30 Kasım 2011 Çarşamba

CHP İÇ KAVGASI CHP'Yİ T.FEYZİOĞLU'NUN GÜVEN PARTİSİNE İNDİRGER











LİDERLİK KAVGASI SALT CHP'NİN DEĞİL TÜRKİYE'NİN DE SİYASET İKLİMİNİ BOZAR, ÇÜNKÜ CHP TÜRKİYEDİR


Aşağıdaki yazının son bölümü; Hürriyet’in Ankara Eki’ndeki ‘Yalçın Bayer’in-Yeter Söz Milletindir’ köşesinde 21 Kasım 2011 günü yer aldı.
YENİ BİR KAVGA CHP’Yİ T.FEYZİOĞLU’NUN GÜVEN PARTİSİNE DÖNÜŞTÜRÜR.
TBMM’nde tartaklanan kim?
CHP’de ‘örtüşen’ iki olay, ard arda gelerek, CHP içindeki muhalifleri tetikledi. Dahası, CHP kısmen karışma sürecine girdi:
1- CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, TBMM'de konuşma yaparken, AKP Milletvekili ve İdare Amiri Salim Uslu'nun müdahalesine maruz kaldı. Uslu, CHP'li Kamer Genç'i kürsüden iterek indirdi.
2- CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün Zaman gazetesine verdiği röportajda; “Ben CHP’li değilim. Kılıçdaroğlu çağırınca geldim…Dersim katliamından CHP sorumludur.” Dedi.
Partide sayın İnce ve gibileri de olmasa, partide başka ‘iyi şeyler değil’ iyi olmayan başka şeyler oluyor izlenimi, halkın kafasına kazınacak gibi. Çünkü;, partide, ufak bir gedik açılmaya görsün; anında Liderlik savaşı yanlıları, o gedikten partiye sızarak, kılıç sallamaya başlıyor ....
Salim Uslu ve Hüseyin Aygün olayanı sakin karşılayamadı. Her iki durumu iyi tahlil edemedi. Olguları farklı tarafa taşıdılar.
Örneğin; Salim Uslu; duruşunun, ne salim biri ne de uslu bir duruş olmadığını, TBMM iç tüzüğüne ters, amaçlı saldırgan bir duruş olduğu halka kanıtlanmalıydı. Düşünün kişi. Kamer Genç’e yaptıklarını bırakın, sanrasında yaptığı ‘yapılan saldırılar vandallıktır’ diyerek, salt su üstüne çıkan yağcığa örneğini değil, ‘bu kadarına da pes!!’ detirten bir duruş olduğu işlenmeli idi.
Hem CHP, hem Uslu yanıltı beni. İlle de, Uslu. HAK-İŞ sendikasının eski Genel Başkanı, bell ik bir şeyleri hak eden biri değil. Birileri gibi Milletin vekilliğini bırakıp, milletvekili olması bunun kanıtı. Tekrar edeceğim; hatta, böylesi Milletin vekili olanları, milletvekili yapmamak gerekr. Belli ki, temel amaç; HAK ve İŞ değil, HAK ve İŞ'i kullanarak milletvekili olmak. Hadi milletvekili oldun, ne işiniz var orada? Yakıştı mı sana öteden beri yansıttığın salimliği, zalimliğe taşıman?
Uslu iken, usulsuzca yağdanlıkları aşmaktır bunun adı. Böylesi saldırılar, sahibine zarar verir. Bunu algılayamayanlar, sürekli benzer hareketleri tekrarlarlar. Bu tekrarlar, otoriter yapının, dahası sivil faşizmin 'rap-rap ötesi' ayak sesleri izlenimi yaratır insanlarda . Sayın CHP ve Kamir Genç’e gelince; Kamer Genç, adeta tek başına muhalefet...Tek başına duruşuyla bir parti örgütlülüğünün ötesinde gibi...Duyarım zaman-zaman bazı CHP'lilerden Genç, gençleri aşan duruşuyla partideki edilgenliği dışvurmakta ve bu da CHP'de birilerini rahatsız etmekte...Acaba,Uslu'yu uslu-uslu seyretmelerinin temelinde bu mu yatıyor? Zannetmiyorum.
Ben CHP'li vekillerin Uslu gibi davranmadıklırını eleştirmiyorum. Doğrusunu yaptılar. Yanlış, sürekli Kamer beyi öne sürmek ve o'nu hedef haline getirmek. Genç'in özgörevini lütfen sıra ile üstlenin ve de partinin kararlı duruşunu gösterin.
Hep Kamer, kamer olunca CHP'yi direnişin partisi olmaktan soyutlarsınız.
Hep Kamer, Kamer izlettirmekten seçmen soğukluğu yaratırsınız.
Hep Kamer, Kamer direnişi yaşanırsa, diğerlerinin edilgen duruşu kendini gösterir.
Hep Kamer, Kamer derseniz, CHP'nin önüne geçirmiş olursunuz Kamer'i.
Hep Kamer, Kamer denirse, Kamer aydınlığında, sadece Kamer gözükür seçim ayında.
Dışarıda; AKP Çorum milletvekili, CHP Tunceli milletvekilini tartaklıyor. İçeride; CHP Tunceli milletvekili CHP’yi tartaklıyor. Ardından parti içi muhalefet Liderlik makamını tartaklıyor.
Görünün köy kılavuz istemez.
Deniz feneri, Muhalefet ve Tunceli üzerinden resmen CHP tartaklanıyor
Sayın Kılıçdaroğlu beyefendi ve de sakin. Öyle ki 'Sakin Güç' der olduk kendisine. Eğer sakin güç, sürekli sakinliğini koruyarak birilerinin gücünü öne çıkarıyorsa, kullanılmayan güç güç değildir söylemine özdeş; ‘her şeye sakin kalırsınız’ ve sakin olmayanlar sesli sesli oyları götürür.
Eğer, tüm tabanı kucaklayan yeni bir uzlaşı ve kaynaşma süreci başlatılmaz ve parti benim olsun anlayışıyla yeni bir Liderlik savaşı, CHP’yi tümden bitirir ve CHP’yi T.Feyzioğlu’nun edilgen Güven Partisi’ne dönüştürür.
12 Kasım 2011(18 Kasım 2011’de güncelleme)
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
GSM:0506 609 00 32
evesbere@mynet.com

27 Kasım 2011 Pazar

DERSİM(DEN) YİNE SINIFTA KALDINIZ











DERSİM'DEN AMAÇ; ATATÜRK VE EVRENSEL DEVRİMLERİNİ KARALAMAKTIR


Dersim olayının tekrar gündeme getirilişi ‘sıradan bir insanın anladığı’ gibi kurgudur. Bu kurgu abartılı bir şekilde sürdürülüyor.
“Sağ partilerin, özellikle AKP’nin söylemi Dersim olayları üzerinden CHP’yi vurmaktır diyen(11 Haziran 2011-You Tube-Pirdesur.com)” CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, nedense ‘Özellikle 10 Kasım 2011’ de Zaman gazetesine verdiği röportajda, “CHP Dersim olayının sorumlusudur” diyerek, kendisinin de Dersim üzerinden CHP’yi vurduğunu ‘şaşkınlıkla’ gözlemledik.
Bu bir kurgusal süreçti. Başbakan da bu süreci, söz de belgelerle sürdürdü: “…Kılıçdaroğlu nereye kaçıyorsun ya. Bunlardan nasıl sıyrılacaksın. Ben mi özür dileyeceğim sen mi özür dileyeceksin.… Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa böyle bir Literatür varsa, ben özür dilerim, diliyorum….Bu kanlı eserin sahibi olan CHP’dir. CHP’nin Tunceli milletvekilleridir. Tunceli kökenli Genel Başkanı’dır…”
Daha ileri gidilerek, bu bağlamdaki düşün haritaları, Ermeni Diasporasının düşün haritasıyla örtüştürebildi.
CHP’nin suçlanması, Atatürk ve İsmet İnönü’ye gönderme yapılması, amaçların ne olduğunu göstermektedir. Çünkü, Dersim katliamının yapıldığı 1938-39 yıllarında(1937-39) Başbakan olan Celal Bayar’a gönderme yapmak akıllara getirilmiyor. İlle de CHP, Atatürk ve İsmet İnönü…
Şimdi buna; Tunceli kökenli Kemal Kılıçdaroğlu ve Tunceli Milletvekilleri eklendi.
Dersimlilerin, yok edilen, aşağılanan kimliğini ve kırılan onurunu, düşünmekte eğer samimim iseniz; dediğiniz gibi Devlet bu hatayı kabullensin ve özür dilesin. Çünkü; devlette süreklilik esastır. Siyasetçiler ve hükümetler gelip geçicidir. Bu özrü de devletin başındaki kişi yapmalı, başbakan değil, Başbakan az diyorsa, Hükümet olarak özür dileyebilir. “Devletin ve hükümetin başı CHP’li idi, o halde CHP devlettir, hükümettir, bu nedenle CHP özür dilemelidir ” düz mantığıyla hareket edemeyiz. Bu, salt devlet ve hükümet olma ciddiyetine değil, siyasetçi ciddiyetine de yakışmaz. Hele, Tunceli kökenli Kılıçdaroğlu ve Tunceli milletvekilleri özür dilesin ısrarı ise, ciddiyetten yoksun, düz mantık ötesi bir duruştur. Bu duruşun amacı, Dersimlilerden özür dilemek değil, Hüseyin Aygün’ün eski söylemine göre; Dersim üzerinden CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu örselemektir. Dersim soykırımıyla suçlanan CHP’ye yıllardır oy veren Dersimlilerin aklını çelmektir. Dinden ve yoksuldan ve de feodaliteden geçinenlerin, tekrar Dersim’e girmelerini sağlamaktır.
Özdeki amaç; tıpkı Diyarbakır CHP İl Başkanı Muzaffer Değer’in özür dilemesi gibi, CHP’ye özür dileterek, CHP’yi ‘soykırım partisi’ ilan etmektir. Ve ardından; CHP üzerinden, Atatürk ve onun evrensel felsefesine saldırmaktır. Kuva-i Milliye ruhuna kara çalmaktır. Kurtuluş savaşını gerçek sahiplerinden soyutlamaktır.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

26 Kasım 2011 Cumartesi

GALATASARAY 9 KİŞİ İLE 11 KİŞİLİK SİVASSPOR'U YENDİ




















GALATASARAY 2, SAMSUN VE MERSİN 1 ATTILAR 3 ALDILAR
9 kişilik Galatasaray Sivas’ı 2 gol ile, 11 kişilik Samsunspor Antalyaspor’u ve 11 kişilik M.İ.Y Orduspor’u 1’er golle geçerek, 3’er puan aldılar.

