29 Aralık 2014 Pazartesi

BİRİ RECEP DİĞERİ RCEP


AK SARAY’IN MALİYETİ İLE 

ASGARİ ÜCRET VE DE 

GÜLDÜŞÜN ÇORBALARI
29 Aralık 2014
Dikkat çok uzun araç/yazı(Long Vehicle)

Güler misin, ağlar mısın? En iyisi ‘tebessüm ederken’ düşünmek:

Uzun zamandır ‘Güldüşün çorbası ‘damak tadını ötelemiştik. Bu nedenle,  arşivimdeki menüleri sıralamaya devam ediyorum:
       
Eğer bir ülkede, işkence yapan, biber gazı sıkan, insanları kışın ortasında havuza döken(Tekel işçileri Abdi İpekçi parkındaki havuza dökmüşlerdi,Yunanlıları Akdeniz’e, Ege’ye dökercesine) polis değil de, mukavemet etti diye insanlar yargılanıyor ise, tuz koktu, kar çürüdü demektir.
İşte,  kokuşmuşluğun ve çürümüşlüğün ‘güldüşün çorbası’ boyutundaki yansımaları’
       
Önce yakın zaman ‘Güldüşün Çorbalarına’ yer verelim;
A-Diliniz yeni mi çözüldü paşam:
Anımsayın, “Rcep başta olmak üzere” Fetullahçıları; Asker
İstanbul’da Fatih Camii’ni bombalayacak, kendi uçağını düşürecek, binlerce kişi stadyumlarda toplanacak, üstelik de jetlerle korunacakmış feryatlarını, dahası kıyametler koparmalarını! Halk buna inandırıldı. Yazılı ve görsel yandaş medyalarda yalanlar üzerine senaryolar kuruldu, sahte belgeler gerçekmiş gibi kamuoyu yönlendirildi. Kabul edilen iddianameye göre “sözde darbe”yi dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman önlemiş. Nedense iddianameyi hazırlayan mahkeme, iki komutanın ifadeye çağırıp, “Böylesi darbe girişimini önlediniz mi?” diye sorması gerekirken ve de yargılanan 366 sanık da, Özkök ve Yalman’ın ifadelerine başvurulmasını istemesine karşın mahkeme onları çağırmadı.
Ne Hikmetyar ise dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman paşaları, balyoz darbesi için 3 Kasım 2014 günü ifade verdiler. Özkök: “Balyoz’u basından öğrendim. Darbe ile ilgili duyumum olmadı. Dedikodu mahiyetinde  imzasız mektuplar geliyordu..” Yalman “Darbe ile ilgili istihbarı hiçbir duyum almadım. 2003’teki 1.Ordu’daki seminer emrini ben verdim. Hiçbir belge ve bilgiye sahip değilim..”
Bu yeni davada, sadece Fetullah değil, onun paraleli Re cep T ayyip ve de bu paşalar da yargılanmalı..Özellikle AKP sahipleri, her durşlarıyla malzeme sunuyorlar, ergeç yargılanacaklar..
Bu 2 paşa, Yargıtay’ca beraatı istenen 66 Balyoz sanığıyla ilgili davada 10 Kasım günü yine tanık olarak ifade verecekler. Oradaki duruşları/söyleyecekleri önemli, çünkü, Balyoz sanığı Duruşma arasında davanın bir numaralı sanığı 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan  şunları söylüyor “Bana göre başlarına ya balyoz ya da taş düştü. Mahkemede söylediklerini başından beri söylemiş olsalardı çekilen onca sıkıntı çekilmeyecek, bu tezgahı kuranların cesareti kırılmış olacak, bunca mağduriyetler de yaşanmayacaktı. Kumpası kuranlar yapacaklarını belki yapacaktı ama komutanlarla dostluğumuz, arkadaşlığımız, birbirimize saygı-sevgimiz devam edecekti. Mahkemedeki beyanlarından dolayı kendilerine en küçük bir minnet borcu hissetmiyorum, teşekkür de etmiyorum. Biz onlara borçlu değiliz ki. Çok önceden söylemesi gerekenleri yeni söylüyorlar. Soruşturmanın başında bunları söyleselerdi teşekkür ederdim..”

B- Kaçak denen AK Saray’a harcanan para:
Diyor ki Rcep; “Biliyorsunuz artık Yeni Türkiye var. Nasıl ifade ediyorsunuz Atatürk’ün mirasları diyorsunuz, işte biz Selçuklu bakiyesi üzerine bir Osmanlı bakiyesi üzerine gelmiş bir ülkeyiz. Gayet güzel bir eseri ortaya çıkarmış olduk”
Halk ve ben diyorum ki; “ Yoksulluk erdemli insanları erdeminden uazaklaştırmaz. Fakat bazı ruhu yoksul kalmışlar erdemsiz duruşlarıyla aç kalmanın intikamını almaya çalışırlar, fırsat yakaladıklarında. İşte bu erdem yoksulları asla saraylar ve paralar doyurmaz; tüm değerleri yer..Gönül sarayından söz edenler bu eğreti saraylarında hep eğik ve ezik duracaklardır.. Bu, kaçışa da uygun projelendirildiğini(tünel ve çıkışa yakın noktada uçaklar..) düşündüğüm yapı saltanatçı bir duruşun absürt yapıtıdır, asla demokratik duyarlılığın ifadesi değildir.
Bunun için buranın “ Kurtuluş savaşı veren Atatürk ve Anadolu insanının müzesi” olmasını önerdim, 29 Ekim 2014 günkü yazımda; http://www.yusufbulut.com/index.php/makale/984-29ekim. Ardından farklı öneriler yağmaya başladı..
Düşünün, 1000 odalı bir yapı ve maliyeti 1.3 milyar lira. Bitmedi; buna 412 milyon liralık uçağı, 150 milyon liralık İstanbul köşkü(Son padişah Vahdettin’in tahta çıkmadan önce oturduğu köşk yıkılarak..), 14 milyonluk Mecedesleri ve 57 milyonluk Sikorsky helikopteri ekleyin..Ve görün ülke insanı açlık sınırında boğuşurken Rcep saltanatını. Bu hastalık değil de nedir, ey makarnacı!?
Sürekli malzeme vriyorlar..Vrince de halk veriyor veriştiriyor. Örneğin AKP’nin kamp yaptığı Afyon’da: “ Hırsızlar heyeti ilimiz sınırlarında…Malınıza mülkünüze sahip çıkın..”

