29 Ağustos 2010 Pazar

RİZE'DE FELAKETİN NEDENLERİ

RİZE’DEKİ FELAKETİN NEDENLERİ
Çatalca-Trakya-Marmara Afetinin Uyarısı salt bu çevre için dikkate alınmamalıydı; çünkü olgu tüm Türkiye genelini ilgilendiren sorunlar içeriyordu. Artvin 17 Temmuz 2009’daki sel felaketiyle bunu işaret ettiğinde de aynı aymazlık içinde kalınmış ve Trakya, Marmara felaketleri yaşanmıştı ki, 23 Eylül’de Artvin ikinci bir sel felaketini yaşadı...Yetmedi Rize’de 14 yurttaşımızı heyelana ve sele verdik..
Elbette ki kısa sürede önlem almanız olası değil, benim vurgulamaya çalıştığım; önlemleri edilgenleştiren aymazlıklar, duyarsızlıklar, yıllardır felaket öncesi ve sonrası ‘geniş kesitte’ alınmayan ve edilgenleştirilen önlemler..
Bir Konyalı'yla Artvinli iddiaya girmiş. Artvinli, ilinin Konya'dan büyük olduğunu belirtmiş. Konyalı, bunun coğrafi açıdan mümkün olamayacağını söyleyince Artvinli, "Ütülersem görürsün" demiş.
Gerçekten de Artvin neredeyse 'rakı kadehi konamayacak' derecede sarp. Yörenin dağlık, derin vadilerle örülü bir coğrafyası var. Artvin-Arhavi-Derecik köyü, yani Sideremiz bunun somut örneği..Fakat ben Siderelinin daha bugüne dek dere yatağına ev yaptığını görmedim; değirmenini bile dere yatağından uzak tutmuştur..Fakat Trabzon ve Rize’de öyle mi???!! Gördük işte..
İşte; derin vadilerle kaplı Artvin’de 15 büyük baraj, 116 adet küçük nehir tipi santralin devreye girmesi ile yörenin salt topografyası değil ikliminin de değiştiği bir gerçek. Gerçek çünkü; barajlar bitince iklimin değişmesi, yeni ürünlerin yetiştirilmesi bekleniyor...
Muratlı, Deriner ve Borçka barajları biter bitmez iklimin değişmeye başladığını, yani metrekare’ye düşen yağış miktarındaki kg ağırlığının artığını hiç aklımıza getirmedik ve felaketleri getirdik.
Doğanın uyarıları karşısında duyarsız kaldık.
İlk uyarı, 16 Temmuz 2009’da yaşandı; Artvin Şavşat Tigrat vadi deresinin getirdiği selin bentleri yıkması sonucu iki kişi ölürken bir kişi yaralandı.Ayrıca 3 kişi sele kapıldı...Ve 23 Ağustos 2009 günü; Borçka İlçesi'nde aşırı yağış nedeniyle 4 kişi yaşamını yitirdi, ayrıca; Dere taşması ve yolun bir bölümünün kopması nedeniyle Hopa- Borçka karayolunda ulaşım kontrollü olarak sağlanıyor. Borçka- Kaleköy arasındaki Çıhala Deresi'nin taşması sonucu da çevredeki yerleşim yerlerinde büyük hasar meydana geldi. Dün sabah başlayan ve öğle saatlerinde etkisini artıran yağış nedeniyle ilçenin çeşitli mahalle ve köylerinde hasar ve can kayıpları meydana geldi. Kale köyü Düzhanlar Mahallesi’nde aşırı yağış sonucu meydana gelen heyelan 7 evin hasar görmesine, köy muhtarı Engin Demirci’ye ait 4 katlı bir binanın da toprak altında kalmasına neden oldu. Enkaz altında kalan 33 yaşındaki Gülsüm Demirci yaşamını yitirirdi...
