30 Mayıs 2015 Cumartesi

ENLERİN VE İLKLERİN SARAYI GALATASARAY= 20. ŞAMPİYONLUK + 4. YILDIZ


ENLERİN VE İLKLERİN SARAYI GALATASARAY’IN 20 ŞAMPİYONLUĞUNUN KISA ÖYKÜSÜ  VE 4.YILDIZI

30.05.2015

Çaykur Rizespor 1- Galatasaray 1

Türkiye Spor Toto Süper Lig 2014/2015 sezonu 30.05.2015 13:00 günü 34. son maç:

Galatasaray bu maçta da gol yemez ise, 3. Yıldızı taktığı 2001-2002 sezonu rekorunu egale edecekti.

Edemedi, çünkü Eren Bayraktar, 52. Dak Sinan Bolat’ın yardımıyla golü attı.

Bir şeyi başardı, 7 maç yenilmedi. Bir şey daha yaptı, ki başarı olmasa da kurtardı kendini. Evet; ligimiz tarihinde en çok gol yiyerek şampiyon olmaktan Umut tarafından kurtarıldı.

Ve böylelikle Galatasaray 2014-15 sezonunda, 34 maçta; 24 galibiyet, 5 beraberlik, 5 mağlubiyet ile 60 gol atarak, 35 gol yiyip artı 25 avantajla 20. Şampiyonluğunu ve 4. Yıldızını kazandı.

Maça Galatasaray yedek ağırlıklı olarak çıktı. Maçın iyileri Hamit, Sabri, Semih ve Golü atan Umut ve yedeklerden Tarık idi. Anlayacağınız yedekler kendini yine gösteremedi. Hamza hoca bu yedek değerlerin motivasyonunu ayarlar ise tıpkı Yasin Öztekin ve Sabri Sarıoğlu’nu kazandırdığı gibi bu oyuncuları kazanır ve  transfere gerek kalmaz.

İlk yarısı golsüz eşitlikle sona eren karşılaşmanın 52. dakikasında Eren Albayrak'ın golüyle 1-0 öne geçen ev sahibi takım oldu. Karşılaşmanın 82. dakikasında sarı kırmızılı takımda Kweuke'yi ceza sahasına girerken düşüren Koray Günter kırmızı kart gördü. 86. dakikada 10 kişi kalan Galatasaray, Sabri'nin ortasında  Umut Bulut'un golüyle skora denge getirdi. Mücadele 1-1 eşitlikle sona erdi.

2014-15 Spor Toto Süper Lig Süleyman Seba sezonunda Galatasaray’a 20. Şampiyonluğu ve 4. Yıldızı kazandıran; Taraftarını, yöneticisinı, futbolcusunu ve malzemecisini herkesi kutluyorum, alkışlıyorum. Fakat; futbolun efendisi Hakan Balta’ya özel kutluyor ve teşekkür ediyorum.

Mustafa Kamil Abitoğlu’nun son maçı. Çünkü, hakemliği bırakıyor.

Sabri Saroğlu’nun maç sonunda Abitoğlu’na kırmızı kart göstermesi güzel bir anı oldu.

Çaykur Rizespor: Serkan Kırıntılı  xx,   Eren Albayrak xxx, Koray Altınay xx, : Godfrey Oboabona Itama xx, Orhan Ovacıklı xx (Filip Holosko dk. 88 ?), Muhammet Emin Balcılar xx, Kıvanç Karakaş xx (Ümit Korkmaz dk. 76), Ludovic Sylvestre xx, Sercan Kaya xx, Deniz Kadah xx (Tevfik Köse dk. 73 ?), Leonard Kweuke xx

Yedekler: 15 Aykut Erçetin-94 Fatih Kaan Arıman-20 Murat Duruer-28 Engin Bekdemir-55 Ümit Korkmaz-13 Filip Holosko-88 Tevfik Köse 

 İlk 11 Değeri : 14.200.000 Euro   

Çalıştırıcı: Hikmet Karaman

Takım Değeri: 36.350.000 €

Galatasaray: Sinan Bolat xx, Hamit Altıntop xx, Blerim Dzemaili xx (Yekta Kurtuluş dk. 45 xx), Aydın Yılmaz xx (Sinan Gümüş dk. 62 xx), Armindo Tue Na Bangna Bruma xx (Umut Bulut dk. 76), Goran Pandev xx, Semih Kaya xx, Koray Günter xx, Emre Çolak xx, Sabri Sarıoğlu(Kaptan çıktı) xx, Osman Tarık Çamdal xx

Yedekler: 67 Eray İşcan-13 Alex Nicolao Telles-18 Sinan Gümüş-23 Yasin Öztekin-35 Yekta Kurtuluş-9 Umut Bulut    

Çalıştırıcı: Hamza Hamzaoğlu

Takım Değeri : 142.350.000 €

İlk 11 Değeri : 46.250.000 Euro

Stadyum : Yeni Rize Şehir    

Hakemler : Mustafa Kamil Abitoğlu-Bülent Gökçü-İsmail Şencan

Goller: Dk. 52 Eren (Çaykur Rizespor), Dk. 86 Umut (Galatasaray)

Sarı Kart: Sercan (Çaykur Rizespor)

Kırmızı Kart: Dk. 81 Koray (Galatasaray)

 

1 sezon 3 hoca ve 3 başkan ile 20. Şampiyonluk ve 4. Yıldız geldi;

Sezon başında Galatasaray başkanı Ünal Aysal’dı ve başarılıydı. Hocası Cesare Prandelli başarısızdı.

Aysal’ın yerine Duygun Yarsuvat geldi ve çok başarılıydı. Hocaları ‘1 haftalığına da olsa Muslera’yı Muslera yapan’ Cludio Tafarel ve de Hamza Hamzaoğlu idi ve çok çok başarılıydılar. Hamza Hamzaoğlu artık yeni imparatordu.

Ardından Duygun Yarsuvat beyin yerine Dursun Özbek başkanlığa geldi ve çok başarılı olacaktır.

Tutkulu bir Galatasaraylı olarak 7 yıldır GS’yi yazıyorum. Sıradan bilinen yazı değil; az çok Galatasaray’ın derinine inen detay yazılar. “Enlerin ve ilklerin sarayı Galatasaray” adıyla kitaba dönüştürmektir amacım..

Elbette ki 3 büyükler ezeli rakip ve ebedi dosttur. Birbirleriyle yarışacaklar, birbirlerini geçecekler. Bu onların demokratik özgür ortak hakları, evrensel dostluk adına. Fakat şu bir gerçek ki;

Avrupa’da, 2000 yılında  aldığı UEFA kupası değil, Real Madrid’i yenerek aldığı süper kupa ile aynı zamanda 1000 yılda alınabilen “milenyum kupası” sahibidir. Bu nedenle, değil ülkemiz takımları Avrupa ve dünya takımları Galatasaray’ı yarışta geçebilir, fakat önüne geçemez.

Hasta değil sağlıklı bir Galatasaraylı olarak Galatasaray’ın 20. Şampiyonluğu kazanması ve 4.Yıldızı takmasına sevindim, mutlandım ve gururu duydum.

Bu onurlu süreçte 2 şey beni hüzünlendirdi;

Birincisi; Karaman’ın Ermenek ilçesindeki maden ocağında mahsur kalan 18 işçiden Mehmet Özcan'ın 5 yaşındaki oğlu Ömer Asaf’ın, "Babama ‘Galatasaray maçı var' dersek madenden çıkar" demesi. Ardından; terliklerle oluşturduğu "Madencileri kurtarma oyununda" ise babasını ve diğer işçileri kurtaran Ömer Asaf, "Ocakta göçük yıkılmasın tamir olsun. Ondan sonra da kurtulsun insanlar, çocukların babası evlerine dönsün" diye konuşması ve de Galatasaray’ın Ömer Asaf’a sahip çıkması:

Ermenek'teki maden faciasında yaşamını yitiren Mehmet Özcan'ın oğlu Ömer Asaf, Galatasaraylı futbolcularla buluştu. Ömer Asaf, sarı kırmızılı oyunculardan en çok 10 numaralı formayı giyen Wesley Sneijder'i sevdi.

İkincisi; vefakâr ve cefakâr Galatasaray seyircilerinden Uğur Çoban’ın trafik kazasında aramızdan ayrılması ve yine Galatasaray’ın sahip çıkması:

Galatasaray şampiyonluğu Beşiktaş derbisine gelirken geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeden Uğur Çoban'a adadı..

 

Komplocu senaryoyu çok seviyoruz:

“Galatasaray, Aksaray’a gitti, Rizespor Aksaray’a çağrıldı” diyerek bir şeye işaret ediyorsunuz. Bana ikisi arasındaki farkı söyleyebilir misiniz?

İkisi arasında 2 fark var; biri ne olursa olsun bir ulusal iradeye saygı göstermek, İkincisi, ulusal iradeye saygı göstertmektir.

Komplo senaryoları:

2014-2015 sezonu için Süleyman Seba Sezonu denince TFF; “Aha da, TFF Başkanı BJK’yi şampiyon yaptı..Çünkü  Yıldırım Demirören eski BJK’li başkan olarak, BJK’yi şampiyon yapacak ve başkanlığı dönemindeki hatalarını affettirecek..”

Ardından; “Galatasaray Saray’a çıktı kesin şampiyonluk icazet aldı” dedik.

Diğer yandan; “Rizespor Saray’a çağrıldı, kesin taraftarı olduğu takımın şampiyon yapılmasını emretti..” değerlendirmesinde bulunduk.

Olmadı; komplo senaryoları boş çıktı..

Senaryo yazmaya tutkun bir yapımız yok, komplo senaryolarını çağrıştıran anlık değerlendirmelerimiz var.

Hiçbir olmadı ve komplo senaryolarımız çürüdü ve Galatasaray anasının sütü gibi helal bir şampiyonluk kazandı..

 

Galatasaray’ın, 4. Yıldızının ve  20 şampiyonluğunun kısa öyküleri:

1-1961-1962 sezonu: Çalıştırıcı; Gündüz Kılıç. Galatasaray’ın profesyonel lig tarihindeki kazandığı ilk lig şampiyonluğuydu. Bu sezonda Galatasaray 38 maçta 23 galibiyet, 7 beraberlik ve 8 mağlubiyet aldı ve 57 puan topladı.

Kadro: Turgay Şeren, Bülent Gürbüz, Candemir Berkman, (Büyük) Ahmet Berkman, Talat Özkarslı, İlhan Geliş, Samim Uygun, Suat Mamat, Recep Adanır, Ergun Ercins, Niyazi Tamakan, Erol Gürman, Uğur Köken, Ayhan Elmastaşoğlu, Bahri Altıntabak, Mete Basmacı, (Kücük) Ahmet Karlıklı, Selçuk Hergül..

2- 1962 / 1963 sezonu: Çalıştırıcı Gündüz Kılıç. Galatasaray tarihin en uzun lig maratonunda oynadığı 42 maçın 28’ini kazandı. 11 maçta berabere kalan Galatasaray 3 de mağlubiyet aldı. Eleme grubunda 32 puan toplayan Galatasaray final grubunda ise 35 puan toplamayı başarmıştı.

Kadro: Turgay Şeren, Bülent Gürbüz, Altay Yavuzaslan, Candemir Berkman, (Küçuk) Ahmet Karlıklı, (Büyük) Erol Gürman, (Büyük) Ahmet Berman, Talat Özkarslı, Nuri Asan, Suat Mamat, Ergun Ercins, Kadri Aytaç, Mustafa Yürür, İbrahim Ünal, Turan Doğangün, İlhan Geliş, Erdoğan Gökçen, Metin Oktay, Tarık Kutver, Ayhan Elmastaşoğlu, (Küçük) Erol Boralı, Uğur Köken, Bahri Altıntabak

3- 1968 / 1969 sezonu: Çalıştırıcı; Toma Kaleperoviç. Galatasaray üçüncü kez şampiyon oldu. 30 maçta 19 galibiyet, 8 beraberlik ve 3 mağlubiyet alan Galatasaray, 46 puan topladı.Türk futbolunun Taçsız Kral'ı Metin Oktay bu şampiyonluk ile jübilesini yaptı. Nihat Akbay, Varol Ürkmez, Ali Elveren, Muzzafer Sipahi, Ergün Acuner, Talat Özkarslı, Akın Aksaçlı, Bekir Türkgeldi, Tuncer İnceler, Turan Doğangün, Mazlum Fırtına, Mehmet Oğuz, Muhlis Güler, Ergin Gürses, Ahmet Çeloviç, Metin Oktay, Ayhan Elmastaşoğlu, Atilay Özgür, Gökmen Özdenak, Uğur Köken

4- 1970 / 1971 sezonu: Çalıştırıcılar: Coşkun Özarı ve İngiliz Brian Birch. Galatasaray 30 maçta 17 galibiyet, 8 beraberlik ve 5 mağlubiyet aldı. 42 puan toplayan Galatasaray dördüncü kez şampiyon oldu.  Bu şampiyonluğu unutulmaz kılan olay ise Fenerbahçelilerin kısa bir süre de olsa kendilerini şampiyon zannetmeleri oldu. Ligin son haftasına girilirken puan durumunda Fenerbahçe'ye karşı 40-38 üstün olan Galatasaray, 6 Haziran 1971 tarihinde Ankara'da PTT ile karşılaşırken, Galatasaray'ın mağlup oynadığı haberinin yayılması üzerine, İstanbul'da Beşiktaş'ı 1-0 yenen Fenerbahçeliler kendilerini şampiyon sandılar. Ancak, Ankara'daki maçın 7-1 Galatasaray'ın lehine sonuçlandığının anlaşılması üzerine Fenerbahçelilerin sevinci yarıda kaldı.

Kadro: Yasin Özdenak, Nihat Akbay, Ekrem Günalp, Tuncay Temeller, Muzaffer Sipahi, Aydın Güleş, Savaş Yarbay, Talat Özkarslı, Samim Yağız, Olcay Başarır, Ergün Acuner, Ahmet Akkuş, Mehmet Oğuz, Suphi Soylu, Cengiz Erkazan, Gökmen Özdenak, Metin Kurt, Uğur Köken, Ayhan Elmastaşoğlu, Yıldırım Benayyat, Avram Kalpin

5- 1971 / 1972 sezonu: Çalıştırıcı: Brian Birch’ün. Galatasaray 30 maçta bir önceki sezonda olduğu gibi 17 galibiyet, 8 beraberlik, 5 mağlubiyet aldı ve 42 puan topladı. Bu ligdeki beşinci şampiyonluktu. Ve; 1971-1972 sezonu Brian Birch ile *1. Yıldız* takıldı.

Kadro: Yasin Özdenak, Nihat Akbay, Ekrem Günalp, Tuncay Temeller, Muzaffer Sipahi, Aydın Güleş, Savaş Yarbay, Samim Yağız, Tarık Küpoğlu, Olcay Başarır, Ahmet Akkuş, Mehmet Oğuz, Suphi Soylu, Bülent Ünder, Gökmen Özdenak, Metin Kurt, Uğur Köken, Ayhan Elmastaşoğlu, Yıldırım Benayyat

6- 1972 / 1973 sezonu: Çalıştırcı Brian Birch. Brian Birch üst üste 3 şampiyonluk kazanan ilk teknik adam oldu. Bu sezondaki şampiyonluk Galatasaray’ın üst üste kazandığı üçüncü şampiyonluk oldu. Galatasaray 30 maçta 19 galibiyet, 9 beraberlik ve 2 mağlubiyet aldığı bu sezonda 47 puanla şampiyon oldu.

“Sen misin 3 yıl üst üste şampiyon olan, al sana şampiyonluk! Diyen futbol baronları tam 14 yıl Galatasaray’ın şampiyonluklarını engellediler.

Kadro:Yasin Özdenak, Nihat Akbay, Ekrem Günalp, Tuncay Temeller, Muzaffer Sipahi, Aydın Güleş, Savaş Yarbay, Tarık Küpoğlu, Arif Kuşdoğan, Olcay Başarır, Ahmet Akkuş, Suphi Soylu, Mehmet Oğuz, Bülent Under, Kohran Tınaz, Gökmen Özdenak, Metin Kurt, Mehmet Özgül, Uğur Köken

7- 1986 / 1987 sezonu: Çalıştırıcı, Alman ulusal takımınını dünyaca ünlü kimliği Jupp Derwall idi. 14 yıl aradan sonra Jupp Derwall yönetiminde kazanılan bu şampiyonluk Galatasaray’ın büyük baskıdan kurtulması ve dünya markası olmanın önünü açtı. Galatasaray 36 maçta 23 galibiyet, 8 beraberlik 5 de mağlubiyet alırken 54 puan toplamıştı.

Kadro: Zoran Simoviç, Hayrettin Demirbaş, İsmail Demiriz, Raşit Çetiner, Erhan Önal, Cüneyt Tanmam, Ahmet Ceyhan, Yusuf Altıntaş, Semih Yuvakuran, Cevat Prekazi, Uğur Tütüneker, İlyas Tüfekçi, Arif Kocabıyık, Muhammet Altıntaş, Adnan Esen, Suat Kaya, Savaş Koç, Mirsat Guneş-Kovaceviç, Tuncay Soyak, Erkan Ültanır, Öner Kılıç, Bülent Alkılıç

8- 1987 / 1988 sezonu ilk kez 3 puanlık sisteminini uygulandığı sezon: Çalıştırıcı; Mustafa Denizli. Galatasaray oynadığı 38 maçta 27 galibiyet, 9 beraberlik ve 2 mağlubiyet alırken ilk kez üç puan sisteminin uygulandığı bu sezonda 90 puan toplamıştı.

Kadro: Zoran Simoviç, Hayrettin Demirbaş, İsmail Demiriz, Yusuf Altıntaş, Cüneyt Tanmam, Semih Yuvakuran, Erhan Önal, Raşit Çetiner, İhsan Okay, Nasır Vanlıoğlu, Muhammet Altıntaş, Cevat Prekazi, Uğur Tütüneker, Tugay Kerimoğlu, Savaş Demiral, Arif Kocabıyık, Tanju Çolak, Mirsad Güneş-Kovaceviç, İlyas Tüfekçi, Didier Six, Savaş Koç

9- 1992 / 1993 sezonu: Çalıştırıcı; Karl Heinz Feldkamp. Galatasaray 66 puanla şampiyon olurken, 20 galibiyet, 6 beraberlik ve 4 mağlubiyet almıştı. Aynı puanı alan Beşiktaş ise averajla ikinci olmuştu.

Son maçta Ankara’da Ankaragücü’nü Galatasaray’ın 8-0 yenmesi kafalarda soru işaretleri yaratmıştı. Fakat aynı BJK, ayni Ankaragücü’ne bu sezonda bizim kadar gol atmıştı. Özellikle deplasmanda BJK Ankaragücü’nü 6-0 yenmişti. Demek ki o sezon Ankaragücü adeta averaj takımı idi. Şöyle ki; Ankaragücü, ayni sezon 8-0 yendiği  Konyaspor’dan sonra 59 gol ile en fazla gol yiyen takım. Yine bu sezonda salt BJK Ankaragücü’ne; “4-0 ve 6-0” lık sonuçlarla Galatasaray kadar gol atmış;10 gol, Galatasaray ise 11 gol. Karşıyaka bile Ankara’da 5 gol(0-5) atmış Ankaragücü’ne.

Kadro: Hayrettin Demirbaş, Yusuf Altıntaş, Reinhard Stumpf, Falco Götz, Bülent Korkmaz, Mert Korkmaz, İsmail Demiriz, Şevket Candar, Tayfun Hut, Tugay Kerimoğlu, Hazma Hamzaoğlu, Okan Buruk, Muhammet Altıntaş, Suat Kaya, Elvir Boliç, Uğur Tütüneker, Hakan Şükür, Erdal Keser, Mustafa Kocabey, Arif Erdem, Torsten Gütschow, Seyfettin Kurtulmuş

10- 1993 / 1994 sezonu: Çalıştırıcı; Reinhard Holmann. Galatasaray, 30 maçta 22 galibiyet, 4 beraberlik ve 4 mağlubiyet aldı. 70 puan topladı. Bu şampiyonluk Galatasaray’ın lig tarihinde kazandığı 10. şampiyonluk olacaktı. Ve; 1993-19914 sezonu Reiner Hollmann ile *2. Yıldız* takıldı.

Kadro: Hayrettin Demirbaş, Bülent Korkmaz, Reinhard Stumpf, Falco Götz, Mert Kormaz, Cihat Arslan, Yusuf Altıntaş, Tugay Kerimoğlu, Hamza Hamzaoğlu, Suat Kaya, Uğur Tütüneker, Mustafa Yücedağ, Roger Ljung, Cengizhan Hıncal, Yusuf Tepekule, Soner Tolungüç, Okan Buruk, Hakan Şükür, Arif Erdem, Erdal Keser, Kubilay Türkyılmaz, Benhur Babaoğlu

11- 1996 / 1997 sezonu Fatih Terimli yıllar: Çalıştırıcı; Fatih Terim. Bu sezonda Galatasaray, 34 maçta 25 galibiyet, 7 beraberlik 2 de mağlubiyet aldı. 82 puan toplayan Galatasaray böylece 11. kez şampiyon oluyordu.

Kadro; Hayrettin Demirbaş, Volkan Kilimci, Mehmet Duymazer, Cengiz Dülgeroğlu (Pierre Eser), Bülent Korkmaz, Feti Okuroğlu, Vedat İnceefe, Ulrich Van Gobbel, Bekir Gür, Mert Korkmaz, Iulan Filipescu, Georghe Hagi, Tugay Kerimoğlu, Okan Buruk, Ümit Davala, Hakan Ünsal, Suat Kaya, İlyas Kahraman, Evren Turhan, Ergün Pembe, Ufuk Talay, Hakan Şükür, Adrian Ilie, Arif Erdem, Adrian Knup, Alp Küçükvardar

12- 1997 / 1998 sezonu: Çalıştırıcı; Fatih Terim. Sezona Başkan Faruk Süren’in; "20:45'te şampiyonuz" sloganı damga vurdu.

34 maçta 23 galibiyet, 6 beraberlik ve 5 mağlubiyet alan Galatasaray, 75 puanla 12. kez şampiyon oldu.

Kadro: Volkan Kilimci, Mehmet Bölükbaşı, Gheorghe Popescu, Fatih Akyel, Bülent Korkmaz, Iulian Filipescu, Hakan Ünsal, Feti Okuroğlu, Vedat İnceefe, Gheorge Hagi, Suat Kaya, Tugay Kerimoğlu, Ergün Penbe, Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Ümit Davala, Osman Coşkun, Adnan Ilgın, Ceyhun Eriş, Hakan Şükür, Adrian Ilie, Arif Erdem, Lionel Lutu, Mehmet Gönülaçar

13- 1998 / 1999 sezonu: Çalıştırıcı; Fatih Terim. Şampiyonluğa 34 maçta 23 galibiyet, 9 beraberlik, 2 mağlubiyet ile ulaşılırken 78 de puan toplandı Galatasaray..

Kadro: Claudio Taffarel, Mehmet Bölükbaşı, Gheorghe Popescu, Fatih Akyel, Bülent Korkmaz, Vedat İnceefe, Iulian Filipescu, Hakan Ünsal, Alper Tezcan, Gheorge Hagi, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Suat Kaya, Tugay Kerimoğlu, Ergün Pembe, Hasan Şaş, Ümit Davala, Tolunay Kafkas, Ufuk Talay, Hakan Şükür, Arif Erdem, Burak Akdiş

14- 1999 / 2000 sezonu, üst üste 4 şampiyonlukla ülke rekoru yanında; UEFA, Avrupa Süper Kupa ve Milenyum kupasının kazanıldığı görkemli bir sezon:

Çalıştırıcı; Fatih Terim. Üst üste dördüncü kez kazanılarak rekor kırılan bu şampiyonluk 34 maçta 24 galibiyet, 7 beraberlik ve 3 mağlubiyetle gelmişti. Fatih Terim’in son kez teknik direktörlük sezonu idi bu evrensel sezon.

Kadro; Claudio Taffarel, Kerem İnan, Mehmet Bölükbaşı, Bülent Korkmaz, Gheorghe Popescu, Hakan Ünsal, Capone Oliveria, Fatih Akyel, Alper Tezcan, Vedat İnceefe, Emrah Eren, Gheorghe Hagi, Emre Belözoğlu, Suat Kaya, Tugay Kerimoğlu, Ergün Pembe, Ahmet Yıldırım, Sergen Yalçın, Hasan Şaş, Osman Coşkun, Ümit Davala, Okan Buruk, Hakan Şükür, Arif Erdem, Mandingo Marcio, Mehmet Yozgatlı, Saffet Akyüz

15- 2001 / 2002 sezon 3. Yıldızı ilk takan Galatasaray sezonu: Çalıştırıcı; Romen Mircea Lucescu. Galatasaray 15. kez şampiyon olarak üçüncü yıldızı takan ilk takım olacaktı. Galatasaray bu şampiyonluğa 34 maçta 24 galibiyet, 6 beraberlik ve 4 mağlubiyetle ulaşmıştı.

Ve; 2001-2002  sezonu Mircea Lucescu ile * 3. Yıldız* takıldı.

Kadro; Faryd Ali Mondragon, Kerem İnan, Emre Aşık, Bülent Korkmaz, Capone Oliveria, Victoria Gustova, Sebastian Perez, Vedat İnceefe, Hakan Ünsal, Erhan Namlı, Gheorghe Popescu, Ergün Pembe, Hasan Şaş, Ayhan Akman, Berkant Göktan, Suat Kaya, Sergen Yalçın, Andres Jose Fleurquin, Bülent Akın, Joan Batista, Ümit Davala, Faruk Atalay, Pavel Horvath, Robert Spehar, Arif Erdem, Ümit Karan, Serkan Aykut, Radu Niculescu, Murat Sözkesen

16- 2005 / 2006 sezonu bitmeyen en uzun 16 dakika sezonudur: Çalıştırıcı; Belçikalı  Erik Gerets. Galatasaray tarihindeki 16. şampiyonluk olacaktı. Fenerbahçe’nin son hafta Denizli’de berabere kalmasıyla gelen bu şampiyonluğa 26 galibiyet, 5 beraberlik 3 de mağlubiyetle ulaşıldı.

Bu sezonun son maçı olan 3-0’lık Kayserispor maçı ve o maçın bitiminden itibaren 16 dakika süreyle Denizli’deki Fenerbahçe maçının bitmesinin beklenmesi unutulmaz anlar olarak tarihe geçecekti.

Kadro; Faryd Aly Mondragon, Stjepan Tomas, Rigobert Song, Orhan Ak, Yalçın Ayhan, Alioum Saidou, Marek Heinz, Hakan Şükür, Necati Ateş, Hasan Şaş, Aykut Erçetin, Cafercan Aksu, Fevzi Elmas, Ayhan Akman, Cihan Haspolatlı, Volkan Arslan, Emre Aşık, Saşa İliç, Mehmet Güven, Ferhat Öztorun, Aydın Yılmaz, Özgürcan Özcan, Mülayim Erdem, Uğur Uçar, Sabri Sarıoğlu, Hasan Kabze, Ergün Penbe, Ümit Karan

17- 2007 / 2008 sezonu: Çalıştırıcılar; Karl Heinz Feldkamp ve 6 hafta Cevat Güler. Galatasaray, sezon boyunca yaşanan birçok çalkantıya rağmen, çoğu ilk kez sarı-kırmızı forma giyen genç oyuncularının inanılmaz performansıyla 17. şampiyonluğa ulaştı. Sezonun 32. haftasında Fenerbahçe'yi yeni transfer Nonda'nın golüyle 1-0 yendikten sonra liderliği de ele geçiren Galatasaray, bu sezon müthiş bir çıkış yapan Sivasspor'u da sahasında 5-3 yenerek liderliğini iyi pekiştirdikten sonra en yakın rakipleri Fenerbahçe, Beşiktaş ve Sivasspor'a 6 puan fark atarak 79 puanla 17. şampiyonluğuna uzandı.

Kadro: Aykut Erçetin, Orkun Uşak, Fırat Kocaoğlu, Emre Güngör, Rigobert Song, Hakan Kadir Balta, Uğur Uçar, Volkan Yaman, Servet Çetin, Tobias Jan Hakan Linderoth, Okan Buruk, Barış Özbek, Cassio de Souza Soares Lincoln, Hasan Şaş, Mehmet Topal, Ahmed Apimah Barusso, Marcelo Adrian Carrusca, Ayhan Akman, Sabri Sarıoğlu, Arda Turan, Mehmet Güven, Hakan Şükür, Shabani Nonda, Özgürcan Özcan, Çağrı Yarkın, Serkan Çalık, Ümit Karan

18- 2011 / 2012 sezonu, Play-Off süper final uygulandığı sezon: Çalıştırıcı: Fatih Terim. Play-off sisteminin uygulandığı bu sezonda normal sezonu lider tamamlayan Galatasaray, "Süper Final" olarak adlandırılan play-off'u da 48 puanla ilk sırada tamamladı ve şampiyon oldu. Teknik Direktör Fatih Terim 5. şampiyonluğuna ulaşarak en çok şampiyon olan teknik adam unvanını aldı.

Kadro; Fernando Muslera, Ufuk Ceylan, Aykut Erçetin, Tomas Ujfalusi, HakanBalta, Emmanuel Eboue, Semih Kaya, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Servet Çetin, Çağlar Birinci, Serkan Kurtuluş, Selçuk İnan, Felipe Melo, Engin Baytar, Albert Riera, Emre Çolak, Aydın Yılmaz, Ceyhun Gülselam, Ayhan Akman, Yiğit Gökoğlan, Yekta Kurtuluş, Okan Derici, Johan Elmander, Milan Baros, Sercan Yıldırım, Necati Ateş, Mertan Caner Öztürk, Mehmet Batdal, Berk Yıldız

19- 2012 / 2013 sezonu:  Çalıştırıcı, Fatih Terim.

Kadro: Fernando Muslera, Ufuk Ceylan, Aykut Erçetin, Albert Riera, Aydın Yılmaz, Berk Yıldız, Berk İsmail Ünsal, Burak Yılmaz, Burhan Yıldız, Çağlar Birinci, Dany Nounkeu, Didier Drogba, Emmanuel Eboue, Emre Çolak, Engin Baytar, Eray İşcan, Felipe Melo, Furkan Özçal, Gökhan Zan, Hakan Kadir Balta, Hamit Altıntop, Johan  Elmander, Melih Kartal, Mertan Caner Öztürk, Muhammed Alperen Uysal,  Noureddine Amrabat, Okan Derici, Sabri Sarıoğlu, Selçuk İnan, Semih Kaya, Tomas Ujfalusi, Umut Bulut, Wesley Sneijder, Yekta Kurtuluş

Galatasaray, 2012-2013 sezonunun bitimine 2 hafta kala(32.hafta) Sivasspor'u 4-2 yenerek,  üst üste ikinci, toplamda 19.şampiyonluğuna ulaştı.

Sportif açıdan yaşanılan kötü dönemin ardından teknik direktör Fatih Terim yönetiminde yeniden ayağa kalkan "Cim Bom", şampiyonluk sayısında Fenerbahçe'yi geride bıraktı.

Her 5 şampiyonluk için formaya bir yıldız takma hakkı kazanılan ligde sarı-kırmızılı ekip, 4. yıldızı ilk kez takacak takım olma yolunda avantajlı konuma yükseldi.

Ve bu avantajı geç de olsa iyi kullanan Galatasaray 20. Şampiyonluğunu 33. Haftada elde ederek 4. Yıldızı takma başarısını gösterdi:

20- 2014/ 2105 sezonu, 4. Yıldızı takma sezonu:

Çalıştırıcı: İtalyan Cesare Prandelli 29.11.2014 gününe dek, 29.11.2014 günü yerine Galatasaray ve Brezilya milli takımın efsane  kalecisi Claudio Taffarel, ardından Galatasaray’ın efsane topçusu Hamza Hamzaoğlu  06.12.2014 tarihinde takımın başına geçti. Milli takımın, yardımcı antrenörü idi ve Akhisar Beleiyespor’u çalıştırıyordu. Ne ilginçtir ki, ilk maçı Akhisar ile oldu. Hüzünlü yanı Babasının GS’ya çalıştırıcı olduğunu görememesi, çünkü 1 gün önce vefat etmişti sevgili babası.

Hamzaoğlu bir ilkin de kahramanı; hem futbolcu, hem çalıştırıcı olarak şampiyonluk yaşayan ilk isim. Biliyorsunuz, efsane Fatih Terim futbolcu iken şampiyonluk yaşamamıştı.

Galatasaray Hamza Hamzaoğlu ile çok şey yapacak, hatta Fatih Terim’den çok..

“Biri diğerini geçerse kişi büyür, gelen gideni geçerse Galatasaray büyür..”

Kadro; Kaleciler: Fernando Muslera Fernando Muslera-Uruguay, Sinan Bolat Sinan Bolat Kaleci,  Eray İşcan Eray İşcan,  Alperen Uysal Alperen Uysal

Defans; Gökhan Zan Gökhan Zan, Alex Telles Alex Telles – Brezilya,  Aurelien Chedjou-Kamerun, Hakan Balta Hakan Balta, Semih Kaya Semih Kaya, Koray Günter, Sabri Sarıoğlu

Orta Saha; Felipe Melo Felipe Melo-Brezilya, Hamit Altıntop, Blerim Dzemaili-İsviçre, Aydın Yılmaz Aydın, Selçuk İnan, Wesley Sneijder-Hollanda, Yasin Öztekin, Olcan Adın,  İbrahim Coşkun, Yekta Kurtuluş, Emre Çolak, Tarık Çamdal,  Kaan Baysal,  Birhan Vatansever,

Forvet; Umut Bulut Umut, Bruma Bruma- Portekiz, Burak Yılmaz, Sinan Gümüş, Goran Pandev-Makedonya

Fenerbahçe İstanbul Başakşehirspor ile 2-2 berabere kalınca Galatasaray 20. Şampiyonluğunu 33. Haftada elde ederek 4. Yıldızı takan ilk takım oldu, tıpkı 1, 2 ve 3. Yıldız gibi..

