacasını ileri sürerek.
 Bu farksızlıkları çoğaltabiliriz…
Kimse çıkıp AKP asla 28 Şubat’tan faydalanmadı diyemez.
 “12 Eylül siyasal İslami da hoş görmedi, salt Türk-İslam sentezi ideolojisinin önünü açtı,  AKP 12 Eylül’ün ürünü değil, 12 Eylül günü rahatladık” diyenlere  soruyorum;
F. Gülen, neden Erbakan’ı istifaya çağırdı? 28 Şubatçılara dua eden kim? Adeta, küresel efendinin Truva atı gibi, Okyanus ötesinde yan gelerek 12 Eylül’e güzellemeler yapan, 28 Şubat’ın sevap olduğun söyleyen kim?
Refah Yol hükümetinin yıkılması için Cemil Çiçek verilen gensoruya lehte oy kullandı mı?
Şimdi AKP’li olan Salih Memecan ,Erbakan’ı aşağılayan karikatürler çizdi mi?
AKP iktidara gelir gelmez, neden milli gömleği çıkardık söyleminde bulundu?
Süreç içinde işletilmeye başlanan ‘Ilımlı İslam’ projesi, kimlerin projesi?
Recep Tayyip Erdoğan’ın; 12 Aralık 1997 tarihinde Siirt'te bir miting esnasında okuduğu “Minareler Süngü Kubbeler Miğfer”  şiiri nedeniyle, 4 ay hapse mahkum edilmesi, böylesi projeler kurgusallığının başlangıcı  mi?
Siyasal erkin teorisyenleri; Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Mehmet-Ahmet Altanlar, Yasemin Çongar, Ergun Babahan ve de Oral Çalışlar, Erbakan’a bayrak açmadı mı? 
Tüm bunları içeren son sorular: “Siyasal İslam ile Türk-İslam sentezi arasındaki farkı kim tanımlayabilir? Nasıl ki, kapitalizmin üst aşaması Emperyalizmdir, Siyasal İslam’ın da üst aşaması, Türk-İslam sentezi değil midir? Bugün , kendilerine ‘yeni muhafazakar’ diyen siyasal erkin  politikası bu değil mi?”
Bu gerçekler dururken, birileri hala, türban özgür bırakılsın derken, türbanın İlkokul seviyesine indirildiğini görmüyorlar mı? Nasıl görsün ki, onlar için Laiklik tehlikede değil. Bunlar ne zaman algılayacaklar  ve de halka da algılatacaklar; dine karşı olmakla, yobazlığa karşı olmanın ayrı olgular olduğunu? Ve yapılmak istenenin yobazlığa karşı savaş vermek olduğunu.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32
evesbere@mynet.com

24 Eylül 2016 Cumartesi

GALATASARAY 2-0 ÖNDEYKEN 2-2'YE TESLİM OLDU

GALATASARAY VE BEŞİKTAŞ BİRER DEVRE OYNADILAR
Beşiktaş: 2 Galatasaray: 2
24 Eylül 2016

Türkiye Spor Toto Süper Lig 2016/2017 Turgay Şeren sezonu  24.09.2016 20:00 günkü 5. Maç:
Gerçekten Galatasaray ve Beşiktaş birer devre oynadılar. İlk yarı Galatasaray oynadı, ikinci yarı Beşiktaş..Maç birer devre oynanınca berabere bitmedi; Galatasaray ilk yarı gol kaçırma yarışına girip en az 5-0  yapamayınca, ikinci yarı 3 kere Galatasaray alanına giren BJK ikisini gole çevirince maç 2-2 bitti.

İlk yarı; Riekerink müthiş bir kadroyla değil, birbirine alıştırdığı deneyimli kadro ile çıktı. Bu kadronun ilk 60 dakika perişan edemeyieceği takım yok. İşte bu noktada Riekerink ikinci kez devreye girip, dahası durumu okuyup değişiklik yapması gerekir. JOR bunu yapmada geçikiyor. Rğer bu zamanda korkunç efor sarf eden ve de yorulan topçuların yerine efor sürmesi gerekirdi. İlk yarı doğruları yapan Riekerink, ikinci yarı doğruları yapan Şeneol Güneş’in önünde olan bir çalıştırcıdır. Şu bir gerçek, ilk yarı doğruları yapan çalıştırıcı, ikinci yarı zorunlu değişikliklerle doğruyu yakalayan çalıştırıcıdan daha başarılıdır.. Riekerink ilk yarı doğrularıyla 5-0’ı yakalasaydı, ikinci yarı doğruları yapan Şenol Güneş’i bugun tartışılan adam konumuna getirirdi.  Doğrudur; ikinci yarı topu ikinci bölgeden ileri taşıyamadı, paslarla topu saklayamadı, ataklar kanatlardan ataklar beslenemedi, Eren Derdiyok’u arkadaşları unuttu, ama ne zamana kadar; 65 dakikaya dek. Bu noktada ve bu zamanda Selçuk, Sabri ve Yasin değişikliği gerekli idi. Riekerink bunları yapamadı. Bu giderilmeyecek hata değil. Değil çünkü bu takımı Riekerink yoktan var etmedi belki ama iyi kurguladı. İnanın 65. dakikaya dek Galatasaray maçı koparabilirdi..İkinci yarı 2-0’dan 2-2 gelmesine karşın en az yine 3 gol atabilecek pozisyon buluyorsa bu takım iyidir bana göre. Düşünüm,n, Joseua kaleci ile karşı-karşıya kaldığı pozisyonu gol yapsa, şimdi BJK’yi şampiyon ilan edenler, Galatasaray’a dönerlerdi.


Bruma’nın fiyatı kesin bugünkü  müthiş goluyla fiyatını 40 milyon Euro etti.  Tolga Ciğerci’nin ki ciğer değil 4 dizel gücünde körük. O da fiyatını artırdı. Sneijder için iyi değildi diyorlar.  İnsaf be, neredeyse Tolga gibi sahanın her yerinde vardı. Riekerink bey, şu Sinan Gümüş’ü harcama be..
Bugün tüm topçular iyi idi iyi olmasına da Muslera sürekli yaptığı müthiş kurtarışların yanında müthiş goller yemese, lig çoktan biter. Muslera’nın bir sorunu var giderilemeyecek bir sorun. Muslera acaba bu nednle biraz moralsız mı? Konsantasyonunu bu olay mı bozuyor? Öğrendik ki;  Kaleci antrenörü Claudio Taffarel'le yolların ayrılmasının ardından göreve getirilen Hollandalı Frans Hoek'le ısınmamakta direnen Muslera, derbide olayı farklı bir boyuta taşıdı. Claudio Taffarel'in ayrılmasının ardından sarı kırmızılı yönetim ve kaleci Fernando Muslera yeni bir kaleci antrenörü getirilmesine sıcak bakmamıştı. Ancak, bu noktada devreye giren teknik direktör Rikerink, Hollandalı Frans Hoek'in getirilmesini istedi. Yönetim de bu talebi yerine getirip Hoek ile anlaşma sağladı..Dünyanın en iyi kaleci antrenörlerinden biri olan 60 yaşındaki Frans Hoek, Ajax, Barcelona, Bayern Münih, Manchester United ve Hollanda ile Polonya milli takımlarında görev yaptı..Barcelona'da 6 yıl çalışan Frans Hoek, Victor Valdes'i A takıma çıkaran, Hollanda'da ise Edwin Van Der Sar'ı futbola kazandıran isim oldu..Luis Van Gaal ile uzun yıllar çalışan Frans Hoek, ünlü teknik adamla son olarak Manchester United'da birlikte çalıştı..Peki Muslera böylesi bir değere karşı neden değersiz davranıyor? Bu sorunu mu yoksa bilgi kirliliği mi?
Ha maçın adamı, Bruma seçilmiş; Bruma 52 Tolga Ciğerci 21, Tosic 7 oy almıi. Yani; GS: 73-BJK: 7..Şaka, takım bazında; BJK:49- GS: 51
Şu bir gerçek; 65 dakika savaşan bir takım yaratmıştır Riekerink; bunu yadsıyamayız. Eğer bu süreci oyuna müdahale derek uzatırsa Riekerink’i ve Galatasaray’ı kimse tutamaz. Eğer Galatasaray bugün yenilse idi, İlker Yasin ve Serdar Uluya, pardon Ulueren’i kimse tutamazdı.
Kim mi karlı, elbetteki Galatasaray. Birilerininin mega BJK’sine yenilmiyerek ikili averajda avantaj sağladık..
Ve BJK ve Galatasaray’ı kutluyorum, çünkü bizlere müthiş maç izlettirdiler. GS’ya iki önemli hata yapmasına karşın hakem Ali Palabıyık iyi idi..Şu bir gerçek; bu iki takım, Ligin en iyi oynayan takımı..



