23 Temmuz 2019 Salı

DÜZCE SEL FELAKETİ NEDENLERİ VE 3. HAVALİMANI


DÜZCE’DEKİ SU FELAKETİ  VE  SU VE DE 3.HAVALİMANI
23 Temmuz 2019
Felaketin adI bana göre “Su felaketi”, fakat biz buna sel felaketi diyoruz..Öncelikle Düzce’deki sel felaketi nedeniyle ulusumuzun başı sağ olsun..
Su, kokusuz, saydam, saf basıt bir madde. Bu basit denen madde bir yaşam kaynağı.Doğrusu yaşam yüklü özelliklere sahip. İçersiniz, yıkanırsınız, yiyecekler yaparsınız, enerji elde edersiniz, tarlalara yaşam verirsiniz. Dahası; besinlerde var, beslenenlerde var. Düşün; senin vucüdünün yüzde 70’i su..
Diyorum ki; gezegenimizin %100’üne yakını su. Yüzde olarak verdiğinizde dünyanın yüzde 29.2’sini karalar, yüzde 70.8’ini de suların oluşturduğunu görürsunuz. Doğrudur; fakat  yüzde 29.2’unu oluşturan karaların tüm nesnesinde su olduğunu düşünürsek gezegenimizin, yaklaşık yüzde 100’u su diyebiliriz. Bu basit madde yaşamın her alanında böylesi devasalığıyla varken,yine de suya karşı duyarsızız.  Evet; 2H ve 1 oksijenden oluşan su (H2 O) molekülü yaşam dolu saf bir madde.. Saf mı, saf, fakat bu saf; bir yaşam kaynağı olmasına karşın, yaşamı yok eden kitleye dönüşüyor ve de dönüştürüyoruz. Bu kitle seldir ve Düzce’de olduğu gibi felaketin kaynağıdır. Bu salt ülkemizin sorunu değil, gezegenimizin temel sorunudur.
Gezegenimizde; oluşan ve yok olan su miktarı hemen hemen aynı düzeydedir. Gezegenimiz adeta bir çeşit devridaim havuzu gibi..Siz bunun dengesini bozarsanız, yaşamınızı da bozarsınız..Bu saf yaşam maddesi suyun hacmi, çok çeşitli formlardadır. Okyanuslarda, nehirlerde ve yağmur olarak sıvıdır. Kuzey ve Güney kutup bölgelerinde olduğu gibi katıtır. Havada görünmez haldeki su buharı şeklinde gaz haldedir. Bu halleriyle su,  yeryüzünde bir yaşam kaynağı veya yaşamı yok eden bir maddeye dönüşebiliyor; sel olarak yok ediyor, içerken, yüzerken boğuyor. İçtiğinde, dingin aktığında geçtiği yerlere yaşam katıyor…
Suyu nasıl yok edici materyale dönüştürüyoruzun nedenleri:
Kimsenin yadsıyamayacağı neden; aşırı yağış yüklü fırtına, genellikle sellerin en yaygın nedenidir. Bu durumda, nehirler ve dereler, kapasitesinden daha fazla su aldığından taşar.

Elbet olay salt bununla sınırlı değildir. Okyanusun daha uzak ve iç bölgelere kadar ulaşmasına neden olan gelgit aktiviteleri de sel nedenidir..Bir başka neden, deprem sonrası, dahası gezegenimiz çekirdeğindeki kaymalardan kaynaklanan büyük dalgalar, yani tsunamiler..
Bir diğer neden-ki önemli- ; İklim değişimi ile, buharlaşmanın fazlalaşması ve atmosferde yağışa dönüşebilen birikmiş su miktarının artması. Peki buna neden kim; biz insan. Düşün, beton cangılı kentlerin cam yüzeyli dış cephe kaplamalarının kent ısısını artırmasıyla, buharlaşma sonucu yoğun yağışa neden olan biziz..
En önemli etken; Nehirlerin akışını kendi amaçlarımıza, çıkarlarımıza uygun biçimde yönlendirmemiz. Örneğin; ÇET Raporu ve Fızıbıl raporları esas alınmaksızın inşa edilen su tutucu barajlar, yani büyük ölçekli HES’ler. Bunun yanı sıra suyun debisin artırmak için toplama derelerle inşa edilen orta ölçekli HES’ler, Termik Santraller.. Böylece doğanın kararı yerine nehrin doğal akışına biz karar veriyoruz ve buna öfkelenen doğa, doğana(tüm canlılara) beklenir anda saldırıyor. Beklenmedik anda değil, beklenir anda, çünkü insanın doğayı yapay gücüyle yönlendirmesi bu felaketleri beklenir hale getiriyor..Dahası; doğal afet öncesi ve sonrası önlem alma kültürümüz yok.
Evet; yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, selin nedenlerinden birisi bölgedeki nehir ve dere yataklarının kapasitesini insanın yönlendirmesidir.. Burada bir başka nedene kapı aralayan faktör ise, toprağın emme kapasitesine müdahaledir. Şöyle ki; yağışte toprak adeta bir sünger görevi görür. Toprak, doygunluğa ulaştığında ise, artık yağan her miktar yüzeyde akıntılar oluşturmaya başlar. Nereler? Ekilmemiş topraklar. Bundandır ki, konut ve çiftlik alanları doğal alanlardan daha fazla taşkın yaşar..
Ve en önemli değil, çok önemli neden; en az su emici bölgelerin, yani beton bölgelerin yaratılması. Dünya yüzeyinde değişiklikler yaratan insan, kendini inşa etmezden, yapılar inşa etmeya kalkması ve benzer aktiviteleri; belirtiğim gibi suyun akış döngüsünü etkileyerek, sel baskınlarına neden olur. Binalar, otoparklar, yollar, hava alanları, alış-veriş merkezleriyle resmen çim ve toprağı betonlaştırır..İşte bu yapılar, nehirlerin doğal kapasitelerinden daha fazla su taşımalarına olanak sağlar. Eğer bu bağlamda etkin bir yönteminiz, önleminiz yoksa, daha büyük problemlere yol açacak olan, büyük miktarlardaki su kısa süre içerisinde yerleşim bölgelerine akar. Bu durum da sel baskınların en tehlikelilerinden birisidir.
Düzce sel felaketi bu değerlendirmeler bütününde ele alınmalıdır..
Benim bu konudaki endişelerimin başında; 3. Havalimanı gelmektedir...
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