Adeta, yıldız canavarı, yıldız savaşçıları ve avcıları;

1971-1972 sezonu Brian Birch ile *1. Yıldız*

1993-19914 sezonu Reiner Hollmann ile *2. Yıldız*

2001-2002  sezonu Mircea Lucescu ile * 3. Yıldız*

2014-2015 sezonu Hamza Hamzaoğlu ile *4.Yıldız*

Erman Toroğlu’nun ironisi düşündürücü futbolumuz için: “Bu Muslera'nın vücut yapısının incelenmesi lazım. Büyük ihtimalle kaslarında ya lastik ya da plastik malzemeler var! Eğer Federasyon bu bulguları yakalarsa zaten Galatasaray'ın şampiyonluğu elinden alınır. Kalede hormonlu bir kaleci var diye (!)”

Galatasaray maçından 1 gün sonra(25 Mayıs 2015) oynanan İstanbul Başakşehirspor Fnerbaçe maçı futbol tarihinin en ilginç maçı oldu. Öyle ki, 4 FB’li topçu kırmızı kart gördü. Bu futbol tarihimizin ilki idi. Maç 2-2 bitti bitmesine de Başakşehir de öldü öldü dirildi, çünkü eski Galatasaraylı Mehmet Batdal’ın ‘biri yine eski Galatasaraylı Uğur Uçar’ın asistliğiile’ attığı 2 golle 2-0 öndeydi, 2-2 oldu, Mehmet Batdal birde penaltı kaçırdı, İB 3. golü de yiyebilirdi.

Stat: Başakşehir Fatih Terim

Hakemler: Ali Palabıyık, Mehmet Cem Satman, Serkan Çimen

İstanbul Başakşehir: Volkan Babacan, Uğur Uçar, Yalçın Ayhan, Epureanu, Alparslan Erdem, Visca, Badji, Mahmut Tekdemir, Doka (Dk. 74 Enver Cenk Şahin), Mossoro (Dk. 85 Sedat Ağçay), Mehmet Batdal

Teknik Direktör: Abdullah Avcı

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Mehmet Topuz, Alves, Egemen Korkmaz, Caner Erkin, Mehmet Topal, Emre Belözoğlu (Dk. 46 Meireles), Kuyt (Dk. 61 Webo), Diego, Alper Potuk, Sow

Teknik Direktör: İsmail Kartal

Goller: Dk. 53 ve 62 Mehmet Batdal (İstanbul Başakşehir); Dk. 81 Diego Ribas, Dk. 88 Pierre Webo (Fenerbahçe)

Kırmızı Kartlar: Dk. 83 Mehmet Topuz, Dk. 90+2 Bruno Alves, Dk. 90+2 Caner Erkin, Dk. 90+6 Pierre Webo (Fenerbahçe)

Kaçan Penaltı: Dk. 90+4 Mehmet Batdal (İstanbul Başakşehir)

Ve Galatasaray 20. Kez şampiyon oldu ve 4. Yıldızı taktı.

Galatasaraylıların göndermesi de güzeldi: ‘Fenerbahçe cephesinin, "Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" sözünü hatırlatan tişörttte yazan ifade şöyle’: "Belki bir gün herkes 4 yıldız takacak ama tarih ilk bizi yazacak!"

Fenerbahçe’nin yıldız savaşları:

Fenerbahçe ‘3-4-5’ yıldız taktiği ile 5.yıldızı kafasına takıyor.

Fenerbahçe TFF’nin kuruluş tarihi 1959’dan önceki şampiyonlukları sayarak 5. Yıldızı saha dışında göğsüne takarak, Galatasaray’ın sahada taktığı 4. Yıldızı geçmiş. Beşiktaş’ı de 3.yıldıza yükseltmiş.

Bu 3-4-5 taktiğine; “Galatasaray 4.yıldızı göğsüne, Fenerbahçe’de 5.yıldızı kafasına takmış.” derler.

Belli ki Fenerbahçe rahatsızlanmış. Neden Beşiktaş’a bulaştırıyor ki. Geçmiş olsun. Allah yıldızını versin.

http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-in-20-sampiyonlugu-daha-kolay-olacak/Blog/?BlogNo=415750

http://blog.milliyet.com.tr/galatasaray-supermert-i--99-da-gecerek-super-kupayi-alabildi/Blog/?BlogNo=425403

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU

ŞUTLUYORUM

evesbere@gmail.com  

sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

CHP'YE UYARIMDIR-3 : YALANLARI, OLANLARI ANLATSIN ADAYLAR KENDİLERİNİ DEĞİL

CHP’YE UYARIMDIR-3; YALANLAR,YANLIŞLARI VE ÇEREZİ ANLAT
30 Mayıs 2015

Çerez ve  CHP kaynağı:
Bakan Mehmet Şimşek, Mercedes marka makam araçları için şu değerlendirmeyi yapmış: "Taş çatlasa 2 bin genel müdür var. Hadi 40 müsteşar ve 100 müsteşar yardımcısı olsa abartıyorum, 26 bakan bunların hepsini toplasanız Türkiye’nin milli gelirinde, bütçesinde çerez parası değil, çerez.."
Maliye Bakanı savunmaya geçti hemen: “ Buradaki 'Çerez' harcamanın küçüklüğünü ifade eden yani yük getirmeyen benzetme olarak kullanılmıştır.”
Yük getirmeyen çerez değerindeki Mercedeslere bakalım:
Bugün; merkezi yönetim idaresinin kullanımında 96 bin 500 araç bulunuyormuş. Tümü de görgüsüzlükle bütün tutumsuzluk olan Mercedes fiyatlarında-ayarlarında makam araçları olduğu bir gerçek.
Unutmayın; şu an makam aracı olarak kullanılan S500 Long için verilen ortalama fiyat 1 milyon TL’yi baz almıyorum ve olguyu abartmıyorum. Baz olarak; ortalama makam aracı fiyatı 100 bin TL’yi alıyorum.
Çarpalım 96 bin 500 ile  100 bini = 9.650.000.000 TL, yani yaklaşık 10 milyar TL; al sana çerez.
Bu çerez ile ne mi yapılır?
Şu anki asgari ücret; 1.200 TL.
CHP’nin asgari ücret önerisi 1.500 TL’den çıkarın= 300 TL
Demek ki, CHP, asgari ücretli kişi başına 300 TL’lik bir kaynak oluşturacak.
300 TL’yi bölün 9.650.000.000 TL= 32 milyon 166 bin 667 asgari ücretli kişi eder.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in verdiği bilgiye göre; Türkiye’de yaklaşık 5 milyon kişi asgari ücretle çalışıyor ise;
32 milyon 166 bin 667 asgari ücretli sayısını bölün 5 milyon asgari ücretli sayısına= 6.43 yıl.
Yani yaklaşık 7 yıllık asgari ücretli parası kaynak olarak karşımızda duruyor..
Bu mu çerez?
Bu rakamları diğer kalemlere uygulayın ve görün çerezin ‘3 katrilyonluk’ ne hikmetlü kaynak olduğunu  ..
TRT Haber'in Erdoğan KJ'si(haberi) sosyal medyayı salladı:
TRT Haber, Hakkari-Yüksekova Havalimanı'nın açılış törenini "Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Erdoğan açılışı gerçekleştiriyor" KJ'siyle yayınlayınca sosyal medya yıkıldı(26 Mayıs 2015).
Bu kendini ele vermektir..Allah söyletir işte böyle. Bu doğruyu biz söylesek ceza kapıda, peki TRT’ye ne yapar acep rcep?!
İstanbul doluyor dolduruluyor:
“Gezi, toplantı, alışveriş ve miting alanı için Maltepe, Yenikapı ve Tuzla sahillerinde yapılan dolgu alanlarına bir yenisi daha ekleniyor. Şile’de 90’lı yıllarda doldurulan alan üzerine 8.5 milyon liraya liman ve meydan projesi yapılacak.”
2002 sonrası; İstanbul insanla, Marmara denizi de taş ve toprakla doluyor, dolduruluyor.
Hatta, kıyılar Liman, sahil yolları, meydan ve  Havalimanları ile Karadeniz dolduruluyor. Örneğin Tuzla, Ordu-Giresun ve Rize havalimanı  ve kara limanları ve de sahil yoluyla.. Karadeniz’i öteleyelim şimdilik konumuz İstanbul.
Her yıl ortalama 70 bin göç alan İstanbul göçlerle dolarken, Marmara denizi de liman ve meydanlar açma adına taş ve toprakla dolduruluyor. Örneğin Tuzla, Yenikapı ve Maltepe..
Kısacası, sözde Megakent İstanbul’un dört bir yanı değil, denizi ve karasıyla her yani doluyor ve dolduruluyor.
Böyle giderse; Doğa oluşumunun ve endüstriyel atıkların katkısıyla İstanbul Marmara denizi alanı kadar, yani 11.350 km²’lık devasa bir arazi kazanacak. Her ne kadar Boğaz köprüleri ve de Kanal İstanbul projeleri yatsa da TOKİ’ye gün doğacak.
Çünkü; Marmara denizine; kentsel ve endüstriyel faaliyet atıkları yanında, Tarım alanlarından, dere ve yamaçlardan gelen erozyon kalıntıları her yıl önemli miktarlarda toprağı, Marmara denizine taşıyor ve dolduruyor. Süreç içinde böylesi yapay ve doğal dolgularla Marmara Denizi’nin 11.350 km²’lık  alanı tümden dolacak ve kara ile bütünleşecektir.
Yakındır Megakent İstanbul, mega bilimkurgu kentine dönüşmesi..
CHP İl Başkanı sayın Murat Karayalçın, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı ile İstanbul’daki 14 Belediye Başkanı ve 24 Meslek Odası arasında Harbiye Hilton’da-ki kent halkının katılımındaki bir etkinlik olmalı idi- bir araya gelerek, yaşanabilir bir kent ve yaşanabilir bir İstanbul için işbirliği protokolü imzalıyor olması beni  İstanbul’un geleceği bağlamında umutlandırdı; İstanbul ve Marmara’ya yapılan bu saldırıların önüne geçecek projeler adına.
Sit alanına kamu binası yapılamaz:
Tarihi sit alanı olan Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisine inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Sarayı’yla ilgili Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’ndan emsal bir karar çıktı. Danıştay, tarihi sit alanına saray yapılmasının önünü açan Koruma Kurulu’nun ilke kararını oybirliğiyle reddederek, söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu tespit etti. Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin ardından Danıştay’ın bu kararıyla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın, ‘kaçak’ olduğu ikinci kez tescillendi.. Alman basınında
Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı Alman basınında geniş yer buldu. Bild: "Erdoğan'ın gösterişli sarayı kaçak ilan edildi", Der Spiegel: "Mahkeme, Erdoğan'ın sarayını kaçak ilan etti", Stern: "Erdoğan'ın gösterişli sarayı kaçak ilan edildi", Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ): "Mahkeme karar verdi; Erdoğan'ın sarayı kaçak bir yapı", Die Welt: "Erdoğan'ın gösterişli sarayı kaçak ilan edildi… (27 Mayıs 2015)
Umurunda değil, anlamıyor. Kılıçdaroğlu “elektrik kesilince sandıkları bırakmayın” deyince; “Sandığa oturma kırılır” diyebiliyor parti lideri gibi. Bir laf, 1 adama  3 kez söyleniyor ve yine de bidiğinden şaşmıyorsa, orada bir ariza var demektir.
Türkiye ‘Suriye konusunda’ Amerika ile anlaştı diyenlere:
Yeni parametrelerle(ölçülerle) ortak bir paradigma(yaklaşım) mı oluşturdular? Yoo, ABD’nin yaklaşım modeline evet dediler.
Ne idi ABD modeli? Esat gitmesin, çünkü "laik diktatör"leri devirince, ben de devriliyorum. Biliyorsunuz İran’da Riza Şah Pehlevi’yi gönderince   Hümeyni,  İrak’da Saddam’ı gönderince IŞİD geldi. Bu nedenle Suriye'deki "laik diktatör"e dokunmayacağım, sana da dokundurtmam. En önemlisi, Rusya ve İran Aportta, yani elleri tetikte. Hatta, İran ile bile uzlaşabilirim. Sen, Eğit- Donat programında Suriyeli muhalifleri eğitip donat, ben de sana uçaklarımın koruması altında ‘güvenlik bölgesi’ oluştururum. Bu Suriyeli muhalifleri asla Esad’a karşı kullanmayacaksın, IŞİD’e karşı kullanacaksın..
Sonunda ABD’nin dediği oldu ve Eğit-donatta IŞİD ile mücadeleyi esas alan anlaşma sağlandı.
Ne oldu? Hani, oluşturulan güvenli bölgeye yerleştirilen eğitilmiş muhalifler salt Esad güçlerine karşı mücadele edeceklerdi?
Hiç çekinmeden bu anlaşmayı kamuoyuna; Suriye politikalarım yavaş yavaş gerçekleşiyor diye yutturacaksın, siyasi ranta dönüştüreceksin.
Kazın ayağı öyle değil. İran bize(laik demokrasiye) yaklaşırken, biz İran’a(kapalı rejimine) yaklaşan bir politikayla İslam Ordusu, Halifelik ve de hilafet düşlerimiz düşer oldu..
CHP’em bunları anlat.
Demem o ki; adaylar kendilerini değil, bunları anlatsınlar..
Önceki uyarılarım:
http://blog.milliyet.com.tr/chp-ye-uyarimdir-2/Blog/?BlogNo=499453
http://blog.milliyet.com.tr/chp-ye-uyarimdir-1/Blog/?BlogNo=499216

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

28 Mayıs 2015 Perşembe

SAMSUN 19 MAYIS LİSESİ MEZUNU OLMANIN ONURLU BULUŞMALARI


19 MAYIS LİSESİ’NDE YILLAR SONRA BULUŞMAK VE  YILLAR ÖNCESİNİN SAMSUN’UNU DÜŞÜNMEK(1-2. bölüm)


       ‘19 Mayıs 2011’de, 19 Mayıs Liseliler olarak özlem yüklü Samsun çıkarması yaptık. İşte geçmişe özlemdeki(Lt, Nostalji) bu duygu yoğunluğunu ‘gelin hep birlikte’ anımsayalım ve hüzünlü dönüşlere yelken açalım:
       Bağışlamanız dileğiyle, şu bilgiçliğimle yazıya girmek istiyorum;
        “Yaşam bir hevestir, ilk ve son nefestir”
       ‘İlk ve son nefes’i nice nitel yaşayanlar olduğu gibi, nitel yaşayıp nicel yaşayamayanlar da var. Evet, kısa yaşayanlar. Aramızdan erken ayrılanlar. Halk arasındaki deyimiyle ‘Ömrü kısa olanlar’. Dahası; ‘İyiler yaşamıyor’ dedirten  yazgılar...
       Bizler yaşantının ortalarını aşmış, geçmişe özlemle bakan, geleceğin gizemli duruşundaki ürküntüyü ‘yadsısak da’ yaşayanlarız. Yaşam ölçünlüğünü(İng. Standart) Allah’ın izni ile yakalasak 30, dirensek en fazla 40 yıl yaşayacaklardanız. Fakat yine de İşin en güzel yanı; dostlarımızdan,  yakınlarımızdan, kısacası doğadan ve doğandan(insan) her an ayrılma olasılığı içinde olmamıza karşın  hiç de ayrılmayacakmışçasına dolu-dolu yaşamaya çalışmamız ve direnmemiz…
       Bu direnişe 11/05/1970’lerde “Samsun 19 Mayıs Lisesi-6Ed/B-2054” öğrencisi olarak başlamışçasına beyaz kağıdı şöyle karalamışım:
      
       Gecelerin ardından günler doğar
       Gecemizi gündüzümüzü gün edelim
       Bir gün gecenin ardından,
       Habersiz bir gün doğar
      
       İşte bu süreçte kaybettiğimiz zamanlarla kazandığımız zamanları kendi özgünlüğünde kutlamasını, dahası yaşamasını ilke edinmenin zamanı geldi diyoruz ve özlemle geçmiş zamanı ‘ölmeyen arkadaşlıklarıyla’ buluşturuyoruz.
        Zamanları kaybetmiş olabiliriz, fakat dostlarımızı, arkadaşlarımızı, yakınlarımızı kaybetmediğimizi düşünüyorum. Bu nedenle, genellikle;  ‘kaybettik’ sözcüğünü kabullenmeyip, ‘aramızdan ayrıldılar’ tümcesini yeğlerim. Bizler, aramızdan ayrılanların anılarını yaşatmak, kayıp zamanı yeni zaman özgünlüğünde anımsamak için 19 Mayıs 2011’de Samsun 19 Mayıs Lisesi Pilav Günü’nde bir araya geldik ve de geleceğiz…
       Kimimiz işadamı-esnaf, kimimiz çalışan, kimimiz Hukukçu, kimimiz  Mühendis-Mimar, kimimiz Doktor, iktisatçı, spor adamı, kimimiz emekli dertli, kimimiz siyasetçi, bürokrat, fakat hepimiz insan olarak geldik 19 Mayıs Lisesi bahçesine ve tıpkı dünyaya yeni gelmiş bebek çığlıklarıyla birbirimizin boynuna atıldık.
       Sevincin, hüznün ve heyecanların harmanlandığı bir duygu yoğunluğu yaşandı. Yaşandı, çünkü; “19 Mayıs 2011’de; 19 Mayıs Lisesi günleri derken, yıllar geçmişti erken”
       Samsun 19 Mayıs Lisesi’nin bahçesinde ‘19 Mayıs 2011’in saat 13’ünde’ geçmişin tanıdık yüzlerini tanımanın, yani önceki bilgileri tetikleyip ‘bu Ali, bu Ahmet demek için’ çıkarsamaya çalışmanın  gerilimi yaşanıyordu ‘bakışlarda’ adeta?   Samsun çıkarmamız; Büyük önder Atatürk’ün,  ’19 Mayıs 1919’daki Anadolu’ya çıkışın ‘İlk adımı’ ile karşılaştırılmayacak bir Samsun çıkarması değildi ama çok anlamlıydı bizler için.
       Bu son Samsun çıkışında kimler yoktu ki; Erkan Eray, Murat Tıkıroğlu, Ahmet İhsan Kalkavan, Abdullah Necmettin Gündüz, Necile Gündüz Çokay, Ayla Horoz Oktav, Şaban Öztel, Veysel Keleş, Abdullah Göçet, Nihat Tıkıroğlu, Enis Özdoğan, Semih Şahinkaya, Abdülkadir Samangül, Yüksel Erdoğan, Şuayip Erişkin, Şemsettin Aslan, Yakup Akmaz…Tanıdık yüzler; Cüdi İmamoğlu, Tanju Çolak, Celil Sağıroğlu…Öğretmenlerimiz Lütfü Dündar, Özden Özdemir, Mustafa Durmaz, Sezai Serdaroğlu…
       Olmayanları sayabilir miyiz? Çok zor, ama yine de deneyelim: Aysel Horoz, Emel Onursal, Fatma Berke, Ferhan Arol, Binnaz Türker, Gülseren Göksuoğlu, Aysel Pehlivan, Gülşen Pehlivan, Naile Ural, Muammer Semiz, Ahmet Cerit, Esat Sevuk, Engin Erik, Suat Lafçı, Eriş, Çelik, Servet Murat Kamacı, Metin Çetindağ, Hüseyin Hamamcı, Kenan Altıparmak, Nedim Nasrettinler, Şefik Öztürk, Emin Özkaragöz, Ersin Alemdağ, Yasin Alemdağ, Aynur Keskin, Hasan Muti, Hasan Bölükbaşı, Ülvi Özçalcı, Varol Türker, kuzeni Selami Türker, Atıla İskender Edis, ağabeyi Yavuz Edis, Ali Şahin, Sinan Bulut, Kurtuluş Demirpençe, Işık Kayhan, İlhan Cüre, İrfan Cüre, Vedat Yılmaz, Erdal Kılcı, Ali Fuat Ak, Tahir Vardar, Musa Baştuğ, Zafer, Mehmet Türkmen, Nuri Aytekin, Selahattin Koloğlu, Kenan Durukan, Halis Şişman, Köksal Piyade, Hamdi Çatalsakal, Dursun Ali Almaz, Alaaddin Kartal, Mahmut Sinan Ünsal, Mehmet Kemal Ünsal, Yahya Taşkıran, Mehmet Yaşkafa, Cengiz Türker, Hüseyin Uçar, İlhami Yavuzaslan, Cengiz Gül, İbrahim Aydemir, Mustafa Kademoğlu, Hayrullah Denizci, Zeki Çalışkan, Nevzat Telci, Mehmet Kaya, Muharrem Özeren, Cemil Ercan, Ziya Akbaş, Necati Başustaoğlu,  Nuri Dural, Mevlüt Ekmekçi, Mehmet Öngör,  İsmet Bayrak, Mehmet Akyürek, Mümin Coşkun, Birol Yücetepe, ikizler Hasan-Hüseyin Seyhan, Hikmet, Mustafa Türkoğlu, ağabeyi Yılmaz Türkoğlu, Selim Ağca, Haluk Uğurlu, Metin Demir, Aytekin Ceylan, Adil Yüksel…
       Ya, olmayan öğretmenlerimiz;
       Sevgili hocaların hocası(Hukukçu amcam Şefik Çorbacıoğlu’nun ve en büyük kuzenim İnş. Müh. Nafiz Çorbacıoğlu’nun da hocası) Meliha Atasagun, Ahmet Çağlayan, Nüri Günay, Ali Riza Daltaban(Bisikletin dışında, Hava-Kara-Deniz ulaşım araçlarını sürebilen bir yetenekti), Solmaz Teğmen, Mereddet Sarabil, Mualla Sarıyiğit,  Beşir Sağlam(Müdür), İbrahim Tunalı, Turkay Sungurtekin, Ahmet Düzköylü, Salih Karadağ(Kürt Salih-Bilkent’te), Edebiyatçı Mustafa Kırcı(At kafa), fizikçi Vedat bey, Nimet Uçkan, Pakize Ozantürk, Samiye Anakök, Cemal Aşçı, Yıldız Düzköylü, Ekrem Tığlı, Azmi Şahin, Rahmi Türker, Erol Kural, Kamil Saka, Nazmi Uçan, Reyhan Bayzat, Naci Uzun, Adnan Müezzinoğlu, Pembe Demir, İsmet Yüksel, Semra Bartın, Kemal Karagöz, Burhan Paçacıoğlu, Cahide Mursal, Ayşe Tahmiscioğlu, Erol Tahmisçioğlu, Ruşen Yelken, Aziz İskenderoğlu, Recep Öztürk, Orhan Korkmaz, Aydın Kılıçkıran, Harun Şekercioğlu, Kenan Burkut, Haydar Koyun, eşi Meral Koyun, Osman Yalın(Dersi tatil olanın, tatili ders olur özlü sözün sahibi), Doğan Akın, Rasim Akın, Beden eğitimi öğretmenlerimiz Tömris Acartürk ve  Kenan Çeviker(Gençlerbirliği eski topçusu. Lise takımına beni almazdı, çünkü çalım atma tutkusuyla, kolektif futbolu bozduğumu söylerdi. Ve bir gün bana, al bu topu evine götür yatarsın onunla ve bir daha gelme seçmelere diyen sevdiğim hoca), Ziya Uğurlu(Paya. Haluk’un babası. Babasını kızdırmak için, uzaktan demir paraları gösterip ‘baba bunlar ne diye sorardı ve Ziya bey  de her defasında ‘Paya’ diye yanıtlardı. Çok sevecen ve saf, temiz bir hocamızdı), Ayşe Sevindik, Muzaffer Güler ve tam bir beyefendi Sanat Tarih hocamız Korkut Öndin.
       Ve  Sıtkı Çağlayan. Bu sevgili hocama birkaç satır ayırmak istiyorum:
       15/111968’de hediye ettiği “Sibel’i Tanır mısınız?”  adlı şiir kitabını hala saklarım. Orta okul’da Türkçeden bütünlemeye bırakarak bana yazma tutkusunu aşılayan, Lise’de de dersimize giren sevgili hocam. Aksiseda Matbaası’nda Aralık 1967’de bastırdığı Kitabının sonundaki şu dizeler hala aklımda: “Aşk için yanan gerek- Canan için can gerek- Sevdik o halde varız,- Can içre can yanarız…-Aşk yoluna can koyarız-Aşka gideriz aşka…-).
       Çoğunun nerede olduğunu dahi bilmiyoruz. Gönül ister ki Erkan Eray, Murat Tkıroğlu ve Abdülkadir Samangül’ün başlatığı süreç ile iletişim kurarız.
       Sevgili Atila Gümüşel, Bülent Atasagun, Cemal Gencer, Yalçın Caner’in, Hava izcisi Ramazan’ın( Üniversite sınavı için gittiği İstanbul’da bekar evi yangınında aramızdan ayrıldı) ve de ağabeylerimiz Haluk Karayalçın ve Mehmet Kambur’un(O felaket Ankara’daki uçak kazası…) aramızdan erken ayrılışını bir kez daha anımsamak hepimizi tekrar üzdü. Sevgili Emin Özkaragöz kardeşimizin yaşadığı büyük acıyı da…Kaçınılmaz ilahi evrensel yazgıyı hangimiz yaşamayacak ki? Kimimiz ‘mutlu iken’ ve de  erken. Kimimiz ise bu erken terk edişlerin dayanılmazlığında... Yaşıyoruz da; Önemli olan bu beklenmedik terk edişleri kayıp olarak görmemek ve sevdiklerimizin anılarını yaşatarak; sadece aramızdan erken ayrıldıklarını kanıtlayabilmek.
       Kim bilir kaç arkadaşımız kaçınılmaz İlahi evrensel gizemli yazgıyı yaşadı bilmiyoruz. İşte, dayanışma boyutundaki özlem yüklü iletişimin özdeki amacı,  bu bilinmezlikleri ortaya çıkarmak.
       Hepimiz birbirimizden gurur duyuyoruz, fakat ben, özellikle Ortaokul’dan ve 19 Mayıs Lisesi’nden  arkadaşlarımız  Ahmet İhsan Kalkavan ve Necile Gündüz Çokay’dan gurur duydum. Çünkü her ikisi de TBMM’ine girme şansını yakalamışlar CHP’den…Bildiklerimizin içinden, Yine 19 Mayıs Lisesi’nden arkadaşımız Yusuf Ziya Yılmaz’ın uzun yıllardır Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkanlığını yapması, Vedat Yılmaz’ın Gazi Belediye Başkanlığında bulunması gururlandırdı bizi. Ve Ortaokul’da iken, ‘Ben atom mühendisi olacağım’ diyen Yekta Gürsel’in dediğini gerçekleştirerek ‘bir bilim insanı olarak’ Nasa’da çalışıyor olması…Ve bazı bizlerin, Özel  kamu sektöründe üst düzey görev alması, ilgili  sivil toplum kuruluşlarında, meslek odalarında Genel Başkanlık, Genel Sekreterlik görevleriyle milletin vekilliğini üstlenmeleri, gurur verici süreçler, fakat en gurur verici olanı da yıllar sonra bir araya gelebilmektir.
       ‘Dile kolay, akla zor bir olay’  çok yıllaaar  sonra birlikte olmak…Olmalıyız da…
       Ortaokul’da; Murat Tıkıroğlu, Metin Çetindağ, Erkan Eray, Engin Erik, Nedim Nasrettinler, Suat Lafçı, Eriş Semiz, Çelik Kaner, Esat Sevuk, Hasan Muti, Bülent Atasagun, Kenan Altıparmak, Hasan Bölükbaşı ve diğerleriyle koşuşturmalarımız gözlerimin önünde hala. Pazen derdik Hasan’a, çünkü o bir Çarşambalı idi ve yumurta topuk gezerdi. Yıllar sonra bir akrabasıyla tanıştım; Çevre Mühendisi Yılmaz Kilim kardeşimle, selam gönderdim, geri dönmedi. Evet; pazen derdik, çünkü beden eğitim dersine, büyük annelerin yeşil paçalı uzun pamuklu donuyla çıkmıştı. Nedeni;  beden eğitim öğretmenimiz sevgili Tomris Acartürk ille de eşofman ile çıkması konusunda ısrar etmesi idi. Ya da dersten atar, yok yazardı. Çünkü o sürekli sıraya pantolon ve yumurta  topuk ayakkabıyla girerdi.
      
       Eski arkadaşlıkların ve eski Samsun’un  tarihçesini öteleyip, 100 yıllık Samsun 19 Mayıs Lisesi’nin tarihçesine değinmek isterim:
       1- 1912… Samsun Sultanisi(Mekteb-i Sultanisi)-Samsun Ticaret İdadisi(Lise- Dahası; üstün öğrencileri bir yerlere hazırlayan okul anlamında)
       2- 1914… Askeri Hastane
       3- 1919: İngiliz İşgal Kuvvetleri Karargâhı
       4- 1923… Darül Eytam(Yetimler Mektebi)
       5- 1926… Samsun Ticaret Mektebi-Samsun Ortaokulu
       6- 1927… Samsun Lisesi
       7- 1952… 19 Mayıs Lisesi
       8- 1967… Atatürk Ortaokulu
       9- 1993… Samsun Lisesi
       10- 1998… Atatürk Anadolu Lisesi
      
       Samsun 19 Mayıs Lisesi;
       1800’lerin sonlarında, çağın gerektirdiği yenilikçi yapılanma çabalarını sürdüren Osmanlı Devleti Maarif Nezareti, Rüştiye (ortaokul) ve İdadilerin (lise) yüksek öğretime öğrenci hazırlamada yetersiz kaldıklarını görerek, "Sultani" adı altında, mevcut kurumlardan farklı statü ve yapıda eğitim kurumlarının oluşturulmasını planlı olarak uygulamaya koymuş, bu çalışmaların ilk örneği olarak da Fransız eğitimci M. Savier'in yönetiminde 'Galatasaray Sultanisi' kurulmuş. Daha sonra; Bab-ı ali de Mektebi Sultani'nin bir lisan lisesi halinde açılması kararlaştırılınca Osmanlı Hükümetinin müracaatı üzerine Fransa Hükümeti değerli bir öğretmen ve idareci olan M. De Salve yi Istanbul'a göndermiş. 20 Ağustos 1868 - 22 Aralık 1871) Okulun ilk müdürlüğünü yaptı. Bu çalışmadan arzu edilen verimi elde eden Maarif Nezareti, 1908'den sonra Sultani'lerin her ilde bir tane olmak üzere yaygınlaştırılması çalışmasını başlatmıştır.
       Samsun 19 Mayıs Lisesi; Avrupa kökenli bir eğitim-öğretim kurumu olarak,  Galatasaray Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi gibi ülkemizin ilklerindendir. Özdeki amaç, eğitimdeki modern çağın gereklerine uygun eğitimde iyileştirme, yenileştirme başlatmaktır. Kabataş Erkek Liseleri gibi 1908’de temeli atılmıştır ve 1912’de eğitime başlamıştır. Esin kaynağı Galatasaray Lisesidir.
       Büyük önder Atatürk, Kurtuluş savaşına Samsun’dan başladığı gibi, eğitim savaşına da Samsun’da başlamıştır. Atatürk, ilk 24 Eylül 1924’te okulu ziyaret etmiştir. 1927’de Samsun Lisesi olunca, Atatürk ikinci kez, yeni Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak ziyaret etmiş(26 Kasım 1930), öğrencilere tarih dersi vererek  “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz. ... Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. ...Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” tarihi konuşmasını Samsın 19 Mayıs Lisesi’nde yapmıştır.
       19 Mayıs Lisemin bahçesini dolaşıyorum, Erkanları beklerken. Devasa demir kapının hemen sağında başlayan çam ağaçlarının arasında gizlenmeye çalışan, tek katlı, Fransızca ‘Pavyon’ denen “L” şeklindeki uzun yapıyı aradı gözlerim. Belli ki, bir daha gözükmemek üzere tümden gizlenmişti. Bu tek katlı bina; 1900’ün ilk yıllarında inşa edilen dar üç katlı “U” şeklindeki tarihi yapının ek binası idi. Özlemle andığım “U” şeklindeki tarihi yapı; 1952 yılında 19 Mayıs Lisesi adını almış. Ortaokulu burada okudum ben. Fakat nedense, 19 Mayıs 1919 ruhundan koparılırcasına, 1993’te Samsun Lisesi’ne dönüştürülmüş ve şimdilerin Atatürk Anadolu Lisesi adını alarak dar bir alana sıkıştırılmış.
       Tarihi “U” yapı; hemen güneyinde ‘üzerinde pineklediğimiz’ sokak mobilyası diyebileceğim diz yüksekliğindeki taş  bir duvar ile, “L” biçimindeki Pavyon dediğimiz iki katlı binadan ayrılırdı. “U” yapı ile “L”yapının arasında bir Voleybol sahası bulunurdu ve çevresi demin vurguladığımı gibi çam ağaçlarıyla çevrili idi. Ek binanın hemen güneyindeki ‘Kız Enstitüsü’nün bahçe duvarıyla sınırlı, küçük çam bahçesi benim gizli ders çalışma alanımdı. Sözel dersleri yüksek sesli okur anlatırdım kendime bu alanda. Haylazlığa fazla zaman ayıran bir çalışkandım. Bu nedenle haylazlık zamanım, çalışkanlık zamanımı hep geçmiştir.
       1960’ların başlarında ‘Milli Eğitim Bakanlığı’nın, bağımsız spor salonlu bitişik nizam tip proje olarak inşa edilen-ki 1990’ların sonuna dek bu tip proje uygulandı- yeni yapı, bu tarihi yapıların doğusuna konuşlandırılmıştı. Kuzeyinde spor salonu, Doğusunda Ticaret Lisesi ve Erkek Sanat Lisesi, kuzey doğusunda İmam Hatip Lisesi bulunurdu. Yani, İstasyon mahallesindeki 19 Mayıs Lisesi’nin  çevresi  tümüyle okullarla çevrili idi. Ve bu 56’lar semtine doğru uzanan ‘Eğitim vadisi’ izlenimi veriyordu. Doğrusu, ‘Okullar Yerleşkesi veya Öğretim yerleşkesi’
       Bu okular vadisinin dokusu bozulmuş. Üzülerek belirteyim, bozulma 19 Mayıs Lisesi’nden başlamış. O tarihi binayı tümleyen ek “L” bina(pavyon) ve o’nu çevreleyen bahçeler ve de çam ağaçları, voleybol ve basket sahaları, güneyindeki küçük futbol antrenman sahaları yok artık. Erkek Sanat Okulu’nun o görkemli çamlık alanları da yok, yok, yok; beton çok, çok, çok.…Okullar, ille de 19 Mayıs Lisesi’ni ve de Sanat Okulu’nun çevreleyen yeşil alanlar, dahası çam ağaçlarının doğa raks alanları yerlerini otoparklara, plastik sandalye ve masalara, basket ve voleybol sahalarına ve  örgülü halı sahalara bırakmış. Bu sahalarda koşuşturan gençlerimiz de bu tel örgülü halı sahalara hapsedilmiş.
       O tarihi dokuyu yaratan, yapı bütünlüğü  Anadolu Lisesi ile bozulmamalıydı. Değil bu doku,  19 Mayıs Lisesi’ni tip projeli dokusu bile  bozulmuş. Tarihi dokuyla bütün modern bir 19 Mayıs Lisesi müthiş bir ortam, yaratırdı. Böylesi bir projesel kurgu gerçekleştirilebilirdi. Yani; hiç değilse şu anki 19 Mayıs Lisesine, dış mantolamayla belli boyutta bir estetik kazandırılabilirdi.
       Liseler bir zamanlar Türkiye’mde; İstanbul Kabataş Lisesi, İstanbul Lisesi, Samsun 19 Mayıs Lisesi ve Trabzon Lisesi diye sıralanırdı. 19 Mayıs Lisesi’nin bugünkü sıralamadaki yerini  bana söyleyebilir misiniz?
       Eğitim ve öğretim kadrosunun yaratığı disiplinli ve sıkı kurallı etkin eğitim yapısıyla ünlenmiş bir okuldu, 19 Mayıs Lisesi. Sosyal, sportif ve kültürel başarılarıyla ünlenmiş bir okuldu 19 Mayıs Lisesi. Yukarıda adını saydığımı değerli öğretmenlere sahip bir okuldu, Samsun 19 Mayıs Lisesi.  Üniversite sınavlarındaki başarılarıyla ünlenmiş bir okuldu 19 Mayıs Lisesi…Fakat o ünlenmiş bir 19 Mayıs Lisesi şimdilerde önlenmiş bir 19 Mayıs Lisesi izlenimi verdi bana.
       19 Mayıs 2011 günü; gözlerim aradı o başarıları, gözlerim aradı o tarihsel ve doğasal dokuyu, gözlerim aradı o arkadaşlıkları dostlukları, gözlerim aradı birer efsane olan sevgili öğretmenlerimin disiplinli, eğitici kurallı ve kararlı duruşlarını. Gözlerim aradı; benim gibi bir haylazı Mühendis yapan öğretmenleri…
       Samsun 19 Mayıs Lises’i neden  ‘en azından’ bir İstanbul Lisesi varsıllığına kavuşturulmaz ki? Pilav günü daha katılımlı, etkinlikleriyle daha kültürel ve tarihsel derinliklerle varsıllaştırılabilirdi…Bu varsıllığı sağlayacak, tarihsel malzeme fazlasıyla var. TC’nin temellerini atıldığı ‘Kurtuluş Savaşı’nın başladığı kent olma onurunu taşımak varsıllığın en büyüğüdür. Bu varsıllık iyi işlenebilir, 19 Mayıs Lisesi pilav gününde. Dahası, bu etkinliğe kültürel ve sanatsal etkinlik işlevi yüklenebilir; “Samsun 19 Mayıs Lisesi Kültür, Sanat ve Kurtuluş Günü Etkinlikleri” adıyla.
       Salt 19 Mayıs Lisemiz mi; Samsun’un kentsel planlaması gerçekten içler acısı(ileri sayfalarda işleyeceğim)…
       Samsun’a ‘ 19 Mayıs 2011 günü 19 Mayıs Lisesi’nde buluşmak için’ hepimiz  bulunduğumuz kentlerden akın etmeye başladık. Son 15 yıldır zaman-zaman telefonla görüştüğüm  Murat Tıkıroğlu ile 30 yılı aşkın Ankara’da olmamıza karşın, Lise sonrası ilk kez Otobüs terminalinde karşı karşıya geliyoruz. Bu resmen ikimizin eksikliği idi. Bu eksikliği; yaşamın akışındaki kaçınılmaz zorluklarımızı eklediğimizde kısmen hafifletebiliyoruz. Yine, Erkan Eray,  Şaban Öztel, Yakup Akmaz, Veysel Keleş, Abdülkadir Samangül, Ahmet İhsan Kalkavan,  Necile Gündüz Çokay ve diğer  Ortaokul, Lise arkadaşlarıyla  hiç de kısa olmayan yıllar sonra bir araya geleceğiz…
       Böylesi bir zaman ötelemesini, yani gecikmiş buluşmaları kim ister ki. İnsanın  yazgısını belirleyen  düşün ve anatomik atlası, yaşam koşulları nedeniyle bizleri farklı coğrafyalara taşıdı. Bu da kaçınılmaz  olarak zamanlarımızı öteledi. Bunu geç de olsa durduran, doğrusu 19 Mayıs 2011 ‘özlem yüklü coşkulu buluşmasıyla’ ötelediğimiz zamana dur diyen, başta Murat Tıkıroğlu, Erkan Eray, Şaban Öztel ve Abdülkadir Samangül arkadaşlara teşekkür etmek gerekir. Kendime de teşekkür edeceğim, çünkü iletişim kolaylığı internet aracılığıyla belli süreçlerde benzer girişimlerim Erkan Eray’a ulaşmamı, sayesinde de 19 Mayıs Lisesi’nden sevgili arkadaşlarıma…Örneğin  19 Mayıs Lisesi’ni Türkiye üçüncüsü yapan, Ömer Çolaklı, Esat Sevuklu kadronun 1.65’lık devasa kalecisi(yani çok başarılı) şimdinin hukukçusu, Muammer Semiz kardeşime ulaşmamı sağladı. Tıpkı Murat Tıkıroğlu gibi, çünkü Muammer de 30 yılı aşkın Ankara’da idi ve daha yeni buluşuyorduk. Şunu yadsımayalım, dostlukları ve arkadaşlıkları öteleyen insanın kendisidir, duyarsızlığıdır…
       Yine de diyorum ki; Asırlar yılları, yıllar ayları, aylar haftaları, haftalar günleri, günler saatleri, saatler dakikaları, dakikalar saniyeleri ve saniyeler saliseleri tüketerek çoğalsalar da, bu zaman çoğalmalarını duyarısızlıklarımız beslese de, bizleri asla tüketemeyecek ve gün gelip b öylesi buluşmalara yaşanacaktır. Yeter ki;  19 Mayıs Lisesi günlerini daha ilerilere taşıyıp, dostlukları, arkadaşlıkları sevgi ve saygıları kurumsallaştırarak korumaya alalım.
       19 Mayıs 2011’in ilk saatinde başlayan Ankara’daki yolculuk, 6. saatinde Samsun’da sonlandı. Yani 19 Mayıs 2011 sabahının 6’sında Büyükşehir Belediyesi'nin Yeşilkent Beldesi çevre yolu Kavşağı’nda inşa ettiği(11Ağustos 2006) ve okul arkadaşımız ‘Belediye Başkanı’ Yusuf Ziya Yılmaz adı verilen  Samsun Şehirlerarası yeni Otobüs Terminalindeydim. Servis aracıyla Tekel’e yakın, yani İstiklal caddesi son durakta indirmesini istedim.
       İstiklal caddesi deyince çağrıştırdı; Samsunluların çoğu; Subaşı İlköğretim Okulundan, Tekel Kavşağı/Cengiz Topel otobüs durağına dek(Kılıçdede, Bahçelievler ve  56’lar bölümü) olan güzergahın resmen İstiklal caddesi olduğunu bilmez. Genelde bu caddeyi dik kesen Lise caddesinin  doğu kısmına 56’lar caddesi, batı kısmına ise, 1980’lerden sonra ‘Mecidiye Caddesi kadar ünlenen’ Çiftlik caddesi(Samsun’un içerdeki çiftliklerden geçen ilk caddesi) der. Çiftlik caddesinin bitimi Şehir kulübü yakınları sonrasına da İstiklal caddesi olarak adlandırır. Gaziosmanpaşa eteğinden başlayıp, Büyük ve Küçükesat’ı kat ederek Koleje inen Ankara’nın en uzun sokağı Başçavuş sokağı gibi, Samsun’un da en uzun caddesi İstiklal caddesidir. Fakat halkımızın yaratıcılığı veya  kendiliğinden  İstiklal caddesini üçe bölmüş. Belki de, adres kolaylığı içindir…
       19 Mayıs 2011 sabahının altısında,  İstiklal caddesinin devamı  56’lar caddesi ve 56 evleri, Bahçelievler,  Kılıçdede, Yenidoğan, 19 Mayıs, Rasathane, Hürriyet, Çiftlik mahalleri Kumluk, 19 Mayıs Stadyumu ve de Çiftlik caddesi ile Lise caddesindeki anılarımın eşliğinde, şimdinin “Gazi Belediyesi” çevresini dolanmaya başladım. Tüm buradaki anılarımın bir kısmı bana eşlik etmemekte direniyor. Bu nedenle var olanlardan yardım isteyerek, Tekel’in arkasındaki Kılıçdede ve Bahçelievler mahallesine sıkışmış Mert ve Hamdipaşa sokağını arıyorum. Bulmak o denli güç ki, benim o koşuşturduğum yeşil alanların her yanları beton sarmış; sokak sokağı, cadde caddeyi görmüyor; ortalık adeta gri beton tarlası…Demem o ki; yeşil kalmamış.    Tekel’in arkasında top oynadığımız alan, dolmuşçu Koreli’nin son durağı idi. Koreli diye tanınırdı. Aklımda kaldığı kadarıyla adı Mehmet Koç’tu. Babamın arkadaşı idi ve Kore’de gazi olduğunu söylerdi. Babamın Suer’lerin arkasında, Zerenler atölyesinin yakınındaki ‘Teknik Oto’ adlı Atölye’si, yani tamirhanesi vardı. Dolmuşçuluğu ilk babama öneriyorlar, fakat babam o ara daha önce Adana’da Enver Çorbacıoğlu amcamla açtığı ‘Teknik Şoför Okulu’nu tekrar açmayı düşündüğü için kabul etmiyor. Ve babamın atölyesinde onarılan eski siyah burunlu Ford ile Mehmet amca 1964’lerde dolmuşçuluğa başlıyor.
       Lüx dondurmacı amcanın adını bilmezdik. Sakız dondurması öyle güzeldi ki, ben o tadı ‘çok sonraları tanıdığım’ Maraş dondurmasında dahi bulamadım. Korelinin son durağında durur. Koreli amcanın pompalı kornasını duyunca, dondurmacı amca aklımıza gelir, koşa-koşa İstiklal caddesine inerdik. Zaman-zaman konuşurduk Koreli amcayla. Babamı iyi tanırdı. Koreli amca bir gün dondurmacı amcaya; “Bunun babası Nihat Çorbacıoğlu’nu ağabeyim gibi severim. Adana’daki şoför okulu vardı. Yılmaz Güney’e ehliyet vermiş adamdır. Burada da, tamir atölyesi vardı. Dolmuşçuluk ilk o’na önerildi kabul etmedi, çünkü Şöfor Okulu da açmak istiyordu…İşi yaver gitmedi, şimdi DSİ’de şoför’ dediğin hiç unutmam…” Yılmaz Güney’in kim olduğunu Koreli amcadan öğrendim. Koreli amcanın güzergahı, Saathane, Subaşı, İstiklal caddesi ve Tekel’den aşağı inerek Irmak mahallesinden geri döner ve bizim o noktada, yani Tekel’den aşağı Irmak mahallesine indiği noktada yolcu beklerdi ve dönüşte, çiftlik caddesine girmezden, sağa Lise caddesine dönerek, Samsun 19 Mayıs Lisesi giriş kapısının karşısındaki Gazi caddesinden, Saathane’ye inerdi..”
       İşte Koreli Mehmet Koç amcanın ve Lüx dondurmacısının son durağı olan çamlar ve ağaçlar, Çarşambalı İbrahim’in evinden alabildiğine İstiklal(çiftlik) caddesine uzanan yeşil alan yok artık. İşte bu yeşil alanın  batı ucundaki ‘Çiftlik caddesine adını veren’  uçsuz bucaksız Saim bey çiftliği yok artık.
       56’lar ve çevresinde; Anılarımın eşliğinde dolanmayı sürdürürken, hep onları düşündüm, hatta bulurum diye düşledim; Ali Rizaları, Ali Osman Biberoğluları, Oflu Muhammet ve Mustafa’yı, Haluk’u, Hasan ve Hüseyi Taka’yı, Ömür-Işık Yıldız kardeşleri, Çarşambalı Kemal’ı(en son Ulusoy’larda sürücü idi), Ersin’i(İyi bir topçu idi, zannedersem profesyonel oynadı), Faytoncu Bahri amcanın oğlu Ülvi’yi, Hopalı Recai’yi(çocuk yaşta matasyon plajı aramızdan çekip aldı), soyadı gibi çalışkan ve yakışıklı Pazarlı Alaattin Çalışkanı( Bahçelievler Muhtarı, TrabzonluYakup Koca, 1980’lerde aramızdan ayrıldığını söyledi…) Bayburtlu Aydın-Metin kardeşleri(Sevgili annemden ayrılmayan Maviş ve Havva isminde ablaları vardı. Babaları Bedesten’de terzi idi, aynı zamanda eski elbiseler alır ve satardı.…). Hiçbiri yoktu. Kim bilir, bu arkadaşlardan bazıları da benim gibi anılarıyla dolaşıp beni bulamamışlardır. Bizler hayatta hep savruluruz bir yerlere, birbirimizi arar bulamayız, sadece hüznün derinliklerinde yaşamı tekrar adımlamaya çalışırız..

       Bedesten veya Bedestan; Farsça bir sözlük. Mücevher ve değerli eşyaların satıldığı kapalı alan. Fakat burada, pek değerli ve kıymetli olmasa da, ikinci, üçüncü el eşyalar satılırdı. 19. YY’ın ilk çeyreğinde veya 18.yy’ın son çeyreğinde inşa edildiği rivayet olunur. Bilinen Bedestenlere benzemeyen, giriş ve çıkış kapıları olan sokağın karşılıklı dizili dükkanların oluşturduğu bir mimarisi vardır. Türkiye’de bulunan 21 Bedesten’den biridir ve korumaya alınmıştır. Daha çok, tütün tüccarlarının, esnafın ve tütün üreticilerinin toplandığı Mecidiye’deki ‘ çarşıları(Arasta)’ çağrıştırır. Amisos Tepesi (açık Tümülüs), Bandırma Vapuru (Gemi-Müze), Atatürk Evi’, Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, tarihi Samsun evleri, Saat Kulesi, Rus Konsolosluk Binası, Osmanlı Bankası, Gazi Müzesi, Vilayet Binası, Eski Tütün Fabrikası ve Belediye Binası ile birlikte  Samsun’a tarihsel varsıllık katmaktadır.
       Oturduğumuz Kılıçdede Mahallesinin muhtarı, Asrı mezarlığa çıkan, yol üzerinde Kahvehane işleten Erzen Keskin idi.
       Çarşambalı İbrahim’in evinde otururduk. Ev; Denize dik inen Hamdi Paşa sokağı ve Mert sokağının kesiştiği noktada bulunurdu. Önümüz alabildiğine açıktı. Top koşturduğumuz, çelik çomak oynadığımız, Cicili(misket) oynadığımız 56’lar(İstiklal) caddesine koşut bomboş bir arazı vardı. Akrabalarımız Ali Riza ve Necmi Horoz’un briket atölyeleri ile Koreli’nin son durağı karşı karşıya idi. Biraz ileride Fındıklılı(Viçe) Dr. Kenan Yıldız’ın bağımsız üç katlı bordo evi vardı. Eşi  Leyla Yıldız 19 Mayıs Lisesi Almanca öğretmeni idi. Çocukları Ömür ve Işık Yıldız arkadaşlarımızdı.
       Bir anda Hamdi Paşa sokağının girişinde duraksadım; Ömür Yıldız ve Işık Yıldız bisikletleriyle hızla aşağı iniyorlar. İçimden “durun beton yığınlarına çarpacaksınız” diye feryat etmek geldi. Gelmez olaydı, aniden yeşil tarlalardaki görüntüleri  beton tarlasında kayboldu.
       Çarşambalı İbrahim’in evi büyümüş kocaman apartman olmuş. Ne güzeldi o üç katlı Çarşambalı İbrahim’in zemine yakın, veranda büyüklüğündeki oturduğumuz  balkonlu evi. O yıllarda, Erkek Sanat Okulu öğrencisi olan, kuzenim Sezai Çorbacıoğlu, evimizin balkona bakan geniş pencerenin camlarını siliyor. Amacı; karşı evin camlarını silen kızı taklit ederek, o’na mesaj göndermek. 19 Mayıs Lises’inde okuyan bir diğer kuzenim Nafiz Çorbacıoğlu; “Tam da amcamın geleceği saat dikkatli ol” der demez, Babam balkonun penceresinde Sezai’nin karşısına dikilmesin mi. Hafif tebessüm ederek; “ Emine, kızlar büyümüş, rahat edeceksin artık” demesiyle  kopan kahkahalar, önümüzdeki yemyeşil arazide yankılanıp, Tekel fabrikasının duvarında çınlamaya başladı. Tekrar etmek geri getirmez fakat ben yine de; “işte o Tekel duvarı yok artık, önündeki boş arsa TCK yapılarıyla dolmuş.” diyeceğim.        Evimiz  güney cephesine duvarla çevrili bahçe içinde ‘titiz Bahriye teyze’ ve eşi  ‘DDY’ından emekli’ öfkeli amcanın evi vardı. Topunuz bahçeye düştüğünde; top, top olduğuna pişman olurdu.
       Bu mahalleye; memleketlimiz ve yakınımız, kumaş tüccarı Alaeddin Turna amcanın 19 Mayıs Mahallesi rasathanesinden ‘dışarıdan merdivenli’ üç katlı evinden geldik. Üst katında Alladdın amcalar otururdu. Orta kat, evin tam karşısında SSK hastanesini inşa eden firmanın ofisi idi. Atakan isminde bir inşaat mühendisi ağabeyimiz vardı. Bazen futbol maçlarını onun ‘açar açmaz , hiç bekletmeden ses veren’, yani transistorlu(ses hızı yükselticisi) radyosundan dinlerdik. Evin alt katında biz otururduk.
       Çocukluğumun geçtiği ilk mahalle, 19 Mayıs Mahallesi’nin Rasathane kısmı idi.  Allattın amcanın evinin batısındaki ev Süheyla Teyze'nin ablasının evi(Suzan ablanın annesi) idi. O evin Alt katında siyah Chevrolet’i olan Ercüment dayı otururdu. İçkiyi seven, penceresinin önünde sürekli radyo dinleyen babacan bir amca idi. Metin Oktay’ın maçı oldu mu, bizleri çağırır, dinletirdi. Galatasaraylılığa ilk adımlarımdı diyebilirim. Onun radyosu transistorsuz idi ve dakikalarca radyodan ses gelmesini beklerdik.
       Süheyla teyze ve Suzan ablaların evlerinin arkasında tek katlı evde, Ethem veya Ekrem isminde bir ağabey otururdu. Uçurtmacı ağabey derdik. Çünkü çok iyi uçurtma yapardı. İşte ben uçurtmayı ilk onda tanıdım. Çimento torbasının kağıdıyla yaptığı devasa uçurtmayı karşımızdaki boş arsada havaya salacağı an, büyüklü küçüklü tüm mahalle başında toplanır, uçurtmanın kalkışını merakla beklerdi. Saldığı uçurtmayı ancak akşam indirebilirdi. Çünkü uçurtmayı kayboluncaya dek bırakırdı. Ne hayaller kurardım, uçurtmayı seyrederken. Gökte uçurtmanın üzerinde uçmak ve  onunla yere inmek. Uçurtmanın gökteki yerinde ayrı bir şehir olduğunu düşler, oraya da inilebileceğini düşünürdüm. Bir nevi, uçurtmayala ‘Gökşehre yolculuk’ yaşama isteği idi bendeki.…Ekrem ağabey, sonradan bizlere de uçurtma yapmayı öğretti. İlk yaptığım uçurtmayı, fazla salamadım ip kopar uçar diye, Çünkü bir keresinde Ekrem amcanın uçurtması kopmuş ve ‘Gökşehir’de değil’  Kadiköy’de toplamıştı. Zamanla, piri olduk. Öyle ki, rakip uçurtmalarla kavgalarımız başladı. Onların uçurtmalarını düşürmek için adeta savaşırdık da. Kendi uçurtmalarımızın kuyruğuna jilet bağlar, rakip uçurtmaların iplerini keserek düşürürdük.
       Uçurtma tarlamız olan o boş arsa şimdinin beton tarlasına dönüşmüş. Burası; futbol maçlarına da sahne olurdu. Samsun 19 Mayıs Lisesi öğrencisi kuzenim Nafiz ağabey, kurduğu mahalle takımının kalesine bazen beni koyardı. Yıl 1960’lar. Kireçtepe mahallesi ile maç aldı. Seyircisi de çok. Futbol tutkunuyum ya, kendimi kabul ettirmek için, gelen gelmeyen tüm toplar için kendimi yerden yere atıyorum. Örselenmedik yerim kalmamadı. Beş yüz kez deklanşöre basınca bir iki tane iyi kara yakalarsın ya, ben de biri iki güzel top çıkarmışım. Anlayacağınız, o atlayışlarının bazıları iyi kurtarışlar olmuş ki, maç sonrası beni beğenen sarışın biri geldi yanımıza. Meğer Samsun Galatasaray yöneticisiymiş. Beni beğendiğini, ileride gençler grubuna alabileceğini söyledi. Ne kadar sevinmiştim. Bu öneri Galatasaraylı oluşumun miladi idi belki  de.. 
       Alladdın Turna amcanın oğlu Hikmet, yeğeni Hasan oturduğumuz evden arkadaşlarımızdı(Allattın amca, iki yıl önce sevdiklerinden ayrılmış. Sevgili Hikmet’in ayrılığına dayanamadığı için. Bu beni gerçekten, sevgili Annemin, Babamın ve ağabeyimin bizlerden ayrılışı kadar  üzdü). Evimizin önünden inen, ‘denize koşut’ tek yolun üzerinde, ‘aşağıya doğru’ Suzan ablaların evi vardı. Suzan ablaların evi sonrası mahalle arkadaşlarımızın evleri başlardı. Sırasıyla; Adanalı Ademlerin evi, göçmen(muacır derdik) sarı Ünalların evi bulunurdu. Ünalların evi tek katlı bahçe içinde idi. Onların arkasında İhsanların benzer evi vardı. Ve İhsanların evinden sonra, yerleşik romanların baraka evleri…
       Romanların, tümü müzisyendi. Asla dilenmezlerdi. Çoğu pavyonlarda çalar, zaman-zaman da at arabalarıyla düğünlere giderlerdi. Bizler zaman-zaman atlarını kovalar binmeye çalışırdık. Oturduğumuz evin yukarısında, önünde dut ağacı olan Marangoz atölyesi vardı. Doğu yakasından Aziziye caddesi inerdi. Mustafa Kemal İlkokulu’na buradan giderdim. Okulun eski adı İsmet Paşa İlkokulu idi. Okulun doğu yakası, Aziziye caddesine, Kuzeyi Hakkı bey sokağına, güneyi İsmet Paşa caddesine bakardı. Hakkı bey sokağının(SSK hastanelerine giden yol) köşesinde akrabamız Kemal Ağabeylerin evi vardı. Dedesi İlyas Amca bizi Mustafa Kemal İlkokulu’na yazdırmıştı. Kemal ağabeyin babası Mustafa amca ve İlyas dede evin altındaki bakkalı işletirdi. Öğretmenim Ekrem Göçmendi. Anımsadığım kadarıyla,  bahçe içinde Baraka okul da vardı. Sınıf arkadaşlarım Aysel Horoz, Nedret Bayraktar ve Mustafa Batur idi. Diğerlerin isimlerini anımsamıyorum, çünkü bu okulda 2 yıl kaldım ve sonra Rıza Nur İlkokulu’na geçiş yaptım. Şişko Naci da bizim okuldaydı ve Kemal ağabeyin arkadaşı idi. Okulun tam önünde Yavru Kurt İzci resmimi hala saklarım. Yıllar sonra vekil öğretmen olarak M. Kemal İlkokulu’nda görev aldığımda, Öğretmenim Ekrem Göçmen öğretmen arkadaşım oldu. Okul Müdürü, yine uzaktan akrabam olan Tahsin Bilgin idi. Amcamın oğlu Rahmi’nin dayısı. İsmet Paşa caddesi ve Aziziye caddesi arasında Romanlar otururdu. Tümü de, mahallemizdeki Romanların akrabaları idi ve müzisyendiler. Kesin dilenmezlerdi. Müzisyen olmayanlar kalaycı ide veya at arabası sahibi... 
       Evimiz Aziz’ye caddesi ve Rasathaneye inen sokağın oluşturduğu ada içinde idi. Aziziye caddesi direkt caddeye, Rasathaneye inen sokak ise, Rasathane’de soluklanarak, bir kolunu batıdaki Bokludere’ye, diğer kolunu, kuzeye, yani denize uzatır soluklanırdı. Kuzeye inen, Samsun’un “Şimdilerde kalmayan” denize dik inen o güzelim sokaklardan biri idi.
       Öğleye yakın saatlerde, evimizin bu sokağından ‘türkülerle’, deli Rafet yuvarlanırdı. Saldırgandı. Eğer kızdırsanız, acımasız bir şekilde taş atar, Arnavut kaldırımından seken taşlar, bizlerden çok camları yakalardı. Bu nedenle, mahalleli, Deli Rafet’ten çok bizleri kollardı, kızdırmayalım diye. Ardından, hafif kırık, ince ruhlu Cinperi inerdi. Cinperi inmeye başlayınca, bazı genç kızlar da camlara inerdi. Çünkü Cinperi fal bakardı. Kızı, kadını, hatta bazen erkeği Cinperi’Yi dört gözle beklerdi. 25 Kuruş alırdı. O’nu kızdırmazdık, çünkü bizleri çok severdi.
       Eşeğin iki yanındaki küfelere Kızılcık ve de sebze yüklemiş köylüler sokağın bir başka renkleriydi. Evine dönüş saatlerinde barakalarda oturan  Roman Naneci geçerdi. Siyah takım elbiseli, beyaz balıkçı kazaklı yakışıklı bu adamın adı Naci idi ve biz çocuklar dört gözle beklerdik. Gazete kağıdı değil, bembeyaz kağıttan minik hunilerin içinde minik nane şekeri  satardı ve 10 kuruş veren her çocuğa ismi üzerinden maniler okurdu. Naci mahallemizde en çok sevdiğimiz insandı. Akşamın karanlığında, başına geçirdiği kasketiyle, çiftlikteki meyhanelere koşardı.        Akşamın karanlığında dönüşler başlardı. Sabahın ışıkları günü aydınlatmadan, kaçak kömür ve odun indiren kağnıların gıcırtıları yeni bir günün habercileri idi.
       Evimizin o anlı şanlı neşeli sokağı Rasathane’ye inerdi. Türkiye’nin sayılı rasathanelerinden idi. Apartmanına, Bakkalına, fırınına ve camisine ve de sokağına adını vermişti. Şimdi, o her şeye adını veren Rasathanenin ve bahçesindeki rüzgarın yönünü belirleyen ‘rüzgar gülleri’nin yerinde yeller esiyor.
       Rasathane fırını, benim gözdemdi. O fırından çıkmış simit ve de baston ekmeğin kokusu ve de Pazar günleri sevgili babamın yaptırdığı Samsun kapalı pidesinin kokusu…ah, kokusu…Rasathane apartmanının altındaki Rasathane Bakkalı ve Rasathane fırını aynı ailenindi. Epilepsi hastası, devamlı tebessüm eden, yapılı çocukları kasket kafasında, sürekli fırının önünde ayakta dururdu.
       Bu sokak o yıllarda Samsun'un en tepesindeki sokaktı, arkasında sadece SSK hastanesi vardı sonradan arka taraf mahalleleşmeye başladı, çok sonraları da TED koleji inşa edildi ve İlyasköy ve çevresi şenlendi. Tüm sokaklar bu sokağa T yapardı, çünkü bütün sokaklar ‘dediğim gibi’ buradan dik olarak denize inerdi, Çiftlik caddesini aşarak.
       Çarşambalı İbrahim’in büyüyüp apartman olmuş evinin önünde dikilmiş Rasathane anılarım film şeridi gibi aklımdan geçiriyorum ve tekrar Kılıçdede mahallesi Mert sokağındaki 11 no’lu evin olduğu yere ve 1963’lere dönüyorum. Çarşambalı ev sahibimizin Dikbıyık’taki köy evine giderken ilk kez trene binişimdeki korkularım aklıma düşüyor ve tebessüm ediyorum.
       Zemin katında oturuyorduk. 2 yıl sonra geniş  balkonlu birinci kata geçtik. Dediğim gibi balkon evin girişi idi ve doğu cephesini boydan boya kaplayan ‘İspanyolca veranda’, ‘İtalyanca Teras’ denen geniş bir balkonu vardı. Sevgili Annem Emine Çorbacıoğlu’nun komşuları sevgili hiç yalnız bırakmazlardı. Çok güzel yemek yapardı ve özellikle yeni evlilerin can dostu idi, çünkü onlara  yemek yapmasını öğretirdi; ille de Ahmet Taka  amcanın eşi Tenzile teyzeye… Üst katta inşaat kontrolörü çolak Mustafa amca ve Emine teyzeler otururdu. Kızlarının adı Makbule, oğullarının adı Turan ve Kamuran(Coni) idi). Bir tütün tüccarının Hamdi Paşa sokağının girişinde apartmanı vardı. Pazarlı Davut’un huysuz ve yobaz babasının kapıcılığını yaptığı bu apartmanda, ‘Samsun Radar’da’ görevli Amerikalılar otururdu. Evimizin hemen arkasında da, Amerikalıların, yatay uzun ve açık  yeşil lokalleri vardı. Yukarı mahallelerden gelen çocuklarla birlikte bu yerler akşam saatlerinde ve tatil günlerinde çığlık sesleriyle yankılanırdı. Çünkü Amerikalıların çocukları balkondan mahalleli çocuklara sakız atarlardı. Bu nedenle mahalleli bebeler sürekli ‘Coni sakız, Coni sakız’ diye bağırırlardı. Kamuran da…Üstelik  Kamuran Amerikalı çocuklar gibi sarışındı ve mahallenin veletleri Kamuran’i Coni diye çağırırdı. Deyiş, o deyiş; adı Coni kaldı. Coni  6. erkek kardeşimiz gibiydi, çünkü evimizden hiç çıkmazdı.
       Amerikalıların kaldığı tütün tüccarının apartmanından sonra en boylu poslu ev bizim Çarşamba Dikbıyıktan İbrahim amcanın  evi idi. Bu iki apartman daha da büyümelerine karşın, DDY’larında çalışan Karslı ateşçi amcanın Mert sokağındaki çıplak yüzeyli tuğlalı evi ve Tek katlı bahçe duvarlarıyla çevrili Halukların evleri hiç büyümemişlerdi ve kiriş kolon gibi ‘geçmişin anıları’ taşıyıcıları olmuş ve günümüze dimdik gelebilmişlerdi ve de günümüz beton tarlasında  çalı gibi duruyorlardı. Tütün tüccarının evi bile büyümek adına yapıcılara(doğrusu yapsatçılara) teslim olmasına karşın, bunlar teslim olmamışlardı. Hamdi Paşa sokağında ne, Oflu Mustafaların, Muhammetlerin, Alaeddin Çalışkanların, Recailerin, ne de Mert sokağındaki Aydın-Metin kardeşlerin, Faytoncu Bahri amcanın, titiz Bahriye teyzenin evi vardı artık. Yerlerini çok katlı beton yığınlarına bırakıp, geçmişin iç burkan hüzünlü anılarına konuşlanmışlardı hepsi.
       Mert sokağı, Hamdi Paşa sokağı ve 56’lar çevresindeki çocukluk arkadaşlarımı aradım, sordum; Muhtarların bilebileceğini söylediler. Kılıçdede muhtarı ile de görüşmeli idim, fakat zamanım olmadı. Bahçelievler muhtarı Hamdi Paşa sokağın girişinde olduğu için o’na selam verdim. Muhtarın adı  Yakup Koca, Trabzon kökenli , 1970’lerden beri buralarda fotoğrafçılık yapıyormuş. Kendisine özellikle  Bayburtlu Aydın Metin kardeşleri sordum; babalarının Cumhuriyet meydanının yakınındaki eski Samsun surlarının kalıntısı ‘Bedesten’de eski elbiseler satan dükkanı var dedim, Faytoncu’nun oğlu Ulvi’yi dedim, Recai ve diğerlerini dedim, kimseyi tanıyamadı. Bir tek Pazarlı Nermin ve kuzeni Alaeddin Çalışkanı tanıdı. Alaeddin’in halası ve Nermin’in teyzesi Suzan’ı tanıdı. Alaeddin’in babası Osman amca soğuk demirci idi. Sevgili Allattın bizden birkaç yaş büyüktü. Çok şık giyinirdi. Duyduğumda üzüldüm çünkü, Alaeddin mali müşavirmiş ve  trafik kazasında yaşamını yitirmiş.
       Yakup Koca, uzun yıllar sonra buraya geldiğimi anladı. Çünkü; “40 yıl sonra arkadaşlarla 19 Mayıs Lisesi’nde buluşacağız” dediğimde bildiğini, Nihat’ın da bunun için geldiğini söyledi. Meğer Nihat bizim Murat Tıkıroğlu’nun küçük kardeşi. Muratların kökeni de benim gibi Arhavi. Evleri Yakup Koca’ya çok yakınmış. Tamam ben de bunun için geldim Murat benden 2 saat önce Samsun’a inmiş olmalı. Yakup Koca’ya Nazım amca, Murat ve Nihat’ın geleceğini birkaç gün önceden söylemiş. Nazım Tıkıroğlu, Murat ve Nihat’in babası. Samsun fuarının açılışında büyük katkısı olan ve aynı zamanda fuarın ilk müdürlerindendi.19 Mayıs Lisesi Aile Birliğinin de Başkanlığını yaptı...Murat beni Ortaokuldan beri arkadaşım. Nihat da, biraderim Hüseyin’in…
       Mert ve Hamdi Paşa sokaklarını ve 56’lar çevresini, dahası çocukluğumun sokaklarını anılarımın eşliğinde hüzünlü-hüzünlü dolanmayı sürdürüyorum. O, çocukluk arkadaşlarımın hiçbirinin çığlığını duyamıyorum. O, çocukluğumun tek katlı bahçeli evlerini, sokaklarını ve alabildiğine geniş çayırlarını göremiyorum. O, misket(cicili), çelik çomak ve de Amen(köşe kapmaca) oynadığımız  onlar; Aydın, Metin, Ali Riza, Ali Osman Biberoğlu, Muhammet, Müftü’nun oğlu  Mustafa, Ulvi neredeler şimdi? Bilmem belki de  Amen oyunundan dönmemişlerdir.
       Çünkü “Amen”  uzun mesafeli kaçma kovalama kuralına bağlı köşe kapmaca, dahası kaleyi ele geçirme oyunu idi ve  beşerli gruplarla oynanırdı. Köşe(kale) de elektrik direkleri olurdu. Kaçan ve kovalan grup belli olunca, kovalayan grup bizi görmeyecek şekilde gözlerini kapar direğe sarılır, 30’kadar sayım yapılarak uzaklaşma süresi tanırdı. Ve süre bitince ‘Sağım solum, önüm arkam söbe, kaçmayan ebe” diyerek, kaçanlar uyarılır ve dayanıklılığa, zekaya, strateji ve taktiğe bağlı kaçma-kovalama başlardı. Kaleye bir bekleyen veya iki kişi bırakılır, diğerleri dağılarak kaçan beş kişiyi, nereye doğru kaçtıkları açık arazide göründüğü(sokak aralarına, evlere saklanmak yasaktı)  için dağılarak kovalanırdı. En iyi koşucu ben, Ali Osman Biberoğlu ve Ali Riza idi, bunun için üçümüzün de aynı ekipte olmasına izin verilmezdi. İyi koşucuların ikisi aynı takımda ise, birine kale bekletilirdi. Kovalamaca saatler, hatta bazen akşam karanlığın dek sürdüğü olurdu.  Koşuya dayalı saklambaç oyunu, doğrusu oyunla bütün atletizm çalışması  idi adeta.

       Kusura bakmayın, anılarımla olguyu, yani yazıyı ‘duygulandırarak’ sübjektif çizgiye taşıdım.
       Şimdi Samsun’umuzun kentsel geçmişi ve geleceğine ‘duyguya yer vermeksizin’ mantıksal değinerek objektif bir bakış getirmek istiyorum:
       Bir süre sonra, Lise caddesine ulaşmak için caddeye inerek 56’lara doğru yürümeye başladım. Daha zamanım var, Necile Gündüz Çokay’ın ofisinde saat 12’ye doğru buluşacağız.
       56’lara varmazdan, sağdaki Dr. Kenan Yıldız’ın, solda kalaycının 2 katlı evlerinin olduğu yerlerde yeller esmiyordu, çünkü devasa apartmanlardan dolayı, yel esecek alan bulamıyordu. Çocukluğumuzun söylentisine göre, doğu yakasındaki mahallelerin Oflu kalaycısı 2 katlı evi  milli piyangodan çıkan para ile yapmıştı. Seyyar iken, evinin altına açtığı dükkânla ‘artık ben size değil siz bana geleceksiniz’ dercesine yerleşik kalaycı düzenine geçmişti.
       Kalaycılar, mahallerin yürüyen ‘seyyar’ sanayicileri idi adeta. Küçük bir çukur açarlar, o çukuru kömürle doldururlardı. Bir tarafına da körüğün ağzı bağlanır, kalaycı yere oturur sağ ayağı sürekli körüğü körükler, sol ayağını hafif “L” yaptırır, elinde demirden maşa ateşte ısıttığı kabı,  demir maşayla kavrayıp önüne koyar. Sonrasında kirli bakır kabı nişadırla iyici temizler ve ardından kalay çubuklarıyla kalaylardı. Kışın seyretmek iyi idi, fakat yazın o sıcağında çekilmiyordu. Kalaycılığı genelde Romanlar yapardı, fakat bizim kalaycımız Oflu idi ve dediğim gibi bir zaman sonra yerleşik düzene geçmişti.
       Roman Kalaycıların çoğunda bağıran kadın olurdu. Arkasında erkek sırtındaki körükle gelirdi. Bizim Of’lu kalaycı kendi bağırır, körüğünü kendi taşırdı.
       Mahallemizde yükselen sesler, mahallemizin renkleri idi. “Kalaycı geldi hanım, kalaycıııı”, “Bohçacı geldi hanım, bohçacıııı”, “Aniya  gevrek simiiiiiit(Simitçilerin  gevrek sözcüğünü anlardık. Günümüze dek kendini koruyan tek ses olan simitçileri; yırtık ve cırtlak  ritimlerinden simitçi olduğunu anlıyoruz. Kendini geliştiremeyen tek  seyyar satıcı simitçilerdir). Geceleri kaçak kömür ve odun indiren kağnı sesleri, odun kesicilerin sesleri, omzunda halka halinde uzun tel ile dolaşan lağımcı sesi, mahallenin hanımlarını pencereye döken ve yazmalarıyla(yaşmak) göz yaşlarını sildiren destancıların sesi( Özellikle 1961’deki kayıp kız 8 yaşındaki Ayla Özakar’ın destanı yıllarca ağlattı mahallelileri). Ve mahallelerin siyah takım elbiseli bembeyaz boğazlı kazağıyla, elinde küçük hasır tabakta dizili, bembeyaz mini külahlarda nane satan ve her alan çocuğa İsmine göre mani okuyan Roman yakışıklısı Naci’nin beyefendi sessizliği yoktu artık.
       Naci amca; zaman-zaman keten helva sattığı da olurdu. Çocukları sevindirmek için, bazı keten helvaların altına 5 kuruş koyardı. Çiftlikte kasketli haliyle meyhanelerde gözükürdü. Mahalle aralarında çok şık gezmesi o’nu şehir efsanesi yapmış ve hakkında doğruluğu şüphe götüren; Samsun’daki Amerikalılar için bilgi toplayan Ajan olduğu söylemlerine neden olmuştur. Bilmem belki de onlar hakkında bilgi toplayan istihbaratçı. Tüm bu seslerin yanında, elbette ki; şam tatlıcıların, sirkecilerin, yoğuuuurtçuların, hamsicilerin-Balıkçıların, mısırcıların, falcıların  ve dondurmacıların seslerine de  rastlamadım. Gitmişlerdi ve bizleri de çağırıyorlardı, gizem ötesine…Şişe Naci, Amigo Naci, şarapçı Abdi(Orta Okuldan ağabeyimizdi. Bir ayağı aksardı. Çok çalışkandı ve bizleri ders çalıştırırdı. Annesi ve babasını kaybedince kendisini de kaybetti. Kuzenim Sezai Çorbacıoğlu; rasathane çevresinde isyan edercesine bağıra-bağıra vefat ettiğini söyledi), Deli Gürbüz, Deli Rafet, Deli metin, İspirtocu Gogo ve biraz kırık olan ve mahalleli kadınların fal baktırdığı, mahalleli biz veletlerin takıldığı falcı Cinperi de   gitmişti… 
       56’ların o güzelim  bahçeli kısa boylu evleri de tümüyle göçmüştü, dahası göçertmişlerdi. Onların yerine uzun boylu evler gelmişti. Elbette ki 56’lar ekmek fırını ve o sevecen Rizeli kardeşler Şemsi ve Servet Saroğlu amcalar ile onların yaygınlaştırdığı Ramazan pidesi ve kapalı pide ve de ekmek kokusu da bitmişti.
       Yolumun üstünde, sol omzumda ürkekçe  yükselen bir zamanların, DSİ mensuplarının görkemli ‘Su Apartmanı’ yeni apartmanlar arasında görkemini yitirmiş, sessizce geleceğini düşünüyor gibiydi. Samsun’un ilk dolmuşçusu Koreli’nin korna sesini duymak istiyorum, fakat ulaşım politikalarının karayolu ağırlıklı projeler sonrası pıtrak gibi biten  karınca çokluğundaki yeni binek araçlarının gürültüsü buna izin vermiyor.
       Gürültüler arasında DSİ 7. Bölge Müdürlüğü’nün önüne geldim. Gelir gelmez de sevgili babam Nihat Çorbacıoğlu’nun çok sevdiği Samsun DSİ 7. Bölge Müdürü Hasan Uğurlu amcayı anımsadım. 1971-81’de Samsun İli Ayvacık ilçesi Yeşil ırmak üzerinde inşa edilen su tutucu HES’in yapım sürecinde(Baraj. İşte buna değil, dereler üzerindeki HES’ciklere, yani Küçük Ölçekli HES’lere/KÖHES’e karşıyız) trafik kazası geçirerek, eşi Suat Uğurlu ile sevdiklerinden ayrılınca(1971) ailece çok üzülmüştük. Hasan amca, GES-İŞ Bölge başkanı ve bir dönem TİP İl sekreteri  babamı çok severdi, çünkü işçileri çok severdi. Bu nedenle cenazesine, TİP İl başkanlığı yapmış Dr.Sulhi Kutucu ve  rahatsız olmalarına karşın GES-İŞ Genel Başkanı Osman amca(Soğukpınar) ile TÜRK-İŞ Başkanı Seyfi amca(Demirsoy) da katılmıştı. Hasan amcanın adı sonradan baraja verildi. Hemen 18 km aşağısındaki baraja da(1975-82) sevgili eşi Suat Uğurlu’nun adı verildi. Samsun Hasan ve Suat  Uğurlu barajlarının öyküsü böyle. DSİ önünde anılarımı izlerken, Cemal amca, İnşaat mühendisi Selahattin Feyiz amca, babamdan sonra GES-İŞ Başkanı olan Kavaklı Sami Özdemir, Makine Mühendisi Saim Çakmak, Ahmet Taka amcalar yanımdan geçip gittiler.
       DSİ 7. Bölge’nin karşısındaki Erkek Sanat Okulunun o güzelim doğa harikası çam ağaçları, büyük oranda çay bahçesine dönüştürülmüş. Kahroldum. 1946-47 öğretim döneminde Okul Müdürü Remzi Dönen ve öğretmenleriyle öğrenciler tarafından dikilmiş(Bu öğrencilerden biri de  Trabzonlu Baran Özcan). Hayatta kalan çamlar, İlkadım Belediyesi öncülüğünde Kültür ve Tabiat varlıkları koruma kurulunca koruma altına alınmış(09/04/1996).
       Erkek Sanat Okulu’nun bitişiğinde Ticaret Lisesi, onun bitişiğinde de Kız Enstitüsü, bunların da tam karşısında, en az Kumluk kadar değerli Koren Bahçesi…Evet “Koren” bahçesi diyorum, fakat burada da yerinde yeller esemiyor, çünkü Koren duvarı yıkılmış, içeri girenler burayı adeta beton bahçesine dönüştürmüşler ve yel esecek yer bırakmamışlar.
        ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
       GEZ-GÖR-YAZ
       evesbere@mynet.com
       GSM:0506 609 00 32

YILLARI YAŞLANDIRANLAR,  SAMSUN 19 MAYIS LİSESİ’NDE  BULUŞARAK ATATÜRK’ÜN ANADOLU İNSANIYLA BAŞLATTIĞI ULUSAL MÜCADELENİN İLK ADIMI 19 MAYIS 1919’U KUTLADILAR–3
      
Şunu belirtmek isterim, gerçekten abartılı bir şekilde yılları yaşlandırdık. Evet; TRT’deki “80’ler” dizisi ile başlatıldı bu, ardından “90’ları” çektiler ve yakın zaman yılları yaşlandırdılar.
80 ve 90 daha dünkü çocuklar, siz 60 olgunlarını ve 70’lerin delikanlılarını  anlatın; insanları yaşlılık sendromuna sokarak yüzlerini toprağa çevirmeyin.
“Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde buluşarak yitirilen zamanlar” başlıklı yazılarım; 70’lerin çocukluk, genç kızlık ve delikanlılık yaşanmışlıklarına kısaca değinerek yaşlanmamışlıkları anlatan bir yazı benim için.
Yaşının ilerlediğini fark etmeyeceksin, arkadan gelen yıllarla yaşamak istiyorsan ve de  onlarla yeniden büyümek değil de, yeni-yeni büyümelere tanık olmak istiyorsan. Öyle ki zamanını  durduracaksın, birilerinin zamanının yaşamak için ve her şeyi aynı değil, farklı görerek yaşamını varsıllaştıracaksın.
      
Öncelikle; bu son bölümü tamamlama katkı veren ‘Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu’ndan bu yana arkadaşlarım olan sevgili Erkan Eray’a ve Mustafa Şentürk’e, Samsun 19 Mayıs Lisesi Müdürü sayın İsmail Aydemir’e ve değerli insan arşiv sorumlusu Ahmet Şanlı’ya  teşekkür etmek istiyorum.

Söncelikle; ilk iki yazımın ‘Link’ini vereyim ki yazıyı kesintisiz okuyabilsin okumak isteyen arkadaşlar:
                                  1
http://blog.milliyet.com.tr/samsun-19-mayis-lisesi-nde-bulusarak-yitirilen-zamanlari-yasamak-1/Blog/?BlogNo=340779
                                  2
http://blog.milliyet.com.tr/19-mayis-lisesi-ve-samsun-anilari-2/Blog/?BlogNo=362407

2011’in  19 Mayıs’ında ilk iki bölümünü kaleme almıştım. 2012’nin 19 Mayıs’ında Samsun’a inemedim, Ancak 2013’ün 19 Mayıs’ına katıldıktan sonra yazının 3. Bölümünü ‘güncelleyerek’  yayınlamaya karar vermeme karşın, işlerimin yoğunluğu nedeniyle 2014 19 Mayıs buluşması sonrasına öteledim. Yaşamın kaçınılmazları, beklenmedik gelişmeler yazımı 2015 19 Mayıs buluşmaları öncesine öteledi.
Sevgili Abdulkadir Samangül, Şuayip Erişkin ve Tahir Vardar kardeşlerim ısrar etmesine karşın 2014 ve 2015 buluşması için Samsun’a inemeyince ‘19 Mayıs 2013 buluşmasını içeren’  yazı ile siz sevgili arkadaşlarımla buluşmaya karar verdim.
19 Mayıs 2013 sabahı Samsun’a hareket ettim, saat 16’da Samsundaydım. Gençlik alışkanlığından değil, sevgili Erkan Eray kardeşimin, Çarşambalılar Dernek Lokali’ oraya yakın dediği için Mecidiye’de soluğu  aldım. Dolanıp duruyorum, belki Mustafa Durmaz’ın veya Ahmet Düzköylü’nün, Müveddet Sarabil’in dersinden kaçan(aman Allahım onun dersinden kaçılır mı? Orta Okul’dan Tabiat, Lise’den Biyoloji hocamız Nimet Uçkan’nın dersinden kaçalım…
[[ Bir Nimet Uçkan anısı: “ Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu’na 1963'te başladım ve birinci sınıfta kaldım. ‘1963-64, 1964-65, 1965-66 öğretim yılları’. Bu öğretim yılı sıralamasına göre eski arkadaşlarım 1965 ve 1966’da 3. sınıftaydı, ben ise 2. Sınıftaydım. Eski arkadaşların sınıfından çıkmazdım. Öyle ki bir gün Nimet Uçkan derse erken girdi, yine o valiz büyüklüğündeki çantasıyla önce sağa sonra sola yalpalanarak kürsüye yanaştı ve her şeylerini yığdı. O ünlü tahta cetvelini sağ eline aldı, sol avucuna vurarak, sıraların arasında dolanmaya başladı. Ve  ben, sınıftan çıkamadım öyle kala kaldım. Yani esir düştüm. Eriş Semiz ve Suat Lafçı'nın yanında saklanmaya çalıştıysam da tanıdı ve “Senin bu sınıfta ne işin var” diye çıkıştı, ben de “2 ve 3’ü birlikte okuyorum, arkadaşlarımla bitirmek için” şeklinde karşılık verdiğimi gün gibi anımsıyorum, doğaldır ki cetveli de yediğimi ve Nimet hanımın cetveli koluma vurunca 1 metre geri zıpladığını da-ki hep yapardı bunu- İşin ilginç yanı, dersi Tabiat ’tan bırakmıştı beni haşarı tabiatlı olduğum için. Kenan Altıparmak da benim gibi haşarı idi; ne söylediğini anımsamıyorum, fakat Kenan da kafasına cetveli yemişti. Gerçi, Nimet hanım, durduk yere göz dağı vermek için, cetvel silahını ateşliyerek genel de de sessiz ve dingin erkeklere ve de kızlara vururdu. Bundan dolayı adı Deli Karıya çıkmıştı(Bu bölümü, bitirmekte oluğum 19 Mayıs Lisesi anıları yazımdan alıntıladım).]]
İşte böylesi dersten kaçmış Mecidiye’de turlayan arkadaşlarıma rastlarım diye düşündüm, fakat sonra, çok-çok büyüdüğümüz(yaşlandık demeyelim) ve birbirimizi tanıyamayacağımız aklıma düşünce, hüzünlenmeye başladım. Nostalji hıçkırıklarıyla, Cumhuriyet caddesi, Gazi Parkı ve Mecidiye çevresinde gezinirken tanıyan çıkmış; uzaktan da olsa akrabamdan çok,  sınıf arkadaşım dost insan Atilla, dahası  Havacıların başkanı Yavuz Ediz’in kardeşi Atilla İskender Ediz. Mecidiye’de beni görmüş, fakat aniden kaybetmiş. Doğrudur, çünkü sevgili kuzenim Cahit Çorbacıoğlu’nun kayınbiraderi ‘Yılmaz Kunduru’ya uğramış çay içiyordum. Göremediğine üzüldüm.
Buluşma saatini iple çekerken; Lise caddesi, Çiftlik caddesi, Gazi caddesi, Gazi Parkı, Cumhuriyet Meydanı ve Mecidiye’yi  çocukluk ve delikanlılık günlerimin anılarıyla yüklü  duygu dolu adımlarımla geziniyorum.
Kale Mah, Cumhuriyet Meydanındaki, Osmanlı dönemindeki tütün işletmesini yöneten Fransız şirketi ‘Reji’ adıyla anılan Reji(tütün fabrika binaları, dahası Tekel binaları) yenilenerek, doğrusu, otantik yapısı korunarak içsel modernizasyonla alış-veriş merkezleri, yani yerel AVM’ler oluşturulmuş.
Tarihçi Baki Sarısakal diyor;
“ 1887 yılında Fransız Reji Şirketi tarafından kurulmuş olan Samsun sigara fabrikası ile ilgili, Tapu kayıtlarında şunlar yer almaktadır: ‘Sağı İshak, İlya, Nikoli, Panayi ve Gümüşhaneli Nikoli, Demirci Teofilos hane ve arsası, Solu Reji ambarı, arkası ve önü tarik(yol).’
O dönemdeki değeri 40.000 lira olan ve toplam 8. 000 metre karelik alana inşa edilmiş yapılarda(Reji) ‘1887–1897 yıllarında’  500 işçi ve 12 gözetimci çalışmaktaymış. Bu dönemde; şehir ve yakın çevrede ve Sivas vilayetinde satılmak üzere ortalama yılda 60. 000 kilogram kıyılmış tütün üretmiş. Benzer Reji fabrikası  Kavala’da da mevcuttur.”
      
İşte bu Rejiler, yani Samsun’daki Tütün fabrikalarının, Türkiye’de ilk emek savaşı verilen kuruluşlar  olduğunu gözlemliyoruz:
      
Samsun Reji Fabrikası: 1908 yılında Reji işçileri Kavala’dan sonra Samsun’da da greve gitmişlerdi. Reji binası önüne gelen işçiler Rejide çalışan memurlarında greve katılmasını istemişlerdi. Bunu reddeden memurlardan birini dövmüşler ve reji binasını taşa tutmuşlardı.   Birkaç gün sonra tekrar Reji fabrikası önüne gelen işçiler tekrar Reji binasına saldırmak isteyince Reji kolcularının ateşi ile karşılamışlar ve birisi ağır olmak üzere üç işçi yaralanmıştı.
              
Grev sonucu işçiler haklarını almışlar ve yüzde 30–40 zamlarla tekrar işbaşı yapmışlardı. 1921 yılında Anadolu Reji İdareleri merkezi Samsun’da olan bir Genel Müdür  tarafından idare edilmektedir. Genel Müdürü  önceki valilerden Mithat Beydir. Hükümet Reji üretimlerine/ürünlerine karışmamakta, yalnız işlerin sözleşme hükümlerine uygun olarak  denetim hakkı kullanılmaktadır.
Bu yıllarda cephede savaşan askerlere Samsun Sigara Fabrikasının ürettiği sigaralar gitmekteydi. 
                   
Samsun Reji işçileri 16 Temmuz 1925 yılında ilk defa örgütlenmeye gitmişler ve “Yaprak Tütün Ameleleri(işçileri) Rehberi(yol gösterici) Terakki(İlerleme) Cemiyeti(Dernek)”ni kurmuşlardı. Rumeli’den gelen mübadil(başkasının yerine getirilmiş) tütün ameleleri Kavala’da iken “Amele Birlikleri”nin maddi yararlarını görmüş olduklarından Samsun’da da bir “Amele Birliği“ kurmanın yararlarına olacağına inanmışlardı.  Yani; sermayenin ihmalkârlığına karşı amelenin haklarını koruyacak “Mesleki bir örgüt“ meydana getirmeyi düşünmüşlerdi. Amele arasında az çok okumuş fikren yükselmiş olan girişimcilerin gayreti ve yardımı ile Samsun’da ilk Türk Amele(İşçi) Birliği 16 Temmuz 1925 tarihinde kurulmuştu. “Yaprak Tütün Ameleleri Rehberi Terakki Cemiyeti’nin üç yüzden fazla üyesi vardı. Bu cemiyet gündeliklerini ve geçimlerini bile temin edemeyen işçilerin verdiği kayıt parası ve aylık ile yaşatılmaktaydı.                                                                              
Cumhuriyet döneminde, Samsun Reji Fabrikası devlet eline geçince 1927 yılında üretim kapasitesini artırmak için Avrupa’dan bazı makineler getirilmiş ve fabrikanın iç düzeninde bazı değişiklikler yapılarak üretim kapasitesi artırılmıştı. 1927 yılında fabrika binasının harap olan yerlerinde onarım yapılmıştı. 1930- 1950 döneminde gerçekleştirilen atılımlar, daha sonra sürdürülememiştir. Samsun Sigara Fabrikası, 1970’li yıllara kadar üretim düzeyi bakımından Cibali ve İzmir Sigara Fabrikalarından sonra üçüncü sırada idi.
               
Üretim 1970’li yıllarda 8.000 tona yaklaşmış, ancak 1980’li yıllarda fabrikanın önemi hızla azalmış ve yıllık üretim düzeyi 1980–1990 döneminde genellikle 2.000–3.000 ton arasında değişmiştir. ..”
            
Ben de diyorum ki:
“ Fransızların Tütün Rejisi, Osmanlı topraklarındaki kaynakları, emperyallerin sömürüsüne açık kılan  ve  Avrupalının Osmanlı üzerindeki  Duyun-u Umumiye(Genel Borçlar)¹ sistemi, yani  Osmanlı borçlarının, tütün, üzüm vb. mallarla ödenmesi için Avrupa devletlerinin kurduğu oluşumdur(günümüz İMF’i)b Dahası, Tütün rejisi; Genel Borçlar İdaresi yetkisinin yabancılara verilmesi adına kurulmuş çok-uluslu ‘sömürüye dayalı’  bir yabancı sermaye yatırımıdır.
1887 yılında Samsun’da Fransızların kurduğu Reji(Tekel) bu işlevdedir. Reji İdaresi’nin kurulması tütününün bölgede tek geçim kaynağı olmasını sağlayarak,  Samsun’daki sosyal yapıyı, ekonomik bağlamda büyük ölçüde etkilemiştir. Samsun Reji Tütün fabrikasının bir diğer boyutu da; 19.Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde doğrudan
sermaye yatırımı örneği olarak karşımıza çıkması ve Atatürk ve arkadaşlarının Anadolu  insanıyla kurduğu  Cumhuriyet döneminde  devlet kuruluşuna dönüşmesidir . İşte bu devlet kurumu 2002’ler sonrasında  özelleştirilerek, Samsun yöresindeki sosyal etkinliği kırılmıştır.
Gerek üretim ölçeği gerekse istihdam düzeyi bakımından Türkiye’nin en büyük kamu işletmelerinden olan TEKEL’in özelleştirilmesi, Turgut Özal, dahası 1980 12 Eylül darbesi sonrası küresel efendilerin dayattığı  yeni-liberal politikaların Türkiye özelinde ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir. 1980’den bu yana devam eden serbestleştirme ve özelleştirme politikalarıyla tütünde de devlet  etkinliği kırılmıştır. Yerli-yabancı şirketlere yurt içinde sigara üretme, fiyatlandırma, dağıtım ve satış olanağı sağlanmıştır. Devletin tütün üretimine verdiği desteği çekmesiyle tütün ekim alanları hızla daralırken, sigara ve tütün ithalatı önemli bir artış göstermiştir.
İşte küresel efendilerin oyunu tüm ulusal değerlerimiz  yok edilerek sürdürülmektedir.
12 Eylül'den bu yana Tekel'in özelleştirilmesine karşı çıkan dört bakan bakanlıktan alınıp  veya ayrılmak zorunda bırakıldı  ve sonunda AKP iktidarıyla; Reji(TEKEL)’in altı adet sigara fabrikası (Samsun, Tokat, Malatya, Adana, Maltepe, Bitlis) kentlerin merkezinde kalmış arsalarıyla birlikte bir İngiliz-Amerikan şirketi British American Tobacco’ya 2008 yılında satılmıştır.
TEKEL’in alkollü içki bölümü ise 17 fabrika, stok, hammadde ve varlıklarıyla 2004 yılında 292 milyon dolara (Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab ortak girişim grubu) MEY İçki’ye satılmıştır. MEY İçki, 2006 yılında 810 milyon dolara ABD’li Texas Pacific Group’a satılmıştır. 2011 yılında bu kez Amerikalılar MEY İçki’yi satışa çıkarmış ve şirket 2.100 milyon dolara içkide dünya devi olarak tanınan İngiliz DIAEGO şirketine satılmıştır.
Çocukluğumun  bu tekel binalarının korunmaya alınmasına kent  tarihi kültür dokusunun korunması adına sevindim, fakat peşkeş çekilerek özelleştirilmesine şiddetle üzülüyorum.
Lise caddesi üzerindeki 19 Mayıs Lisesi’nin batı kapısının karşısında start alan(Çiftlik caddesinin alt paraleli) Gazi caddesinin Mecidiyeye yakın yerindeki  bu sarı tekel binalarının, sonuncusunun  karşısında Soley Kırtasiye, biraz ileride Emek(Konak) sineması vardı.
Bu sarı Reji binalarının alt katında açık kahve renkli önlüklü emekçi kadınlar çalışırdı; tek-tuk beyaz önlüklü kadınlar vardı ki, onlar büyük olasılıkla şefleriydi. Kahve renkliler devasa makilerdeki tütünleri paketlerlerdi. Bina pencerelerinin dışında demir parmaklık, demir parmaklıkla cam arasında ızgara tel bulunurdu, bu nedenle içeriyi görmekte zorlanır, çalışanları zor seçerdik; yine de dakikalarca emekçi kadınları seyretmekten kendimi alamazdım.
Önceki yazımda belirtmiştim; Samsun’un denize dik inen sokakları ‘yanlış kentleşme politikalarıyla’ yok edildiğini, dahası denize iniş noktalarına set çekildiğini. Bu sokakların bir kısmı caddeye dönüştürülmüş, üzerlerinden bulvarlar geçirilince; örneğin Ağabalı  ve  Şevketiye sokakları caddeye, Hürriyet sokak ise sokaklığını korumuş, fakat, denize dik inişlerindeki özgürlüklerini koruyamamışlar.
“Gazi Parkı”ndayım; Sevgili Hikmet Turna, Mürüvvet Turna, Hasan Turna ve kardeşim Hüseyin Çorbacıoğlu ile 1963 yılındaki gibi  Atatürk ile poz veriyorum. İçim burkuldu duygulandım, çünkü Atamla yalnızım, o çok sevdiklerimin hiçbiri yok yanımda. Biraz sonra yüreğim de acır oldu, çünkü Atatürk’ümün de  tümden yalnız bırakıldığını gözlemledim.. Gazi Parkı adeta gazi edilerek  örselenmişlikten dolayı emekli edilmiş gibiydi. Gazi Parkı alabildiğine küçültülmüştü, yapı ve yollarla. Anımsadığım kadarıyla, doğuya doğru Demirspor lokaline dek, batıya doğru ise Ziraat Bankasına dek uzanırdı park. Batı noktasındaki, tel kafeslerde izlediğimiz, renk cümbüşüyle ve de ses cümbüşüyle bizlere gösteri yapan ve çocuksu adrenalimize tavan yaptıran Tavus kuşlarının sesi kesilmişti,  belli ki sıra Atatürk’teydi. Korkum; Gazi Parkı’nın ağaçlarının ve Samsunspor formasındaki Atatürk ambleminin de sökülmesi. Samsun 19 Mayıs Lisesi’nden okuldaşımız Yusuf  Ziya Yılmaz’ın özellikle Gazi Parkı’na el atmasını istiyorum, çünkü, Gazi Parkı’nın en az Gezi Parkı kadar önem taşımaktadır.
Kent içi yapılanmaya gelince; Samsun’un İmar Durumu ile ilgili, Atatürk’ün yaklaşımı, tıpkı Ankara gibi olmuş. Dendiği gibi Atatürk tarafından-ki 19 Mayıs Lisesi Resim hocamız Hulusi Sezer değinirdi- önerilen kıyıdan biraz içeriden, Gazi parkının arkasından geçen geniş bulvar(Tam 19 Mayıs Lise kapısının önünde başlayan Gazi caddesi, ikinci bulvardır) süreç içinde yok edilerek, bu iki bulvar daraltılmış, onları kesen gümüşi çizgiler halindeki dik inen cadde ve sokakların denize inişleri yapılarla kesilmiş  ve Samsun’un kent planları tam bir kaosun içine itilmiştir.
           
Ve, buluşma saati geldi; 19.30’da Çarşambalılar  Lokalindeyim, Necile Gündüz Çokay, Erkan Eray, Temel Sönmez, Mazhar Başoğlu ve Nezih Kaleli’yi tanıyorum, diğer sevgili arkadaşların birkaçı adımı söyledi, ben hiçbirinin adını söyleyemiyorum. Eee, yaşımız ortaya çıkmasın, fakat hepsi 19 Mayıs Lisesi Ortaokul’dan arkadaşlarım. Benden sonra Fehmi Pelit, Şaban Öztel, ardından Ahmet İhsan Kalkavan, Tahir Vardal ve en sonunda Ersin Alemdağ geldi.
 Necile dış doktoru. Politikayı seviyor; gösterdiği performans, eğer bıkmaz ise  o’nu TBMM’ine  taşıyacaktır. Geçtiğimiz seçim epey yaklaşmıştı. Bu seçimde de(7 Haziran 2015) sıralamadaki yeri iyi değil. Belli mi olur, bir bakmışsın siyasal iktidar tepetaklak.. Necile ile Emel Onursal’ı konuştuk; İstanbul’a yerleşmiş, onun adına sevindik, çünkü mutluymuş, Emelin selamına sevindim.
İhsan Kakavan Jeoloji mühendisi  ve CHP’den Milletvekili, çünkü o sabır ve inatla yoğrulmuş performansının karşılığını almış, gururlandım. Erkan Eray, Nezih Kaleli Elektrik elektronik mühendisi, Fehmi Pelit, Tahir Vardal, Mazhar Başoğlu, Temel Sönmez ve Ben inşaat mühendisi ve sevgili Ersin Alemdağ Tıp Doktoru. Ersin kardeşimle, Çelik Kaner’den söz ettik, üzüldük çünkü vefat etmiş. Eriş Semiz’in  soyadı ilkin aklımıza gelmedi, Mehmet Oktay Yılmaz’ı, Zafer Parlak(Musa Baştuğ’un akrabası), Ferhan Sarman,  Adnan Şentürk, Turgut Çaykara(Fizyoterapist),Tarık Odabaşı, Nedim Nasrettinleri, Metin Çetindağ’ı, Faruk Özmen’i, Hüseyin Hancıoğlu’nu, Engin Erik’i, Erkan Durukan’ı ve  Suat Lafçı’yı andık. Türkçe Öğretmenimiz Nalan Tuzcuoğlu Yasan’ı,  19 Mayıs Lisesi ve Orta Okulu’nun süper öğrencisi ve benim de çok sevdiğim Şefik Öztürk’ün Hacettepe Üniversitesi’ndeki yıllarını anlattı Ersin Alemdağ. Ve hayli etkilendim, çünkü Şefik’in o yıllarda psikolojisi hayli bozulmuş. Ersin kardeşimin anlattıklarının en ilginci, müdür Kenan Burkut’un  deli Kaya’ya(Kaya Akal) “Ulan ağzına huniyle sıçarım” bağırmasıydı.
Kaya Akal ağabey, bizler Orta Okuldayken, o Lisede idi. İyi bir basketçi idi. Çok severdik ve o da bizlere karşı çok iyi idi. Okulumuzun iki delisinden biri idi; Deli Karı(Nimet Uçkan..eşi foto stüdyosuna sahip Adil Uçkan..Acaba nereleriydi?..Eğer Rizeli idiyse kesin öz akrabam olabilir, çünkü Çorbacıların bazıları soyadlarını Uçkan yapmışlar) ve Deli Kaya(Kaya Akal), sarı Kaya da derlerdi. Köy Hizmetleri Diyarbakır Bölge Müdürlük görevim sonlanmış, stres atmak için, eşim ve kızımla  Kastamonu Ilgaz’a gelmişiz; yıl 2002’nin Şubat’ı. Kaya Akal ağabeyle orada karşılaştık, tam 30 yıl sonra. Kastamonu Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü idi. Kaya Akal biraz kırgındı; siyasi düzlemdeki politikacılar nedeniyle. Samsun’da da Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü yapmış, siyasete de sıcak bakmış, aday da olmuş bir solcu olarak, fakat şansızlıklar  ve de siyaset oyunlarının yoksulluğu nedeniyle sonuç alamamış. Ben o’nu tanıdım, çünkü aynı sarı Kaya, inanın hiç değişmemişti. Onun beni tanıması olası değil, fakat anlatınca, “ha şu haşarı kepçe kulak seni hatırladım” demesi, beni o eski kepçe kulaklı günlerime götürdü ve de tel çerçeve ile, kenarlarını hafif eğdiğimiz terekli şapkalı günlerimi anımsadım.
Vekilimiz İhsan Kalkavan bana kırgın, haklı çünkü kendisini ancak bir kez ziyaret edebildim.
Yemekte hoşuma giden hareket Mazhar Başoğlu’nun çıkışı oldu: “Bey, siz yok, sadece sen var, tıpkı Ortaokul ve Lise’deki çağırmalarımızla birbirimize sesleneceğiz, birbirimizi çağıracağız, resmiyetin aramızda ne işi var, def edin aramızdan” sözlerini bitirir bitirmez, Orta Okul sıralarındaki çığlıklar  ve Lisedeki çağırışlar kulağımda çınlamaya başladı…
Yemekte verilen isim listesi, büyük olasılıkla var olan arkadaşlardı:
Ayşe Nilgün Özer Çaylı-Ali Külle-Ahmet Yalçın-Eralp Giritli-Erol Özuran-Fatma Kahveci Bahadır-Fevzi Uzun-Gülnür Karslı Çekinmez-Hami Izgın-Hami Sezer-Haluk Berekli- Hafize Ömürsever Zeytinoğlu-İhsan Kalkavan-İhsan Güler-İsmet Ülgen-Kemal Şahin-Mehtap Banoğlu Murphy-Meyem Bayrak Aksoy-Mustafa Karaman- Nazan Yüksel Kasım-Nazmiye Öztürk Bayrak- Nilgün Dizdar Evvelsiz-Nusret Nar- Oya Alınak Akal-Paşa Yıldız-Seçkin Kızıltan-Selma Sevindik Bilgin-Selma Sağlam Erdinç-Serhat Fırat-Seher Nin Sevinç Güçhan-Şinası Kuranel-Tuncay Anıl-Turan Ocak-Erol Erdemli-Vedat Karagöz-Yaşar Uzuner-Yusuf Atılgan-Yusuf Namlı-Zikri Sönmez.
Arkadaşlarla, güzel bir zamanın ötesinde, anlamlı, anlamlı olduğu kadar başarılı bir zaman yaşadık; çünkü kolay-kolay kimsenin başaramayacağı Ortaokul ve Lise dönemi  zamanlarının arkadaşlıkları bir araya getirildi. İhsan Kalkavan’a, Necile Gündüz Çokay ve Erkan Eray’a bir kez daha teşekkür ediyorum.
Yemekten sonra Mazhar Kardeşimizin yerine gidecektik, ben affımı istedim, çünkü, Samsun’daki yeğenlerimden telefon bekliyordum, aksine  telefon Ankara’dan geldi ve anında dönmek zorunda kaldım.
Sözde, sabah 19 Mayıs törenlerine, öğleyin de 19 Mayıs Lisesi’nde buluşulacaktı. Abdullah Samangül ve Şuayip Erişkin kardeşlerimle Lise 6ED/B öğrencileri bir arada olunacaktı; olmadı üzüldüm. Her iki güzel arkadaşımdan özür diliyorum. http://blog.milliyet.com.tr/19-mayis-1919-korkulari-ve-soma-katliami/Blog/?BlogNo=461419

Samsun’un Koren çayırı; çocukluğumuzun  harika alanı idi. Doğrusu; İstanbul’da futbolcu çayırı olan Moda Çayır’ı, Kadiköy Kuşdili Çayırı( Papazınbağı Çayırı. 17 Ocak 1909’da ilk Türk takımları Galatasaray ve FB burada karşılaşmış ve maçı 2-0 GS almış) ve İzmir’in Bornova Çayırı ne ise, Koren çayırı/bahçesi de  o idi. Tek kapısı vardı ve devasa demir kapı kilitli idi. Kimse, o devasa kapının üzerindeki kilidi kırmadı asla. Dürüst ve yaratıcı ve de Nasrettin hocanın torunlarıyız ya, ikinci Nasrettin Hoca kapısız kilidi yaratırcasına, kilidi kırmadık fakat duvarı kırdık ve  kapı işlevi gören delik açtık Koren duvarına...Kilit yerinde kaldı hep. O delikten girerek, büyüklerimiz bahçe içini basket, voleybol ve futbol sahaları olarak dizayn etmişler. Yıllarca futbol, basket ve voleybol turnuvaları düzenlendi bu alanda.
Kimse de karşı çıkıp sahiplenmezdi, çünkü sahipleri yoktu. 56’lar caddesine bakan bölümünde dev ağaçlar bulunurdu. Önünde de basket potalarının  ve Voleybol file direklerinin olduğu beton bir zemin vardı. Eskiden güreş karşılaşmaları da düzenlenirmiş. Sami Kefeli Çiftliğine yakın bölümü futbol sahası idi. Kısacası, mahallemizden çok Samsun’un spor komplesi gibi idi. 
Söylence o ki; çiftlik ve çevresi ile Koren çayırı  üzüm bağları ile dolu imiş. Koren’in sahipleri yine üzüm bağlarıyla ünlü Yunanistan’ın Korent boğazına göçmüş. Ve giderken de bahçeye kilit vurup gitmişler, bir gün geri döneriz umuduyla. Ben Koren adının buradan geldiğini düşünüyorum.
Kumluk’tan sonra en fazla top koşturulan alan burası idi. Çolak Sebahattin(Durmuşoğlu), Osman Arpacıoğlu, Tanju Çolak, Rifat Usta, Pala Cengiz(Güngör), Rüzgarın oğlu kibar  Sami(Tali), Coşkun Sapmaz, Jilet Hakkı(Tomaç), Canavar Hamdi(Tezol), Gozgoz Yılmaz(Yurttaş), Fenerli Numan Okumuş v.d burada yetişen topçulardı. Sabah akşam koşuştururduk burada. Turnuvalar düzenlenir seyreder veya oynardık. Gençlerin  nefes alma odağı olan Koren bahçesi birilerin yanlış imar anlayışıyla nefes vermişti.
Kören bahçesi, dediğim gibi; Lise ve 56’lar caddesine cepheli. Dahası iki caddenin kesim noktasında. 56’lar caddesi Koren duvarının batı ucunda bitiyordu. Bitti gitti.. Bittiği noktada resmi olmayan Çiftlik caddesi başlıyordu.

Lise caddesindeyim.. Ümran Çıkmanlarla, Melek Horozlarla, Ayla Horozlarla, Aysel Horozlarla, Muammer Semizlerle, Erkan Eraylarla, Abdullah namlı ve Azem Namlı kardeşlerle, Ersin Alemdağlarla, Yasin Alemdağlarla, Tahir Vardallarla, Metin Çetindağlarla, Mehmet Türkmenlerle, Vedat Yılmazlarla, Musa Baştuğlarla, Zafer Parlaklarla,  Nedret Bayraktarla, Hikmet Kocamanlarla, Mustafalar, Kemallerle, Nevzat Telcilerle ve sevgili Annem Emine Çorbacıoğlu, babam Nihat Çorbacıoğlu, ağabeyim Necati Çorbacıoğlu ve kardeşlerim, Hüseyin Çorbacıoğlu, Niyazi Çorbacıoğlu ve Suat Çorbacıoğlu ile  yıllardır tırmandığım Lise caddesini bu sefer yapayalnız tırmanıyorum. Tanımam olası değil. Ne Erkan Eray’ların evi, ne de sağlı sollu en fazla üç katlı evler var ortada, hepsi taşınmış, göçüp gitmiş. Yenileri gelmiş, hepsi de tepeden bakıyor insanlara.
Çiftlik caddesine koşut bir bulvar o güzelim Sami Kefeli Çiftliğinin yüreğinden geçmiş ve sonrası o yüreğe devasa betondan kazıklar dikmişler.
Lise caddesinin bitimi ‘Sağlık Meslek Lisesi’ noktasında sağlı sollu ikiye ayrılıyor. Tam bu bitim noktasındaki “V” şeklindeki ada parsel üzerinde Samsun’un o 1970’lerin ilk çeyreğindeki devasa büyük binalardan biri olan bina yükselir. Adı “Hisar apartmanı”. Sevgili babam Nihat Çorbacıoğlu’nun, Selahattin Feyiz, Saim Çakmak, Ahmet Küçük, Mehmet Saraç, Zeki Özyılmaz, Şuayip Öğüt v.d  DSİ mensubu arkadaşlarıyla 1960’ların sonunda kurdukları bir kooperatiften çok ortak kolektif dayanışma binasının adıdır “Hisar Apt.”
Lise Cad Hisar Apt No 62’deyim. Apartman görevlisi Seyfettin Şahin yok, kardeşi Kemal Şahin yok(En son Milangaz’da çalışıyordu), sevgili eşi yok, biz de yokuz, İzzet ağabey, eşi Sevgi ve oğulları Edizler de yok, fakat Hisar apartmanı orada. İşte bu  Hisar apartmanı, Samsun’da en son oturduğumuz 7. Konut idi. Önünde kala kalmış; 1974’te İstanbul Çatalca’ya göçüşü ve ardından sevgili annem Emine Çorbacıoğlu, babam ve ağabeyim Necati Çorbacıoğlu’nun gizemli ışıklara  yolculuklarını anımsamak hüznün girdabında soluksuz bırakmıştı beni..
Biran duraksadım ve beynimin sinema makine dairesine girerek anılarımı içeren filmi oynatmaya başladım.
Mahalle sessiz, suskundu; o eski coşku yoktu. O mahallenin çocukları, gençleri sadece biz miydik de büyüdük kalmadık, yoksa gençler bizim zamanımızın gençleri değil mi? Kim bilir hepsi Bilgisayar’ın  başında, internet sörfü yapıyordur. Doğrudur, yeşil alan mı kaldı ki top koştursunlar, çelik çomak oynasınlar, uçurtma uçursunlar. Uçurtmalar eskiden tellere takılırdı, o tehlike yok artık, çünkü teller yok, apartmanlara takılır desem, rüzgâr yok. Doğru, abarttım bu kadar değil ama, o eski güzellik yok. Çelik çomak oynarken cam kırma tehlikesi yok.. Yok, yok olmasına da, çelik çomak hamlesi yapacak alan yok. Muammer Semizlerin, Vedat Yılmazların, Veysel Horoz amcanın ve Münevver Bayraktar Ergünal  halanın o güzelim bahçeli evleri yok.       
Ankara’da olmamıza karşın yıllardır görüşemediğimi, fakat ancak, meslektaşım olan dayısı Zafer Özerkan aracılığıyla bulduğum Muammer Semiz kardeşimin, ders çalıştığımız  o güzelim tek katlı evin bahçesi yok. Çünkü; etrafında yükselen devasa binalar yüzünden yapsatçıya teslim olmuş ve bahçesini çok seven sevgili babası da birkaç yıl sonra Allah’ın rahmetine…
Mahallemizin Hisar apartmanı yanındaki bakkalı  Ziya Çatanak’ın yanındayım. Ziya Çatanak soyadından anlaşılacağı gibi Ordu-Aybastı’dan. Nam-i diğer pavyon Ziya. Gece hayatının eski bitirimlerinden. Bizim apartmanın yanında hisseli 2 katlı bir evi vardı, altında da dükkanı…Hisseli evi serpilip büyümüş, bizim Hisar apartmanına tepeden bakıyor.
Şu gerçeği vurgulamak zorundayım: Samsunlu deprem riski olmadığını düşünerek en ufak parsele devasa binalar diktirmiş ve Belediyeler de buna göz kapamış.
Ziya ağabey, beni görünce sevindi ve şaşırdı. 5 kardeş birbirimize benzediğimiz için sürekli ismimizi karıştırırdı. Yine ‘Niyazi hoş geldin’ dedi. Sakal bırakmış, çünkü hacca gitmiş, yani hidayete ermiş. Oğlu Yaşar için; “Kerata 6 yıldır AKP’nin peşinde, eğer bu seçimde de bir şey vermez iseler, AKP’yi bırakacak diyor. “Sadece Yaşar mı?” diye yanıt veriyorum, gülüyor. Atatürk posterleriyle dolu küçük dükkânı.. Oğlu YaşarGalatasaraylı, kendisi FB’li. “Senin yazdığın eski dükkânın tabelalarını yakında indirdim” diyerek, Hisar Apartmanında kalanları anlatmaya başladı.
Hisar Apartman sakinlerinin çoğu hayatta imiş. Osman’ın babası Mehmet Saraç, İnş. Müh.Selahattin Feyiz amca, Mak. Müh. Saim Çakmak, Haydar Yüksel, Şüayip Öğüt ve İnş. Müh. Zeki Özyılmaz hala Hisar’da oturuyorlarmış. Zeki Özyılmaz’ın yerinde oğlu oturuyormuş, kendisi Ankara İller Bankası’nda’ çalışmış. Ahmet Küçük amca vefat etmiş. Apartmanda  oğlu Hüseyin Küçük oturuyormuş. Diğerlerinden biz İstanbul’a göçtük, değerli diğerler bilinmiyor.
Anılarımı peşime takarak, Veysel Horoz Amcaların, o güzelim bahçeli evin sokağına girdim. Bahçeler, evler yok. Veysel Horoz amca, eşleri; Ayşe teyze, Refiye teyze, oğlu Ali Riza yoklar. Ayrılmış aramızdan, ışıklara göçmüşler. Melek-Aysel-Ayla ve Necmi Horoz kardeşlerden sadece Aysel ve Ayla o sokakta oturuyor. Gözlerim Mahalle arkadaşlarım Muhammet, Muhacır Mustafa ve Muhacir Bakkal Hikmet Kocaman’ı aradı yoktular; kim bilir nerdeler? Ersin Alemdağ ve Yasin Alemdağ kardeşler de mahalleden taşınmışlar.
Ve Rizeli Hacı Ahmet Saruhan’ın evinin olduğu Gürbüz sokaktayım. Lise caddesi’ne taşınmazdan  önce oturduğumuz(1969) Ahmet Saruhan amcanın 45 numaralı  evin sokağı... Buradaki Gürbüz Camii’ni 1970’lerin sonunda geçen Bulvar, gürbüz sokaktan adeta koparmış. Babamın DSİ’den arkadaşı Cemal Genç amca(Kore gazisi idi ve babam o’na Cemal Madanoğlu derdi) ve oğulları(biri Ankara’da askerdi. Gittim yanına. Adını unuttum; Ercüment mi, Ercan mı anımsayamadım..), Soyadı Özkara olan Hattat amca(Uzun zaman onun hat sanatının örnekleri evimizde asılı idi), Arhavili Niyazi amca, Sivaslı kel Sami amca, Rizeli Hacı Ahmet Saruhan amca, oğulları Fikret Saruhan, Ali Saruhan, Mehmet Saruhan(pırtık), kızları Fatma Saruhan, komşuları Hilmi Baloğlu amca ve kızları Nesrin Baloğlu, Şermin Baloğlu Çıkrıkçı(Sosyal medya’da görüşüyoruz), oğulları Zafer Baloğlu, Fatih Baloğlu ve Hüseyin Baloğlu(şimdi GATA’da Prof. Dr) evleriyle birlikte terk etmişler Gürbüz sokağını.
Evlerini terk edip, evlerini Gürbüz sokakta bırakanlar, yani  evlerini yapsatçıya kaptırmayanlara rastladım. O evler sıvasız taş tuğlalı, dıştan merdivenli iki katlı bahçeli evler; otantik eski Samsun evlerinden çok, Samsun’un kentleşme sürecindeki gecekondu evlerinin gelişmişi. İşte Samsun’un 1950’lerin sonundaki kentleşmenin özgün evleri, etrafında yükselen devasa apartmanlar arasında anılarıyla baş başa  yalnızları yaşarken eski sahiplerini bekler gibiler. Bu halleriyle  ancak sizi karşılayabiliyorlar. Bu da ‘hem tarihe hem büyüğe saygı bağlamında’ hoşuma gitti.
Fikret Saruhan ağabey ile olan anılarım, bir anda; “Beni de, beni de yaz!” feryadıyla karşıma çıktı. Kendisi bir süre babasının bakkalından ayrıldı ve Çiftlik caddesinde, Romanların oturduğu mahalleye yakın yerde dükkan açtı. Orası mekanımız olmuştu. Bitirim hayatının ilk derslerin alındığı yerdi. Renkli müşterisi Kukuuli’yi hiç unutmam. Kukuli benim, çocukluğumda Rasathane’den tanıdığım bir roman kızı idi. Zaman-zaman Romanlarla yaptığımız kavgalarda gruplarının en önünde taş atan cadısı.. Korku nedir bilmezdi. Büyümüş ve harika bir güzel olmuştu. O sürekli Fikret’in dükkanına gelirdi, gelişinin özelikle benim geliş saatlerime rastlaması hoşuma giderdi…Ateşli Çingene...Kumluk, tren vagonları ve Saim bey çiftliği günler ve yıllar sonra, hiç istenmeyen düşkünler mekanı sonlanmasında karşılaşma(Genelev canım..).
Saim bey çiftliği derdik, meğer buranın adı Saim Sami Kefeli Çiftliği imiş. Ortasında ‘etrafı incir ağaçlarıyla çevrili’ turuncu renkte  bu köşke yaşlı  Oflu çift bakardı. İncir ağaçlarına zincirleri uzun iki tane çoban köpeği bağlı olurdu. Zinciri dolandırarak ağacın dibine çekerdik köpekleri. Sonrasında, o güzelim siyah bal incirleri aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yerdik.Yani; o zamanlar, kaynak suları, ağaçları, meyve bahçeleriyle  doğal park görünümündeki  Kefeli çiftliğinin ‘incir zamanı’ incir ağacının tepesinde gezinir dururduk.
Liseyi bitirdim ve Fikret Saruhan ile olan arkadaşlığın sonuna da geldik. Bana, toplum içinde nasıl davranmamı  ve ne kadar yürekli olmamı öğreten bir dost idi. Ben mühendislik eğitimi için Ankara’ya, Babamlar İstanbul Çatalca’ya, onlar da Sonradan  İstanbul-Fatih-Çarşamba’ya göçtü. Birkaç kez Çatalca’ya gelmişler, hatta sevgili annemle ben de Fatih-Çarşamba’daki yerlerine gittiğim anımsıyorum. Bir daha göremedik birbirimizi ta ki 2 yıl öncesine dek. Bu yazı sayesinde onlara da ulaştım. Ağabeyleri Fikret Saruhan’A, Fatma Saruhan’a, Ali Saruhan ve Mehmet Saruhan’a..

Anıların dayanılmaz özlem yükü ile Gürbüz sokağından inerken, Erkan Eray evinden çıkmış caddeye iniyor, okula gitmek için, fakat bir anda önümde Ümran çıkman ve Perihan Çıkman kardeşler ve de Aysel Horoz beliriyor. Hepimiz 19 Mayıs Lisesi’ne gitmek için Lise caddesindeyiz. Dahası beşimiz de okula gitmek için yola dökülmüşüz. Arkalarından yetişerek, selam vermeyi düşlerken, önüme çıkan kedi, düşlerimi darmadağın etti ve hepsini kaybettim. ‘Ağzında yeni doğurduğu yavrusuna güvenli yer arayan kediyi izleyerek’, Lise caddesine indim, ama Erkan, Aysel, Ümran ve Perihan kardeşler düşlerimden kaybolarak şimdiki zamanımdan çekilmişlerdi. Bir hüzündür aldı beni. Onların var olduğu zamanı geri almalıydım, fakat  o zamanı, zamanlarımda tüketmiştim.
O zamanların bittiğini haykırırcasına,  Emel Onursal Facebook’taki eski bir resmimize bakarak şunları söylüyor; “Vay be şevket... biz, bu güzel ve eşsiz günleri, yaşadık mı, inanamıyorum..? Ne kadar güzel ve temiz bakıyoruz hepimiz; gelecek günlere ve hayata...Helal olsun yine de bizlere...Utanacak olan ise, hayat olsun.. Hayat çoookk güzel ama bir o kadar da acımasız ,arkadaşım...Sağol varol.”
Belli ki güzel Emel yaşama kırgın biraz da kızgın.
Kızgınlığı azalsın diye yanıt veriyorum; “ Diyorsun ki; ‘Biz bu güzellikleri yaşadık mı?’ Yaşadık elbette. O günler çok güzeldi, fakat unutma bu günlerde güzel, çünkü her zamanın kendine özgü güzellikleri vardır...Eski güzellikleri analım, fakat takılmayalım, aksi taktirde yeni güzellikleri yaşayamayız... “
Ve yarısından fazlasını savrukça tükettiğimiz kalan zaman sonrası, Necile Gündüz Çokay, Erkan Eray, Abdullah Necmettin Gündüz, Semih Şahinkaya, Abdullah Göçet, Fehmi Pelit, Orhan Ulusoy, Murat Tıkıroğlu, Nihat Tıkıroğlu, Şaban Öztel ile Necile hanımın seçim bürosunda bir araya geldik.
Elbette ki  hüzün yüklü bir yorgunluktu. Öyle bir yorgunluk ki, özlemle harmanlanmış çok yıl sonrasının buluşması. Sorular, yanıtlar  ve sevinçler ve de hüzünler…Topluca 19 Mayıs Lisesi bahçesine girdik. Şimdinin Anadolu Lisesi olan otantik bina Orta Okul’un bahçesinde; Ezel Onursal, Emel Onursal, Şevket Çorbacıoğlu, Fatma Berkem, Aysel Horoz, Ahmet İhsan Kalkavan,  Şaban Öztel, Engin Erik, Nedim Nasrettinler, Çelik Kaner, Erkan Eray, Metin Çetindağ, Bülent Atasagun, Ersin Alemdağ, Murat Tıkıroğlu,  Necile Gündüz, Oya Sümbül, Hasan Muti, Hasan Bölükbaşı, Şefik Öztürk, İlhami Yavuzaslan, Atilla Gümüşel, Eriş Semiz....çığlık çığlığa bahçede koşuşturuyorlardı.  Bir süre dinledim o koşuşturmalı çığlıkları, hüzünlü göz yaşlarımı  dizginleyerek. Fakat bir sonraki zamana geçerek Samsun 19 Mayıs LisesiLise’nin bahçesine girince yine Ezel Onursal, Emel Onursal, Şevket Çorbacıoğlu, Fatma Berkem, Aysel Horoz, Ahmet İhsan Kalkavan,  Şaban Öztel, Engin Erik, Nedim Nasrettinler, Çelik Kaner, Erkan Eray, Metin Çetindağ, Bülent Atasagun..kısacası bizlere yeni katılmış; Veysel Keleş, Kurtuluş Demir Pençe, Hikmet Kocaman, Nüri Gültekin, Ahmet Cerit, Köksal piyade, Vedat Yılmaz, Varol Türker, Selahattin Türker, Ferhan Arol, Ülvi Özçalcı, Abdülkadir Samangül, Emin Karagöz, Şuayip Erişkin, Cemal Gencer, İsmet Bayrak, Mustafa Türker, Yılmaz Türker, Cudi İmamoğlu..ve diğer arkadaşların seslerini duyunca hüznün göz yaşları prangalarını kırdı ve isyan etti.. Çocuksu koşuştırmalar yerini, sakin yürüyüşlere bırakarak, seslere narin ve tok sesler karışmaya başlamıştı. Çünkü çığlıklardan kendini kurtarmış olgunlaşmıştı sesler…

Telefonum çaldı, arayan Veysel, “Nerdesin?” diye soruyor, gördüm kendisini, ses çıkarmadım, yanına gelince buradayım dedim, ‘aklından ‘Yine aynı Şevket Muzipliği’ni geçirdiğini gülüşünden anlıyorum ve kucaklaşıyoruz. İnanın ‘saçlarının beyazlığı dışında’ hiç değişmeyen arkadaşlardan biri. Ardından, Ahmet İhsan Kalkavan, Ayla Horoz,  Abdülkadır Samangül, Şemsettin Aslan, Yakup Akmaz, Yüksel Erdoğan vd…Fakat ne olursa olsun, yine de yaşlandığınızı arkadaşlarınızı görünce daha iyi fark ediyorsunuz. Saatlerce söyleştik. Öğretmenler Mustafa Durmaz, Lütfü Dündar, Sezai Serdaroğlu ve Özden Özdemir..Kimisi durgun, kimisi kırgın, kimisi sevgi zenginliğini dışa vurmuş sizinle konuşuyor..
Lise çağındaki gençlerin, hatalarını hala affedemeyen ve hala ben şu öğrenciyi sınıfta perişan ettim söylemini bir başka öğretmen o eski öğrenciye taşıyabiliyorsa, o dönem hatalarınızda haklı olduğunuzu ve de kişinin kompleksi yüzünden ezildiğini duyumsuyorsunuz. Elbette ki, her ne kadar ‘bir öğrenci olarak’  olgunluk çizgisine girseniz de, kanınız kaynıyordur. Yeni kimyanızla şakalaşacak, koşuşturacak, o yoğun adrenalin verdiği hataları da yaşayacaksınız. Ola ki arkadaşlarınızla da kavga edeceksiniz. Siz  sayın yetkili, bu hataları sorgulamadan, yargılamadan infaz etmeye kalktığınız da öğrenciden beklenmeyen tepkiyi alırsınız. Bu kaçınılmaz olur. Yarattığınız korku atmosferinde, hataya neden gerçeği söyleyecek öğrenci de suskun kalınca siz kavga ettiğiniz öğrenci ile oluşturduğunuz hata ile karşı karşıya kalır ve orada oluşan yanlışı yıllarca yüreğinizde, belleğinizde taşır kendinizi belli periyotlarda rahatsız edersiniz..
Ne olursa olsun, bunları yaşadıklarınızı gördüğünüzde bile kendinizi çok mutlu hissediyorsunuz. İnsan geçmişin olumluluklarını değil salt, olumsuzluklarını da arıyor..

Ahmet İhsan Kalkavan’ın yanında oğlu Mete Kalkavan var, ulusal futbol hakemi. A.İhsan Kalkavan politik esintilerde. Haklı da. Seçilme olasılığı çok yüksek. Kuzenim Yüksel  Çorbacıoğlu aradı(Önceki Artvin Milletvekili), başarılar dilediler birbirine. Tanju Çolak’a takılıyor; “Oyun kime diye”. Celil Sağır ve Hakkı da orda. Neden politika yapmadığımı sordular, ben milletin vekilliğini milletvekilliğine yeğliyorum şeklinde yanıtım, gürültüler arasında kayboldu, tıpkı milletvekilliğim gibi..
İhsan Kalkavan arkadaşımız seçildi, milletvekili oldu, fakat 7 Haziran 2015 seçimlerine nedense katılmadı..Ön seçimlerdeki rakibi Necile Gündüz Çokay arkadaşımız, İhsan olmamasına karşın yine seçilebilir sırada yer alamadı. Bunlar bana düşündürücü geldi..Bilmem siyaset baronları acaba birilerini mi öne aldı? Alı almasına da seçimde havasını almaz inşallah..

Yıllar önce bıraktığımız arkadaşlar iyi de, peki Samsun kenti nasıl?
Doğrusu, kendimiz iyi de, kentimiz nasıl?
Kent gerçekten beton tarlasına dönüşmüş. Denize dik inen Samsun’un kılcal yaşam damarları yok edilmiş.Tarihi doku yıllardır örselenmiş, ses çıkaran olmamış. Samsun’un “19 Mayıs 1919 ruhu” hak ettiği yerde değil, kendini düşünenler kentini hiçe saymış, o’na saygısız davranmış…
Tüm bu süreçleri başlatan kişinin de Kemal Vehbi Gül olduğunu söylüyor, bir sevgili arkadaşım. Adını vermek istemiyorum, çünkü Samsun’daki yerleşik düzenini sarsabilirler…Dediğine göre; Kemal Vehbi Gül, Samsunluya kat çıkma izni ve de İmara aykırı yapılaşmalara, önceleri göz yumuyor, ardından da kentlinin gözünü ağır cezalarla oyuyormuş. Bu imara ve ahlaka aykırılık, kenti bugünkü beton düzlemine dönüştürmüş.
Önceki(eski) Samsun Evleri için Rum ve Ermeni evleri denmesi bana pek evrensel gelmiyor..Türkiye’miz, yani Anadolumuz gezegenimizin adeta evrensel uygarlıklar köprüsüdür. Bu nedenle Rum, Ermen mimarisi diyeceğimize ‘lokal olarak! “Anadolu Mimarisi” demeliyiz, evrensel olarak da “İnsanat Mimarisi”..Bilindiği gibi Anadolumuz; Frig, Lidya, Eti, Hitit, Türk, Laz, Kürt, Çerkez, Osmanlı, Selçuklu, Gürcü v.d uygarlıklarla harmanlanarak, coğrafi ve iklim koşullarında kendi üslubunu oluşyurmuştur.  Evet; Anadolu mimarisi vardır; Rum, Ermeni, Osmanlı ve selçuklu mimarsi değil..Bu nedenle Rum evleri, Ermeni evleri, Osmanlı ve Selçuklı evleri-Mimarisi(ki çadır kültürü egemendi Anadolu’ya egemen olup yerleşik düzene geçince kendi kültürü ve coğrafi iklim koşullarında bir üslup geliştirdi, İşte bu üslubun adı Anadolu Mimarisidir lokal olarak) denmesini evrensel bulmuyorum. Dediğim gibi; evrensel olan "insanat mimarisi" veya lokal olarak “anadolu mimarisi” denmeli. Hiçbiri diyorsanız “Samsun Evleri” deyin..
Bilindiği gibi Samsun 1869 yılında büyük bir yangın geçirmişti. Samsun Evleri’nini hemen-hemen tamamı yanarak kül olmuştu. Fakat, zengin bir ticaret merkezi ve şehri olduğunda kısa bir zamanda kalkındı. Fransa'dan getirilen bir mimarın planına göre şehirde birbirini dik olarak kesen dar sokaklar ve caddeler boyunca evler yapıldı..

Samsun ikinci kez yakılmış ve yıkılmışlıktan daha beter edilmiş. Samsun sıradan bir kent haline getirilmiş adeta.
Samsun sıradan bir kent değil ki; ‘Kurtuluş Savaşımızın’ başlangıç noktası, sembolü..
Dünya Savaşından sonra parçalanan ve düşmanlar tarafından istila edilen cennet vatanımızı kurtarmak için harekete geçen Mustafa Kemal Paşa, ordu müfettişi sıfatıyla Bandırma Vapurunda, yağmurlu ve fırtınalı bir havada Karadeniz de üç gün çalkalandıktan sonra 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basarak Milli Mücadelenin ilk adımını attı. Söz konusu tarih, Gazi Mustafa Paşa tarafından "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak ilan edilmiştir. İlan edildiği 1936 yılından beri her yıl "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanmaktadır.
Böylesi bir devasa kentin, daha iyilerine laik olduğunu düşündüm.
Fakaaat;
Tekeli görüntülemek istedim, yıkmışlar. Denize dik inen ve kıyıya koşut ‘dantel gibi kenti ören’ sokakları görüntülemek istedim betonla kesmişler. Yeşili görmek istedim karartmışlar, denizin mavisini beton ile örtmüşler…

TEKEL binası, 19 Mayıs Lisesi’nden ağabeyimiz olan ve birkaç dönemdir Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Yusuf Ziya Yılmaz’ın girişimiyle “Samsun Regie Tekel Fabrikası Turizm ve Ticaret Merkezi”ne dönüştürülmek istenmesi, beni alabildiğine geçmişe taşıyan bitmişliğin göstergesi. Proje kapsamında tüm yapıların cephelerinin korunması doğru, fakat yeni hareketli ve kesit yükleri getirerek kullanım alanlarını genişletme projesi bütününde yenilenmek istenmesi yanlış, çünkü yılların yorgun bir yapısı var karşımızda. Projeler bütününde, Gazi Caddesi'nin proje alanı içinde kalan bölüm yayalaştırılarak, önceki yaya bölgesi Mecidiye ile bütünleştirmeyi amaçlamışlar… Fakat bunları göremedim, belli ki Yusuf Ziya Yılmaz bey bu projeleri ötelemiş.    
Aslında Mecidiye Caddesi’nin hemen içindeki Tekel binalarını ve depolarını da bu yenilemenin içine alıp, o çocukluğumuzun geçmiş anılarını da yenileyerek kültür platformu oluşturabilir ve adı da “Gazi Mustafa Kemal Kültür Düzlemi” yapılabilir. Bunun yanında; Genel Müdürlük Binası, bölgenin Türk tarihindeki önemini yansıtacak şekilde, Samsun Müzesi olarak Samsun'un ve bölgenin kültürel hayatına kazandırılması proje çerçevesinde geliştirilebilir....
6/ED/B’den arkadaşım Yakup Akmaz, Tekel Başmüdürlüğü ve Bölge Müdürlüğü yapmış. Tekeli çok iyi tanıyan kişi.  Her ne kadar, Tekel binalarının tarihi binalar olmadığın söylese de, bu tekel yapı gruplarının yok edilmemesi için savaş vermesi gerektiğini düşünüyorum( konuşamadık bu konuları)
20. Yüzyılda var olan tarihi yapı ve doğa dokusu; ve çocukluk anılarımız üzülerek belirteyim ki 21. Yüzyılda tümüyle yok edilmektedir. Süreç aslında 20. yüzyılın son çeyreğinde plansız kentleşme ile başladı ve plansız ekonomi ile tüm hızıyla sürerek bugünlere taşındı.

Mert sokağı ve Hamdi Paşa sokağının kesiştiği noktadaki oturduğumuz binanın yıkıldığını ve balkonunun Tekel ve çevresini değil, salt balkonları gördüğüne tanıklığım beni buruk bir özlemle geçmişe taşımıştı 21.yüzyılın ilk günleri. Tekelin arka bahçesi Karayolları lojmanlarıyla beton tarlasına dönüşmüş. Tekel binasının doğallığı ve beyaz iş önlükleriyle Tekel’in arkasına, tütün çiçekleri gibi dağılan fabrika kızları yoktu artık. Denizle karayı bıçak gibi ayıran binalar dikilmiş. Denize düşen karaya, karaya düşen denize çıkamaz bir durum yaratılmış. Kentlerin kıyılarına kıydık, betona gömerek. Canlılığı yok ettik, betonlaşmış soğuk duvarlar ile.  Nerede 56’ların bahçeli evleri ve o ünlü Servet Sarıoğlu ve Şemsi Sarıoğlu’nun ‘56’lar ekmek fırını?’.. Yuvarlansanız denize inerdiniz, şimdi betona çarpıyorsunuz. O denize dik inen yollar korunmalı ve ışıklandırılmalı idi. Kim bilir ne ihtişamlı görsellik sunardı bize.
Yollar ve sokaklar ve üzerindeki otantik yapılar korunmalı idi. Samsunsporlu, Ercan Kol(Koloğlu) ve Hayri Kol(1972) kardeşlerin Valilik karşısındaki aile Lahmacun ve kebapçı dükkanı, Büyük Postane karşısındaki Meşhur Köfteci,  Mecidiye’deki Şişik Apt altındaki Tokur Pidecisi, Irmak Caddesindeki Gazi Park içindeki Zeki’nin Çay Bahçesi(Sevgili babam Avni Dilligil tiyatrosu her geldiğinde taşırdı  bizi buraya) ve Asrı bakkal, Subaşı’daki Kulacak fırını neredeler şimdi? Sadece Saathane’deki sevgili  Abdulkadir Samangüllerin ‘Yağma Bakkalı’ kendisini koruyabilmiş. Çiftlikteki  ve kışlık Zafer Sinemasının Yazlık sinemaları(gazoz kapağı açıldığındaki fıkırdaması ve bebelerin çakıl taşları üzerindeki çiş  şırıltısı hala kulağımda) yok artık. Saathane’deki Cumhuriyet Lokantası yok olmuş. Lise caddesinin sondaki Erkan Erayların BM Petrol yok. Dükkanına bırakılan ekmeğin içine kağıt doldurup tekrar fırına vermesiyle ünlü, o günün Nasrettin hocası ve sevgili Atilla Gümüşel’in babası Hayrettin amcanın Mecidiye’ye giden Gazi caddesindeki ayakkabıcı dükkanı ve tüccar terzi Kazim Zoral ve Münevver Bayraktar halanın eşi terzi Mustafa Ergünal  amcanın dükkanı yok. Bir zamanlar Zeytin ağaçlarıyla ünlü Zeytinlik mahallesi yok. Ermeni Mahallesi diye anılan, Hançerli, Selahiye ve Cedit Mahalleleri ve dıştan merdivenli 3 katlı  tarihi evleri yok. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yerleşim alanları; Belediye, Saathane Meydanı, Büyük Cami, Gaziler Meydanı ve mezarlık yok. Demirciler yokuşu, Unkapanı yok. Her kışa yakın kaçak odun indiren kağnı sesleri yok, her kış kapımızın önünde odun kestirdiğimiz odun kesicilerin sesi yok. Aynalı çarşı yok, tanış gömlekçi yok(Aynalı çarşıda bir tek kuzenimin kayinbiraderi Yılmaz kundura kalmış). Evet, yok, yok da yok…
Düşünün Samsun’un etrafında surlar vardı, nerede onlar…Tarihe saygı yok..Biz değil miyiz, Kale duvarını evimizin bir duvarı haline getirip, duvardan tasarruf ederek  üç duvarlı ev inşa eden..Biz değil miyiz Kale duvarını kırıp pencere açan, soba borusu deliği açan..
Samsun Kalesi, bugünkü Samsun kentinin kökenini oluşturan ve 1192 yılında Danişmendliler tarafından yaptırılan kaledir. Kalenin sınırları günümüzde Saathane Meydanı'ndan Bedesten'e, deniz kıyısında ise Ziraat bankası ek binasının bulunduğu alandan Büyük Camii'nin bulunduğu alana kadar uzanmaktaydı.
Surlarının yüksekliği deniz tarafında sekiz metre, karaya bakan kısımlarda ise altı metre imiş. Deniz kısımlarına bakan surlar Karadeniz'in şiddetli dalgalarına dayanabilmesi içi her on iki adımda bir yapılan ve kıyının oyulmasını engelleyen  ‘ taştan inşa edilmiş şiddet önleyici çıkıntılar’ ile güçlendirilmişti.
Evliya Çelebi, Samsun'u ziyareti sırasında(1640) seyahatnamesinde  kaleden şöyle söz eder ve şöyle betimler: “çevresi 5.000 adım, 70 kulesi, iç yani geniş, dış yanı dar 2.000 adet gözetleme deliği(Yünanca Mazgal) ve kapısı ile 'leb-i derya(denize sıfır kıyı) da şadâdi bina bir sengin âbâd idi'(mutlu ve  taştan zengin bir yapı)." Katip Çelebi ise; cami, hamam ve küçük bir çarşıya sahip kalenin yıkık ve dökük  olduğunu yazmıştır(1648).
Belli süreçlerde onarılan Samsun kalesi;1869 Büyük Samsun Yangını'na kadar sağlam bir şekilde ayakta imiş. Yangın sonrası kale surları var olmasına karşın, kentin yeniden kurulması için, Fransız mühendis davet edilerek bugünkü Samsun şehrinin imar plânları yapılmış. Belki de imar olgusu ilk kez Samsunda rant aracı olarak işletilmiş. Çünkü; imar plânı dahilinde kalenin kara tarafında bulunan surları yıkılıyor ve yeni  İmar plânına göre 15.000 m2'lik bir alan elde ediliyor. Bu alan m2'si 50 kuruştan satılarak 60.000 kuruş elde edilmiş. Ayrıca, kalan surlar da yıkılarak, kentin inşası için   15.000 m3 taş elde edilmiş.  Kalan taşlar; yangında evini ve dükkânının kaybeden halka, m3’ ü 30 kuruştan satılmış.
Kale tamamen yıkılmamıştı, yıkmak gerekiyordu ve de yıktılar. Süreç içinde, özellikle  II. Meşrutiyet dönemi padişahi V. Mehmet Reşat tarafından Samsun Kalesi ile birlikte tüm tarihi yapılar yıkılarak, elde edilen araziler açık artırma ile satılmıştır. Kısacası, Karadeniz’deki, hatta Anadolu’daki son kıyı kalesi tümden yok edilmiştir.

İstanbul Çatalca ve Diyarbakır surları gibi Çin Seddi ile karşılaştırılabilecek devasalığa sahip bu kalenin surlarına 2009 yılında Samsun Büyükşehir Belediyesi'nce Büyük Camii çevresinde yapılan çalışmalar sırasında kalıntıları bulgulanıyor. Ancak bu surlar koruma altına alınabilmiş.

Samsun salt M.S’nın tarihi ile değil, M.Ö’nin, yani antik tarihi ile varsıl bir kent. Varsıl olmanın yanında ilginç tarihsel öykücüğüne de(Fr. Anekdot)sahip.
Samsun(Amisus)’da yapılan  kazılarda bulunan  gladyatör mezar taşındaki  şu ifade tüm dünya için düşündürücü bir antik tarihi varsıllıktır: “Hakem kararı yüzünden öldüm”. Yani hakem şikayeti günümüzde değil, 1800 yıl önce de varmış(İyi ki o dönem Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu yoktu, yoksa tüm hakemleri kılıçtan geçirirlerdi. Ucuz atlatmışlar).
İşin en ilginç yanı; 100 yıl önce bulunan bu mezar taşının Brüksel’deki Kraliyet Sanat ve Tarih Müzesi’nde sergilenmesi. Çünkü II. Abdülhamid tarafından bağışlanmış.
Samsun’un, M.Ö ve M.S’sının tarihi tümden örselenmiş..1950’lerden sonra inşa edilen  ateş tuğlasında yapılmış sıvasız dıştan merdivenli çatısız evler bile yıkılmış. Samsun mimarisini yansıtan dıştan merdivenli sıvalı ve çatılı   2 katlı evler hiç yok.
Sevgili annemle akrabalara gittiğimde gördüğüm evler ‘Ermeni evleri’ diye anılırdı. Alt katı odunluk ve mutfak, orta katı geniş oturma salonlu, yemek salonlu ve birkaç odalı ve de banyo tuvaletli  yaşam alanı ve üst katında yatak odaları bulanan 1800’lerden kalma dıştan merdivenli, ahşap döşemeli bahçeli kagir tuğla evlerdi bunlar…Tek tük kalmış. Bu evler korunsa idi Safranbolu yanında hiç kalırdı. Eski Fransız mimarisi  binalar kısmen korunuyor..
Okay Temiz’in yine müzisyen olan  kardeşi sevgili Akay Temiz, şöyle bir e-posta göndermiş bana: “Çok güzel… Geçen sene 19 mayısta Yasar Doğu spor salonunda Samsun devlet senfoni orkestrasıyla bir kutlama konseri vermiştik ve bu arada güzel Samsun’u ilk defa görmüş oldum. Unutamayacağım bir dört beş gün…”
Yanıtım şu olmuş: “Samsun tarihi ve doğası ve de hinterlandı ile dünya varsılı bir kent…Benim için adeta cennetin izdüşümü, fakat nedense cennet öteleniyor sürekli...”
      
Yazının birinci ve ikinci bölümleri yayınlanınca yıllardır görüşmediğim arkadaşlarımla telefonla ve de birebir görüştüm. Örneğin Nedim Nasrettinler, Davut Uludoğan, Oktay Yılmaz ve de Mustafa Şentürk ile….

Yazılar sonrası güzellikler ve de  güzellikler yanında devamlı kendini gizleyen hüzünler yaşandı.

İşte o yaşananalar:

Mustafa Şentürk ile birebir Ankara’da buluştuk. Mustafa kardeşimin; Samsun 19 Mayıs Lisesi önceki öğretmenlerden iyi insan Ferhan Özyürek’in bana gönderdiği 19 Mayıs Lisesi 1.2,3.sınıf geçme listelerini ve de İlkokul, Ortaokul diplomalarımı getirmesi beni çok sevindirdi ve de duygulandırdı.
Bir diğer duygu yoğunluğunu yaşatan sevgili Erkan Eray oldu, Ortaokul birinci sınıfı geçme listelerini  bana göndererek.
19 Mayıs Lisemizin hemen karşısında, no 22’de “19 Mayıs Turizm Seyahat” şirketine sahip sevgili kardeşim  Mustafa Şentürk’e ve Erkan Eray’a çok-çok teşekkür ediyorum.
Mustafa Kardeşime ‘beraberlikleri yoğunlaştırmak amacıyla’ şöyle bir öneri getirdim; “Senin şirketin organizesinde, bir 19 Mayıs’ta Samsun’da buluşarak, 20 Temmuz’da hareket etme koşuluyla 1 haftalık yurt dışı seyahatini, örneğin Fransa ve İspanya’ya veya otobüsle Balkan gezisi düzenleyemeyiz mi ?” Önerimi sağlıklı buldu; inşallah gerçekleştireceğiz. Hatta bu proje; eklemelerde bulunacak arkadaşların önerileriyle daha da zenginleştirilebilir.

İşte, Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okul listelerindeki sevgili arkadaşlarım, okul numaraları ve memleketleriyle.
Bildiğim bazı arkadaşların şu anki konumlarını ve görevlerini de belirttim.

Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu 1963-1964 öğretim yılı “1-A” sınıf geçme defteri:

[[ Abdullah Necmettin Gündüz. Okul No: 6 Samsun. İnşaat Müh. Prof. Dr. İTÜ—Mustafa Közleme 13 Samsun—Mustafa Altıok 14 Samsun. Kim biliyor? Çok hareketli sevdiğim bir arkadaştı—Nedim Nasrettinler 16 Samsun. Hukukçu. İstanbul Beşiktaş 16. Noteri(Turgay Nasrettinler’in ağabeyi)—Nihat Teoman 25 Samsun—Bülent Pak 26 Samsun—M.Ülvi Özçalcı 29 Samsun. Lise iki de beraberdik, izini kaybettiklerimden, sevdiğim bir arkadaştı. Hafif etkin boğuk sesini hala duyar gibiyim—Aysel Samandal 32 Divriği—Aydın Torunoğlu 35 Ünye—Kamil Sarıoğlu 46 Kavak—Selçuk Ant 48 Samsun—Engin Erik. 52 Samsun. Karayollarında teknik eleman—Ayşe Eser Onursal. 55 Samsun. Sevgili Emel Onursal’ın ablası, ışıklara yolculuğu erken başlatarak aramızdan ayrıldı-Hakkı M. Köksal 56 Kandıra—Atilla Gümüşel 58 Samsun. Memleketlim, yani Arhavili. Sevgili kardeşim Jeoloji Mühendisi olarak Samsun  DSİ 7. Bölge Müdürlüğünde  çalıştı ve o da, 17 Haziran 2010’da  ışıklara erken yolculuğa başlayıp aramızdan ayrıldı. Babası Hayrettin amcanın Gazi caddesinde, yine Arhavili olan ve biz 5 kardeşe her sene takım elbisesi diken ve prova için saatlerce ayakta diken, tüccar terzi Kazim Zoral amcanın yanında ayakkabı dükkânı vardı. Sevgili Babam Nihat Çorbacıoğlu, Hayrettin Gümüşel amcayı çok severdi ve çağımızın Nasrettin hocası derdi. Bir gün müşteri sonradan alacağım diye ekmek bırakır, Hayrettin amca hiç üşenmeksizin, ekmekleri ikiye keser, içini alır ve gazete kağıtları doldurarak tekrar fırına verir ve adama geldiğinde içi kağıt dolu ekmekleri teslim eder…:)”—Müfit Hattat. 66 Samsun Ziraat Yüksek mühendisi. Benim gibi Ankara’da. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde üst düzey görevler aldı—Muhammet Mısırlıoğlu. 74 Artvin/Yusufeli. Sevgili hemşerim de ışıklara yolculuğa erken başlayanlardan. Zannedersem Karayolları lojmanlarında oturuyorlardı ki, 56’lara yakın oturduğum için buluşur okula beraber giderdik. ABD, Kıbrıs konusunda Yunanlıların yanında, Türkiye ve Yunanistan arasında savaş çıktı çıkacak. Bir gün Muhammet ders çalıştın mı? Diye sorunca, “boş ver Muhammet 2. Dünya savaşı çıkacak, okullar kapanacak..” şeklindeki yanıtımı hiç unutmam. Nitekim ben o yıl okulları kapattım, çaktım, Muhammet kapatmadı, geçti. Sonradan baktım okulların kapanacağı yok, ben de geçmeye başladım. Evet; sevgili kardeşimiz de 20 yıl önce sevdiklerinden ayrılarak ışıklara gitmiş. Kardeşi Mustafa Mısırlıoğlu’ndan öğrendim.—Gizem veya Ayşem Mutlu 82 Samsun—Hüseyin Çilingir 83 Tekeköy—Yahya Savaş 84 Samsun—Suat Lafçı 88 Samsun—Nihal Soyuak 93 Samsun—Metin Çetindağ 99 Samsun. Babasının Bağdat caddesi üzerinde fırını vardı. Ben, Hüseyin Hamamcı ve Şerafettin Yerlikaya ile zaman-zaman giderdik, fakat asla para vermeksizin simit yemez, Metin’de çok kızardı. Metin Orta Okul ikinci sınıfında okulu bırakmak zorunda kalıyor, çünkü annesini kaybediyor, eve üvey anne getirmemek için babası kendisini evlendiriyor. Metin’i 1966’dan sonra bir daha görmedik, ta 2011’e dek. 5-6 sene sonra baba evleniyor, ev ve fırın işletmeciliğinden ayrılıyor ve İstanbul’a yerleşiyor, Akrabaları Samsun’da, fakat izlerini kaybetmiş—Bülent Atmaca 101 Samsun—Ferhan Karahüseyinoğlu 105 Vezirköprü—Esat Sevük 106 Ladik. Profesyonel futbol oynadı, Samsunspor ve Çorumspor—Kenan Altıparmak 107 Samsun. Cin gibi hiperaktif bir arkadaşım. O günkü cıvıltılarımız hala kulaklarımda. İsimleri yazarken, adeta o günkü koşuşturmaları, Kapıda görevli Tahsin amcaya takılmalar, o devasa demir kapıyı açtığında aradan sızmalar, nerede o günler, neredesin o zamanlarımız!! Kenan kardeşimin de  izini kaybettim—Oya Sümbül 110 Samsun. Dünya tatlısı, elinde gitar hiç düşürmezdi, Ayşecik derdim kendisine—Şerafettin Yerlikaya 116 Zile—Bülent Bay 117 Samsun—Ayşe Okutgen 140 Çarşamba—Ali Sönmez 166 Samsun—Zeki Durgun 171 Kars—Aybek Cora 178 Vakfikebir—Fatma Seyhan 204 Vazamiz—Mümin dal 224 Canik Devgeişli —Faiz Ç. Kanar Hasankale—Yiğit Erbaş 248 samsun—Erdal Birhan 256 Samsun—Zubeyde engiz 262 Bafra—Ecvet Sancar 266 Bafra—Aysel Horoz 270 Samsun. Arhavi kökenli, akrabam spor akademisi mezunu TRT’de görev aldı. Üzülerek belirteyim ki, Aysel’de beklenmedik anda  sevdiklerinden ayrıldı, 4 Şubat 2015’te—Haluk Açıkbaş 281 Büyükdere—Nilgün Konuralp 299 Erzurum—Mehmet Tandoğan 373 Taşköprü—Cemal Bakır 398 Samsun—Cumhure Bat 400 Bafra—Ahmet E. Azay 413 Samsun—Kemal Tokur 422 Bafra—Orhan Kuran 443 Çamaltı-Şenay Deveci 508 Hurday. Rıza Nur İlkokulundan da arkadaşım. Babası Enis Deveci okul müdürümüzdü—Şevket Çorbacı 538 Arhavi. o yıllar soyadıma ‘oğlu’ eklenmemişti—Nedime Vural 651 Trabzon—Yusuf Hüsnü Kaplan 787 1950 Samsun—Orhan Oran 886 Ünye—Yaşar İyigün 919 Ladik—Seda Dalkılıç 923 Milas—Selahattin Şahin. Muradiyeli bu arkadaş 20 yaşında idi, biz ise 12 yaşında--Haldun Dağdelen 1046 Amasya—Hasan Bölükbaşı 1096 Çarşamba. Orta Okul ’da beraber okuduk. Beden eğitimi öğretmeni Tomris Acartürk(Kenan Çeviker daha gelmemişti) eşofman şart koşmuştu. Hasan, Çarşambalı ya, ille de yumurta topuk iskarpin ile beden dersine girerdi, pantolonlu halde. Hoca çok öfkelendi, ben ve Hasan Muti kendisine Hasan sadece eşofmanın altını getir yeter, eğer ona da para vermek istemiyorsan, nenenin paçalı donunun yuttur dedik..Ve  sonraki Beden dersine, nenesini yeşil pazenden paçalı donla derse girmesin mi, Tomris hanım ağlayarak dersi terk etmesini hiç unutmam—Hasan Muti 1098 Tekeköy. Hukukçu olduğunu duydum—Durmuş Akbulut 1099 Bafra—Veli Aydın 1101 Bafra—Sezai Semiz 1103 Samsun—Şerif Urgüç 1104 Ladik—Şerif Demirci 1108 Kavak—Coşkün Küçük 1111 Muradiye—Recep Ali Yoldaş 1114 Yukarıçinik—Cengiz Karayaka 1231 Reşadiye—Cihat Balan 1276 Adana--

Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu 1964-1965 öğretim yılı “1-A” sınıf geçme defteri;

Metin Çetindağ. Okul No: 99. Memleketi: Samsun-- Şerafettin Yeşilkaya 116 Zile --M.Zeki Durgun 171 Kars - Mümin Dal 224 Samsun, Canik, Devgeriş—Şevket Çorbacıoğlu 532 Arhavi İnşaat Mühendisi. ADMM mezunu. TMBD Genel Başkanlığı yaptı. TMMOB-İMO Genel Yazmanlığı ve İnşaat Mühendisler Odası(İM0)’na ayıt TMH Dergisinin Genel yayın yönetmeni oldu. Ankara Artvinliler Kalkınma ve Eğitim Vakfı’nın kurucusudur, Genel Sekreter ve Genel Başkan yardımcılığı yaptı. Köy Hizmetleri Diyarbakır Bölge Müdürlüğü yaptı--Hüsnü Kaplan 787 Samsun—Bülent Atasagun 993 Samsun. Benim hamiliğimi yapan, Amcam Şefik Çorbacıoğlu’nun da öğretmeni olan—Haldun Dağdelen 1046 Amasya—Coşkun Küçük 1111  Samsun Muradiye—Tarık Odabaşı 1283 Erzurum—Uğur Tünel 1297 Samsun. Kızıl Uğur, nerede olduğunu bilmiyorum—Hayrullah Yakın 1324 Samsun-Zafer Benzer 1326 Kavak—Halil Ömer Özer 1327 Bursa—Murat Tıkıroğlu 1329 Samsun. Köken, benim gibi Arhavi. ODTÜ mezunu. İdari İlimler-Ekonomi İstatistik okudu. Özel Sektör’de Genel Müdür—Zafer Yener 1330 Ordu—Mehmet Varnuş 1331 Samsun—Ayşe Nilgün Özer 1339 Samsun---Servet Murat Kamacı 1341 Kurtalan. Servet kardeşimi buldum. Ankara Numune hastanesinde Eczacı. Sessiz ve sakin beyefendi bir kardeşimdi ve sıra arkadaşımdı—Abdullah Nezihi Kaleli 1346 Samsun. İTÜ mezunu. Elektrik Mühendisi, şirket sahibi—Nazmiye Öztürk 1348 Samsun—Fatma Berkem(Güleç) 1349 Samsun. Emel Onursal ile yapışık kardeş gibiydiler. Hanım hanımcık bu dünya güzellerini çok severdim. İyi birer gözlemci idiler ve mimikleriyle yansıttıkları eleştirel bakışlarını tebessümleriyle gizleyemezlerdi—Fatma Necile Gündüz 1350 Samsun. Lider kimliğini o zaman da yansıtan biriydi. Diş Doktoru ve de Politikacı. Aramızda Ahmet İhsan Kalkavan ile birlikte politikaya sıcak bakan savaşçı—Ümit  Macit 1358 Kelkit—Osman Durgun 1364 Samsun—Emel Onursal 1365 Samsun. Evet, Fatma Berkem Güleç’in yapışık kardeşi. Birbirlerinden hiç ayrılmazlar, herkese ve kendilerine saygılı iki güzelimizdi. Emel, Matematik  okudu ve şu anda O yüce Öğretmenlik görevini sürdürüyor, uzun yıllar Ankara’da görev almış ve de haberim olmamış—Kezban Ustaoğlu 1373 Ordu—Mustafa Şentürk 1383 Samsun..Öğretmenlik yaptı.Şu an Samsun Lise Caddesi 22’de ’19 Mayıs Turizm Seyahat Şirketi’ var. Bana bu dokümanları Erkan Eray kardeşim gibi gönderen sevgili Mustafa, benim gibi haşarı idi, fakat akıllısı idi aynı zamanda—Ö. Faruk Özman 1391 Sarıkıran—Hasan Başyurt 1394 Armutlu—Mehmet Diker 1395 Samsun—Canan Şimşek 1396 Samsun—Tahir Vardal 1397 Samsun. Köken Pazar. KTÜ mezunu İnşaat Mühendisi. Özel şirket sahibi—İlhami Yavuzaslan 1398. Sosyal bilimlerden mezunu. Petrolofisi’nde Sosyal Daire Başkanlığı yaptı—Orhan Faruk Abacı 1400 Samsun—M. Tuba Erturan 1443 Samsun—Turgay Nedim Nasrettinler 1434 Samsun—Tülay Atasever 1447 Samsun—Şefik Öztürk 1453 Samsun Çirakman Köyü. Sınıfın en çalışkanlarından. Ufak tefek, fakat müthiş zeki insan.Yaramazlığımı öteleme adına onunla arkadaşlığımı güçlendirdim. Gelemen çiftliğinden gelen yoksul bir ailenin oğluydu. Hacettepe TIP’ı kazandı. Ankara da imiş ve benim haberim olmadı. Çok zorluklar çekmiş. Samsun Yurdun’da kalmış. O yıllardaki öğrenci olayları o’nu çok yormuş, Ersin Alemdağ’ın dediğine göre, çok sigara içen içine kapanık biri olmuş. Anafartalar’daki Samsun Yurdu faşistlerin elinde olduğu için yurda Hergün gazetesi ile gelir, Üniversiteye de Cumhuriyet gazetesiyle gidermiş..Tüm arkadaşlar izini yitirmiş. Samsun’un Çirakman Köyündendi. Kim ne yaptığını bilmiyormuş. Üzüldüm, çünkü Yekta Gürsel kardeşime, Atom, o’na Atomcuk derdim, Şefik kardeşimin nerede olduğunu bilmiyoruz, çünkü okulu bırakmış—Yaşar Demirbaş 1456 Çamlıca—Bahri Kandaz 1457 Ünye—H.Cengiz Gökçay 1458 Sivas—Köksal Yılmaz 1458 Samsun—Erkan Eray 1460 Of..ODTÜ Fizik mezunu. Özel sektörde üst düzey yöneticiliği yaptı. Beni 40 yıllık arkadaşlarla buluşturan mahalle den de arkadaşım(Lise Caddesi). En önemlisi, Orta Okul dokümanları Mustafa Şentürk kardeşim gibi bana temin eden sevgili kardeşim—Erkan Durukan 1464 Samsun. Akıllı ve de şık giyimli şık zekalı kardeşim. Bodrum’da gemi kaptanı. Kuzenim Namık Çorbacıoğluyla arkadaşlar. Metin Çetindağ yardımıyla 2010’da birbirimizi bulduk—Celalettin Erdönmez 1467 Mesudiye—Hüseyin Yazgan 1478 Samsun. Hüseyin kardeşimiz 5 yıl kadar önce aramızdan ayrılmış. Mart ayının sonlarında Hasan Ali Keleş arkadaşımız Facebook’a bir resim koydu, Abdullah Necmettin Gündüz arkadaşımız, sağ alttaki kişiyi tanıyacak gibiyim adını çıkaramadım yazınca, Hüseyin Yazgan olabileceğini yazdım. Hacı Ali Keleş arkadaş onayladı, Cahit İncegöz arkadaş da, Hüseyin Yazgan Samsun Anadolu Lisesi’nde Tarih öğretmeni iken, 5-6 yıl önce aramazdan ayrıldığını söyleyerek, bizleri hüzünlendirdi. Allah rahmet eylesin.. Hepimiz ; başlangıcı belli olmayan zaman(ezel-öncesizlik)  ile  sonu olmayan gelecek zaman(ebet-sonsuzluk) arasında küçük bir zaman dilimindeyiz,  yaşama göz açtığımızın dakikalar sonra öncesizlikten sonsuzluğa yolculuğumuz başlayabileceği gibi, yıllar sonra da  başlayabilir. Yazgan kardeşimizin sonsuzluğa yolculuğu erken başlaması bu kaçınılmaz evrensel olgudur, ışıklar içinde olsun..—Ayla Gürkan 1482 İzmir—Ali Küçükay 1484 Arhavi. Arhavi Lisesi’nde Matematik Öğretmeni, çocukluk arkadaşım—Ayşe Yurdakul 1493 Samsun—Ersin Alemdağ 1500 Trabzon. Okulumuzun en çalışkanlarından. Çocukluk arkadaşım. TIP Fakültesini bitirdi ve Samsun Devlet Hastanesi’nde görevli.—Şaduman Öcal 1503 Sivas—Ersin Sayınsoy 133 Erciş
      
Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu 1964-1965 öğretim yılı “1-B” sınıf geçme defteri;