Maçtan önce, “Terim'in transfer planları“ başlıklı haberi okudum”
Riera yerine Fatih Terim'in forvet istediği konuşulanlar arasında. Son haftalarda oynadığı karşılaşmalarda gol yollarında sıkıntı yaşayan Galatasaray’ın, Valencia’nın yıldız golcüsü Roberto Soldado’nun peşinde olduğu iddia edilldi. İddiaların kaynağı Milliyet...Galatasaray şampiyonluk için ara transferde rotasını belirledi. Aslan'ın listesinde üç yerli yıldız ile bir yabancı santrfor yer alıyor. Teknik direktör Fatih Terim'in takımında görmek istediği ilk isim Eskişehirsporlu Alper Potuk…Sabah'ın iddiasına göre Galatasaray, Hamit Altıntop ile Kayserisporlu Hasan Ali Kaldırım'ı kadrosunda görmek istiyor. Kayserispor'a Servet Çetin'in teklif edildiği gelen haberler arasında. Hamit Altıntop'un kapısı ise cazip bir teklif ile çalınacak….Fatih Terim'in santrfor için belirlediği isim ise Juventus kadrosunda şans bulamayan Iaquinta... Menajeriyle temasa geçilen İtalyan forvet ile prensip anlaşmasına varıldığı kulislerde dilden dile dolaşıyor…Galatasaray'ın yazın transferini gerçekleştiremediği orta saha oyuncularından Muntari ve Cambiasso için ara transferde Inter ile bir kez daha görüşeceği iddia ediliyor. Aslan iki orta saha oyuncusundan en az birisini kadrosuna katmak istiyor…İtalya’da çıkan haberlere göre, ara transfer döneminde kadrosunu güçlendirmek isteyen Galatasaray yazın olduğu gibi Ocak’ta da Inter’in kapısını çalacak. Fatih Terim yazın açık bir dille mavi-siyahlılarda forma giyen Arjantinli yıldız Cambiasso’yu transfer etmek istediklerini söylemişti…Calciosport24 adlı internet sitesinin haberine göre Terim, Inter kulübünün yetkilileriyle görüşerek transferi bir kez daha düşünmelerini isteyecek. Öte yandan Tuttusport’un haberine göre sarı-kırmızılı takımın özellikle Muntari için Inter ile yeniden görüşeceği belirtildi.
Şimdi bu haberler doğru mu? Bence doğru olabilir, fakat zamanlaması çok yanlış. Oynat bakalım, gideceği savlanan oyuncuları Sivas maçında.
Göreceğim. Onun için TV’nin başına gidiyorum. Maç başlayalı 16 dakika olmuş. Belki de gol da….
Gol yoktu. Sahada; Muslera, Eboue, Semih Kaya, Ujfaluji, Hakan, Kazim, Engin Baytar, Selçuk İnan, Riera, Baros ve Elmander vardı.
Yiğido Sivas’ın eski yiğitliği bu sene biraz tekrar öne çıktı Riza Çalımbay tarafından, fakat bugün Ali Sami Yen Aslantepe Arena’da yidoluğunu yine ötelemişti.
Galatasaray’ın Kazim, Baros ve Rieara’sı nedense iyi değildi. Elbetteki nedeni yukarıdaki haber değildi(olabilir de). Fakat Galatasaray’da bir şeyler tam yerli yerine oturmadı gibi.
Sadece Muslera…Muslera müthiş kurtarışıyla, dünyanın en iyi file bekçiliğinde, adımlarını sıklaştırdı.
Unutmayayım; 1950 ve 1960’lı yıllara damgasını vuran, Galatasaray;ın yakaladığı başarılarda önemli pay sahibi olan iki unutulmaz isim Candemir Berkman ile Suat Mamat, maç öncesi sahaya çıkarak tribünleri selamlaması bazı seyircileri nostalji düzlemine taşıdı.
Maç 0-0 biterken, soldan Hakan’ın getirdiği top, sahanın en çalışkan oyuncusu Engin Baytar maçın bitimine saniyeler kala attığı gol ile engelledi. Durumu 1-0
Muslera müthiş kurtarışıyla, dünyanın en iyi file bekçiliğinde, adımlarını sıklaştırdı.
İkinci yarı müthiş bir Galatasaray vardı. Böylesi müthiş oynayan takımlar da yenelir ya, işte GS az kalsın yeniliyordu. Üstelik 54.43’te Baros’un 58.44’te kazandırdığı penaltıyı yine Milan Baros, adaşı Milan Bojan’a atmasıyla 2-0 olmasına karşın.
Ne olduysa, Erman'ın 71. dakikada attığı gol ise Sivasspor'un durumu 2-1 yapmasından sonra olmadı. 81.dakikada, futbol yeteneği zengini, fakat sabır yoksunu Engin Baytar’ın Milan Borjan’ın kendisini ceza sahasında itekleyip düşürmesi sonrası sınırlanıp kafa atmasından ne olduysa oldu. Ve ardından 88. dakikada Elmander’in kırmızı kart görmesi, adeta 2012 Marduk kıyametinin habercisi idi, fakat kıyamet kopmadı, çünkü Sivas 71 dakika futbol adına fos idi. Sonrasında da değişen bir şey olmadı ve GS 3 puan aldı.
Bilmem maç kaybedilseydi söyler mi idim? Galiba söylerdim, çünkü Bülent Yıldırım, iki kırmızı kartında haklı idi. Haksız idi, GS’in ve Sivas’ın penaltısını vermemekte. Doğru kararlarında adil değil de, hatalı idi.
Galasaray’da iyi şeyler göremiyorum. Orta saha yavaş, kanatlarını iyi çırpamıyor, ileri uç yavaş. Maçı bugün şansı ve deneyimi ile aldı. Yarın ne olur bilemem. Bence, asbarakas transferler havada uçuşuru.
Buradaki puan kaybı, GS için tehlikeli çan seslerini gündeme getirirdi. Bu üç puan GS’ın dönüşü olablir.
Semih yine harika idi.
74’te Ayhan Baros’un, Sercan Kazım’ın yerine oyuna girdi. Sercan 84’te alındı yerine Servet girdi, çünkü kırmızı kartlar için oyuna müdahale etmesi gerekiyordu Terim’in.
Terim’in işi hiç kolay değil. Engin ilk golünü attı ve de ilk oyundan atıldı. Eğer bundan sonra atılmaları sürüdür ise, Terim ve GS komaya girebilir.
Samsunspor 2011’in 11. ayındaki 21’ Kasım’ında 11. haftanın Bursa deplasmanındaki harika oyunuyla; 11 puanla, ligin 11. sırasına yerleşerek; “11.11.11” kehanetini gerçekleştirebilirdi, olmadı. Bu düşümü, bir hafta sonrasına öteledi, fakat “11.11. 11” kehaneti kehanetliğini yitirmişti. Çünkü, 26.11.2011 tarihinde kendi sahasındaki Antalyaspor maçında, tam 11, hafta sonra, ligin 12. haftasında 8 puanının 11’e çıkararak ‘eğer, Gaziantep, İBB maçını kaybeder ise’ 15. sıraya fırlayacak.
Samsunspor: Ahmet Şahin xxx, Mustafa xx, Ekigho Ehiosun xx (Dk.50 Ufuk Bayraktar xx), Kemal Tokak xxx, Ergün Teber xxx, Aristide Bance xxx (Dk. 86 Burak Çalık ?), Murat Yıldırım xx, Adem Alkaşi xxx, A. Domínguez Cabezas xx (Dk. 80A. Bahia Dos. Santos Viana x), Akaki Khubutia xx, Hakan Arslan xx
Samsun, ilk yarı Bursa maçı gibi ataklarla oyuna başladı. Ve Bance 11 hafta sonra, 2. dakika 33. saniyede golünü atarak Samsunspor’u 1-0 önce geçirdi.
Bance iki haftadır iyi oynuyor. Ahmet Şahin gibi beni mahcup edecek gibi. Dilerim eder. Bance hem ofansta, hem defansta hareketli.
Samsunspor’un; Kemal, Adem, Domingez Cabeza ve Ergun ile geride topu karşılayan, Kanatların birini Murat ile, diğerini(sağ) Bance ile kullanan, orta sahada top tutmayan bir oyun kurgusu vardı. Bance basketçi uzunluğuna sahıp olduğu için sürekli top tutan ve top süren yeteneğinden yoksun oluşu dikkate alınmadı. Onun sürekli ceza sahasında top beklemesi gerekirdi. Aksine, kanatta oynatıldı. Yanı, self servis gibi sadece kendisine servis yapan durumda idi ve zorlandı.
Böylesi oyun kurgusunda Antalyaspor daha fazla topa sahip oldu. Eğer, topları zamanında ileriye çıkarabilse ve Necati Ateş olsa idi, ileri uç Samsunspor’u çok zorlardı.
Samsunspor’u zorlayan ikinci öge hakem duruşu idi. Tolga Özkalfa Samsunspor’u sarı kartlarla, Antalyaspor faullerle Samsunspor’u durdurmaya çalıştı. Özellikle İzmir bölgesinden diş hekimi FIFA kokartlı Tolga Özkalfa Samsunspor’un dişini söktü. Evet; adeta Antalyalı topçuların faullerini es geçerek, Samsunspor’un en dişli oyuncusu görünümündeki Ekingho’yu sakatlattırdı. Ve Sonunda; Karabükspor’un Emenike alternatifi olarak almak istediği, fakat Samsun’un kaptığı Ekingho sakatlanarak yerini Ufuk Bayraktar’a bıraktı.
Ben Özkalfa’yı Antalyaspor düşmanı bilirdim. Meğer düşmanının değiştirmiş. Çünkü, biliyorum ki Özkalfa 2009 sezonunda Ankaraspor’lu oyunucunun gözünün önünde elle kestiği topu penaltı vermemiş, aksine Antalyaspor’lu Ertuğrul’u oyundan atmı. Doktor civanım, düdüğü as ve yorumculuğu başla…
Samsunspor’un bariz penaltısının verilmediği, onun yerine Samsunspor’a tam 7 sarı kart veren Özkalfa nedense Samsun’u durduramadı.
Güngören Belediyespor’dan geleh bu Hakan Arslan fena oyuncu değil. Michael Fink ‘in yavaşlığında değil.Aksine atak ve seri. Maçın adamı Ergun Teber idi. Adem iyi, Ekingho iyi, Domingez fena değil, Murat’ta, fakat Ufuk Bayraktar tam bir benci. BürkinA Faso’lu Bance bence ikinci yarı fasa fiso idi. Yani eski kimliğine bürünmüştü. Durum bu olmasına karşın Samsun yaşamsal 3 puan aldı.
Pardon, bu Petkoviç Galatasaray’dan kiralanan Anıl Dilaver’i neden oynatmıyor ki?!
Samsunspor ile son 10 yıldır ilk kez karşılaşan ve 12 yıldır Samsun’u, Samsun’da yenemeyen Antalya 13. sene de yenemedi, yenildi.
Samsun seyircisi az geldi bana, çünkü az gelmişler. Eğer bu maç da gitse idi, hiç gelmeyeceklerdi.
M.İY’e değinmemek ayip olur. Nurullah Sağlam, harika takım yaratmış ve harika oynatıyor. Harika takım yaratıp harakiri yapanları unutmayın. Nobre müthiş. Böyle giderler ise kesin ilk sekizdeler.
Hadi Samsun, haftaya görelim.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

21 Kasım 2011 Pazartesi

SAMSUNSPOR BURSA MAÇINDA 11.11.11 KEHANETİNİ GERÇEKLEŞTİREBİLİRDİ














SAMSUNSPOR'U KALECİ SCOTT CARSON VE İKİNCİ YARI OYUNA GİREN M.K.ABİTOĞLU BİTİRDİ

Süper Lig’in 11. haftasında Samsunspor puanının 11’e çıkarıp 11. sıraya konuşlanabilirdi. Olmadı. Dahası oldurmadılar.
Başta söyleyeyim: “Samsunspor Banka Asya’ya özlem duyar oldu”
Samsunspor ilk hafta hariç, son 9 hafta iyi futbol oynamıyordu, 11. hafta iyi oynadı, fakat puan alamadı. Evet, 21 Kasım 2011 günkü Bursa maçı süper lig’deki 11. maçı idi ve 11 puana ulaşabilirdi, çünkü 8 puanı vardı.
Bu maçta, Petkoviç, oyunda yabancı gibi davranan yabancı oyuncularını uyarmış olacak ki, sahadaki yabancıların hepsi düzelmişti. Bance bile. Bance’i çizgiden alıp oraya Zenke’yi konuşlandıran Petkoviç, Bance’i serbest bırakmıştı ve daha iyi oynuyordu. Dahası kanatlar iyi işlemeye başlamıştı.
Defansta’da Fink(Çok yavaş, yalnız. Bu nedenle çok top kaybediyor) ve Sarp’ın Domingez tarafından da desteklenmesi, Bursaspor’un hızını kesmişti.
Samsun akın-akın geliyor ve Bursa’yı bunaltıyordu. Öyle ki, Scott Carson diye bir kaleci, inanın % bin gollük 4 şutu çıkardı. İnanın bendeki saplantı gerçekleşecek umuduna kapılmaya başladım. Nedeni, Galatasaray kaybedince, Samsun, Samsun kaybedince Galatasaray kazanıyordu. Bu hep böyle olmuştu. GS kaybetmişti ve Samsunspor kazanabilirdi. Olmadı. Bir kez olsun ikisi birden kazanıp mutlu olduğumu anımsamıyorum. Ne yazık ki 11. maçta ikisi de kaybetti. Doğrusu; “11-11-11” kehaneti benim için gerçekleşmedi. Düşünün, sahadaki 11, ligin 11. maçında 11 puanla, 11. sıraya yükselecekti.
Samsunspor: Ahmet xx, Bahia xx, Fink xx (Dk.76 Burak x), Mustafa xx, Kemal xx, Ergün xx, Bance xx (Dk.84 Akingho x), Murat xxx, Adem xx (Dk.84 Dilaver x), Dominguez xx, Zenke x
Bu 11’in tümü ilk yarı çok iyi idi. Tek iyi olmayan, tek bir gol dahi atamamasıydı Samsunspor’un.
Bursaspor ikinci yarı oyuna, Mustafa Kamil Abitoğlu’nu da alarak sahaya çıkmamıştı, belki ama, bu işin aması vardı. İlk yarı Turgay elle oynadığı için Bursa’nın attığı golü önce onaylayıp, sonra Tugay’ın elle oynadığını söylemesi üzerine iptal etmesi ve ardından Tuga’a sarı kartı göstermesinde idi aklı Abitoğlu’nun. Bunu düzeltmek için, Petkoviç’in düzelttiği Samsunspor’u bozmak gerekiyordu. Bozdu da; Zenke 50.dakikada sarıyı hak etmişti, fakat 65’te ikinci sarıdan kırmızıyı asla ve kata hak etmemişti. Kırmızıyı hak eden Abitoğlu idi. Ve Samsunspor ondan sonra, her takım gibi oyun kurgusunu tümden yitirdi. Dahası kimyası bozuldu ve 5 dakika sonra yediği gol ile, ligin 11. haftasında, 11 puan ile ligde 11. sıraya sıçraması engellendi.
Sevindiğim nokta, Ahmet Şahin’in harika ve hatasız oynamasıydı. İnanın düzeltmiş kendisini. Eeee, ne de olsa Ertuğrul Taşkıran gibi bir canavar var arkasında.
Üzüldüğüm nokta, Sağlam kart deyince, Abitoğlunun Cart demesi. Abitoğlu’na yakışır, ne de olsa hak-em. Ama Sağlam’a yakıştıramadım.
Gönül ister ki, Samsunspor Süper Lig’i de kaybetmesin.
Eğer Petkoviç’i gönderirler ise(gönderebilirler izin veriyorum). Yalnız Hikmet Karaman geldiğinde-Ki Yücel İldiz’de olabilir- lütfen Adnan Keskin transferlerine izin vermeyin. Eldeki oyuncular, bu ligi en az 4. bitirtecek yetenekte(bu yıl için demiyorum).
Maçın iki adamı vardı; Bursaspor’dan Abitoğlu ve Scott Carson. Her ikisini de kutluyorum.
Türkiye’de şike operasyonu varmış…Hade be ordan..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