19 Temmuz 2019 Cuma

LAZ FIKRALARI DEYİMİ YANLIŞ, DOĞRUSU; KARADENİZ FIKRALARI


LAZLAR DEĞİL KARADENİZLİLER AŞAĞILANIYOR; FARKINDA DEĞİL BİRİLERİ..
19 Temmuz 2109
8 Şubat 2013 günü, Hürriyet ‘Yalçın Bayer’ köşesinde yer alan yazımı, 'cahil kesim bir yana aydınım diye geçinenlerin bile olgudan bihaber duruş sergilemeleri nedeniyle' güncelledim:

BAŞLIĞIN yanıtını daha iyi verebilmek için soruyu; "Aşağılanan Lazlar mı Karadenizliler mi? Özellikle Rize ve Trabzonlular mı?" şeklinde sormamız gerekir.
Önce yazıyı yazma nedenimi açıklayayım:
İsmail Güney Yılmaz’ın şöyle bir haberini okudum;
"Laz halkı aşağılanıyor ve saldırılara uğruyor. Bu halk, içinden çıkardığı aydınların onca çabasına karşın, kendini tanımlayamadı ve hep başkalarıyla karıştırıldı..Daha trajikomik ve patolojik yanı, yaşadığı bölgedeki belediyelerin Lazları ve Lazcayı tanımlamadı, bu konuda kabul edilemez tarihsel hataları var.
Örneğin, CHP’den, AKP’ye geçen Pazar Belediyesinin; Laz olmayan, Türkçeyi de hiç iyi kullanamayan bir öğretmenin, Pazar tarihi ile ilgili yazdırdığı kitap. Kitaba göre, Lazlar bölgede işgalcıymış. 1054 yılında İslamiyeti kabul etmişler. Halbuki Türkler İslamiyeti 8. Yüzyılda kabul etmeye başlamış. Lazlar ise, kitleler halinde 1461’den sonra, yani Yavuz Sultan Selim’in Trabzon'u fethinden sonra Müslüman olmuşlar.
Ardeşen Belediyesi ise; Şemsettin Sami’nin ‘Kamus-i Türkî’ yapıtını esas almış. Kitaba göre; bölgenin tümü Türk. Ki doğru değil, Şemsettin Sami yapıtında Lazların Kafkas milleti olduğundan, ayrı bir dile sahip olduklarından söz eder. Ardeşen adı, Yavuz’a aramağan ‘Ardı şen’ sözcüğünden türediği savlanıyor. Üsküpe ‘Üst küp’, Konya’ya, Kon ya derviş’ türetilişi gibi(aklıma geldi, Atatürk ‘şeker yok, denince Bal kat demiş ve Balgat’ın adı buradan gelmiş gibi).
Fındıklı Belediyesi’nin tarih bölümünde Lazlarla ilgili hiçbir şey yok.
Yörede Lazlığıyla en çok gururlanan Arhavililerin belediyesinin sitesindeyse Lazların eski ismi olan Kol(k)hi’den (Colchis) söz edilmiş. Bu halkı da Türk kökenli Hurilere bağlamış…
Hemşinli ve Lazların birbirine yakın bir nüfusa sahip olduğu Hopa’nın belediyesinin sitesindeyse yöre halkı ve tarihiyle ilgili tek bir bilgi yok.
Yine Hopa gibi Laz ve Hemşinli halkların yakın nüfuslara sahip olduğu Çamlıhemşin Belediyesi’nin sitesinin "Kent Profili" başlıklı bölümünde, yöre halkı "Müsliman-ı kadim"miş, yani 1461’den önce de Müslüman(söylencelere göre bu tarihe dek Lazlar Ortodoksmuş)
Bilindiği gibi, Hemşinliler de Lazlarla aynı süreçte İslamlaşmaya başladı. Önemli bir grup geç dönemlere kadar Hristiyanlıkta direndi ve bu Hristiyan Hemşinliler Trabzon’a, Giresun’a, Ordu’ya, Samsun’a, daha sonra da Rusya’ya kaçmak zorunda kaldılar.
Yine sitenin "Demografik Yapı" başlıklı bölümünde de ilçenin "7–10 köyünde az çok Lazca denen bölgesel bir lehçenin" konuşuluyormuş. Dil de değilmiş yani!.."
Haberdeki bu ifadeler beni yazmaya yöneltti. Dahası tetikledi.
Evet, son on yıldır, insanlar etnik kimlikleriyle dolaşmaya başladı. Dahası dillerini yaşatmak, kültürlerini korumak adına canlandırma etkinliklerinde bulunmaya başladı. Tüm bunları özgür ve demokratik düşünce yapılanmasına bağlayabiliriz. Fakat, dikkat ederseniz, gizemli ve de ustaca‘İslam Türk Sentez’ doğrultusunda. ‘eskisinden daha yoğun’ bir Türkleştirme ve İslamlaştırma politikası uygulanmaktadır.
İşletilen özgür düşünce süreci/özgür demokratik süreç, tıpkı kendi düşüncelerinin önünün açmak adına ‘demokrasi benim için amaçlarımın aracıdır’ yaklaşımında "özgür demokratik süreç" ‘araç’ olarak kullanıldığını söyleyebilirim.
Buna Kürtleştirme politikaları da katılmaya başlandı.
Ben AKP ve BDP arasındaki kavgayı, tıpkı İsrail ve AKP arasındaki kavga gibi danışıklı dövüş olduğunu düşünmeye başladım.

Bakın, Kürt milliyetçileri neler diyor:
AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten CHP’lilere;
"Sizler bizleri 1925’lerde, 37’lerde, 50’lerde terk ettiniz. O günden beri Diyarbakır'a giremezsiniz, girmeniz için abdest almanız lazım".