Hasan Bülent Atmaca 101 Samsun—Filiz Bıçakçı 131 Samsun—Fatma Seyhun 204 Samsun—Cemal Bakır 398 Samsun—Kemal İnce 913  Samsun/ Tekkeköy—Sezai Semiz 1103 Samsun— Şerif Demirci 1108 Kavak—Beste narin 1198 Ordu—Ayşe Mubanoğlu 1299 Erbağa—Mehmet Gülle 1325 Çatalarmut—Ridvan Özkan 1332 İstanbul—H.Yekta Gürsel 1335 Samsun. Yekta Nasa’da Profesör. Erkan Eray elindeki elektronik adreslerle ulaşamamış. Ben de ulaşamadım..Ermeni kökenli olduğu söylendi, ki beni hiç ilgilendirmedi. Acaba o nedenle mi çekiniyor? Benim için Yekta’nın Türklüğü ve Ermeniliği değil o sevecen ve de sevimli insanlığı önemli.)  Atom derdim kendisine. ODTÜ Atom/Fizik mühendisliğini bitirdi ve Nasa’da görevli. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. “Sen bana Atom diyorsun, bak gör atom mühendisi olacağım” dercesine atom mühendisi olmuş..Rum mu, Ermeni mi diye sorulması hepimizi rahatsız eder, biz o’nu Ermeni veya Türk veya Laz olduğu için değil insan olduğu için  seviyoruz ve özlüyoruz—Muharrem Güvenir 1355 Samsun—Hayati Engiz 1357 Bafra—Ahmet Yalın 1359 Tercan—Mehmet Oktay yılmaz 1360 Erzurum. Kökeni Pazar. İTÜ mezunu. İnşaat Mühendisi—Zafer Parlak 1362 Terme. Mahalle arkadaşım. Musa Baştuğ’un akrabası—Mahmut Sinan Ünsal 1366 Bafra. Sessiz, ağırbaşlı bir efendi idi.  Lise’den sıra arkadaşım. Çok güzel yazısı vardı. Ticari İlimler Akademisini bitirdi, Eskişehir Atatürk Üniversitesi’nde. Adana Büyükşehir Belediyesinde görevler aldı. Adana’da ve 35 sene sonra birbirimizi bulduk—Semih Caltı 1379 Samsun—Huriye Kaynak 1381 Samsun—Şaban Öztel 1387 Of. Sevgili Şaban KTÜ Orman Mühendisliğini bitirdi. Bölge Müdürlüğü yaptı. Serbest çalışıyor ve İstanbul’da—Gülsevil Özsamancı 1388 Samsun—İ. Serdar Çelikmen 1401 Ankara—Ayşe Ölçer 1410 Havza—H.Adil Öztan Samsun—Fatih Akbay 1414 Konya Ereğlisi—Nazife Evrenkaya 1415 Çarşamba—Turgut Çaykara 1416 Ankara. Sevgili Turgut’un izini bilen yok. Erkan’ı aradım; bana 2011’de facte bulduğunu, arkadaşlığı onayladığını, fakat sonrasında hiç iletişim kurmadığını söyledi. Ben de kendisini Face’de buldum, fakat tek bir resmi dışında bilgi yok ve kendisine şu mesajı gönderdim: “Hiç değişmemişsin" sözü sık-sık kullanılır, fakat pek de samimi bir ifade olarak görülmez, çünkü 40 yılda insanın değişmemesi olası mıdır? Değişir, ama Turgut Çaykara değişmez, sadece saçlarını beyaza boyar..kardeşim herkes seni arıyor neredesin?. Zannedersem, işletmecilik yapıyor, turistik tesis işletmeciliği..Selamlar, ben Ankara’dayım.. 32—Ayşe Aydın 1417 Samsun—Mustafa Cinel 1419 Trabzon. Ankara Çankaya Belediyesi önceki İmar Müdürü kardeşim Mustafa Cinel ile okul arkadaşıymışız diyerek Mustafa’yı aradım. Önce, iki gün sonraki(30 Mart 2014) Seçimleri değerlendirdik, ardından Mustafa seninle Orta Okulda beraber okumuşuz, Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu’nda, deyince, “Ben değilim, benim akrabam, ana adı, baba adı aynı olan, sadece köylerimiz ayrı olana akrabam, Babası eski Trabzon DLH Bölge Müdürü idi, Trabzon önceki milletvekili Adil Ali Cinel’in ağabeyinin oğlu idi.”  önceki AKP bakanı ve önceki Trabzonspor futbolcusu Faruk Özak’ın da kuzeni.. Trabzon Lisesinden sonra İ.İ.T.İ.A Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulunu bitirdi. 1980'li yılların sonlarına doğru  resim çalışmalarına başladı. Çok sayıda karma ve kişisel sergide eserleri sergiledi.  Sevindim Mustafa kardeşimin izini buldum diye. Görüşmek istediğimi, telefonunun vermesini söyledim. Veremeyeceğini, görüşemeyeceğimi söyleyince  şaşırdım. Son cümlesi şoke etti; meğer Şubat’ın son günü aramızdan ayrılmış, 1 Mart 2014’te toprağa vermişler. Mustafa’yı sonradan anımsadım, hemşerim olduğu için biraz yakın dururduk, o okulumuzun, dahası tek katlı pavyon dediğimiz okulun ek binasının, arka bahçesini çok sever, çam ağaçları altında çalışır, genellikle resim karalardı. Işığı bol olsun kardeşimin , Orta Okul’dan sonra belli ki Trabzon Lisesi’ne gitmiş ve o nedenle görüşememişiz.Acaba bundan sonra hiç mi görüşemeyeceğiz? Yoksa, paralel zaman geçişleriyle yine beraber mi olacağız? Olmayı o kadar istiyoruz ki, bunun için tüm zamanları kaçınılmaz olarak iade edecek ve yeni zamanlara ve eski dostlara kavuşacağız. – Şeref Sönmez 1422 Samsun—Kamil Özgü 1425 Çorum—İbrahim Cilmeli 1426 Samsun—Lütfü Güler  1429 Samsun—Mümtaz Uluhan 1430 Samsun—Edip Selçuk Karamustafa 1431 Perşembe—Vedat Peştambalu 1432 Samsun-–Gülşen Pehlivan 1433 Bafra—Yaşar Diner 1449 Samsun-–Kadir Yılmazer 1459 Karadeniz Ereğlisi—Musa Baştuğ 1463 Terme. ADMM’yi bitirdi. Makine Mühendisi. Bir ara Köy İşleri Bakanlığı Toprak İskan Genel Müdürlüğünde çalışıyordu. Galiba Samsun’da. Zafer Parlak’ın akrabası çocukluk arkadaşımdı—Söngül Harıt 1465  Samsun—Mücella Güngör 1466 Samsun—Ferhan Arol1468 Samsun. Sessiz  ve çok ciddi  Ferhanımız. Şimdi İstanbul’da galiba, pardon Samsun’daymış. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ni bitirdi. Öğretmen—Mehmet Türkmen 1471 Çarşamba. Çocukluk arkadaşım. Arhavi’den evlendi. ADMM  İnşaat Mühendisi . Özel bir firma sahibi. Samsun milletvekili adayı. Yoksulluk ideolojimi belirledi diyen sevgili kardeşimin şu değerlendirmesi düşündürücü; “İstanbul’a Üniversite kurslarına katılmak istedim, yurtta kayıt yaptırdım, herkes ülkücü idi, ben de ülkücü oldum, solcu olsalardı, kesin bende solcuydum, çünkü eve çıkacak param yoktu.”—Kemal Araç 1479 Kelkit—Ömer F. Eyüpoğlu 1476 Gerede—Şinası Kuranel 1477 Samsun—Arife Topal 1486 Konya—Orhan E. Arpacıoğlu 1488 Samsun—Münevver Küçük 1489 Samsun/Muradiye—Ayten Talu 1490 Havza—Hasan Kakal 1491 Tekkeköy—Mustafa Ekinci 1492 Tekkeköy—İsmail Öğüten 1494 Tekkeköy—Besime Kurt 1499 11499 Düzce—Eriş Semiz 1502 Rize. Uzun Eriş, izini net bulamadık. Bir ara Samsun ANAP il yönetiminde görev almış. Suat Lafçı’nın en kankası idi—Melih Karaca 1508 Havza

Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu 1965-1966 öğretim yılı “2-A” sınıf geçme defteri:

Mustafa Altıok 14 Samsun—H.Engin Erik 52 Samsun—Suat Lafçı 88 Samsun. Gerçekten lafçı idi ve çok olsa da güzel konuşurdu, dinlettirirdi. Bir gün “adama bak yahu, babası Ankara’ya deniz götürecekmiş” şeklinde mırıldanmaya başladı. Meğer , mahallede bir palavracı arkadaşı, babasının tayini Ankara’ya  tayını çıkınca, özel olarak çağrıldığını ve bir kanalla Karadenizi Ankara’ya bağlatacakların anlatmış. Suat acaba, İstanbul’a ikinci kanalı  yapacağım diyen Recep için ne düşünür acep?—Metin Çetindağ 99 Samsun—Şerafettin Yerlikaya 116 Zile—Ersin Sayınsoy. 133  Erciş—Müzeyyen Akat 342 Paris—Şevket Çorbacı 532 Arhavi—Y. Bülent Atasagun. 993 Samsun. Fransızca hocamız sayın Meliha Atasagun’un oğlu. Sevgili kız kardeşi Levent Atasagun Karaman Ankara’daymış, yeni ulaştım görüşüyoruz. —Hasan Bölükbaşı 1096 Çarşamba. KHGM’den arkadaşım Ziraat Yüksek Mühendisi Yılmaz Kilim’in akrabası olduğunu öğrendim. Samsun’da imiş, selam gönderdim geri dönmedi—Hasan Muti 1098 Tekkeköy. Hukukçu. Savcı olduğunu duydum, ulaşamadım—Coşkün Küçük 1111 Samsun Muradiye—Tarık Odabaşı 1283 Erzurum—Uğur Tünel 1297 Samsun—Hayrullah Denizci 1324 Samsun—H.Ömer Özer 1327 Bursa—Murat Tıkıroğlu 1329 Samsun. Köken Arhavi—Zafer Şener 1330 Ordu—A.Nilgün Özer 1339 Samsun. Snıfın çalışkanı—Servet Murat Kamacı 1341 Kurtalan/Siirt. Sıra arkadaşım. 2013’te buldum. Eczacı. Numune Hastanesi—Abdullah Nezih Kaleli 1346 Samsun—Nazmiye Öztürk 1348 Samsun—Fatma Berkem 1349 Samsun—F. Necile Gündüz 1350 Samsun—Ümit Macit 1358 Kelkit—Osman Durgun 1364 Samsun—N.Emel Onursal 1365 Samsun—Kezban Ustaoğlu 1373 Samsun—Mustafa Şentürk 1383 Samsun—Ö. Faruk Özmen 1391 Samsun—Mehmet Diker 1395 Samsun—Canan Şimşek 1396 Samsun—Tahir Vardal 1397 Samsun. Pazar kökenli—İlhami Yavuzaslan 1398 Samsun. Petrol İşleri Genel müdürlüğü’nde Sosyal İşleri Daire Başkanı idi—Ö. Faruk Aksu 1400 Samsun—Melek Tüba 1413 Samsun—Turgay Nedim Nasrettinler 1434 samsun—Tülay Atasever 1447 Samsun—Şefik Öztürk 1453 Samsun Çırakman—Yaşar Demirbaş 1456 Çamlıhemşin/Rize—Bahri Kandaz 1457 Ünye—Hüseyin Cengiz 1458 Sivas—Köksal Yılmaz 14660 Samsun—Erkan Eray 1461 Of—Celalettin Erdönmez 1467 Mesudiye—Mehmet Türkmen 1471 Çarşamba- Hüseyin Yazgan 1478 Aşağı Canik—Ayla Gürkan 1482 İzmir—Ersin Alemdağ 1500 Trabzon. TIP mezunu—Şaduman Öcal 1503 Bedirli/Sivas—A.Ekrem Karamanoğlu 1187 İstanbul—Nilgün Karaca 1444 Milas
Samsun 19 Mayıs Lisesi Orta Okulu 1965-1966 öğretim yılı “2-B” sınıf geçme defteri:
       H.Bülent Atmaca 101 Samsun—Fatma Seyhun 204 Samsun—Şerif Demirci 1108 Kavak—Ayşe Numanoğlu 1299 Erbağa—Mehmet Gülle 1325 Samsun—Ridvan Özkan 1332 İstanbul—H.Yekta Gürsel 1335 Samsun—Muharrem Güvenir 1355 Samsun— Mehmet Oktay Yılmaz 1360 Erzurum. Köken Pazar—M. Sinan Ünsal 1361 Bafra—Zafer Parlak 1362 Terme—Huriye Kaynak 1381 Samsun—Şaban Öztel 1387 Of—Gülseli Özsamancı 1388 Samsun—I.Serdar Çelikmen 1401 Ankara—H. Adil  Özkan 1412 Samsun—Faih Akbay 1414 Konya Ereğlisi—Nazife Evrenkaya 1415 Çarşamba—Turgut Çaykara 1416 Ankara—Ayşe Aydın 1417 Samsun—Mustafa Cinel 1419 Trabzon—Şeref Sönmez 1422 Samsun—İbrahim Cilveli 1426 Çarşamba—Lütfü Güler 1429 Samsun—Mümtaz Uluhan 1430 Samsun—Selçuk Karamustafa 1431 Perşembe—Vedat Peştamalcı 1432 Samsun—Gülşen Pehlivan 1433 Bafra—Yaşar Diner 1449 Samsun—Kadir Yılmazer 1454 Karadeniz Ereğlisi—Musa Baştuğ 1463 Terme—Şengül Harıt 1465  Samsun—Mücella Güngör 1466 Samsun—Ferhan Arol 1468 Samsun—Şinasi Kuraner 1477 Samsun—Kemal Araç 1479 Kelkit—Münevver Küçük 1489 Samsun/Muradiye—Ayten Talu 1490 Havza—Hasan Kakal 1491 Tekkeköy—Mustafa Ekinci 1492 Tekkeköy—İsmail Öğüten 1494 Tekkeköy—Besime Kurt 1499 Düzce—Eriş Semiz 1502 Rize—Melih Karaca 1508 Havza-- Kazim Şarman 1678 İstanbul—Nihal Aksoy 1695 Sivas—
Samsun 19 Mayıs Lisesi 1967-68 öğretim yılı “4/K” sınıfı  Biyoloji Öğretmenimiz Günay Bütün ile 28 Mayıs 1968 tarihli anı resminden alıntı:
Emel Onursal- Fatma Bermen- Binnaz Türkel-Gülseren Göksuoğlu-Naile Ural(Artvin/Hopa) Yıllar sonra(2014) Güler Celayir ablamın evinde-Ankara’da karşılaştık. Çaykaralı makine mühendisi İbrahim Civelek ile evli. 2 çocuğu var..Biz okulda Naile biliyorduk, Nejade Yurdagül olarak biliniyormuş. Uzun bir ismi olmuş Naile Nejade Yurdagül Ural Civelek..Satlerce söyleştik, özlem giderdik..-Ferhan Arol-Muharrem Özeren-İbrahim Aydemir-Cengiz Türker-Veysel Keleş-Hüseyin Seyhan-Hamdi Çatalsakal-Mevlüt Ekmekçi-Cengiz Gül-Hayrullah Denizci-Köksal Piyade-Ahmet Cerit-Selahattin Koloğlu-Mehmet Kaya-Ülvi Özçalcı- Hüseyin Uçar-İsmet Bayrak-Hasan Seyhan(Hüseyin Seyhan ile ikiz)-Birol Yücetepe-Ziya Akbaş-İbrahim Aydemir-Nuri Dural-Yahya Taşkıran-Mehmet Akyürek-Servet Murat Kamacı-Yüksel Erdoğan-Halis Şişman-Zeki Çalışkan-Selahattın Koloğlu-Mehmet Öngör- Necati Başustaoğlu-Cemil Ercan-Selim Ağca-Aynur Keskin-Mumin Gökbay-Osman Tırış-Erdal Kilci-Atilla Ediz-Erdoğan Demirci-Münire Civelek-Nuri Gökkır-Mehmet Yaşkafa-Adil Yüksel-Aytekin Ceylan-Dursun Ali Almaz-Osman Gülüm

Samsun 19 Mayıs Lisesi 1968-69 öğretim yılı “4/G” Sınıf geçme defteri:
       Sevil Altuncuoğlu 27 Samsun—Celal Susay 50 Artova—Yusuf İ.Çaloğlu 99 Ladik—Mustafa Türkoğlu 116 Mustafa Türkoğlu. Köken, Rize/Fındıklı. Makine Mühendisi—Mehmek Öz 139 Terme—Yılmaz Eker  179 Sivas—Abdurrahman Gündemir 233 Piraziz/Nefzi Piraziz—Ali Riza Kara 266 Samsun Güdedi köyü—Keriman Okutgen 274 Çarşamba—Alaaddin Kartal 313 Samsun/Havza/Ilıca. Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu, Samsunda Mali Müşavir—Hayri Özdemir 343 Samsun/Teknepınar—Nurten Yılmaz 345 Çarşamba—A.Hikmet Arslan 368 Sabanca—Ahmet Çelik 378 Samsun—Kazim Ergüneş 420 Kars—Mehmet Sevindik 432 Kars—Elmas Arslan 479 Rize/İkizdere—Osman Gülsüm 485 Sinop Durağan Beldesi Yandak Köyü-- Ali Köksal 558 Yukariçinik—Aynur Keskin 564 Çarşamba—Hasan Kakal 619 Samsun—Salih Köse 646 Çarşamba—Hasan Ayar 680 Maçka. Galiba okçuluk sporuyla ilgilendi ve de milli takımda da yer aldı—Selim Ağca 707 Perşembe. Sarı Selim—Zühal Doğan 729 Samsun—H.Engin Erik 790 Samsun—Hüseyin Hancıoğlu 812  Samsun/Aktepe—Halil Göltepe 839 Bafra—Yahya Taşkıran 845 Samsun. ADMM’de Mimarlık okudu. Giresun Köy Hizmetleri İl Müdrülüğü yaptı—İsmail Selçuk 931 Erbaa—Zeki Kızıltan 993 Çamlihemşin—Veysel Keleş 999 Veysel Keleş. En samimi arkadaşım. Liseyi bitirmemede büyük katkısı olan arkadaşım. Kökeni Trabzon. İşletme Fakültesi’ni bitirdi. Sinop PTT  Müdürlüğü yaptı—Mehmet Yaşkafa 1072 Vezirköprü. Kimya Mühendisi. Şubat 2015’te aramızdan ayrıldı, rahmetli oldu—Nurettin Yılmaz 1184 Kayacık—Mahmut Sinan Ünsal. Orta Okul’dan da arkadaşım. Lise de sıra arkadaşım. İktisad okudu. 1615 Bafra—Şevket Çorbacı. 1625 Arhavi. Soyadımız 19664’te Çorbacıoğlu oldu, fakat nüfus cüzdanına işletmediği için..—Nevzat Telci 1886 Ünye. Eğitim Fakültesi mezunu—Zülküf Akyol 1895 Hınıs—Mevlüt Turanlı 1906 Borçka—Sadık Çam 1907 Akkuş—Besime Kurt 1908 Düzce—Şermin Oturuş 1922 Çarşamba—Erol Sarı 1931 Terme—Hasan F. Karakaya 1976 Çarşamba—Zeki Ulusoy 1981 Kavak. Samim arkadaşlarımdan biri daha—Mustafa Can 1988 Akçaabat—Osman Parlak 1998 Sürmene—Azmi Özen 1999 Samsun. Kökeni Arhavi
Samsun 19 Mayıs Lisesi 1969-70 öğretim yılı “5 ED-E” sınıf geçme defteri:
Ahmet Kömö 37 Kilis—Ali Cangökçe 63 Samsun. KHGM’den emekli oldu— Süleyman Sami Kesim 143 Terme—Aysel Horoz 270 Samsun. Kökeni Arhavi—Cengiz Türker 424 Hunut—Osman Gülsüm 485 Sinop/Dırağan—Mücella Güngör 489 Samsun—Fahrettin Parlak 536 Sürmene—Hasan Seyhan 711 Of. İkizi Hüseyin Seyhan—Hasan Demirel 791 Kavak—VeyselKeleş 999 Samsun—Mehmet Yaşkafa 1072 Vezirköpnü—Şenay Deveci 1136 Havza/Hurdoz—Erdinç Sayram 1189 Vezirköprü—İsmail Yayla 1965 Samsun—Metin Demir 1368 Samsun—Asuman Zümrüt 1382 Samsun—Mümin Coşkun 1469 Samsun—Mehmet Şenman 1550 Samsun—Mahmut Sinan Ünsal 1615 Bafra—Mustafa Şentürk 1620 Samsun—Şevket Çorbacı 1625 Arhavi—İlhami Yavuzaslan 1641 Samsun—Zeki Yılmaz 1718 Oltu—Rüştü Eren 1745 Görele—Mevlüt Ün 1856 Ladik—Kemal Ferzat 1861 Torul—Sebahattin Kartal 2245 Bafra—Mümin Gökbay 2271 Çarşamba—Halis Şişman 2331 Rize/Çayeli—Osman Tiriş 2729 Şebinkarahisar/Büsait
Samsun 19 Mayıs Lisesi 1970-71 öğretim yılı “6 ED-B” SINIF geçme defteri:
Bülent Çalık 25 Samsun—Ahmet Kömö 37 Kilis—Ali Cangökçe 63 Samsun—Nihal Soyuak 93 Samsun—Oya Sümbül 110 Samsun—Süleyman Sami Kesim 143 Terme—Pervin Bozkır 176 Samsun—Feriha Akçay 235 Samsun—Cengiz Türker 424 Erzurum—Ahmet Çimen  480 Erzurum—Mücella Güngör 489 Samsun—Esma Nihal Demirel 566 Erzurum—Yakup Akmaz 636. Sınıfımızın değil okulumuzun ağabeyi(1946). TEKEL Bölgem Müdürlüğü yaptı, Üniversite mezunu—Fatma Deniz 727 Samsun—Melek Kılıçoğlu 754 Samsun--Nilgün Ulucan 925 Ankara—Veysel Keleş 999 Samsun—Mehmet Yaşkafa 1072 Vezirköprü—Yalçın Caner 1228 Samsun. İktisat mezunu. Mali Müşavir. Abdülkadir Samangül kardeşim, kardeşimizin 2008’de  vefat ettiğini söylediler—Zeki Doğan 1939 Samsun—Gülşen Sağıroğlu 1251 Samsun—İsmail Yayla 1365 Samsun—Asuman Zümrüt 1382 Samsun—Mehmet Başeğmez 1395 Erbaa—Mümin Coşkun 1469 Samsun—Mahmut Sinan Ünsal 1615 Bafra—Mustafa Şentürk 1620 Samsun—Kaya Tokgöz 1621 Çarşamba—İlhami Yavuzaslan 1641 Samsun—Necati Ergün 1643 Kastamonu/Azdavay—Şemsettin Arslan 1715 İzmir/Şarapcan—Zeki Yılmaz 1718 Erzurum—Fuat Bedirhanoğlu 1740 Tercan—Şeniz Kamozoğlu 1779 Samsun—Mualla Aras 1861 Diyarbakır—Kemal Ferzat 1861 Torul/Gümüşhane—Atilla Özaltuğ 1885 Sivas—Zati Ürer 2044 Ünye—Şevket Çorbacıoğlu 2054 Arhavi—Sinan Bulut 2078 Of—Aysel Horoz 2221 Samsun—Emin Özkaragöz 2224 Samsun—Mümir Gökbay 2271 Samsun—Güzide Özçağlar 2232 Erbaa—Fikret Özcan 2358 Terme—Şuayip Erişkin 2431 Çarşamba—Nevzat Koç 2439 Terme—Mehmet Adıyaman 2470 Alucra—Mustafa Emirlioğlu 2497 Samsun—Asuman Yavuz 2678 Samsun—Abdülkadir Samangül 2692 Samsun. Kimya Mühendisi. Samsun’un ünlü Yağma Marketin sahibi.—Osman Tırış 2729 Şebinkarahisar—Mukadder Aydın 2730 Kavak—Selçuk Aksoy 2731 Diyarbakır.
Bana ulaşan arkadaşlarım ve beynime ulaşan nostaljik anılar:
Davut Uludoğan: Sayın Şevket Çorbacıoğlu, önce selam ve saygılarımı gönderiyorum.19 mayıs lisesi ile ilgili, birleşmek ve birleştırmek, bir araya gelip eski anıları tazelemek,40 yıldır görüşemeyip birbirini unutan arkadaşları bir araya getirip yeniden tanışmalarına vesile olmanızdan dolayı size teşekkür ediyorum…Yazınızda her ne kadar benim adım yoksa da, arkadaşları anımsamak beni çok mutlu etti. Ben 1966-67, 67-68 yıllarında Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde bir ve ikinci sınıfları okudum. Sıra arkadaşlarım; Ahmet Cerit, Köksal Piyade idi. Şu an İstanbul’da yaşayan Hasan-Hüseyin Seyhan ikiz kardeşler,  Hüseyin Uçar, Cengiz Türker, Mehmet Yaşkafa, Varol Türker ve diğer tüm arkadaşları özlüyorum. Varol Türker ve Ahmet Cerit ve de Köksal Piyade ile görüşüyorum. Köksal paypas ameliyatı olmuş. Özden Özdemir, Sezai Serdaroğlu anımsadığım sevgili öğretmenlerim. 1975’te emniyet teşkilatına girdim, 95’te emekli oldum. Şu an Adapazar’ında ikamet ediyorum. Tekrar teşekkürler , selam ve saygılar.
Şevket: Sevgili Davut kardeşim, yerden göğe kadar değil, arşa kadar haklısın. Seni unutmak olası değil, fakat farklı kaynak nedeniyle ismini unuttum. Aynı sınıfta okuduğumuz Mustafa Şentürk kardeşim bana Lisedeki listeleri getirdi. O listelerde adın olmaman beni yanılttı. Özellikle aklımdaydın, çünkü Facebook’ta sen ben, Attila Edis ve Hüseyin Seyhan ile birlikte olan resmimi koymuştum. Demek ki dalgınlıkla es geçildi. Şimdi o yazımı tekrar değiştiriyorum, senin adına yer vermek için. Yazı üç bölümden oluşuyor. İkinci ve üçüncü bölümleri daha bloga koymadım. İkinci bölümde bu olaya değineceğim. Eğitimi İstanbul’da gördünüz ise, aynı yılda sevgili merhum ağabeyim Necati Çorbacıoğlu ile beraber olmuşsunuz, fakat tanışmamışsınız…Yazının katkısı; siz ve birçok arkadaşın yazı sonrası bana ulaşması ve onların sesini duymam. Başta sen, Nedim Nasrettinler ve Mustafa Şentürk…19 Mayıs Buluşmalarını tekrar edeceğiz. Bu etkinliğin düzenleyicisi Erkan Eray, Murat Tıkıroğlu, Necile Gündüz Çokay ve şu an Samsun CHP milletvekili olan Ahmet İhsan Kalkavan. Ben sadece katılımcı ve hasbelkader yazıcısıyım. O listeyi tekrar okumanı ve eksik bulduğun arkadaş isimlerini bana iletirsen sevinirim. Hatta telefonların da.  Çünkü böylesi yazılar yeni bilgilerler nedeniyle sürekli güncellenme gereksinimi duyar. Görüşeceğiz. Selam ve sağlıkla.
Benim adıma açılan Facebook’lardan birinde, 19 Mayıs Mahallesi Rasathaneden sevgili çocukluk arkadaşım Hasan Turna’nın bir iletisini bir rastlantı sonucu bulmam beni hayli hüzünlendirdi. Çünkü yine Çocukluk arkadaşım olan Hikmet Turna ve sevgili Babası Alaattin Turna aramızdan ayrılmış:  “Vay, hasanım...anımsar mısın? Odun kırmak için aldığın keseri ararken  en küçük kardeşim Niyazi daha konuşamıyordu, fakat keserin nerde olduğunu belirtmek için "Keseyi Yasanı(Hasan) aydi(aldı)" diyerek ilk kez konuşmaya başladığını?..Zaman ışık hızıyla geçiyor ve bizler ışık hızında birbirimizden uzaklaşıyoruz. Sen bana iletiyi benim adıma açılan facebook'a atmışsın, kullanmıyorum o'nu. Ben Ankara’dayım. Kardeşlerim Niyazi, Suat ve Hüseyin 1974'ten beri İstanbul Çataca’dalar, görüşebilirsiniz. Anne-baba ve en büyüğümüz  ağabeyim sizlere ömür(ağabeyimin çocukları Samsun'da). Sizler de ‘İstanbul’daymışsınız. Bir rastlantı sonucu Serpil aradı, Mürüvet ve Suzan ablayla konuştum. Hem sevindim, hem üzüldüm. Yaşam acıları kaçınılmaz kılıyor. Önemli olan aramızdan ayrılanların anılarını yaşatmak ve en azından acıları hüzne dönüştürebilmek ve o hüznü yaşamın parçası kabul edip bizden beklentisi olanlara yanıt vermek...Görüşelim. Selam ve sağlıkla.”
Yılmaz Yıldırım: Şevket bey merhabalar...Yazınızı eşimle birlikte okuduk..Çok da hüzünlendik. Alâeddin’in babası Osman değil Ali olacak...Benim hanımın dayısı idi rahmetli. Selamlar...Üçüncü bölümü bekliyoruz...Benim kayınbiraderim Tahir Vardal ile de sınıf arkadaşı olduğunuzu öğrendim resimlerden(13 Mayıs 2012)...
Şevket: Merhabalar, defalarca merhabalar. Çok doğru, Ali Amca… Muhtar söylediğinde, Osman ismi yabancı gelmişti zaten. Demek ki o da yanlış anımsamış.  Benim yanıldığım taraf, Tahir Vardal  kardeşimin onlarla olan akrabalığı.. Yanılma değil de, bildiğim halde unutma..  Bundan 15 gün önce Murat Tıkıroğlu ve ben Tahir Vardal ile görüştük. Bir başka yanılgıya düşmemek için soruyorum: “Suzan abla, Ali Amca’nın kardeşi Nermin de yeğeni mi idi?” İkincisi, Ali Amca’nın evinin aşağısında Bayburtu Aydın Metin kardeşler vardı, dahası siz mahalleden iseniz, mahalledeki o dönem çocukları anımsıyor musunuz? Örneğin,  yüzerken  yaşamını yitiren Hopalı Recai’yi.
Doğrudur, geçmişi bir şekilde anlatan sıradan yazılar bile hüzünlendirir. Benim ki, sıradan bir şey. Asıl hüzün, bu yazılarla, siz dostlara ulaşmam.
Yazının üçüncü bölümüne, sizlerin bu uyarılarınız ve bu yılkı 19 Mayıs Lisesi buluşmasıyla zenginleştirip yer vereceğiz. Herkeslere selam , sevgi ve saygılar.
Biraz aşağıda, Rize Fındıklılı Dr. Kenan Yıldız’ın evi vardı. Eşi Leyla Yıldız hanım okulumuzun Almanca öğretmeni idi. Çocukları Umur ve Işıl arkadaşlarımızdı. Bisikletlerini gezmemize izin verirlerdi, fakat ben sürmiyordum..Hala süremiyorum..
Ferhan Arol: Bir de ablaları Emel vardı ilk okulda 5 yıl aynı sırada okuduk. Babası gibi göğüs hastalıkları doktoru oldu. Bir ara çiftlikteki dispanserde çalıştı sonra evlenip Antalya’ya yerleştiğini duydum. Umur diş hekimi oldu, evlerinin yerine dikilen Yıldız apartmanında  muayenehanesi vardı. Bilmem hala orda mı. Işıl liseden sonra evlendi okumadı diye biliyorum(13 Mayıs 2012)
Şevket Çorbacioğlu Bunları bilmiyordum. Emel'i de anımsadım. Zannedersem Emel pek sokağı sevmezdi. İlginç. Çok teşekkür ederim. Selam ve sağlıkla

Ve Metin Çetindağ ile Erkan Durukan da buldular beni.
Emel Onursal güldürdün beni Metin, sağ ol foto için... Peki sen beni hatırladın mı?
Tolga Deniz Kendinle yalnız kalmak başkalarının kalabalığında boğulmaktan iyidir ;)
Erkan Durukan Metin hayat böyle birşey, alıyor götürüyor birbirimizden farkımız yok))
Şevket Çorbacioğlu Hayat fizik ve kimyadır. Fizik mi, Kimya mı? derseniz kimyadır insanı unutulmaz kılan..Fizik görece bir olgudur, fakat insanlar nedense süreç içindeki bu değişen (görece)olguya daha fazla önem verirler. Sevgil Metin, yaşamın kimyasını esas alan yürekli bir duruş sergiliyorsun, kutlarım. İşte Metin budur. Sevgi ve sağlıkla kal.
Hıdır Kara dostum seni özledim.
Hıdır bey yakın zaman 19 Mayıs Lisesi öğretmeni. Ankara’da dershanede tanıdım.
Zisan Emecan Akhan: SayinSevket Corbacioglu yazılarınızı daha yeni keşfedip okudum. Adeta bir roman gibi yazmışsınız.bana öyle bir nostalji yaşattınız ki sanki o yıllara geri gittim.Ben de 19 Mayıs Lisesi 1973 mezunuyum.35 yıldır Samsun'dan ayrıyim ara sıra gidişleri saymazsak.Pilav gunünden de haberim oldu ama maalesef hiç katılamadım.Yazdiginiz öğretmen isimlerinin cogunu hatırlıyorum.Gecmis zaman olur ki hayali cihan deger.Gercekten orta yaslarda gecmise özlem daha da derinleşiyor.Size cok teşekkür ediyorum bana o güzel tertemiz masum günleri yaşattınız adeta.İstanbul'dan sevgi ve selamlarımla(23 Şubat 2014)...
Şevket: büyük raslantı; ben de yazının 3. bölümünü tamamlamak üzereydim, o yazıyı size göndereceğim veya 10 gün sonra Milliyet Blog veya Face'de okuyabilirsiniz...Sizin gibi değerli ve duyarlı arkadaşlarıma ulaştığım ve onlara geçmişin özlem dolu anlarını yaşattığım için inanın çok mutluyum..Selam ve sağlıkla..Benim bir ayağım da İstanbul ve Ankara'da..
Ve son olarak ‘tam yazıyı tamamlarken’ 24 Şubat 2014 günü aldığım ileti yazılarımdan dolaya hüzünlenen Zisan kadar beni de hüzünlendirdi: Ne
Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borcunu1854’te alıyor , bu borçlarla yatırım yapmamış(tıpkı 2002 sonrasının AKP iktidarı gibi yatırım boyutunda üretime gitmeyip değerleri tüketerek, kaynakları yandaşlarına akıtırken, ülke ekonomisini büyüttüğünü savlaması gibi) ve  özellikle sultan Abdülaziz döneminde, geri ödemesi olmayacakmış gibi, alınan borcu tüketip, sürekli yenisi alınmıştır. Önceleri  borç vermek için yarışan Avrupa şirketleri, Osmanlıyı bağımlı kıldığı borçların ödeme koşullarını ağırlaştırarak Osmanlıyı yönlendirmeye başlamıştır.Sonunda, imparatorluk, borç faizlerinin yarısını ödeyebileceğini ilan etmiş(1875); fakat, bunu da gerçekleştiremeyince 1876 da moratoryum(borç erteleme) ilan ederek borç ödemelerini durdurmuştur. Bu sebepten dolayıdır ki;  93 harbi diye adlandırılan, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı’nda  Osmanlı İmparatorluğu, Rusya karşısında yalnız bırakılmıştır.
Ve sonunda; alacaklı şirketler, alacakların tahsili için birleşerek Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar) idaresini kurarak(1881), Osmanlı imparatorluğunun, tütün, balıkçılık, ormancılık, bağcılık vs. işlerine el koyup, bu işleri Reji (tekel) idaresi altında kendileri yürütmüştür.
Lozan antlaşması uyarınca bu idare kaldırılmış; borçlar, %60 ı Türkiye’ ye, geri kalan %40’ı da, I.dünya savaşı öncesi Osmanlı ya bağlı olup, o esnada bağımsızlığını kazanmış veya Osmanlı dan toprak almış ülkelere, üzerlerinde yapılan harcamalar doğrultusunda paylaştırılmıştır. Türkiye’ ye bırakılan borç miktarı ise 99 yıl vadeye bölünmüş, ancak henüz vadesi dolmadan, 1954 te, yani ilk dış borç alınışının 100.yılında, yeni alınan kredilerle ödenmiştir. Anlayacağınız gibi, hala üreterek değil de, tüketerek borcu borçla ödeyen ülkeyiz.
Facook’taki bir resim ve hüzünle geçmişe dönüş:
Orta Okulda 2 arkadaşımı bulmam; Metin Çetindağ ve Erkan Durukan..
Metın Cetındag Unutulmaz unutulmaz eskı dostlar eski dostlar.
Şevket Çorbacıoğlu: Metin Çetindağ; göçmen bir ailenin çocuğu. Simitçi Hasan usta, kendisini Samsun’a kabul ettiren en eski esnaflardan. Hüznün ve hazin öyküleri de barındıran gezegegenimiz, haznü ve hazinliği sunmuş aileleye..1968’de annesini kaybediyor. Baba iç Hasan usta içkiye veriyor kendini. Çevresindeki akrabaları  Hasan7ın oğlunu erken evlendiriyorlar, daha 17 sini de iken…İşte ondan sonra başlıyor her şey, ortaokulun en şık delikanlısı, evlerine gider, evleime gelirdi. Sevredik birbirimizi, okulun o yaştaki ergenleri idik ve hareketli idik, Necileler, Şarafettinler, Fatmalar, Emellar, Hasanlar, ….
Erkan Durukan Baylar bu resmin tarihi eser olduğunu bilyonuz değil mi? yaklaşık yarım asır))))
Şevket Çorbacioğlu Erkan kardeşim, hepimiz değiştik elbet, fakat şu bir gerçek ki, her yaşın kendine özgü güzelliği ve avantajı vardır; bizler bunları değerlendirenlerdeniz...Sende böylesi antik resimler(OrtaOkul'dan) var mı? Var ise görmek isterim...Galiba bir şekilde Bodrum'a yerleşeceğiz, Allah ömür verirse birkaç yıl sonra, kuzenlerim orada, bak sen de oradaymışsin...Selam ve sağlıkla.
Şevket Çorbacioğlu Metin'im, ne idik ne olduk, değil, neler yaşadık, neler-neler daha yaşayacağız'a bakalım. Elbet ki, unutulmaz, dostluklar, hah işte o eski dostlukları yeninin içinde yaşamak ayrı bir güzellik. En yakın zamanda görüşmek üzere. Selam ve sağlıkla.
Erkan Durukan Tabiki değiştik dahada değişeceğiz ömrümüz olursa,bunlara baktıkça çok eğleniyorum Şevket'ciğim Sağlık diliyorum!

