30 Kasım 2017 Perşembe

MAN VE MAN KAFALI İ-MAN TACİRLERİ

ERDOGAN İÇİN BUTONA BASILDI MI??!!
30 Kasım 2017
Erdogan'ın dört yanı deniz, MAN adasında gibi..Ne yapacağını bilemez durumda. Her ne kadar; sakinleştirici almış olsa da, bakışlarında var olan bir endişeyi sezinliyebliyorsunuz..
Nasıl endişe duymasın; bir taraftan Zarrap, bir taraftan MAN, diğer taraftan çok yüzlü TRUMP, hemen yanıbaşında sansar Putin ve de en tehlikelisi kendini gizleyen en yakınındaki potansiyel karanlığın Gülen yüzleri..
Zarrap olayında;
[[ AKP'li Mustafa Şentop: Reza Zarrab'ın gidişine göz yummak ihanettir.]] diyor..
MAN olayında;
Bir başka AKP'li yetkili; bunun bilinen bir ticaret yapma süreci olduğunu söylüyor.
Yetmedi bir başka AKP'i velev ki para transfer etti, ne var bunda, bildiğimiz ticari süreç..
Bir başka yetkili; böylesi sürecin varlığından söz etmek, bankacılığımıza ve ekonomiye büyük zararlar getireceğini beyan ediyor..
Tüm bunlar Erdogan'ın kimyasını bozuyor ve ; "MAN adasına para gönderilmemiş, MAN adası çocuklara göndermiş.." diyerek adeta kendini ele verip ele güne güldürüyor..
Muhalefet de çıkıp; "Kardeşim, bu göndermeler arasındaki farkı bana açıklar mısın? Belli ki senin MAN'cılığın içindesin, bunu MANcınık ile bir yerlere savuramazsın..” demiyor.. Dahası; Hesap uzmanı kişi veya bir bankacı için; işlemleri gösteren Basılı kağıt/Matbuaların(Pikür) hangi bankanın olduğunu bulmak çok mu zor? Bankadan bankaya TL üzerinden “Elektronik Fon Transferi(EFT)” ve Tüm dünyadaki bankalar arasında elektronik fon transferi standardı sağlayan bir sistem olan Swıft işlemlerinde:Parayı gönderen; alıcı; (Uluslararası Banka Hesap Numarası(İBAN) no veya Swıft no; tutar rakamla ve yazıyla çok açık belirtiliyorsa bunları halkla paylaşmaktan neden kaçılıyor ve neden deklare edilmiyor? Yine bir hesap uzmanının bilmesi gereken; giden para ile gelen paralarda bankaların aynı banka kağıtlarınını(Pikür) kullanıldığı gerçeğinden yola çıkılarak neden kamu aydınlatılmıyor..Bunlar yapılmalı ki, karşı taraf kendisini savunamazssın..Galiba bizler daha iyi muhalefet yapıyoruz..

 Bülent Yarkadaş arkadaş; MAN internet sitesine girin bu belgeleri bulursunuz diyorsunuz ben bulamadım. Madem bu kadar kolay bulunan belgeler ise kamuya neden dağıtmıyorsunuz, demek ki gizlenecek bir tarafı yok..Anlamıyorum sizin bu belge saklamanızı..
Her ne ise; AKP'de bazı zatlar yukarıdaki açıklamaları acaba bilerek mi yapıyorlar? En geri zekalı makarnacı bile göz Zarrap kaçışına göz yumanın AKP olduğunu, MAN olayının AKP ilişkisinin varlığını anlıyor. O zaman ne diye bu açıklamalar!!?? Diyorum ki; içinde gizli bir kumpas da olan, Erdogan için yapılan operasyonun parçaları mı, tüm bunlar?
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com  
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

28 Kasım 2017 Salı

ZİRAAT TÜRKİYE KUPASINDA GALATASARAY SİVAS BELEDİYESPOR'A 70'DEN SONRA FARK YAPABİLDİ

ZİRAAT TÜRKİYE KUPASINI ASLAN 70.DAKİKADAN SONRA HATIRLADI
28 Kasım 2017
Türkiye Kupa 5.Tur 2017/2018 sezonu28.11.2017 20:30’daki ilk maç:
Galatasaray: 5 Sivas Belediyesi: 1
Yedek Aslan 70.dakikaya kadar yedek futbol oynadığı, 70.dakikadan sonra  şov yaptığı maçta 5 gol attı, 1 gol yedi ve Ziraat Türkiye Kupasında 16’ya girmeyi garanti etti.
Evet; Ziraat Türkiye Kupası 5. tur ilk maçında, yedek ağırlıklı çıktığı maçta GS, TFF 2. Lig ekiplerinden Sivas Belediyespor'u 5-1 mağlup etti. Sarı kırmızılılara galibiyeti getiren golleri, 4. ve 75. dakikalarda Yasin Öztekin, 70. dakikada Emrah Başsan, 87. dakikada Sinan Gümüş ve 90. dakikada Eren Derdiyok kaydetti. Konuk ekip Sivas Belediyespor'un tek sayısı ise 78. dakikada Sinan Akaydın'dan geldi.
Geçen sene Zirrat kupasında kendini parlatan Sinan Gümüş bu sezonun Ziraat kupasında da aynısını, ancak ikinci yarı yapmaya başladı. 3 asist ve 1 gol ile Tudor beni kazan mesajı verdi..Recep Gül denen 17 yaşındaki genç bence geleceğin yıldızı. Tarık Çamdal, bazı dallama seyircilerin ıslıklanmasına karşın iyi idi. Galatasaray için Tudor’dan sonra ikinci bela oyun anında ıslık çalan  taraftarlar. Dün Latovlevici için ıslık çalanlar, bugün Tarik için aynısını yaptılar. İnsaf be, maç anında o oyuncunun psokolojisin ne hale getirdiğinizi bir kuple düşünün!!.. Tarık Bu adam eğer top dağıtmadaki dağınık yapısını giderirse iyi bir yedek olur. Emrah Başsan da öyle..Yasin Öztekin galiba attığı 3 golle ilk 11’i zorlayacak..Selçuk eğer bu maçta canla başla savaş vermese Tudor GS’in başına ‘Derbi öncesi’ belaya sokabilirdi..