Çocuğu bunalım nedeniyle intihar ettiği söylenen ; üzüldüğümüz, hatta bir babanın o dayanılmaz durumuna ağladığımız BDP milletvekili Sırrı Sakık, hiç utanmadan ahlaksızca ‘Hitleri aşan üslupla’ şunları söyleyebiliyor.
"Bu ülkeyi kendisine sonradan vatan edenler, Kafkaslar’dan, Boşnaklardan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz, haddinizi bileceksiniz. Bu coğrafyada mücadele edenler buranın sahipleridir"
Kürt aydınına saygım sonsuzdur. Evrensel düşünen insan haklarında yana, kardeşlikten ve uzlaşıdan yana Kürt solcusunun ve sağcısının, hatta dincisinin başımın üstünde yeri var. Yıllarca kendi kimliğine saldırıdan yakınan Sırrı Sakık ve gibilerine de saygım vardı, Bir Sinoptan Sohuma dek coğrafyada 3 bin yıllık geçmişi olan Laz olarak, anneannesi Zaza olan biri olarak, kafatasçı ırkçılara taş çıkartan bu faşist duruşu beni inanın şoke etti. Ve bu kimlik, şimdi başka kimliklere saldırıyor. Hitler’e rahmet okutan Sırrı hızını alamıyor, ırkçı ve faşist saldırısını sürdürüyor: "Irkçılık yapan, Cumhuriyet’i birlikte kuran, ilk Kürdistan milletvekili diyen, sizin Mustafa Kemal’iniz, sizin İsmet Paşa’nız".
Sormak gerekir; " Mustafa Kemal, Kürdü, Lazı, Gürcüsü, Çerkezi, Türkü v.d ile Anadolu insanının dayanışmasını sağlamasaydı ve bu dayanışma emperyallere tokat atmasaydı-ki dünyada tek ülkedir-, sen bugün acaba bu konuşmaları yapabilir miydin?
Belli ki, iki uluslu bir topluma gidiş var. Türk ve Kürt.
Hamidiye alaylarından alışıksınız, Ermenileri kesmeye; Lazları, Gürcüleri, Çerkezleri, Boşnakları, Romanları, Suryanileri, Yahudileri, Rumları, Abazhaları, Hemşinlileri de kesin veya Anadolu’dan atın .
Siz Kürt aydınları, lütfen kafatasçı Kürt Milliyetçileri aranızdan temizleyin. Gün gelecek bunlar sizi de temizleyecek.
Dendiği gibi; "Laz halkı, günlük hayattaki kahve sohbetlerinden, geleneksel Türk tiyatrosuna, oradan da televizyon dizileri ve sinema filmlerine dek mütemadiyen aşağılanan ve saldırılara maruz kalan bir millet." Midir?
Hayir, yanılıyor. Evet, bir grup aşağılanıyor. Buna şiddetle karşıyım. Fakat aşağılanan bu grup Lazlar değil.
Bunu açmak isterim:
Aşağılamayı ilk kez değil ama abartılı bir şekilde, ‘Bir Demet Tiyatro’ adlı TV dizisindeki ‘Laz Bakkal Tiplemesi’ ile Yılmaz Erdoğan denen şahıs yaptı.
Rize-Çayelili bir sanatçı olan Aydın Tolan (1937-1997) üstlenmişti o rolu. Üstlendiği bu rol ile; Laz Bakkal olarak, bir şaka gibi ve de raslantılarla yaşayan, karikatürden çıkmış, zerre kadar kafası çalışmayan, algısız, aptal ve salak bir Laz kimliği takmıştı kendisine. Defalarca uyarılması gibi bir şey olmadı, aksine hiç uyarılmadı ve yöre insanları aşağılanışlarını gülerek yıllarca izlediler.
Kullandığı aksan Laz aksanı değil, Rizeli bir grubun aksanı idi.
Yıllardır temcit pilavı gibi tekrar ederim. Yine edeceğim:
Birincisi; Trabzon’da bir grup, ‘Geldim’ yerine, ‘Keldüm’ der, Rizeli bir grup da, ‘Celdüm’ der, fakat Lazlar, Gürcüler, Hemşinliler ve Artvin Türkleri, asla ‘Keldüm ve Celdüm’ demezler. Onlar sadece, ünlüleri, yani sesli harflerin (İ, I,U, Ü, O, Ö) sözcük içindeki yerlerini değiştirirler. Örneğin, ‘Geldim’ yerine, ‘Geldüm’ veya ‘Gittim ‘ ‘Gittüm’ derler. ‘Benim için üzülme’ dizisinde Mahsun Kırmızıgül’ün kısmen işlediği aksan.
İkincisi;Özellikle Artvin'de Türk, Lazlar, Gürcüler ve Hemşinliler’de; ‘Laz fıkralarının belirgin figürleri’ olan Dursun, Temel-ki bu sözcük Rumcadır-, İdris ve Fadime adları yok denecek kadar azdır.
Üçüncüsü; doğrudur, Karadenizlinin, özellikle de Lazların yaratıcı, kıvrak ve etkileyici zekaları vardır. Hoşgörülüdürler, fakat asla salaklık bütününde algısız değil, fazlasıyla gururludurlar.
Köy kökenliyim; 7 yaşına dek köyde büyüyen biri olarak Artvin-Arhavi’yle yoğun birlikteliğim hiç aksamadı. Ben, memleketimdeki fındık ve mısır imecelerinde, fındık ve çay toplamalarında, o yaşıma dek, asla Laz fıkrası dinlemedim. Dinlediğim ve anlattığım fıkralar genellikle Anadolu’muzun Doğu ve Güneydoğu yöresine aitti. Bu fıkralar da, asla aşağılayıcı değildi, aksine Güldüşün boyutunda düşündürücü ve de ders verici idi.
Nedense, Dursun, Temel ve Fadime baş karakterleriyle anlatılan fıkraları ‘Laz fıkraları’ olarak adlandırılır. Hayır, Laz fıkraları değil, ‘Karadeniz fıkraları’dır ve çoğunlukla ‘Karadeniz fıkrası’ olarak anılır. Bu fıkraların bazıları gerçekten aşağılayıcı,fakat, çoğu Güldüşün içeriklidir.
Fakat, ülkem de TV dünyası başladıktan sonra, Karadeniz fıkraları, ‘Laz’ adı kullanılarak, abartılı bir şekilde, doğrusu aşağılayan içerikte sinema, tiyatro ve TV dizilerine yapıştırılmaya başlandı. Bunu da en abartılı şekilde, Yılmaz Erdoğan ‘Laz Bakkal’ tiplemesiyle yaptı. Aynı Erdoğan, asla kendi yöresinin tiplemelerini abartmadı, aksine yüceltti.
Bunun için, diyorum ki; Laz halkının veya Türk, Kürt, Gürcü v.d dillerine, kültürlerine ve onların ulusal değerlerine sahip çıkalım, onları aşağılamayalım, yaşayalım, yaşatalım.
Bu konuda, akademisyenlere ve aydınlara ve de yetkililere önemli görevler düşmektedir. Bu görev süreci, bilimsel eksenlerde işletilmelidir, ideolojik eksenlerde değil.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

18 Temmuz 2019 Perşembe

GALATASARAY LİG BAŞLAMADAN ENTERNE EDİLMEK İSTENİYOR


GALATASARAY OPERASYONU ERKEN BAŞLADI
[[ 4 büyükler, 4 küçüklere dönüşmek istemiyorsanız, dinden, ırktan ve yoksuldan geçinirken, futboldan da geçinenlerle savaşın, birbirinizle değil; İlle de transferlerde.]]
Aşağıda yazacaklarım, ağlama değil, ağlayanların yarattığı, neden olduğu futbolumuzdaki yok oluşun erken ağıtıdır..
Beşiktaş’in Beyefeni insanı Zekeriya Alp’ın başında bulunduğu MHK komitesi görev başında..Ne yazık ki, bu MHK; Galatasaray’ı 2019-2020 Cemil Üsta sezonunda engelleme operasyonuna erken başladı..