Çok ilginç; 2 yapay ve de sanal takım; Başakşehir ve Osmanlıspor da 2-2 berabere kalmış. Bu sene belli ki bu 2 takım zirveye oynatılıyor. Futbolun evrensel kimliği mi örseleniyor? Seyircisi olmayan bu takımların arkasındaki kişiler lütfen deklare edilsin..
İkinci güzel olay, aşağıdaki haber:
Güzel haber: “Spor Toto Süper Lig'de 4 büyük takımın taraftarları arasında, 5 yıldır uygulanan deplasman yasağı kalktı.  Beşiktaş-Galatasaray derbisine sarı kırmızılı taraftar girebilecek.”
Futbol, evrensel uzlaşının ve de barışın simge işlevini, futbol baronları yüzünden yitirmişt. Sağlıklı ve yürekli bir yaklaşım. Bir de; Ahmet Çakar, Serdar Ulueren vb futbol provakatörlerini, böylesi özlere sahip yöneticileri temizlense, işte o zaman her şey daha güzel olacak..
İki takım da 4 maçtır yenilmiyordu.
Stat: BJK Vodafone Arena
Hakemler: Ali Palabıyık, Mehmet Cem Satman, Ceyhun Sesigüzel
Beşiktaş: Fabricio Agosto Ramirez, Gökhan Gönül, Marcelo Antonio Guedes Filho, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Gökhan İnler, Olcay Şahan (Dk. 46 Abouakar), Oğuzhan Özyakup (Dk. 46 Talisca), Ricardo Andrade Quaresma Bernardo, Cenk Tosun (Dk. 85 Adriano)
İlk 11 Değeri : 64.700.000 Euro
Yedekler: Tolga Zengin-3 Adriano Correia Claro -Andreas Beck- Luiz Rhodolfo Dini Gaioto-Tolgay Ali Arslan- Anderson Souza Conceicao (Talisca)- Vincent Pate Aboubakar  
Çalıştırcı: Şenol Güneş
Takım Değeri : 125.550.000 Euro
Galatasaray: Nestor Fernando Muslera Micol, Sabri Sarıoğlu (Dk. 78 Luis Pedro Cavanda), Aurelien Bayard Chedjou Fongang, Hakan Kadir Balta, Lionel Jules Carole, Tolga Ciğerci, Selçuk İnan, Yasin Öztekin (Dk. 78 Josue), Wesley Benjamin Sneijder, Armindo Tue Na Bangna Bruma (Dk. 88 Sinan Gümüş), Eren Derdiyok
İlk 11 Değeri : 64.500.000 Euro
Yedekler: Cenk Gönen-Martin Linnes-Semih Kaya- Luis Pedro Cavanda-Hamit Altıntop-Josue Filipe Soares Pesqueira -Sinan Gümüş   
Takım Değeri : 110.450.000 Euro
Çalıştırcı: Jan Olde Riekerink
Goller: Dk. 8 Eren Derdiyok, Dk. 44 Bruma (Galatasaray), Dk. 73 Marcelo, Dk. 77 Cenk Tosun (Beşiktaş)
Gollerin öyküsü:
8. dakikada Galatasaray öne geçti. Sneijder'in soldan kullandığı korner atışında ön direkte Yasin Öztekin'in kafa vuruşunda top önce Caner Erkin'e sonra yan kale direğine çarparak arka direğe yöneldi. Topu önünde bulan Eren Derdiyok meşin yuvarlağı boş ağlara gönderdi: 0-1.
44. dakikada Galatasaray, Bruma'nın güzel golüyle skoru 2-0 yaptı. Orta sahada topla buluşan Bruma, şık çalımlarla ceza sahasına girdi ve karşı karşıya kaldığı pozisyonda plase vuruşuyla topu köşeden ağlarla buluşturdu: 0-2.
73. dakikada Beşiktaş, aradaki farkı bire indirdi. Quaresma'nın sağdan kullandığı köşe vuruşunda topa iyi yükselen Marcelo kafa vuruşuyla siyah-beyazlıların golünü attı: 1-2.
77. dakikada Beşiktaş'ın beraberlik golü geldi. Kullanılan köşe vuruşunda savunmadan dönen topu Tosic içeri çevirdi. Chedjou'nun bir anlık duraklamasından yararlanan Cenk Tosun, araya girerek topu filelere gönderdi: 2-2.
Ezeli rekabette 340. Randevu:
Beşiktaş ile Galatasaray, Spor Toto Süper Lig'de yapacakları sezonun ilk derbisiyle 340. kez karşı karşıya geliyor. Taksim Stadı'nda 22 Ağustos 1924 tarihinde Beşiktaş'ın 2-0 galibiyetiyle başlayan 92 yıllık rekabette, geride kalan 339 maçın 120'sini Galatasaray, 107'sini Beşiktaş kazandı, 112 karşılaşma ise beraberlikle sonuçlandı. Sarı-kırmızılıların toplam 478 golüne, siyah-beyazlılar 445 golle karşılık verdi..
Taraflar son olarak, bu sezon başında Turkcell Süper Kupa maçında karşı karşı geldi. Konya Büyükşehir Belediye Stadı'ndaki derbide normal süre 0-0, uzatma bölümü 1-1 berabere sonuçlandı. Seri penaltı atışları sonucu rakibine 3-0 üstünlük kuran Galatasaray, kupayı müzesine götürdü.

Galatasaray Kulübü, FETÖ ile ilişkisi olduğu tespit edilen 5 ismin üyeliğini ihraç etti.
Galatasaray disiplin kurulu, FETÖ ile ilişkisi olan eski futbolcular Hakan Şükür, Arif Erdem, İsmail Demiriz ile tutuklu valiler Hüseyin Avni Mutlu ve Şahabbetin Harput'un kulüp üyeliğinden ihraç edilmesine karar verdi.
Galatasaray Kulübü Disiplin Kurulu, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'da gerçekleştirdiği toplantıda, FETÖ/PDY ile olan bağlantıları nedeniyle kulüp üyeliğinden ihraç edilmeleri istenen eski sarı-kırmızılı futbolcular Hakan Şükür, Arif Erdem, İsmail Demiriz ile eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve eski Bursa Valisi Şahabettin Harput'un dosyalarını görüştü.

Toplantıda bu isimlerin kulüpten ihraç edilmesini uygun gören disiplin kurulu, dosyaları yönetim kuruluna gönderdi.
Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulunun, yapacağı ilk toplantıda, disiplin kurulunun, Hakan Şükür, Arif Erdem, İsmail Demiriz, Hüseyin Avni Mutlu ve Şahabettin Harput ile ilgili verdiği kararı görüşüp onayacağı öğrenildi.
Şevket ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com

22 Eylül 2016 Perşembe

ULU HAKAN İSMAİL KAHRAMAN

ULU HAKAN II. ABDÜLHAMİT HAN VE İSMAİL KAHRAMAN
22 Eylül 2016

Yine şanslıyız ikinci, ya birinci olsaydı?
Habere bakın: {{ 'TBMM'ye Abdülhamit portresi asıldı' iddialarına yanıt: TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Atatürk’ün portresinin bulunduğu yere Sultan II. Abdülhamit’in portresini astırdığı haberlerinin tamamen gerçek dışı, yalan, tezvirat ve provokasyon amaçlı olduğunu açıkladı.}}
“Sen, kaldırılan Atatürk portresinin yerine Abdülhamit’in portresi asıldı mı asılmadı mı onu yanıtla!!??”
İkincisi; kardeşim Türkçe konuşsana "tezvirat" ne demek; “Yalan” çuvala mı girdi!!??..Ah benim milliyetçi ve Türkçü MHP'em, Türkçeyi Araplaştırıyorlar senden çit yok..Doğru ya, Meral Akşener FETÖ'cu her an bir darbe yapabilir, tedbiri elden bırakmamak gerekir. Doğru, şimdi sırası mı Türkçenin!!??..


