30 Mayıs 2014 Cuma

GEZİ EYLEMCİLERİNİN FİKRİ YOKMUŞ


GEZİ EYLEMİNİN FİKRİ  VARDI 

VE DİKİLİ AĞACI DA OLDU

31 Mayıs 2013
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'un fethinin 561. yıl dönümü nedeniyle Birlik Vakfı ve Milli Türk Talebe Birliği'nce düzenlenen Fetih Ruhu, Fatih ve Gençlik Kompozisyon Yarışması'nın Sinan Erdem Spor Salonu'ndaki ödül töreninde şunu söylüyor:
“…bu Geziciler, fikri, dikili bir ağacı olmayanlardır”
Sesleniyorum, duyar mı acaba?
31 Mayıs 2013 günü gerçekleşen Gezi Parkı Halk Hareketinin fikri de vardı mesajı de vardı. Bir fikri ve mesajı olmasaydı, sayın Başbakan siz Taksim Meydanı’nı ‘Yenı Osmanllığın düzlemine’, yani düşlerinizdeki ideolojinizin düzlemine dönüştürecektiniz.
 Bu bir fikir idi ve dikili ağacı da var idi. Öyle ki, kendiliğinden ve aniden ortaya çıkan gezideki fikir sadece ulusal değil evrensel mesajlar da içeriyordu.
İşte Gezi Parkı Halk Hareketinin iki önemli  mesajı:
Birincisi; “31 Mayıs 2013 tarihine dek hep birkaç kişi düşündüler, konuştular  ve birçok kişiyi dinlemek zorunda bıraktılar, artık birçok kişi olarak düşüneceğiz ve konuşacağız ve, o birkaç kişi bizi dinleyecek. Bunun için de; Yalçın Bayer’in ‘Yeter Söz Milletindir’ köşesinde, bırçok kişinin yıllardır sesini yükseltmesini  kurumsallaştırıp yaygınlaştıracağız.
İkincisi; “31 Mayıs 2013, Türkiye’de ve dünyada 20. Yüzyılın egemen ideolojilerinin sonlandığı ve ‘dünyanın özgün gelişimi ve değişimini dikkate alarak, farklılıkları bütünleştiren, evrensel barışı esas alan’ 21. Yüzyılın ideolojisinin başlangıcıdır.”
21. Yüzyılda, artık birkaç kişinin düşüncede, siyasette, ticarette, bürokraside ve medyadaki egemenliği bitiyor, birçok kişinin, yani halkın etkin ve belirleyici olacağı sürece girildi. Bu sürecin düğmesine de Türkiye’de basıldı. Brezilya’ya yansıyan sürecin Türkiye’de daha da güçlenmesi ve evrensel mesajını yaygınlaştırması için, ülkemdeki ‘CHP’lisinden, İP’lisine, solum diyen tüm oluşumların , hatta demokratik sağ oluşumların, Gezi Parkı Halk Hareketi’nin edilgenleşmesine izin vermeyerek, bu harekete  paydaş olması gerekir.
Özellikle sol bu konuda kendini sorgulamalı. İlle de CHP’nin evrensel  ilkeler bütünü  ‘6 oku’ çağımız özgün gelişim ve değişim boyutunda  varsıllaştırıp, 21. Yüzyıl ideolojisine entegre ederek, ideolojisindeki aynılıkları kırmalıdır.
Bu bağlamda sayın Kılıçdaroğlu’nun  ‘eleştirilmesi gereken noktaları olsa da’; Gezi ruhuna özdeş, her düşünceye yer veren duruşunu ve  “…Kim ne derse desin bu partide gençlere ve kadınlara yer açacağız daha fazla kadın genç siyasete katılacak.
Ben olmazsam CHP olmaz siyasetini ortadan kaldıracağız.” öfkesine, öfkelenmiyor, aksine gelecek adına umutlanıyorum.
Gazete Frankfurt’ta çıkan yazım(22 Temmuz 2013):
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

sevket-che@hotmail.com

SAYIN ABDULLAH GÜL UZAKTA İKEN GÜZEL ŞEYLER İŞARET EDİYOR MU?

CUMHHURBAŞKANI HARVARD ÜNİVERSİTESİ’NDE NE DEMEK İSTEDİ?
31 Mayıs 2014
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Harvard Üniversitesi’nde katıldığı, “Güncel Bölgesel Konular ve Geleceğe Bakış” başlıklı panelde dinleyiciler arasında bulunan Harvard Tıp Merkezi’nden Dr. Emrah Altındiş’in yaklaşık 3 dakika süren sert soruları ile karşılaştı:
“…Sizin başında olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini, 8 vatandaşını öldürdüğü, 90 insanımıza kafa travması yaşattığı, 9 insanın gözünü yitirdiği, binlerce insanı gaza boğdu için protesto ettik. Fakat Türkiye’de şiddet devam ediyor.. Roboski katliamında sizin başında olduğunuz ordu 34 kişi öldürdü. 17’si çocuktu..Kızılay’da Ethem Sarısülük başından kurşunla vuruldu. Katili dışarda. Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz? Geceleri nasıl uyuyorsunuz? Berkin Elvan 14 yaşındaydı. Sizin başbakanınız 14 yaşındaki çocuk için terörist diyor..Türkiye’de bu soruyu sorsaydım beni tutuklarlardı.. Lütfen sorum tercüme edilsin..”
Gül, Dr. Altındiş’in sorusunun tercüme edilmesi üzerine, Cumhurbaşkanı; “Şimdi beni sen dinle; söylediğin sözler doğru değil. Bir başkası olsaydı sana bu soruyu sordurmazdı. ” derken, neyi işaret etmiş olabilir? Veya kime ve kimlere  mesaj göndermiş olabilir.
Başbakanın otoriter  duruşunu işaret etmiş olabilir mi? Veya bununla ilintili olarak seçmene, muhalefet liderlerine  mesaj göndermiş olabilir mi?
Bence  de işareti  ve mesajı bir bütündü.
Cumhurbaşkanı uzaklarda iken zaman-zaman olsa da kendini tutamayıp böylesi göndermelerde bulunuyor, fakat yakınında iken mum gibi susuyor, her kesimi de düşündürüyor.
“Sen insan değilsin” diyerek kendisine hakaret eden Gül’ün  Türk korumaları da, Dr. Emrah Altındiş’in tüm söylediklerini doğruluyordu.
Evet, Türkiye’de kesin dayak yer, yerde tekmelenir, yetmedi 14 yaşındaki Berkin’i terörist ilan edenler, Dr. Emrah Altındiş’i terör örgütü lideri olarak tutuklarlardı.
Ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun karşısına geçilir; “Bana diktatör diyorsun, ben diktatör olsam, böyle konuşabilir miydin, karşımda oturabilir miydin?” kahve kültürü sendromuna girilirdi.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