Ve en ilginci, Lise ve Ortaokul Coğrafya hocamız Muveddet Sarabil’e ulaşmamdı…
Amerika’daki kendi adını taşıyan yeğeni Muveddet Sarabil’e ulaştım. Kendisine hocamın hayatta olup olmadığını. Hangi okullarda bulunduğunu, 19 Mayıs Lisesi’nde iken ki resimlerinin olup olmadığını sordum.
İşte Halası Muveddet Sarabil için, yeğeni Muveddet Sarabil’in bana gönderdiği e-posta
Muveddet Sarabil; " Teşekkür ederim Şevket bey,cok naziksiniz...ben Amerika’da yasadığım için yanımda resim yok bilgi verebiliyorum.resimler içinde elimden geleni yaparım. Bütün resimlerimiz özellikle eski olanlar Sinop’ta. Bunlara halamın olduğu resimlerde dahil. Sanırım ablamda olabilir bulursam size mail atarim.h Halam hayatinin kalan kısmını İstanbul Kadikoy Altiyol’da idame ettirdi. Kendisi Haydarpaşa Erkek Lisesi’nde  coğrafya öğretmenliği yaptı ve oradan da emekli oldu. Duyduğuma göre kendisi çok ciddi ve sert bir öğretmenmiş:) Hiç evlenmedi...Su anda bu kadar Muveddet: 27 Şubat 2013

Benim yanıtım: Ben teşekkür ederim. Evet, çok sertti ve biz erkekler de korkardık. Disiplinli, kararlı ve de çok güzeldi. Siz fazlasıyla çağrıştırıyorsunuz. Ben Blog yazarıyım. Bana, oradan ulaşabilirsiniz. Selam, sevgi, saygı ve sağlıkla
Ilet-ki Şevket Çorbacioğlu Sevgili coğrafya öğretmenimin sevgili yeğeni sevgiler. Bir de 1970'lerden sonraki hocamın yaşam sürecinden kısa bilgi aktarabilir varsa hocamın eski resimleri gönderebilir misiniz?
Muveddet Sarabil Teşekkür ederim Şevket bey,cok naziksiniz...ben amerika yasadigim icin yanimda resim yok butun resimlerimiz ozellikle eski olanlar Sinopta.bunlara halamin oldugu resimlerde dahil.sanirim ablamda olabilir bulursam size mail atarim. Halam hayatinin kalan ...
Şevket Çorbacioğlu Ben teşekkür ederim. Evet, çok sertti ve biz erkekler de korkardık. Disiplinli, kararlı ve de çok güzeldi. Siz fazlasıyla çağrıştırıyorsunuz.

Amcam Şefik Çorbacıoğlu; 1945-46’da Samsun 19 Mayıs Lisesinde okudu. Meliha Atasagun onun da hocası olmuş. Soyadı Dizer’miş...Amcamın  sınıf arkadaş ve samimi arkadaşı, Yaşar Akal( 1931, Kavak, Samsun-ö. 30 Eylül 1973), Türkiye Büyük Millet Meclisi XIII) ve XIV) dönem CHP Samsun Milletvekili. Ve bir siyasetçi sınıf arkadaşı da Duha Sertkaya.. Amcamın, Samsın 19 Mayıs Lisiesi’ndeki  siyasetçi arkadaşlarını araştırırken şu gerçeklerle karşılaştım; Samsun’da siyaset’in sağa teslim olması gerçeğiyle..
İlyas Kılıç, (1921, Samsun - 20 Nisan 2013), Türk asker ve siyasetçi.
Aslen Sürmenelidir. 1940 yılında Ankara Harp Okulu'na Topçu Subayı olarak girdi. Amerikan Koleji'nde lisan öğrenimi, İngiltere ve Kanada'da meslek kursları gördü. 1960'ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirip ordudan ayrılarak serbest avukatlık yaptı. 1961’de CHP’den Samsun milletvekili seçilerek 1961-1980 tarihleri arasında aralıksız 12, 13, 14, 15 ve 16. dönemlerde üst üste beş dönem milletvekili seçildi. Millet Meclisi Başkanlık Kâtip Üyesi olarak çalıştı. 1980'den sonra Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi olan Kılıç, evli ve üç çocuk babasıdır..Çocuklarından biri olan Doktor Sinan Kılıç Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminde özel doktorluğunu yapmıştır. Diğer oğlu Serdar Kılıç ise şuan Türkiye Cumhuriyeti Washington büyükelçisidir. Oğlu Sinan Kılıç'tan olan torunu ise Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev yapmakta olan Akif Çağatay Kılıç'tır.
Yalçın Akdoğan; R..T.Erdoğan’ın beyni, Ahmet Davutoğlu Başbakanını yardımcısı. Aynı zamanda siyaset bilimi doçenti. O da Kılıçlar gibi Trabzonlu. Diyor ki “Babam CHP’li ve hızlı solcuydu” Şimdi ben soruyorum; CHP bunları, üstelik AKP’ye neden kaptırdı. Diyeceksıniz ki, CHP’de onlardan kapıyor; Mansur Yavaş, Ekmeleddin İhsanoğlu ve de Mehmet Bekaroğlu. İyi de, onlar geldikleri yerde CHP’lilik yapmıyor ki, sağcılık yapıyorlar, fakat CHP’den giden solcular, sapına kadar sağ partide  sağcılık yapıyorlar.
Bir başka resim bizi yine hüzünlendiriyor:
Abdullah Necmettin Gündüz En sağda çömelmiş arkadaşı hatırlıyorum, ama adını hatırlayamadım.
Şevket Çorbacioğlu Hüseyin Yazgan olabilir mi?
Hacı Ali Keleş doğru hatırlıyorsunuz
Abdullah Necmettin Gündüz Doğrudur Şevket, teşekkür ederim.
Cahit Incegöz Hüseyin Yazgan SAL'da tarlh öğretmeniydi sanırım 5-6 yıl önce vefat etmişti.
Abdullah Necmettin Gündüz Çok üzüldüm, Allah rahmet eylesin. Dilerim sonsuz ışığında uyusun sonsuz huzurla.
Şevket Çorbacioğlu Öyle bir duyumum vardı, kesin olmamakla...Evet, ışıklara yolculuğa erken başlamış, ALLAH rahmet eylesin, ışığı ve toprağı bol olsun… Mustafa Bey Ve Kenan Beyin Arasındaki Kurtuluş Demirpençe
Hacı Ali Keleş evet, kurtuluş nerede biliyorsunuz
Şevket Çorbacioğlu Kurutluş, Zannedersem Lise'den Sonra Tiyatroyla İlgilendi, İzini Kaybettim..Hüseyin Yazgan Nerede Acaba? Selam Ve Sağlıkla.. Etiketleme Yapabilir Misiniz?.. Biz de 6/ED/B'de idik
Abdullah Necmettin Gündüz Ortada Meral Güneş ...
Hacı Ali Keleş kurtuluşun o yıllarda muziğe yakın ilgisi vardı onu hatırlıyorum
Şevket Çorbacioğlu Tiyatroyu çok severdi ve yapacağını söylüyordu, evet müzikle de ilgiliydi ve hayli nüktedan bir kardeşimizdi.

Duyarlı Samsun sevdalılarının alıntı değerlendirmeleri:
Baki Sarısakal: Samsun bir garip kent oldu. Yapılan yanlışları kanıtlarıyla ortaya koyuyorsunuz. Yetkililerden ses çıkmıyor. Bilgi noksanlıkları sonucu yapılan işleri zamana yayarak unutturmaya çalışıyorlar. Örnek mi istiyorsunuz işte size örnekler:

Samsunspor’un kuruluş yılı kulübün resmi kayıtları dahil olmak üzere 1965 olarak gösterilir. Baki Sarısakal Kulübün 1927 yılında kurulduğunu belgeleriyle ortaya koyarak, Samsunspor kulübüne müracaat ederek bu tarihin federasyona müracaat eilerek onaylattırılmasını talep eder. Kendisine o zamanlar kurulan Samsunsporun amatör olduğunu söylerler. (1903 yılında kurulan Beşiktaş, 1905 yılında kurulan Galatasaray, 1907 yılında kurulan Fenerbahçe sanki profesyonel külüp olarak kuruldular. )

Samsun’un en eski okullarından olan ve Mustafa Kemal Paşa’nın da ziyaret ederek onurlandırdığı Ticaret Lisesi’nin kuruluş yılı okul armalarında ve resmi kayıtlarda 1924 yılı olarak görülür, Baki Sarısakal, okulun 1911 yılında İstiklal Ticaret Mektebi olarak kurulduğunu kayıtlarıyla ortaya koyar, kabul ettiremez. Yanlış tarihte ısrar edilir.

1884 yılında Samsun Mutassarıfı Trabzonlu Osman Paşa tarafından Hükümet Konağı (Eski Hükümet Konağı günümüzde Bölge İdare Mahkemesinin bulunduğu bina) restorasyonu yaptırılırken Baki Sarısakal, yetkililere gerekli uyarıları yaparak binanın eski fotoğraflarını verir. Restorasyon sonucunda hatalar yapılır: “ Binanın dört tarafında da üçgen alınlıklı ve sütunlarla süslü çıkmalar vardır. Bu çıkmalar daha sonraları balkona dönüştürülmüştür.

Ayrıca son restorasyonda park tarafından eski hapishane hücrelerinin bulunduğu (Bu taş hücreler sıvanmadan olduğu gibi duvardaki prangalarıyla beraber korunabilseydi) yere üzeri tente ile örtülmüş kapı açılarak binanın görünümü bozulmuştur. Koruma Kurulunun bu tadilat projesine bu şekilde nasıl onay verdiğini anlamakta güçlük çekiyorum. “ diyerek yapılan bu hataları yazar fakat o dönem de yayınlatacak gazete bulamaz.

Baki Sarısakal, Samsun’daki Gazi Müzesi ile ilgili olarak ortaya attığı iddiasında;

“1919 yılında Mantika Palas Oteli’nde kalan Mustafa Kemal Paşa’nın Gazi Müzesi’nde sergilenen eşyalarından 1919’dan 2007 yılına kadar sergilenen Mustafa Kemal Paşa’ya ait 6 adet deri koltuk ve Ulusal Bağımsızlık Savaşına ait önemli kararların alındığı işlemeli yuvarlak masanın nerde olduğunu soruyor ve müzede sergilenen eşyaların birçoğunun o dönemde kullandığı eşyalar olmadığını iddia ediyor. (1969 yılında çekilen Gazi Müzesinin orijinal fotoğraflarında Çalışma Odasındaki masa üzerinde telefon ve daktilo görülmezken, bu telefon ve daktilo nasıl Atatürk’ün kullandığı özel eşyalar arasında yer alıyor. Müze Müdürü Sayın Muhsin Endoğru Beyefendiye sesleniyorum, Müze Envanter Defterine bakarak bu eşyaların kim tarafından müzeye, kaç tarihinde hibe edildiğini açıklayınız. Açıklamıyorsanız Mustafa Kemal Paşa’nın çalışma odasına bir renkli televizyon ile bir bilgisayar da koyunuz ki, Mustafa Kemal Paşa’nın sözüm ona kullandığı eşyalar arasında bunlar da yerini alsın? Tıpkı Çalışma odasının yanında bulunan odada yer alan iki adet sehpa’nın 9.12.1998 tarihinde Samsunlu bir iş adamı tarafından müzeye bağışlanan ve Mustafa kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da kullandığı eşyalar olarak sergilendikleri gibi.)”

Baki Sarısakal’ın iddiaları üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma da halen devam ediyor. Baki Sarısakal, Samsun halkı adına sorduğu soruların hiçbirisine yanıt alamaması üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ı 13 Mart 2008 tarihinde yeniden göreve davet ediyor. Aradan geçen süre içerisinde bakanlıktan olumlu ve olumsuz bir yanıt alamıyor.

Baki Sarısakal, tüm bu örneklere ilave olarak bir de Samsun’un anıtsal yapıtlarından Büyük Caminin restarosyon çalışmaları sonucunda ortaya çıkan aksaklıkları belirtir.

Bunun üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri, Büyük Cami Restarosyonunda yapılan yanlışlıklarla ilgili bir basın açıklaması yapar:
“Büyük Camii'nin pencereleri önceki zamanlarda plastikten yapıldığını, göreve geldiğinde bu durumun kendisinde dikkatini çektiğini, ancak Koruma Kurulu kararları doğrultusunda hareket ettiklerini söyler. “

Sayın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, son cemaat yeri’nde ki pencerelerin daha önce plastikten yapıldığını söylüyor. Restarosyonun amacı Camiyi orijinal haline getirmek değil midir? O zaman Caminin minarelerini neden orijinal hale getirdiniz. Minarelerde neden bir önceki şekillerini uygulamadınız?

Vakıflar Bölge Müdürlüğü, caminin giriş kapısının eleştirilmesi konusunda ise,” Caminin giriş kapısının restorasyon işlemleri göreve gelmeden önce Koruma Kurulu'nun kararıyla yapıldını söylüyor?”

Sayın vakıf yetkilileri, cami restarosyonunda yapılan yanlışlıkların tümünün Koruma Kurulu kararıyla yapıldığını söyleyerek, bu kurulu günah keçisi konumuna getiriyor. Sayın yetkililer; Büyük Cami Restarosyon işinin teknik şartnamesini hazırlayıp ihaleye çıkan sizin kurumunuz değil mi? Siz, Büyük Cami son cemaat yeri pencerelerinin ve Cami giriş kapısının ahşaptan yapılacağını teknik şartnameye yazdınız da bunu Koruma Kurulu mu pencereler plastik, Cami Giriş Kapısı alimünyum doğramadan yapılacak diye değiştirdi? Böyle bir savunma olur mu?

Yakın zamanlarda şehrimizde bulunan Katolik Kilisesi restarosyonu yapıldı, Sayın yetkililer, yolunuz düşürse lütfen gidip bir bakın Kilise’nin pencereleri plastikten, giriş kapısı ise alimünyum doğramadan mı yapılmış?

Az sayıda cemaati olan bir Kilisenin restarosyonuna gösterilen dikkat ve özene bakınız, birde binlerce cemaati olan Samsun’un anıtsal yapılarından olan Büyük Caminin restarosyonuna gösterilen dikkat ve özene bakınız? Takdiri Samsun kamuoyuna bırakıyorum.

Sayın Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri, yaptığı basın açıklamasında; Büyük Cami avlu giriş kapısının minyatür bir şekilde yapılmasına değinmemiş, değinse de onun da Koruma Kurulu kararıyla yapıldığını söyleyecekti herhalde.

Büyük Cami Avlu Giriş Kapısı bu minyatürlükten kurtarılmalıdır. “Cami avlusuna tâk şeklinde kare kaide üstünde sağda ve solda ikişer sütuncuğun yer aldığı bir kapıdan girilmekteydi. Avluya giriş kapısının sol tarafında şadırvan yer alıyordu “

Avlu girişi eski Cami fotoğrafları dikkate alınarak yeniden görkemli bir şekilde inşa ettirilmelidir. Avlu kapısının solunda yer alan şadırvan yerine konulmalıdır. Son cemaat yeri pencereleri plastik yerine aslına uygun olarak ahşaptan yapılmalıdır. Cami girişi de alimünyum doğrama yerine ahşaptan yapılmalıdır. Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkililerinden aslına uygun olarak yapılacak bu restarosyon işlemlerinin gerçekleştirilmesini Samsun halkı adına rica ediyorum. Yerine getirilmezse İSTİFA denen bir kavramın olduğunu Samsun halkı adına kendisine hatırlatıyorum.

Samsun’da bulunan tüm sivil toplum örgütleri ve basın organlarını bu konularda duyarlı olmaya davet ediyorum(Samsun 19 Mayıs nostalji).

Sadi Subaşı: Bu kenti hak ediyor muyuz?
Eğer bu kent geçmişteki değerlerini hemen her alanda kaybetmiş ve hala da kaybetmeyi sürdürüyorsa, bunun sorumluları da olmalıdır.
Eğer son otuz yıla yayılan bir çöküş söz konusu ise, bu kenti yönetenlerle, bu kent adına siyaset yapanların sorumluluğu yanında, bu çöküşe seyirci kalmayı sürdüren bu kentin yaşayanları da en az onlar kadar sorumludur.
Şöyle biraz gerilere giderek Samsun’un geçmişte sahip olduğu değerleri hatırlarsak, zaman içerisinde bunları birer birer nasıl kaybettiğimiz çok daha iyi görülecektir.

Bir zamanlar bölgenin hem ticari yönden, hem de sosyal yaşam açısından cazibe merkeziyken, bugün Samsun’un büyüklüğü ile orantılı olarak bölgede ki ticari üstünlüğünden bahsedilemiyorsa,
Türkiye’nin en büyük limanlarından birisine sahip olmasına rağmen yıllarca kaderine terkedilmesi sonucu, (Özelleştirme sonrası hariç), ihracat rakamları açısından çoğu Karadeniz Bölgesi illerinin arkasında kalınmışsa,
Böylesine önemli bir kent ürettiğinin % 244 fazlasını tüketiyorsa, yani geliri giderini karşılayamaz hale gelmişse,
Samsun ekonomik göstergeler bakımından Türkiye’nin ilk on kentinden birisiyken, bugün 35-36. sıralarda geziniyorsa,
İstihdam ve kent ekonomisine büyük katkısı olan Azot, Bakır ve Tekel Fabrikaları kapatılarak binlerce işçi işsizliğe mahkûm edilmişse,
Türkiye’nin en verimli iki ovasına sahip Samsun’da tütün, şeker pancarı ekimi adeta engellenirken, tarımda uygulanan yanlış tarım politikaları ve tarım ürünlerinin ithalatı nedeniyle, tarım fiilen bitirilmiş ve tarım işsizleri de yeni işsizler ordusu olarak işsizler kervanına katılmışsa,
20 yıl kadar önceleri eğitim de ki başarısının yüksekliği ile üniversite sınavlarında Türkiye birincileri çıkartan bu kent, bugün Türkiye eğitim sıralamasında 32-33. Sıralara gerileyerek olanakları çok sınırlı olan birçok Doğu ve Güneydoğu ilinin dahi arkasına düşmüşse, bu kentin iyi yönetildiğinden söz edilemez.
Bu kente umut verecek ve can katacak teşvik yasası açıklandığında, tüm Karadeniz Bölgesi’nde sadece Samsun’un teşvik kapsamı dışında bırakıldığı görülmüştür. Samsun’u aşağılayan bu karara tepki dahi gösteremeyen siyasetçi ve yöneticilere sahip bir kentin geleceğe umutla bakma şansı yoktur.
Samsun’un Teşvik Yasası dışına itilişinin sonrasında Samsun’da meydan konuşması yapan Sayın Başbakan’a karşı “Bize ne teşvik gerek, ne de başka şey, Sizin varlığınız bize yeter” Diye pankart asabilen bir toplumun, bu kentten ne bir beklentisi, ne de verebileceği bir şey olamaz..
ol fakiri bir kentin çok önemli caddeleri AVM’lere veya şahısların kullanımına terkedilirken, sadece seyreden bir toplumun yaşadığı kentin geleceği olamaz.
Halkının denize girebileceği tek sahili de kayalarla doldurulup üzerine çift yönlü yol yapan anlayışa seyirci kalan yöneteni de, yönetileni de kentlilik bilincini yitirmiş demektir.

Katledildikleri için ağlaşan ovalarımız ve sahillerimizin döktüğü gözyaşları, aslında çocuklarımızın geleceğidir.
Hala bu kentin tek markası olmayı sürdürebilmek adına son şansını kullanan Samsunsporumuza, bu zor gününde dahi destek vermeyen bir kent, her türlü acıyı yaşamaya mahkûmdur.
Bir kentte sayısı bir elin parmak sayısını geçmeyen fedakâr ve cefakar işadamı ile sayısı ikiyi geçmeyen sivil toplum kuruluşu dışında, yukarıda ki olumsuzluklara direnen yoksa, o kent adına geleceğinden umutlu olma şansı da kalmamış demektir..
  Yukarıda yazdıklarıma yalan veya yanlış diyenlerle istenen her platform da her zaman tartışmaya hazırım.
Yukarıda altını çizdiğim bu ilgisizlik ve vurdumduymazlığın yaşandığı bir ortamda, bu kenti yönetenler, bu kent adına siyaset yaptığını sananlar bu kenti hak ettiklerini söyleyebilirler mi?
Görevleri bu kent halkının haklarına sahip çıkmak olan sivil toplum kuruluşları, kişisel çıkarlarını korumak adına suskun kalırlarsa, bu kenti hak edebilirler mi?.
Bu kentte yaşayıp her şeye seyirci kalan, sorgulama alışkanlığı kazanmamış ve kaderine razı olarak suskunluğa gömülmüş kent halkı da, bu güzel kenti hak edemezler.
Üzülerek söylemek gerekirse bu kent, yönettiği insanların hiçbir konuda fikrine başvurmayan, yaptıkları her şeyi güzel ve doğru kabul eden ve halkın da bunu beğeneceği şeklindeki ön yargıya sahip yöneticiler tarafından yönetilmektedir.
Bu sarmaldan çıkışın tek yolu, bu kentte yaşayanların sorgulama ve hak arama kültürüne ve daha iyisini talep etme cesaretine kavuşması ile mümkün olacaktır.
Tanrı’nın verdiği her türlü güzelliğe ve olanağa sahip kentimizin, hak edenler tarafından yönetildiği ve temsil edildiği, halkının da seçtiği insanları yakından izleyerek sorguladığı aydınlık günlerde buluşmak dileği ile iyi haftalar(11. 05. 2014).

Manisa'nın Soma İlçesi'nde meydana gelen maden faciasının ardından tüm ülke kenetlenirken, Samsun’dan üzücü bir haber geldi. Öğrenciler tarafından bir lisenin ön cephesine asılan pankart İlkadım İlçe Müdürü tarafından“siyasi içerikli” olduğu gerekçesiyle kaldırıldı.
Şevket Çorbacioğlu Benim samsun'um kent ve insan yapılanmasıyla her geçen gün uygar kimliğini yitiriyor. O devasa kent kültürü birkaç küçük insan tarafından yok ediliyor. Nerede o birçok güzel insanımız??

Yine bir resim ve Atilla İskender Edis ve Davut Uludoğan’a ulaşma:
Atilla İskender Edis Şevket Şu 4/K Sınıfına ait bütün resimleri bir toplayıp Esas Kadroyu çıkartayım..Başka Çaresi yok. Herkesten elinde ne resim varsa geri iadeli isteyip tarayıcıdan geçirip bir oluşum yapayım barii...Geçen günü Ahmet Cerit’i görmüştüm..
Şevket Çorbacioğlu Güzel olur..Samsun’da olman nedeniyle resimlere sen yakınsın..benden bu kadar..
Atilla İskender Edis Davut Uludoğan Bende çok resim var demişti..Önce ondan istiyecem..
Atilla İskender Edis Yüksel Erdoğna,Köksal Piyadeye sorayım ellrinde resim varmı..
Şevket Çorbacioğlu Davut olabilir..O zaten fotoğraf makinesiyle dolanırdı hep. Yalnız o 1 sene sonra Trabzon’a gitti..Köksal Piyade’de  da olabilir. İsmet bayrak da olabilir. Halis Şişman, Yüksel Erdoğan..
Atilla İskender Edis Yok bende 4/K ait fotoğraf var dedii..Şu an Sakarya’da..
Atilla İskender Edis Artık bakacağız çaresineee..
Davut Uludoğan Ben gurupta yokum,68 de samsundaydım. Son sınıfı Trabzon’da okudum. Fotoğrafı ben mi çektim? acaba.arkadaşların hepsini hatırladım.
Şevket Çorbacioğlu Davut kardeşim sen çekmiş de olabilirsin, ancak sen niye yoksun? 3 olasılık var 1- Ya aklına gelmedi 2-Ya da aklımıza gelmedi. 3-Veya; hiç birimiz makineyi kullanamadık, senin makine bayağı alengirli(gösterişli) olduğu için..Nasıl teşhis ama..::))
Davut Uludoğan aynen öyle. Helal olsun sana, makinemi bile hatırlıyorsun.amerikan lubitel marka kutu makine.onunla herkes çekim yapamazdı.

Evet; sevgili hocam Meliha Atasagun’un sevgili kızı Levent Atasagun Karaman’ı da  buldum:
Atatürkçü bir Öğretmen’in 10 Kasım 1982’de Saat; 09:05’te hüzün yüklü sirenler çalarken vefat etmesi kadar bir kutsal an var mı?
Var!
O kutsal anı yakınlarına, dolayısıyla biz sevenlerine Meliha Atasagun yaşattı..
Bir ölüm insanda bu kadar güzel durur mu?
Meliha Atasagun’da durur.
Ölüm sözcüğü, bana hep itici ve acımasız itici gelmiştir. Bu nedenle, öldü sözcüğünü kullanmam, aramızdan ayrıldı tanımını yaparım..
Meliha hanım ölümün iticiliğini de ötelemiş olduğunu öğrendim, sevgili kızı Levent Atasagun Karaman’dan:
Levent hanımı, sevgili Emel Onursal sayesinde buldum. Dahası, Emel’in Adana ve Güneydoğu gezisini beğenirken buldum Levent hanımı.

Şevket: Levent hanım selamlar. Meliha Atasagun hocamla bir yakınlığınız var mı?..Selamlar(9 Kasım 2014)
Levent Atasagun Karaman: Evet annem olur. 1982 yılında vefat etti. Siz öğrencisi misiniz? Teşekkürler
Şevket: Öğrencisiyim, Ortaokul ve Lise'de..Haşarı olduğum için de 1 sömestri velim de oldu..Kore’nin Güney duvarına yakın oturuyordunuz, biz de biraz daha güneyde. Işıklara erken yolculuğa çıkan Bülent ağabeyiniz ile Orta Okulda bir dönem aynı sınıftaydık. Meliha hanım amcamın da öğretmeni idi. Çok severdim. Bugün Üniversite okudum ise onun sayesindedir. Işıklar içinde yatsın demeyeceğim, çünkü hocam ışığın ta kendisiydi, ışığı bol olsun. Emel Onursal Lise ve Orta Okuldan arkadaşım. Size rastladığıma sevindim. Aslında sizden kısmen haber almıştım,  eşi Merkez Bankası'ndan emekli Gülseren Duman'dan, ablamın arkadaşı..Selam ve sağlıkla..

Levent Atasagun Karaman: Teşekkürler. Ben de memnun oldum sizinle haberleşmekten. Emel'le facebooktan konuşuyoruz bazen. Sevgili canım annem 'in bugün ölüm yıldönümü. 1982 yılında saat 9.05 te sirenler çalarken vefat etti Atatürk çü , Atatürk İlkeleri ne bağlı , Aydın bir öğretmendi.Bizi Atatürk sevgisiyle büyüttü. O da 10 Kasım da vefat etti. Mekanı cennet olsun. Nurlar ıçinde yatsın. Size iyi sağlık lı ve iyi günler diliyorum.
Şevket: Hocam, ışıklara yolculuğa en anlamlı günde başlatmış, hüzünlü günde böylesi hüzünlu ayrılık herkese yakışmaz, yakışmış hocama..Saygıyla anıyorum..Size yakınlarınıza  selam sevgi ve saygılarımı iletiyorum..
Levent Atasagun Karaman:  Çok teşekkür ediyorum. İyi günler.

Ve Orta Okul’dan bir arkadaşım daha; Muhammet Mısırlıoğlu:
Kardeşi Mustafa Mısırlıoğlu ile hüzünlü bir selamlaşma;
Şevket: Muhammet Mısırlıoğlu ile bir yakınlığınız var mı?. Selamlar
Mustafa Mısırlıoğlu: Abim olur rahmetli
Şevket: Orta Okul arkadaşımdı. Çok üzüldüm, ben de Artvin Arhavi’denim. Acınızı tazelemek istemem...Kaç yıl oldu?  Samsunda mı çalışıyordu...Erken aranızdan ayrılmış, tekrar baş sağlığı diler acınızı paylaşırım..

Mustafa Mısırlıoğlu: Teşekkür ederim 20 yıl oldu Samsun’da akciğer kanserinden kaybettik sizler sağolun.
Şevket: Hay Allah. Tekrar başınız sağ olsun. Görüşmek dileğiyle..

Ve Aysel Horoz:
Arsız ölüm çevreme kamp kurdu. Üzülüyorum, korkmuyorum da; kaçınılmaz gizemli kaderden..
Şimdi de; Samsun 19 Mayıs Lisesi’nden sevgili arkadaşlarım; Aysel Horoz ve Mehmet Yaşkafa aramızdan ayrılarak gizemli zamana göçtüler..
Meleklerin acımasızı “ölüm meleği ‘Azrail’ ” son 2 aydır çevreme konuşlanarak ‘sevdiklerimizin’ ruhunu almaya devam ediyor. Önce sevgili dayım Abidin Çorbacıoğlu, ardından yengem Nazire Çorbacıoğlu, Halamın oğlu Celal Toraman ve son olarak da akrabam, aynı zamanda Samsun 19 Mayıs Lisesi’nden sınıf arkadaşım Aysel Horoz(Arhavi- Durmat) ve yine Samsun 19 Mayıs Lisesi’nden sınıf arkadaşım Mehmet Yaşkafa’nın vefat haberini aldım..Doğru; ““Her can ölümü tadacaktır” tatmasına da, arsız ölüm ‘hangi yaşta gelse gelsin’ hiç de tatlı gelmiyor, çok acı veriyor..
Haberi sevgili kardeşim Abdulkadir Samangül verdi. Duyarlılığı beni mutlandırdı, fakat; insanların en keskin bilinen kaderi “ölüm” haberi, en az sevgili Abdulkadir Samangül kadar üzdü beni ve herkesi..
Mehmet Yaşkafa; kararlı ve sevgi dolu dürüst bir romantik idi. Kimya mühendisliği okudu. Liseden sonra görüşemedik, fakat zaman-zaman selamlaştık..Sevgili Mehmet sen de ışıklara erken başlattın yolculuğunu ve yakınlarınla birlikte dostlarını hüzne attın. Güle, güle..
Aysel Horoz; Akrabam, Arhavi- Durmat’tan..Samsun’da beraber büyüdük. Samsun Mustafa Kemal İlk Okulunda başlayan beraberliğimiz, Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde ve Ankara’da devam etti. Spor Akademisini okudu. Spor’a tutkundu. Bir tanıdığımın katkısıyla TRT’de göreve başladı. Uzun yıllar çalıştı.
Sözünü esirgemeyen, gözünü budaktan sakınmayan yürekli bir karaktere ve kararlığa sahip çok çalışkan bir kişilikti. Dobralığı insanları hiç üzmezdi, fakat bu son dobralığı hepimizi ve başta ablası Melek(Melek Horoz Albayrak) ve kardeşi Ayla’yı(Ayla Horoz Oktav) çok, çok üzdü..
Aysel bari ölüm denen arsız zorbaya dobralık yapmasaydın..Güle, güle..
Bu yazıyı aramızdan erken ayrılarak ışıklara giden; Ezel Onursal, Aysel Horoz, Bülent Atasagun, Atilla Gümüşel, Mahammet Mısırlıoğlu, Çelik Kaner, Hüseyin Yazgan, Mustafa Cinel, Yalçın Caner ve de sevdiklerinden ayrılmış bilmediğimiz arkadaşlarıma adıyorum.
Tüm bu güzellikleri yıllar götürmüş olabilir, fakat, insanlığı dostluğu, arkadaşlığı ve sevgiyi alıp götüremeyeceği bir gerçek. Yılların götüremediğidir bizi özlemle buluşturan; her 19 Mayıslarda buluşmak dileğiyle…

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GEZ-GÖR-YAZ
evesbere@mynet.com

GSM:0506 609 00 32