C-ABD Başkan yardımcısı Joe Biden Erdoğan’dan asla
özür dilemedim:
Biden, 2 Ekim'de Harvard Üniversitesindeki konuşmasının soru-cevap bölümünde, Türkiye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin isimlerini anarak bölge ülkelerinin Esed rejimini devirmek için rejimle savaşanlara yüz milyonlarca dolar para ve on binlerce ton silah gönderdiğini savunmuştu. Ancak, IŞİD'in güçlenmesinin ardından şimdi bu ülkelerin “uyandığını” söyleyen Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da kendisine “Siz haklıydınız, fazla insanın geçişine izin verdik, şimdi sınırı kapatmaya çalışıyoruz" dediğini iddia etmişti. Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bu konuşma  büyük tartışma yaratmış ve ve bir süre sonra telefon ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bu sözleri nedeniyle özür dilediği açıklanmıştı.
Yalan, yalan ve de beyinlere  talan!!!
D- Bugüne dek kullandığım en güzel güldüşün malzemesi ‘Bilim ve Sanayı Bakanı Fikri Işık’tan geldi. Kendileri gerçekten bilimimizin ışığı. Bakın ne diyor: Eski AB Bakanı Egemen Bağış’ın yolsuzluk tapaelerinde “Bakara- Makara” diyerek Kur’an ile alay etmesi vatandaştan büyüyk tepki çekmişti. Bilim ve Sanayı Bakanı Fikri Işık “Bakara- Makara ‘M’ harfinin montajla eklendiği tespit edildi” diyebildi.
Şu kadarını söyliyeyim “Akara” diye bir sözcük var mı? Var ve şu anlama geliyor; Karayip ülkeleri ve batı Afrika’da, bakliyat ile yapılan bir çeşşit börek. Bir başka anlamı da; devlet. Hadi diyelim, “Bakara- Akara”  dedi diyelim, iyi de ne demek istedi?..Buna makarnacı da güler..
Biliyorsunuz aynı Bakan; TÜBİTAK’ın bilirkişi raporlarına ilişkin sorusu üzerine, TÜBİTAK’ta yapılan incelemede özellikle Başbakan’ın 17 Aralık sürecinde interenete düşen ses kayıtlarının montaj olduğunun belirlendiğini söyledi. “Bazen hece hece montajlandığı ortaya çıktı” diyen Işık, “Özellikle benim bildiğim kadarını söyleyim. Mesela ‘sıfırlandı mı’ kelimesini ‘tamamen sı-fır-lan-dı-mı’ diye keserek yapıştırmışlar. Biraz acemice de yapmışlar doğrusu. Bugün TÜBİTAK’ın bilirkişilerinin verdiği raporla da ortaya çıktı.

Geçmişin güldüşünleri:

1- Şans oyunlarının kolon ücretine 10 kuruş zam
Milli Piyango İdaresi (MPİ), Sayısal Loto, Şans Topu ve On Numara oyunlarının kolon ücretini, 2 Ocak 2011’den geçerli olmak üzere 10 kuruş artırdı.
Şansınız bol olsun. Arkadaşlar, şöyle bir çevrenize bakın, hiç kazanan var mı veya aniden semt değiştiren bir arkadaşınız var mı? Durum bu iken oynanıyor işte, halkın haftada 5 gün umudunu tazelediği bu şansa da zam yaptı, zam göresiceler. Yarın bir altılı yapayım zam gelmezden.
2-Werder Bremen'in eski yıldızı Hugo Almeida, Beşiktaş taraftarları tarafından İstanbul'da delilik seviyesinde karşılanırken; Alman kulübünün yeni transferi Denni Avdic, Bremen Havalimanın'da taksi bulmakta zorlandı.
Biz resmen ne yaptığımızı bilmiyoruz. Ülke elden gidiyor uyuyoruz,, Avrupa'nın sıradan topçusu geliyor  ülke ayakta...Soruyorum; bu topçunun gelişi ülkeme ne katkı verecek; aç karınları mı doyuracak, çıplak bedenleri mi giydirecek? Aksine, evmizin riskini maça yatıracağız, çoluk çocuğumuz aç bi aç gezerken. İyi futbolu izleyelim, ama kendimizi izlettirmeyelim. Nesmen trajikomikler diyarı olduk.
3- Vahap Munyar yazıyor:
“EŞİ Ümran Beba’nın 10 ay önce 18 ülkeyi kapsayan PepsiCo Asya Pasifik Bölgesi Başkanlığı’na atanmasının ardından Hong Kong Üniversitesi’ne transfer olan Prof. Ali Beba, bir süre önce mail göndermiş…”
Her neyse bu karı koca ne yapmış biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabii; bunlar Hong Kong’ ta oturdukları gökdelenin 38. katında mangal yakmışlar ve evlerine polis basmış…
Bunu Vahap bey ve karı koca zevkle anlatıyorlar.
Soruyorum şimdi; Apartmanın balkonuna kurban derisi asanlar, Almanya’daki parklara pijamalarla yayılanlar ile  bu koca karı, pardon  karı koca arasında ne fark var?
Bence şımarıklık ötesi bir görgüsüzlük.

4- 3’üncü köprü güzergahındaki ağaçlar eski kömür ocaklarına nakledilecek.
        Ne diyeyim ki;  siz madem İstanbul’u boğazlamaya kararlısınız, Allah da sizi boğazlasın!.
 5- Cumhurbaşkanı Gül’ün davetine Jaguar marka otomobiliyle gelerek dikkati çeken Bilkent Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Alper Yasin Altınel, “Cumhurbaşkanı’na gidiyorum. Ne ile gideyim? Makama saygının gereği” dedi
Canım Türkiye’m; Bu kadarına da izin verme, öğrenciler harçların ve ulaşım giderlerinin düşürülmesi için coplanırken, biber gazları ile yerlerde sürünürken, karnındaki bebeler öldürülürken, bu öğrenci de Jaguar ile okuluna gidip geliyor. Ben şimdi sermaye düşmanıyım mı? Değilim kardeşim, dün  çıplak gezen görgüsüz iktidar yandaşı zenginlere karşıyım, zenginlere.
Be terbiyesiz, neden öğrencilere ve yoksullara saygı göstermesin de, makama dersin?

6- Muhafazakâr yazardan tartışılacak iddia
Bugün Gazetesi’nin muhafazakar yazarı Nuh Gönültaş bugünkü yazısında çok tartışılacak bir konuyu gündeme getirdi.
İstanbul Başakşehir’in, gizli evlilik yapan muhafazakâr kesimin ikinci evlerini açtıkları bir yer haline geldiğini yazan Gönültaş,  Başakşehir’de bunu herkesin bildiğini ama dile getirmediğini iddia etmişti.
Nuh Gönültaş, Hür Adam filminin yönetmeni ve senaristi  Mehmet Tanrısever' e ağır eleştrilerde bulunup ' bu filmi para için yapıyorsun' imasında bulununca  ortalık karıştı. Bir ara ayağa kalkan Tanrısever  ' Koministlerle uğraşıyorum bir de sizinle mi uğraşacağım" deyip mikrofonu  Gönültaş'a fırlattı. Bu olay üzerine sunucu Tarık Toros, hemen reklam arası verdi...
Gülüp düşünmek mi gerek, yoksa düşünüp ağlamak mı; bu nedenle Yorum yapmıyorum; sadece yiyin birbirinizi beyler diyorum.
7- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kars’taki tamamlanmamış İnsanlık Anıtı heykeline “ucube” dediği iddiasıyla başlayan tartışmada buzları eritmeye niyetli.
“Başbakan gecekondulardan bahsetti” diyen Günay, “Biz hiç kimsenin emeğini yıktırmayız” sözleriyle de heykeltıraş Mehmet Aksoy’a destek verdi.
Ve bir gün sonra;
Başbakan konuştu Bakan Günay yıkıldı
Kars'taki 'ucube heykel' tartışmalarına Başbakan Erdoğan son noktayı koydu.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay her ne kadar 'Başbakan heykele ucube demedi' dese de bu şok çıkış ile yıkıldı..