İsmail, gizli değil legal bir kahraman: Bunları, benim diyen Recep Tayyip Erdoğan bile söyleyemez: {{"Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Dindar bir anayasa olmalı.".. "Cumhuriyeti kuranlar dinsizdi.!" ".. Yani liseli devrimciler. Che Guevara'nın tişörtünü giymişler. Che Guevara, 39 yaşında öldürülen, bizzat kendisinin infazlar yaptığı bir katil kişilik, bir gerilla, bir eşkıya ..Köküm bir değil, tarihim bir değil. Benim kendi mefailim var(yaptığım işler var demek istiyor, adam Türkçe düşmanı). Kendi insanlarım var. Onlarla övüneceğiz."
Arkadaşlar, dayanamayıp suç işleyeceğim; sayın  Yılmaz Özdil’i okuyacağım:
Atatürk'ün mareşal üniformalı tablosunu depoya kaldırtan TBMM başkanı İsmail Kahraman, Dolmabahçe Sarayı'nda padişah “Ulu Hakan 2. Abdülhamit'i anma sempozyumu düzenledi. “Ne yazık ki tarihi ve kültürel miras bilinmiyor, özellikle gençler bilmiyor, unutturuluyor, hükümdarımız Abdülhamid'e vefa borcumuz var” dedi(22 Eylül 2016).
Mesela, bu topraklardaki ilk “rakı” fabrikası Abdülhamit döneminde kuruldu. Şahsen büyük vefa borcum var.
 (Kendini yeni osmanlı filan zanneden ismail kahramangiller, rakının 19 Mayıs 1919'da icat edildiğini zanneder ama… İlk rakı fabrikası Cumhuriyet'ten 22 sene önce kuruldu. Hem de, bizzat Abdülhamid'in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından Tekirdağ'da kuruldu. Padişahın isteği, şeyhülislam'ın onayıyla kuruldu. O dönemin en meşhur markaları, Deniz Kızı Rakısı ve Üzüm Kızı Rakısı'ydı. Deniz Kızı Rakısı'nın asıl ismi Tenedos Rakısı'ydı ama, etiketinde güzeller güzeli bir deniz kızı resmi olduğu için, ahalimiz Deniz Kızı Rakısı diyordu. Abdülhamid döneminde üretilen tüm rakı markalarının etiketinde, kız resimleri kullanılıyordu.)
Peki, bu topraklardaki ilk “bira” fabrikası kimin döneminde kuruldu? Gene Abdülhamid döneminde kuruldu. Gel de vefa borcu hissetme birader.
 (Cumhuriyet'i kuranlara “ayyaş” diyorlar ama… Abdülhamid döneminde, yılda 10 milyon litre bira tüketiliyordu. Cumhuriyet bu rakama, yani Osmanlı'nın içtiği kadar biraya, anca 1940'lı yıllarda ulaşabildi. Henüz bira fabrikası kurulmadan önce, övünmek gibi olmasın, Osmanlı'da ilk birahane İzmir'de açıldı. Birahanelerin açılma iznini veren de, Abdülhamid'in babası Abdülmecid'ti.)
Osmanlı'nın ilk “şampanya” fabrikası da Abdülhamid döneminde kuruldu. Resmi, mühürlü evrak var, Abdülhamid'in izniyle kuruldu.
 (Abdülhamit şampanya fabrikası kurdurduğunda, elitler kurdu denilen Cumhuriyet'in kurulmasına 30 sene vardı. Şampanya fabrikasını, musevi Alatini kardeşler kurdu. Abdülhamid hazretleri, bu Alatini kardeşleri madalyayla ödüllendirdi, kendi elleriyle, bir değil, iki değil, üç defa “Mecidi Nişanı” taktı. Musevi Alatini kardeşlerle öylesine cankuştu ki, tahttan indirilip Selanik'e gönderildiğinde, üç sene boyunca, Alatini ailesine ait Alatini Köşkü'nde kaldı.)
Abdülhamit efendimiz, rakı, bira ve şampanya fabrikası kurdurdu ama, kendisi “rom”tercih ederdi. Bizzat torunu Osman Ertuğrul televizyonda anlattı: “Dedem rom içerdi, babama söylerdi, bak ben bunu içiyorum, çünkü bu yasak değil, Kuran'a bak, orada şarap diyor, şekerden yapılanın bahsi geçmiyor derdi.”
Acayip “sigara” içerdi Abdülhamit… Birini yakar, birini söndürür, vapur gibi tüttürürdü. Saraydaki işi sadece sigara sarmak olan özel ustalar vardı. Kızlarının hatıralarında yazıyor, sürgüne giderken, bavullara en önce sigara paketleri doldurulmuştu.
 (Türk tütünüyle yapılan Amerikan sigarası Ateshian'ın tiryakisiydi. Chicago'da üretilen bu sigara, New York, Boston ve San Fransisco'nun yanısıra İstanbul ve Kahire'de satılıyordu. Hatta, Ateshian firması, 1900'lerin başında Amerikan gazetelerine verdiği reklamlarda “Türk sultanı Abdülhamid'in içtiği sigarayı için” sloganını kullanıyordu. Bu reklamlarda “haremde, oryantal giysiler içinde sigara içen, saçı açık, hatta göbeği görünen, seksapel bir kadın” resmi kullanılıyordu. Paketi 25 cent'ti.)
Abdülhamit'in en önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri ise… Bu topraklardaki ilk“kerhane”yi açtırmasıydı(Burası hayli ağır, kaldırılması güç ister).
 (Fuhuş elbette vardı, şehre yayılmasını önlemek, kontrol altına alabilmek için, varlıklarını ticarethane olarak sürdürmelerini sağladı. Acem'in hanesi, Alaycı Kadri'nin hanesi, Keseci Hürmüz'ün hanesi, Langa Fatma'nın hanesi gibi evler vardı, zaptiye rüşvet alıyor, göz yumuyordu. Abdülhamid buna son verdi. İstanbul Karaköy'deki Zürefa Sokak'ı hizmete açtırdı. Bugün hayvan zannedip zürafa sokak diyorlar, aslında zürefa'dır, Osmanlıcadır, lezbiyen anlamına gelir. Kendini muhafazakar zannedenler inanmakta güçlük çekecektir ama, bu topraklar kerhane kültürünün kurumsallaşmasını Abdülhamid'e borçludur.)
Ha bu arada…
Binlerce yurtseveri Fizan'a Yemen'e sürgün etmiş, zindanlarda boğdurmuş, hafiyeleriyle jurnallerle 33 sene kan kusturmuş, Mısır'ı Tunus'u Kıbrıs'ı Sırbistan'ı Karadağ'ı Romanya'yı, toplam 1.5 milyon kilometrekare toprağı kaybetmiş, tarihçilerin bileceği iştir… Ben kendi payıma, vefa borcumuzu ödemek için “hayırlı” faaliyetlerini yazıyorum!
Osman Gökçek aklıma geldi. Ne diyordu geleceğin Osmanlı büyüğü:  [[ Beyaz TV Genel Yayın Koordinatörü Osman Gökçek, katıldığı bir televizyon programında, İsmet İnönü'nün hükümetin başında olduğu dönemde eroin fabrikalarının yasal olarak açıldığını ileri sürdü. Tek parti döneminde Türkiye'de açılan eroin fabrikalarının görüntüleri de ekrana getirildi.
Gökçek, tek partili CHP döneminde devletin kendi eliyle uyuşturucu fabrikası kurduğunu iddia ederek, "Şimdi bu kişileri destekleyenler hala gurur duymaya devam edecekler mi geçmişleriyle? Bu ülkede eroin  bile satmışlar. Ve bu CHP döneminde yapılmış. Haddim değil ama ben CHP'lilerin yerinde olsam partiyi kapatıp yeni bir sosyal demokrat, yeni bir sol parti kurarım. Böylece iktidar olabilme şanslarını daha çok yükseltebilirler. Muhsin Yazıcıoğlu, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu bunlar ne yaparlarsa yapsınlar Allah'a hamdolsun geçmişlerinde böyle kara lekeler yok. Hep güzellikler var" dedi.."Allah bir daha bu memlekete eroin, kokain, uyuşturucu üretecek partilerin iktidar olmasını nasip etmesin" diyen Gökçek, Menemen hadisesinde gazete manşetleriyle yapılan algı operasyonlarını da belgelerle açıklarken Menemen olayında Esat Erbili hazretlerinin öldürüldüğünü söyledi. Gökçek, "Eğer Esad Erbili hazretlerini öldürmediyseniz niye cenazesini teslim etmediniz? Cenaze namazı kılınmadı ve defnedildiği yer de söylenmedi. Tam 84 yıl sonra cenazesinin defnedildiği yer bulundu. Kendisinden korktukları gibi ölüsünden bile korkmuşlar" diye konuştu.]]
Soru; “Eroin satan mı, karı satan mı..”
Soruyu tamamlayamadım; siz okurken tamamlarsınız..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32 