sevket-che@hotmail.com

27 Mayıs 2014 Salı

FAİZ CAİZ Mİ?

FAİZ CAİZ Mİ?
28 Mayıs 2014
AKP  iktidarına, ekonomi politikalarındaki  ‘meşrebi(karakter) nedeniyle sorulması gereken en önemli soru; “Faiz caiz mi” sorusudur.
Olguya, makarnacının da algılayacağı şekilde açıklık getirmek için Arapça  ‘Caiz’ sözcüğünün anlamını belirtmeliyiz.
Caiz: “Din, Ahlak, Yasa ve Töre ya da daha farklı bakımdan işlenmesinde, yapılmasında sakınca olmayan, yapılıp işlenmesine izin verilen, uygun, yerinde görülen, yakışık alan” demektir.
Fakat; Caiz kelimesi, cümlede kullanıldığı yere göre çeşitli anlamlara gelir: 
1-Caiz, genel olarak ruhsat verilmiştir, günah değildir manasındadır. Fakat, caiz denilen şeyi yapmamak daha iyidir.
2- Yapılması daha iyi demektir.
3- Yapılması tenzihen(suçlamanın dışında bırakma) mekruh(sevilmeyen, hoş karşılanmayan) demektir.
4- Yapılması tahrimen(Arapça, yasaklanmış olarak) mekruh(hoş karşılamama) demektir.
5-Yapılması mubah, yani yapılması veya yapılmaması hakkında kesin hüküm bulunmayan durumdur.
6- Yapılması vacip, yani yapılması zorunlu değil ama gerekli olan durumdur.
7- Yapılması günah demektir. Caizdir demek helaldir demek anlamına gelir.
8- Zorunluluk olmadıkça, yapılmaması daha iyi olur, yapılırsa da günah olmaz demektir. 

AKP iktidarı, dahası Arap milliyetçisi Recep Tayyip Erdoğan  2002’den bu yana Faiz olgusunu, Caiz sözcüğü gibi ‘cahil-cahil’  farklı anlamlarda kullanmıştır.
Geldiğin günden beri faiz caiz(dir) diyeceksin ve sıcak para/ borçlanma ile sağladığın ekonomik rantı yandaşlara aktaracaksın, sonra dönüp faiz caiz değildir(günahtır) diyerek siyasi rant sağlayacaksın; kim yer bunları, sadece makarnacılar.
Arapları ve Rusları ve kendini zengin ettin ve halkıma borçlar, bakanına  1 katrilyonluk saat taktın; doğru nu yaptın?
Kim inanır sana, elbette ki Kadir İnanır.
Üretmeksizin, cari ve cahil açığı kara-kara sıcak paralarla kapatan kim? Zarrab’ın altınları  mı dedin? Hayır,  faiz ve caiz lobisinin katkılarıyla sen.
Fakat korkmaya başladın ve Merkez Bankası Başkanını günah keçisi yaptın, iyi de alsana görevden, Alamazsın, çünkü iktidarlığını içteki ve dıştaki faiz lobisine borçlusun. Onlar sıcak paralarını çekse, biliyorsun ki seni de iktidardan çekecekler. Onun için sıcak para getirenlerin fazlasını götürmelerine ve içerdeki yandaşların faiz zengini olmalarına göz yumacaksın.
Bu ara. Merkez Bankası Başkanı’na olan sanal saldırını makarnacıya bile algılatmaya başlattık ve sıcak paracıların getirdiklerinden fazla götürmeye başladığını, sen de  Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedeceğini görmeye başladın.
Makarnacı yavaş-yavaş.  Faiz artışının dışardan gelecek sıcak parayı artırarak  enflasyonu artırdığını da, yılbaşında çalışanlara ve emeklilere verdiğin mini-mini maaş artışlarını katmerli bir şekilde götürdüğünü de görecek ve senin defterini dürecek.
Tek çözümün karları dağıtarak uzatmaları oynaman. Öyle ki kolundaki saati bozdurup dağıtsa  en az birkaç zaman uzatma alır, ki ona da hazırız.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
        TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
        evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

        sevket-che@hotmail.com.tr

26 Mayıs 2014 Pazartesi

EY DEPREM GELDİNSE 33 KEZ UYAR ÇÜNKÜ DERS ALMIYORUZ!!!