Erdoğan ‘ucube’ ifadesini heykel için kullandığını ve belediyenin heykelin yıkılması doğrultusundaki kararı uygulaması gerektiğini söyledi.
Biri sanatın içine tükürür, diğeri ücübe der; Kültür Bakanı da bunların arkasını toplamaya çalışır.
Sayın bakan bunlara ne kadar dayanacaksın, ne zaman gerçekleri görüp ‘Yeteeeer!’ diyeceksin?
Biri bu erezyona dur demeli. Bu ülkenin bakanının yalancı çıkarmak hiç de ethik değil. Yazık ülkeme, yazık. Bir bakan bu duruma düşmemeli, düşürülmemeli idi.
Bu işleyen sürece ne ağlanır ne gülünür, acayip ÜCÜBE bir durum.
8- Ünlü işadamı Ali Ağaoğlu, Vaniköy’deki yalısına 120 bin liralık yatak satın aldı.
Biri çıkıp ya bana aptal desin, ya da bu adamı sorgulasın. 30 yıllık mühendisim, hasbelkader bölge müdürlüğü yaptım, kıt kanaat sürdürüyoruz yaşamımızı, o ise yalıda ve 120 milyarlık yatakta, insaf be; bir memurun ev parası.
9- 'Beni eleştirenler umurumda bile değil'
Son filmi ‘Kâğıt’la bürokrasiyi hedef tahtasına oturtan ünlü yönetmen Sinan Çetin, ''Beni o çevreler 25 senedir eleştiriyorlar. Ben bugüne değin ne düşünüyorsam onu söyledim'' diye konuştu.
Sinan Çetin; Git kendini fazla nefret ettirmeden. Bana şunu söyler misin;  TMMOB-İMO'da çalışırken kendisine verilen görev paralarını alıp kaybolan kişi kim?
Ankara’ya gelir ‘katlı kavşağa’ İstanbul’da Reter’e övgüler dizen bu kimlik, sinir bozan biri ezber bozan değil.
Bu kişi S.Ç beyler. 1970’lerde Erzincan depremini haber yapması için görevlendirilen bu kişi kendisine verilen hatırı sayılır para ve muhimmat ile kayboldu ve bir daha İMO’ya uğramadı. İşte   bu adam şimdi karanlığın gülen yüzlerine para için methiyeler düzüyor.
Yağdanlığın bu kadarı da fazla, damar tıkanıklığı yapar. Devlet küçültmek ile devleti küçük düşürmek arasındaki farkı bari sizler anlasaydınız.
10- Gülen cemaatinin para kaynağı ne?
ABD'li sosyolog yazar Prof. Helen Rose Gülen cemaatini araştırdı ve para kaynağını açıkladı. ABD'li sosyolog yazar Prof. Helen Rose Gülen cemaatinin para kaynağının kendi tabanı olduğunu açıkladı. Buna göre 7- ile 10 milyon insan gelirlerinin ortalama yüzde 10'unu harekete bağışlıyor. Oran kişinin maddi durumuna göre yükseliyor.
Bay sosyolog; katrilyonlarla ifade edilen bu gelir, bu 10 milyon insandan mı elde edildi? Bu on milyon insanın yıllık geliri 100 milyar olsa bunun %10'u 10 milyar eder 10 milyon ile çarpsanız ve 25 yıldır devam eden bu hareket ile toplasınız bile bugün söylenen parasal gücü yakalayamazsınız. İkincisi, ben maaşının % 10'nunu veren bir Fetullahçı görmedim, en iyi Fetlullahçı bile 'ne bağışı kardeşim, zor geçiniyorum zaten'
Elin adamı anlamış biz anlamamışız. Elin adamı anlamadı, anlatıldı ve eder karşılığı beyimizin sosyologluğu tuttu. Böylesi çok, parayla düşünceleri ve gerçekleri saptıran. Ve diyorum ki " Hade be ordan, insanlar açlıktan nefes alamıyor, gelirinin % 10'nu bağışlayacak. Bu bir düşünce satın almadır, tıpkı Think Tank(Düşünce Kuruluşları)!"
Elin adamı bunu anladı iyi de, bu adamın neden ABD’de olduğunu anladı mı, yoksa anlamak mı istemiyor?

11- Adana ve Antalya Emniyet Müdürlüklerinin ortaklaşa 11 ilde düzenledikleri operasyonda, organ ticareti yaptıkları iddia edilen 12 kişi gözaltına alındı.
Zanlılar 10-15 bin liraya satın aldıkları böbrekleri hasta yakınlarına 20-25 bin liradan sattıkları bazen de taksit yaptıkları bildirildi.

Geçmiş tarihte köle ticareti vardı ve insanı bütün olarak ve  peşin parayla satarlardı, şimdiki tarihte organ mafyası aracılığıyla insan parça-parça ve taksitle satılır oldu,  Hayranım şu insanatın yarattığı kolaylığa.

12-'Biz çıkardık biz gömeriz'
Allianoi Antik Kenti’nin üzerinin kumla örtülmesini değerlendiren bakan Veysel Eroğlu 'zaten toprak altındaydı. Birkaç yüzyıl daha toprak altında kalırsa ne olur' dedi.
 Doğru değil; “Zaten ucube idi, toprak altında kalması iyi oldu" şeklinde düzeltilmelidir.
13- Hürriyet'in haberine göre; Başkan adayı olma kararı alan Mehmet Ali Aydınlar için ‘henüz erken’ (her ne kadar kendisi ‘ben böyle bir şey söylemedim’ dese de) yorumunu yapan Aziz Yıldırım konusunda dün sürpriz gerçek daha ortaya çıktı. 12 yıldır başkanlık koltuğunda oturan Yıldırım, görevi, kardeşi Ali Yıldırım’a devretmek istiyor.
Oh ne ala memleket, adeta tüm kurum ve kuruluşlarıyla sultanlık...Baba başkan, ille de, kardeş veya  oğlu da olacak başkan, başkasına yaşam hakkı tanınmaz. Baba Belediye başkanı, kardeş veya  oğul ya kulüp başkanı, ya da üç büyüklerin yönetiminde... Yeter be!!!
14-   Gökçek ve Başbakan'ın davasında yargı kafa karıştırdı
Başbakan Erdoğan'a 'hayır diyenler darbecidir' dediği için açılan dava reddedilirken, Tansel Çölaşan'ı 'evet diyenler gaflet ve delalet içindedir' dediği için mahkemeye veren Melih Gökçek tazminat almaya hak kazandı.