20 Kasım 2011 Pazar

BEŞİKTAŞ VE GALATASARAY 1'E 1 OYNAYARAK 1'ER PUAN ALDILAR












ASLAN VE KARTAL DERBİDE 1’E 1 OYNADILAR
Şunu öncelikle söyleyeyim. Samsunspor’da Petkoviç’in Bance’a, GS’da Terim’in Kazim tutkusunu anlamıyorum…Terim’in sakatlıktan yeni çıkmış Kazım-Kazım’da bu kadar israrcı olması bu maçta yanlıştı. Bu söylediğim Mersin maçı için geçerli. Terim; bu denli faul yapan ve kanatları söünlendiren Kazım’da bu kadar neden israr eder ki? Bu da Beşiktaş maçı için geçerli.
Ali Sami Yen Aslantepe Arana’daki Mersin İdmanyurdu(MİY) maçı:
Galatasaray 1 puan aldı, 2 puan verdi, fakat Semih Kaya isminde bir defans oyuncusu aldı ki, Servet Çetin’i aratmayı bırakın, anında unutturacak gibi. Eğer bugün defansta olmasaydı, böylesi mıy mıy oynayan M.İY’in maç boyunca yaptığı 4 atağın 4’ü de gol olurdu. Buna Mustera’yi, Urfaluji’yi, yılların Ayhan Akman’ı, Melo’yu ve biraz da Hakan’ı, çok da Eboue’yi katmak gerekir. Eboue ve Semih harika idiler.
Peki Galatasaray nasıldı? Söyliyeyim: “1 hafta önceki Kayseri maçındaki o müthiş oynayan Galatasaray yoktu, aksine daha müthiş oynayan bir GS vardı” ile tanımlayabiliriz. Merisin İdman Yurdu(M.İ.Y) karşısında, kanatları ‘özellikle ikinci yarı’ çok iyi kullanan ve de M.İ.Y’e alan bırakmayan bir Galatasaray izledik. M.İ.Y’de iyi idi, hakem Fırat Aydınus ve arkadaşları da, Nurullah Sağlam ve Oyuna Kazim dışında iyi müdahale eden bir Fatih Terim’de. Terim, Galatasaray’daki ilk yılındaki gibi idi.
Sözün özü; Galatasaray harika bir oyunla, harika bir iki puan bıraktı. Kaybettiği harikaları, dilerim GS aramaz.
Selçuk İnan inişli çıkışlı. Acaba diyorum, İstanbul7un havası o’nu bir yerlerde havalandırmaya başladı mı? Lütfen bir dönüp yıllanmış Ayhan Akman’ın orta sahadaki üretkenliğine bir bakıversin. Sercen Yıldırım, hala oynamamakta ısrarlı. Riera tam bir bilinmeyenli denklem olmasa da, zaman-zaman çözüm zor problemler yaratıyor sahada.
Elmander; bir topçu bu kadar zeki ve çevik olur, ahlaklı olur. ‘Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanının severim’ özlüsözünü büyük önder Atatürk sanki Elmander için söylemiş. Sayısız goller kaçırmasına karşın, sahanın en çevik ve ahlaklı olanı idi. Düşünün; M.İ.Y oyuncusunun, penaltı aldığı pozisyonun aynisini Elmander yaşadı, fakat o şeytanları değil top oynamayı düşünerek penaltı almayı aklından geçirmedi.
Eboue…Ne denir ki? Bir oyuncu hucum bindirmelerinde kanadını bu denli iyi kullanır.
Kısacası yüksek dempolu maçta istediği 3 puanı alamadı. Fakat üzmedi bizleri iyi futboluyla, sadece şansızlığa üzüldük.
Üzüldüğüm nokta, bakın istatistiklere; ne zaman FB puan kaybetse, ‘sevgiden mi bilmiyorum’ GS’da kaybediyor.
Hakemler: Fırat Aydınus xx, Serkan Ok xx, Aleks Taşçıoğlu xx
Galatasaray: Muslera xx, Eboue xx, Semih Kaya xx, Ujfalusi xx, Hakan Balta xx, Melo xx, Kazım Kazım x, Sabri x (Dk. 46 Ayhan Akman xx), Selçuk İnan xx, Reira x (Dk. 46 Sercan Yıldırım x), Elmander x
Bakmayın siz, Stat: Türk Telekom Arena yazdığına. Benim için Stat: ‘Ali Sami Yen Aslantepe Arena’dir.
Bakmayın siz, çok bilmişlerin Elmander’e tek yıldız taktıklarına, ben Elmander’e 5 yıldız takıyorum.
Eğer şansı yaver gitse, girdiği 6 pozisyonuda gol yapar ve GS 3 puan kapar idi. Doğru haklısınız 6 pozisyonunun birini gol yapamayan topçu topçu mudur? Evet, adam gibi adam çizgisinde topçudur, çünkü hiç yılmadan koşan ve ahlakiyle futbola kişilik kazandıran bir topçu…
Bakmayın, çok bilmişlerin Galatasaray oyuncularına üç yıldızı bile laik görmediklerine, ben GS’ya, oyunculara, Terim’e ve Hakem üçlüsüne 4 yıldız takıyorum.
Bakmayın siz, İbrahim Kaş’a 3 yıldız takıp, Eboue ile Semih’e iki yıldız laik görenler, ben Ebou ve Semih’e 5 yıldız takıyorum.
2 puan kaybettiğimize de hiç takmıyorum, bu güzel futbol için.
Maçın en güzelyanı, 1 puanlık maç değil, 10 puanlık maç kadar doyurucu ve seyir zevki yüksek olmasıydı.
Bir diğer güzellik ise, Galatasaray’ın, GS’a hizmet etmiş futbolcularını anımsayıp onları ödüllendirmeyi gelenek haline getirmesi. Evet; Galatasaray'ın bu sezon kendi evinde yaptığı maçlar sarı-kırmızılı ekibin efsane isimlerine adamayı, Mersin maçında, Mersin kökenli Bülent( Galatasaray’da 1942-54 1950-52 arası İtalya’da oynadı) ve Reha Eken(1944-54) kardeşler ile sürdürdü.
Ulusal maç sonrası, BJK maçında da yine harika oynayıp harika puan kaybedelim diyemiyeceğim, berbat oyna, ama harika 3 puan alsın istiyorum, çünkü play-off umudu offf, offf’a dönüşebilir.
Galatasar 20 Kasım 2011 Pazar günkü BJK maçının ilk yirmi dakika sonrası iyi değildi. Acaba berbat oynayıp 3 puan mı alacağız.
GS, gerçekten ilk yirmi dakika; “Fernando Mustera, Semih Kaya, Thomas Urfaluji, Eboue, Melo, Ayhan, H.Balta, Engin Baytar, Selçuk İnan ve Elmander” ile ne yaptığını bilen bir takımdı. Dakik 8, iki yüzde yüz gol kaçırıyor GS. Önceki maçlara oranla kanatları müthiş kullandı. Ondan sonra, BJK bilmelere geçti. Kazim’ı ilk 11’de yazmadım, çünkü ne yaptığını bilenlerden değildi. Engin de iyi değildi. Doğrusu ilk 25 dakika sonrasında Semih, Mustera, Eboue’nin dışında diğerleri de ne yaptığını bilmezleri oynadı.
İlk yarı 0-0 bitti. Eğer ikinci yarı, ilk yarının ikinci yarısındaki futbolunu oynar, birinci yarısındaki futbolu aklına getirmez ise, Kartal bizim….çanımıza ot tıkar, canımızı teslim alır ve bu ligi birinci bitirme hayali finlenir(Fransızca biliyorum ya…).
BJK maçınıın nesini yazayım ki. İlk 25 dakika harika bir GS…Harika bir futbolcu geçidi, Harika bir Terim kurgusu…Ondan sonrası Kartal oynamaya başladı.
İkinci yarı, Kartal’da GS’ya benzemeye başlayınca. Maç başladığı gibi bitti ve FB ile puan farkı 5’e çıktı.
Galatasaray’ı fazla suçlamıyorum, çünkü ikinci yarı seyircinin isteğiyle Ayhan yerine oyuna Sabri ile başlayınca, oyuna hareket geldi. Bereket beklerken 55 Samsun numaralı Sabri, 55’de sakatlandı ve oyundaki hareketlilik, nanay…Nanay, çünkü 56’DA Kazim’ın kaçırdığı gol, kaçan 2 puanın habercisi idi. Melo çok kötü idi. Öylesine iki hata yaptı ki, Kartal’dan en az 1 gol yemeli idi, ama Kartal bunu yapamadı..Sabri’nin yerine giren Rieara, az daha üç puanı aldıracaktı GS’ya, çünkü çok daha iyi oynadı. Melo’nun yerine 64’te oyuna giren Baros, “beni Rusya’nın Rubin Kazan’ına gönderin , hem siz kazanın hem ben” diyor gibi idi.
Taraftarın oyuna girmesini istediği Necip’de Sabri gibi girer girmez çıkanlardandı.
Maçın en iyi dakikası, 65.dakika idi. Van plaka dakikasında, Van’daki depremzedeleri anımsayan Kartal taraftarı; “Biz üşümeyiz, Vanlıyız” diyerek unutulmaya yüz tutan deprem duyarlılğını akla getirmeleri müthişti. Müthişsiniz “Çarşı Grubu”. En kötü dakikası ise 92’de Kartal seyircisinin Eboue’yi para ve çakmak yağmuruna tutması idi(ceza gelebilir). Eboue pet şişe syanına düşünce kafasını tutması kafasına gelen demer para idi. Yanlış anlaşıldı galiba.
Galatasaray 4 ofansıf durumuyla, son dakikalarda ağır bastı, fakat Cüneyt Çakır BJK yönünde ağır basmasıyla gol atamadı.
İyi oldu, hanımla dostça puanları paylaştık.
Galatasaray’in kesin golcuya gereksinimi var.
Galatasaray puan kazanmadı, fakat Semih Kaya gibi bir defansa kaya kazandı. Birileri gibi odun değil, tam bir kaya, S.Kaya.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.col

17 Kasım 2011 Perşembe

HİDDİNK'İ AVLADIKLARINI SANANLAR ABDULLAH AVCI'YA AVLANDILAR






Gençleri kazanmışlar...Bir maçta mı kazanılır gençler??!!



HİDDİNK’İ AVLADIKLARINI SANANALAR AVCI’YI GETİRDİLER

Euro 2012’ye Gidemeyişimizin Suçlusu; Hiddink’i Getirenler Değil Avcı’ya Sürekli Yenilen 3 Büyükler Ve İlle De Galatasaray.
İşte bu Galatasaray seyircisi, Galatasaray futbol takımıyla birlikte bir alt kümeye düşürülmelidir.
Böylesi bir girişimime öfkelenmeyin. Üzülerek belirteyim ki, yenmeyecek 3 golü yiyen ve sonrasında seyirci ile birlikte tahrik olan ve de büyük gerilime neden olan Volkan Demirel’in hatalı duruşunu dikkate almayanlar, tribündekileri Galatasaraylı kabul edip, Galatasaray’ı suçlamaları, inanın herkesi fazlasıyla düşündürdü. Kardeşim GS stadı, elbette ki sarı-kırmızı olur. Kendi stadı. O renklerin altında Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Samsunlusu, Trabzonlusu, Bursalısı, Arhavilisi, sağcısı, solcusu, inananı, inanmayanı vardı. Haklısın Kırmızı-Beyaz olmalı idi. Fakat o eksiklik GS’ın değil TFF’nindir.

Evet; Guus Hiddink’in ve sahaya sürdüğü;“ Volkan, Gökhan Gönül (Dk. 46 Gökhan Töre), Giray, Egemen, Hakan Balta, Hamit, Sabri, Emre, Selçuk (Dk. 69 Mehmet Topal), Arda, Burak (Dk. 81 Umut) ”11’in, Ali Sami Yen Aslantepe Arena’daki 3-0’lık Hirvatistan hezimetinde hiç suçu yok, suçlu Galatasaray ve taraftarı. Bunu söyleyenlerin, maç öncesi Hırvatistan karşısında Türkiye’ye hiç tanımayanlar olmasıdır beni üzen. Kimse bana gerilimi seyirci başlattı demesin. Tirübün hatalı sesler çıkarabilir. Sahadaki sizlerin görevi onları tetiklememek. Doğrudur, ulusal maçta(aslında tüm maçlarda) seyircinin de en azından saha içindekiler kadar dikkatlı olması gerekli, fakat unutmasın ki burada senin gereklilğin daha önemlidir.

2012 Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri play-off turunda Hırvatistan ile Türkiye arasında oynanan rövanş karşılaşması da golsüz berabere tamamlanınca, ilk maçı 3-0 kazanan Hırvatistan, finallere katılmaya hak kazandı. İkinci maç kadromuz şöyle idi: “Sinan xx, Serkan x, Egemen xx, Ömer x, İsmail x, Hamit Altıntop xx, Selçuk Şahin x, Selçuk İnan x, Caner x (Dk. 36 Gökhan Töre x), Umut x (Dk. 71 Halil x ), Kazım xx” Neden Arda, Hakan Balta ve Sabri yok. Çünkü, sarı kart cezalısı idiler. Bunu da bu üç Galatasaray’linin bile bile sarı kart cezası aldıklarına bağladılar. Üçte iki hatalılar. Nedeni Arda bile bile sarı kart gördü ve hataların hatasını işledi. Teknik Direktörü Guus Hiddink, maç sonrası; “Seneye yokum” dedi. Bay Hiddink, acaba önceki seneler var miydin? Ulusal takıma oyuncu seçmek için, kaç maç izledin?....

Tekrar ediyorum; Volkan’a yapılanlar son derece çirkin ve yanlıştır. Yapanların da tümünün Galatasaray taraftarı olduğunu zannetmiyorum. Tirübündeki duruşların 'ulusal dayanışma' çizgisine çekilmesi gerekir. Çünkü futbolu ne kapitalist ne de sosyalistler yadsıyabiliyor. Farklı düşünsellikleri, kültürleri ortak noktada buluşturan evrensel bir olgu haline geldi. Görüyoruz ki, en sağdaki, en soldaki ve ortadakiler aynı düzlem içinde buluşabiliyorlar. Bu evrensel olguyu, ortak sevinçlerden-coşkulardan soyutlayıp, grup veya siyasi oluşumların aracı haline getiremeyiz. Bu nedenle, futbolcusu, taraftarı, yöneticisi ve de tepedeki sorumluların, ille de dinden ve yoksuldan geçinirken futboldan da geçinmeye başlayan siyasilerin çok dikkatlı olması gerekmektedir. Tüm kesimler bu konuda zaman-zaman duyarsız davranabiliyor. Bunlardan biri de hemşehrim Volkan Demirel'dir(Artvinli). Volkan özellikle Galatasaray maçlarında ayri bir motive oluyor. Ve de başarılı da...

Fakat her başarı anında veya sonunda Galatasarayli taraftarları aşağılayıcı duruşlar sergileyerek, ezeli rakip, ebedi dost sanallığını tümden ortadan kaldırıp, karşı tarafı tahrik ediyor. Bu duruş karşıdakinden çok, kendisini aşağılıyor. Düşünün, bir Galatasaray maçı sonrası kalesine gelen topu, taraftarı nasıl tahrik ederek tututğunu. Böylesi duruşlarını çoğaltabiliriz... İşte 3-0 Hırvatisten yenilgisi ile sonlanan ulusal maçtaki dışavurumun özündeki neden bu. Hırvatistan hezimetini böylesi anlamsız ve yanlış Volkan tepkisine bağlamak, en az Volkan'ın yaptıkları kadar hatalıdır. Yazılı ve görsel basının ve de naklen yayıncıların bir kısmının hiç çekinmeden, Hırvatistan maçının felelaketini Galatasaray'a ve taraftarına fatura etmeleri de yanlıştır.