Hakemler: Suat Arslanboğa-Mustafa Sönmez-Samet Çavuş    
Stat: Ali Sami Yen Aslantepe Telekom:
Galatasaray: 16Cedric Pascal Regis Carrasso-5Ahmet Yılmaz  Çalık-14Martin Linnes-21Osman Tarık Çamdal-28Koray Günter-7Yasin Öztekin-8Selçuk İnan-15Ryan Henk Donk-89Sofiane Feghouli(Emrah Başsan46')-9Eren Derdiyok-11Sinan Gümüş   
İlk 11 Değeri : 37.500.000 Euro
Yedekler: 12Batuhan Henk Şen-48Ramazan Emirhan Civelek-98Sefa Özdemir-17Emrah Başsan-37Recep Gül-40Gökay Güney-46Barış Zeren   
Çalıştırıcı: Igor Tudor
Takım Değeri : 112.750.000Euro
Sivas Belediyespor: 23 Osman Şimşek-4Nuri Melih Mursal-    5Uğur Bulut-25Tunay Acar-44Seyid Ahmet Han(Batuhan Salman 83')-6Feyyaz Belen(Ali Aydın  79')-8Samet Katanalp-10Ozan Kılıçoğlu-20Hüseyin Bak-24Hakan Yağmurkaya(Ahmet Arı  66') -9Sinan Akaydın   
İlk 11 Değeri : 1.450.000 Euro
Yedekler: 41Serkan Demirol-12Fatih Çiplak-35Ali Aydın-58Yakup Yiğit-17Ahmet Arı-54 Niyazi Batuhan Salman-21Eren Görür   
Çalıştırıcı: Serdar Bozkurt
Takım Değeri : 3.150.000 Euro
Goller: Dk. 4 - Dk. 75 Yasin, Dk. 70 Emrah, Dk. 87 Sinan Gümüş, Dk. 90 Eren (Galatasaray) - Dk. 78 Sinan Akaydın (Sivas Belediyespor)
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

25 Kasım 2017 Cumartesi

ASLAN ALANYA İLE YARA SARDI SARMASINA DA TUDOR KALIRSA YARA AZABİLİR

ASLAN YARA SARDI; GALATASARAY:2 ALANYASPOR: 0
25 Kasım 2017
Türkiye Süper Lig 2017/2018 İlhan Cavcav sezonu 25.11.2017 19:30 günkü 13. Maç:
Tudor egosunun sahada koşması engellenince Galatasaray Alanyaspor’u yendi. Tek forvet ve kanat akınları maçı kazandırdı. Ciğerci sakatlanınca yerine oynayan Yasin Öztekin bir asist bir gol ile harikalar yarattı. Gomis her maçtaki gibi bu maçta da golunu attı ve sayıyı 13 gole çıkardı..
Eğer Tudor, Rodrigues’i 4 hafta kesmese ve iklil forvette ısrar etmese lig bitmişti. Yani GS büyük olasılıkla şampiyonluğunu ilan etmişti..
Tudor resmen stajiyer çalıştırıcı. Bu takımı kesin Tudor sahaya çıkarmadı. Çift forvet ve üçlü defanstan kendi vazgeçti diyenler yanılır.  Belli ki kadro ve sisteme birileri dokunmuş. Anlaşılan Tudor GS’da teknik direktörlüğü öğreniyor..
Haftaya eş kaza BJK’yi yenerse fark 9’a çıkar ve asla BJK bu puan farkı kapatamaz..




Tudor galiba gidici. Çünkü kimyası bozulmuş: Yaptığı basın açıklaması bunu gösteriyor:  [[ "Geçen haftaki mağlubiyetten sonra takımın psikolojik olarak toparlanması kolay değildi ama doğru bir oyun anlayışıyla sahaya çıktık ve doğru bir oyunla kazandık. Bugün 1.5 puan aldığımız için çok mutluyum. Türkiye'de Alanya'ya karşı alınan galibiyet 1.5; büyük bir maçta alınan galibiyet 3 puan olarak sayılıyor."…"Mükemmel bir taraftar grubuna sahibiz. Onlarla beraber daha güçlüyüz. Lato'ya verilen bir tepki vardı. Tüm oyuncular, bazen iniş çıkış yaşayabilir. Maç esnasındaki bu protestolar, beni üzüyor."…"Beşiktaş derbisini kazanan direkt şampiyon olacak. Kazanana maç sonu kupa verilecek."…"Siz gazetecilerin sevmediğim bir yönünü paylaşacağım. Hikayeler yaratıyorsunuz. 'Bir anda kahraman ya da rezil ediyorsunuz. Siyah ya da beyaz gibi. Ama biz sinemada değiliz, bu futbol."]]
Galatasaray: 1Fernando Muslera-2Mariano-3Maicon (Dk. 90 Ahmet Çalık)-4Serdar Aziz-33Iasmin Latovlevici(Martin Linnes71')-6Yasin Öztekin-8Selçuk İnan-10Younes Belhanda-20Badou Ndiaye (Dk. 90 Koray Günter)-24Garry Rodrigues-18Bafetimbi Gomis 
İlk 11 Değeri : 61.600.000 Euro
Yedekler: 16Cedric Carrasso-67Eray İşcan-5Ahmet Çalık-14Martin Linnes-28Koray Günter-7Yasin Öztekin-17Emrah Başsan-9Eren Derdiyok-11Sinan Gümüş   
Çalıştırıcı: Hırvatistan Igor Tudor
Takım Değeri : 112.750.000 Euro
Aytemiz Alanyaspor: 1Haydar Yılmaz-15Mamadou Fofana-21Fabrice N'Sakala-23Welinton Souza Silva-31Georgios Tzavellas-89Lamine Gassama-2Isaac Sackey ( Berkan Emir 64')-7Efecan Karaca-8Giannis Maniatis(Cenk Ahmet Alkılıç) -10Emre Akbaba-9Serges Flavier M'Billa Etame(Chisamba Lungu29')
İlk 11 Değeri : 13.850.000 Euro
Yedekler: 69Remy Riou-86Ufuk Ceylan-3Berkan Emir-4Birol Parlak-16Guy Michel Landel -17Cenk Ahmet Alkılıç-20Emre Nefiz-88Taha Yalçıner-11Yusuf Serdar Çoban-12Chisamba Lungu   
Çalıştırıcı: Safet Susic  Bosna-Hersek
Takım Değeri : 30.550.000 €
Stat: Ali Sami Yen Aslantepe Türk Telekom
Hakemler: Hüseyin Göçek-Bahattin Duran-Mustafa Emre Eyisoy 
 Goller: Dk. 33 Yasin Öztekin, Dk. 88 Gomis (Galatasaray)
Gollerin öyküsü:
 33. dakikada Galatasaray öne geçti. Serdar Aziz'in ara pasında ceza sahası içinde topla buluşan Gomis'in vuruşunda, meşin yuvarlak kaleci Haydar Yılmaz'dan döndü. Altıpasın gerisinde topu önünde bulan Yasin Öztekin, meşin yuvarlağı filelere gönderdi: 1-0.
88. dakikada Galatasaray farkı 2'ye çıkardı. Soldan ceza sahasına giren Yasin Öztekin'in pasında penaltı noktası önünde topla buluşan Gomis'in yerden yaptığı sert vuruşta meşin yuvarlak kaleci Haydar Yılmaz'ın müdahalesine rağmen filelere gitti: 2-0
Ozan Kütahyalı kendini ele verdi sıra diğerlerinde:
Bu “Beyaz Futbol ve Derin Futbul” programının ülkemiz futbolunu kirleten kimliklerden oluştuğunu defalarca söyledik, yazdık. Rasim Ozan Kütahyalı iğrençliği, söylemek istediklerimin kanıtı ve bir sonucudur. Bu kirli kişilerle futbolumuzdan çok siyasetimiz de kirletilmektedir. Eşi Nagihan Alçı da benze yeteneksizliği ile benzer misyonu üstlenenlerden. Ki bu kadın sabah akşam Atatürk ve kurduğu Cumhuriyet’e küfreden eskinin Fetullah Gülencileri ve de şimdi de Rcepçileri destekleyen karakterlerdir. Akp'nin gazeteci diye sunulan böylesi kimliklerin gazetecilikle alakası yoktur.". Başta program moderatörü Erman Şener olmak üzere Ahmet Çakar ve Ozan Kütahyalı’nın özellikle futbolun provaktör karakterler olduğunu artık kabül etmek gerekir…
İşte biri kendine ele verdi: Adı Ozan Kütahyal olan adi kişi..Erman Şener hala çıkıp; "Şer güçler Rasim Ozan Kütahyalı’ya bilinçli bir operasyon yaptılar. Evet Rasim yanımızda yok şu anda ama şunu belirtelim. Rasim’in tüm düşmanlarına bedelini ödetecek gücü vardır." diyebiliyorsa derhel o da kovulmalıdır..
Beyaz Futbol'da bu hafta bir skandal yaşandı. Canlı yayında Rasim Ozan Kütahyalı Kusturmalı Boşnak saksosu dedi. Peki Kusturmalı Boşnak saksosu ne demek?
Beyaz Futbol'da bu hafta bir skandal yaşandı. Canlı yayında Rasim Ozan Kütahyalı Kusturmalı Boşnak saksosu dedi. Peki Kusturmalı Boşnak saksosu ne demek? Tüm detaylar bolgegundem.com'da.Rasim Ozan Kütahyalı Beyaz tv ekranlarında, Boşnakları hedef alan küfürlü ve pornografik tanımlar kullandı.Gökçek Ailesi'nin sahibi olduğu Beyaz Tv de yayınlanan Beyaz Futbol programında dün gece Rasim Ozan Kütahyalı kendisine yapılan şaka sonrası kurduğu tek bir cümlede, ırkçılığı, seksizmi ve pornografiyi biraraya getirdi.Odatv'de yer alan habere göre, Kütahyalı'nın pornografik bir tabirle oral seksi anlattığı benzetmesinde Boşnaklar ve kadınlar hedef alındı.  Kaynak: Gökçek'in kanalında ırkçı ve seksist sözler!Sosyal medyada,  Melih Gökçek'in annesinin Kosovalı, eşi Nevin Gökçek'in ise Boşnak kökenli olduğunu hatırlatan Boşnaklar, Gökçek'e de özür çağrısı yaptı. RTÜK de göreve davet edilirken, Beyaz Tv'nin telefonları tepkiler nedeniyle kilitlendi. Beyaz Futbol yorumcusu Rasim Ozan Kütahyalı önceki akşamki programda sarf ettiği çirkin sözler bugün gündemin en çok konuşulan konularından biri oldu. Kütahyalı, büyük tepkinin ardından Twitter hesabından açıklama yaptı ve skandal sözleri için özür diledi."
"Tepkilerin büyümesinin ardından Beyaz TV, Rasim Ozan Kütahyalı ile yollarını ayırdı. Kanal yönetiminin yönetiminin aldığı kararı spor yorumcusu Ertem Şener duyurdu.Şener, Beyaz TV canlı yayınında "Bu akşam kanal yönetimimizle aldığımız karar doğrultusunda, bugünden itibaren Rasim Ozan Kütahyalı ile yollarımızı ayırdık." açıklamasında bulundu.Ertem Şener şu açıklamayı yaptı:"Dün akşam kimsenin tasvip etmediği, edemeyeceği büyük bir sıkıntı yaşadık. Tabi bu kimsenin kabul edemeyeceği bir durum oldu. Rasim Ozan Kütahyalı da bu vahim durumdan sonra bir hayli üzüldü, bir hayli sıkıldı. Üzüntüsü gerçekten son derece üst seviyedeydi. Bu bizim için kabul edilemez bir durum oldu. Ben bu kanalda Beyaz TV Spor'un genel direktörüyüm. 6 sezondur buradayım. Boşnak kardeşlerimizin kalbi çok kırıldı. Onlarla etle tırnak gibiyiz. Bu vahim karardan sonra, bu akşam kanal yönetimimizle aldığımız karar doğrultusunda bugünden itibaren Rasim Ozan Kütahyalı ile yollarımızı ayırma kararı aldık. Rasim Ozan Kütahyalı bugünden itibaren bizimle olmayacak."
Rasim Ozan Kütahyalı'nın kanaldan ayrıldığını duyuran Ertem Şener, konuşmasının devamında "Şer güçler Rasim Ozan Kütahyalı’ya bilinçli bir operasyon yaptılar. Evet Rasim yanımızda yok şu anda ama şunu belirtelim. Rasim’in tüm düşmanlarına bedelini ödetecek gücü vardır." ifadesini kullandı.
Beyaz TV önünde toplanan bir grup, spor programında sarf ettiği sözleri nedeniyle yorumcu Rasim Ozan Kütahyalı'yı protesto etti. Televizyon kanalının Kütahyalı ile yollarını ayırdığını açıklaması üzerine protestocular, eylemlerini sonlandırdı.İstanbul'da yaşayan Boşnaklar'dan oluşan yaklaşık 100 kişilik grup, saat 23.00 sıralarından programın yayınlandığı Fulya'daki televizyon kanalı binası önünde toplandı. Ellerinde bayraklar bulunan gruptakiler, yorumcu Rasim Ozan Kütahyalı aleyhinde sloganlar attı.Polis, televizyon binası çevresinde güvenlik çemberi oluştururken toplumsan müdahale aracı TOMA da hazır bekletildi.Televizyon kanalının Kütahyalı ile yollarını ayırdığını açıklaması üzerine protestocular, yaklaşık 1 saat süren eylemlerini sonlandırdı.
MHP Milletvekili Saffet Sancaklı da Kütahyalı'nın sözlerine kayıtsız kalmadı ve "Şerefsiz oğlu şerefsiz. Böyle insanların artık toplum dışına çıkarılması lazım. Bu işin peşini bırakmayacağım.” açıklamasını yaptı.Sancaklı, gece saatlerinde de yeni bir açıklama yaptı ve "Rasin Ozan Kütahyalı denen o şerefsiz an itibari ile “beyaztv’den kovulmuştur" dedi.
Akşam saatlerinde ise Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ve Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Hidayet Türkoğlu savcıları göreve çağırmıştı.Türkoğlu, "Tarih boyunca Türklerle dostluğu ve samimiyeti sayesinde tüm dünyayı kıskandıran Bosna Halkını, aşağılık, adi ve akılsız yakıştırmayla küçük düşürmeye çalışan Rasim Ozan Kütahyalı ve onun gibileri hak etmiyoruz. Bir Boşnak olarak, bu şahsı ağır şekilde kınıyor, savcılarımızı göreve davet ediyorum." diye konuşmuştu.
Balkan Federasyonları Ortak Açıklama YAPTISkandal ifadelerin ardından Balkan Federasyonları da bir açıklama yapmıştı. Balkan ve Boşnak dernekleri yaptıkları ortak açıklamada "Kütahyalı’nın sarf ettiği bu sözler, kelimenin tam anlamıyla, belden aşağı, terbiyesizce, dini ve milli geleneklerimize uymayan sözcükler olmasının yanında, aynı zamanda ırkçı, aşağılayıcı, küçümseyici, tahrik edici, nefret ve hakaret içerikli sözlerdir” ifadeleri kullanıldı.
Kısa bir Gençlerbirliği Ve onun öyküsü:
Yoktan var ettiği Gençlerbirliğine, Süleyman Demirel’in sunta kaçakçısı yeğeni Yahya Demirel’in yerine 1978’de başkan olmuştu. Anlaşmazlıktan dolayı istifa ediyor ve anlaşmazlıklar çözülünce 1981’de başkanlığa tekrar geliyor ve aralıksız 36 yıl başkanlığını sürdürüyor, yani, 22 Şubat 2017’de vefat edinceye dek. 3. Lig’den çekip aldığı takımı 1988’de Süper Lig’e taşıyor.
Renkli kişiliği ve un fabrikalarıyla ünlü. Priştine göçmeni Arnavut. Aynı zamanda babası Karadenizli Erdal Beşikçioğlu’nun dayısı. PTT’de futbol oynamış ve  Aynı zamanda, Galatasaray’a zarar veren bir  Galatasaray Kongre üyesi.
Gençlerbirliği 2017’ye ye dek küme düşme tehlikesi yaşamıyor. Afrika futbol pazarını Türkiye’ye açan adamdır. Dahası, Afrika ülkelerinini dandik liglerini izliyerek orada genç yetenekleri buluyor ve “1’e aldığını 10’na buna satarak” Gençlerbirliğine kaynak sağlıyor. Tüm bu süreçlerin başarılı  Bu kişisi kim mi? Bu kişi Gençlerbirliğnini efsane başkanı İlhan Cavcav..Yaşamını yitirince Süper Lig sezonun “İlhan Cavcav sezonu” dendi. Adını taşıdığı sezonda GB düşerse yazık olmanın dışında çok ilginç olur..
İlhan Cavcav’ın futboldaki icraatlar:
1993-94 sezonu başında Cavcav, Güney Afrika’dan transfer edilen Andre Kona, john leshiba moshoeu ve Donald Ace Khuse'yi transfer etmesi, Türkiye'de Afrikalı oyuncu akımının başlamasına sebep olmuştu. Kona, Moshoeu ve Khuse üçlüsüyle büyük sükse yapmıştı. Kıt kaynakları kullanma konusunda Geremi transferinden daha iyi bir örnek gösterilemez! 1990’ların ortalarında Gençlerbirliği’nin çarkı, adı duyulmamış kulüplerden meçhul adamlar getirilip kısa sürelerde yıldıza dönüştürülerek, her yıl birkaç yıldızdan çuvalla döviz kazanılarak dönmeye devam etti.  Zaire, Nijerya, Zimbabve gibi ülkeleri gezerek Afrika’dan futbolcu getirmeye devam etti. Her transfer döneminin başında tek amaçlarının, talibi olan futbolcuları satıp yarı fiyatına yenilerini almak olduğunu söyledi. Tabii ki hiçbiri yine bir transfer döneminde hızını alamayıp söylediği “Kulübün menfaatleri için istesinler, kendimi bile satarım” cümlesi kadar etkili değildi. Hatta değerini de 20 milyon dolar olarak.. İlhan Cavcav'ın parlatıp sattığı futbolcular:Ümit Özat (Fenerbahçe 500 bin Euro)-Burhan Eşer (Eskişehirspor 600 bin Euro)-Ergün Penbe (Galatasaray 650 bin Euro)-Bogdan Stancu (Bursaspor 750 bin Euro)-James Troisi (Kayserispor 800 bin Euro)-İsmail Güldüren (Fenerbahçe 800 bin Euro)-Ali Tandoğan (Beşiktaş 1 milyon Euro)-Fredrik Risp (Trabzonspor 1 milyon Euro)-Ayman (Trabzonspor 1 milyon Euro)-Deniz Barış (Fenerbahçe 1 milyon Euro)-Souleymane Youla (Beşiktaş 1.15 milyon Euro)-Gökhan Gönül (Fenerbahçe 1.4 milyon Euro)-Okan Koç (Beşiktaş 1.4 milyon Euro)-İrfan Can Kahveci (Medipol Başakşehir 1.61 milyon Euro)-Serkan Balcı (Fenerbahçe 2 milyon Euro)-Jimmy Durmaz (Olympiakos 2 milyon Euro)-Ali Eren Beşerler (Beşiktaş 2.25 milyon Euro)-Soner Aydoğdu (Trabzonspor 2.25 milyon Euro)-Ümit Karan (Galatasaray 2.5 milyon Euro)-Ahmet Çalık (Galatasaray 2.5 milyon Euro)-Aykut Demir (Trabzonspor 2.9 milyon Euro)-Draman Haminu (Lokomotiv Moskova 3 milyon Euro)-Orhan Şam (Fenerbahçe 3.5 milyon Euro)-Mustafa Pektemek (Beşiktaş 4 milyon Euro)-Tarık Daşgün (Fenerbahçe 5 milyon Euro)- Geremi Sorele Njitap Fotso (Real Madrid 5 milyon Euro)
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr

GSM: 0506 609 00 32

24 Kasım 2017 Cuma

ÖĞRETMENİM ELLERİNDEN ÖPÜYORUM

ÖĞRETMENİM; YAŞIN NE OLURSA OLSUN, NİCE GÜZEL VE AYDINLIK GÜNLER DİLEĞİYLE "ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ" KUTLUYOR ELLERİNDEN ÖPÜYORUM..
24 Kasım 2017

Eşim Kadriye ve kızım Ececan Çorbacıoğlu’nun da ellerinden öpüyorum.
Çünkü;
Yaşlısı genci, tüm zamanlarım  hanfendisi ve efendisi öğretmenler elleri öpülesi evrensel değerlerdir.
Öğretmenlerin tüm zamanlarından gurur duyuyorum..Kısmen öğretmenlik yapan kendi zamanlarımdan da..

Onlar; aydınlanmanın kutsal ışıklarıdır...
Onlar; sonsuz zamanın sonsuz öğreticileridir..
Onlar; emeğin  kutsal neferleridir..
Onlar; eğitim meydanlarının yılmayan savaşçılarıdır..
Onlar köydeki Ayşe'nin, Mehmet'in..
Onlar;  bakkal Emin'in,Manav Muzaffer'in, 
Onlar; kasap Cafer'in,  berber Cemil'in..
Onlar, köydeki çitçinin, dağdaki çobanın..
Onlar; Bakanın, bakmayanın..
Onlar; Başbakanın, Cumhurbaşkanının..
Onlar; Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün..
Öğretmenidir..
Öğretmenlerime Selam olsun..
Dün seni; Kasabın, Bakkalın, Manavın önünden geçirmeyenlere..
Bugün seni evine et, çocuğuna süt götüremez duruma düşürenlere yazıklar olsun..
Enerji şirketlerine para kazandıracağım diye, çocuklara uykuyu yasak  ederek kimyalarını bozanlar,
Aydınlık geleceğin bu nesillerini “İdeolojik neslini yaratmak için! körelten onlar beter olsun...
Birileri öğretmenlerimden bir şey öğrenmemişçesine, öğretmenlerime günlerini gösterirken, çekinmeden günlerini kutluyorlar ya, siyasi ve ekonomik çıkar adına bu beni çok acıtıyor. 
Bunları siyasette öne çıkardığım için bana da yazıklar olsun..
Ben; Mustafa Kemal Atatürk’ün adını ilk kez; Köyüm Sidere İlkokul’undaki öğretmenlerim Lütfü Bayramın ve Alaattin Kasap’tan duydum. Baba annem zaman-zaman Atatürk’ten söz ederdi etmesine de adının Mustafa Kemal olduğunu bilmezdim. Rahatsızlığım nedeniyle birinci sınıfı yarıda bırakıp ertesi yıl Samsun’da tekrar birinci sınıftan başladım. Başladığım okul beni fazlasıyla heyecandırdı; çünkü Çifltik caddesinin üst paralelindeki  İklokul’un adı; “Mustafa Kemal  İlkokulu” idi.. Bu beni hayli sevindirmiş ve mutlu etmişti. Buradaki Öğretmenim Ekrem Göçmen’den de Mustafa Kemal Atatürk’ün, aramızda yaşadığını, onun ölmediğini ve de ülkemizin “Başöğretmeni” olduğunu anlatınca, köylü saflığı ve heyecanı içinde içten içe Atatürk’ü bekler oldu, dahası düşler oldum. Gecikince de babama sordum; “Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk çok uzakta mı; neden okuluna gelmiyor”. Babam tebessüm ederek; “Bak, Allah akşamları gördüğün yıldızları, dünyayi ve dünyadaki canlı cansız, en önemlisi insanları yarattı. İşte gördüğün her şeyde Allah’ı gödüğünü kabül et..Atatürk de, yok edilmek üzere olan Türkiye’yi yarattı. Alfabeden, okullara, kültürden, ekonomiye, yollardan, köprülere ve de senin bağımsızlığında Atatürk ve arkadaşların görebilirsin, onların eseridir ve onların büyük kısmı yaşamıyor, Atatürk de..4.sınfı evimize yakın olan Riza Nur İlkokulu’nda başladım..Riza Nur’u merak ettim..Babam; Riza Nur’un Atatürk gibi asker  siyasetçi olmanın yanında öğretmen ve Doktor olduğunu(Sünnetçi olduğunu söyleyenler de var), Atatürk’ü sevmediğini, Kurtuluş savaşını benmsemeyen ve de padişah yanlısı olduğunu anlattı. Yeni okulumun adının neden Riza Nur olduğunun yanıtını da verdi: CHP tek parti olmaktan vazgeçip, çok parti dönemini başlatınca,  CHP’nin içindeki Riza Nur gibi düşünenler iktidara gelince, yani Adnan Menderes’in Demeokrat Partisi siyaseti ve siyasetçileri verdi bu adamın adını..Yani; Kurtuluş Savaşı kahramanlarından; Atatürk ve İnönü’ye karşı olan siyasetçiler. 
Siyasiler ve siyaset sözcüğünü ilk kez duyuyordum. Bu ilk, süreç içinde bana sağ ve sol terminolojisiyle birlikte, ideolojilerin kapısını da açtı.. Öğrendim ki; 1934 soyadı kanununda “Nur” soyadını alan Riza Nur; Atatürk’e yapılan İzmir Süikastın’da adı geçtiği noktada ülkeyi terk edip Fransa’ya yerleşiyor ve ülkeye Atatürk vefatından sonra dönüyor. Hatıralarını yazıp Fransızlara teslim ediyor. Nasıl oluyorsa o anılar kitabı 1960’lar sonrası ülkede yayınlanıyor. Anılarinda, İzmir süikastçıları savunan Riza Nur; kendisi de imzalamasına karşın Lozan antlaşmasının Sevr anltlaşmasından kötü bir anlaşma olduğunu, bu kötülüğe İnönü meydan verdiğini, Lozan'ın gizli kalmış yönlerini de açıklayabileceğini öne sürmesine karşın bunu ispatlıyamayan bir kimlik olarak karşıma çıktı. Öyle ki Murat Bardakçı’nın; Riza Nur ve karısının morfin sorunu olan paranoyaklar olduğunu belirttiği Riza Nur’un; Atatürk’ün alkolik bir psikopat ve Alman işbirlikçisi, İnönü’nün Kürt, Rauf Orbay’ın Laz olduğunu söyleyen günümüz Ataürk karşt’i Fesli Kadir Mısıroğlu’nun  ve AKP siasasının esin kaynağı olduğunu anladım..
Öğretmenim; “Bizim Öğretmenler Gününü”’nde bunları neden anlattın?” dersen, öğrencilere anlat bu gerçekleri ki, kararan günleri gelecekte aydınlatsınlar.. Ya da bir Mısıroğlu çıkar, Türkiye gerçeklerini tersinden beyinlere nakş ettirir.. 

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
evesbere@gmail.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

23 Kasım 2017 Perşembe

CENNETİN İZDÜŞÜMÜ NERESİ?