20 Eylül 2016 Salı

ANKARA'NIN BAŞÇAVUŞ SOKAĞI KURTARILMALIDIR


ANKARA'NIN EN UZUN SOKAĞI “BAŞÇAVUŞ SOKAĞI”  KENT GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ BANDI OLMAKTAN KURTARILABİLİR
21 Eylül 2016

Ev bazında kent gürültü kirliliğine(Kapı ve pencere kapatma vs..)  çözüm getirmeye çalışanlar, sokak ve cadde bazında modifiye edilmiş Jet Egzozlu araçların-İlle de traktörden bozma dolmuşların ve kebapçı kurye motorlarının- yarattığı gürültü kirliliğine neden çözüm getirmezler?!

Kabahatler Kanunu'na göre ceza yazmada belediye zabıtaları ile polis ve jandarma ekipleri yetkili olacakmış. Bu konuda yayınlanan genelgede, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi yönetmeliğin 4. Maddesinin “z”  bendinde yer alan “ev faaliyetleri ve komşuların oluşturduğu gürültü” tanımı 2015'de şöyle değiştirilmiş:
“Konutlarda kişilerin kendi davranış ve alışkanlıklarından kaynaklanan; kapı, pencere kapatma, yürüme, konuşma, temizlik yapma, mobilya çekme, televizyon seyretme, radyo dinleme, her türlü müzik aleti, çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi, mekanik veya motorlu dikiş makinesi, matkap, testere, öğütücü, çim biçme makinesi, koşu bandı gibi ekipmanları kullanma, hava kanalları, temiz ve pis su tesisatı, jeneratör, hidrofor, kompresör, yakma kazanı, asansör, çöp bacaları, mahalle aralarında ve meskenlerde yapılan düğün, asker uğurlamaları ve benzeri kutlamalar, evcil hayvan besleme ile bina içinde yapılacak tadilat nedeniyle oluşan gürültü”..

Doğrudur; ev bazındaki kent gürültü kirliliği tamam diyelim, peki, sokak ve cadde bazında oluşan kent gürültü kirliliğine ne diyeceğiz!? Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi yönetmeliğin 4. Maddesinin “z”  bendinden başka bend yok mu?
Bu bağlamda Ankara Başçavuş sokağını ele alalım:
Ankara, Başçavuş sokak; Gaziosmanpaşa’nın alt kısmından başlayıp, önce Küçük sonra Büyük Esat’ı geçerek koleje kadar giden Ankara’nın en uzun sokağı. Bu sokağın ikinci özelliği-ki hoşuma giden özellik-; Ankara'nın önemli Mühendislik-Mimarlık denemelerinden bir toplu konut sitesine ev sahipliği yapmasıdır. Tek bir ortak koridordan daire girişlerinin sağlandığı  ve de  en alt kat dairelerin kapısının, apartmanın ana girişinden bağımsız şekilde direkt bahçeye açılan bu yapı; harika bir uygulama. Yolun her iki tarafındaki bu yapının önü devasa çınar ağaçlarıyla müthiş bir görsellik de sunuyor.  Kent ortak yaşamına saygılı çevreci bir kültür anlayışının yansıması.. Neden, böylesi proje uygulamaları devam ettirilmedi anlamış değilim!? Söylentiye göre bu proje Amerikalılar için özel olarak yaşama geçirilmiş. Her şey özelleştirilmesine karşın, özelleştirilmeyen TOKİ, tek tip projesel toplu konut inşa edeceğine, mühendislik-mimarlık-peyzaş harikası böylesi projeler geliştirebilirdi..
Başçavuş sokağı, aslında Ankara’ya renk katacak şekilde dizayn edilebilir. Örneğin; trafiğe kapatılıp yaya açılabilir ve dünyanın en uzun yaya yolu haline getirilebilir; kafeler ve restaurantlar ve de alış-veriş noktalarıyla… Bu çevre sakinlerinin ulaşımını asla zorlaştırmaz, çünkü Başçavuşa koşut cadde ve sokaklar çok; Bağlar caddesi, Libya caddesi, Esat caddesi, Bülbüldere caddesi, Ballibaba sokak, Belkıs sokak, Tınaztepe sokak.. 

İşte bu Başçavuş sokak, inanın adeta Başçavuş’un beygiri gibi 7/24 gürültü yapar hale getirilmiş. Gerçekten, sokak desen değil, cadde desen değil, adeta gürültü bandı olarak planlanmış. Evet; Kent yasası-planlamasına karşı gelircesine, bu dar sokağı toplu taşım aracı dolmuşlara açmışlar..Kaldırımların sağı solu araç dolu. Çankaya Belediyesi plastik direkler(Delinator) koymuş, adam kaldırıma çıkmak için bu delinatoru çiğniyor ve aracını park ediyor..
En büyük şansızlık; 7/24 çalışan bu sokağa düşmeniz. Eğer saat 21.00 - 23.00 arasında arabanız ile, ‘toplu taşıma aracı dolmuşa da açık olan’  bu dar sokağa girerseniz, doğduğunuza pişman olursunuz. Neden mi? Tek yön ve  sağında park edilmiş araçlar yüzünden tamamen daralmış  olan bu sokakta, bu saatler arasında çöp kamyonu çöp topladığı an, arkanızdan gelen başka araba da sizi hapseder ise, 45 dakikadan önce buradan çıkamazsınız. 
Gürültü kaynakları; halk arasında traktörden bozma denen ve de jet egzozu ile gürültü tenekesi haline getirilmiş dolmuşlar. Evet dolmuşlar, çünkü Türkiye’nin hiçbir kentinde olmayan şekilde bir sokak toplu taşıma aracına-dolmuşa açılmış. İkincisi; yine bazı dolmuşlar gibi modifiye edilmiş jet egzozlu binek araçları ve de kebapçı kuryesi motorlar..Özellikle, motor ve binek araçları 7/24 gürültü üretmektedirler..Eee, bir de buna, tam uykuya dalacağınız anda metal Çöp Konteyneri yükleme ve boşaltılması  seslerini eklediniz mi, kent inanın yaşanılmaz hale geliyor. Bu çöp konteyneri neden plastik değil de metal? Bir kez kullanılan çöp konteyneri bulgulanamaz mı?