Futbolcuların, çalıştırıcıların, tepedeki sorumlulunun aymazlığını, algısızlığı, duyarsızlığını bir yana bırakacaksın ve suçlu olarak Galatasaray'ı göstereceksin.Olmaz böyle şey... Ridvan Dilmen diyor ki(Hani oturduğu yerden, kenari gözetleyip, hazırlanan oyuncuyu görünce 'oyuna falancanın girmesi gerikir' diyerek, öngörüsünü ve futboldan anladığını kanıtlayan şeytan); "Bu ülke iktidar sayesinde ekonomisini düzeltti, bunlar yüzünden futbolunu düzeltemedi.." Sevgili Ridvan, bu ülkenin ekonomisinin düzeldiğinin kanıtı, iki laf ederek yapılan futbol yorumları ile cebe indirilen dolarlar mı?...İnsaf be, insanlar açlık sınırında savaş içinde.. Yine bir başka kimlik; bundan sonra maçlar, Anadolu'da oynansın, İstanbul ulusal maçları hak etmiyor diyor. Sevgili kardeşim, suç Galatasaray'da ise, FB ise, BJK ise, bunlar Türkiye'nin her yerinde fazlasıyla var...

Yok sözüm Galatasay’a diyorsan, TFF seni mi kıracak; Galatasaray ve seyircisini futbol düzleminden silsinler. Suç Galatasaray'da değil, kısır başarılarla kendinden bir dönem söz ettirmiş, fakat o kısır döngülü başarıdan öteye gidemeyen Hiddink'i getirenlerdir. O'na milyon dolarla eşliğinde boğaz sefası yaşatanlar...Terim ve Sağlam ve de Avcı Hiddink'ten başarısız mı olurdu? Geldiği gün yazdım 'Şutluyorum' adı altında; Hiddink'in başarısız olacağını, ülkemde yakaladığı sınırlı başarısını bile yakalayamayacağını.Siz, ulusal futbol takımının başına, eğer bir Teknik adam getiriyorsanız, getirdiğinizin, gönderdeğinizin üstünde bir yetenek olması gerekir. Bana söyler misiniz; Hiddink’in, Terim’den üstün yanını. Eğer başarılarını teraziye vursanız, Terim ağır basar. Lütfen kendinize gelin, akıllı olun. Hirvatistan felaketinin sorumlusu olduğunuzu unutmayın. Ulusal futbolumuz sizler yüzünden çakılmaya devam edecektir. Sorarım, Terim takımın başında olsaydı, Euro 2012’de olmayı bırakın, finali oynayacağımızı hiç aklınıza getirdiniz mi? Sorarım siz yorumculara; saldırgan yorumlarınızla, takımlarınıza ve Ulusal takımımıza kaç maç kazandırdınız? Futbol takımlarının başına geçtiğinizde, değil ulus ötesi veya ülke içi kaç başarınız oldu? "Kendinize gelin, kendinize, ya da adamı böyle kendine getirirler!" diyemeyeceğim, çünkü kendinize gelmiyor ille de Galatasaray'a geliyorsunuz ve doğru gelmiyorsunuz.
Ve sonunda olan olmadı, olması gereken geç olduruldu, futbolumuz öldürülerek. Dediğim gibi Hiddink, Türkiye'de, en fazla başarısını yineleyebilirdi, asla başarı çıtasını, dahası ülkemin çıtasını yükseltemezdi, çünkü Türkiye'nin çıtası Hiddink'in başarı çıtasından yüksekti...
İşte o çitamız Hiddinkçiler yüzünden düştü…Bakalım; Abdullah Avcı(cılar) ile o çitamızı eski yerine koyabilecek miyiz?

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM

evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32















HİDDİNK’İ AVLADIKLARINI SANANALAR AVCI’YI GETİRDİLER

Euro 2012’ye Gidemeyişimizin Suçlusu Hiddink’i Getirenler Değil Avcı’ya Sürekli Yenilen 3 Büyükler Ve İlle De Galatasaray.

İşte bu Galatasaray seyircisi, Galatasaray futbol takımıyla birlikte bir alt kümeye düşürülmelidir.
Böylesi bir girişimime öfkelenmeyin. Üzülerek belirteyim ki, yenmeyecek 3 golü yiyen ve sonrasında seyirci ile birlikte tahrik olan ve de büyük gerilime neden olan Volkan Demirel’in hatalı duruşunu dikkate almayanlar, tribündekileri Galatasaraylı kabul edip, Galatasaray’ı suçlamaları, inanın herkesi fazlasıyla düşündürdü. Kardeşim GS stadı, elbette ki sarı-kırmızı olur. Kendi stadı. O renklerin altında Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Samsunlusu, Trabzonlusu, Bursalısı, Arhavilisi, sağcısı, solcusu, inananı, inanmayanı vardı. Haklısın Kırmızı-Beyaz olmalı idi. Fakat o eksiklik GS’ın değil TFF’nindir.

Evet; Guus Hiddink’in ve sahaya sürdüğü;“ Volkan, Gökhan Gönül (Dk. 46 Gökhan Töre), Giray, Egemen, Hakan Balta, Hamit, Sabri, Emre, Selçuk (Dk. 69 Mehmet Topal), Arda, Burak (Dk. 81 Umut) ”11’in, Ali Sami Yen Aslantepe Arena’daki 3-0’lık Hirvatistan hezimetinde hiç suçu yok, suçlu Galatasaray ve taraftarı. Bunu söyleyenlerin, maç öncesi Hırvatistan karşısında Türkiye’ye hiç tanımayanlar olmasıdır beni üzen. Kimse bana gerilimi seyirci başlattı demesin. Tirübün hatalı sesler çıkarabilir. Sahadaki sizlerin görevi onları tetiklememek. Doğrudur, ulusal maçta(aslında tüm maçlarda) seyircinin de en azından saha içindekiler kadar dikkatlı olması gerekli, fakat unutmasın ki burada senin gereklilğin daha önemlidir.

2012 Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri play-off turunda Hırvatistan ile Türkiye arasında oynanan rövanş karşılaşması da golsüz berabere tamamlanınca, ilk maçı 3-0 kazanan Hırvatistan, finallere katılmaya hak kazandı. İkinci maç kadromuz şöyle idi: “Sinan xx, Serkan x, Egemen xx, Ömer x, İsmail x, Hamit Altıntop xx, Selçuk Şahin x, Selçuk İnan x, Caner x (Dk. 36 Gökhan Töre x), Umut x (Dk. 71 Halil x ), Kazım xx” Neden Arda, Hakan Balta ve Sabri yok. Çünkü, sarı kart cezalısı idiler. Bunu da bu üç Galatasaray’linin bile bile sarı kart cezası aldıklarına bağladılar. Üçte iki hatalılar. Nedeni Arda bile bile sarı kart gördü ve hataların hatasını işledi. Teknik Direktörü Guus Hiddink, maç sonrası; “Seneye yokum” dedi. Bay Hiddink, acaba önceki seneler var miydin? Ulusal takıma oyuncu seçmek için, kaç maç izledin?....

Tekrar ediyorum; Volkan’a yapılanlar son derece çirkin ve yanlıştır. Yapanların da tümünün Galatasaray taraftarı olduğunu zannetmiyorum. Tirübündeki duruşların 'ulusal dayanışma' çizgisine çekilmesi gerekir. Çünkü futbolu ne kapitalist ne de sosyalistler yadsıyabiliyor. Farklı düşünsellikleri, kültürleri ortak noktada buluşturan evrensel bir olgu haline geldi. Görüyoruz ki, en sağdaki, en soldaki ve ortadakiler aynı düzlem içinde buluşabiliyorlar. Bu evrensel olguyu, ortak sevinçlerden-coşkulardan soyutlayıp, grup veya siyasi oluşumların aracı haline getiremeyiz. Bu nedenle, futbolcusu, taraftarı, yöneticisi ve de tepedeki sorumluların, ille de dinden ve yoksuldan geçinirken futboldan da geçinmeye başlayan siyasilerin çok dikkatlı olması gerekmektedir. Tüm kesimler bu konuda zaman-zaman duyarsız davranabiliyor. Bunlardan biri de hemşehrim Volkan Demirel'dir(Artvinli). Volkan özellikle Galatasaray maçlarında ayri bir motive oluyor. Ve de başarılı da...

Fakat her başarı anında veya sonunda Galatasarayli taraftarları aşağılayıcı duruşlar sergileyerek, ezeli rakip, ebedi dost sanallığını tümden ortadan kaldırıp, karşı tarafı tahrik ediyor. Bu duruş karşıdakinden çok, kendisini aşağılıyor. Düşünün, bir Galatasaray maçı sonrası kalesine gelen topu, taraftarı nasıl tahrik ederek tututğunu. Böylesi duruşlarını çoğaltabiliriz... İşte 3-0 Hırvatisten yenilgisi ile sonlanan ulusal maçtaki dışavurumun özündeki neden bu. Hırvatistan hezimetini böylesi anlamsız ve yanlış Volkan tepkisine bağlamak, en az Volkan'ın yaptıkları kadar hatalıdır. Yazılı ve görsel basının ve de naklen yayıncıların bir kısmının hiç çekinmeden, Hırvatistan maçının felelaketini Galatasaray'a ve taraftarına fatura etmeleri de yanlıştır.

Futbolcuların, çalıştırıcıların, tepedeki sorumlulunun aymazlığını, algısızlığı, duyarsızlığını bir yana bırakacaksın ve suçlu olarak Galatasaray'ı göstereceksin.Olmaz böyle şey... Ridvan Dilmen diyor ki(Hani oturduğu yerden, kenari gözetleyip, hazırlanan oyuncuyu görünce 'oyuna falancanın girmesi gerikir' diyerek, öngörüsünü ve futboldan anladığını kanıtlayan şeytan); "Bu ülke iktidar sayesinde ekonomisini düzeltti, bunlar yüzünden futbolunu düzeltemedi.." Sevgili Ridvan, bu ülkenin ekonomisinin düzeldiğinin kanıtı, iki laf ederek yapılan futbol yorumları ile cebe indirilen dolarlar mı?...İnsaf be, insanlar açlık sınırında savaş içinde.. Yine bir başka kimlik; bundan sonra maçlar, Anadolu'da oynansın, İstanbul ulusal maçları hak etmiyor diyor. Sevgili kardeşim, suç Galatasaray'da ise, FB ise, BJK ise, bunlar Türkiye'nin her yerinde fazlasıyla var...

Yok sözüm Galatasay’a diyorsan, TFF seni mi kıracak; Galatasaray ve seyircisini futbol düzleminden silsinler. Suç Galatasaray'da değil, kısır başarılarla kendinden bir dönem söz ettirmiş, fakat o kısır döngülü başarıdan öteye gidemeyen Hiddink'i getirenlerdir. O'na milyon dolarla eşliğinde boğaz sefası yaşatanlar...Terim ve Sağlam ve de Avcı Hiddink'ten başarısız mı olurdu? Geldiği gün yazdım 'Şutluyorum' adı altında; Hiddink'in başarısız olacağını, ülkemde yakaladığı sınırlı başarısını bile yakalayamayacağını.Siz, ulusal futbol takımının başına, eğer bir Teknik adam getiriyorsanız, getirdiğinizin, gönderdeğinizin üstünde bir yetenek olması gerekir. Bana söyler misiniz; Hiddink’in, Terim’den üstün yanını. Eğer başarılarını teraziye vursanız, Terim ağır basar. Lütfen kendinize gelin, akıllı olun. Hirvatistan felaketinin sorumlusu olduğunuzu unutmayın. Ulusal futbolumuz sizler yüzünden çakılmaya devam edecektir. Sorarım, Terim takımın başında olsaydı, Euro 2012’de olmayı bırakın, finali oynayacağımızı hiç aklınıza getirdiniz mi? Sorarım siz yorumculara; saldırgan yorumlarınızla, takımlarınıza ve Ulusal takımımıza kaç maç kazandırdınız? Futbol takımlarının başına geçtiğinizde, değil ulus ötesi veya ülke içi kaç başarınız oldu? "Kendinize gelin, kendinize, ya da adamı böyle kendine getirirler!" diyemeyeceğim, çünkü kendinize gelmiyor ille de Galatasaray'a geliyorsunuz ve doğru gelmiyorsunuz.
Ve sonunda olan olmadı, olması gereken geç olduruldu, futbolumuz öldürülerek. Dediğim gibi Hiddink, Türkiye'de, en fazla başarısını yineleyebilirdi, asla başarı çıtasını, dahası ülkemin çıtasını yükseltemezdi, çünkü Türkiye'nin çıtası Hiddink'in başarı çıtasından yüksekti...
İşte o çitamız Hiddinkçiler yüzünden düştü…Bakalım; Abdullah Avcı(cılar) ile o çitamızı eski yerine koyabilecek miyiz?

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM

evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

16 Kasım 2011 Çarşamba

R.T.ERDOĞAN ŞİMDİ DE SOSYALİST OLDU















KAPİTALİZM ÖLÜYOR SOSYALİZM CANLANIYOR MU?

