31 Temmuz 2016 Pazar

MARMARİS; İKİ YÜZLÜ DÜNYANIN, GÖKYÜZÜ VE YERYÜZÜ ARASINDA GECESİ VE GÜNDÜZÜ GÜZEL BİR GÜZEL

MARMARİS MI MARMAVİSİ Mİ?
31 Temmuz 2016

Marmaris’e son 5 yılda bu ikinci gelişimiz. 2011 Temmuzu’nda Marmaris adının nerden geldiğini yazmıştım. Bildiğiniz gibi her kent adının arkasında bir öykü gizlidir. Marmaris adının arkasında 2 öykü var. Birincisi; Romalılar bu yöreden ithal ettikleri mermerlerle tapınaklarını ve saraylarını inşa ederlermiş ve buraya “Mermeris” derlermiş. İkincisi; Kanuni Marmaris kalesini zamanında inşa etmeyen mimari için; “Mimarı asın” fetvası zamanla, “Marmaris” olmuş..

Marmaris, Marmaris, ille de Marmaris..














Demem o ki Marmaris adları buradan eğrilerek gelmiş.
Ben de eğriyiyim de bir isim vereyim dedim; “Mar” anlamı “Deniz” ise neden “Marmavisi”, yani; “Deniz mavisi” olmasın ki?
30 Haziran 2016 gece 21:30’da yola çıktık 1 Temmuz sabahı; 07:30’da Marmaris’te idik. Öğretmen evine valizlerimizi bırakarak, Uzunyalı’da soluğu aldık. Uzunyalı plajında 2011’da Demir Restaurant plaj işletmecileri Mesut İnce ve yanında görevli Duran Kurt’u aradık. Yoklardı, çünkü işletmeyi bırakmışlar. Nedeni; Uzunyalı plajında var olan büyük arsaya devasa “Yeşil Doğa Elması-Green Nature Diamond” öteli inşa edilince işlettikleri plaj alanı daralmış, yani şezlong sayıları düşmüş. Mesut’un köylülerini işlettiği plaja gittik. Pek memnun kalmadık. Çünkü 2011’de şezlong kirasında yemek yeme koşulu yoktu, sadece içecek parası ödüyorduk. Anlayacağın orta direk memnun kalmadı, üstelik yemekler de iyi değildi..








Uzun yalı, gerçekten upuzun..

Marmaris, gece güzel gündüz güzel apayrı bir güzel..