Bunlar(Modifiye edilmiş araçlar) defalarca ilgili yerlere şikayet edilmesine karşın durdurulamıyorlar..
En azından motorlu kuryeler susturulabilir..Başçavuş sokakta, Aspava’nın karşısında “Doyum” adlı dönerci var; bir motorlu ve 2 bisikletli kuryesi de.. Çitleri bile çıkmıyor ve çevreyi rahatsız etmiyorlar. Aynı duyarlılığı diğerleri de gösteremez mı?
Kentli, bu kent gürültü kirliğinden bıkmayı bırak kimyası bozulmaya başladı. Ne olursunuz, kentleri yaşanılır hale getirin. Kentleri katlı kavşaklar yapmakla, ev gürültülerini önlemekle ve de kaldırım boyamakla, park yapmakla yaşanılır kılamazsanız; öncelikle görsel ve fiziki gürültü kirliliğini yaratanları önlemeniz gerekli.
Bunların yaptıkları kabahat olmasına karşın, neden bunlara Kabahatler Kanunu uygulanmaz ki!? Niçin kentli kabahatlı süreci işletilir ki?
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32 

18 Eylül 2016 Pazar

TARIK AKAN VE KEMAL SUNAL VE DE İNSAN OLMAK

TARIK AKAN  DİKBAŞLILIĞI  VE  KEMAL SUNAL VEFASIZLIĞI
18 Eylül 2016

Tarık Akan, ödün vermez çağcıl karakteri oluk-oluk akan ve de dik duruşuyla asla eğilmeyen, bükülmeyen, “akil adam” oyunlarına gelmeyen, Laik ve demokratik Cumhuriyet yanlısı bir kişilikti. Atatürk’ün evrensel felsefesini  özümseyerek, devrimci kimliği ile Atatürk felsefesini , çağın özgün gelişim ve değişimine  uyarlamaya çalışan evrensel bir değer; Tarık Aka…
Sahi; Tarık Akan Töreninde Kemal Sunal yoktu.. Kemal Sunal için cimri derlerdi de Vefasız olduğunu bilmezdim..




Kemal bir kere, vefasız değil Müjdat Gezen ile birlikte Vefalı idi. Kemal Sunal asla cimri değil, son derece, eli  gönlü açık bir evrensel kimlikti..
Onunla ilgili bir anıyı  not almışım: “Çok etkilendim..Bir yazımda kullanmayı düşünüyorum..Çok-çok büyük insanlık..Oğullarını askere göndermemek için çürüğe çıkaran ve de siyasi rant adına şehitliği araç olarak kullanarak, ‘ En büyük amacım Şehit olmaktır’ yalanını söyleyenler, böyle insan olmayı isteseler daha fazla sevap kazanmaz mı?!(17 Eylül 2015 01:00)”.
Emel Sayın anlatıyor;
O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok. Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini cekiyoruz. Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz. Ben Laleli'de oturuyorum. Kemal, benden önce çıktı. Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasıyla giden gitti. Ben baktım ki Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre var gideceği yere. Her gün yürüyerek gidip geliyor. Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye.
Uzun süre yürüdü,sonra bir bankta bir adam yatıyordu. Kaldırdı adamı, bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. Şaşırmıştım. Sonra biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm...
Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım: 'tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?' dedim.









'Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana..' dedi.
Teşekkür ettim. 
Az ilerdeki lokantaya gittim: 'Az önce gelen beyin borcu mu var size?'dedim. tanımadılar beni: 'Kemal abi'nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz, o da sağolsun, onların yemek masrafını öder...'
dedi..
Ertesi gün Kemal'in yanına gittim.
'Sen ne güzel bir adamsın ya..'
dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım..
'Ölme sen benden önce..' dedim, ama dinletemedim...
Halkla bütünleşmiş sanatçıydı Kemal Sunal. Mekanı cennet olsun.
Tarık Akan Ve Yılmaz Güney'e Öfkeliyim
17 Eylül 2016
Neden mi " Öfkeliyim, çünkü topluma mal olmuş kimlikler kendilerini kendi malı imiş gibi tüketemezler; buna hakları yok"..
"Kaybettik", sözcüğü bana "Ölüm kadar, soğuk ve itici gelir". Bu nedenle, kaybettik sözcüğünü kullanmam. Onun yerine; "Işıklara başlattıkları zamansız yolculuklarıyla aramızdan ayrıldılar,.." derim, böylesi devrimci ve Yurtsever  Atatürk'ün evrensel felsefesinden ödün vermeyen kimliklerin zamansız gidişleri için. Bu kimlikler; devrimci ruhu varsıllaştırma savaşı verenlerdir, öncülerdir ve de kanaat önderleridir. Böylesi evrensel özlere sahip kimlikler artık kendilerinin değil, toplumun kimlikleridir. Bu kimlikler; topluma ait devrimci ve ilerici ruhlarını ruhsuzlar yüzünden harcayamazlar..
Ne demek, günde 4 paket?!. Bu bir intihardır. Günde 4 sigara içen ben bile sigarayı ara sıra bırakırım diye tehdit ediyorsam, Tarık Akan ve Yılmaz Güney, kapısına dayanmış 4 paket azrail silahlı sigara'yı bırakın tehdit etmeyi, tecrit etmeliydiler..
İkisi de; ille de Tarık Akan çocukluğumuzun penbe dünyasıyla katmerlenmiş gençlik düşlerimizin kahramanları idi. Olgunlluk dönemlerimizin ise, vazgeçilmez düşünselliklerin öncüleri..