Aynı nedenle açılan iki davada yargının farklı kararlar alması kafaları karıştırdı.
Niye kafan karışıyor ki, Türkiye’yi ne hale getirdiklerini betimleyen bu yargı tablosu karşısında.
Mühendisler geri zekâlıdır dedi Gökçek ceza almadı, ben ‘Kanunsuz Sultan Melih Han’ dedim, 5 milyar tazminata mahkum edildim.
15- Ankara’daki efendiler geri zekâlı!
Doç. Can, “Örneğin Anayasanın değiştirilemez maddeleri diye ilginç şeyler var. Ya başkentin Ankara olmasını kim bize sordu” dedi
       
Bir insan YARSAV’ı yıkmak için kurduğu kendi platformundan kovuluyor ise, onun için yorum yapmak, yoruma işkence yapmaktır.
16-  Cengiz Han tarihin en çevreci hükümdarı mıydı?
13. ve 14. yüzyıllardaki Cengiz Han’ın Moğol istilasının, insan eliyle iklim değişikliğine yol açan tek kültür olduğu ortaya çıktı.

ABD’deki Carnegie Enstitüsü Küresel İklim Bölümü’nün tarih boyunca önemli olayların iklime etkisinin incelendiği araştırmasına göre, modern çağın iklim değişikliğinin tersine, Moğol istilası yerküreyi soğuttu ve 700 milyon ton civarında karbonu atmosferden temizledi.

Tarihin en zalim hükümdarlarından biri olan Cengiz Han’ın böyle iyi bir çevre karnesi almasının ardındaki gerçek ise bugünün çevrecilerini biraz rahatsız edebilir.

Moğol İmparatorluğunun dünyanın yüzde 22’sini fethettiği 1,5 yüzyıl boyunca, Cengiz Han’ın at üstündeki istilacı göçebelerinin 40 milyon insanı öldürdüğü tahmin ediliyor.

Araştırmaya göre, böylesine geniş bir bölgede nüfusun azalması sürülmeyen tarlaların ormana dönüşmesine neden oldu. Diğer bir tarifle, Cengiz Han’ın amansız istilası dünyada büyük bir alanda ormanların yeniden yayılmasına ve bu yeni ormanların da atmosferden daha fazla karbon temizlemesine yol açtı.

Avrupa’daki veba salgını ve Çin’deki Ming Hanedanının yıkılışı gibi olaylarda da ormanların yeniden büyüdüğünü tespit eden araştırmacılar, Moğol istilasının bu çevreci yönüyle atmosferden temizlediği 700 milyon ton karbon, bugünkü küresel benzin tüketimiyle üretilen karbon miktarına denk geliyor.
İnan hem ilginç, hem çılgın bir haber. Bunun için haberin tümünü verdim.
O zaman Hitler gezegenimizin en çevrecisi.
Nagazaki ve Hiroşima katliamcısı  ve doğayı ve doğanı Küreleme ustası Küresel Efendi ise, başat çevreci.
Gecikmiş çevre ödülleri lütfen verilsin bu zartlara.
 17- Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi uğurlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in ağzındaki sakız dikkat çekti. Gökçek, “O da sakızla geldi. Birinin yanıt vermesi lazımdı” dedi(25/02/2011).
Sarkozy şebeklik yaptıysa, şebeklik mi yapmak gerekir? Ya çok daha olumsuz ve edep dışı bir şey yapsaydı? Siz de yapacak miydiniz?
Tam bir katlı kavşak mantığı. Dünyada en tehlikeli kişi, zavallılara karşı efendisinin intikamını almak için zavallılık yapan yağdanlıklardır.
18- "Yollar tuzlu, tatsan mı acaba"
Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkan Yardımcısı Ali Çetin, vatandaşları dava açmaya çağırdı.

Melih Gökçek de twitter'daki bir vatandaşa "Murat inan yollar tuzlu. Nasıl inandırayım bilmiyorum ki, tatsan mı acaba:)" diye yanıt verdi(08/03/2011).
Katlı kavşaktan ne bekliyordunuz ki?
Sesleniyorum, duyar mı  R-cep  acep?

Demokrasi Ve Evrensel Barış Bandım:
[[ Gezi Parkı Halk Hareketinin iki  önemli haykırışı var, benim de bir önemli  haykırışım ..
Birincisi;  “31 Mayıs 2013 tarihine dek hep birkaç kişi düşündünüz, konuştunuz ve birçok kişiyi dinlemek zorunda bıraktınız, artık birçok kişi olarak düşüneceğiz ve konuşacağız ve siz birkaç kişi bizi dinleyeceksiniz;  bunun için yarattığınız ‘korku psikolojisini kırdık’ sokaklara indik.”
İkincisi;  “31 Mayıs 2013, Türkiye’de ve dünyada 20. Yüzyılın egemen ideolojilerinin sonlandığı ve ‘dünyanın özgün gelişimi ve değişimini dikkate alarak, farklılıkları bütünleştiren, evrensel barışı esas alan’ 21.  Yüzyılın ideolojisinin başlangıcıdır.”     
21. Yüzyılda, artık birkaç kişinin düşüncede, siyasette, ticarette, bürokraside ve medyadaki egemenliği bitiyor, birçok kişinin, yani halkın etkin ve belirleyici olacağı sürece girildi. Bu sürecin düğmesine de Türkiye’de basıldı. Brezilya’ya yansıyan sürecin Türkiye’de daha da güçlenmesi ve evrensel mesajını yaygınlaştırması  için, ülkemdeki ‘CHP’lisinden,  AKP’lisine, MHP’lisine, İP’lisine,  BDP’lisine, kısacası sağ-sol tüm oluşumlardaki siyasi payandaların, Gezi Parkı Halk Hareketi’nde paydaş olması gerekir.
Bu bir sokağa inişten çok, 21.yüzyılın düşüncelerine inişti, inmeye de devam edeceğiz.
Benim Haykırışım:  “Hormonlu renkli yazılı ve görsel basın; pıtrak gibi biten, çok dağıtılan, fakat çok satılıyor diye yutturulan,  az seyredilen;  cemaatin yazılı ve görsel basını  gibi olmasa da benzer duruş sergilemektedir. Şöyle ki;  korku psikolojisiyle nedeniyle  siyasal erkin yandaş medyasıyla örtüşen anlayışlarına yer vermekte, gezi parkı halk hareketini aşağılayan haberlere öncelik tanımaktadır. Bu nedenle  ben 31 Mayıs 2013 gününden bu yana, hormonlu renkli basını, okumuyorum,  dinlemiyorum, sevdiğim dizileri izlemiyorum ve de ürünlerini  satın almıyorum, yani bu ilgimi dondurdum, askıya aldım, ta ki ‘demokrasi ve evrensel barışı’ ilke edinmiş halkın tepkisini ciddiye alacağı güne dek. Sizin özgür istencinize, gem vurmak değildir amacım, ben böyle yapıyorum, siz bilirsiniz. ]]
http://blog.milliyet.com.tr/akp-pkk-ve-akil insanlar/Blog/?BlogNo=477653
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GÜLDÜŞÜN ÇORBASI
sevket-che@hotmail.com.tr
evesbere@mynet.com  