Uzunyalı, Marmaris’in deniz mavisi ve doğa yeşilinin cennete uzanan yolu adeta. Evet cennet yolu olmasına da; bu cennet yolda sizi ilk karşılayan, ne denizin mavisi ne de altın kumun sarısı, sizi karşılayan çeşitli holdinglerin reklamını içeren şemsiyeler ve şezlonglar oluyor. Onların arasından baktığınızda Marmaris’i çevreleyen “Günlük tepeleri”. Tepeler, hüznünü hala bakışlarında saklayan zor tebessüm içinde. Tebessüm içinde çünkü 1979 Martımda yanmış ve o dönem Bülent Ecevit iktidarı, yanan efsane kızılçam ağaçlarının fidelerini dikmişler ve onlar bugün delikanlı. Günümüzde yakılsa bu delikanlı çamların yerini vatandaşın vatandaşlara küfredenlerin yazlık villaları olacaktı..
Üzülerek belirteyim ki önceki yerel ve merkezi yönetimler bu cennet kıyısını doğa ve otantik mimariye uyumsuz ve de kamu iyeliğini gasp eden denize sıfır yapılarla doldurmuşlar. Bu belediye kısmen bu olgulara dikkat ederek Green Nature Diamomd’a izin vermiş. Şöyleki bu otel kıyıya sıfır değil yaklaşık 200 mt içeride inşa edilmiş. Otelin önünden sadece otelde kalanlar denize girebiliyor. Dahası, Uzunyalı’dan denize girmeniz olası değil. Değil çünkü, tüm kıyı adeta şezlong hücreleri tarafından paylaşılmış. Belediyenin Limana yakın yerdeki halk plajından ancak denize girebilirsiniz. Fakat orası da bakımsız, yani şemsiyesiz ve şezlongsuz. Biz Demir Restaurant önündeki küçülen plaja takıldık. Mesut İnci yoktu. Duran Kurt burada çalışmasını sürdürüyordu. O nedenle 3.gün buradan denize girmeye başladık.
Uzunyalı’nın bir diğer olumsuz yanı; Halk plajına dek adeta, boydan boya şezlong ve şemsiye podyumu gibi. Bu yetmiyormuş gibi, seyyar acente tezgâhları ile dolu olmanın yanında, tur motorları, Jet Ski, parasailing(surat motorlarına takılan paraşütle yapılan su sporu) ve diğer deniz etkinliklerinin iskeleleri olması. Bunlar hem görsel hem de deniz kirliliği yaratıyorlar. Bunları aslında, belediyenin Limana taşıması gerekir. Uzunyalı elbet araç trafiğine kapalı, fakat motosikletlere açık. Bunlar dolmuşçular kadar tehlikeli. Üzerinde seyreden bir velet, hız yaparken önüne çıkan motordan kaçmaya çalıştı ve bizim oturduğumuz kısma daldı, devrildi. Tam da çocukların oynadığı yere. Allah’tan çocuklar yoktu. Doğrudur, bisikletlere hayda-hayda açık. Belediye ana caddelere yaptığı gibi bisiklet yolunu buralara da yapmalı ve de kesinlikle motosikletlere buraları kapatmalıdır.
Öğretmemevi’nde, kentte pek alışık olmadığımız, genelde köylerimizde yükselen otantik horoz sesi ile karşılaştık. Öyle ki hiç kesilmeyen, 10 saniyede bir gün boyu karşılıklı öten 2 horoz. Yani; dakikada 6 kez, kısaca gün boyu hiç ara vermeksizin 8640 kez karşılıklı öten horozlar. “Erken öten horozu keserler” diye bir deyiş olmasına karşın bu horozlar tatil boyunca öttüler; 86400 kez. Hiç mi uyumadılar? Biz 01:00’de uyurken ötüyorlardı, 05:00’de uyandık yine ötüyorlardı. Fazla rahatsız olmadık, çünkü ülkemde hiç durmaksızın öten horoz ve onunu köle yağdanlıklarının zamansız ötüşlerine alışığız.
İlk 3 gün sürekli deniz, 4. Ve 6.gün Tur, diğer günleri yine deniz...













Akşamları Uzunyalı boyunca barların yoğun olduğu Limana dek yürümeye karar verdik. İlk yürüyüş sonrası vazgeçtik. Vazgeçtik çünkü, Ececan interneti tararken, Muğla sahil kentlerini IŞİD’in tarayacağını okumuş ‘Özellikle Marmaris barlar bölgesini’. Biz turlamaya devam ettik. Amaçları korkutmak olan gizemli karanlık örgüte ödün vermemek amacıyla.

Öğretmenevi’nde ilginç hayvan sevgisiyle karşılaştık. Kedi çok. Hemen-hemen hepsinin yavrusu var. Her şeyin yavrusu sevimli, fakat kedi ve köpek yavruları bir başka. Bir anne be 2 kedi yavrusu; biri gri, diğeri alacalı. Alacalı olanı halsiz, çünkü sol gözü kapalı, iltihap dolu. Diğer yavrunun da ayni imiş. Onu yakalayıp ilaç sürmüşler ve iyileşmiş. Küçüğünü yakalayamıyorlar. Nedeni annesinin himayesinde olması. Annesi; yavruyu korumaya almak isteyenlere karşı saldırgan. Yani korumaya çalışanlara karşı yavrusunu korumaya çalışıyor. Bunları öğrenince, Ececan Marmaris Hayvan Severler derneğini aradı. Kedi yavrusunu yakalayip tedavi etmesi için. Aldığı yanıt bize ilginç ve düşündürücü geldi: “ Biz o konu ile ilgilenmiyoruz..”. Aklıma STO’lerin bazılarında popülizm adına görev alındığı, gönüllülük esasının işletilmediği..
Bir başka ilginç olan da; denize yüzmek ve serinlemek, yazın sıcaklığını azaltmak. Fakat burada türban bir yana yerleri süpüren pardösülü annelerimizin en az 3 çocuğun bekçiliğini yapması, kocalarının en seksi mayolarla denize girmesi ve etrafı fıldır taraması..Gerçekten bu annelerimize üzülüyorum; adeta kuluçka makineleri ve çocuk, dahası oy bakıcısı gibi görülmeleri..Bir diğer duruşları, kendilerinin dışlandığını düşünerek kendilerini ötekileştirmeleri. Dahası dışlatmaları. Her karşılaşmamızda onlara yakın durduk ve konuşmaya çalıştık. İnanın o kadar mutlu oluyorlar ki hemen kaynaşıp mutluluk bakışlarıyla bizlerle arkadaş olmaları. Onlar mutlu olunca biz onlardan çok mutlu oluyoruz..
4 Temmuz 2016. İlk tur başladı. Küçük bir tekne ile ‘Marmaris Körfezi Turu’. Önce, Cennet adasındaki Akvaryum koyu. Gizemli müthiş bir doğa tasarımı..Cennet adası’nın bir diğer adı ‘Nımara’. Aslında ada değil Yarım ada. Zamanın birinde geminin biri kayalardan oluşan yarım ada bağlantısında karaya oturmuş ve ondan sonra bu bağlantıya yalancı boğaz denmeye başlanmış. Yarım adaya da, ada..
Sonrasında, Fosforlu mağaraya gidildi. Eskiden bu mağara savaşlarda kullanılmış. Mağara duvarlarındaki fosforun gün ışığında kırılması ile oluşan ışık huzmesi..Balık çiftliğine geçmedik, çünkü balıklar avlanmış. Bunun yerine Baklabükü’ne gidildi ve yüzüldü. Kadriye bile motordan denize indi. Ececan ile kızıl kumlu sahiline yüzerek geçtik.








Kumlubük koyundayız. Marmaris’in sayısız küçük ve bakır koylarından. Bilmem güzelliğini anlatmaya gerek var mı? Var elbet! Heredot, Marmaris için; “Dünyanın en güzel gökyüzüne sahip yer.”diyorsa siz başka ne diyebilirsiniz ki. Ancak renkleri sayabilirsiniz; yeşil, mavi, lacivert ve türkuaz. Marmaris’in tüm koylarında bu renkler birbirine karışarak, sürekli doğanın cennet danslarını yaparlar.










Turunçtayiz. Çam balı ve ayısı ünlü. Motordan indiğinizde ilk sizi Atatürk’ün asker kıyafetli at üstündeki etkileyici heykeli karşılıyor. Daha önce Turunç beldesinin harikalarını yazdığım için hemen Amos koyuna geçiyorum..





























Amos koyu; Marmaris’ın cennet koylarından biri. 7 km derinliğinde bir kanyonu heybetli. Burada adamın biri Dionysos adlı tesis kurmuş. Salt yabancılara açık. Terör nedeniyle yerli halka da açmış, fakat 3’ün birini almış..
Yeşil deniz’deyiz. Kara yeşil, deniz yeşil ve biz de olduk yemyeşil. Harika ötesi bir yer. Karaya yüzerek geçmek güzeldi.

























Ve tur bitti..
6 Temmuz 2016’da Dalyan turu başladı. Orca adlı bir tur gemisi. Saat; 10:30. Akvaryum koyunda yarım saat mola berildi. Dalyan’a yolumuz 2.5 saat süreceği için bundan başka mola verilmeyecek. Gemicilkte 350 kişiyiz. 12’de yemek yendi. İztuzu’na yaklaştık. Tam karşısındaki Delikli Ada’da motorlara binerek İztuzu plajına geçtik. Önce Akdeniz’de yüzüldü, ardından, Köyceğiz gölü tarafına geçtik ve 20 yıl önce Ececan’ın poz verdiği yerde aynı pozları verdirerek resimlerini çektik ve anıları su yüzüne çıkarıp kendimizi sakin Köyceğiz gölünün serin ve yeşil yüzüne attık. Akdeniz ve Ege Denizi’nin aynı anda yaşandığı, yani girildiği dünyanın ender doğadan biri..İztuzu; yörede Sini Kamplumbağa, genelde Nil Kamplumbağası denen, Carettaları ile ünlü. Carettaları görüntüleuebilmek için gün doğuminda kıyıya inmeniz gerekir. Sonrasında Caretta’nın çok sevdiği Mavi Yengeci misinaya bağlayıp yakınıza gelen Carettaların resmini çekebilirsiniz.
DALYAN; anlamı “ Balık çiftliği”. Köyceğiz Gölü, genelde Dalyan Kanalı olarak anılmaktadır. Köyceğiz gölü; 52 km kare genişliğinde ve 20-69 mt derinliğinde kükürtlü bir gol. Çünkü tektonik bir çukur göldür. Gölün gideğeni, gölü Akdeniz’e bağlayan Dalyan boğazıdır. Gölü besleyen 3 çay’ın oluşturduğu deltalar gölü sığlaştırmış ve bataklıklar ve saz ve de kamışlar meydana gelmiş..Gölde, Kefal, Levrek, Pisi balığı ve bunların havyarları. Ve de Türkiye’nin en büyük alabalık çiftliği bulunur.

































Dünyanın en büyük alabalık çiftliği burada. Fyord tipi bu kanalın kıyısına Dalyan beldesi kurulmuş. Dalyan Ortaca ilçesine bağlı belde. 1989’da çevre kurulu tarafından öncelikle koruma alanı ilan edilmiş.
Dalyan Çayı’nın taşıdığı alüvyonlarla; Jeolojik çöküntünün oluşturduğu vadi kanalı dolarak bataklık ve lagün oluşturmuş.


Cennetin suya vurmuş aksı adeta. Su yolu insanı o denli büyülüyor ki anlatılması ve yazılması çok zor. Özgürlüğün evrensel doyumunu yaşayan ve yansıtan sazlık, Dalyan suyunun kendisine sunduğu doyumsuz yeşilin fazlasını aldığı suya vermiş olacak ki göl yeşil-yeşil salınarak hemen yanı başındaki Akdeniz’in maviliğine dökülüyor. Göl bu özelliği ile Ayaklı göl adını almış ve dünyanın 7 gölünden biri yapmış kendisini. Döküldüğü yerin adı Iztuzu. İztuzu 2014 yılında Avrupa’nın en iyi 5 plajından biri seçilmiş. Şu anda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi(MUSKÜ)tarafından işletilmektedir. Dalyan belediyesi tarafından işletilen İztuzu’na Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca saldırılmış. Doğrusu DALÇEV adlı firmaya 8 milyon Tl’ye satmış İztuzu’nu
Çevrecilerin tepkisiyle karşılaşınca; Çevre ve Şehircilik nakanlığı, MUSKÜ ile 2015’te 3 yıllık anlaşma yaparak, burayı; Deniz kaplumbağaların yuvalama, rehabilitasyon, izleme ve korunmasına yönelik çalışmalar için MUSKÜ rektörlüğüne vermiş.
Süzüle-süzüle mı desek, salına salına mı desek, yoksa irili ufaklı rengarenk motor sesleri ve sazlıkların rüzgardaki hışırtıları arasında ve de gizemli Kral Kaunos gözleminde ilerliyoruz.
Ķöyceğiz gölünü; Namman, Kargıcık ve Yuvarlak çayla birlikle kaynak suları beslemektedir. Lanetler bu gölü her an kurutabilirler; gölü besleyen çayları birleştirip HES yaparak.
Bilindiği gibi Dalaman çayı üzerinde 2012’de açılan ve enerji, sulama ve taşkınları önleme bahanesiyle; Akköpru barajı ve HES inşa edilerek, Dalaman çayı üzerinde yapılan dünyanın sayılı Rafting parkurunu yok etme sürecine sokmuştu.
İlk durağımız, bir efsaneye göre Cleopatra’nın güzelleştiği Kükürtlü çamur banyosu tesisleri. Dalyan beldesinin hemen yakınındaki, Sultaniye kaplıcalardaki çamur ve radyoaktifli su havuzlarına gidiyoruz, yürüyerek. Burası birçok hastalıklara, başta cilt rahatsızlıklarına ve romatizmal hastalıklara iyi gelen yer. Yaşlısı genci kükürtlü çamur havuzunun içine doluştu. Hastalık kimsenin umurunda değil, ille de güzelleşmek. Dahası; romatizma umurumda değil, benim için romantizm önemli, bunun için de güzelleşmem gerek modundaydı çoğu insan:) Güzellikten yana sorunu olmayan biz şifalı suyu daha çok kullandık.
Dönüş bir harika idi. En harika olan Zenne Oben İsmail. İsmail Hataylı. Çok yetenekli bir showmen, laf cambazı, sevimli mi sevimli. Hassas biri de. Efemine duruşuyla da olsa da bu özelliklerini çok güzel anlatan yetenek. Yaptığı 45 dakikalık dans inanın herkesi büyüledi. Dışlayan, ötekileştirmeyi bırak, kendi aşağılık kimliğini unutup aşağılayan bir toplum olduk, 2002 sonrası. Ensar vakfında 40 çocuğa tecavüz edilir üstü örtülür, namus, ahlak akla getirilmez(ulan sizin yatacak yeriniz yok be!!!), ama LGBT yürüyüşü engellenir, sahte ahlakçı gerçek ahlaksızlar tarafından..Oben, dansını bitirdikten sonra hayli alkış aldı ve iki kez tekrar dans isteğini kırmadı. Bahşiş topladı. Herkes gönlünden kopanı verdi vermesine de Oben’in bahşişleri toplarken ki çekingenliği ve de ısrarsızlığı dikkate değerdi. Tebrik ederken uzattığım eli öpmesi İlgiye, saygıya ve sevgiye ne denli gereksinim duyduklarının duygu dolu tepkisi idi..