Önce, TFF başkanına değineyim. TFF Başkanı sayın Nihat Özdemir beyi  tanırım, o da Zekeriya gibi gerçekten beyefendi bir insan. Kendisiyle iki kez Orhan Uğurluoğlu’nun STAR TV’deki programına katılarak ülkemdeki deprem felaketini tartışmış, her iki program sonunda belli yere kadar söyleşerek yürümüştük. Kendi kendime, “Ülkeme böyle iş adamları gerekir..” demiştim. TFF Başkanı olunca da; “Hasan Doğan’dan sonra en doğru TFF başkanı” diye düşünenlerin başında oldum..Ben MHK’nın başlattığı depremi, TFF Başkanı Sayın Nihat Özdemir’in daha da şiddetlendireceğine değil, depremi belli seviyelerde sönümlendireceğine inananlardanım..
Evet; MHK’nı nedense Galatasaray lehinde yanlış yapan; Bülent Yıldırım ve Serkan Çınar’ın düdüklerini elinden alıyor, fakat Galatasaray aleyhinde düdük çalan Hüseyin Göçek, Fırat Aydınus ve Halis Özkahya’yı korumaya alıyor..
Şimdi soruyorum. Pardon sormuyor, laf sokuyorum: “Siz bu hareketinizle, Türk futbolunu mu temizliyorsunuz, yoksa Galatasaray’ı mı?! Kesin gücünüz yetmez..İkincisi; kimi şampiyon yapacaksınız? Başak’ı geç, o bu sene küme düşer..BJK’yi mi, Fenerbahçe’yi mi, Trabzonspor’u mu, yoksa ligin ekurisi Kasımpaşa’yı mı..Şu an dayanışma içinde olan BJK, Başak ve Fenerbahçe  bu süreci nasıl kabul edecekler. Yoksa sıraya koyarak bunları ikna ettiniz?! Elbet böyle şey söz konusu olamaz. Olamaz çünkü ben Nihat Özdemir’e güveniyorum, bu artçı deprem için önlem alacaktır, aksi taktirde diğer artçılarla büyük bir depremi tetikler ve kendi de, futbolumuz da enkaz altında kalır..
Sözü Levent Tüzemen’e veriyorum: [["G.Saray lehine hata yaparsan..."..Spor yazarı Levent Tüzemen, MHK'nın Serkan Çınar ve Bülent Yıldırım'ı listeye almamasıyla ilgili flaş bir analiz …Merkez Hakem Kurulu yeni sezonda üst klasmanda yer alacak hakemleri açıkladı. Serkan Çınar ve Bülent Yıldırım liste dışı kaldı. Artık Süper Lig ve 1. Lig'de düdük çalamayacaklar. Levent Tüzemen, MHK'nın bu kararını Sabah Gazetesi'nde yorumladı. İşte o çok çarpıcı analiz..."Zaman tüneline, 23 Kasım 2018'e gidelim. Galatasaray evinde Konyaspor'a karşı 1-0 önde iken 90. dakikada herkesin "Penaltı değil" dediği pozisyonda Hüseyin Göçek penaltı verdi…Serdar Aziz topu Skubic'ten tereyağından kıl çeker gibi çaldı. Göçek, yardımcısı Hanoğlu'nun iki kez "Pozisyon temiz" demesine rağmen VAR'a gitmedi…VAR'da görev yapan Halis Özkahya da yanlışa çanak tutup Göçek'i, "Gel pozisyonu izle" diye çağırmadı. Sonuç; Skubic skandal penaltıyı gole çevirip skoru 1-1'e taşıdı…Skandal penaltı sonrası Galatasaray yönetimi ayağa kalktı. MHK de Göçek-Özkahya ikilisine ikinci değerlendirmeye kadar maç vermeme kararı aldı…Kulüpler Birliği, Galatasaray'ı dışlayarak bildiri yayınladı ve TFF'yi ön plana çıkarıp şu tehdit dolu açıklamayı yaptı: "Kulüpler Birliği Vakfı olarak Süper Lig'deki 17 takımın görüş birliğiyle hakemlerle ilgili alınan ve tek kulübün gövde gösterisi anlamına gelecek taraflı bu kararlardan derhal geri adım atılmasını bekliyoruz. Bu geri adım atılmadığı takdirde de Süper Lig kulüpleri olarak olağanüstü toplanıp Türk futbolunun adil yönetilmesi için hep birlikte ortak bir adım atacağımızı belirtiriz..."…Beklenen oldu. Galatasaray'a karşı Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Beşiktaş Başkanı Fikret Orman ile Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ'ın oluşturduğu 3'lü ittifak ilk zaferini hakemler konusunda kazandı…Ve; G.Saray'ın 2-0 kazandığı Beşiktaş maçının hakemi Bülent Yıldırım ile yine Galatasaray'ın deplasmanda 3-2 kazandığı Ç.Rizespor maçının hakemi Serkan Çınar'ın hakemliği "3'lü ittifak"ın baskısıyla sona erdirildi…Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde kararlarıyla ortamı gerip maç sonu kavgalara neden olan, birçok oyuncunun haftalarca ceza almasını sağlayan, yardımcı hakemine küfür eden ve ceza alan Fırat Aydınus, hakemliğe devam ediyor!..Galatasaray- Konyaspor maçında "Skandal" penaltıya imza atan ve bir dönem Göksel Gümüşdağ tarafından uzun süre maç alması engellenen Hüseyin Göçek ile Türk Telekom'da Fenerbahçeli Meireles'i oyundan attığı için yıllardır Kadıköy'de maç yönetemeyen Halis Özkahya hakemliğe devam ediyor…Eğer; Yıldırım ile Çınar'ın hakemliği bitiriliyorsa adalet adına Aydınus, Göçek ve Özkahya'nın da hakemliği ellerinden alınmalıdır…Karar aynen kalırsa hakemler mesajı, "Galatasaray'ın lehine hata yaparsan kafan kopar" şeklinde algılar.. TFF Başkanı Nihat Özdemir bu karara doğru ayar vermez ise "Adalet Terazisi" lig başlamadan şaşar…Tablonun görüntüsü değişmez ise Başkan Nihat Özdemir ve ekibi tüm kulüplerin yönetimi olmaz: Koç, Orman ve Gümüşdağ'ın oluşturduğu "3'lü ittifak"ın güdümündeki bir TFF olur..." ]]
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.