1998 Ağustos’da Sel felaketinin haritadan sildiği Beşköy ile Sürmene ve Köprübaşı ilçelerinde ve Rize’de yapılan inceleme sonrası hazırlanan raporda şunlar demişiz:
“TMBD-1948” 1998’de Trabzon ve Rize’de yaşanan sel felaketleri sonrası yetkilileri uyardı, fakat kimse dinlemedi..Genel başkan Şevket Çorbacıoğlu ve Karadeniz çevrecileri sözcüsü Kenen Kuri tarafından hazırlanan raporda; ‘bölgedeki yerel yönetimin, KTÜ ve DSİ tarafından hazırlanan raporlara kayıtsız kaldığı’ belirtildi..Yerel yönetimler ve ilgili kuruluşlar konu hakkında KTÜ ve DSİ raporlarıyla uyarılmış olmalarına karşın, başta dere yatakları olmak üzere taşkın ve heyelan riskli bölgelerdeki yapılaşmalara sorumsuzca göz yummuşlardır...Beşköy, taşkın riski % 100 olan dere yatağına kurulmuş, ayrıca; Su seviyesinin 1.5 metre altından itibaren inşa edilmesi gereken duvarların suyun akış debisi göz önünde bulundurulmaksızın dere yatağın daraltarak hemzemin üzerinde inşa edilmiştir..Doğu Karadeniz’e özgü coğrafyası, yöre insanının tarım ve yerleşim alanlarını kısıtlamıştır. Karadenizli yürekli ve coşkuluya, heyelan bölgelerini ve özellikle dere yataklarını yerleşime açmaktan çekinmez..Siyasilerin oy kaygılarından kaynaklanan aymazlıkları, bu alanların yapılaşmaya açılmasına zemin hazırlar. Siyasiler buralara iki kere gelirler; bi, seçim anında, iki, felaketlerde, yerleşim alanlarındaki afetler felaket anında tartışılı, seçim anında tartışılan politikalardı..Yetkin siyasiler; yok olan Trabzon’un Beşköy Beldesi’nin ‘Toplu mezar olmasını istiyorlarmış, aslında sorumluların utanç abidesine dönüştürülmesi gerekir..Artvin barajlar kentine dönüşüyor. Sosyal yapının değişmesiyle, topografyasıyla ve iklimi de değişecektir. Yağışların yoğunlaşması su taşkınlarını da beraberinde getirebilir; bu nedenle Artvin dere vadilerindeki bentlerin yetersiz kalacağı bir gerçektir. Bu sanat yapılarının kesin gözden geçirilmesi gerekmektedir..Özellikle kırsaldaki en güçlü kuruluş Köy Hizmetleri’nın bu bağlamda projeler geliştirmesi zorunluluktur..Bir önemli konuda; Barajların ve ulaşım ağlarının inşasında üstün ve ağır teknoloji ile çalışıldığı için Artvin topografyasının eğimli zeminini sarsmıştır, yoğun yağışlarda heyelan riski vardır; olası heyelan potansiyeline sahip noktaların saptanıp önlemlerin alınması gerekmektedir..”
Yıllardır söylenir; derelerin iyileştirilmesi ve de yapılaşmaya açılmaması..Çünkü milyonlarca yıldır yoğun yağışlar nedeniyle toprak kaymalarını tetikler doygunluğa erişmiş yöreler, üzülerek belirteyim ki, siyasi ve ekonomik rant adına, ulaşımı dere yataklarına taşınarak, yapılaşmayı buralara kaydırmış ve sonrası felaketler yaşanm(ıştır)aktadır..
Yıllardır sahil yollarının yöntemine karşı çıktık; dedik ki bu sahil yolu dağların eteklerindeki kentleri çukurda bırakacak, deniz gün gelecek kendisinden alınanı geri alacak, suların denize ulaşımı önlenecek ve çeşitli felaketleri tetikleyecektir, bunun için kuşaklama yöntemi(yolun kentin arkasından geçmesini) önerdik, bizleri yatırım düşmanı ilan ettiler..Şimdi çıkmışlar “Kriz yönetimi” ile olaylara çözüm getirmeye çalışıyorlar..
Kardeşim kriz sizsiniz, siz; öncelikle sizi durdurmak gerekir..Algılayın 80 yılda Doğu Karadeniz’de 600 yurtaşımızı yıtırdık, sen hala kriz masaında oyalanıyorsun..