GSM: 0506 609 00 32

2014'TEN 2015'E NELER TAŞIMIŞIZ

Annem Emine, babam Nihat, en büyük kuzenim Nafiz ve 4'üncü 5. kardeşlerim Niyazi ve Suat Çorbacıoğlu
 
2014 ve önceki yıllarda ötelenmiş sevgilerinizi, saygılarınızı, barış, kardeşlik, özgür düşün ve insanı haklarınızı, sağlığınızı 2015'te  kazanmanız istemiyle "Nice nitel yıllar" diliyor sevgi ve saygılarımı iletiyorum.. 
 
2014’TE 2015 İÇİN ÜLKEMİZ VE DÜNYAMIZIN YAPTIKLARI
31 Aralık 2014

2014 ne getirdi ve götürdü ve de 2015 ne getirir ne götürür:
2014’ün 2015’e ne getirdi ne götürür anlamak için 2002’den bu yana neler götürdüğümüze ve getirdiğimize bakmak gerekir.
Sosyal, Kültürel ve Ekonomik bağlamda getirilenlere bakmak için götürülenlere baktığınızda daha çok ekonomik ve siyasi rant adına götürdüğümüz görülecektir...
Yoksulluğu daha kötüye götürmüşüz; yeni bir Türkiye diyerek, yeni zengin yandaş sınıf yaratmışız, yoksullara adeta siyasi rant adına ‘yoksullukları’ korumaya alınmak için salt makarna dağıtmışız, seçimdeeen, seçime.
İnsanların bireysel özgürlüklerine saldırılarak, yaşam biçimi tesettür dayatmasıyla yönlendirir olmuşuz.
Üretmeksizin, üretilmiş değerler satarak görece Türkiye büyüklüğü yaratmışız..
Büyük kentlerde, özellikle İstanbul’da; devasa yapılarla binlerce yılda oluşmuş doğasal ve tarihsel silueti yok etmiş, salt eski Osmanlı köşklerini ve yalıları onarmışız.
Bilim adına hiçbir şey getirmediğimiz gibi, aksine tek bilim kuruluşu TÜBİTAK’ı götürmüşüz.
Düşününün; TÜBİTAK’a; 17-25 Aralık 2013 rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda, internete sızan konuşmaların ses havuzunda heceler birleştirilerek, bilgisayar ortamında oluşturulduğunu raporunu verebiliyor. TÜBİTAK bir mucizeye imza atıp sıkıştırılmış dosyadaki sesin her parçasının hecelerine kadar montaj olduğunu saptayabildi. Bu teknoloji gerçekten ne ABD'de var, ne Rusya'da var, ne Avrupa'da var.
Biz bunları yaparken, dünya neler yapıyor?
Biliyorsunuz; Uluslararası haber ajansı Thomson Reuters 30 Temmuz tarihinde “2025’te Dünya: Tahmini 10 İnovasyon(önemli ölçüde ürün değiştirme ile yeni ürün bulgulama yöntemi) başlığı altında bir rapor yayımlıyor.
Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre 2025 yılını şekillendirecek 10 inovasyon şöyle: “1- Bunama ve Alzheimer azalacak 2- Dünyanın en büyük enerji kaynağı Güneş olacak 3- TİP 1 Diyabet önlenebilecek 4- Yiyecek azlığı ve fiyat dalgalanmaları tarihe karışacak 5-  Elektrikli hava taşımacılığı gelişecek 6- Her şey her yerde dijital hale gelecek 7- Petrol bazlı ambalajlar tarih olacak 8- Kanser tedavilerinin toksik yan etkileri azalacak 9- Doğan her bebeğin Gen Haritası çıkarılacak 10- Işınlama test aşamasına getirilecek..”
İnsan 200 bin yıl sonra neye benzeyeceğini bulguluyor: Biz ise; evrim teorisinin babası Charles Robert Darwin’e(1809–1882) savaş açarak ucubeye benzemeye çalışıyoruz!
Sheffield Üniversitesi’nde son yapılan bir araştırmaya göre insan teknoloji yardımı ile kendi kendini geliştirecek: evrimi zorlayacak; “Kafatası hacmi değişecek. Ayak parmağı sayısında azalma olacak. Dişler küçülecek. Beyinde bağlantı bolluğu olacak. Teknoloji şimdiden belleğin çalışma şeklini değiştirmiş bulunuyor. Vücut tüylerinin yitirecek. Boylar uzayacak. Kaslar körelecek(biz düşüncelerin çağcıl boyutunu körlüyoruz). Bağışıklık sitemi zayıflayacak. Etnik farklılıklar ortadan kalkacak. Ve insan, dünyanın farklı kısımlarının özelliklerini taşımaya başlayacak ve ırkçılık ve dincilik artık ayrıştırıcı bir unsur olmaktan çıkacak (Bence en önemlisi bu. Fakat, biz dinci, ırkçı ve kafatasçı milliyetçiliği bitmesi için 200 bin yıl mı bekleyeceğiz 2002 sonrası süreci durdurmaz isek). Parkinson hastaları ve işitme engelliler şimdiden ‘vücut içerisine ve canlı dokulara ve beyinlere yerleştirilen cansız maddelerden(implant) yarar sağlayacak. 2030’lu yıllara gelindiğinde bu uygulama yaygınlaşacak(Biz 2023 yılında ilkel ideolojimizi kurumsallaştırma savaşı veriyoruz). Bilgisayarlar o kadar küçülecek ki kılcal damarlardan girilip kolayca beynimize yerleştirilecek. Uygulamalardan biri, bugün akıllı telefonumuzun zekâsını ‘bilişim aygıtları arasında ortak bilgi paylaşımını sağlayan hizmetlerde(bulut’ta) genişlettiğimiz gibi, neokorteksi (beynimizin düşünme bölgesi) bulut’ta genişletmek olacak. Gelecekte fizyolojik evrimin en belirgin itici gücü, bazı özellikleri ortaya çıkartmak için insanın genlere müdahalesi olacak ve yaşlılığa bağlı hastalıklar ve bozukluklar bulgulanacaktır (Kaynak: Cumhuriyet Bilim Teknik).
Dünya bilimle uğraşırken, biz 2002 sonrası TÜBİTAK’la uğraşıyoruz.
Yetmedi, sülfat oranı yüksek ırmak sularını  şehir şebekesine vererek halkın yıllarını zehirliyoruz.
Halkın umutlarını tazeleyen “Yeni Yıl”ları öldürüyoruz.
“Allah’ın düşmanlarına bayramlarında uzak durun." dendiği için, Yılbaşı gecesi hindi yememeliymiş! Yenirse mekruh olurmuş. Birkaç gün sonra yenebilirmiş. Bu gece, Hıristiyanlara. benzemek gayesiyle çeşitli yiyecek, içecek almak da caiz değilmiş.