Bir film gelince, otuz üç mahallede duyulurdu. Elbet ben de; Samsun Yıldız sineması afişlerinin önünde bulurdum kendimi. Hemen bitişiğindeki Renkli Sinema ise Yılmaz Güney filmleri için durağımdı. Tarık Akan film afişinin önünde düşlere dalardım. Ona benzemeye, onun yaptıklarını yapmaya özenen düşlerdi bunlar. Onun yaptığı sanatsı şeyleri yapamadım, fakat büyüyünce ona benzetenler oldu biz kardeşleri..Ve yıllar sonra, düşünselliğimizin itici gücü olarak onun yaptığı şeyleri de yapar olduk, emekten ve de Laik düzenden yana. Faşizme, karanlığa, arsıza, hırsıza karşı durdu; cuntayı, suntayı sevmedi..İşin özü, yüğit bir halk çocuğu idi. 1978 sonrası yaptığı ve oynadığı filmlere bunları yansıttı. 12 Eylül faşizminin hücrelerini, zindanlarını yaşadı ve aştı. Dışarıda adeta büyük devrimci Yılmaz Güney’in sesi soluğu oldu “Sürü” “Yol” vb filmlerle.. ”Okuldan kaçar, filmlerini kaçırmazdım” olmadım hiçbir zaman, çünkü evimizin sinemaya gitme sorunu yoktu; yeter ki derslerimizi aksatmayalım..
Yılmaz Güney, Kemal Sunal,  Yaşar Kemal, Tüncel Kurtis, Levent Kırca, Zeki Alasya sonrası, inanın Tarık Akan’ı yazacağım aklıma gelmezdi. Aklıma gelen başıma geldi.
Doğrudur; içki ve sigara sağlığa zararlı, fakat bunlardan da zararlısı olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Fakat bu tehlikeyi asla sigara ve içkiyle bastırmayın..
1 Haziran 2013’te Hürriyet’te şunları yazmışım:
AKP, alkol ve sigaradan daha fazla zarar veriyor
Elbetteki içki ve sigara insanlar için zararlıdır, fakat insanlara bunlar çok daha zarar vermeye başladılar.
Sigara yasağını doğru yaptılar; abartılı uygulamaları olsa da.
Sigarasız alkol da hiç keyif vermiyor. Hiç değilse, sigara içilen, içilmeyen şeklinde mekânları ikiye ayırmaya izin verilmeliydi.
Son olarak da ‘Alkol Yasası ile alkol yasağı getirildi. Bırakın onların sınırlama getirdik demelerine ‘getirilen’ resmen yasaktır. Batı normlarını uygulamışlar, doğrudur, batı normlarını uyguladılar, fakat kendi ideolojik normları da altan-altan dayattılar. 
Başbakan yeni ‘Alkol Yasasını’ dini referanslar vererek savunmaya başladı; ‘İki tane ayyaşın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da, inancın emrettiği niçin reddedilmesi gerekiyor.” 
Bunun neresi batı normlarına göre Alkol Yasası hazırlamak? Bu resmen karanlık bir ideoloji normlarına göre hazırlanmış bir yasa, çünkü başbakan devam ediyor; “Fatih nesline anlamlı bir yasa armağan eden Meclis’i yürekten kutluyorum.”
Yasa(k)lar, insanlara inanırlığı hissettirmelidir, ideolojiyi hissettiren yasa(k)lar, insanlara zarar verir; onların kimyasını bozar. Her iktidar, böylesi ‘Yasa(k)lar’ ı kendi ideolojisi ile biçimlendirir ise, doğaldır ki, insanları gerilime sokar.
Yapılanlarla zarar verilmesini anladık, fakat söylenenlerle insanlara zarar verir oldular.
Kendi ideoloji yanlıları bile böylesi söylemlerle karşı olmaları, hiç düşündürmüyor.
Hurşit Güneş “Şeriata göre yasa yapma başlamış demek!”le doğru söylüyor.
Kim samimi ve demokrat Allah aşkına...
Tarık Akan için Muhsin Ertuğrul'da tören:
Yeşilçam'ın usta ismi Tarık Akan bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. 66 yaşında hayatını kaybeden usta oyuncu için Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda anma töreni yapılıyor(18 Eylül 2016)
Ailesinden Açıklama:
Tarık Akan'ın aile yakınları, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda yapılan anma törenine Tarık Akan'ın naaşının getirilmeyeceğini ve Teşvikiye Camii'nde kılınan ikindi namazının ardından Bakırköy'deki Zuhuratbaba Mezarlığı'na defnedileceğini belirtti.
Rutkay Aziz:
Tarık sizi çok seviyordu… Eminim siz de onu çok seviyordunuz. Sizler sadece Tarık'ı anmaya gelmediniz. Türkiye'nin içinde bulunduğu alçak koşullarda geleceğin umuduna geldiniz.
Tarık Türkiye'nin Tarık Akan'ı ama benim bizim Bakırköylü devrimci canımın iç, arkadaşım. Ve onun veda edişiyle bizde de bir parça Zuhurtababa'ya gidiyor.
Ben onu 1967 yılında Bakırköy lisesi tuvaletinde sigara içerken tanıdım. Basketbol takıma çağırdım onu. İlk maçta da fena yenildik.
Sonra bir kavganın içine girdik. Çünkü emeğin kutsal olduğuna inandık. Maden işçileriyle, 1 Mayıs'ta beraberdik.
Hep emeğin yanında olduk. Tarık öylesine ilkeli onurlu gururlu kavgacı biriydi.
Üç şeye toz kondurmazdı:
1 Mustafa Kemal
2 Nazım Hikmet
3 İlhan Abimiz. İlhan Selçuk abimiz…
Sonra sinemaya geçince tabi ki Yılmaz Güney ve ona önemli katkılar sağlayan vasıf öngören onun sevdalısıydı.
Mustafa Kemal düşmanları bayramlarını uzatabilirler çünkü "Ben Mustafa Kemal'in askeriyim" diyen Tarık veda etti.
Ama şunu unutmasınlar üç tane aslan gibi evladı ve 25 yıldır o taş mektepte demokratik laik çağdaş eğitimi veren onlar bir demokrasi barış yolunda eğittiği öğrencileriyle beraber aydınlık Türkiye'ye doğru koşuyor.
Dünyanın bütün ışıkları eminin onun yakışıklı yüzünde yansıyacak. Işıklar içinde yatsın.
Arkadaşı Gözyaşlarına Boğuldu.
Tarık Akan'ın 52 senelik arkadaşı 'Kozalak Zeki' lakaplı Zeki İrfanoğlu, gözyaşları içinde yaptığı konuşmada, "Ölmeden bir süre önce bir yerde otururken, 'Bu kadar maddi gücümüz var, Amerika'ya neden gitmiyoruz dedim. 'Atatürk gitti mi, ben niye gideyim?' dedi. Tarık benim 52 yıllık arkadaşımdı. Siz Tarık Akanı kaybettiniz, ben canımın yarısını kaybettim' açıklamasını yaptı.
Tarık Akan'ın Kızı Özlem Üregül:
Biz üç kardeşiz hepimizi ayrı ayrı çok sevdi ve her zaman her konuda bize eşit davrandı.
Türkiye biz kocaman bir aileyiz. Ve hepimiz sevgide birleşiyoruz. Babamı her kesimden her yöreden insan sevdi. Babam Türkiye'nin her yöresini çok iyi bilirdi. Türkiye insanının dertlerini ve sevinçlerine filmlerine aktardı.
Babam attığı her adımda Türkiye'nin daha iyi bir geleceği olması için uğraştı.
Bunları yaparken sevenlerinin sevgisini her zaman yanında hissettiğini bilmenizi isterim.
Biz babamı kaybetmedik kazandık. Türkiye Tarık Akan'ı kazandı.
Düşünceleriyle yaptıklarıyla eserleriyle her zaman bize yol gösteren o kocaman yüreğiyle önce insan olmayı gösteren daha sonra hayattaki duruşuyla bize yol gösteren babam o bayrağı şimdi bize devretti.
Birdi üç oldu hatta milyonlar oldu.
Bu bayrak çoğalarak devam edecek. Benim güzel babam sevgiyle sonsuzluğa… Seni çok seviyoruz.
Ahmet Necdet Sezer'den Tarık Akan'a Son Görev
Tarık Akan'ı anma törenine 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de katıldı. Sezer'in sürpriz ziyareti salondakilerin alışlarıyla karşılandı.
Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda İzdiham
Tarık Akan'ı son yolculuğuna uğurlamak için sevenleri Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na akın etti. Binlerce kişinin katıldığı törende Akan'ın dostları anılarını paylaştı.
Kemal Kılıçdaroğlu'da Törene Katıldı:
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da törene katılanlar arasında. Usta oyuncuya son görevini yerine getirmek için törene katılan Kılıçdaroğlu, Akan'ın aile yakınlarına baş sağlığı diledi.
Rutkay Aziz:
Tarık sadece usta oyuncu, yakışıklı bir oyuncu değil, 25 yıldır demokratik, barıştan, demokrasiden yana katkı sağlamış bir insandır. Onu çok özleyeceğiz, Tarık'tan sonra fakirleştik. Işıklar içinde yatsın.