Ardından; Dünya Jimnastik ikincisi Cansu Altın’ın kısa bir gösterisi oldu. Çok başarılı buldum. İlgilendim. Yanıma geldi tanıştık. 7’sinde Trabzon’daki, Dünya Okul Sporları Olimpiyatları’na(Gymnasiade) katılmak için Trabzon’a hareket edecekmiş. Başarılar diledim..
Kaya mezarlığını karşımıza alarak küçük teknelerimiz resim çekmek için mola verdi. Evet; kayalara oyulmuş Kral Kaunos mezarlarını görselliyoruz. Dik kayaların orta yerine konuşlandırılan Kaunos Kral mezarları tüm ihtişamı ile karşımızda. Likya mezarları değil de Karya mezarları diyen de var. Nedeni bazılarının Dalyan yerleşiminin Likya, bazıları da Karya topraklarında olduğunu söyler. Biz Azra Erhat gibi burayı Likya diyelim. Likyalılar ölen insan ruhu başka bir canlıya, ille de kuşa dönüşerek uçar gidermiş. Bu nedenle bu dik kayalara bir sıvı akıtarak yumuşatır be zor da olsa Kauanos mezarlarını oyarlarmış. Mezarlar genelde Krala ve çevresine ve de varsıllara aitmiş ve 2500 yıllık geçmişi varmış. 1992’ de batılı arkeologlar buradaki antik ve de ziynet eşyaları ve diğer antik eşyaları ülkelerine götürmüşler. Londra, Paris ve Madrid’te sergilenmekteymiş..
Mitolojik öyküsü şöyle: Milet kentinin kralı Kaunos, ikiz kız kardeşi Byblis(Kral Miletos’un çocukları) ile yaşadığı aşk yüzünden, Kaunos Amasya’ya sürgün edilir. Sonrasında Dalyan’a yerleşir. Mitolojik öykülere göre bazıları Kaunos’un, bazıları da Byblis’in aşık olduğu savlanır. Byblis Kaunos’un peşine Dalyan’a gelir. Ağlamaya başlar ve göz yaşları Köyceğiz gölünü oluşturur. İntihar edince de saçları da sazlıkları oluşturmuş.. Kaunos, Dalyan’da Kaunos kentini kurar. Kent gelişir ve bölgenin önemli liman kenti olur. Byblis intihar edince kendini kentin gelişmesine verdiği için kent guzelleştikçe guzelleşmiş, geliştikçe gelişmiş ve ticarette önemli liman haline gelmiş.
 “Cennet anaların ayakları altındadır” doğrudur. Fakat; “Cennet Köyceğiz gölünün altındadır” bu da doğrudur.
Bu gün 10 Temmuz 2016. Marmaris gezisinin son günü. Son olarak Uzunyalı plajındayız. Gece 21:00’de Allah’ın izniyle Ankara’ya dönüyoruz. Nu gezide bize yardımcı olan; Uzunyalı Demir Restauranttan Duran Kurt’a, Bülent Alp’e... Siteler Mahallesi İsmet Kamil Öner Caddesi 206.Sokak No:8 adresindeki Öğretmenevi’ndeki tatil bitti. Öğretmenevi’nden Seçil Çevik’e, Özden Esin Canfeda(Iğdırlı)’ya, Uğur Topal’a ve tüm yönetici be personeline, Marmaris Körfez ve Dalyan tur rehberi(Tour Guide)Hakan Kökbaş’a ve Turlarda bizlere eşlik eden, arkadaş olan Gülay Yılmaz ve annesi Müjgan Yılmaz’a teşekkür ederiz.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
GEZ-GÖR-YAZ
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM.0506 609 00 32