DEPREM KENDİSİNİ 

ANIMSATINCA 

YİNE DEPREM 

DUYARLILIĞIMIZ

 DEPREŞTİ
26 Mayıs 2014
 Depremi biliyorsunuz. Aslında bilmeyenler bile öğrendi, çünkü ülkemiz adete Avrupa ve Asya arasında ‘faylarla örülü’ salınan bir hamak gibi. Bu hamak sıklıkla salındığı içim sıklıkla depremi anlatırız. Tehlike geçer geçmez gaflet içinde  depremin koynuna girer uyuruz.
Peki “Depreşme” nedir biliyor musunuz? Depreşme: Bir olguyu tam unutmuşken o olguyla ilgili bir materyal görüldüğünde girilen ruh hali” İşte biz depremi belli zaman aralıklarda, artçı şoklar halinde depreştiren duyarsızlarız.
Depremle ilgili depreşmelerimiz:
Deprem panelleri ve programları yaparız.
‘Depremle yaşamayı öğrenmeliyiz’ nutukları atarız.
İstanbul başta olmak üzere, deprem kuşağındaki yapıları güçlendirmemiz gerektiğinden söz ederiz.
Yapı malzemeleri ve yapı elemanlarının deprem mukavemetlerinin artırılmasından söz ederiz.
İhale Yasası, Deprem Yönetmeliği, Yapı Denetim Yasası  ve İmar Yasası’nın yetersizliğinden ve Afet Planı’ndan söz ederiz.
Fakat;
 1999’daki büyük felaket Marmara-Bolu depremi sonrası, Bülent Ecevit hükümetince oluşturan ‘Deprem Fonu’ paralarının ‘2002 sonrası’ nerelere harcandığını sormaz ve sorgulamayız.
Evet, TOKİ öncülüğünde yaşama geçirilen ‘Kentsel Dönüşüm’ yalanıyla, bu paraları söğüşlediğimizi sorgulamayız.

Yine Bülent Ecevit hükümetince kurulan ‘İl Afet Merkezi’ tarafından İstanbul’da deprem anı için belirlenen 480 noktadaki çadır kurma alanlarının 2002 iktidarı sonrasınca büyük kısmının imara açıldığını ve bu alanlarda İstanbul’un siluetini de yok eden devasa yapılar inşa edenleri sorgulamayız.
En önemlisi 24 Mayıs 2004 günü Gökçeada merkezli Ege depremi sonrası, 2002 sonrası özelleştirilen Türk telekomünikasyon ‘nün altyapısı ’sının  çökmesi nedeniyle telefonların çalışmamasını sorgulamayız.
İşin gerçeği şu; Marmara’da olası bir depremde, özellikle İstanbul’da yaşanacak felaketlere, Soma’daki katliamlar da olduğu gibi, “Bu bir kaderdir, fıtratında var” mı diyeceğiz?
Siz eğer, İstanbul’da kentsel dönüşüm  projesini yaşama geçirirken, olası deprem nedeniyle, geleneksel yapı teknolojiyle inşa edilen bnaların güçlendirilmesine öncelik vermez, yeni yüksel yapılara ve de Osmanlı yapılarının yenilenmesine öncelik vermek akıllarda soru işaretleri yaratmaktadır. Ne ilgisi var demeyin, sizin kentsel dönüşüm diyerek kendi ideolojinizi dönüştürmeniz, İstanbul ve Türkiye için deprem riskini hiç dikkate almıyorsunuz demektir.
Laisizme ve demokrasiye karşı değiliz, İslamiyet bu evrensel değerlere örtüşüyor, bunun için milli gömleği çıkardık diyeceksin, yapıları güçlendirmek yerine ideolojini güçlendirircesine, Laisizm ve çoğulcu demokrasi İslami değerlerle bağdaşmaz diyerek ülkeyi İslami kurallarla yönetecek rejim dönüşüne gideceksin.
Hayır, sen tehlikeyi sezinleyip  var olan yapıları güçlendirerek Kentsel dönüşümü gerçekleştirmen gerekirken, rejim dönüştürme peşindesin..
Tehlikeli sulardasın..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
         TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
        evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32