14 Temmuz 2019 Pazar

DEVAMLI DEĞİŞTİRİLEN İHALE YASASI İHALELERİ BÖYLE OLDU VE OLMAYA DEVAM EDİYOR!


ÜLKEMDE 1000 KERE DEĞİŞEN İHALE YASASI İLE EKİPMANI OLMAYAN KİŞİYE MİLYON DOLARLIK ORMAN YANGIN SÖNDÜRME İHALESİ VERMEK; ÜLKEMDEKİ YANGININ SÖNMEMESİNDEKİ EN BÜYÜK ETKEN.
14 Temmuz 2019
3 Milyon Euro’luk orman yangınlarını söndürme ihalesi kazanan; ‘uçağı ve pilotu olmayan’ AKP’li Nuray Karalar demiş ki; “Uçağımızın ve pilotumuzun olmadığı doğrudur. Fakat uçakları ve pilotları kiralayacak gücümüz var..”..
Bu haber 40 kuruşluk Sözcü gazetesinin 22 Mayıs 2012 haberi, fakat, 2002 sonrası ülkemin realitesi olması nedeniyle, zorunlu olarak güncellenmesi ve gündemde tutulması gereken bir haber..
2004’te Nuray Kayalar için Güngör Uras şunları yazmış(CHP Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın Fen ve teknoloji öğretmeni Nuray Kayalar ile bir ilgisi yoktur):Nuray (Maleri) Karalar, genç bir hanım. 31 yaşında. Evli 2 çocuğu var. Ağabeyi Turgay Maleri ile kurduğu teknoloji şirketi şimdilerde yıllık 10 milyar dolarlık iş hacmine sahip. Ağabeyi gibi ODTÜ mühendisliği birincilikle bitirdi.. Sadece özel sektör ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile iş yapmıyor, NATO ile, yabancı uçak yapımcıları ile de bağlantıları var...”..Anadolu Ajansı’da 2017’de; “..Çalışma hayatına üniversitede okurken başlayan Karalar, savunma sanayisi ve sivil havacılık alanında kurduğu firmalarla ambulans uçak ve helikopterlerin Türkiye'de yaygınlaştırılmasını sağlıyor..”
Demek ki, 2012 ihalesinde, uçak ve pilotları yokmuş. Sonradan edinmiş de nasıl?!
Ben burada hanımefendi gücünü değil, ekipmansız 3 milyon Euro’luk işi nasıl aldığından söz edeceğim. İhale yasasına aykırılığı işlemeye çalışacağım.. Akıl var, akıl sağlığı var; 10 milyar dolarlık iş hacmine sahip bir şirket nasıl oluyor da; makine parkı taahhütnamesi veremiyor ihalede?.. Yani; Orman yangınını söndürecek uçak ve pilotu olamaz..
Evet hanımefendi; maden bu denli gücün var, neden ekipmanınız yok?!..Yoksa sizi birileri yalandan mı parlattı! Yoksa siz 2002 sonrasının türetilen yandaş girişimcisi misiniz!? Ne olursa olsun 2012 yılında size verilen ihale için, resmen ekipmanınız, dahası gücünüz yok diyorum ve AA haberine göre 2017’de böylesi güçlü hale getirildiniz. Önce güçsüzlüğünü ört, ardından ihaleleri kara bulutla örterek ver....

Doğru, makine parkı olmayanın ekipmanı nasıl olsun, çünkü sırtınızı dayadığını bir partiniz var..Biz bunları anlatmaya çalışıyoruz..
Gel de bu geliştirilen dümdüz mantığa, güldüşünlü düz mantık yapma:
Hanımefendi; doğru söylüyor. İftira etmeyin hanımefendi öyle suçlu, pardon güçlü ki; Rusya'dan F-800'leri getirten kadın..
Yahu sizde hiç Allah korkusu yok mu? Nasıl olsun; ihale yasasını 1000 kere değiştirenler, belli ki sarışın için de, 2012’de 1001 kere değiştirmişler. Bunların en kötü ihale yasasında bile; ihale koşulları vardır, dahası teknik şartname gereği; ekipman taahhütnamesi bütününde; makine parkı referansı, dahası taahhütnamesi istenir. Demek oluyor ki hanfendinin kendisi tam bir ekipman ve makine parkı belgesi..Bilmiyor muyuz bir Türk’ün dünyaya bedel olduğunu, elbet ki dünyaya bedel makine parkları da vardır..
Evet; bu haber doğruysa, yani ciddi bir haber ise  ben de gayriciddi şeyler yazarım:
Kimi kandırıyorsunuz??..Anladınız değil mi ülkemde neden yangın sönmediğini..Türkiye’min en tehlikelileri beyni türbanlı olanlar..Kim bilir arkasında kaç örümcek ortak..Barlaslar  ailesine verilen ihaleleri hiç bilen var mı!!?!..
Size yalvarıyorum, lütfen bir kuple anlayın; ülkemdeki yangının niçin sönmediğini, eyy “oy, oy !! diye inlerken hala AKP’ye oy verenler!!”

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

9 Temmuz 2019 Salı

ÖZELLİKLE 3 BÜYÜKLER; SAVAŞINIZI FUTBOLDAN DA GEÇİNMEYE BAŞLAYAN DİNDEN GEÇİNENLERE VERİN!!!