Eskinin solcusu ‘gıcır-gıcır liboşlar’, eski alışkanlık olsa gerek, sol söylemlerde bulunmaya başladılar…Kapitalizm bitiyor…ABD(Kapitalizmin sonradan olma babası)’de Kapitalizm çöküyor…Kapitalizmin gerçek biçimi çöküyor. Çünkü, ABD Avrupa’da kapitalizmin tutuğu solu reddetmiş. O yol, Sosyal Demokratların olası kriz sonucu ortaya çıkan sosyal ve bireysel zararları karşılamak için kurmaya çalıştığı(Avrupa7da kurduğu) ‘Sosyal Devlet projesidir. ABD bunu kabüllenmeli idi(Türkiye kabullendi de ne oldu. Fason Sosyal Devlet projesini kurumsallaştırdı; bazen ABD’ci, bazen Keynesçi, bazen Milton Fredmancı serbest rekabet anlayışını uygulayark. ABD bu Sosyal Devlet projesini 1930’larda denemiş Keynesçi politikalarla, fakat bireysellik buna izin vermedi. ABD’nin ‘saf kapitalizm’in temel felsefesi, ‘Kazanamayan ölsün’ felsefesidir. Avrupa bu denli acımasız olmamış…” İşte bugünün sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı sol eskileri, dün söylediklerini anımsadılar. Evet, Avrupa girişimci bireyi güvence altına aldı. ABD bu Sosyal Devlet anlayışını reddetti. Ve M. Fredman aracılığıyla 1970’lerdi ‘serbest rekabete dayalı’ ideolojiyi daha katı kurallarla yaşama geçirdi. Ülke’mde özellikle T.Özal bunun öncüsü oldu; ABD’de Ronald Regan’i, İngiltere’de Margaret Thatcher’i örnek alarak. Göremedi; İngiltere’de Fredmancılığın, güçlü sendikaların ve sosyal devlet geleneğinin varlığı nedeniyle uygulanamadığını…Onlara göre Sosyal Demokratların ‘Sosyal Devlet Projesi’ saf(katı) Amerikan kapitalizmin çanına ot tıkadı. Şimdi seçenek arayışının zorunlu olduğunu, hav, pardon savlamaya başladılar. Yakındır, ‘özelleştirmenin seçeneği özerkleştirme olmadır’ demelerinin zamanı.
Söylemleri çelişiyor, çünkü Sosyal Devlet projesiyle Sosyal Demokratlara istemeye-istemeye övgüler yağdıranlar, üretmeyen, salt satarak(özelleştirerek) ülke ekonomisin ayakta tutan AKP iktidarının bu yanlış politikalarıyla Türkiye’nin Avrupa’nın yerini alacağını söyleyebiliyorlar. Katılmak olası mı? Katıla-katıla gülünür ancak.
Bu yeni Liboşlar, dolar aşkına AKP aşklarını öyle abartıp kabartıyorlar ki, insanın inanası gelmiyor, bu denli küçüldüklerine.
Efendim, 11 Eylül ikiz kule saldırısıyla başlayan yenidünya düzeninde, eski merkezler kayıyormuş ve başta Türkiye olmak üzere yeni merkezler oluşacakmış. Bu gücüde ABD 11 Eylül 2011 sonrası yarattığı, ‘Ortadoğu ve Asya’daki kaos’a bağlayan, newyağdanlık, ABD’nin askeri-endüstriyel yapısı(yani silah borsası-tüccarları), bugüne dek emperyal sisteme hizmet eden yapıyı terk ederek; Avrupa’nın yerine Türkiye odaklı yeni güç merkezi oluşturacakmış. Doğrusu, karşıtlıklar üzerine kurulan yeni bir dünya güç merkezi oluşacak…Gülüyorum, çünkü bu olsa-olsa, küresel efendinin sömürü ayağını biraz daha dünyanın merkezi olan Türkiye’ye8Anadolu yarımadasına) oturtması olur ki, bu ayak öteden beri kokan bir ayaktır.
Ilımlı İslamcının nur topu gibi doğurduğu yeni yağdanlık durmuyor. Diyor ki; “ABD değil, AB batacaktır”. Bir nevi kapitalist efendinin doğu yakası bizim batımız çökecek ve biz başa geçecek(eğer böyle bir şey gerçek olur ise, ben nasıl yanıydım, bu gizemli el Tayyip güce nasıl hakaret ettim diyerekten atarım kendimi gayya kuyulara).
Düşünce kayması değil, kişilik rampası hazretin sorunu, çünkü kişiliğine bir türlü ulaşamıyor. Dünün, eski solcu eski liboşum; “Kapitalizmin efendisinin evinin çökeceğini, sosyal demokrasi ve sosyalizm dikkate alınması gerekir” derken, eski solcu yeni liboş kimliğiyle; “Hayır! ABD ve Türkiye dünyayı ele geçirecek, kesinlikle seçenek ideoloji düşünmeyin” deyip İslam ideolojisini beslemeye kalkıyor.
Ben de diyorum ki bunun enerjisi; HES’tir….
Çünkü, tapındığı ‘dinden ve yoksuldan geçinen’ liderinin ‘sosyalizm’den-Devletçilikten de geçinmeye başladığından haberi yok:
Dr. Okan Öztürk, Yalçın Bayer’in “Yeter Söz Milletindir” köşesinde 9 Kasım 2011’de diyor ki; “En çok liberallerin ayağa kalkması gerekmez miydi İMKB'nin ve bağımsız ekonomik kurulların hükümete bağlanmasına? Yıllarca Ülkeye komünizmi sokmaya çalışıyorlar derken, sonunda AKP ile ülkede yarı sosyalist bir ekonomi oldu…..”
Aslında sosyalizmden çok; CHP’nin 6 ilkesine doğru yol alışla birlikte sosyal demokratlığa yaklaştığını görüyoruz. Biliyorsunuz Başbakan, Araplar, Laiklik ve Cumhuriyet’in evrensel değerler olduğunu söylemiş idi. Şimdi de çıkmış; “İkinci bir devlet olmaz. Bunu demek devletçilik ve milliyetçilikse evet devletçiyim, milliyetçiyim” diyerek. 6 Ok’un ‘Devletçilik, Milliyetçilik, Laiklik ve Cumhuriyetçilik’ ilkelerini benimsediğini ve bu yaklaşımla Sosyal Demokrat çizgiye hızla yaklaştığını görüyoruz.
1988 tarihinde yayımlanan kitabında ülkeler arasındaki çatışmaların ve ülkelerin kendi bünyelerinde yaşanan çatışmaların giderek kültürel ağırlık kazandığını söyleyen ABD’li Samuel Phillips Huntington(1927-2008) Türkiye’de birileri için adeta yeni ideolojik rehper. Şöyle ki;Türkiye’deki siyasal değişimin çok tehlikeli olduğuna ve bu gibi uygulamaların "bölünmüş ülke"ler ortaya çıkaracağına değinmesine karşın, Huntington çağdaşlaşma yanlısı gözükse de ‘siyasal değişimin’ doğal bir süreç içinde gerçekleşmesi gerektiğini savunuyor. Ve o birileri de Huntington’un bu teorisiyle işaret ettiği doğal süreci işleterek önce din üzerinden(tabii ki mezhepçilik de işin içinde) Laik Demokratik Cumhuriyet’i(ulusal devlet ve felsefesini) yıkacak ve yerine “Ilımlı İslam(demek ki bugüne dek ilimsiz İslam imişiz) Devleti’ni ‘Kürtlerin özerklik istemiyle örtüştürüp’ kurumsallaştırmaya çalışıyor…. Bir daha HES’tir… Bilmem biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, Huntington’u araştırırken AnaBiritannica’da karşıma çıktı; genetik bir nörolojik Huntington hastalığı (HD) diye bir hastalık. Bizim Huni… ile ilgisi yok. Bu Dr. George Huntington’un bulduğu bir hastalık. Hastalığa göre, kişiler ve gruplar’da bazı hareket bozukluklarının yanı sıra düşünsel(Fr.mental) gerilik görülürmüş. Bu bizimkilerdeki bozukluk da böylesi bir düşünsel gerilik olsa gerekir…
Neymiş efendim ‘uyuyan güç uyanmışmışşşş’:
The Economist Türkiye’ye 3 ayrı yazıyla geniş yer ayırdı, “Eski Güzel Günler?”, “Osmanlı Hayalcisi” ve “Uyuyan Gücün Canlanışı.”
Batının en belirgin oyunlarından biri. Bunun adı; küresel efendinin sömürü otağını Avrupa’dan söküp Türkiye’ye kurmasıdır... Kimse büyüdüğümüzü ve de uyuyan dev olarak uyandığımızı söylemesin... Unutmayalım; düne dek hasta adam diyenler asla türkiye'yi hasta bakıcı yapmaz, buna izin vermez. Düşünün, bir zamanlar doların efendisi mısır'ı da böyle görüyordu ve her yıl 30 milyar dolar veriyordu, sonu ne oldu??!! Deliğe süpürdü...
İşte buna kananlar, son zeçimlerde Din yanında, ırk ve milliyet üzerindeki politik söylemlerle böylesi sanallıkların etkisiyle de, süreci hızlandırdılar.
Fakat Francis Fukuyama’nın böylesi politikalara karşıt söylemi, yani Huntington’un aksine ulusal ve sosyal devlet kavramını besleyecek politikaları savunuyor. Dahası ulusal devletlerin yeniden inşa edilmesiyle küresel dönemin terörle, insan ve uyuşturucu ticaretiyle ve de yoksullukla mücadelesine kolaylıklar getirmesi gerektiğini yanlış işletilen “Yeni Dünya Düzeni” politikalarını iyileştirmesi gerektiğini söylüyor.
Bizim feto müridi ise hızla Türkiye ABD ile dünyayı paylaşacağını söylüyor.
ABD’deki krizin nedeni(Bu konuların uzmanı değilim, okuduklarımı beyinsüzgeçinden geçiriyorum, o kadar…Sen de yapabilir ve hatta benim gibi yazıya dökebilirsin, halktan birinin düşünebildiğini, algılayabildiğini kanıtlamak için. Sakın bazı ukala dümbelekleri suçlaması getirmeyin; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi izlenimi veriyor şeklinde. İşte bilgi, işte fikir)). Evet; ABD’deki krizin nedeni, bence Obama. Yanlış anlamayın; ‘Obama uygulamaları değil, Demokrat partiden ABD başkanı seçilen zenci Obamadır. Çünkü ABD’de hala zenci-beyaz ayrımı olduğunu ve de Obama’nın İslam kökenli oluşu. Bu nedenle ABD’deki sorun ekonomik değil siyasidir…Barack Obama; ABD’nin ilk kez notunun düşmesini engelleyemeyen başkan konumuna düşürülmesi politiktir diyorum. Düşünün, ABD’nin borç sorununun çözümünde 2.1 trilyon dolarlık bütçe kesintisinin yerine 4 trilyon dolar olması gerekir gerekçesiyle ülkenin notunun merkezi New York'taki uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu(Standart & Poor’s) tarafından indirilmesindeki amaç Obama’yi indirmek…Çünkü ABD’de Anayasal olarak başkanın harcama yetkisi, meclis tarafından denetlenir. Kamu borçlanmasına sınır getirilerek ve ardından harcamaları kısıp vergileri artırarak, koca ABD detaylı ve yaygın bir mali(ekonomik) paket hazırlayamaması,yani vergileri artıramaması, uzun vadeli harcamaları kısması ve bunların yaratacağı panik ve zararların önüne geçmesi zor olmasa gerek. Bunu başaran bir Obama hem not indirimi ile ABD halkının daha fazla faiz ödemesine neden olan Standart & Poor’s ile baş edeceğine ve AB’deki bazı ülkeleri de kurtaracağını düşünüyorum. Onun için kimse, Avrupa gider, Türkiye gelir düşler aleminde insanları sürükleyip ideolojilerini güçlendirmenin gizli projelerini yaşama geçirmeye kalkmasın.
Niye AB’deki ülkeleri kurtarır diyorum? Çünkü ABD küresel finansman devidir. Dev aç kalırsa küçükleri yer. Doyduğu noktada yemekten vazgeçer, besler büyütür. Bu süreçte kim zararlı çıkar; Türkiye gibi cari ve bütçe açığı yüksek, notu düşük zayıf bünyeli ülkeler. Özellikle Türkiye gibi hala 1930’larıdan kalan “Türk parasının değerini koruma” anlayışı sürüyor.
Ülkemin yumuşak karnı ‘Cari açık’. Bu durumda AKP hala halka ‘kömür, gıda ve ayni yardım’ katkılarıyla cari açığı artırmayı sürdürüyor. Ve yüksek kalkınma hızı ve düşük işsizlik yalanıyla halkı aldatmayı da… Türkiye’min bu süreçten böylesi duruşuyla zarar görmemesi mucize olur.
Türkiye’nin en büyük tehlikesi yobaz karanlığıdır.
Adam için diyorlar ki, İslam dünyasında ciddiye alınan ‘Fıkıh uzmanı’, yani derin anlayış sahibi. Ne ciddiye alınması, ne fıkıh adamı, adam resmen yobaz ve meczup(deli).
Bakın deli ne diyor(Hayrettin Kahraman’ın yazısı): “Her Müslüman kamuya açık yerlerde, dine, ahlaka, adaba aykırı bir davranışa müdahale etmekle yükümlüdür.
Bunu der demez, bundan vazife çıkaran bir başka meczup, BJK altyapısındaki bir bayan sporcunun mini eteğinden rahatsız olup burnunu kırıyor. Bu delilere göre irtica tehlikesi yok, çünkü halkın % 87’si oruç tutuyormuş, %70’i namaz kılıyormuş, %80’i kendini dindar olarak tanımlıyormuş, %97’si cehenneme inanıyormuş, % 44’ü ramazanda iftara kadar lokantalar kapatılsın istiyormuş…Dağlarına irtica gelmiş memleketimin de haberimiz yok.
Türkiyem eğer, ‘Uluslar arası Şeffaflık Örgütü(UŞÖ)’nun yayınladığı endekse göre; 28 ülke arasında ‘rüşvet verenler’ sıralamasında 8. ise, ülkemde işlerin nasıl yürütüldüğünü anlayın.
Türkiyem eğer; Birleşmiş Milletler Kalkınma Planı(undp)’nın insanı göstergeler sıralamasında 187 ülke arasında 92. sırada, 47 ülke arasındaki ‘Yüksek İnsani Gelişme’de 44. ise, ülkemde işlerin hangi kalite ile yürüdüğünü anlayın.
Bilmem; Uzmanların belirlemelerine göre; EylülL ayı enflasyon rakamları iyi gelmesine karşın, piyasalırı sevindirememesi, Kasım ve Aralık aylarında enflasyon oranlarının hızla yükselmesi, yılsonunda enflasyonun yüzde 8'i geçmesi size acaba gerçekleri gösterebilecek mi?
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

15 Kasım 2011 Salı

EURO 2012'YE GİDEMEYİŞİMİZİN SUÇLUSU BEŞİKTAŞ, FENER VE İLLE DE GALATASARAY OLMASIN?