        sevket-che@hotmail.com.tr

23 Mayıs 2014 Cuma

ÇOCUKLARA CEEE BÜYÜKLERE R-CEEEP


ŞU KARŞIMDA OTURABİLEN 

ADAM BANA DİKTATÖR

DİYOR
23 Mayıs 2014

Soma katliamcılarını düşünün fakat çıldırmayın, çıldırtın!
Soma katliamından sonraki, katliamcıların duruşları eğer bizleri çıldırtmadıysa, bu acımasız ilkel duruşları ‘çıldırtarak’ yok edeceğiz demektir.
Düşünün;
7 yakınını kaybeden bir kazazede Jandarma tarafından yere düşürülüyor ve yerde iken başkatlıamcının* ‘danışman görünümlu’ iğrenç yağdanlığı** tarafından tekmeleniyor ve acılı Somalı rapor alması gerekirken, acımasız sopalı 7 gün iş göremez raporu alıyor. Ardından başkatlıamcının Allah’tan korkusu olmayan yardımcısı***(Bülent Arınç harıç), tekmeci yağdanlığın saldırıya uğradığını, kendisini savunduğunu, yaralandığı için rapor aldığını söylüyor, fakat tekmeci ertesi günü başkatlıamcıyla utanmadan Soma şehitlerin arkasından namaz kılabilmiştir(Benim Allah’ım kesin bunların Namazını kabul etmemiştir).
Düşünün:
 Diktatörlüğü birebir her saniye adam öldürmek ve özel araçlarla adam toplatmak olarak algılayan: ama, savunmasız insanları içeri attırmanın, telefonları dinletmenin, kendisini eleştirenleri işlerinden etmenin, köşe yazarlarını gazetelerden kovdurmanın, işadamlarına Maliye Bakanlığını kullanarak ceza yağdırmanın, Soma’da felaketzedeleri tokatlamanın, Soma’ya girmemeleri için  halka, Sivil Toplum Örgütlerine, Avukatlara, gazetecilere, sendikalara yasak getirmenin ve  cübbeli ve sarıklı örümcek beyinlerle Soma’yı doldurmanın, küfretmenin, aşağılamanın(başka ne kaldı ki?) diktatörlük olduğunu algılayamıyor.
İşte bu kişi bir toplantıda muhalefet liderine eliyle işaret edip; “Şu karşımda oturabilen adam bana diktatör diyor. Ben diktatör olsam karşımda oturabilir miydi?” diyebiliyor ve yanıtı vermeksizin toplantıdan sıvışıyor.
Bu duruş, düz mantık değil, dümdüz mantık; insanı çıldırtır, aman çıldırtmayın, çıldırtın.
Ve düşünmeye devam edin:
Düşünün:
Soma Kömür Ocakları işletmecisi yılda en yüksek üretim (Fr. Kapasite) 2 milyon ton olan ocaktan, hangi teknolojiyi kullanarak yılda 6 milyon ton kömür çıkardığını.
Elbette ki, yani 2002 sonrası oluşan ülkemize özgü kölelik yönteminin kaynağı ucuz emekle. Bunu nasıl kurumsallaştırıyorlar?  Osmanlı yönetim  mantığıyla ve adına da günümüzdeki gibi taşeron sistemi diyorlar. İlgisi yok resmen adı Osmanlı kiralama sistemi olan Mültezimdir. Özdeki anlamı da: ‘bana bu kadarını ver, sen ne yaparsan yap’tır. 
Örneğin, bana 2 milyon kömür çıkart. O  ne yapıyor 6 milyon çıkartıyor, 2 milyon‘ün %84’unu hükümete kira olarak ödüyor, kalan %16’sını da düşük fiyatla devlet satın alıyor.  Böyle şirket nasıl kar eder?  Bu durumda şirketin kar etmesi olası mıdır? Olasıdır, çünkü Emek sömürüsü ile ucuza mal ettiği ve belli kısmını seçim kömürü olarak dağıttığı 4 milyon ton kömürden artanını satacaktır. Hangi fiyatla ? TKİ’nin/Enerji Bakanlığın/Hükümetin yanma kalitesini artırmak için yaptığı yıkama sonrası koyduğu 150-300 TL arası değişen fiyatlarla.
Veya ‘benim ayvalarımı 10 kuruştan sat, ben sana %de veririm’. O ne yapıyor? 40 kuruştan satıyor ve 30 kuruşu cebe indiriyor, hükümetten aldığı %’yi de rüşvet olarak dağıtıyor.
İşte bunun adı; Osmanlıca Mültezimlik, yanı günümüzdeki taşeronlukla hiç ilgisi olmayan sahte taşeronluk. Ben mühendisim ve taşeronluk sözleşmelerini çok iyi bilirim.
Bizleri resmen. Gizliden gizliye Osmanlı kafasıyla yönetiyor ve onun için bir garip beniâdem diyorum adına.
Adem, resmen: açgözlü din tacirlerinin öncü, gözünü cennetten ve azaptan esirgemeyen, emperyallerin korumasında bir beniâdem. Hırsın, ilkel popülizmin, doyumsuzluğun, megalomanlığın, acımasızlığın bir bedende harmanlandığı/aynı bünyede birleştiği varlık, doğrusu laboratuvar adresli yaratık.

*: R-cep T-ayip Erdoğan
**: Yusuf Yertek
***: Hüseyin Çelik
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
         TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
        evesbere@mynet.com
        sevket-che@hotmail.com.tr

        GSM: 0506 609 00 32

14 Mayıs 2014 Çarşamba

MADEN İŞÇİLERİMİZİN DEĞİŞMEYEN KAÇINILMAZ KADERİ



MADEN İŞÇİLERİ 

GÖZ GÖRE-GÖRE DEĞİL, 

GÖRMEYE GÖRMEYE  

TOPRAĞA VERİLİRCESİNE   

MADEN OCAKLARINA VERİLİYOR
        

14 Mayıs 2014

         “Manisa Soma maden ocağı faciası AKP iktidarının ‘göz göre-göre değil, görmeye-görmeye’  yarattığı faciadır.”