VEDAT MURİQİ VE HASAN KARTAL

10 Temmuz 2010
Hasan Kartal:Kartal, Rize-Fındıklılı ..Kimse tanımazdı.. Ben bir rastlantı sonucu tanıdım. Konuşmuşluğum telefonla. Bizim Gölbaşı’ndaki arazinin imarı konusunda kendisiyle iletişme geçmek istedik fakat sonra vazgeçtik...Melih Gökçek’in kankası..İkisi de Fenerbahçe kongre üyesi.. Azerbaycan diplomalı Harita Mühendisi ve Ankara İmar Planlamasının etkin kişisi..Parsellerin efendisi de diyebilirsiniz..Bülent Arınç’ın; “Ankara’yı parsel-parsel Fetullaha….” sözü aklınıza gelmiştir..İşte öyle bir şey..Melih Gökçek görevden uzaklaştırılıp yerine, akademisyen meslektaşım ve haza beyefendi Mustafa Tuna gelince, Hasan bey de, kendisini Ankara’dan uzaklaştırıp Rizespor başına geldi..
Hasan beyi kimse tanımazdı, tanıdı..Dahası; Muriqi transferiyle kendisini de, magazinin televole sütunlarına transfer etti ve tanımayan kalmadı.. 
Ne mi yaptı?! İyi yaptı! Şöyle ki; Galatasaray ile kafa kafaya verip Fenerbahçe’yi yaklaşık 10 milyon Euro’luk riske soktu, doğrusu kayba uğrattılar..Asla 3,5 + 4 genç değil, Evet, 6 milyon Euro+Muriqi para ve bonusla ve de geleceği olan 4 Fenerbahçeli genç topçu vererek..İnanın FB bu gençleri birkaç yıl sonra; Muriqi parasıyla bile alamayacaktır..Bana Muriqi 24 yaşında denmesin, görüntü 34..Bu nedenle Hasan Kartal’ı ve Abdurrahman Albayrak’ı, Fazlası GS’yi kutlarım..
Eğer Galatasaray almak isteseydi israr ederdi diyorum. Neymiş 3.5 milyon + 4 genç, külliyen yalan. Galatasaray da aynı miktar teklif etti, kararlı olsa, ille de Vedat dense yemini billah alırlardı ve de ben de yukarıda yazdıklarımı tersine çevirir GS için yazardım..Parsellerin efendisi Hasan Kartal Abdurrahman Albayrak bizi aramadı, bu demektir ki ısrar edilse kesin devreye Abdurrahman girerdi..Galatasaray baktı Fatih Terim pek oralı değil Abdurrahmanı çektiler ve vazgeçtiler..

Galatasaray, Fener’den aldığı şu Artvinli hemşerim; Şener Özbayraklı Mürigi’den daha fazla katkı verecektir..  
Şu bir gerçek:
Vedat Murigi; Galatasaray bilerek ve Fenerbahçe bilmeyerek fazla abarttı..Fener’de başarılı olacağını zannetmiyorum, asla bir Diagne ve Gomis olamaz, hatta Mitroglou bile olamaz. Olsa-olsa Bursaporlu Fernando olur..
Düşünün; Diagne ve Mıtroglou son salisede attıkları gollerle Galatasaray’ı şampiyon yaptılar. Vedat’ın tek başına maç alacağı, yada FB’yi şampiyon yapacağı bana göre olası değil ve de Şampiyonlar liginde oynayacağı..Bu asla, kedi uzanamadığı ciğere mundar öyküsü değil bir gerçek..
Doğrusu, tek başına maç alma kapasitesi yok. Ersun Yanal takım oyununu Vedat üzerinden biçimlendirirse, takım olma özelliğini asla yakalayamaz..Eski Garry Rodrigues’i de aldılar, Badou Ndiaye da alacaklar..Bakın dostlar; Vedat Muriqi  eski bir Gençlerbirliği oyuncusu; Merhum; İlhan Cavcav adam gibi adamlığın yanında futbolcu sarrafı ve transferlerin efendisi, Giresunspor’dan aldığı Vedat’ta ışık görse ikinci gün pazarlardı.. Evet; Vedat’ta bir ışık görse Gençlerbirliği Vedat’ı bonservissiz  Rizespor’a  satmazdı..
Bazı Galatasaraylı kardeşlerim; “Rezil olduk, Vedat’ı Feber’e kaptırdık!” diye üzülüyor..Evet, Fenere kaptırdık da bu kaptırma farklı bir kaptırma..
Burada düşündürücü olan; Galatasaray’ın akılcı duruşu. Akılcı duruş, çünkü Terim bu topçuda ‘ille de’ şeklinde fazla ısrarcı olmadı. Tıpkı; Garry Rodrigues ve Badou Ndiaye’da olduğu gibi..İstese alırdı; amaç bence Fener’i gaza getirmekti, getirdiler de..
Söncellikle belirteyim, futbolcu verimliliğinde, futbolcunun istemi ön plandadır. Siz kızınızı istemediği erkeğe verirseniz asla mutlu olamaz. Muriqi’nın durumu da bu..Demem o ki, kariyer planlamasından çok topçu sempati duyduğu takıma gider ve mutlu olur..Burada  sadece Murigi para kazandı, Fener, para ve  futbolcuyu kaybetti..
Galatasaray ile transferde aşık atmak zor..
Evet;Hasan Kartal; bilindiği gibi Melih Gökçek’in kankası; parsellerin efendisi bir Harita mühendisi. Dahası; Ankara imarı ondan sorulurdu..Mustafa Tuna ve Mansur Yavaş geldi, dahası Melih Gökçek gitti Kartal da bitti, aniden Çaykur Rizespor başında bitti. Adam Fenerbahçe kongre üyesi ve illede Murigi FB’ye vermek istiyordu, galiba başardı..
Gelişmelerin önceki kronolojisi:
Muriqi transfer kararını açıkladı!
Galatasarayımızın istediği Vedat Muriqi, Çaykur Rizespor'da kalma kararı aldığını duyurdu.
Vedat Muriqi, sosyal medya hesabından Çaykur Rizespor'da kalma kararı verdiğini açıkladı.
Vedat Muriqi açıklamasında "Bugün akşam saatlerinde kulüp başkanım Hasan Kartal ile gerçekleşen telefon görüşmemizde, transferim ile ilgili aynı tercihlerimizin ayrı kalması ve görüş ayrılıklarımızın olması sebebiyle sürecin şahsım adına daha fazla yıpratmaması adına Çaykur Rizespor Kulübü ile devam eden sözleşmemin bitiş tarihine kadar kulübümden ayrılmama kararı aldım" ifadelerini kullandı.
Çaykur Rizespor ile sözleşmesi 2019-2020 sezonu sonunda bitecek 25 yaşındaki oyuncunun menajeri Haluk Canatar ise konuyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Vedat beni aradı. Başkan ile görüştüğünü ve açıklama yapacağını söyledi. 'Tamam.' dedim. Vedat'ın sözleşmesi devam ediyor. Sizin de bildiğiniz gibi Vedat bir kulübe (Galatasaray) gitmek istediğini söylüyor. Başkan da 'O rakamlara satmam.' diyor. Konu böyle kapanıyor. Şu an herhangi bir başka gelişme yok." …
Yusuf Günay: "Kuruş değil duruş!"
Vedat Muriqi'in Rizespor'da kalacağının açıklamasının ardından Galatasaray Başkan Yardımcısı Yusuf Günay, sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı: “Kuruş değil duruş”...
Ve Vedat  Fener’e gitti..
İmarcı harita mühendisi ve de  Parsellerin efendisi, Hasan Kartal, Fenerin haritasını bozarak çok güzel parselledi..Geçmiş olsun..
Bir adam kızını sevmediği adama baskıyla vererek, her 2 taraf için de mutsuzluk kapısını açmıştır. İşte Vedat Murıgı olayı budur!!
Herhangi bir yere notlayın, Ersun Yanal’ı şutlayın..Ersun, 7 maç sonrası, bakın 9 maç demiyorum; yolcu..Ali Koç bile…
Hemşehrim Hasan Kartal seni alkışlıyorum, hem de ayakta..
Ve başkan Mustafa Cengiz son sözü söyledi: “Veremediğimizden değil, vermediğimizden alınmadı” Kimse alınmasın, burada Vedar Muriqi çok güzel oynadı ve FB’yi ketenpereye değil, hatta tufaya da değil, tufana getirdi..