Ankara’ya dikkat çekmek istiyorum, çünkü; aniden, Ankara’da kanalizasyonlara verilen derelerin yoğun bir yağışta yapacakları aklıma gelerek ürperdim..Biliyoruz ki; Ankara adeta dereler kenti..Dereler Çankaya, Dikmen, Ayrancı eğimlerinden sıhhiye çanağına gümüşi çizgiler halinde akıyordu; fakat sağlıksız kent politikaları bu derelerin tümün yerin altına iterek, çoğunu da kanalizasyonlara vererek her an bir felakete neden olacak potansiyel tehlikeye dönüştürdü; ne zaman su yüzüne çıkıp felakete neden olacağı bilinmiyor. İşte bu kentin başındaki kişi çıkıp; “Sel felaketi yaşamak istemiyorsanız; üst kattaki komşuda yatın..” diyebiliyor; üst katı olmayanlara alt kat, yani mezar davetiyesi çıkarırcasına..
Bu konuda sayın Yalçın Bayer’in köşesinde yer alan(31.12.2007) ve 3 gün devam eden yazımı öneriyorum:
Hürriyet - Yalçın BAYER-Depremler ve dereler(1)
Depremler ve dereler(1)
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7943912&yazarid=42&tarih=2007-12-31
En denetimsiz imar dönemi(2) http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7948240&yazarid=42&tarih=2008-01-01
Önerilerimi bir düşünün bakalım(3) http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7952084&yazarid=42&tarih=2008-01-02
Fakat siyasi erkin bu konudaki aymazlığı; afetlere zemin hazırlamanın adeta ön çalışması gibi.
Düşünün; kırsal kesimdeki dere yataklarının iyileştirilmesi konusunda, değil bilinen teknik yöntemlerle, olguyu bilimsel olarak yaşam geçiren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü(KHGM) kapatılabiliyor ve kör hizmetlere dönüştürülerek; köydes adı altında siyasi ve ekonomik rant kurumu öne çıkarılabiliyor..
Ne yapıyordu KHGM kırsalda?
Havza ve alt havzalardaki dere yataklarının profillerini otomatik olarak coğrafi bilgi sistemleri(CBS) ortamında elde ederek, havza koruma önlemi olarak inşa edilecek çelikten oluşan havza koruma yapısı, sed, duvar, daha geniş olarak; çürümeye karşı koruma altına alınmış galvaniz kaplı, yumuşak çelik teller özel makinelerle altıgen gözlü çift büküm olarak örülüp, dikdörtgen kafes olarak yapılmakta, bunlar yanyana ve üst-üste konarak elde edilen beton yada kargır benzeri yapılarla (fildöfer-gabiyon diyorlar), su yatağına paralel başlangıç noktası, basamak, yani suyun iniş için kullanılabilen bölümünün başlangıcı(eşik yerleri) belirleniyordu. Bu eşik uygulaması ile dere yatağındaki çökeltilerin/tortuların(sediment diyorlar) taşınması kademeli olarak kontrol altına alınıyordu..
Yerleşim yerleriyle bütün dere yatakları; tıpkı, eskiden e5 diye tanımladığımız TEM’de, yani ana yollarda(ana arter diyorlar ve ana-ana arter yapıyorlar, çünkü arter zaten ana yol demek) olduğu gibi drene edecek şekilde dere yatakları ve drenaj sistemleri iyileştirilmeli, kanalizasyonla yağmur suyu sistemleri ayrılmalı; eğer kentini ve kendini sular altında bulmak istemiyorsan..
Tüm bunlar inanın hiç zor değil; yeter ki siyasi ve ekonomik ranttan soyut kentleşme ve kentleri iyileştirecek proje süreci işletilsin..
Nerdeee?!
Adamın adı Sedat Sel; Sivas’ın Suşehri Belediye Başkanı; ilçede bulunan boş dere yataklarını doldurarak yapılaşmaya açmak için arsa kazanıyor... Belli ki Sel’in Selden korkusu yok..
Gerçekten çok cesur Türkleriz biz..
Deprem felaketi gösterdi ki; kent yapılar için güçlendirilme projeleri gerekiyor; bu sel felaketi gösterdi ki, asıl kentleri güçlendirecek projeler gerekli..
Sözün özü: Bizde felaket asla geliyorum demez; biz elinden tutarak getiririz.
Rize, Artvin, Trakya ve Marmara’da yakınlarını kaybedenlerin acılarını ve öfkelerini bir kez daha paylaşıyorum..

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder