24 Haziran 2015 Çarşamba

TÜRBAN BİTTİ ARTIK


TÜRBAN İLE İNTİKAM HA, “HADE PE!!”  

24 Haziran 2015
Türban ile  Cumhuriyet’ten ve uygarlıktan intikam aldığının farkında mısın bay siyasiler?!
[[ Sevgili insanlık; günleriniz hep aydınlık olsun, pencerenize güneş konsun, gönlünüz ve beyniniz özgürlük dolsun. Endişeniz olmasın; ampulün yarattığı karanlık, gün gelecek düşüncelerle aydınlanacak..]]
CIA ajanı olduğu savlanan ve o gündür bugündür ortadan kaybolan, dahası kaçan Merve K..’nın kardeşi TBMM’inde..
TBMM’inin çağcıl evrensel kimliği örselenmeye başladı. Erbakan iktidarında, Nazlı Ilıcak denen provokatörün Merve Kavakçı   tetiklemesi ile start alarak, 2002 sonrası büyük bir ivmeyle Meclis ve de Sosoyal yapı örselenmeye başladı.  Gerçekten toplumun sosyal yapısını aynası TBMM’i, karanlık ideolojilerin ve keyfi politikaların aracı düzlemine dönüştürüldü. Lider erkinini demokratik olmayan keyfi seçiciliğiyle Milletin vekili olamayacak yetersizler TBMM’ine taşınır oldu. Dahası, proje ve program inandırıcılığında Sol kitle tabanına çalışacağına, sadece türban beyinli kimliklerle  sağ tabana çalışır oldu. Evet; oy alabilmek adına, sözde inanç özgürlüğü yalanına sarılarak türbanlı ve böylesi beyinli kimlikleri aday göstermeye başladılar.
Yani, bir partinin karanlık ideolojisinin sembolü türbana sarıldılar. Anlatamadılar türbanı ve kurban ettiler analarımızın o kutsal baş örtüsünü..Evet; Anlarımızın, yani Anadolu kadınının geleneksel yaşmak ve yazmazını(baş örtüsünü) kentlere taşıyarak modernize ettiği, saçının perçemini gösteren o kutsal baş örtüsünü anlatamadılar ve türbana teslim oldular; o, nükleer başlık izlenimi veren karanlığın post modern çaputuna  ‘adeta özgürlüğün simgesi işlevi yükleyerek’..
İnanın sevmiyorum ve çok çok itici ve sinir bozucu geliyor bana. Asla başörtüsüne karşı değilim, aksine bayanlara yakıştırıyorum da. Neymiş modernize etmişler o güzelim başörtüsünü. Modernize etmek; aydınlatmaktır, özgürlüktür, bu karanlık objenin neresi aydınlık ve özgürlük, bana biri bunu tanımlasın. Saçının bir teli bile, çaput vurulmuş zindana atılmış, tepesine Ray Ban gözlük takılmış, vücut sıkılmış, yüz kozmetik duvar, felaket bir tahrik....İnanın çok itici ve dinsellikle ilgisi olmayan bir figürün, siyasi rant aracı olarak görülmesi büyük talihsizlik, hele ki evrensel düşünce özgürlüğünün simgesi olarak kabul edilmesi..Yemin ediyorum, çok azı bu formatı inancın gereği olarak görüyor. Diğerlerinin ekseriyeti, ebeveyn  sıkmasının tepkisel sıkma başı olarak dışa vurumdur..Belli kesimi, cennete gideceğim diyerek, dünyada cehennemi yaşadığının farkında, fakat türban üzerindeki siyasi rantçıların baskısından kendilerini kurtaramıyorlar..
Görüyorsunuz, erkek son derece modern giyimli, fakat  yanında yürüyen  hanfendi ise siyasi rant figürü.. Ne diye kadın kullanılır hep? Neden erkekler cüppe, sarık ve insanı kâfir etmekten kurtaran şalvar ile TBMM’ine gitmezler?
Lütfen bay siyasetçiler, İran bize koşarken, bizleri İran’a koşturmayın. Bunun için koalisyon oluşumuna dikkat etmek zorundasınız. Çünkü tehlike yanı başınızda yaralı inliyor ve koalisyon merhemi istiyor. Verin merhemi fakat  eski hastalıklı dokularını tedavi etmek için değil,  öldürmek için..
Karanlık senaryolar yazılmaya başlandı.HDP,AKP'yi tek başına iktidar yapacakmış, "HADE PE!".
Türkiye partisi olma yolunda büyük adım atmış HDP, karanlık ideolojinin aparatı olacak ha..Bu aptallığa nasıl inanırsınız..Doğrudur, adam iktidarda kalmak için Güneydoğuyu bile verir de acaba HDP alır mı?! Kimse kızmsın, HDP Türkiye'ye ve insanlığa talip,
Tayyip megalomanlığına değil, onun payandası asla olmaz..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

21 Haziran 2015 Pazar

BAHÇELİ'NİN MİSYONU NE SİYASETTE !!??




MHP’NİN DEĞİL BAHÇELİ’NİN DURUŞUNU ANALİZ ETMEK VE AKP-MHP KOALSİYON OLASILIĞI

Selam hepinize..MHP'ye değil de Devlet'e taktım..
Kılıçdaroğlu ne dedi ki sen celallendin "Başbakan" ol dedi, Hırsız, arsız, yetim hakkı yemekle suçladığın kötüden kurtulalım dedi, krize girdin. Kılıçdaroğlu sesini bile çıkarmadı, hoşgörünün erdemli duruşunu gösterdi. Seçime başbakan iddiasıyla girmiyor musun? Başbakan ol deyince niçin ürktün. Birinin payandası olma özgöevin mi var? 
MHP’NİN DEĞİL BAHÇELİ’NİN DURUŞUNU ANALİZ ETMEK VE AKP-MHP KOALSİYON OLASILIĞI
23 Haziran 2015
Bahçeli, Ruhen Koalisyon Ortağı İdi, Şimdi Fizikken Ve Ruhen Ortaklığa Mı Çalışıyor? 
[CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Koalisyon yapalım, Bahçeli başbakan olsun” önerisini önce; “Küçük hesaplar peşinde koşmuyoruz” diyerek reddeden Bahçeli ardından Kılıçdaroğlu’nu koltuk tedarikçisi olarak suçladı.. 
AKP ile MHP’nin koalisyon kurabileceğini zannetmiyorum..Cumhurbaşkanı eğer AKP-MHP koalisyonuna izin verirse, bilin ki MHP’yi bitirip 2 yıl dolunca erken seçim diyecektir. MHP, bir önceki seçimde Erzurum’da AKP’ye Öcalan’ı asması için ip atmıştı kürsüden, o ipi kendi boynuna geçirmek üzere. Bence; Recep Tayyip Erdoğan; CHP ile koalisyon kuramadığı noktada "CHP-MHP ortaklığıyla" 2 partiyi ateşe atacak ve 2 yıllık yıpratma payıyla erken seçimden biraz geç seçime gitmenin kurgusunu planlayacak..Abdullah Gül seçeneği bitti. Bitiren de Ahmet Sever kitabını yayınlatan bilinen kişidir..Kitap tam bir Aziz Nesin’e Nobel aldıracak içerikte malzemelerle dolu. Tayyip’in noteri gibi çalışan Gül kitapta adeta Tayyip karşıtı savaşçı gibi gösterilmiş ve gül açmazdan soldurulmuş. İnanın Gül’ün haberi bile yoktur, bu kurgudan..Kısacası olasılıklar çok da, gerçek şu; koalisyon 2 yılda korelasyona ve kaosa gider..
Kılıçdaroğlu’nu “koltuk tedarikçisi” diye suçlarken, lütfen geriye dönüp bakmak gerekir:
İyi de, basına yansıyan olası ‘AKP-MHP Koalisyonundaki’ bu sekiz koltuk ne? Bu 8 bakanlık koltuğunu bıraksın; unuttu mu Bahçeli; DSP koalisyonunu bozarak erken seçim kararıyla Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğun başbakanlık koltuğunu ve de baraj altına düşerek koltuksuz kaldığını. Kılıçdaroğlu’nu sorgulayacağına bu duruşunu sorgulamalı.
Bu durumda fiiliyata dönüşmüş asıl koltuk tedarikçisi kim? Gül’e cumhurbaşkanlığı koltuğunu kim tedarik etti? 
Tekrar ediyorum; “AKP-MHP Koalisyonuna” olasılık vermiyorum. Yeni oluşturduğu seçmen kitlesi bunu kabul etmez ve kopar. Ve de tedarik edilen 8 koltukla koalisyona evet denirse yek yeksan olunur. Ve de; CHP ile HDP’nin önüne geniş bir bahçe bırakılır.
Hep yazılarımda şu endişeme yer verdim; “CHP iktidarı zor. 7 Haziran sonrası büyük olasılıkla “Koalisyon Hükümeti” süreci başlayacaktır ve CHP hükumet bile olamayacaktır. “AKP-MHP Koalisyonu ”daha güçlü bir otorite ve baskı rejiminin adı olabilir”
Ülkeyi iç savaşa sürükleyecek böylesi oluşuma akıl izin vermez. Akla ziyan duruşun önüne geçip ve de seçim kürsülerinde söyledikleriyle çelişerek küçük düşüleceği, alçalarak yok olacağı gerçeğini dikkate alır..
Gel de komplo teorisyeni olma;
Burası Türkiye, burada halkın partisi yok çıkarcıların partisi var; her şey olur: Bir bakmışsınız sanal barış süreci ile HDP birileri tarafından sürece katılır, dahası kandırılır Başkanlık sistemi için gerekli ‘Yeni Anayasa’ çoğunluğu elde edilir ve ülkenin nur topu gibi bir kaosu olur..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