Yazılarımda, özellikle Türkiye’mi genelde iki şekilde betimlerim.
Birincisi; “Üzeri fay katarları ile dolu deprem köprüsü”
İkincisi; “ ‘Cennetin izdüşümü” diye.
Birincisi, doğaldır ki, ülkemin depremselliğini işlerken, ikincisi ise ‘Gez-Gör-Yaz’ etkinliği bütünündeki yazılarımda kullanılan deyimlerdir.
Cennet insanların, bilmem belki de hayvanların, börtü böcek ve bunları barındıran besleyen ağaçların, bitkilerin, denizlerin, göllerin, nehirlerin, derelerin, çayların, yağmur ve karın, uzuncası tüm canlıların evrensel düşü “Cennet”tir.
Kimileri cennete ulaşmak için, kapanarak cehenneme dönüştürürler dünyalarını, kimileri düş ötesi bir takım olmayacak şeyler kurgularlar, dahası; güzeli ve iyiyi yaşamak için senaryolar yazarlar dünyalarında.
En doğrusu, fakat en kötüsü günümüzde yaşatılanıdır. Çünkü burada siyasetçinin oy için sunduğu bir materyaldir, cennet.
Bir yazımda belirttim; örtülü bayanlar gecekonduya sökün etmişler. Cennet vaadiyle örtünmeyi önerince, sakinlerden biri; “Cennet için örtülerinizi paylaşıyorsunuz, paylaşın şu altınızdaki cipleri, üstünüzdeki kürkleri de yakalayalım biz de cenneti” deyince, bu sefer geri sökün etmişler.
Cennet vaadiyle devlettir amaçları. Aslında devlete de pek inanmazlar.
Çünkü onlar için devlet, ille de Laiklik ve de Atatürkçülük cehennemliktir:
"Devlet kimdir? Helvadan yapılmış puttur."
"En sonunda beni bir numaralı terörist yapacak bu pez...ler, bütün laikleri bir-bir şişe geçirecem, ondan sonra anlayacaklar laikliğin faziletlerini. Elin oro... bile kalkıp 'Ben laikim, namusumla çalışıyorum, kimse karışamaz' demeye başladı. Ula ben böyle laikliğin..."
"Bak bizim sahte Müslümanlar nasıl bölücülük yapıyorlar. Ben bu yüzden bu adamları sallandıralım diyorum. Ayrıcalık yapanın dinde de katli vaciptir çünkü. Ama dinleyen yok!"
"Herkes, sineğin şıraya yapıştığı gibi laikliğe sarılır ama kimse onun gerçekte ne anlama geldiğini bilmez. Ne kadar da utanmazlar. Rahmetlinin (Atatürk'ü kastediyor) mirasına sahip çıkan mendeburların hiçbiri, laikliğin ne anlama geldiğini ve nereden geldiğini bilmezler."
"Eskiden Türkler'in yetiştirdiği 'marimus öküzü'nün sol arka bacağının uyluk yeri ile işkembesinin ay rıldığı yerde bir et parçası bulunur. İşte tam buraya 'laik' denir. Vee bugün kullandığımız kelimenin de aslı buradan gelmektedir."
Bunu elbette ki Devlet, Laik Cumhuriyet ve Atatürk yandaşı söylemiyor; bunu Başbakan(lığ)ın yeni basın müşaviri söylüyor.
                                                                       İtalya Como gölü:

Cennettir en büyük düşümüz, fakat bilmeyiz cennet için cehenneme çevirdiğimiz dünyanın cennet olduğunu.
Var böyle bir yer, o yer de ‘bir yer biri bakar, kıyamet ondan kopar’ın yaşandığı dünyamızın uzak köşesi Avustralya.
Aslında gezegenimizin her yanı cennet, biz bu cennetleri cehennemlere çevirdiğimiz için farkında değiliz..
İleti sevgili ağabeyim Niyazi Çorbacıoğlu’ndan:
Efendim Sydney'e vardık. Bir ev kiraladık,
ben oradaki akrabalarıma harıl-harıl soruyorum 'Yahu,
elektrik, telefon, su, gaz idarelerinde tanıdığınız var
mı?'
Biri 'Ne yapacaksın?' diye sordu
'Öyle bir kurumda mi çalışmak istiyorsun?'
Ben 'Hayır' diye cevap verdim 'Yeni eve o hizmetleri bağlatmak istiyorum da...'
Adam güldü 'Bana adresini söyle' dedi.
Adresi verdim, geçti telefonun başına, o idareleri tek
tek aradı. Akşama doğru bütün hizmetler bağlanmıştı.

Bir gün elektrik idaresinden bir mektup geldi. Mektupta iki ay kadar sonra, bir gün bizim sokakta elektrik kesileceği bildiriliyor ve ilave ediliyordu 'Eğer o gün mutlaka elektriğe ihtiyacınız varsa size bir jenaratör tahsis edilecek ve harcadığınız elektrik normal tarife üzerinden hesaplanacaktır. Ancak jeneratör sayısı sınırlı olduğu için sadece mücbir ihtiyaç sahiplerinin müracaatı...'

Ben istemedim, ama komşumuz, yalnız yaşayan teknisyen jeneratörü getirip kadının sistemine bağladılar. Sonradan merak edip sordum bu iş için sadece harcadığı elektriğin bedeli olan 45 sent almışlar.

Ben herkesin insan olduğunu ve herkese aynı muamelenin yapılması icap ettiğini Avustralya'da öğrendim. Bir tek gün kimse hakkımı yemedi, kuyrukta önüme geçmedi, trafikte açık gözlük yapmadı, avanta istemedi.
Kızım yeni bir mektebe başlamıştı 'Gel çarşıya çıkıp eksiklerini alalım' dedim. 'Lüzum yok' dedi 'Her şeyi okuldan verdiler'
Bir gün aynı mektepten bir mektup geldi 'Bazı talebelerin, öğle yemeği olarak pahalı gıda
maddeleri getirdiklerini fark ettik. Lütfen çocuğunuzun
yanına sadece, bütün ailelerinin çocuklarına
alabilecekleri şeyler verin. Bu yaşta çocukların
arkadaşlarına imrenmesi kötü bir şeydir' Annem bizi ziyarete geldi. Meydana karşılamaya gittik, bekliyoruz, arada gümrüğün kapısı açılıyor ve annemi oradaki bir memur ile konuşurken görüyorum. İngilizce bilmeyen annemin sohbeti bir türlü bitmiyor.
Dikkat ettim annemin elinde bir portakal var. Nihayet annem çıktı ve iş anlaşıldı. Kıtayı mikroplardan korumak
için Avustralya'ya her hangi bir gıda maddesi sokmak yasak.

Annem uçaktan bir portakal alıp çantasına koymuş. Adam onu görünce, hemen elinden alıp cope atacağına, büyük bir sabır ile Avustralya'nın neden bir kaideyi uyguladığını anlatıyor ve ve 'Bu size karşı yapılmış bir hareket değildir, hepimizin sağlığı için alınan bir tedbirdir filan diyor'

Sydney’de, Melbourne ve Avustralya'nın hemen- hemen tamamında deniz kenarında bina yoktur. Memleketi yollar çevreler.
Kıyılar herkesindir. 5-10 kilometrede bir denize girmek, piknik yapmak için tuvalet, duş, elektrikli mangal ve soyunma odaları gibi bedava tesisler vardır.
Yalnız bazı yerlerde elektrikli mangalı çalıştırabilmek için çok cüzi 10 cent gibi para atmak lazımdır. Ama çoğu yerlerde ücretsizdir...