Gani Müjde:
Salona giremeyeceğim ama çok mutluyum. Çünkü Tarık Akan'ın yaşamı boyunca sahip çıktığı insanlar şimdi ona sahip çıkıyor. Bu anlamda çok mutlu oldum. Salona giremesem de olur… Çünkü bazen ölümler turnusol kağıdı gibidir. Yaşarken anlayamazsınız o değeri… Barış Manço'da da böyle olmuştu. İnsanlar içlerinde tuttukları duyguları böyle anlarda dışarı çıkarıyor. Herkes duygularını Tarık Akan üzerinden ifade ediyor. E o da böyle uğurlanmalıydı zaten… Çok özel bir adamdı. Yaşıtları o parlak çocuklukla elde ettikleri şöhrete devam ederken o makas değiştirdi. Tüm yol arkadaşlarıyla sinemada unutulmaz izler bıraktı. Şöyle bir anım var. Sinema okulunda öğrenciydim. Cannes'da ödül almış Yol'u izleyeceğiz ama yasaklıydı. Hocamız bizi bir arkadaşının evinde topladı ve Yol'da Tarık Akan'ı izledik. Ne büyük bir aktör olduğunu bir kere daha anlamıştım. Hababam sınıfındaki parlak çocuk oyunculuğunu da çok beğenirdim. Hababam Sınıfı serisinin popüler olmasında büyük etkisi vardır. O zamanlar Şener Şen bilinmiyordu. Kemal Sunal ve Tarık Akan çok taşıdı Hababam Sınıfı'nı… Türk sineması belgeseli hazırlansa neredeyse her köşesinde Tarık Akan vardır. Allah bütün sanatçılara böyle bir veda nasip etsin.
Zülfü Livaneli, Yakın Arkadaşı Tarık Akan'ı Anlattı:
Yakın arkadaşı Tarık Akan'ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren sanatçı Zülfü Livaneli, "40 yıllık arkadaşım, dostum, hem çalışma arkadaşım. Birlikte onun başrol oynadığı filmlerin müziklerini yapmıştım. Birçok filmde beraber çalışmıştık. Onun dışında birçok eylemde birlikte bulunduk. Tarık bir can arkadaştı. Okulunun adı Taş Mektep'ti ama o yufka yürekli bir insandı. Starlığı elinin tersiyle itip, her şeyi yapabilecekken, Türkiye'nin en zengin insanı, en tanınmış, en yakışıklı insanı olabilme imkanı varken bunları elinin tersiyle itti. Hakiki sanat yoluna girdi. Bunu herkes yapamaz. Bazıları toprağa gömülür, bazıları halkın kalbine" dedi.
Tarık Akan şarkılarla uğurlanacak
Rutkay Aziz, Nuri Kekeç ve Bülent Kayabaş, Fazıl Say, Menderes Samancılar, Şerif Gören, Orhan Aydın ve Kenan Tuncer, Tarık Akan'ı cenaze töreni hakkında bir açıklama yaptı(18 Eylül 2016 09:30)
Sayısız filmde oynayan ve 7'den 77'ye herkesin gönlüne taht kuran Türk sinemasının yakışıklı jönü Tarık Akan, bugün düzenlenecek törenle son yolculuğuna uğurlanacak.
Milliyet Gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu da yakın dostalarının Tarın Akan için düzenlediği uğurlama töreniyle ilgili ayrıntıları okuyucularıyla paylaştı.
İşte Ali Eyüboğlu'nun yazısından bir kesit;
Dostlarının ona nasıl veda edeceklerini planlamak için bir araya geldiği Çiçek Bar'da Tarık Akan'ın oğulları Barış ve Özgür yoktu, ama kızı Özlem vardı. Toplantıda Akan'ın dostlarından Nebil Özgentürk de yoktu. Çünkü o, bugün Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gösterilecek belgesel için stüdyodaydı…
Tarık Akan için Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde yapılacak törenin programını sordum onsuz Çiçek Bar akşamlarına alışmaya çalışan arkadaşlarına…
66 yaşındayken akciğer kanserinin aramızdan aldığı Akan'a şöyle bir veda programı hazırladı dostları:
Fazıl Say çalacak Livaneli söyleyecek:
Nebil Özgentürk'ün hazırladığı Tarık Akan belgeselinin gösterileceği Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ndeki törende, sanatçı için birkaç kişi konuşacak.
Orhan Aydın'ın sunacağı törende konuşma yapacak isimlerden biri Ataol Behramoğlu, diğeri Rutkay Aziz…
Dostları Akan'ı şarkılarla uğurlayacak.Ünlü piyanist Fazıl Say çalacak, Nazım Hikmet Korosu ona eşlik edecek ve Zülfü Livaneli şu türküleri Tarık Akan için söyleyecek:
'Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor',
'Kara Toprak'…
Tarık Akan 'Amerika'da tedavi ol' önerisine Atatürk'le cevap vermiş
Akciğer kansere yenik düşen Yeşilçam'ın usta ismi Tarık Akan, Amerika'da tedavi olma önerisini reddetmiş(18 Eylül 2016) 
Yakışıklılığıyla çoğumuzun benzetmelerine, "Tarık Akan gibi adam" diye konu olan, genç kızların hayalindeki 'Damat Ferit'ten, intikam yeminiyle yollara düşen 'Seyit Ali'ye, dermansız hastalığa yakalanan Kahraman'ın ağabeyi 'Murat'tan, maden ocağında kömür karasına karışan emekçinin hakkını savunan devrimci 'Nurettin'e, birbirinden güzel 111 filme, unutulmaz karakterlere koca bir hayat verdi büyük sanatçı Tarık Akan...
'Kozalak Zeki' Tarık Akan'ı Anlattı:
Efsane aktörün 'Ses' mecmuasıyla başlayan 45 yıllık sinema serüveni, 66 yaşında yakalandığı akciğer kanseriyle son buldu. Usta sanatçının "Öz kardeşim" dediği Rizeli Zeki İrfanoğlu, nam-ı diğer 'Kozalak Zeki', Habertürk gazetesine verdiği röportajda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

"Amerika'ya Git" Önerisine Atatürklü Yanıt:
Tarık Akan'ın kimseye küskünlük yaşamadığını söyleyen İrfanoğlu, şu ifadelere yer verdi: "14 ay evvel hastalık başına geldiği zaman 'Maddi durumun iyi, Amerika'ya gitsene' dedim. Bana 'Atatürk gitmedi ki ben niye gideyim?' dedi ve buradaki doktorlarla kaldı. 'Bu hastalık bana niye geldi?' diye hiç sorgulamadı. Hastalığının tehlikeye girdiğini anladığı zaman, 'Sana bir şey diyeceğim Kozalak. Senin bunu öğrenmeye hakkın var artık' dedi. Ben ağlamaya başlayınca da: 'İşte sana bu yüzden söylemiyorum, hemen ağlıyorsun diye.' Ölmeden 23 gün önce de 'Ben çok güzel hayat yaşadım be Kozalak' dedi."
Güle-güle Tarık Akan; zamansız ışıklara yolculuğun herkesi derinden üzdü. Seni kaybetmedik, sadece zamansız erken ayrıldın sevdiklerinden. Senin sanatçı kişiliğin ve devrimci dik duruşun bizlere, dahası gezegene seni hep yaşatacaktır..
Gerçekten üzüldüm, fakat üzülürken gülünür mu, güldürdür kör olmayasıcalar.
Gel de gülme: “Hükümete yakın Star gazetesi yazarı Ersoy Dede, Tarık Akan'a devrimci denmesine karşı çıktı ve ‘Gerçekten devrimci olsaydı eğer, Recep Tayyip Erdoğan’a küfretmek yerine onun yanında yer alırdı’ yazdı.”
Bu tomruklardan inan mizahçılar en az 2 Nobel çıkarırlardı. Aziz Nesin hocam erken öldün..
http://blog.milliyet.com.tr/sigara-mi-zararli-zararli-insan-mi--/Blog/?BlogNo=110443

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32 

BU GALATASARAY'IN DERDİ YOK, ÇÜNKÜ DERDİYOK'U VAR


Bu Galatasaray Derdiyok ile çok kimsenin başına dert açar

17 Eylül 2016

Spor Toto Süper Lig'in 4. haftasında Rizespor'u konuk eden Galatasaray, biri röveşata olmak üzere Eren Derdiyok'un iki golüyle sahadan 2-0 galip ayrıldı.

Süper Lig'e iyi bir başlangıç yapan ve üç maçta yedi puan toplayan Galatasaray, 4. hafta maçında Rizespor'u konuk etti.