İnsaf be, yeni yıl bu. Yeni şeylerin kutlanması, umutla yeni bir yıla girilmesi. Bunu insanlara nasıl yasak edersin. İyi, o zaman, yeni günü de yasak et, çünkü Hıristiyanlar da yeni bir güne göz açıyor.
Yeni yılda tek şeye karşıyım; çam ağaçlarının kesilmesine..
Fakat ben yine de olmayan, artık nostaljide kalan Saatli Maarif Takvimi’nin yapraklarını kafamda çevirerek, yeni umutlar, yeni bulgular beklentisi içindeyim.
O denli gelecek adına umutluyum ki; İnsanoğlunun 400 bin yıllık DNA'sı bulunduğuna göre, yeni yıllarda gelecekbilim ile kemik DNA’lardan ölülerin diriltilebileceğini, insanların paralel zamanlara ışınlanabileceğini söyleyebiliyorum.  
Fizikçi ve fütürist(Gelecek tasarımcısı) Dr. Michio Kaku da sizleri gelecek yıllara umutla taşırken, öteki dünyanın gizemine de taşıyor: “Kaku’ya göre, arabalar kendilerini kullanacak, bilgisayarlar görünmez olacak, göze takılan lensler sayesinde karşısındaki konuşmasa bile ne dediği anlaşılacak ama belki de en önemlisi demokrasi daha da yayılacak, savaşlar azalacak..Bilimsel ve teknolojik gelişmeler neticesinde ticari kapitalizm bitecek, entelektüel sermayeye dayalı ‘mükemmel kapitalizm’ sayesinde esas olarak tüketiciler kazançlı çıkacak.
Tüm bunlar olurken biz 2014’te neler oldurduk?
Biz; Einstein’in kuantum mekaniği ile dünya Paralel evreni bulgulamaya çalışırken, padişahlık özlemini gidermek için ‘paralel devlet’ savlarıyla kumpaslar düzenliyoruz.
Biz; insanlarımız yoksulluk sınırında iken devasa paralarla  ‘Atatürk’ün halka armağan ettiği A.O.Çde imara aykırı’ saray inşa ediyoruz.
Biz; 16 yaşındaki çocuğu Cumhurbaşkanına hakaret etti diye yargısız hapse atıyoruz.
Biz; Ergenekon, Balyoz, Ayışığı ve benzer operasyonlarla yargısız tutukladığımız insanları yıllarca cezaevlerinde çürütüyoruz.
Biz; 17-25 Aralık 2013 rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının üstünü örtüyoruz.
Biz; Farsça, Arapça ve Fransızca ile konuşulur olmaktan çıkardığımız Türkçemizi düzelteceğimize, Osmanlıca gibi ağır dili Okullarımızda zorunlu dil haline getiriyoruz.
Biz; ülkemiz gençleri işsiz içinde bunalımda iken, çocuklarımıza, yakınlarımıza yüklü ücretler bağlıyor, şirketler kurdurtuyor, trilyonlar içinde yüzdürüyoruz.
Biz; 3. Boğaz köprüsü ve 3. Havaalanıyla, devasa sermaye tapınaklarıyla İstanbul’un siluetini bırakın, doğasını ve doğanını yok edebiliyoruz. Dahası, doyumsuz boğazımız için yeni bir boğaz “Kanal İstanbul” projesi hayal edebiliyoruz.
Biz; üç kuruşluk enerji için HES’ler tasarlayıp dereleri bırak, çayları kurutup, yeşili/ormanları yok edebiliyoruz.
Biz; Yine  enerji bahanesiyle seçimlerde seçmene dağıttığımız kömür üretimi için, ruhsatsız maden ocağı işletmelerine izin verip, yüzlerce insanımızı katledebiliyoruz, adeta Mısır Piramidi inşa eden firavun gibi.
Biz; atmosferimizi zehirleyen Termik Santrali inşa etmek için yükleniciye 100 binlerce zeytin ağacını özel güvenlik görevli adlarındaki satılmışlara kestirtebiliyoruz.
Ve;
Biz; Yılbaşı ile ilgili yasaklar getirebiliyoruz:
 Bir ilimizin Milli Eğitim Müdürü okul müdürlerine gönderdiği, “Yüzde 99’u Müslüman olan güzel Anadolu’muzda Hıristiyanlık propagandası olan Noel-yılbaşı kutlamalarına fırsat vermeyin” diyerek.
Düşünün, yeni bir yılı/ zamanı; yeni umutlar, yeni sevinçler, yeni güzellikler adına karşılamak İsa'nın doğumunu kutlamak imiş ve günahmış. Var mı böyle bir mantık, demek ki  üzülerek söyleyeyim varmış ülkem de..
Arkadaşlar, yen yıldan söz ediyoruz yaş gününden/doğum gününden değil, yeni beklentilerden..
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ(1914 doğumlu), bu konuda anlatıyor:
"Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Yeni Türk devletleriyle münasebetimiz bize yepyeni şeyler öğretiyor. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Türkler’ de güneş çok önemli.. 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor..İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle Akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Kuran da yılbaşı ayeti var da biz mi bilmiyoruz...Son olarak; ben cennete gideceğim veya cehenneme sana ne!..Sen kendi cehennemini ve cennetini düşün!
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
 
GSM: 0506 609 00 32

27 Aralık 2014 Cumartesi

GÜL VE DÜŞÜN


GÜLMEK  VE DÜŞÜNMEK
 
İÇİN GÜLDÜŞÜN ÇORBALARI

27 Aralık 2014

 

“Gülmek  Ve Düşünmek İçin Güldüşün Çorbaları” 5 Kasım 2014 saat, 12:55’te bitmişti. Bu sefer “Güldüşün Çorbalarını” başka formatta sunmayı yeğledim(26 Aralık 2014):

       

Haberleri güldüşünürken  “Ne haber?” sorusunu sorarak ağla kendine:

 

"Herkese iyi zamanlar " diyesim gelmiyor, tepemde şu sucuk hırsızı sallanırken..

Umutluyum yine de "nice nitel zamanlara" dileğimi sizlerle paylaşıyorum..Barış adına, özgürlük adına, insan ve hayvan haklarına ve doğa ve doğan hakkına her şey gönlünüzce olsun..