         Öncelikle Ulus olarak başımız sağ olsun:
         “Manisa Soma'da özel bir şirkete ait kömür ocağında salı günü saat 15:30 sıralarında trafo patlaması nedeniyle yangın çıktı. Yangın, işçileri tam vardiya değişimi sırasında yakaladı. Kapıya yakın olanlar kaçarken yüzlerce işçi mahsur kaldı. Başlangıçta mahsur kalan işçi sayısının 200 olduğu belirtildi(400’u aşkın olduğu söyleniyor). ..”
         Yaşamını yitiren ve görev şehidi olan200(ün üzerinde  canımız için yakınlarına başsağlığı diler, acılarını paylaşırım. Allahtan; ocaktaki canlarımızın  kurtarılması ve acılarımızın artmamasını diliyorum.
         Canlarımızın Karbonmonoksit  gazı ile yaşamını yitirmesi karşısında  'tatlı bir ölümdür' diyenlere de böylesi tatlı ölümler diliyorum. Bu söylenecek bir şey mi; toplum olarak değil de toplum önderi akil insanlar tümden sakil(kaba, sıkıntı veren) olmaya başladı.
         Göz göre-göre değil, görmeye-görmeye bu son felaket yaşandı, dahası yaşatıldı. Çünkü artçı ölümlerle böylesi bir kaza resmen görünmeye başlanmıştı ve yandaş taşeronları koruma adına benim işçi korunması için önlemler alınmadı.
         Evet;
         Muhalefet bile yapamıyor, hiç projesi yok diye aşağılanan ve yetersizlikle suçlanan  CHP’nin vekilleri geçtiğimiz Ekim ayında Soma’daki madenlerde meydana gelen iş kazalarını Meclis gündeminde taşımış, hazırlanan araştırma önergesi 29 Nisan’da Meclis’te görüşülmüştü.Soma’da meydana gelen iş cinayetlerinin ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile bu ölümlerin nedenlerinin ve ihmal iddialarının araştırılması amacıyla Meclis’te bir komisyon kurulması istemiyle verilen önerge, CHP, MHP ve BDP’nin ‘Evet’ oylarına karşılık AKP’nin ‘Hayır’ oylarıyla reddedilmişti.  
         Herkes resmi bir açıklama beklerken olay yerine Başbakan Erdoğan, Türkiye Haber Kameramanları Derneği tarafından düzenlenen 19. Zoom Uluslararası Haber Görüntüleri Yarışması’nın ödül törenindeydi.
         Suçlu aramıyorum, suçluyu deklare ediyorum…
         Manisa AKP milletvekilinin hala 3 kayıp var iddiasını sürdürmesi, çok ama çok düşündürücü değil mi?
         Soma’da yaşanan ve yaşanmaya devam eden bu katliama özdeş felaketin işletmecisi,  bu ocakları Türkiye Kömür İşletmeleri’nden (TKİ)’den rödovans yöntemiyle kiralayan, yani  Manisa-Soma’daki maden ruhsat sahaları hak sahibi olan TKİ’den süreli olarak ton başına elde edilen maden hasılatı karşılığında kiralayan ‘Soma Holding'in sahibi Alp Gürkan’ 2012'de yaptığı bir açıklamada daha önce Türkiye Kömür İşletmeleri’nin (TKİ) 130-140 dolara mal ettiği kömürün tonunu kendilerinin özel sektörün çalışma tarzıyla fiyatını düşürerek 23.8 dolar maliyetle çıkardıklarını söylemiş. Demesi o ki;  “TKİ, Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Biz ihaleye girip, tonunu TKİ’ye, rödovans) payı dahil 23.80 dolara çıkarma taahhüdü vermişler. Böylelikle, hem TKİ, rödovans karşılığı işlerini özel sektöre devrederek zarardan kara geçmiş, hem kendileri kazanmışlar.
         Sormak istiyorum; TKİ’yi ve kendilerini kara geçiren ‘özel sektörün bu çalışma tarzı nedir?’ yanıtını ben vereyim; toprağa verircesine maden ocaklarına verdikleri maden işçisinin ucuz emeği.
         Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın bu işleyen ‘ iş güvenliğinden yoksun’  çalışma sürecini bakın ‘taşerona övgüler yağdırarak’ nasıl anlatıyor: “Türkiye’nin refahını bozmak isteyenler Türkiye’nin siyaset tarihinde her zaman olabilir, olacaktır. Takmayın kafanızı. Kafanız karışmasın, gönlünüz bulanmasın. Bizler Allah’ın izniyle sizden aldığımız desteklerle beraber Türkiye’nin nasıl 10 yılda GSMH’sini üç katına çıkardıksa önümüzdeki 10 yılda da sizlerle beraber bunu daha yükseğe çıkaracağız”
         Kimlerle yükseğe çıkaracaksınız Taner Yıldız, hepsini öldürdünüz::((
         20o3’ten bu yana, son kayıplar hariç 100’ün üstünde insanımızı kaybettik, 200’ün üzerinde insanımızı ekleyin 10 yılda 500’e yakın insanımızı toprağa verdik..Adeta bu aymazlıklarla, madene verdiğimiz insanımızı resmen toprağa veriyoruz..Ucuz maden çıkarıyorlarmış, yani tonu 140 dolar iken bunlar 24 dolara çıkarıyorlarmış; bunu nasıl başarıyorlar? Mısır piramitleri de ucuza mal ediliyor, çünkü çalışanların hiçbir iş güvenliği yok, ölen temele gömülüyorlardı.
         Çünkü, fizibilite çalışmaları yeterince gündeme getirilmiyor, Çevre Etki Değerlendirme(ÇED) raporları dikkate alınmıyor, kısacası gerçeklerden kaçarak, projeler hazırlanıp uygulamaya konuyor. Özel sektör değil, yarattıkları “Yandaş çok özel sektörler’ in kar amacına hizmet eden, onlara kazandıran bu projeleri kamuoyuna iyi bir yatırımmış gibi göstererek kamuoyunu aldatmaktadırlar.
         Bunun için; böylesi siyasi ve ekonomik rant projelerini  savunan politikacıların  yönlendirmesinden uzak tutulmalıdır
         Eğer politik liderler gerçekten ülkesinin insanının düşünüyorsa, bu tür projeleri derhal rafa kaldırmaları gerekir(di). Şimdi aynı rant mantığıyla, Artvin-Yusufeli Baraj’ının ve Hasankeyf Ilısu Barajı’nın temeli atılmaya çalışıyor. Bu barajların mal oluş hesabını yapın ve enerji üretimine başladıktan sonraki gelir süreciyle karşılaştırın, hiç de getirisi olmayan projeler olduğunu göreceksiniz.
         Bunların duble yolları, Hızlı trenleri de böyle, köprüleri de(daha dün köprü viyadükü çöktü). Bunların yolunda yola çıkılmaz, köprülerinden geçilmez, Hızlı trenlerine binilmez, sularından içilmez(su bırakmadılar ki); ne zaman nasıl bir felaketle karışılacağınız  belli değil.
         Hep uyardık; “Maliyetten kaçınmayın ve doğaya ve doğana saygılı projeler üretin. Sahil yolunu kuşaklama yöntemiyle kıyıdan uzak coğrafyada inşa edin, belki 10 TL’ye değil, 30 TL’ye mal olacaktır, fakat güvenli olacağı için, dayanıklı olacağı için süreç içinde maliyeti düşürecektir, aksı taktirde sahilden geçirirseniz duble yolu, yağışlarda/sellerde ve deniz taşkınlarında yollar kullanılmaz hale gelecek ve maliyeti artacaktır.” Diye, fakat biz söyledik, biz duyduk, yani dinlemediler. Yaşananlar bunları kanıtlayan gerçeklerdir.
         Sürekli yerin altını ve üstünü yok ediyorlar; her iki düzlemde sürdürülebilir  doğayı ve doğanı yok etme politikalarıdır.
         http://blog.milliyet.com.tr/iscimin-komur-karasi--madencinin-yuz-karasi/Blog/?BlogNo=396644
         http://blog.milliyet.com.tr/bursa-da-ve-taskin-koruma-seferberliginde-gocuk-gocuk/Blog/?BlogNo=218300

        ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
         TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
        evesbere@mynet.com
        sevket-che@hotmail.com.tr
        GSM: 0506 609 00 32



13 Mayıs 2014 Salı

SAMSUNSPOR SPOR LİG STARTI ALDI


SAMSUNSPOR ANKARASPOR’U

 GEÇEREK 

SÜPER LİG YOLUNA GİRDİ
       14 Mayıs 2014
           
            Manisa'nın Soma İlçesi'ndeki Soma Holding'e ait olan kömür madeninde trafo patlaması nedeniyle çıkan yangında yaşamını yitiren görev şehidi olan  canlarımız için yakınlarına başsağlığı diler, acılarını paylaşırım. Ocakta kalan canlarımızın da  kurtarılması ve acılarımızı azaltmasını diliyorum.
      
       Yaşam devam etmek zorundadır:
       Peşinen söyleyeyim; 90 dakika Ankaraspor daha atak, Samsunspor  ise akılı ve dikkatliydi(kontratak düşündü). Maçı akıllı oynayan kazandı. İkinci maç çok çekişmeli geçecek. Bana göre avantajlı olan Samsunspor, çünkü gol yemeden alınan her sonuç iyidir.
         Özgür Yankaya bence maçı fena yönetmedi. TRT’nin maçı anlatan  spikeri  iyi değildi. Sunucu; Yankaya’dan daha yanlıydı; sürekli Ankaraspor’u öven  değerlendirmelerinde bulundu ve bu da TRT’nin tarafsızlığını her şeyde olduğu gibi örseledi.
         Ankarsporlu futbolcular, özellikle Caner, Abdullah ve eski Samsunsporlu Lokman, çalıştırıcıları Osman Özköylü gibi çok ama çok provokatif ve agresif idiler. Aksine; Samsunspor çalıştırıcısı ve futbolcuları ile çok soğukkanlı oynadılar ve kazandılar.
         Samsunspor Ekikgho ve Canberk’in eksikliğini hissetti. Hadi anladık, Ekigho sakat veya cezalı idi, peki Canberk gibi bir topçu nasıl oynamaz, oynatılmaz? Kalpar bazen büyük hatalar yapıyor.
         Maçın 3 önemli hareketi;
           
Organize gelişen Samsunspor atağında Ahmet Burak' ın sol çaprazdan sert şutu direkten
Döndü(13.dk).
         Ankaraspor'un üst üste kullandığı köşe vuruşları sonrasında kale sahası içinden Bilal Aziz' in vuruşu üst direkten döndü(77.dk.) 
         79.dk.  Ceza sahası içine yapılan ortayı Murat kafa ile aşırttı. Kaleciden dönen topa kafayı vuran Musa Sinan topu ağlarla buluşturdu. 1-0


         Stat: Samsun 19 Mayıs-9 Mayıs 2014-Saat:19:00
         Samsunspor: Soner Şahin-Murat Akyüz-Cemil Adıcan-Fatih Kılıçkaya-Ahmet Burak Solaker-Adnan Güngör(89 Turgay Golbaşı) -Taha Yalçıner-Amınu Umar(90 Serkan Çalık) -Arif Şahin(69 Musa Aydın)-Musa Sinan Yılmazer-Eldın Adılovıc
         Yedekler: Furkan Köse-Turgay Golbaşı-Musa Aydın-Serkan Çalık-Canberk Aydın-Ayhan Tuna Üzümcü-Şaban Özel
         Teknik Direktör: Hüseyin Kalpar
         Ankaraspor: İsmail Şahmalı-Sofıane Hannı-Galip Güzel( 74 Emrullah Kokoç) -Abdullah Karmil-Caner Arıcı-Lokman Gör-Ragıb Başdağ-Dyzaıss Lys Mouthhys Mıckalad-Muhammet Bayır-Serkan Atak-Bilal Aziz Özer(89 Dilaver Güçlü)
         Yedekler: Ercüment Kafkasyalı-Dilaver Güçlü-Göksü Türkdoğan-Furkan Şeker-Kenan Şahin-Serdar Eylik-Emrullah Kokoç
         Teknik Direktör: Osman Özköylü
         Gol: 79.Dk. Musa Sinan (Samsunspor)
        