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

3 Temmuz 2019 Çarşamba

İMAMOĞLU; DOĞRUSUNU HALKIN DOĞRUSUYLA HARMANLAMASI İÇİN HER ÖNERİYE GEREKSİNİMİ VARDIR;


EKREM İMAMOĞLU’NA UYARI DEĞİL ÖNERİMDİR
3 Temmuz 2019

Öncelikle şunu belirteyim; “ Kesin başarılı olacağına ve de halkın beklediği umut ışığını yayacağına inancım tamdır. Yeter ki, dinden, ırktan ve yoksuldan geçinenlerin yanlışları onları nasıl yalnızlığa ittiğini dikkate al..”
Evet;
Dinden, ırktan ve yoksuldan geçinme. Aksine dinle, Anadolu insanı ve yoksulla geçin.. Özellikle onlar gibi yoğunlaşma. Unutma cami avlusundan fırlayanların ülkeyi ne hale getirdiğini; özellikle siyasi Cuma ritüellerine dikkat..
Evet, batıda Hristiyan demokrat partisi var, fakat hiçbir Hristiyan Demokrat lider Pazar günleri kilise önünde açıklamalar yaparak Kilise avlusunu siyasi düzlem olarak kullanmaz!!
Hizmet açılışlarda veya birliktelik  kutlamalarında AKP iktidarının bile yapmadığı dinsel  ağırlıklı başlangıçları asla yapma. İnancına saygılı olurken tüm inançlara saygılı ol..İnancını siyasi ranta eklemlendirenlerden olma. Unutma; uygar-çağcıl, Laik ve emekten-çalışanlardan ve özgür düşünmek isteyenlerden ve demokrasi isteyenlerden, yani evrensel duruşa sahip aydınlardan oy aldığını; onların kafalarında soru işaretleri oluşturma..Evet; bunlar aldığın oyların çoğunluğunu teşkil eder, bunları küstürme ve de onların kafalarını karıştırma..Tamam kutsal dinimizden geçinenlerin elindeki materyalı al almasına da, kutsal dinimizi siyasi ranta dönüştürenler gibi abartma. Dahası, dini onların elinden kurtaracağım derken, dinimizi aydınlık evrensel kimliğinden bilmeyerek soyutlama.. Atatürk’ün Anadolu insanıyla oluşturduğu evrensel ve sosyal felsefesi rehberin olsun..Atatürk’u  her dem an demiyor, fakat Atatürk karşıtlarından az anma..Onun özellikle kılık ve kıyafetlerine zaman-zaman vurgu yap. Bil ki;  asla, analarımızın kutsal başörtüsünü modern hale getiriyoruz diye militan örtü haline getirilen “türbanın”  öz görevini aklından çıkarma. Türban asla din simgesi kutsal değildir; kutsal olan Anadolu kadınının başörtüsüdür, rahibe örtüsü değil..

Evet; din asla sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik olguların belirleyicisi ve yönlendiricisi olmamalı. İnançsız ve inançlı insanın; eğer ortak değerleri, dürüstlük,  yeminini yadsımak, yetim hakkı yememe, çalmama, yalan söylememe ve yoksul ile geçinme ise, bu senin yaşam ve yaşatma felsefen olsun; inanlıyı, inançsıza veya inançsızı, inançlıya tercih noktasında çok hassas davran..
Tüm bunları yerine getirdiğinde bil ki; salt cennetin izdüşümü Türkiye’miz için değil dünyamız için de ‘ille de 21.yüzyıl ideolojisi adına’ gerekli profil çizersin..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

SIRADAN HALKTAN EKREM İMAMOĞLU'NA ÖNERİ


EKREM İMAMOĞLU’NA UYARI DEĞİL ÖNERİMDİR
3 Temmuz 2019

Öncelikle şunu belirteyim; “ Kesin başarılı olacağına ve de halkın beklediği umut ışığını yayacağına inancım tamdır. Yeter ki, dinden, ırktan ve yoksuldan geçinenlerin yanlışları onları nasıl yalnızlığa ittiğini dikkate al..”
Evet;
Dinden, ırktan ve yoksuldan geçinme. Aksine dinle, Anadolu insanı ve yoksulla geçin.. Özellikle onlar gibi yoğunlaşma. Unutma cami avlusundan fırlayanların ülkeyi ne hale getirdiğini; özellikle siyasi Cuma ritüellerine dikkat..
Evet, batıda Hristiyan demokrat partisi var, fakat hiçbir Hristiyan Demokrat lider Pazar günleri kilise önünde açıklamalar yaparak Kilise avlusunu siyasi düzlem olarak kullanmaz!!