17 Haziran 2015 Çarşamba

SÜLEYMAN DEMİREL SİYASETÇİLERİN ARASINDAN AYRILDI


SAMİ SÜLEYMAN GÜNDOĞDU DEMİREL DE ‘ÜLKEMİZ ÖZGÜNLÜĞÜNDEKİ SİYASİ DÜZLEMDEN’ GÖÇÜP GİTTİ 
18 Haziran 2015
“9.cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tedavi gördüğü Ankara Güven Hastanesi'nde birkaç dakika önce yaşamını yitirdi. Demirel 91 yaşındaydı. 13 Mayıs'ta hastaneye kaldırılan Süleyman Demirel'in durumunun bu gece yarısından sonra ağırlaştığı ve 17 Haziran 2015  saat 02.05'te yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği belirtildi”
“Türkiye babasını kaybetti” manşetleri atıldı.. Asla bizim babamız değildi. Örneğin benim babam, ona oy ve onay vermemiş 1960’lerın TİP’lisi, Nihat Çorbacıoğlu idi.
İyi de, Süleyman Demirel kimdir!?
Kimse bilmez, fakat Süleyman Demirel; “Sami Süleyman Gündoğdu Demirel” dir.
Şu bir gerçek ki, kendisine mafya babası dedirten ve cumhurbaşkanlarına elini sıktıran birtakım soytarılara oranla “Baba” lakabının; kendisinde daha şık durduğuna ‘muhafazakâr ve liberal kitlenin’ inandığı kimlikti.
Demirel düşüncelerde hala sorgulanan ve yargılanan, fakat Kenan Evren gibi apoletleri sökülmeyen biridir.
Gerçi birileri siyasi ranta malzeme yapmasaydı, Kenan Evren de hala düşüncelerde sorgulanıyor olacaktı.
Demirel neden sorgulanıyor?
 “Sami Süleyman Gündoğdu Demirel”; elde Kuran seçim kürsülerindeki dolanışları ve abdestsiz namazları sorgulanıyor.
Son seçimde tarafsızlığını korumayarak kendisi gibi elde Kuran meydanlarda dolanan Recep Tayyip Erdoğan ve gibilerini yarattığı için sorgulanıyor.
Sabırlı ve soğukkanlı ve de geniş bir ABD güdümlü siyasi lider formatında politik figür olduğu sorgulanıyor.
12 Mart 1971 Muhtırasına neden olduğu sorgulanıyor, İstanbul'da 12 Mart faşizm döneminde sol görüşlü yasak yayınların toplanması için ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve tutuklamalar zincirine neden olauğu için sorgulanıyor.
“Üç fidan devasa insan” Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan gibi  devrimcilerin, 9 Ekim 1971'de 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırılmaları nedeniyle sorgulanıyor.
Tokat’ın Niksar İlçesi Kızıldere Köyü’nde(katliam sonrası adı Ataköy yapıldı) devrimci yiğitler; Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın katledilmesi(30 Mart 1972)  nedeniyle zihinlerde hala sorgulanıyor.
Kimse çıkıp ne ilgisi var demesin.
Demirel ilgisi olduğunu adeta itiraf eden şu ifadeleri kullanmıştır: " karar karardır. Karar, meşrudur. Meşruiyet tartışması yapılamaz" "O gün ülkeye hakim olan güç, benim elimden de hükümeti almış.."
Yani idam kararlarının meşru olduğunu söylemesi bir itiraftır.
12 Mart muhtırası benim elimden de hükümeti aldı demesi ise inandırıcı değil.
Biliyorsunuz; Deniz Gezmiş ve arkadaşları için idam kararı veren Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi’nin  başkanı Ali Elverdi ve Askeri mahkemenin ünlü savcısı Baki Tuğ, bir süreç sonrası Demirel’in partisinde milletvekili olmuşlardır. Baki Tuğ bakan bile yapılmıştır.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları mahkemede rahat dursalardı idam edilmezlerdi diyen, aslında Denizlerin asılmasına asılan, komünist avcılığıyla övünen, fakat aynı yılda SBF önünde bildiri dağıtırken yakalanan Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasına karşı çıkan Savcı Baki Tuğ, ilginç ve de gizemli bir insan. Abdullah Öcalan ve PKK’yı konu alan geniş bir çalışma yapan Uğur Mumcu"nun Baki Tuğ"a başvuruyor. Nedeni, Abdullah Öcalan’ın MİT ile ilişkisi olduğunu çözüyor. Baki Tuğ ile görüşmesi gerekiyor. Çünkü; 1972"de, Ankara siyasal bilgiler fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, fakültede bildiri dağıtmak ve dersleri boykot etmek suçundan gözaltına alındığında askeri savcı Baki Tuğ  soruşturmasını bitirdiğinde, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan için isterken, dava sırasında mahkemede görüş değiştirmiş ve Öcalan’ı kurtarmıştı. Baki Tuğ Mumcuya bu konuda belge vermem için bana birkaç gün müsaade et diyor, 2 gününde Mumcu katlediliyor..
Üç devrimci yiğidin idamı ve 10 Devrimci yiğidin katliamı; “Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın, 16 ve 17 Eylül 1961’de idam edilişlerinin intikamı alındı” diyenleri aklıma geldi..
Kızıldere katliamı benim de aklıma bir şeyler getirdi.
Örneğin Ertuğrul Kürkçü’nun kurtulması. Kurtuluşu mücize ötesi farklı şeyler çağrıştırıyor. Çünkü, vahşi katliamda yaralı kurtulan Saffet Alp, yakalandığında anında kafasından vuruluyor, fakat yarasız kurtulan Ertuğrul Kurkçü’nün hiçbir yerinden yaralanmaması beni yaralıyor. Düşündürüyor da. Nasıl düşündürmesin ki; Gerekirse köyü tarayın, haritada silin, sakın canlı bırakmayın denecek, Ertuğrul Samanlığa girecek ve kurtulacak..
Recep Yazıcıoğlu’nun, Uğur Mumcu’nun, Muhsin Yazıcıoğlu’nun v.b  ölümü nasıl sır ise Ertuğrul Kürkçü’nün ölmemesi de bir sırdır.
Halk, Demieli 1960 Anayasasının hak ve özgürlükler bakımından kırpılması nedeniyle de sorguluyor.
İnanın asla düşüncelerini paylaşmadığım, fakat siyasi arenadaki güldüşün boyundaki duruşu nedeniyle sempati duyduğum, bazan köy kurnazlığı yapsa da zeki bulduğum bir kimlikti.
Bir Anekdotumu anlatayım;
Yıl 2001, TMMOB-İMO Genel Sekreteriyim. Mühendis ve mimarların özlük hakları bütününde sorunlarını parti liderlerine anlatmaya karar verdik ve heyet olarak ziyaretlere başladık..
1970 yılında çıkardığı 657 sayılı memur yasası nedeniyle teknik elemanlara büyük ekonomik kolaylıklar getiren 4/10195 sayılı KHK’yi kaldıran İnşaat Mühendisi  Süleyman Demireli de ziyaret edelim dedik. Cumhurbaşkanı değildi.
Genelde şunları söylüyoruz; ‘‘Ülkemizde 1970'lere dek kamuda çalışan mühendis ve mimarlar 4/10195 sayılı KHK sayesinde meslek etiği ve onuru ile örtüşebilen ücret almaktaydılar. 1970'te gündeme gelen 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ile ilgili KHK iptal edildi. O günden sonra ilgili ücret politikaları teknik elemanları sürekli yaşam skalasının altında bıraktı..”
Süleyman Demirel’e ben ek olarak şunu söyledim; “Efendim, 10195’i siz iptal ettiniz fakat, teknik elemanlar sizin zamanınızda 657 ile bugünkü maaşın 2 katı kadar maaş alabiliyorlardı, şu an çok yetersiz bir ücret alınıyor ve kesin iyileştirilmesi gerekir..” deyince “ Bravo Çorbacıoğlu, ben bunu hiç düşünmemiştim. Keşke ilk geldiğinizde bunlara değinseydiniz..” 1997’de Cumhurbaşkanı iken TMBD Genel Başkanlığımda kendisini ziyaret ettiğimizi ve beni anımsamıştı..
Sorunumuzla ilgilendi, eski Cumhurbaşkanı olarak ilgili bakanlıklara ve başbakanlıklara yazılar yazdı, olumlu yanıtlar aldı, bizlere müjdeledi derken  Ecevit hükümetinin merdiven altı krizi her şeyi dondurdu..
Yine de Allah rahmet eylesin..
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

15 Haziran 2015 Pazartesi

AKSOL VEYA SOLAK KOALİSYON NEGATİF KORELASYONA GİDİYOR



SOL-AK KOALİSYON NEGATİF KORELASYONA* GİDİYOR

16 Haziran 2015
Hep yazdım, yazmadan arta kalan zamanda da söyledim; “Türkiye değil Tayyip kötüye gidiyor “ diye.
Bu uyarıyı Tayip’in en yoğun zamanlarda hiç çekinmeden söyledik. Bundan dolayı bazen abarttığım için çevremden uyarılar, karşıdan tehditler de aldım, aldık..
Ben ve benim gibi düşünenler bunlara kulak vermedik, yüksünmedik ve de korkmadık. Çünkü biz birçok kişi idik, yanı halktık ve asla birkaç kişinin peşinden koşan birçok kişi olmayı kabul etmiyor, halkın birkaç kişi gibi düşünebileceği, yazabileceği ve siyaset yapabileceği konusunda ısrarlı idik. Franca2 TV Kanalı(France 2 HD logo used from) Marc Guillier De Chalvron, 1 Haziran 2015 günü benimle yaptığı röportajda şu soruyu yöneltti; “ Tayyip megaloman mıdır? İkincisi, halk Tayyip’ten korkuyor mu?” Gizdeki ideolojik savaşında salt kendi doğrularıyla hareket eden ve datan bir otoriter kişiyi siz nasıl tanımlarsınız?. Halkın büyük çoğunluğunu, yasa tanımaz faşist/baskıcı uygulamalarıyla korkutmuştu..(Bu söyleşinin geniş anlatımına yakında yer vereceğim)
Bugün gelinen noktada, dahası 7 Haziran seçiminden sonra, zannediyorum Tayyip kendisi böylesi bir korku ve endişe psikozunda..
Kesinlikle, yasa çerçevesinde doğaya ve doğana yaptıklarının sorgulanması gerekir..
CHP’nin; 'Gelin Oy Verin, Gitsinler' sloganı doğrultusunda Tayyip ve çevresinin siyasi düzlemden gönderilmesi gerekmektedir.  Derin ve de gizli amaçları olan Tayyip’in gidişi, ulusal ve evrensel bir sorundur.
Seçim sonrası gündeme gelen ‘Koalisyon senaryolarında’ asla yeri olmamalıdır.
Türkiye’nin bugünkü gerçeği bu duruşu zorunlu kılmaktadır.
Kemal Derviş öncülüğünde, olası bir AKP-CHP Koalisyonunda söz ediliyor. Bunun çalışmalarını çok önceden başlatıldığı ve bu projede Numan Kurtulmuş’un AKP’de, Mehmet Bekaroğlu’nun CHP’de Truva atı oldukları savlanmaktadır. Bunu anlayan Tayyip’in, Deniz Baykal yaklaşımında bulunduğu savı da kurgulanan senaryolar arasında yerini almıştır.
Kim ne derse desin. Var veya yok; Fuat Avni uyarılarındaki senaryoların da dikkate alınması gerekir.
Elbette ki Türkiye’nin hükümet kurması zorunluluktur.
Bu mantıkla, “Yaşanacak bir Türkiye” için, AKP’ye de, CHP’ye de, MHP’ye de ve HDP’e de gereksinim var, asla Tayyip yanlışlarına değil.
Bundandır ki, zorunlu koalisyon, negatif bir korelasyona gider. Yani iki değişken(CHP ve AKP) arasında biri artarken diğeri azalan ters orantılı bir koalisyon ilişki süreci başladı.
Lise mezunu( Karşı değilim, bu ülkede İlkokul bile bitirmemişler bakan oldu), İslam üzerine çalışmalar yapan ve kendisini  'Allahlı komünist' diye tanımlayan biri CHP’den İstanbul milletvekili oluyor, adı Eren Erdem; lise mezunu olan Gürsel Tekin’in yakını imiş. Diyor ki; “'Tek kırmızı çizgimiz başkanlık rejimi olmalı'. Anlaşıldı, düşünce üretmek için ülkem de Liseyi bitirmek yetiyor. Kapatın Üniversiteleri..
İnsaf be; gündemin Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıkları olmalı iken, CHP’nin yeni dehasının söylediklerine bakın. T Haziran 2015 seçimlerinin kazanımları olan; Yolsuzlukların, adaletsizliğin, gençlerin katledilmesinin, gerici eğitimin, IŞID’ın, Roboski’nin, keyfi RTÜK uygulamalarıyla yandaş medyanı güçlendirilmesi ve karşı medyanın silinmesi, Rezza Zarab’ın, Kaçak Çamlıca Camisi ve Aksaray’ın, Seçim barajının, özelleştirmenin, imar yolsuzluklarının v.b sorunların üzerini kapatmaya çalışan Tayyip’in “Başkanlık sistemi “ ha.. Bu zat, gezi eyleminde polise atılan Karanfil’in zehirli bir kimyasal olduğunu bu nedenle polise, Padişahlarımızın kutsalı olan  lale atılmalıydı diyen bir zat..Helal olsun CHP değil de Gürsel Tekin sana, Bu mantığa sahip kişiyi milletvekili yaptın ve bunlarla mı koalisyon oluşturtacaksın? Vay halimize !!!..
Bunun adı düşen kaç Aksaray’ın tekrar teslimidir.
Birilerin,  “AKSOL” koalisyonunu baltalamamak için; ‘seçim öncesi’ AKP karşıtları olan ve AKP için en fazla önerge veren, Umut Oran ve Atilla Kart gibileri aday gösterilmedi ve bunun öncülüğünü Gürsel Tekin yaptı.” şeklindeki senaryoları doğru mu çıkıyor?
Biliniyor ki; yolsuzluk dosyasını yeniden açmak için, bir milletvekilinin önergesine bakar. Asla Koalisyon protokolüne yolsuzluk dosyalarının açılmaması maddesi yazılsa bile bu önergeyi engelleyemez, çünkü var olan Anayasa buna izin vermiyor.
“AKP 30-40 milyon doları gözden çıkardı. Haram işadamları bu işe hazır. Parada sıkıntı yok. Paralar Katar’da, Azerbaycan’da hazır.” diyorlar. Sen ise çıkıp; "Yolsuzluk konusu siyasi bir değerlendirme olamaz.." diyebiliyor ve düşmekte olan KaçAksaray’ı ve içindekini kurtaracağını düşünemiyorsun..
CHP bu ve benzer akıl kaymalarına çok dikkat etmeli..
Bunun için küçük bir anket aklıma geldi.
Bu ankette salt Deniz Baykal’a değil, Kemal Kılıçdaroğlu’na, Mehmet Bekaroğlu’na Numan Kurtulmuş’a, Kemal Derviş’e, Selahattin Demirtaş’a ve Devlet Bahçeli’ye aynı anket sorusunu yöneltiyorum:
“Uçurumun kenarına taşınmış olan aşağıdakilerden hangisini kurtarırdınız?”
A-Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti
B-Recep Tayyip Erdoğan
"İyi de koalisyon önerin nedir?" sorusu sorarsanız, yanıtım şudur: " İlle de benim olsun dedikleri bakanlıklara, partilerin uzlaşacağı; bağımsız duruş ve özgür irade koyabilecek, Partilere değil;  hukuka, evrensel insan haklarına ve demokrasiye bağımlı kişilerin atanması, yani vekillerin değil, asillerin. İkincisi; yine aynı kimliklerin ağırlıkta olduğu 2 yıl sonrası için erken seçim hükümetinin kurulması. Üçüncüsü; Yine ayni kimliklerin yer aldığı dörtlü koalisyonun kurulması.."
Aksi taktirde ülkenin koalisyona değil, negatif korelasyonla kaosa sürüklenmesi..
*: Olumsuz ilişki
http://blog.milliyet.com.tr/koalisyon-bozuluyor-mu-/Blog/?BlogNo=100401
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