Bir ikincisi; Facebook’uma artık maç yazılarımı koymayacağım, seçmenlerimi kaybediyorum::)) şaka bir yana, gerçekten istemeyerek de olsa bazı arkadaşlarımı kırıyorum ve de bazı arkadaşlarım istemeyerek kırılıyorlar..

Tarihin sayfalarına kazınmış "17-25" gündemini ana karnındaki cenin ile değiştirmeye çalışan doğum kontrol polisi "gündemlerin efendisi" sonları oynuyor..

Gündemlerin efendisi çırpınıyor..Ana karnındaki cenini bile oya tahvil eden cenin zekalı bir zavallı durumuna düşürdüler danışmanları, sonunu hazırlıyorlar, zannediyorlar ki kendilerine bir şey olmayacak. İnanın bunlar önüne ne koyarlarsa onu okuyor..Yanlışlıkla önüne " Kemal Kılıçdaroğlu ülkemizin ender yetiştirdiği siyasetçidir, iktidarı hak ediyor, fakat biz bir şekilde engelliyoruz, sandık sandık oyunlarla, pardon oylarla.." yazısını koysalar, yemin ederim okur(23 Aralık 2014)..

 

Heber 1: Konya'da 16 yaşındaki liseli genç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten tutuklandı.. 16 yaşında bir çocuk basın açıklamasında kullanmış olduğu ‘Son olarak halkçı liseliler olarak şunu söylüyoruz, yolsuzluğun, rüşvetin, hırsızlığın başı olarak Erdoğan’ı bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak değil, kaçak sarayın hırsız sahibi olarak görüyoruz’ şeklindeki  ifadelerden dolayı Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesinde tanımı bulan Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla savcılıkça ifadesi alınarak mahkemeye sevk edildi ve mahkemece tutuklandı. (25 Aralık 2014).. Başbakan Davutoğlu, "Kim olursa olsun, cumhurbaşkanının makamına saygı göstermesi gerekir. Bu konu, hukuki bir konu" dedi..Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla önceki gün tutuklanan M.E.A. isimli çocuk tahliye edildi. Cezaevinden çıktıktan sonra önce kendisini bekleyen annesine sarılan M.E.A.. ‘Biz terörist değiliz. Mustafa Kemal'in askeriyiz dedik. O yüzden içeri atıldık. Benim yerim hapishane değil, okul sıraları(26/12/2014)’ dedi..

Ne Haber 1: 16 yaşındaki çocuktan kotkan bir faşizm toplumu ne kadar korkutabilir?! Bunlar faşist bile olamazlar, bunlar zavallı, zavalı, acınası zavallılar..

Haber 2: Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, yeni internet düzenlemesine ilişkin, "Eğer herhangi bir içerik veya yer sağlayıcısı, mahkeme kararına rağmen içeriğin çıkarılmasını ve yahut o ilgili bölümün engellenmesini sağlamıyorsa 500 bin liraya kadar ceza uygulaması getireceğiz" dedi.

Ne haber 2: Memleketimin dağlarına faşizm gelmiş, gören ve de dinleyen yok, yan gelip yatan çok..

Haber 3: “Kuzey Suriye’de yeni bir eyalet mi oluşturuluyor?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ülkem için bir sıkıntıdır, tehdittir. Bunu görmezden gelemem” dedi...

Ne haber 3- İyi de pkk benzer istemlerde bulununca neden suskunsun!?..

Sahi pkk'ya ne vereceksin? Pazarlığınız nedir? Halka neden açıklamıyorsun..Demokratik haklar bütününde bir barış antlaşması ise, "demokratik haklar" hakkı sadece Kürtlerin sorunsallığı değil ki, Türkiye’nin 'yarattığın' genel sorunu. Vallahi 'ırktan geçinen' kürt milliyetçileri ve 'dinden geçinen' din bezirganları değil ülkem insanıyla, gezegenle alay ediyorlar sayın makarnacı, gör bu makaracıları !!!

Haber 4: Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü'nün eşi Nazlı İnönü'nün bir gazeteye Sarıgül ailesi ile ilgili yaptığı 'Sarıgül bizi ve çocuklarımızı ölümle tehdit etti" açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Mustafa Sarigül  “Söz konusu suçlamalar tamamen gerçek dışıdır ve çirkin bir iftiradan ibarettir..Hayri İnönü, belediye başkanı olduğum son beş yıl boyunca Şişli Belediye Meclisi’nde meclis üyesi olarak görev yaptı. Meclis çalışmalarını birlikte yürüttük ve  kendisini bir gün olsun yanımdan ayırmadım..”

Ne haber 4: Doğru. Fakat sonraki gelişmelere gel. Babadan oğula saltanatlıklara..Bu saltanatlıklar bıktırdı yeter!!! Babadan sonra, oğul. Ticaret’te anlıyorum, fakat siyasette ve futbolda olmuyor be. Bu alanlarda sanki başka biri yokmuş gibi, ille de oğul. Üstelik sıfır yetenekler, salt babalarının edindiği gücü kullanıyorlar. Dürüst siyaset ve futbol adamı olan baba bunlara izin vermez. Bu söylediklerim salt Sarıgüller için değil, diğerleri için de geçerli. Başatı, Rcep ve Bilal oğlan. Düşünebiliyor musunuz; belki abartmış olabilirim, fakat ben bu denli önemli yerlerde bulunmama ve üretmeme karşın Yüksel Çorbacıoğlu milletvekili olunca "ailede bir siyasetçi yeter" diyerek siyaset yapmadım, adamlara bak; adeta güçlerini beşik kertmesi örneği "siyaset kertmesi" ile bir yerlere bağlıyorlar..

Haber 5: Gündemlerin efendisi “Osmanlıca!yı isteseniz de, itemezseniz de öğreneceksiniz!” buyurdular. Hızını alamadı; “Osmanlıca ile felsefe yaparsınız ancak, Türkçe ile değil” diyerek daha önce Ancak Türkçe ile felsefe yapabilirsiniz sözünü yadsıdı.

 

Ne Haber 5: Ben de padişahımızın buyruğuna uyarak Osmlıca dersi vermeye başladım kendimce:

Falaka İle Osmanlı Dersi Verilir-2

“Falaka İle Osmanlı Dersi Verilir” başlığıyla size 3 soru ve malzemelerini vermiştim; şimdi sıra ikinci derste:

Ders-1

Dersi veren: İmam-ul muallim uzaylı Mustafa

Aşağıdaki soruları, daha aşağıdaki malzemelerle “İstesen de istemesen de Türkçeye çevireceksin. Çeviremeyen Arap olsun.”

1- Bir müsellesi sahası kaide ile irtifanın zarbının nifsına musavidir.

2- Bir murabbanın sahası kaide ile irtifanın zarbına musavidir.

3- İhlalleri ibra ediyorsunuz; ilgaya teşebbüsü ihfa ederek iğna olacağınızı mi tasavvur ediyorsunuz?