Hizmet açılışlarda veya birliktelik  kutlamalarında AKP iktidarının bile yapmadığı dinsel  ağırlıklı başlangıçları asla yapma. İnancına saygılı olurken tüm inançlara saygılı ol..İnancını siyasi ranta eklemlendirenlerden olma. Unutma; uygar-çağcıl, Laik ve emekten-çalışanlardan ve özgür düşünmek isteyenlerden ve demokrasi isteyenlerden, yani evrensel duruşa sahip aydınlardan oy aldığını; onların kafalarında soru işaretleri oluşturma..Evet; bunlar aldığın oyların çoğunluğunu teşkil eder, bunları küstürme ve de onların kafalarını karıştırma..Tamam kutsal dinimizden geçinenlerin elindeki materyali al almasına da, kutsal dinimizi siyasi ranta dönüştürenler gibi abartma. Dahası, dini onların elinden kurtaracağım derken, dinimizi aydınlık evrensel kimliğinden bilmeyerek soyutlama.. Atatürk’ün Anadolu insanıyla oluşturduğu evrensel ve sosyal felsefesi rehberin olsun..Atatürk’u  her dem an demiyor, fakat Atatürk karşıtlarından az anma..Onun özellikle kılık ve kıyafetlerine zaman-zaman vurgu yap. Bil ki;  asla, analarımızın kutsal başörtüsünü modern hale getiriyoruz diye militan örtü haline getirilen “türbanın”  öz görevini aklından çıkarma. Türban asla din simgesi kutsal değildir; kutsal olan Anadolu kadınının başörtüsüdür, rahibe örtüsü değil..
Evet; din asla sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik olguların belirleyicisi ve yönlendiricisi olmamalı. İnançsız ve inançlı insanın; eğer ortak değerleri, dürüstlük,  yeminini yadsımak, yetim hakkı yememe, çalmama, yalan söylememe ve yoksul ile geçinme ise, bu senin yaşam ve yaşatma felsefen olsun; inanlıyı, inançsıza veya inançsızı, inançlıya tercih noktasında çok hassas davran..
Tüm bunları yerine getirdiğinde bil ki; salt cennetin izdüşümü Türkiye’miz için değil dünyamız için de ‘ille de 21.yüzyıl ideolojisi adına’ gerekli profil çizersin..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

1 Temmuz 2019 Pazartesi

AKP, CHP BELEDİYELERİ ENGELLERKEN KENDİNİ İPTAL ETTİĞİNİN FARKINDA DEĞİL


CUMHURBAŞKANI ÖZELLİKLE İSTANBUL DOĞAL SİT ALANLARINI “KESİN KORUNACAK HASSAS ALAN” KARARINI BİNALİ SEÇİMİ KAZANSAYDI ALIR MIYDI?!
25 Haziran 2019
İstanbul, Balıkesir, Kayseri ve Trabzon'daki doğal sit alanı kapsamına giren bazı alanların "kesin korunacak hassas alan" olarak tescil ve ilan edilmesi hakkında Cumhurbaşkanı kararları Resmi Gazete'de yayımlanmış..
Acaba Binali seçimi kazansaydı bu bu kararı alır mıydın?
Sözde İstanbul başta olmak üzere Türkiyeyi doğası ve doğanıyla koruyor..25 yıldır İstanbul İstanbul olalı acaba böyle zulüm gördü mü?! Verdiğiniz zarar; ne M.S'sının 1999 depremi, dahası M.S 342 yılından günümüze dek yaşanan İstanbul depremi sizden büyük zarar vermemiştir..Onun için diyorum ki; doğal depremden çok daha tehlikeli olan sizin yarattığınız "Yapay İnsan Depremidir.."...Öyle ki; deprem toplama alanlarını bile para toplama alanlarına dönüştürdünüz, imara açarak..Yetmedi 3. Havalimanı ve 3. Köprüyü inşa ederek ve de sermaye tapınakları rezidanslarınızla İstanbul'un, olmaması gereken bölgelerde adeta  kalbine kazıklar çaktınız..Sıra Taksim'deydi, fakat Gezi Halk Hareketi sizi ürkütmese Taksim meydanına da saldıracaktınız..Bitmedi, 2. Nuh tufanını tetikleyecek çılgın proje saçması Kanal İstanbul projesi tasarladınız..Nedense, bizlerin uyarısını dikkate alarak 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde projeleriniz arasında adına yer vermediniz..

Şimdi çıkmış, İstanbul'u koruma altına alıyorsunuz. Tekrar ediyorum; "Seçimi Binali kazansaydı bu SİT alanınına koruma duyarlılığı gösterir miydiniz?!"
Kimden koruyorsunuz, Ekrem İmamoğlu'ndan mı? Yoksa 5 yıl sonra seçimi alırım umuduyla kendinize mı saklıyorsunuz, bu SİT alanlarını..Siz ancak, "Siyasi SİT alanlarını", yani; yoksulla geçinmeme adına, yoksuldan geçinmek için, varoş ve gecekondu yoksulluğunu koruma altına alırsınız..
Ekrem İmamoğlu 2. Gezi Halk Hareketidir, evet İmamoğlu Halk Hareketi, Gezi Halk Hareketinin devamıdır ve İstanbul'u, gelecekte de Ülkemizi koruma projelerine sahiptir. O korumaya geliyor, köreltmeye değil..
İmamoğlu'nun projeleri çoktur, süreç içinde bunları iletmeye çalışacağım..
Kalan İstanbul’u kurtarmak için, önceliğine alman gerekenleri sıralamak isterim:
1- Yoksuldan, ırktan ve dinden geçinme, yoksulla, dininle ve ulusunla geçin..İlle de yoksulla geçinenlerin korumaya alarak oluşturdukları “Siyasi SİT alanları”; Varoşları ve gecekonduları iyileştir..
2- Depremi depremlerde tartışma alışkanlığını kır. Deprem öncesi ve sonrası kalıcı önlemler geliştirme adına, halkı ürkütmeksizin depremi sürekli gündemde tut..Okullarda, kurumlarda ve hatta özel kuruluşlarda deprem eğitici etkinliklere yer ver..Maliyet bağlamında yapabilirsen deprem acil çantası dağıt..Deprem toplama alanlarını para toplama alanlarına dönüştürdüler, bunun önünü al ve  yeni deprem toplama alanlarını oluştur ve bu alanlarda portatif çadır bulundur..
3- Kentleri yaşanılmaz kılan gürültü kirliliği kaynağı olan jet egzozlu modifiye edilmiş araçları kaldır..
4- Yola ve kaldırıma; yere balgam ve de köpeğine dışkı bıraktıranlara yaptırım getir..
Kalan İstanbul’u ancak doğası ve doğanıyla böyle kurtarırsın..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32