Bir gün oldukça yüklü bir telefon faturası
geldi. İdareyi arayıp bu faturayı ödemekte zorluk
çektiğimi söyledim ve şu cevabı aldım 'Siz bu
faturayı bu ay ödemeyin. Biz bunu 12'ye bölerek bir
sene müddet ile her aylık faturanıza ilave edeceğiz. Ama
bundan sonra her faturayı ödeyin'
Sorduğumda faiz ödemeyeceğimi de öğrendim.
Avustralya'da yaşayan her insan bedava
sağlık sigortasına sahiptir. Şehrin merkezi dışında
iki katlıdan yüksek bina bulunmaz. Normal evler bir
dönüm bahçe içinde müstakil evlerdir. Şehrin belki
yarısı golf sahaları (bedava), botanik bahçeler, göller,
akarsular ve piknik alanları ile kaplıdır. Deniz kenarlarındaki bedava yüzme havuzlarının yanı sıra doğal havuzları da kullanabilirsiniz.
Emekliler 2,5 $ lik biletle 24 saat tren, otobüs ve deniz araçlarını limitsiz kullanabilirler..

Okullar bedavadır..Senede sadece 5-10 $ a üye olunan kulüplerde 20-30$ lık bedava doğum günü yemeği yiyebilir, her hafta yeni film seyredip, en az 3 gece canlı müzik esliğinde dans edebilir, tenis kortu, bilardo, sauna, spa ve banyolarından ücretsiz faydalanabilirsiniz..
Musluktan akan su, hakiki içilen sudur (sözde değil özde). Kilise, Cami, Havra, Budist tapınakları ve daha nice dini yapı yan yana varlıklarını devam ettirir.

SBS adlı devlet televizyonunda ve radyosunda www.sbs.com.au Avustralya'da yaşayan 100 küsur ayrı millete mensup İnsanların kendi dilinde yayın yapılır.
Çoğu Avustralyalı iki vesile ile kravat takar; düğün ve cenaze.

Avustralya'da en büyük suç yalan söylemektir.
Yalan söyleyen yalan beyanda bulunan insanın
hayatı kayar. Onun dışında her şeyin bir çaresi bulunur.

Yazarı Bilinmiyor.
Ama yazılanların hepsi gerçektir.

Evet;
Ben cenneti buldum!
Avustralya değil benim cennetim.
Benim cennettim Türkiye’m.
Yeter ki dinden, yoksuldan ve ırktan geçinenlerden kendimizi soyutlayalım ve de gerçekten inananlarla, yoksullarla ve farklı ırklarla beraber geçinen bir toplum yaratalım.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
evesbere@mynet.com

19 MAYIS 1919'DA ATATÜRK İLE DEĞİŞEN YAZGI 12 HAZIRAN'DA KILIÇDAROĞLU İLE VARSILLAŞIR MI



19 MAYIS’TA ATATÜRK İLE DEĞİŞEN ÜLKEMİN YAZGISI 12 HAZIRAN’DA TEKRAR DEĞİŞİR Mİ?
18/05/2011
Öncelikle şu vurgu ile yazıma başlamak istiyorum; “Atatürk’ün Anadolu insanıyla Samsun’a çıkışı ülkemin ve Avrupa’nın değil dünya ülkelerinin de yazgısını değiştirmiştir”
Bir yazının tekrarı bıkkınlık verse de zaman-zaman zorunluluk olarak karşımıza çıkabilmektedir.
Tekrardaki bıkkınlığı ortadan kaldırmak için de o yazıyı güncelleştirmeniz gerekir.
2008’ deki “19 Mayıs 1919 Ulusaldan evrensele çıkıştır” başlıklı yazımı zorunluluk nedeniyle güncellemeye karar verdim.
Zorunluluk, çünkü;
Özgün bir tarih kuramcısı, kültür, siyaset felsefecisi ve toplumbilimci olan ve aynı zamanda sosyoloji biliminin başlatıcısı İbn Haldun’un devlet hayatıyla dini yaşamın sınırlarını ortaya koyarken, Gündeme getirdiği ve savunduğu Laik Devlet anlayışı, Atatürk ve arkadaşları tarafından ülkemiz özgün koşulları dikkate alınarak esas alınmış ve ‘Laik Demokratik Cumhuriyet’in kurumsallaşması sağlanmıştır.
İşte Atatürk’ün, mazlum ülkeleri ‘yerelden, ulusala, ulusaldan evrensele’ taşıyacak ulusalcı evrensel felsefesi, tüm kurum ve kuruluşlarıyla paramparça edilmeye çalışılmaktadır.
Bunun için 19 Mayıs 1919 sürecini ve işlevini tekrar- tekrar anlatmanın, salt ulusal değil evrensel bir gereliliktir de.
Lütfen, özellikle “tek put kalmıştır, o da Atatürk’tür” diyen, sözde solcu sınırsız ve kuralsız postmodern demokrasi avcıları, dahası Amerika’ya ağabeylik değil de ağalık zemini oluşturan teslimiyetçi anlayışın postmandacı Amerikancıları sizedir sözüm:
Evet, biraz abartılı gözükebilir, fakat Atatürk’ün samsuna çıkışı, aynı zamanda Avrupa tarihinin yeniden yazılma sürecidir de.
Yadsıyamayız; büyük önder Atatürk ve Anadolu insanı, 19 Mayıs 1919 çıkışıyla Avrupa’nın ‘emperyal çıkarları için’ yazmaya başladığı tarihi tersine çevirdiğini ve ulusal çıkarlarımız doğrultusunda yeniden yazdığını.
Öylesi bir tarih ki, sayfaları mazlum dünya ülkelerine yol gösterici olmanın ötesinde öğreti olmuş yürekliliklerle dolu…
Tekrar ediyorum; Atatürk ve silah arkadaşları Avrupa tarihini yazmıştır ve salt Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ve dünya ülkelerinin yazgısını biçimlendirmiştir.
Tekrar etmekte fayda var; “Bu da gösteriyor ki, Atatürk salt Türk Ulusunun yazgısını değil, dünya uluslarının yazgısını değiştiren bir tarihin sahibidir.”.
Tekrar etmek gerekir, çünkü söylemeye çalıştıklarım; boş beyinlerin günde üç kez alması gereken ilaçların reçetesi gibidir.
Atatürk’ü ve bu uğurdaki Kuva-i milliye’nin yaratıcısı tüm silah arkadaşlarını bir kez daha şükranla anıyoruz.
19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı bir kez daha, tüm ulusumuza ve tüm mazlum dünya ülkelerine kutlu olsun..
Bu evrensel dayanışmayı hiçbir emperyal aç ve onun işbirlikçileri bozamayacaktır…
2008’deki İki haberi geniş anlamda sizin yorumlarınıza bırakıyorum.
Birincisi;
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gözünde beliren sağlık sorunu nedeniyle ve doktorların tavsiyesi üzerine bugün yapılacak 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerine katılamayacağını bildirildi.
Başbakanlık Basın Merkezi’nden dün saat 23.40 sıralarında yapılan açıklamada, Erdoğan’ın doktorların ısrarlı istirahat tavsiyesi üzerine 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerine katılmayacağı bildirildi. Açıklamada, etkinliklerde Erdoğan’ı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in temsil edeceği kaydedildi.
2011 kutlamalarına bekliyoruz Başbakanı…
İkincisi;
Lagendijk, “Obama, Demokratlarla Cumhuriyetçileri bir araya getirebilecek tek aday. Türkiye’de de benzer bir resim var. Kutuplaşmış bir durum söz konusu. Türkiye’nin de ihtiyacı kendi iki kutuplaşmış grubunu bir araya getirecek bir lider. Erdoğan bunu yapamadı” diyor… Erdoğan elini çabuk tutmalı’
Devrim Sevimay : “Niye çok seviyorsunuz Obama’yı?”
Çünkü, Obama ABD’de tamamen polarize olmuş iki kutbu, yani Demokratlarla Cumhuriyetçileri bir araya getirebilecek potansiyele sahip tek aday. O, iki ucu da değişime ikna edebilir ve değişimi inanılır kılabilir.
Sizce Türkiye’nin bir Obama’sı var mı?
Hayır, şu an için yok. Oysa Türkiye’de de benzer bir resim var. Yani Türkiye’de de kutuplaşmış bir durum söz konusu. Elbette ABD’deki Cumhuriyetçi-Demokratlar’dan farklı, ama sonuçta Türkiye’nin de ihtiyacı kendi iki kutuplaşmış grubunu bir araya getirecek bir lider.
Erdoğan bunu yapamadı mı diyorsunuz?
Doğrusu, şimdiye kadar bu iki grubu bir araya getirebilmiş değil, bunu beceremedi. Ama, tabii eğer bundan sonra Türkiye’nin Obama’sı olmak istiyorsa elini çabuk tutmalı. (Gülüyor)
Bu iki haberi ister örtüştürün, ister tutuşturun, fakat şu bir gerçek ki, 2008’de iki haberin böylesine bir şekilde yan-yana gelmesi rastlantı değil.
Değil, çünkü 2011’in 19 Mayıs’ına dek, benzer değerlendirmeler yapılıyor. Buda küresel egemenlerin Türkiye için nerede durduklarının kuşku yaratan yansımaları.
Onların duruşu değil, beni 12 Hazıran’da öy kullanmayan % 30 seçmen ile, sola oy kullanan % 35 seçmen kitlesinin duruşudur. Eğer duruşunu 12 Hazıran’da iyi ayarlamaz ise, ülkemi sanal bir baskıcı Obama kurumsallığı bekliyor.
En önemlisi de şu son feryadım:
“Türkeyemin yeni bir felsefe üretmeye gereksinimi yok, onun ve mazlum ülkelerin rehber aldığı ve almaktan da asla vazgeçmeyeceği ‘ Evrensel Atatürk ve Felsefesi’ var.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
İLET-Kİ
GSM: 0506 609 00 32
evesbere@mynet.com