Karşılaşmaya oldukça baskılı başlayan Galatasaray, üst üste bulduğu ataklarla Rizespor kalesine zor anlar yaşattı. Rakip kalede baskıyı kuran Cimbom'un golü de gecikmedi. Henüz 6. dakikada Sneijder'ın sağ kanattan gönderdiği ortaya muhteşem bir röveşatayla karşılık veren Eren Derdiyok, kaleci Diallo'yu avladı ve takımını öne geçirdi. Mücadelenin ikinci yarısında da oyuna hakim olan taraf Galatasaray'dı. Karşılaşmanın son bölümlerine girilirken yine Sneijder'ın ortasında bir kez daha Eren sahneye çıktı ve 89. dakikada attığı kafa golüyle maçın sonucunu belirledi.. 90+2. dakikada sol kanattan ceza sahası içine hareketlenen Bruma'nın yerde kalması sonucu maçın hakemi penaltı noktasını gösterdi..90+3. dakikada Selçuk'un kullandığı penaltı vuruşunda meşin yuvarlak sağ kale direğinden oyun alanına geri döndü. Penaltıyı Bruma atmak istedi, fakat Selçuk izin vermedi. Bruma’yı motive etmesi için ağabeylik yapıp Bruma’ya attırmalı idi.. Ya bu penaltı galibiyet penaltısı olsa ne yapacaktı Selçuk, pardon Selçuk üzerinden Galatsaray ve Riekerink’i parçalamak isteyenlere gün doğacaktı. İlle de İlker Yasın’a..
Eren Derdiyok ise 4. lig maçında 4. golünü kaydetmiş oldu..Galatasaray bu galibiyetle puanını 10'a çıkardı ve maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. Rizespor ise 4 puanda kaldı.
Evet; “Bu Adamın Adı; Eren Derdiyok Belli Ki Durmaya Niyeti Yok”. Bir ekip başarılarını süreklendirmesi için; eski başarılı golcü topçularının yerine yen başarılı golcüye sahip olmasını bilmek zorunda. Galatasaray’da bunu yapmak istiyor. Yaptı da; Bu Tanju Çolak, pardon, Bu Burak Yılmaz, pardon Hakan Şükür, ille de pardon, Bu Eren Derdiyok’un şakası yok; 40 gole ulaşırsa şaşırmayın..,










Galatasaray'ın Hollandalı yıldızı Wesley Sneijder için özel bir anlam taşıyordu. Yıldız futbolcu, sarı-kırmızılı formayla Süper Lig'de 100. karşılaşmasına çıktı. 99 maçta 30 gol ve 16 asistlik performans sergileyen Sneijder, 100. maçında da iki golün asistini birde yapan isim oldu ve asist sayısını toplamda 18'e çıkarmış oldu.
Galatasaray, 120 gün sonra Türk Telekom Arena'da taraftarı önüne çıktı. Beşiktaş'la karşılaştığı Turkcell Süper Kupa maçında aldığı ceza nedeniyle Süper Lig'de sahasındaki sezonun ilk maçını Kardemir Karabükspor'a karşı seyircisiz oynayan ve sonraki iki haftada deplasmanda mücadele eden sarı-kırmızılı ekip, 120 gün sonra İstanbul'da taraftarı ile buluştu. Galatasaray, Türk Telekom Arena'da seyircisi önünde son maçını geçen sezonun 34. haftasında oynamıştı. Sarı-kırmızılı takım, 19 Mayıs 2016 tarihinde yapılan karşılaşmada Kayserispor'u 6-0 mağlup etmişti.
Galatasaray 2 - 0 Çaykur Rizespor
Eren Derdiyok varken, kanatlardan gelen  top sayısı artar ise; gol krallığında  Derdiyok, Tanju Çolak ve Hakan Şükür’ü yok eder..
Galatsaray’da sahaya çıkan oyuncuların hepsi iyi idi; Bruma, Derdiyok, Selçuk, Sabri..hepsi dedik ya..
Ben, bir hafta önce Galatasaray’ı ilk 5’te bile düşünmeyenler, acaba bu maç sonrası yüzlerinin rengi değişmiş midir? diye düşünüyorum..

Türkiye Spor Toto Süper Lig 2016/2017 İSezonu 17.09.2016 20:30 günkü 4. maç:

Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Tolga Özkalfa, Ekrem Kan, Baki Tuncay Akkın
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Carole, Tolga Ciğerci, Selçuk İnan, Yasin (Dk. 80 Sinan Gümüş), Sneijder, : Armindo Tue Na Bangna Bruma, Eren Derdiyok
İlk 11 Değeri : 64.500.000 Euro
Yedekler: Cenk Gönen-Martin Linnes-Semih Kaya-Luis Pedro Cavanda-    Hamit Altıntop-Josue Filipe Soares Pesqueira-Sinan Gümüş   
Teknik Direktör: Jan Olde Riekerink
Çaykur Rizespor: Diallo, Orhan Ovacıklı, Godfrey Oboabona Itama, Ümit Kurt, İsmael (Dk. 74 Recep Niyaz), Saadane, Petrucci, Emrah Başsan (Dk. 61 Ahmet İlhan Özek), Oğuzhan Aynaoğlu (Dk. 46 Robin Yalçın), Janster, Atiemwen
İlk 11 Değeri : 14.950.000 Euro
Yedekler: Gökhan Akkan-Ali Faez Atiyah-Matic Fink-Özgür Çek-Robin Yalçın-Recep Niyaz 74' 
78     Ahmet İlhan Özek 61'
Teknik Direktör: Hikmet Karaman
Goller: Dk. 6 ve 89 Eren Derdiyok (Galatasaray)


Ülkemde ikili standı ilke edinmiş futbol yorumculuğu var.Yumuşatmaya gerek yok, 2 yüzlü demek istedim. Öyle ki yorumlar arasındaki fark yeryüzü ve gökyüzü kadar büyük..Riekerink; Selçuk’un sahadaki dolanışına müdahale etmese, “Bu adama nasıl sabrediyor!” diyecekler. Şimdi çıkmışlar; Selçuk’a bu yapılır mı. Adamlar öylesine tehlikeliler ki, üzüm yedikten sonra bağcıyı döven tipler..Ben Riekerink’in Selçuk’u oyundan almasına ve Jong’u ve de Tolga Ciğerci’yi tercih etmesini doğru buluyorum. Evet, kralı tahtına indirip, bir başkasını tahta oturtmak kolay değil, burukluk verir insana, fakat o kral iyi yönetemiyorsa, onu tahtından indirmek zorunluluktur..
Adamın, önce Terim ile kimyasını bozdular şimdi de Selçukla bitirmek istiyorlar..
Neymiş;
“Selçuk İnan gerçeği ortaya çıkmış”:
[[ Selçuk-Tolga Ciğerci ikilisiyle maça başlayan Riekerink, ikinci devrede Kaptan Selçuk’u çıkartıp yerine Nigel de Jong’u aldı. Bu tercih, 31 yaşındaki Selçuk için sezonun oldukça sancılı geçeceğini gösterdi…Orta sahada birbirlerini tamamlayan Selçuk İnan-Felipe Melo ikilisiyle kupalara ambargo koyan Galatasaray, Pitbull ayrıldıktan sonra bir türlü yerini dolduramamıştı. Melo’yla benzer özellikleri bulunan Nigel de Jong’un transferi akıllara “Selçuk mu, Tolga mı kesilecek?” sorusunu getirirken, Riekerink tercihini kaptandan yana kullandı. Daha önce “Selçuk sadece sahada değil, dışarıda da benim en büyük yardımcım” diyen Hollandalı teknik adam, ikinci yarıda 31 yaşındaki Selçuk İnan’ı kenara çekip Hollandalı oyuncuyu sahaya sürdü. Selçuk’un bu karar karşısındaki memnuniyetsizliği yüzüne yansıdı..Fatih Terim tarafından Milli Takım kadrosuna alınmayan Selçuk, De Jong’un 11’e monte edilmesiyle birlikte Galatasaray’da da formasını kaybedecek gibi gözüküyor. Hiç alışık olmadığı bir şekilde kulübeye çekilme tehlikesi yaşayan kaptan için bu sezon oldukça sıkıntılı geçeceğe benziyor. Bir dönem Trabzon’dan yolu geçen Burak’ın satılması, Umut ve Olcan’ın gönderilmesinin ardından Selçuk’un da takım içinde De Jong’un ve de Tolga Ciğerci’nin gölgesinde kalabileceği görüntüsü “Şimdi çanlar Selçuk için mi çalıyor?” sorusunu gündeme getirdi(11 Eylül 2016).]]
Bence, Selçuk her zamanki beyefendiliğini koruyup, nasıl ki bir zamanlar bitti denen Bülent Korkmaz harikalar yarattı, Selçuk da bunu yapacaktır, arkadaşlar..
Şevket ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com