         İkinci maç, Ankara’da Yenikent Asaş stadı saat 21:45’te oynandı.
         Orduspor’u ilk maçta 2-1 yenen, ikinci maçı da deplasmanda 1-0 alan Marsin İdman Yurdu(M.İ.Y) finale kalmıştı.
         Samsunspor MİY’e rakip olmak istedi.
         Ve maç başladı:
         Samsunspor adeta fırtına gibi. Böylesi atak futbolunda Samsunspor Canberk olmalı idi; neden yok anlayamıyorum.
         7 dakikada eski Samsunsporlu Lokman Gör  sarı kart gördü, Gör bence kesin kırmızı kartlıktı. Samsunspor 15 dakika sonra durdu ve Ankaraspor atağa kalktı bu sefer. Fakat açıklar vermeye başladı ve bu açıkların birinde gol beklerken, 31’de duran topta Adilovıç durumu 1-0 yaptı. Samsunspor anlayamadığım şekilde geri çekildi, geri çekilince golü yedi; 39. Dakikada bir ara Galatasaray’da oynayan Ragip şimşik gibi bir şutla Kırmızı şimşeklerin kalesine golü attı; 1-1 Ve ilk yarı böyle bitti.
         İkinci yarıda da Samsunspor hızlı başladı. Şu bir gerçek Semsunspor top yapamıyor.. Fakat defans iyi, biraz da orta saha ve skoru korumaya çalışıyor.
         77’de önce Umar’ın sert  şutu, sonra Ekigho’nun kafası kaleciden döndü. 82’de % 100’luk pozisyonu değerlendiremedi Musa Aydın. 88’de Umar Kaleci ile karşı karşıya kaldı, golü atamadı.
         Ankaraspor, 1 ve 2. Bölgede başarılıydı, 3. Bölgede hiçti. Samsunspor 1 ve 3. Bölgede başarılıydı, onun için gol yemedi, gol attı. Cemil, Fatih, Umar ve Musa Sinan ve de Musa Aydın..Sahada bir iyi olan da, Osman Özköylü idi. Özellikle, sahanın bir ara karışmasında futbolcuları  düzeltmesi ve maç sonu Samsunspor topçularını tek-tek kutlaması kutlanacak duruştu.
         Olsun, Ankaraspor da atamadı ve Samsunspor finale kalarak MİY’in rakibi oldu.
         İşin üzücü yanı, bir önceki gözlemcinin raporu bahane edilerek PFDK(Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu)-ki kasıt arıyorum bunda- cezasıyla pazar günü(18 Mayıs 2014) İstanbul Kadiköy Şükrü Saraçoğlu maçını seyircisi gelemeyecek. Bu Samsunspor’a, Samsun’a  ve  o vefalı seyircisine yazık..
         Sizlere bir soru: “Türkiye’de şike kalktı mı?”
         Samsunspor Mersin’de MİY’e karşı 3-0 galipken 5-4 yenildiği maçın intikamını da alarak Süper Lige dönüş yapacak gibi, çok ilginç.
         Üzücü taraf
         Hakemler: Halis Özkahya(Hakem)-Erdem Bayık(1. Yardımcı Hakem)-Hakan Yemişken(2. Yardımcı Hakem)-Alper Ulusoy(Dördüncü Hakem)-Mustafa Arslan(Gözlemci)- Vahap Şimşek(Temsilci)- Bülent Tırnaksız(Temsilci)
Doğan Durgun(Temsilci)
         Ankaraspor: İsmail Şahmalı-Sofıane Hannı(85 Kenan Şahin) -Galip Güzel-Abdullah Karmil-Caner Arıcı-Lokman Gör-Ragıb Başdağ-Gökhan Ünal(71 Göksu Türkdoğan)- Muhammet Bayır-Dilaver Güçlü -Bilal Aziz Özer(62 Dyzaıss Lys Mouthhys Mıckalad)
         Yedekler: Ercüment Kafkasyalı- Dyzaıss Lys Mouthhys Mıckalad-Göksü Türkdoğan-Furkan Şeker-Berkay Can Değirmencioğlu-Kenan Şahin-Serdar Eylik-Serkan Atak
         Teknik Direktör: Osman Özköylü
         Samsunspor: Soner Şahin(64 Furkan Köse)-Murat Akyüz-Cemil Adıcan-Fatih Kılıçkaya-Ahmet Burak Solaker-Adnan Güngör(54 Turgay Gölbaşı)-Taha Yalçıner-Amınu Umar- Musa Aydın-Musa Sinan Yılmazer-Eldın Adılovıc(75 Ehiosun Ekıgho)
         Yedekler: Furkan Köse-Turgay Golbaşı- Arif Şahin - Canberk Aydın-Ayhan Tuna Üzümcü-Şaban Özel-Ehiosun Ekıgho
         Teknik Direktör: Hüseyin Kalpar
            Gol: 31.Dk. Adilovic(Samsunspor), 40.Dk. Ragıp(Ankaraspor)
         Kırmızı Kart:90.Dk. Abdullah(Ankaraspor)
           
         http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-samsunspor-macinda-melo-volesi/Blog/?BlogNo=326266



                  ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
                  ŞUTLUYORUM
                  sevket-che@hotmail.com.tr
                  evesbere@mynet.com