14 Haziran 2015 Pazar

ULUSUMUZDAN SONRA ULUSAL TAKIMIMIZ DA KENDİNE GELDİ VE YENDİ

ULUSUMUZDAN SONRA ULUSAL FUTBOL TAKIMIMIZ DA KENDİNE GELDİ KAZAKİSTAN’I YENDİ
14 Haziran 2015
Arda, darda iken A Milli  Futbol Takımını kurtardı:
Fatih Terimimiz ve futbolcularımız ulusal takımı finallere taşıyacaktır. Terim zoru sever..
A Milli Futbol Takımımız, “Euro 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası” Elemeleri A Grubu'ndaki 12 Haziran 2015 günkü  6. maçında Kazakistan'ı Arda Turan'ın 83. Dakikadaki akılcı golüyle mağlup etti.
A Milli Takım'ın tarihindeki 699. golünü atan kaptan Arda Turan, Kazakistan'a attığı golle ay-yıldızlı formayla çıktığı 81. maçta ağları 14. kez havalandırmış oldu.
73. dakikada Arda Turan'ın pasında kaleci ile karşı karşıya kalan Burak Yılmaz'ın vuruşunda top direkten döndü. Dönen topa bir kez daha vurmaya çalışan Burak topu auta gönderdi.
Ve gol geldi;
83. dakikada Türkiye, Arda'nın golüyle öne geçti. Bu dakikada sağ  kanattan Gökhan Gönül'ün ceza alanına ortasında sol çaprazdaki Burak'ın göğsüyle  indirdiği topa, Arda gelişine çok sert vurdu. Meşin yuvarlak filelerle buluştu:  1-0.
Arda Turan’ın sözleri: "Letonya'nın, Çek Cumhuriyeti'nin bir benzerini oynadık. Çok gol pozisyonu, ama maç zorlu bir ana geldi. Eylül, Ekim ayına umutlu gidiyoruz. 4 maçın 3'ü içeride. Türk Milli Takımı kaybederken de, kazanırken de onurlu davranmalı. Tatile mutlu gidiyoruz..Genç arkadaşlarımız var aramızda. Bu seviyeler farklı seviyeler. Kardeşlerimiz de buraya en iyi şekilde adapte olmaya çalışıyor. Haziran'da buraya adapte olmak kolay değil. İyi bir takımız. İyi çalışıyoruz. İnşallah hak ettiğimizi alırız. İnsanlar umarım eğleniyorlardır, mutlu oluyorlardır."
Ay yıldızlılar gruptaki 6. maç sonunda puanını 8'e yükseltti.
3 Eylül 2015’teki Türkiye -Letonya  maçını dört gözle bekliyoruz.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), TFF seçim arifesinde tüm profesyonel liglerde yer alan kulüplerdeki 190 yöneticisini, davetlisi olarak Kazakistan’a götürdü. Bu bana göre siyasi rant duruşu idi, çünkü yakında seçim ve de Yıldırım Demirören’in karşısında efsane TFF Başkanı Haluk Ulusoy var.
2016 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri'nde A, B ve H gruplarında toplam 9 maç oynandı. A Milli Takım'ın grubunda bulunan İzlanda, sahasında Çek Cumhuriyeti'ni 2-1 yenerek, 15 puanla liderliğe yükseldi. Lider olarak İzlanda karşısına çıkan Çek Cumhuriyeti ise 13 puanla 2. sıraya geriledi. İzlanda'nın gollerini 60. dakikada Gunnarsson, 76. dakikada da Sigthorsson atarken, ilk mağlubiyetini alan Çek Cumhuriyeti'nin tek golü 55. dakikada Dockal'dan geldi.
A Grubu'nun diğer mücadelesinde Hollanda, deplasmanda Letonya'yı 67. dakikada Wijnaldum ve 71. dakikada Narsingh'in golleriyle 2-0 yendi. Puanını 10'a çıkaran Hollanda, 3. sıradaki yerini korudu.
Stat: Almaty’daki Ortalıg stadı.
Hakemler: Michael Oliver, Stuart Burt, Gary Beswick (İngiltere)
Kazakistan: 1Stas Pokatilov-2Sergiy Maliy-3Mark Gurman 78'-5Renat Abdulin-8Samat Kabirovich Smakov 67'-15Heinrich Schmidtgal-7Ulan Konysbaev-9Bauyrzhan Islamkhan 85'-18Dmitri Shomko-23Yuri (Yuriy)Logvinenko-20Sergey Khizhnichenko   
İlk 11 Değeri : 2.500.000 Euro
Yedekler: 12Sergey Boychenko-22Anton Tsirin-4Dmitriy Miroshnichenko-6Yeldos Akhmetov-16Gafurzhan Suyumbayev-21Abzal Beisebekov 67'-10Askhat Tagybergen 78'-13Azat Nurgaliev-14Aslan Darabaev-17Zhambyl Kukeyev 85'-19Timur Dosmagambetov-11Aleksey Shchetkin     
Çalıştırıcı: Rus Yuri Krasnozhan
Türkiye: Volkan Babacan, Gökhan Gönül, Serdar Aziz, Semih Kaya (Dk. 75 Emre Taşdemir), Hakan Balta, Ozan Tufan (Dk. 65 Umut Bulut), Mehmet Topal (Dk. 46 Volkan Şen), Selçuk İnan, Arda Turan, Hakan Çalhanoğlu, Burak Yılmaz
İlk 11 Değeri : 120.250.000 Euro
Yedekler: 1Ali Şaşal Vural(Kaleci- Eskişehirspor)-12 Hayrullah Mert Akyüz(Kaleci Adanaspor)-13Emre Taşdemir-18Şener Özbayraklı-6Mahmut Tekdemir-11Gökhan Töre-14Mehmet Ekici-20Volkan Şen-21Olcay Şahan-22Yasin Öztekin-9Umut Bulut-19Mevlüt Erdinç  
Çalıştırıcı: Fatih Terim
Gol: Dk. 83 Arda (Türkiye)
Aldığımız sonuçlar ve kalan maçlar:
 09.09.2014 İzlanda        3 – 0 Türkiye                  
10.10.2014 Türkiye 1 - 2 Çek Cumhuriyeti   
13.10.2014 Letonya       1 – 1 Türkiye                 
16.11.2014 Türkiye 3 - 1 Kazakistan            
28.03.2015 Hollanda 1 – 1 Türkiye               

03.09.2015 Türkiye v     Letonya                                                   
06.09.2015 Türkiye v  Hollanda                                                             
10.10.2015 Çek Cumhuriyeti  v  Türkiye                                                                
13.10.2015 Türkiye v İzlanda  
http://www.milliyet.com.tr/sevket-corbacioglu-turkiye-siradanlasan-hollanda-ya--yenildi-2-0--378141-blog-yazar-yazisi/
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@gmail.com  
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

KOALİSYONUN VE CHP'NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ YUSUFELİDİR


CHP’NİN “TEK KIRMIZI ÇİZGİSİ BAŞKANLIK SİSTEMİ*” DEĞİL “YUSUFELİ” OLMALIDIR
14 Haziran 2015

Artvin Yusufeli, İstanbul Sultanbeyli, Urla Zeytineli, Petrol Kuyularımızın Ataleti Ve Küresel Efendinin Adaleti:

Birinci konu: “Cennetin vadisi Yusufeli. Yusufeli adeta Yetimeli haline getiriliyor. Evet; 10 köyle birlikte Yusufeli  ilçesini de sulara gömecek olan Yusufeli Barajı..
İkinci konu: AKP gettosu Sultanbeyli..
Üçüncü konu: Urla Zeytineli köyü.
Dördüncü konu: Ülkemdeki petrol kuyularının atıl bırakılması ve Küresel efendinin adaleti..
Birinci konu: Yusufeli ilçesinin taşınması için ilk kazma vuruldu. Sözde, Yansıtıcılar ve Sakut Deresi olarak belirlenen yeni yerleşim alanında “Yeni Yusufeli” ‘Göl manzaralı’ muhteşem bir şehir olacakmış. Bana göre, Yusufeli  muhteşem olmayacak, Yusufeli “Yetimeli” olacak. Doğasından ve doğanından uzak Yetimeli.. Düşünebiliyor musunuz? ,Yeni yerleşim yeri, yerbilimcilerince ‘heyelana müsait olması nedeniyle’ benimsenmemiş bir yer seçimi yapılmış.
Önlem almadığınız noktada, “Barajların birer mikrop yuvasına dönüştüğünü, bakteri üreme sahasına dönüşerek. Karbondioksit ve metan gazı üretim alanına dönüştüğünü söylüyor uzmanlar..
Rutinleri tekrar ediyorlar. Örneğin çıkara ve talana özdeş atasözünü; “Su akar, Türkler bakar”..Bu atasözü ile yok eden görünümlerini kurtarmaya çalışıyorlar; doğayı ve doğanı yok eden görünümlerini. İyi de doğası yok, doğanı göçmüş coğrafyaya sen de trene bakar gibi bakacaksın.. “Ben o atasözüne atasözü demem, su benim olmayınca”. Benim atasözüm “Su akar yolunu bulur”..Bu atasözü asla ‘her şey olacağına varır’ anlamı taşımıyor,,. Bu, doğaya ve doğana müdahale etmeyin, bırakın dere doğasını ve doğanını bulsun, sizlerde belanızı.. Zeynep Dizdar şarkısında; “Su akar yolunu bulur eğer inanırsan’ diyor. Siz suya inanmıyorsunuz ki, o yolunu buluyor, doğana ve doğaya yaşam veriyor. Gerektiğinde duruyor, toplanıyor baraj oluyor enerji veriyor. Yeter ki siz yapılabilirlik ve Çevre Etki Değerlerlendirme ölçütlerine bağlı kalın. Fakat sen Yusufeli’nin tarihi, demografik ve doğa değerlerini yok ediyorsun, tıpkı Hasankeyf,  Allianoi ve Zeugma tarihi ve doğal değerleri yok ettiğin gibi..
Sularımız,  beyaz petroldür. Sularımız, nehirlerimizle salt yurt dışına akmıyor, yurdumuzda da akıyor, evlerde, sanayide ve tarımda kullanıyoruz. Su yaşamdır, salt bu alanda kullanmıyoruz, enerjide de kullanacağız elbet, ama evrensel ve ulusal değerleri yok etmeksizin geliştireceğimiz projelerle. Peki biz ne yaptık?.. Cennetin izdüşümü ülkemde, özellikle abartılı bir şekilde baraj, ille de nehir santralleri olan  HES ve KÖHES’ler yapmışız. Nehirleri, dereleri hatta çaylar(taşıyarak) kurutmuşuz. Bırakın antik yerleşimleri ve doğayı Hasnkeyf ve Yusufeli gibi  ilçeleri kaldırır duruma geldik..
Bırakın suyu özgür aksın, o yatağın bulmuş evrensel doğal katkısını veriyor, zaman-zaman da onun beslediği değerlere saygı gösterdiğimizde enerjisin de esirgemiyor bizden..
Diyorsunuz ki; Çoruh Nehri daha önce çılgınca ve boşa akıyordu “Çoruh’ta Muratlı, Borçka ile Deriner Barajı ve HES’i inşa ederek halkımızın hizmetine sunduk.
Birincisi bunlar sen yapmadın ve o dönem yapanlara da fazla karşı çıkmadık kısmi boyutlarda. Karşı duruşlarda ÇED ve Yapılabilirlik raporlarında iyileşmeler istenen boyutta yaşanmadığı için, üretime geçen Muratlı, Borçka ve Deriner barajlarında istenen verim alınamıyor. Özellikle  Deriner barajında söylenen(2 milyon kilovatsaat) enerji miktarının yarısıdır(1 milyon Ks 2014). Ki buradaki su miktarı Yusufeli santralından geçecek su miktarının çok üstünde olmasına karşın bu verimsizlik yaşanmaktadır. Düşünün Yusufeli’ndeki enerji verimsizliğini. Savlanan enerji miktarını üretmesinde kuşkular had safhada iken, nereden çıkarıyorsunuz yıllık1 milyar 827 milyon kilowatt enerji üretimini  ve  ekonomiye 400 milyon TL katkıyı?
Evet, Çoruh çılgın akıyordu ve doğasını yarattı, fakat sizler de HES ve KÖHES(Küçük Ölçekli Hidro Elektrik Santraller)’lerle çıldırırcasına saldırarak Çoruh’un yarattığı doğa değerlerini yok ettiniz. Ve çekinmeden “Şimdi ise Türkiye’nin en çılgın akan bu nehrine yeni bir gerdanlık daha takıyoruz.” diyebiliyorsunuz.  DSİ’ye yaptırdığınız ve “Dünyada ise kendi kategorisinde 270 metre yüksekliği ile Çin’de yer alan Xiowan (292 m) ve Gürcistan’da yer alan Inguri (272 m) barajlarından sonra en yüksek 3. baraj olacak, yılda 1 milyar 827 milyon kilowatt.saat enerji üreterek ekonomiye yılda 400 milyon lira katkı sağlayacak.” dediğiniz,  ‘Artvin’in 70 km güney batısında yer alan’ Yusufeli Barajı ve HES projesi tamamlandığında bana göre gerdanlık değil Çoruh’a vurduğunuz bir boyunduruktur.
Savlarınızdan biri de; yeni  Yusufeli’nini göl manzaralı, ekonomisi, ekolojisi, sosyal yapısı daha modern hale gelecek ve daha da gelişeceğidir..Güzel, fakat   elektrik üretmek için Çoruh Enerji Planı ne denli yeterli yapıldığının yanıtını verebilir misiniz? Elektrik üretecek barajlardaki su miktarı yeterli midir? Tüm bunların rantabilite hesabı yetersiz ise doğayı bozmak, doğanı göçe zorlamak ve ülke bütçesine yük taşımaktan başka anlam taşır mı?