EURO 2012’YE GİDEMEYİŞİMİZİN SUÇLUSU HİDDİNK’İ GETİRENLER DEĞİL 3 BÜYÜKLER VE İLLE DE GALATASARAY
İşte bu Galatasaray seyircisi, Galatasaray futbol takımıyla birlikte bir alt kümeye düşürülmelidir.
Böylesi bir girişimime öfkelenmeyin. Üzülerek belirteyim ki, yenmeyecek 3 golü yiyen ve sonrasında seyirci ile birlikte tahrik olan ve de büyük gerilime neden olan Volkan Demirel’in hatalı duruşunu dikkate almayanlar, tiribündekileri Galatasaraylı kabül edip, Galatasarayı suçlamaları, inanın herkesi fazlasıyla düşündürdü
Kardeşim GS stadi, elbetteki sarı-kırmızı olur. Kendi stadi. O renklerin altında Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Samsunlusu, Trabzonlusu, Bursalısı, Arhavilisi, sağcısı, solcusu, inananı, inanmayanı vardı. Haklısın Kırmızı-Beyaz olmalı idi. Fakat o eksiklik GS’in değil TFF’nindir.
Evet; Guus Hiddink’in ve sahaya sürdüğü;
“ Volkan, Gökhan Gönül (Dk. 46 Gökhan Töre), Giray, Egemen, Hakan Balta, Hamit, Sabri, Emre, Selçuk (Dk. 69 Mehmet Topal), Arda, Burak (Dk. 81 Umut) ”11’in, Ali Sami Yen Aslantepe Arena’daki 3-0’lık Hirvatistan hezimetinde hiç suçu yok, suçlu Galatasaray ve taraftarı. Bunu söyleyenlerin, maç öncesi Hırvatistan karşısında Türkiye’ye hiç tanımayanlar olmasıdır beni üzen.
Kimse bana gerilimi seyirci başlattı demesin. Tirübün hatalı sesler çıkarabilir. Sahadaki sizlerin görevi onları tetiklememek. Doğrudur, ulusal maçta(aslında tüm maçlarda) seyircinin de en azından saha içindekiler kadar dikkatlı olması gerekli, fakat unutmasın ki burada senin gereklilğin daha önemlidir.
2012 Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri play-off turunda Hırvatistan ile Türkiye arasında oynanan rövanş karşılaşması da golsüz berabere tamamlanınca, ilk maçı 3-0 kazanan Hırvatistan, finallere katılmaya hak kazandı.
İkinci maç kadromuz şöyle idi: “Sinan xx, Serkan x, Egemen xx, Ömer x, İsmail x, Hamit Altıntop xx, Selçuk Şahin x, Selçuk İnan x, Caner x (Dk. 36 Gökhan Töre x), Umut x (Dk. 71 Halil x ), Kazım xx”
Neden Arda, Hakan Balta ve Sabri yok. Çünkü, sarı kart cezalısı idiler. Bunu da bu üç Galatasaray’linin bile bile sarı kart cezası aldıklarına bağladılar. Üçte iki hatalılar. Nedeni Arda bile bile sarı kart gördü ve hataların hatasını işledi.
Teknik Direktörü Guus Hiddink, maç sonrası; “Seneye yokum” dedi. Bay Hiddink, acaba önceki seneler var miydin? Ulusal takıma oyuncu seçmek için, kaç maç izledin?....
Tekrar ediyorum; Volkan’a yapılanlar son derece çirkin ve yanlıştır. Yapanların da tümünün Galatasaray taraftarı olduğunu zannetmiyorum.
Tirübündeki duruşların 'ulusal dayanışma' çizgisine çekilmesi gerekir. Çünkü futbolu ne kapitalist ne de sosyalistler yadsıyabiliyor. Farklı düşünsellikleri, kültürleri ortak noktada buluşturan evrensel bir olgu haline geldi. Görüyoruz ki, en sağdaki, en soldaki ve ortadakiler aynı düzlem içinde buluşabiliyorlar.
Bu evrensel olguyu, ortak sevinçlerden-coşkulardan soyutlayıp, grup veya siyasi oluşumların aracı haline getiremeyiz. Bu nedenle, futbolcusu, taraftarı, yöneticisi ve de tepedeki sorumluların, ille de dinden ve yoksuldan geçinirken futboldan da geçinmeye başlayan siyasilerin çok dikkatlı olması gerekmektedir. Tüm kesimler bu konuda zaman-zaman duyarsız davranabiliyor. Bunlardan biri de hemşehrim Volkan Demirel'dir(Artvinli). Volkan özellikle Galatasaray maçlarında ayri bir motive oluyor. Ve de başarılı da...Fakat her başarı anında veya sonunda Galatasarayli taraftarları aşağılayıcı duruşlar sergileyerek, ezeli rakip, ebedi dost sanallığını tümden ortadan kaldırıp, karşı tarafı tahrik ediyor. Bu duruş karşıdakinden çok, kendisini aşağılıyor. Düşünün, bir Galatasaray maçı sonrası kalesine gelen topu, taraftarı nasıl tahrik ederek tututğunu. Böylesi duruşlarını çoğaltabiliriz...
İşte 3-0 Hırvatisten yenilgisi ile sonlanan ulusal maçtaki dışavurumun özündeki neden bu.
Hırvatistan hezimetini böylesi anlamsız ve yanlış Volkan tepkisine bağlamak, en az Volkan'ın yaptıkları kadar hatalıdır. Yazılı ve görsel basının ve de naklen yayıncıların bir kısmının hiç çekinmeden, Hırvatistan maçının felelaketini Galatasaray'a ve taraftarına fatura etmeleri de yanlıştır. Futbolcuların, çalıştırıcıların, tepedeki sorumlulunun aymazlığını, algısızlığı, duyarsızlığını bir yana bırakacaksın ve suçlu olarak Galatasaray'ı göstereceksin.Olmaz böyle şey...
Ridvan Dilmen diyor ki(Hani oturduğu yerden, kenari gözetleyip, hazırlanan oyuncuyu görünce 'oyuna falancanın girmesi gerikir' diyerek, öngörüsünü ve futboldan anladığını kanıtlayan şeytan); "Bu ülke iktidar sayesinde ekonomisini düzeltti, bunlar yüzünden futbolunu düzeltemedi.."
Sevgili Ridvan, bu ülkenin ekonomisinin düzeldiğinin kanıtı, iki laf ederek yapılan futbol yorumları ile cebe indirilen dolarlar mı?...İnsaf be, insanlar açlık sınırında savaş içinde..
Yine bir başka kimlik; bundan sonra maçlar, Anadolu'da oynansın, İstanbul ulusal maçları hak etmiyor diyor. Sevgili kardeşim, suç Galatasaray'da ise, FB ise, BJK ise, bunlar Türkiye'nin her yerinde fazlasıyla var...Yok sözüm Galatasay’a diyorsan,TFF seni mi kıracak; Galatasaray ve seyircisini futbol düzleminden silsinler.
Suç Galatasaray'da değil, kısır başarılarla kendinden bir dönem söz ettirmiş, fakat o kısır döngülü başarıdan öteye gidemeyen Hiddink'i getirenlerdir. O'na milyon dolarla eşliğinde boğaz sefası yaşatanlar...Terim ve Sağlam ve de Avcı Hiddink'ten başarısız mı olurdu? Geldiği gün yazdım 'Şutluyorum' adı altında; Hiddink'in başarısız olacağını, ülkemde yakaladığı sınırlı başarısını bile yakalayamayacağını...
Siz, ulusal futbol takımının başına, eğer bir Teknik adam getiriyorsanız, getirdiğinizin, gönderdeğinizin üstünde bir yetenek olması gerekir. Bana söyler misiniz; Hiddink’in, Terim’den üstün yanını. Eğer başarılarını teraziye vursanız, Terim ağır basar.
Lütfen kendinize gelin, akıllı olun. Hirvatistan felaketinin sorumlusu olduğunuzu unutmayın. Ulusal futbolumuz sizler yüzünden çakılmaya devam edecektir. Sorarım, Terim takımın başında olsaydı, Euro 2012’de olmayı bırakın, finali oynayacağımızı hiç aklınıza getirdiniz mi? Sorarım siz yorumculara; saldırgan yorumlarınızla, takımlarınıza ve Ulusul takımımıza kaç maç kazandırdınız? Futbol takımlarının başına geçtinizde, değil ulus ötesi, ülke içi kaç başarınız oldu?
"Kendenize gelin, kendinize,. Ya da adamı böyle kendine getirirler" diyemiyeceğim, çünkü kendinize gelmiyor ille de Galatasaray'a geliyorsunuz ve doğru gelmiyorsunuz.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

14 Kasım 2011 Pazartesi

KURTLAR VADİSİ KARAKTERLERİ VE KOZİNOĞLU ÖLÜMÜ














KURTLAR VADİSİ KARAKTERLERİ VE KOZİNOĞLU ÖLÜMÜ
“Kurtlar Vadisi”, Türkiye’deki derin devletin mafyalaşmış yüzünü abartılı bir şekilde işleyen bir dizi. İlk etapta ticari kaygılarla yapılmış abartılar olarak görülebilir. Fakat; ‘bastırılmış lümpenliği, Ergenekonculuğu, mafyalaşmış kolay kazanım özentisi duygularımı açığa çıkarırım’ korkusundan kendinizi soyutlayarak, bu diziyi izlediğinizde, göreceksiniz ki, hiç de öylesine üzerinde durulmayacak olgu olmadığını görürsünüz. Doğrudur; filmin kurgusal ve oyunsal yetenek boyutunda sanat yönü olmayan, sosyal iletiler sunmayan, aksine; vurdulu kırdılı ve de ölüm temasıyla gençleri olumsuz etkileyen, özendiren tehlikeli bir dizi olduğu.
Bu diziyi izlemezdim. Fakat bazı arkadaşların ‘Mustafa Üstündağ’ın oynadığı ‘Muro’ karakterinden çok söz edince ilgimi çekti ve zaman-zaman izler oldum. Gördüm ki, bizim sol yanımızın kısmen de olsa barındırdığı solsuz yanımız; ‘güldüşün çizgisinde’ inciden ince alay edilerek çok iyi işlenmiş.
İkincisi; dizi adeta ABD'nin, 'meşru olmayan, yani karanlık ve kirli olaylarını' bile deşifre ederek, sinema aracılığıyla ranta dönüştüren mantığın kopyası. Daha doğrusu; Watergate skandalı ve Ortadoğu-Uzakdoğu saldırılarındaki kirli oyunlarını, Hollywood aracılığıyla ekonomik ranta dönüştüren mantığın abartılı ilkeli.
Öylesine komikler ki; Yeşil yerine, Kara, Kozinoğlu yerine Kaşifoğlu, Veli Küçük yerine İskender Büyük, vs,vs’lerle gerçek karakterleri gizlemekte ve film başlarken de, bunların gerçekle ilgisi olmayan hayali kimlikler olduğunu yazmaktadırlar.
İsterseniz oyundaki hayali karakterleri ve bu karakterlerin hayali olarak kimleri çağrıştırdığına bir göz atalım(Son 2.5 yılın karakterleri benden, diğerleri duyduklarım, okuduklarım. Lüzumsuz konuların zekası olarak, tüm karakterleri sıralayıp, ‘eğer seyrediyorsanız’, sizin de aynı zekaya sahip olup olmadığınızı test edeceğiz):
Laz Ziya, Dündar Kılıç’ı- İplikçi Nedim, Tefeci Nesim Malik’i- Nesrin Çakır; Alaattin Çakıcı’nın eşi Uğur Çakıcı’yı(Dündar Kılıç’ın kızı)- Avukat Elif Eylül, Avukat Şeyda Yıldırım’ı-Aslan Akbey, Yeşil’i-Şevko, İbrahim Telemen’i- Mehmet Karahanlı(Baron), Tuncay Özilhan, Mehmet Karmehmet, Mehmet Ağar, Uzeyir Garih, Aydın Doğan, Selahattin Beyazit, Yaşar Holding’in sahibi Muharrem Kayhan, Sakıp Sabancı, Rahmi Koç ve Uzeyir Garih kimlikleriyle harmanlanmış dizi karakterini-Doğu Bey, MİT Misteşarı Mehmet Fuat Doğu veya Alpaslan Türkeş’i- Barış Bulmaz, Savaş Buldan’ı- Önder Lütfü Koşal, Ömer Lütfü Topal’ı- Ersoy Ulubey, jandarma istihbaratına bağlı olarak Güneydoğu’da yıllarca görev yapmış bir devlet görevlisi ve başınabuyruk istihbaratçıyı- Husrev Ağa, Abuzer Uğurlu’yu- Hüsrev’in yardımcısı Şeyhmuz, Nejat Daş’ı( dizide yakalanan eroin ve uyuşturucu yüklü tüm gemilerinin gerçek sahiplerinin Urfi Çetinkaya, Hüseyin Baybaşin, Hurşit Han, Sami Yıldırım, Abuzer Uğurlu, Mehmet Kasar olduğu savlanıyor) - Polat Alemdar(Ali Candan), Abdullah Çatlı kimliğinden esinlenilmiş, yani yaratılmış dizi karakterini-Süleyman Çakır, Alattin Çakıcı’yı-Memati Baş, Çakıcı’nın sağ kolu Muradi Güler’i-Kılıç, Nihat Akgün’ü- Mito, MİT’in ikinci adamı Miktad Alpay’ı- Apo’ya kaç haberini uçuran kişi, Çevik Bir’i- Cerrahpaşalı kardeşler, Karagümrük çetesi Nuri ve Vedat Ergin kardeşleri- Şeref Zazaoğlu ve adamı Cevher, Deli Hikmet, Güllü Erhan, Deli Hüsnü, savcı Leyla Türkmen, Alper vd karakterler, diziyi tamamlayan ayrıntılar(Fr. Aksesuarlar) -Süleyman Çakır’ı ve Sedat Emin Bucak’ı Engin Baltacı ile sorgulayan savcı, Cengiz Engin’i(öldürüldü)- Kirve, Sedat Emin bucak’ı- Şahin ağa, İbrahim Şahin’i-Samuel Vanunu, Uzeyir Garih’i-Kirkor Terzioğlu, Hayam Garipoğlu’nu-Kürt Bedo, Kürt İdris’i- Nizamettin Güvenç, Bankacılık işlemlerini en iyi bilen ve TMSF tarafından el konulan bankaların Avukatı Aydoğan Semizer’i- Tombalacı Mehmet Çolak, Ali Fevzi Bir’i- Testere Nemci, Yaşar Avni Musullulu’yu(Sarı Avni)- Çakır’ın kumarhane müdürü Servet, Korkmaz Yiğit’i- Laz Ziya’nın yardımcısı Orhan, Tarık ümit’i-Halil İbrahim Kapar, Halil Havar’ı- Pala ve Yardımcıları, her ne kadar Yeşil dense de, bana göre Mafya’nın Ankara ayağı’nı-Abdülhey Çoban, Kuzey Irak’taki operasyonlarda kullanılan isimsiz bir Peşmergeyi- Hamit, PKK’ya karşı kullanılmış Hizbullah militanını-Tuncay Kantarcı; Tuncay Mataracı’yı-Çağrı Toros, Özdemir Sabancı’yı-Yalçın Yıldız, Aydın Doğan’ın sağ kolu Mehmet Ali Yalçındağ’ı-Yalçın Bulut, Aydın Doğan’ın adamı Mehmet Kutman’ı-Ahu Toros, Özdemir Sabancı’nın kızı Serra Sabancı’yı-Davut Tataroğlu, Aydın Doğan’ı-İnci Yıldız, Arzuhan Doğan Yalçındağ’ı-Kemal Yıldız, Mehmet Ali Yalçındağ’ın kardeşi Murat Yalçındağ’ı-Turan Kaçgar, Bülent Eczacıbaşı’nı-Kudret Hazarbeyoğlu, Halit Narin’i-Celal Karacadağ, Rahmi Koç’u-Hoca, Ali Kalkancı’yı-Palaska Zefer, Muzaffer Tekin’i-Avukat Cem, Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arsla’ı-İskender’in, Arabasını Bombalayarak Öldürttüğü Gazeteci, Uğur Mumcu’yu-İskender ve örgütünü inceleyen savcı, Zekeriya Öz’ü-Öldürülen Gazeteci, Hrant Dink’i-Gazeteciyi Öldüren Kişi, Ogün Samast’ı-Ahmet Serkan, Adil Serdar Saçan’ı-Cevat Akarsu, genellikle CIA’nın kullandığı mafyalaşmış aşiret reis görünümündeki CIA ajanını oynadığı söyleniyor. Ve Turgut Kuyucu, Akrep Bekir, Abidin Seferoğlu, Abuzer Kömürcü, Sadri Cambazoğlu ile niceleri; kimbilir bu karakterler de seni beni oynamıştır. Ve şu an önemli görevlerde birini ve köşe tutmuş köşe yazarını ve bir parti liderini ve, ve, ve….
Ve Aron Feller; Küresel efendinin derin adamı. Türkiye başbakanının hastane odasına girebilecek kadar ve de pazarlık yapabilecek kadar güçlü kimlik. Başbakanın; “ ABD başkanına söylemiştim, seni Türkiye’den almalarını” diyecek kadar tehlikeli kimlik. Benim sevdiğim karakter Muro’yu canlı bomba yapan şerefli(Oh be Polat öldürdü de, moralim düzeldi. Çok kötü idim. Bu nedenle: ülkemin elden gitmesi önemli değildi benim için, önemli olan Fe’nin gebermesi idi…)… İşte bu kimlik kimi canlandırıyor biliyor musunuz? Bir dönem CIA'ın Türkiye İstasyon Şefliği görevini yürüten ve daha sonra da Ortadoğu'dan sorumlu olan Graham Fuller'i…Feller ve Fuller…Ne kadar yaratıcılar değil mi?
Tüm bunları neden yazdım? Bilmem, belki çeşni olsun diye..Belki başımı belaya sokayım diye. Belki özenti içinde olup, yüreksiz olduğumu için yapamadıklarımı izleyerek tatmin olmaya çalıştığım için. Belki de, araştırmayı görev bilen biri olarak, bilinmeyenleri bilmeyenlere sunarak, bilerek diziyi izlemelerini istediğim için.
Her ne ise, Kozinoğlu öldü. Daha önceleri, Adnan Kahveci, Üzeyir Garih, Recep Yazıcıoğlu öldüler. Ölümleri sır…Bilinmiyor. Öldüler mi, öldürüldüler mi, öldürttüler mi?
Kozinoğlu ölümü ile dizideki Kaşifoğlu’nun ölümüne baktığınızda; Kurtlar Vadisi’nde, artık ölümler önceden senaryolaştırılmaya başlandığını görüyoruz. Dizinin gizemli sahipleri, ileriyi görebilen senaristlere sahip. İlerici diyemeyiz(sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı sol eskiler der. Onlar ki düşünce satıcısı, her şeyi derler. Bilmem belki de senaristlere materyal da sunuyorlardır. Baksana, taraf duruşlarıyla, tüm istihbarı bilgiler onlara akıyor). İleri demokrasiyle bütün, durmak yok, yola devam slogancısına hizmet eden bir dizi yapımı olduğunu söylemek istiyorum da, aklıma ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ ile puştu gelmiyor değil...
Gel de dizi yapımcılarını, derin şeylerin parçası olarak görme. Kaşif Kozinoğlu karakterini, Kazım Kaşifoğlu adıyla sun ve Kaşifoğlu’nu öldür, ardından esas Kaşif ölsün. Hade be!!...
İnsanları aptal yerine koyup, filmdeki karakterler hayal ürünü diyen ekip, bırakın güncel olaylara değinmeyi, ülkemde yaşanan karanlığı işleyen ve o karanlığın parçası gibi duran ekip adeta. Karanlık sürecin içine konuşlandırılmış bir kamera gibi... Birileri bu film aracılığıyla birilerine mesaj gönderiyor olabilir mi. Bu diziye nasıl izin verilir, yoksa izin verenler de mi bu derin suların….
Sayın milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın söyledikleri düşündürücü olmanın ötesinde bir şey: ''Cezaevindeki hastalara rapor verenleri bile cezaevine atan, hasta odalarında baskın ve aramalar yapan bir zihniyetin, birilerinin kini susuncaya kadar ve intikamı alınmadan muhalifleri salıvermeyeceği ve ağır bedeller ödetmeye yeminli olduğu açıktır. Daha önce örnekleri görüldüğü üzere, devlete emanet edildiği söylenen bir kişi daha ölüme gitmiş ya da gönderilmiştir. Taammüden ölüme neden olan sahte dava kurgulayıcıları, tutuklayanlar devlet eliyle korumaya alınmış, tazminattan dahi muaf tutulmuşlardır. Hani hastalar için cezaevinde ambulans helikopter vardı? Hani hiç vakit kaybetmeden hastaneye yetiştirip hayat kurtarıyorlardı? Hani AİHM'e böyle bilgi verilmişti? Sağlıklı kişilerin yaşamını cezaevinde koruyup kollayamayan bir devlet çok hasta olan Mehmet Haberal'ı nasıl koruyacak? Bu haksız ve hukuksuz tutuklamaların sona ermesi için daha kaç kişinin ölmesi ya da isim-isim kimlerin ölmesi bekleniyor? Aydınları, gazetecileri, milletvekillerini, yurtseverleri zindanlarda ölmeye yatıranlar, halkın iradesine ve gücüne, kelepçeler ve süngülerle engel olanlar, bir gün bunun hesabını vereceklerdir.''
Beyler, sakın "Türkiye’de neler oluyor?" sorusunu sormayın. Olan nedir biliyor musunuz? Bunca şey açık-açık oynanırken senin duyarsızlığındır ve hala öteden beri bunları oynayanlara ‘oy’unu teslim edip oyunlarını güçlendirmendir.
Biz resmen; “Kurtlar Vadisi Pusu” içinde; duyarsız karakterleri oynayan büyük bir kitleyiz. Eğer bu duyarsızlığımızı kırarak gerekli hesabı sormaz isek, çok kafamız kırılır.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com