                  GSM: 05066090032

11 Mayıs 2014 Pazar

GALATASARAY ASLANLARI FIRTINADA BİLE AVLADI



GALATASARAY 

TURABOZANSPOR’UN

TURASINI BOZDU
       11 Mayıs 2014
      
       Seyircisiz maç,  seyirsiz maç adeta. Dahası, futbolun seyir sanatını tamamen öldüren bir anlamsız ceza seyir zevkini öldürüyor. Adeta ölüm sessizliğinde maç izliyorsunuz. Böyle bir sessizlikte oynandı maç. Futbolcuların 22’si de, ilk 10 dakikada bu sessizliğe uymuştu adeta.
         10 dakika sonra, Galatasaray tek kale oynamaya başladı ve inanılmaz goller kaçırmaya başladı. Onur ise inanılmaz goller kurtardı.
         İlk yarı, GS’ın böylesi devasa ataklarıyla  golsuz bitti.
         İkinci yarı, Burak’ın arkasına geçen Sneijder onun yapamadığını yaptı ve 50’de GS’yi 1-0 öne geçirdi(Burak ile tek forvet, arkasında Sneijder oynamalı). Ardından frikikten Selçuk İnan  370 gün sonra ( son frikikini  5 Mayıs 2013 Sivasspor maçında atmış) durumu 2-0 yaptı(55). 56’da muslera müthiş bir kurtarış yaptı. 59’da Adrian durumu 2-1 yaptı. Sağ tarafı iyi kullanan GS, Umut Bulut ile durumu 3-1’e getirdi(71). Semih Kaya günün en başarılısı, çünkü ikinci asistliğini yaptı. 82’de, uzun zaman sonra frikikten Sneijder öyle bin gol att ki, bin gole bedel; 118 km hızla 40 metreden çektiği  ve gol ile sonuçlanan frikik anlatılmaz(4-1) ve 84’te de yerini Hamit Altıntop’a bıraktı. “Bir oyuncu hakkını böyle verir” sözü bence Sneijder için geçerlidir. Büyük oyuncu dediğin tek başına maç alan oyuncudur, o da Sneijderdir.
         Maçın Kahramanları; 4 gol yesede Onur Kıvraktır, Sneijder ve Selçuk’tur. Muslera da iyi idi. Sabri, Mancini tarafından gerçek yeri olan  sola alınıncı başarılı oldu.
         Notumdur: 15 metrelerde Selçuk, 30 metrelerde Sneijder atmalıdır firikikleri(Şansal Büyüka’dan alıntı).
         Sneijder, Fatih Terim’den sonra neden bu kadar başarılı? Mancini, takımı  tanımaya mı başladı, yoksa birileri mi tanıttı? Galatasaray gibi bir takım, tüm büyük takımları yeniyorsa( 6  derbi maçı 5 galibiyet) ikincilik için nasıl oynar? Dahası buralarda işi ne?
         Bu soruların yanıtı önemli benim için.
         Galatasaray Devler ligi’ne adım adım yaklaşıyor.
         Elazığspor , Antalyaspor ve Kayserispor PTT 1.Ligi’ne düştü.
         4-1’lik galibiyet sezonun en farklı deplasman galibiyeti. Aynı zaman Trabzon’da oynan son 4 maçın 3’ünü GS aldı.
         Stat: Trabzon Avni Aker. Saat 19:00
 Murat Ilgaz(Gözlemci)- İbrahim Yuşan(Temsilci)-Aydın Balkanlı(Temsilci)-Selçuk Küçükoğlu(Temsilci)
         Trabzonspor: Onur Recep Kıvrak-Jose Bosınwa Da Sılva- Paulo Henrıque Carnneıro Fılho(74 Emre Güral)-Aykut Demir-Adrıan Mıerzejewskı-Özer Hurmacı(11 Abdulkadir Özdemir)-Mustafa Yumlu-Olcan Adın-Yusuf Erdoğan-Alexsandru Bourceanu-Caner Osmanpaşa
         Yedekler: Zeki Ayvaz-Soner Aydoğdu-Emre Güral-Şahin Aygüneş-Abdulkadır Özdemir-Mustafa Akbaş-Gökhan Alsan
         Teknik Direktör: Amdi Mandıralı-Teknik Sorumlu; Cemil Lütfi Canalioğlu
         Galatasaray: Nestor Fernando Muslera-Felıpe Melo De Carvalho-Selçuk İnan-Wesley Sneijder(84 Hamit Altıntop))-Hakan Balta -Alex Nıcolao Telles(70 Umut Bulut)-Burak Yılmaz(88 Koray)-Aurelien Bayard Chedjou Fongang-Semih Kaya-Yekta Kurtuluş-Sabri Sarıoğlu
         Yedekler: Eray İşcan-Hamit Altıntop-Ceyhun Gülselam-Koray Günter-İzet Hajrovıc-Umut Bulut -Emre Çolak
         Teknik Direktör : Roberto Mancini
            Goller: Sneijder(50-82), Selçuk İnan(55), Umut bulut(71)  ve Trabzonspor’dan   59’da  penaltıdan


          Biliyorsunuz, Fethiyespor Yüce Atatürk pankartı açtığı için disipline gönderildi, ardından  2.Lig’e.
         Yine  biliyorsunuz, Galatasaray Fethiyespor’u desteklemek için, aynı pankartı açtığı için 350 milyon TL vergi borcu çıkarmışlardı, dinden geçinirlerken futboldan da geçinmeye başlayanlar, Galatasaray’ı Süper Lig şampiyonluğundan da ettiler. Aslında ikinci olmaktan da edeceklerdi. Fakat sırıtır diye vazgeçtiler. Yaşamın her alanına müdahale eden bu faşızan baskıyı FIFA’nın görmesi gerekir.
         Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kutluyorum kutlamasına da, bu TFF Başkanı angutun yaptığı terbiyesizliğe ne demeli? Neden geçen yıllar Galatasaray’ın kupasını vermedi veya verdi ise, Galatasaraylı kaptanın yüzüne fırlatırcasına verir?! Baba Erdoğan Ören Demirdöküm’ü bundan, BJK’lilar de kendilerini bundan  kurtardı, birileri de futbolumuzdan kurtarmalı.
       http://www.milliyet.com.tr/sevket-corbacioglu-galatasaray-ve-trabzon-arasinda-firtina-gibi-bir-mac-oldu-441641-blog-yazar-yazisi/
      
         ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
         ŞUTLUYORUM
         sevket-che@hotmail.com.tr
         evesbere@mynet.com

         GSM: 05066090032