Mûselle: Üçgen

Sahası: Alanı

Kaide: Taban

Zarb: Çarpma

Nifsına: Yarısına

Mürabba: Dörtgen

İğna: Zengin

İlga: Varlığını kaldırma

İbra: Aklama

İhlal: Zarar vermek

Tasavvur: Olmadık şeyi beyinde kurgulamak, düşünmek

İhfa: Saklamak, saklanmak

Genişletilmiş Ders-2

Gazeteci Burhan Dodanlı dersin içeriğini daha da genişleterek Osmanlıca tümceler sıralamış:

- Şura-yı musibetül zelzele: Yüksek Eğitim Şura’sı.

- Velev ki veled-i zina, aynen bi ziynet-i salis: Her halükarda üç çocuk.

- Camiayı cihanşümul mel’anet: Mel’un Birleşmiş Milletler Teşkilatı.

- Devlet’i kibariye, nev-zuhuru rantiye: Yeni Türkiye.

- Ülfet’i zifir’i zıkkım: Sigara.

- Meret’ül ins’ü felaket: İçki.

- El yevm’i biberül gaz, mabad’a tekme: Vatandaşa güncelleme.

- Vezn’i aruz, illa taarruz: Sıfır sorunlu dış politika.

- Ameleyi arz’ı kubur: Kardeş maden işçisi.

- Kader’i naçar-ı fıtrat: Anormal üzgün vatandaş.

- Min kaderin zinhar kat-kat: Çok normal müteahhit yandaş.

- Asr-ı şuleyi berkiyye: Asrımızın lideri.

- Cemahir’i tayyar, seyyah’ı cihan: Uçan cumhurbaşkanı.

- Vezir’i azam, el-pençe divan: Başbakan.

- Cümle muamelatün muktedir: Hükümet.

- Mukteza’yı izn’i çuval: Torba kanunları.

- El muhabbetül lak-laka: Meclis grup toplantısı.

- Cemaatül cürmü kabahat: Muhalefet partisi.

- Cemaatül hayrü muhabbet: İktidar partisi.

- Kubbetül arz’ı rutubet: Güncel hava raporu.

- Şüphe-i makul, karine’i cümrü ukul: Fazla şüphe akla ziyandır.

- Ahkam-ı şer’iyyeyi İslam: Hukuk reformu.

- Kanun’u mader’i makus: Baş belası Anayasa.

- Yevm’ülş kıyam-ı hergele: Gezi eylemcisi.

- Hamil’i kitabül merkep: Paralel bilim adamı.

- Tedris’i Osman’i merkep: Hakiki bilim adamı.

- Bahşiş’i mağşuş-beleş, aynen kabul: Vakıf.

- Alet-ül nisbet’i makbul: Para sayma makinesi

- Rüşvetül ali mualla: Hediye.

- Hediyetül kalü-bela: Rüşvet.

- Zarrab-ül yem, berati-adil felaket: Rüşvet aklansın, dosyalar hapsi boylasın!

- Maazallah min şerrin müfteri muhalefet: İftira, kumpas!. Rüşveti kim yemiş yani?

- Lisan-ı makul’ü Arabi: Osmanlıca.

- Lisan-ı küfrü küffari: Yabancı dil.

- Keşf’i alem’i nihan, bittabi icadül İslam: Amerika ne ki? Dünya’yı bulan İslam!..

- Velhasıl-ı kelam, aleyküm selam: Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.. Amin!..

- İlla ki din-ü devlet, lakin üryani millet: Dinsiz devlet, donsuz millet olmaz.

İlmihalci Burhan Dodanlı, bu yazıyı okuyanların Osmanlıca’yı kıvırdığını belirtiyor, son sözleri ise “Cebiniz darlık görmesin, paçanız ıslanmasın” oluyor.

Son: Hep Söylerim, “Türkiye Değil Rcp Ve Muhbiri Yiğ-İt Kötüye Gidiyor” Diye:

Yağdanlık aracındaki yalama yapan somunu değiştirirler(Ö.Cahit Civelek kardeşimden esinlenme)..

İşin düşündürücü yanı; Rcep’in yakında kendisinin de değiştirileceğini görememesi..

Ne demişti, gizemli danışmanı Cüneyt Zapsu ; ”Süpürmeyin, biraz daha kullanın”..

Kullanım süresi dolmak üzere..

Ne, Jandarma Komutanlığını, İçişlerine bağlayarak Jandarma Genel Müdürlüğüne dönüştürecek olan “Güvenlik Paketi”nin yaratacağı “Özel Ordusu”,

Ne, toplu konut projelerin, AVM inşaatlarını, gölden ve denizden milyonlarca m3 kum çekmeyi, orman ve tarim arazilerimdeki dönüşümü ve de kentsel dönüşümü “Denetimsiz” bırakacak olan “Çevresel Etki Değerlendirme(ÇED) yönetmeliği olan “Dğayı ve doğanı yok etme fermanı”,

Ne, “Yargı Paketi”,

Ne; 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklama soruşturmasını üstünü örtmek,

Ne, türbana karşı, İzmir Ege Ünüversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğreti üyesi Prof. Rennan Pekünlü’yu 2 yıla mahkûm etmek,

Ne, 10 bin polisi işten el çektirip polis devletine giden izlenim yaratmak,

Ne, Müslümanlara Amerika’yı keşfettirmek,

Ne, fıtratlar,

Ne de, sanal gündemler,

Bu kötüye gidişi durduracak ve gündemlerin-fıtratların efendisini kurtaracaktır!!!

Haber 5: “3. köprünün betorname işlemi bitti..Yapımı hızla devam eden 3. köprüde kulelerin betonarme işlemi biterken, köprüye atılacak tabliyeler için inşaata yüzen vinç getirildi. Haydarpaşa Limanı’nda bekletilen tabliyeler ise ilk kez görüntülendi(25 Aralık 2014).

Ne Haber 5:

 Ağabeylerimiz dedi; "1. Köprü, 2. Köprüyü getirecek.."

Biz dedik; "2.'si 3.'ü Köprüyü getirecek.."

Ve şimdi çocuklarımız diyor; "3.'sü 4. Köprüyü getirecek.."

Torunlarımız diyecek; "4.'sü, 5.'inci Boğaz Köprüsünü getirecek..

Belli ki ulaşım sorununu köprülerle çözemiyor, sorunu katmerleştiriyorsunuz.. Ulaşım sorunundan değil, gezegenimizin cennet izdüşümü Boğazı yok edersiniz doymayan boğazınız için.

Gelin; boğazı monoblog betonla kapatıp, köprü işkencesine son verelim. Son verelim, çünkü; “Kanal İstanbul” projesi ile ikinci boğaz geçişi düşünülüyor..

 

http://blog.milliyet.com.tr/osmanli-dil-enstitusu-mu--zorunlu-osmanlica-mi-/Blog/?BlogNo=482090

 

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU

Teknopolitikalar Platformu

evesbere@mynet.com

sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32