9 Kasım 2011 Çarşamba

10 KASIM GÖZYAŞIM














Benim yasım değil 10 Kasım, 10 kasım benim gözyaşım.
10 Kasım 1938 tüm ulusumuzun ve de Atatürk’ü örnek almış mazlum ulusların yası idi. Ardından gelen 10 Kasımlar, benim için yas değil, Atatürk devrimlerinin aydınlık yüzünü anımsama günleri oldu hep.
Ve günümüz Türkiye’sinde “10 Kasım, gözyaşım(ız)” olma yolunda hızla ilerliyor.
‘Atatürk’ün silah arkadaşlarıyla ve tüm Anadolu ile emperyalistlere ve dinsel siyasi ve hukukî yönetimine dünya’da ilk tokat atan süreç; ‘kutsal kurtuluş ve aydınlanma çizgisinden’ soyutlanarak, adeta bu tokadın intikamının alındığı dayanışma sürecine sokuldu.
Dahası; Atatürk’ün evrensel felsefesinin Anadolu insanıyla kurduğu ‘Laik Demokratik Cumhuriyet’ yıpratılmaya ve seçenek cumhuriyet arayışlarına zemin hazırlanmaya başlandı. Ve de farklı ırkları kutsal Anadolu topraklarında tek vücut haline getiren ‘ulusal birliktelik(bütüncül-üniter devlet yapısı)’, ırkçı oluşum ‘milliyetçilikle’ örtüştürülerek, ulus kavramı ile birlikte üniter devlet yapısı yıpratılma sürecine sokuldu. Üniter yapı(bütüncül devlet); gerek ayrılıkçı etnik milliyetçilerin, gerekse siyasal İslam yanlıların tartışma konusu yapmaya başladığı yönetim yapısı olarak görülmeye başlandı. Ayrılıkçı etnik milliyetçiler, anayasadaki vatandaşlık bağı ile bağlanan herkesin Türk olarak kimliklendirmesini tek yanlı ırkçılıkla tanımlayıp, adeta çok yanlı ırkçı yapıya dönüşümü savunur oldular. Bunların bu duruşunu, ulus yerine ümmet olmayı savunarak laiklik kavramını tartışmaya açan dine dayalı devlet yanlıları da besler oldu.
73 yıllık 10 Kasım tarihsel sıralanıştaki öz bu…

Bilinen tekrarlardan oluşan söylemler bıktırdı artık. Eğer Atatürk’ün evrensel felsefesinin yarattığı aydınlanma devrimlerinin izinde olmak istiyorsak, o kutsal felsefeyi daha ileriye taşıyacak, dünyanın özgün değişim ve gelişimine ayak uyduracak, Atatürk düşünselliğimizi ‘yinelemeksizin yenileyerek’ güçlendirmeliyiz .
Aksi taktirde, birilerinin düşünüşü, evrensel Atatürk düşünselliğini her geçen gün yıpratacaktır ve de yıkacaktır.
Her 10 Kasım; kafalara kazınan yas olmaktan çıkarılmalıdır.
Her 10 Kasım, Atatürk ve silah arkadaşlarının Anadolu insanıyla yaşama geçirdiği kutsal kurtuluş günü olarak algılanmalı ve de bu kutsal süreci yaşatmak adına yaptıklarımızı sorgulamalıyız.
Her 10 Kasım; kendimizi sorgulayalım ki, Atatürk’ü sorgulayan ve onun aydınlanma devriminin kurumlarını yok edenlere karşı, gerektiğinde yeni bir kurtuluş savaşı verecek yürekliğe meydan verebilelim.

ATAM VE ADAM

Atam;
bıktırdı adam,
izindeyiz, dizindeyiz,
her zaman, her yerde seninleyiz durağanlığıyla

Atam;
bir adam
sana diktatör diyerek,
emperyallere ve işbirlikçisine çanak tutuyor.

Atam;
düşünce satan bir başka adam,
özgür düşünce diyerek
devrimlerini karalıyor.

Atam;
Ayakta duramayan adam,
karanlığa sırtını dayamış,
Cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarını seyrediyor.

Atam
o adam
ırktan ve dinden geçinenlerin dayanışmasında
ülkeyi parçalayıp satıyor.

Atam;
bu adam
Behçet Kemal Çağlar gibi haykırıyor;
“Ne senden geçeriz. Ne senin eserinden.”
10 Kasım 2011-Ş.Ç

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com

4 Kasım 2011 Cuma

SAMSUNSPOR 3 HAFTADA 7 VERDİ 2 ALDI



















SAMSUNSPOR SON 3 MAÇTA 7 PUAN VEREREK 2 PUAN ALDI
Önce kendi sahasında Karabük’e takılmasına karşın, 1, ES-ES’e yenilerek 0 ve en son kendi gibi Ligin dibi Ankaragücü’nden aldığı 1 puan ile, 3 haftada 2 puan toplayabildi.
Bu yeter mi, üst sıralar için? Hayir! Bence alt sıralardan kurtulmak için yeterliliği tartışılır puan.
Samsunspor, Karabük maçına dek zorlu maçları geride bıraktı, fakat puanları da…İşte o kayıp puanları toplama sürecine girdi artık Samsunspor. Bakalım o puanları toplayabilecek mi?
Karabük maça denk kuvvetlerin maçı olduğu kadar, ortak kadere özdeş bir maçtı, çünkü her 2 takımda vasatın üzerine çıkamadığı için, alt sıralardan çıkmaya çalışacaklardı.
Petkoviç’in en doğrusu, Ahmet Şahin’i kesmesi ve yerine Ertuğrul Taşkıran’ı kaleye geçirmesi…Ertuğrul, Samsunspor şansını iyi kullanıp, FB’de Volkan Demirel’den sonra en iyi kaleci olmak…Bu hem Samsun için, hem de Ertuğrul için artılar getirecek durumdur.
Karabük maçında, Ufuk Bayraktar iyi, fakat sonuca gitmekte zorlanıyor. Bu adamdan vazgeçmemeli. Petkoviç’in ikinci doğrusu(gönül ister ki doğrular artış kaydetsin), Adem Alkaşı’yı takıma kazandırması. Alkaşı bence geleceğin yıldızı…Kemal Tokak’da benzer performans savaşında…Murat Yıldırım, fena değil.
Ufuk 8b dakikada, kaleye gönderdiği top, kaleci Tomiç’i sakatladı.. Karabük’te Ali Küçik, küçik müçik ama, zorlu bir kanat oyuncusu. Samsunspor’da Zenke, 90 dakikayı çıkaramıyor. İlk dakikalarda hızlı, sonrasında oyundan düşüyor. Murat Yıldırım solda, Ufuk Bayraktar sağda, ama sonuç sıfır. Baya defansta iyi idi. Karabük’teki Sernat eski Sernat değil. Galatasaray’a müthiş gol atan Erdem, fena değil. Samsunspor’un Domingez’i, Fınk’i ve Ergun Teber’i de iyi de, sonuç yine yok.
Bu yıl nedense hakemler Galatasara ve Samsunspor’a sıcak bakmıyor. Geçen haftalarda Yunus Yıldırım GS’yı Antalya deplasmanında halletti, Karabük Maçında da Yıldırım’ın Bülent olanı Samsunspor’un % 1 milyar penaltı olan 2 penaltısını vermedi.
Zenke 64.50’de yerini Ekingho’ya bıraktı. Zenke daha iyi idi…Ufuk yerine Dilaver Güçlü oyuna girdi. Bence Bance’nin yerine girmeli idi. Petkoviç Bance’deki ısrarını anlamıyorum.
82’DE Ertuğrul’a nazar değdi, çünkü rakip oyuncunun ayağı parmağına değdi ve kırıldı. Eyvah A.Ş kalede.
Neyse maç başladığı gibi bitti, 2 puan gitti.
Bakalım Haftaya Es-Es karşısında ne yapacağız?
Gelin bakalım:
Kalede Ahmet Şahin. “Eyvah!” dediniz değil mi? Ben de “Eyvah!” çekmedim değil. Dilerim hata yapmaz. Başta söyliyeyim; sağ tarafı hallaç pamuğu gibi atan 1991 doğumlu Alper Podug’tan öyle aptalca(aşırtmalara ben aptal golü derim) bir gol yedi ki, 8.53’te, tamam ES-ES, A.Ş ortaklığı maçı farka taşır demedim değil…Fakat aynı Ahmet Şahin maçın 62 ve 63. dakikalarda öylesine harika kurtarış yaptı kı, işte bu A.Ş dedik hepimiz. Ertuğrul 1 ay yokmuş. Belli ki A.Ş’den çekeceği, çünkü A,Ş o aptalca golü yemeseydi maç en azından berabere bitecekti. Onun için A,Ş benim için kâââbüüüs…
Zenke ileride çok ağır kalmasa, futbolun çok ilerisinde olur, yani İspanya’da, İngiltere’de…İlk yarı Samsun’un blogları(Defans, Ortasaha ve ofans) adeta 45 dakika seruma bağlı idi. Kemal Tokak ve Baya iyi idi. Alkaşı alkışı hak etmedi. Her üç bölgenin adamları çok top kaybetti, çok isabetsiz top attı; ama ES-ES’te sadece Alper’in işi bitirmesi zordu.
İlk yarı 1-0 bitti. İkinci yarı ise 3 puan gitti:
Samsun daha ataktı. Mustafa Sarp’ın yerine oyuna girin Anıl Dilaver oyuna hareketlilik getirdi. Neden Savaş Yılmazı, Anıl Dilaver’i, Dilaver Güçlü’yü oynatmaz ki? Bance’de bu kadar ısrar etmesini anlamak zor. Nitekim, 8. dakikada ES-ES defansında topu kaptıran Bance 8.53’te ES-ES’in 1-0 öne geçmesini sağladı. Murat Yıldırım da iyi değildi ve buna 83 dakika sabretti(Savaş Yılmaz girdi). Ufuk ikinci yarının ilk çeyreğinde oyundan düştü ve yerine Ekikho girdi. Öyle zor şey yaptı ki, dünya futbolundaki hiçbir topçu o zor olanı yapmamıştır. Zenke topu önüne yuvarladı, kale boş, topu 5 metreden dışarı attı(zannedersem kalede kaleci olmadığı için ayip olmasın diye…).
İkinci yarı atak olan ve 4 forvetle oynayan Samsunspor, en az 1 puan hak etmişti, fakat vermediler. Haa, hakem Koray Gençerler iyi idi, söyliyeyim… Anıl Dilaver 85’te müthiş bir top çıkardı, İveşa harika bir 3 puan çıkardı(Böyle kurtarış olmaz kardeşim, adeta uzadı).
Eğer, önümüzdeki maçı da kaybeder ise, ya Tolunay Kafkas, ya da Hikmet Kahraman’a Samsun yolu, Petkoviç’e memleketinin yolu gözükecek-Ki karşıyım-
Bu nedenle Ankaragücü maçı Samsunspor için, çok önemli. Hem önemli, hem tehlikeli. Çünkü; kendi gibi ligin dibi benim diyen Ankaragücü, herkese yenilen bir takım olarak, maçı alırsa, Samsunspor rezil olur herkese. Dahası, Samsunspor Ankaragücü’ne benzer ve dipten sökmek zorlaşır.
Ankaragücü iki eski Samsunspor oyuncusu Serdar Özkan ile sağ kanadı, Turgut Doğan Şahin ile Sol kanadı kullanarak etkili olmaya çalışıyor. Samsunspor’da Anıl Dilaver ilk 11’de. Hakan da. Ben yokken sağ kanattan inen Samsunspor Zenke ile 1-0 öne geçmiş(2. dakikada). Bu hem Zenke için, hem Samsunspor için müthiş bir şey. Samsun önde basıyor, orta saha ile bütünleşmiş olarak. Kanatları Soldan Ergun Teber, sağdan Murat Yıldırım kullanıyor. Anıl Ergun’ün arkasında, orta sahaya yakın oynuyor.
41’DE Ahmet Şahin-ki çok dikkatli, galiba amacı Ertuğrul Taşkıran’a kaleyi vermemek - elle topu Adem Alkaşi’ye o da biraz topla gittikten sonra sağdan savunmanın arkasına koşan Murat Yıldırım’a, o da kaleci Özden’in solundan ağlara, ağlar da topu skora göndererek durum Samsunspor 2- Ankaragücü 0 oldu(Zenke’nin golü de 5. dakikada aynı şekilde, aynı noktadan vurulmuş ve aynı yere gitmiş).. İlk yarı böyle…44’te Anıl orta sahadan bir inişi vardı ki, eğer top gol olsa Anıl kesin bu hızla Arda’nın Atletico Madrit’inde soluğu alırdı, alacak gibi de…Fakat alma eylemini Petkoviç gerçekleştirdi ve Anıl’ı ikinci yarı oyundan alarak yerine 2-0’ı korumak adına Paul Lazarı aldı ve Petkoviç sınıfta kaldı.
Şöyle ki; Anıl için, ortadan Arda’nın Atletico’sunda soluğu alır koşusu yaptı dedim ya, işte o koşuda sağındaki Zenke’ye topu çıkarsa, bel ki Samsunsunspor 3-0 öne geçirecek ve Samsunspor Gençlerbirliği gibi Ankaragücü’nü de 3-2 yenecek, çünkü ikinci yarı 2 gol yedi. Acaba Petkoviç buna mı kızdı? Evet, o’na kızmış, çünkü Lazar’ı orta sahayi güçlü tutmak için almamış. Alsaydı ikinci yarı oyuna soktuğu Lazar’ı oyundan alıp Mustafa Sarp’ı oyuna almazdı. Orta sahayı Sarp ile diri tutmak istedi. Ve de; 5622 biletli seyircinin-ki biletsizlerle bu sayı, en az 6 bindir- tepkisini aldı.
A.Ş kalede müthiş olmasına karşın 73’te Hürriyet ve 77’de Aybars(bu oyuncuya dikkat, adı Atila)’ın golleriyle 3 haftada 2 puan almış oldu. Kaç puan mı kaybetti? İşte kaybı; 3x3=9-2= 7. Evet, tam 7 puan kaybetti. Biu maçta aldığı 1 puan o’nu kümede bırakacağı gibi, kaybettiği 2 puan da o’nu BankaAsya steplerine taşıyabilir(küme düşer kardeşi, küme!!).
Gelin şu Bance’nin yaptıklarına bir bakalım. Bakmayalim, çünkü sinirden çıldırırız. Adam maç boyunca gezindi. 61’de A.Ş, Ankaragücü’nden Tisdell’in şutunu çıkardı ya, ardından topu oyuna öyle soktu ki, Zenke soldan indirdiği topu kale içindenki Bance al da at dercesine müthiş çıkardı, Bance’de bizlerin tansiyonunu…2 dakika sonra, yine Zenke, yine Bance beceriksizliği…Anlamış değilim, Petkoviç’in bu adamda israr etmesini.
Samsunspor: Ahmet xx, Bahia xx, Fink xxx, Kemal xx, Ergün xx, Anıl xx (Dk. 46 Lazar x) (Dk. 81 Mustafa ?), Bance xx, Murat Yıldırım xxx (Dk. 80 Ekigho x), Adem xx, Zenke xxx, Hakan xx
Goller: Dk. 2 Zenke, Dk. 41 Murat Yıldırım (Samsunspor), Dk. 74 Hürriyet, Dk. 77 Aybars (Ankaragücü)
Neden bu takımda Savaş Yılmaz, Ufuk Bayraktar, Dilaver Güçlü yok. Bunlar sakat değilse, sakat olan bence oynutmayandır.
Petkoviç’in amacı gitmek mi, yoksa takım oyununu mu yakalamak? Nasıl yakalayacak, Bance koşmuyor, Murat Yıldırım ilk 45 dakika koşuyor ve diğerleri de öyle. Salt Zenke koşuyor, o da tek başına zor yakalar. Bu iş Ergun, Kemal ve Adem’in ve Baya’nın arkadan koşularıyla mı olacak? Zor dostum, zor…
Ankaragücü bilinen ailenin ve çakal grubunun oyuncağı oldu. 100 yıllık Ankaragücü’ü bunu hak etmiyor. Takım eğer aklı başında insanların eline geçer ise, ligi ilk 10’da bile tamamlar. Aksi takdirde, BankaAsya’da ikinci Bir darbeli Kenan Evren aramak zorunda kalırlar…
Merak ediyorum, Adnan Keskin ve Hikmet Karaman nerede buluşup, neler konuşuyorlardır acaba, şimdi?
Samsunspor’un salt Petkoviç ile değil, Galip Öztürk ile de sorunu var gibi. Galip Öztürk nedendir bilinmez Samsunspor’a soğuk. Acaba Hasbi Menteşoğlu’nun durumunu mu yaşarım korkusunda, yoksa başka şeyler mi?
Beyler Samsunspor’a BankaAsya şampiyonluğu değil, Süper Lig şampiyonluğu yakışır. Bu potansiyel yaratılabilir. Lütfen Samsunspor’a yakışanı yapın…

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

3 Kasım 2011 Perşembe

ÇÜRÜK BİNALARI DEĞİL, ÇÜRÜK BİNA YAPANLARI GÜÇLENDİRİYORUZ















Umurunda mı Türkiye, bir elinde mikrofon, bir elinde Müslümanlık

TEMELİMİZ ALİ AĞAOĞLU(AHA) İDİ BAŞKALARI DEVREYE GİRDİ
İlk AHA başlamıştı, bu nedenle öncelik onun hakkı:
Beyler, ben AHA'yi inşaat mühendisi biliyordum, meğer ortaokul mezunu imiş. eğitimsiz demek istemiyorum, bizler ne eğitimliler gördük, önemli olan insan olması...Şunu söylemek istiyorum, inşaat işi ile uğraşıp, üstelik mühendis olan insanlar sürünürken, AHA'nın devasa servetinin üzerinden zıplayıp durması, gerçekten düşündürücü olmanın ötesinde sinir bozucu da...
Şimdi de ‘hiç çekinmeden’ çıkmış; "Benim önceki yaptığım binaların, hepsi de çürük, çünkü malzeme yoktu" diyor OF'lu kardeşimiz ve insanlara derin bir "OFFF!!!" çektiriyor. İşini üzücü yanı, buna bakan Faruk Çelik’in de katılması ve ben de müteahhit iken yaptığım tüm binalar çürüktür yaklaşımıyla OF’lu kardeşimizi onaylaması.
Ne demek malzeme yoktu. O zaman sen kum yerine, torpah, çakıl yerine yumuşak küskü(topraksı taş) kullandın. Demir yerine, ince dalları kiriş ve kolona bağladın...Doğrusu, malzemeden çaldınız...Bu bir itiraftır, suç işlediniz, kesin benim dürüstlük abidesi AKP iktidarım sizi tutuklayacaktır. AHA da yandınız!!!
Dostlarım ve de beyler bayanlar siyasetten kayanlar, lütfen gerçeği görün; ülkem de artık, hile, hurda, çalma, çırpma, kısacası hırsızlık bile 'itiraf edilerek' siyasi ve ekonomik ranta dönüştürüldü. Bu yaşananları ve yaşayanları ülkem ve ülkem insanı hak etmiyor. Ne olursunuz yaşatmayın...
Binaların çürük olmasının nedeni, malzemesizlik değil, ahlaksızlıktır...Malzeme vardı, fakat teknoloji yoktu. Endüstriyel yapı teknolojisinden yoksun olmamız nedeniyle; Geleneksel yap teknolojisiyle inşa ediliyordu yapılar. Bu olguyu yıllardır yazdık, yazdım. En son Van deprem felaketi sonrası: http://blog.milliyet.com.tr/van-depremi-ve-onlemler-icin-deprem-manifestosu/Blog/?BlogNo=331156

Olguyu tam kavramanız için bir malzemenin nasıl kullanıldığının örneğini vereyim: Biliyorsunuz, 1998 Deprem Yönetmeliği öncesi, beton yapı elemanının mukavemet değeri "B.300" idi. Bu şu demektir. 1 Metreküp betonun içinde 50 kg’lık 6 torba çimento var demektir(50x6=300). Bizler elle beton döktük, 1900'lerden, 1970'lere dek, yanı geleneksel yapı teknolojisi ile. Bu yıllar arasında çeyrek metreküplük kare teskereler ile beton karardık(o kadar yaşlı değilim, canım). Yani, kare teskere'nin içine "B.300"ü yakalamak için, 1.5 torba çimento atmamız gerekirdi. Fakat , teskerenin içine bir torba at, ardından bir torbanın yarısını at, o torba yarısını tekrar yerine bırak süreci beton taşeronu için işçilik ve zamandan kayıptı. Uyarırsanız, yine zamandan ve işçilikten kaybetmemek için, 2 torba, sırtınızı döndüğünüzde 1 torba atardı. Bu da beton mukavemetinin(dayanımının) farklılığını, dolayısıyla deprem yükleri karşısında dayanıksızlığını beraberinde getirir. 1970'ler sonrası teskerenin yerini, çeyrek metreküplük 'Mardinli kardeşlerimizin' betonyerleri alarak, kısman makineli beton döküm süreci başladı. Başladı başlamasına, fakat teskere'deki çimento kullanım oranındaki hata fazlasıyla devam etti. Çünkü, betonyer haznesine yine 1.5 torba çimento işçi tarafından atılıyordu... Bu nedenle, özellikle İstanbul ve diğer bütün büyük kentlerle birlikte, tüm Türkiye genelindeki betonarme yapıların beton mukavemeti düşüktür. 1990 sonrası 'Hazır Beton' ile endüstriyel,yani üstün teknolojili süreç başladı. Ve bu süreçte, beton mukavemet değerleri artı. Fakat burada da, istenen nitelikte agrega(kum çakıl karışımı) kullanılmaması, güçlü kalıp sistemlerinin devreye girememesi, betonun beton araçlarında aşırı derecede su ile harmanlanması, yapı denetim yasasının, ihale yasasının, imar yasasının yeterince işletilmemesi, kamu denetiminin zayıflığı, her türlü çalma, çırpmanın tetiklenmesi, inşaatlarımızın mukavemetini düşürmekte, fakat dolarımızın mukavemetini artırmaktadır... İşin özü AHA ile(lerle) bu kardeşim, buuuuu!!!!
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@gmail.com
evesbere@mynet.com