Asya ve Avrupa arasında evrensel köprü olan cennetin izdüşümü ülkemi, adeta rant köprüsüne dönüştürdünüz:
İkinci konu: İstanbul-Sultanbeyli de yarattığınız kolaylıklarla Sultanbeyliyi adeta AKP gettosu haline getirdiler, özel tapu ayrıcalığıyla.
Evet, Yusufeli’ni yok edenler Sultanbeyli ilçesi için özel vergi muafiyetini torbaya sokarak, Sultanbeyli’yi var ettiler. İlçede yapılan kamulaştırmalarda KDV ve tapu harcı alınmayacak. İlçe belediyesine göre bu düzenleme ilçe halkını tapusuna kavuşturacak. Mufalefet ise düzenleme ile yolsuzlukların önünün açıldığını iddia ediyor. Bölgede kamulaştırılarak kamuya devredilen taşınmazlar KDV ve tapu harcından muaf tutuldu. Yeni düzenleme ile ilçe belediyesi 4 milyon metrekare alanda arsa sahibi olarak görülen firma ya da şahısların mülklerini trampa yoluyla kamulaştıracak. Resmen, Sultanbeyli’deki vatandaşlar üzerinden birileri vurgun vuruyor, tıpkı Yusufeli üzerinden olduğu gibi..
Üçüncü konu: Urla Zeytineli köyü. Urla villaları..
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, fıtratların efendisine armağan edildiği savlanan ve 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarındaki yasal dinlemelere takılan Urla Zeytinli köyü Hacılar Koyu’ndaki villaların bulunduğu alanı imara açtı. Urla Zeytineli Koyu’nda bulunan villaların arazisinin 3.derece sit alanına çevrilmesi davalık olmuştu..Bilrkişi dün araziye gidip keşif yapmak istedi. Jandarma yolu kesti. Şehir plancıları ve gazeteciler villalara 5km kala durduruldu. Sadece bilirkişiler araziye alındı… Yaklaşık 50 asker müdahaleye hazırdı..
Enerji sorunun gidermek istiyorsan; petrol kuyularına neden  ruhsat vermiyor ve işletmiyorsun?
Alınan duyumlara göre; Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizini varlığından söz ediliyor. Irak sınırında, altında petrol yatakları bulunduran 150 milyon tona yakın asfaltit madeni bulunmuş. Fakat devlet 1978 yılında kamulaştırarak el koymuş. Silopi'nin altı da petrol kaynıyormuş. Yaz aylarında etraftaki  ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışırmış. Dahası; sadece petrol değil, buralarda çok zengin uranyum Ve nikel madeni de varmış.
Söylenceler göre, buralarda İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Gökyüzüne doğru petrol fışkırmış.  Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar.
Musul  ve Kerkük' ün rakımı 80-100 metre civarındaymış. Cudi Dağı'ndaki  petrolümüz resmen Irak'a doğru akıyormuş ve İngilizler ve ABD bunu biliyormuş...
Devlet kamulaştırılacağım diye el koyduğu  madeni Turgay Ciner 'in Park Holdingi'ne devretmiş.
Birilerinde kap ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Sen de dereleri yok ederek doğayı mahvet, Güneydoğu resmen petrol deniz   üzerindeyken sen  ABD Firmalarının peşinde 'bize petrol bul' diye  yalvar. Yetmedi, TPIC(Turkish Petroleum International Company Ltd) diye Türkiye Petrolleri'nin 1988’de kurduğu orta ölçekli holding görünümünde bir şirket Olan kurum özgün yapısıyla, Irak’tan Libya’ya, Kolombiya’dan Kazakistan’a kadar, arama-üretim, saha hizmetleri ve petrol ticareti alanlarında faaliyet göstermektedir. Bu şirket bu işleriyle kar etmiyor, aksine milyar dolarlar kaybediyor. TPIC neden Türkiye’de petrol aramaz da dışarlarda sürünerek hovardaca ülkemin parasın harcar. Ne oluyor beyler, ne oluyoooor..
Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi olduğu, bu ve benzer  konuların  üzerine giden Uğur Mumcu ve Çetin Emeç'in öldürüldüğü, Cudi dağında 6 madencinin kesik başlı cesetlerinin bulunması ve 'AB ve ABD, PKK''yı  cennet ülkemizin başına bela ettiğini söyleyenlere hak vermiyor değilim.
“Enerji” bahanesiyle, elde edeceğin %10 seviyelerindeki elektrik için derelerimize, yerleşim yerlerine, yani doğaya ve doğana  saldıracağınıza,  %30 seviyesine yaklaşan kaçak elektrik kullananlara ve  Petrol kuyularına saldır…
Sorunun, oy ve iktidarda kalma  değil mi??!!
Ve bir diğer büyük tehlike;
Karadeniz bölgesini İsraillilerden sonra Araplar’da istila etmeye başladılar.
Ekonomik koşulların neden olduğu iç göçler zaten yörenin kadim sahipleri olan bizleri memleketten uzaklaştırdı. Bizler değil de çocuklarımız evlerimizi açmayacakları ve de toprağı işlemiyecekleri gün gibi ortada. Bu nedenle satacaklar. Yöre insanına satması canımı pek acıtmaz da, Karadeniz’de özellikle, Doğu Karadeniz’de karanlık(kara çarşaflı) bir çekirge sürüsü gibi dolanan Araplara satmasından korkuyorum.
Ve gün gelecek, bu toprakların kadim sahipleri bulundukları yerlerden tamamen kopacaklar ve de süreçle mülksüzleşme yanında beş on kuruş sıcak para için tamamen yurtsuzlaşacak Karadeniz insanı, çünkü İsraillilere, ille de Araplara şu an yerleşik Karadenizli aileler de evlerini ve  topraklarını satıyorlar. Tıpkı mevsimlik işçilik  için nehirlerini, derelerini, dağlarını, ovalarını, meralarını, yaylalarını, ormanlarını ve  vadilerini  HES’çilere ve Madencilere sattıkları gibi..
Düşündürücü süreç; Araplar;  Bodrum, Çeşme, Marmaris.. değil de Doğu Karadeniz’i istila etmeye başladı. Nedeni  olası küresel iklim değişiminin getireceği çölleşmeden kaçış mı? Yoksa, siyasi erk yörelerimizi Araplaştırarak, karanlık ideolojileriyle bütün Hilafet kolaylığı mı sağlanmaya çalışılıyor.
*: 7 Haziran 2015’te CHP’li Gürsel Tekin’in  seçtirdiği ve yarattığı  “CHP’nin yeni harikası” Eren Erdem’in ‘Tek kırmızı çizgimiz başkanlık rejimi olmalı’ sözünden esinlenme..
http://www.imo.org.tr/resimler/dosya_ekler/33429627bc4584f_ek.pdf?dergi=181
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

12 Haziran 2015 Cuma

HDP'İ OKUMAK


  HDP’İN GÜNEYDOĞU, ÖZELLİKLE  DİYARBAKIR           ZAFERİNİ İYİ OKUMAK GEREKİR. DAHASI %13,42’Yİ..

7 Haziran 2015 seçimlerinde Diyarbakır'da HDP yüzde 80,29 oy aldı ve 10 milletvekili çıkardı. AK Parti'nin kentteki oy oranı 2011'e göre oldukça azaldı ve sadece 1 milletvekili çıkarabildi. HDP, 9 ilde de ilk kez milletvekili çıkardı.
Bu bir zaferdir. Fakat unutulmamalıdır ki, 1950 sonrası siyasi tarihimizde bu zafer Diyarbakır’da sürekli yer değiştirdi; DP, DYP, ANAP, DSP ve son olarak AKP. Bu partiler  açık ara birinci parti iken, bir sonraki seçimde açık ara sonuncu parti oldular.
Bu nedenle HDP’nin bu oy oranını kararlı siyasi duruşun kesin ve de değişmeyen bir zaferi olarak görmemeli. Belli ki güneydoğu ve özellikle Diyarbakır’da değişken, yani; kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen bir seçmen profili var. Sayın Demirtaş’ın dediği gibi bu alınan oylar emanet oylardır. Güneydoğu, ille de Diyarbakır seçmeni genelde oylarını sandığa emanet atar.
HDP’nin bu sonucunu birileri abartarak Plebisit veya referandumun önadımı olarak görebilirler. Bu külliyen hatadır.
Hatadır çünkü Güneydoğu’yu, doğrusu Diyarbakır’ı az çok bilen biriyim. Dahası seçmen profilini yakalama şansını bulmuş biri..
Diyarbakır’da kırsal ve kentsel etkinliği yoğun olan bir kurumun başındaydım. Bu tür görevde iseniz, siyasette, ticarette etkin olan  insanları ve de  kentin esnafını ve bürokratını, sıradan insanını, kırsalın köylüsünü tanımak zorundasınız. Ayrıca kent kültürü, kent sosyolojisi, coğrafyasıyla  ve de kırsa kentsel çalışanların sorunlarıyla yakinen ilgilenen yetkin kimliklerle söyleşilerim oldu.
Şunu gözlemledim;
Dışsal ötekileştirmeden çok, feodal yapıdan, yani içsel ötekileştirmeden daha çok zarar gördüklerini..
Ve; aşiret yapısındaki ilkel feodal baskının mistik bir kader olduğu dayatmasından son derece rahatsız olduklarını..
Sevgiye, saygıya insanlığa ve insanca yaşama susadıklarını gözlemledim.
İyiliğiniz karşısında sevecenler, sevgililer, saygılılar ve konukseverler, fakat bir yanlışınız karşısında uçaksavar gibi sizi savmaktan çekinmezler. Bu, merkezi yapının tarihten gelen  feodal birlikteliğinde yaşam bulan  korkularla bastırdıkları isyan duygusunun dışa vurumudur.
Günümüz siyasi ve sosyal konjoktürde, kırsal kesim marabaları  ‘yoksulluğunu kırmak, kaderini değiştirmek adına’ farklı partilere geçiş veya yönelişleri, Şıh ve şeyh sarmalındaki ağalık baskılarıyla yapmaktaydılar, işte bu değişti. Kentlerde de benzer yönelişler yaşanmaktaydı, bu da değişti..
Bu süreç, yani kent marabalarının güdümlü  parti değiştirmeleri özellikle gecekonduya hakim kent feodal beyleri tarafından işletilmekteydi. Az da olsa bireysel çizgideki başkaldırı da, kent yaşamındaki amaçsız bireysel özgürlükler kullanılarak, farklı partilere  ‘benzer görece’ yönelişleri gündeme getirmiştir.
Sürekli parti değiştirmeleri; merkezi otoritenin ötekileştirme politikalarına direniş olarak görmüşler. Bu nedenle maraba kültür mantığında kendini bulan yoksulluklarını kaderleri olmaktan kurtarma adına  sürekli parti değiştirmişler..
Kendileri de bunu bana itiraf ettiler; “Bana, 10 isteğimin  9’unu yerine getir, birine hayır de, 9 iyiliğini ve seni öteler, başka partiye yönelirim, çünkü benim için  ekonomik  iyileştirme temeldir.”
Tüm bunlar; kırsal ve kentsel feodal beylerin merkezi yapıyla bütünleşmiş çıkarsal görece farklı yöneltişlerdir, asla başkaldırı değildir.
Böylesi sosyal yapı, merkezi yapının körüklediği içsel ötekileştirme politikalarının ürünüdür. Bu yapısal yoksulluğu ayrımcılık düzlemine  taşıyan bölücü radikal grup malzemeye dönüştürmüş ve başkaldırı çizgisine oturtmuştur süreç içinde..Yıllardır kanlı çatışmalara neden olmuştur.
Durum bu iken, bir önemli gözlemim de; yöre insanlarının; cennettin izdüşümü Türkiye’den koparak  asla bağımsızlık istemedikleri, ekonomik bağımsızlıklarını önde tuttukları, entelektüellerin bunu kültürel bağımsızlıkla besledikleridir..
Anlayacağınız, Kürt halkının çoğunluğu siyasete evet, fakat ırk ve toprak ayrımcılığına hayır diyor, 1950’den bu yana. Yani buna dayanan ırkçı ve ayrılıkçı duruşlara kesinlikle karşıdırlar. Bence HDP geç olsa da bu gerçeği gördü. İyi de, HDP ayrımcıları  parlementer rejime nasıl ikna etti? Orası bilinmez bir denklem..
Fakat, HDP yöre insanının istemlerine evet dediği  noktada,  asla ayrı bir vatan ideolojisi dayatmayacakları, içsel ve dışsal ötekileştirmenin önünü almak için Türkiye halkları ve  kendileriyle ortak siyaset geliştirecekleri sözü ile özellikle Diyarbakır’da %80’i yakaladılar.
İşte HDP bu çizgideki emanet oylara ihanet eder ve siyasetini terör bütünündeki ayrımcılık çizgisine taşırsa, salt Türkiye için Büyük İnsanlık Projesini değil,  Güneydoğu insanını da kaybeder.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR OLATFORMU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

6 Haziran 2015 Cumartesi

DUYARLI İNSANLARIMIZA SON UYARI

SON UYARI: “SÜLEYMANŞAH TÜRBESİNİ GEZİCİ TÜRBEYE DÖNÜŞTÜRMEK VE SİYASİ RANTA EKLEMLENDİRMEK”
6 Haziran  2015
Bir takım olguları eleştiriyoruz, eleştirmesine de olguya kaynak olan kişi ve olayın ne olduğunu çoğumuz bilmiyoruz.
Süleymanşah türbesinin olduğu Caber kalesinin Türk toprakları oluğu savından ve türbenin taşınarak seyyar türbeye dönüştürülmesinden söz ediyorum:
1969-73 arasında 12 cilt olarak yayınlanan Meydan Larousse Caber Kalesi üzerinden bana şunları söyledi: “Kuzey Suriye’de, Fırat ırmağının sol kıyısında ve Rakka ile Halep şehirleri arasında, Türk mezarı diye anılan yerin bulunduğu kale. İslamiyet’in ilk yıllarında buraya Davsara deniyordu. Kuşeyrilerden, Sabik-üd-din Ca’ber’in, Selçuklular zamanında burasını alması üzerine buraya Cab’er Kalesi adı verilmiş. 1260’da kaleyi Moğol hakanı Hülagü  yakıp yıkmış. Daha sonra Mumluklulardan Osmanlıya geçti ve yüzyıllarca Osmanlıların elinde kalan Kale, oymak beyleri tarafından, daha sıcak ve alçak rakımlı bölge olduğu için kışlık olarak kullanıldı..Bir söylentiye göre Osmanlı Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah, başka bir söylentiye göre Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusudur. Selçuk Beyin oğlu Arslan Yabgu'nun torunu ve Selçuklu Beylerinden Melik Şihabeddin Kutalmış Beyin oğlu Gazi Süleyman Şah, Anadolu'yu baştan başa fetheden ve bir Türk yurdu haline getiren Türk’tür. Bir diğer söylentiye göre de; Osman beyin büyük babası Süleyman Şah(?), Fıratı geçerken burada ölmüştür ve buraya gömülmüştür.. Daha başka bir söylenti, buradaki mezarın Halep ve Musul Atabeyi İmad-Üd-Din Zengi’ye aittir.  Türk mezara Osmanlılar büyük itibar gösterdiler.. 1918’de burası İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edildi. Sonradan milletler arsı cemiyet tarafından Fransız mandasına verildi. Ve böylece Suriye sınırları arasında kaldı. 20 Ekim(Kasım) 1921’de TBMM hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara İtilafnamesinin(Dostluk anlaşması) 8. Maddesine göre, Türk mezarının burada bulunmasından dolayı, 8797 m2 olan bu toprak parçasının idaresi Türkiye’ye bırakıldı.. Bu madde 24 Temmuz 1923 tarihli  Lozan anlaşması ile de  aynen kabul olundu.. Şimdi bu kalede muhafız bulundurmak ve  Türk bayrağı çekmek hakkı  T.c Hükümetine aittir.. Bugün burada harap bir kale, bir kümbet ve bir karakol bulunmaktadır.”
1968-84 arası 12 cilt olarak yayınlanan Büyük Larousse de benzer şeyler söyledi; Caber kalesi Arap rivayetine göre İslam öncesinde Emir Numan Bin Munzir’in kölesinin adı olan Davsara(Devsere) adı ile anılıyormuş. İslam sonrasında burayı Kuşeyriler’e kazandıran komutan Caber Bin Sabık’ın adı verilmiş. Osmanlı Devletinini  kurucusu Bry’in dedesi olan ve Fırat ırmağını geçerken boğulan Süleymanşah’ın mezarını türbeye dönüştüren II.Abdulhamit olmuş. Fransızlarla yapılan antlaşmasına göre kesin burası Türk toprağı sayılmış.
Peki bu 2 önemli Ansiklopedi dışında neler söylendi?  Süleyman Şah’ın tam adının Süleyman Şah Kaya Alpoğlu (1178? - 1227, Fırat) olduğu, Kaya Alp'in oğlu, Ertuğrul Gazi'nin babası, Osman Gazi'nin dedesi ve de Oğuzların Kayı boyundan geldiği, Kayı boyunun reisi olduğu… Moğol hükümdarı Cengiz Han saldırganlığı karşısında, Türkistan'dan 50.000 kişiyle Kuzey Kafkasya üzerinden Doğu Anadolu'ya gelerek, 13. Yüzyılda(1214) Erzincan ve Ahlat taraflarına yerleşmiş. Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bilgiler yok, fakat Fırat’ı geçerken boğulunca, Caber Kalesi'nin Fırat nehri hizasındaki kuzeyde (Türkiye'ye kuş uçuşu 30 km kadar güneyde) bir kümbete defnedilmiş.
Süleymanşah türbesi; Suriye Hükûmeti, Fırat Nehri üzerinde 1966 tarihinde başlattığı Tebke Barajı nedeniyle Türkiye ve Suriye hükûmetleri arasında bir antlaşma sonrası; 1973(30 Eylül 1975 tarihi diyenlerde var) yılında Süleyman Şah Türbesi müştemilatı ile  birlikte, Halep'e 123, Şanlıurfa'ya 92 km uzaklıktaki Fırat'ın doğu kıyısındaki Karakozak köyü yakınındaki yeni yerine nakledilmiş.
Ve; Suriye, 1990'lı yıllarda Fırat nehri üzerinde başlattığı Et Teşrin Barajı’nın inşaatı nedeni ile Süleyman Şah Türbesi’nin bu yeni yerinin de sular altında kalacağını belirterek bir başka yere taşınmasını istemiş. Türkiye bunu reddediyor. Hatta, Süleyman Demirel iktidarı 1 milyon dolarlık bir fon ayırıp,  Devlet Su İşleri tarafından türbenin içinde bulunduğu saplı ada şeklindeki alanı suya karşı tahkim edilmesine dair bir plan hazırlamış. Ancak bu planın uygulanmasına, ancak 2005 yılında, Başbakan Erdoğan’ın Suriye ziyareti sırasında yapılan görüşmelerden sonra başlanabilmiş. Yani kesinlikle 2. Bir taşıma yok. 2. Taşıma; 21 Şubat 2015 tarihinde de Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından Suriye'deki iç savaş öne sürülerek gerçekleştirilen operasyon neticesinde türbe Türkiye sınırına 180 metre mesafedeki Eşme köyüne taşınmıştır.
Şimdi soruyorum; Türk toprağı diye tanımlanan ve asla verilemez denen  Caber kalesini terk etmenin neresi kahramanlık?
Evet; Anlaşmalı bir nakliyeyi nasıl kahramanlık operasyonu olarak gösterirsiniz?
Ve de; Meclis kürsüsünden “Kerkük'ü, Musul'u masa başında verenler, Süleyman Şah türbesinin terk edilmesine  söz söyleyemezler” diyebiliyorlar. Belli ki bilmiyor; Musul'u, Kerkük'ü, İngiliz gemisiyle ülkeden kaçan Padişah Vahdettin verdiğini..
Hani Caber kalesi, Cumhurbaşkanın söylediğine göre  Türk toprakları idi ve asla verilmeyecekti. "Kimse sabrımızı test etmeye kalkmasın!" diyerek tehditler savurmamış mıydı?.. Hatta başbakan bu söylemi, Dışişleri Bakanı iken; “Osmanlılık sevdasıyla,  dinciliğin ve ırkçılığın harmanlanmasında ortaya çıkarılan ‘İslam Türk sentezi’ düşünselliğiyle yansıttığı tehlikeli bir jeopolitik anlayışındaki; "Kimse Türkiye'nin kudretini test etmeye kalkmasın," söylemiyle daha ileri taşımamış mıydı?..İyi de; Süleymanşah türbesi adeta gezici türbeye dönüştürülerek Caber Kalesi’nin Türk Mezarı-Türk toprağı olma özelliği ortadan kalkmış olmuyor mu? Eşme’deki yeni türbe alanının Türkiye’nin idaresine verilmesi için özel bir anlaşma yapılmış mıdır? Yapıldıysa kimle yapıldı? PKK ile mi, Suriye ile mi? PKK’nın karargâhı olan Eşme ve çevresi için Suriye benim diyor ve yapılanın işgal olduğunu ve sonuçlarından Ankara’yı sorumlu tutacaklarını söylüyor.
Bunların söyledikleri ve bugün yaşatılanlarla Süleymanşah olgusu üzerinde soru işaretlerini daha da yoğunlaştırmaktadır.
Bazı arkadaşları anlamıyorum. Süleyman Şah türbesinin 2. Kez taşınmasını adeta “Kıbrıs Barış Hareketi” gibi gösterebiliyorlar. Bu resmen dinimizin kutsalını ve de kutsal vatan toprağını teslim etmektir.
Arabistan Osmanlı eserlerini yıkmış, tarumar etmiş, fakat muhalefetin sesi çıkmamış. Kardeşim, muhalefetin sesi çıktı, aksine iktidarın çıkmadı.
Öyle ki, dinden geçinen Arap milliyetçileri suskun kaldığı Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde, “Hz. Muhammed’in mezarını yıkıp, yerini değiştirmek isteyen zamanın Suudi kralına Atatürk’ün kendi el yazısı ve imzasıyla çektiği şu  telgraf yalan mı? ‘Suudi kralının dikkatine !! Tarafımıza ulaşan haberlere göre Allah’ın sevgili ve özel kulu, elçisi peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın kabrini yıkıp yerini degiştirecekmişsin. O mezarın tek taşına dokunursan Kurtuluş Savaşı’nı bırakır ordularımla aşağı inerim(26 Haziran 1919-Cumhurbaşkanlığı Atatürk Özel Arşivi)
Taraf gazetesi, Mayıs 2014’teTürkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 kişiyi rehin alan IŞİD’in rehinelerin serbest bırakılması karşılığında Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesini istediğini, Ankara’nın bu talebi kabul ettiğini, bunun kamuoyuna açıklanması için formül arandığını yazmadı mı? Neden suskun kalındı?
Dahası; Dışişleri Bakanlığı’nın bir toplantısına ait yasadışı dinlemelerde de bazı devlet görevlileri, Suriye’ye müdahale etmek için gerekirse Süleymanşah’ı bombalamalıyız sözleri ne kadar doğru?
Deniyor ki; “Onur gecemizdi”. Kusura bakmayın, taşımalı siyaset benzeri ‘Türbe taşımacılığının’ neresi onore etti sizi?
13 Aralık 1925’te yürürlüğe giren 677 sayılı kanun ile ‘Tekke, zaviye ve türbeler kapatılmamış mıydı?’  Amaç, ecdada mı sahip çıkmak, yoksa Atatürk’ün Anadolu insanıyla kurumsallaştırdığı devrimleri mi yok etmek? Böylesi Türbe üzerinden siyaset mi onurunuz oldu?
Kusura bakabilirsiniz; yaptıklarınızın size göre bir kuvveti ve yönü var, yani siyasi vektörünüz var fakat bu Türkiye’yi değil de sizi iyi yerlere yönlendirmiyor.
Ecdadımız yaya yürüme mesafesindeymiş. Bari 10 dönümlük Suriye toprağını sınırımıza ekleseydiniz de Türkiye’mizin izdüşüm yüzölçümünü “779.452 km2” den “779.462 km2’ye çıkarıp, ecdadımızın verdiği toprakları geri almaya başlasaydık. Şunu da yapabilirsiniz; Dünya’daki tüm elçiliklerdeki toprakları da yüzölçümümüze ekleyerek, ecdadımızın topraklarını geri alıp topraklarımıza toprak katan iktidar biziz diyerek, her yaptığınıza inanan seçmenlerinize sunabilirdiniz..
Süleymanşah türbesini de seçime çeyrek kala siyasi rantınıza eklemlendirdiniz  eklemlendirmesine de, fakat bu sefer kazın ayağı öyle değil..
http://blog.milliyet.com.tr/ataturk-ve-90-yasina-giren-chp-nin-turkiye-icin-yaptiklari/Blog/?BlogNo=428381
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR OLATFORMU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32