GALATASARAY ZİRVEYE SAMSUNSPOR DİBE KONUŞLANDI

GALATASARAY YİNE YENDİ SAMSUNSPOR YİNE YENİLDİ
Galatasaray Manisaspor’u da yenerek 10 yıl sonra ilk yarı lideri oldu.
Dahası; Galatasaray Ordu’dan sonra Manisa’yı da yenerek play-off ilk yarısının ilk lideri oldu.
Galatasaray 16 Aralık 2011’deki 16. haftanın maçını Ordu deplasmanında, Orduspor ile oynadı(Orduspor deplasmanı desek doğru olurdu). İnanın ilk 22 dakika Ordu oynadı, Galatasaray seyretti. Eğer 22. dakikada eski GS’li Fevzi Elmas(Mehmet Topal ile Çanakkalespor’dan gelmişlerdi) o hatayı yapmasa, Eboue o ortayı yapmasa, Baros o vuruşu yapmasa Orduspor hala oynar GS seyrederdi.
O dakikadan sonra Galatasaray’da oynamaya başladı. Baros öylesine iki asist yaptı ki, 25 ve 26.5’te önce Kazim, sonra Elmander boş kaleye atamadı.
İlk yarı Orduspor 0 Cimbom 1.
Unutmuşum, Galatasaray sahaya şu 11 ile çıktı: Muslera, Eboue, Semih, Ujfalusi, Hakan Balta, Selçuk, Melo(90’da Servet Çetin), Kazım, Emre Çolak, Elmander(74’te Engin Baytar), Baros xxxxx( 82.11’de Sercan Yıldırım)
Yıldızlar eksik değil mi? Hak ettiler mi acaba?! Ettiler etmesine de, Baros fazlasıyla hak etti, bu nedenle tüm yıldızları onda topladım. Çünkü Baros; bugün bir gol attı, iki de müthiş asist yaptı.
Baros-Elmander ikilisi uyum sağlamaz diyenlere, Galatasaray’ın kanatları, defansı, orta sahası iyi çalışmıyor diyenlere…bu maç iyi yanıt verdi.
Galatasaray, bu yıl ne kendi tedirgin, ne topçular, çünkü eminler kendilerinden, maçı alacakları konusunda. 66’da Elmander tüm defansı kendine çekerek, öylesine alan boşaltı ki, o alanda Baros’, Baros’ta Kazımı gördü, o da ceza sahasının sağ çaprazından çektiği şutu, kalenin sol direğine yakın fileleri gördü…Durum; Orduspor 0 Galatasaray 2.
Haaa, unutuyordum; Elmander yine aynı Elmander. Bir oyuncu bu kadar, efendi, bu kadar istikrarlı ve bu kadar atlet olur. Yine en çok koşan o idi…Melo çok iyi idi. Gerçekten yürekten oynuyor.
Galatasaray 7 deplasmandır değil yenilmek, gol yemiyor. 7x9= 630 dakika eder, fakat sunucu 648 dakikadır gol yemediğini söyledi, acaba uzatmaları mı kattı.
Eğer, futbolumuza ikinci Ersun Yenal’ı katan Manisaspor’u yener ise, playlı ve oof’lu ligimizin ilk yarısın lider bitirir…İkinci Ersun Yenel, Ersun’un eski yardımcısı Kemal Özdeş. İşte bu genç çalıştırıcı lig’de Manisspor’a harikalar yarattırıyor.
Galatasaray 21 Aralık 2011 tarihinde ligin 17. maçını Manisspor ile oynadı.
Ne mi yaptı?
İlk yarı tek kelimeyle Harika oynamadı, tıpkı Orduspor maçındaki gibi. Galatasaray’da orta saha egemenliği zayıf, kanatları da çalıştıramadı. Manisa daha organize…Az kalsın 1. dakikanın 10. saniyesinde Kanadalı Simpson ile Galatasaray 1-0 geri düşüyordu.
Hakem Özgün Yankaya, nedense, GS’ın ceza sahasındaki faullerine yan çiziyor. Tam 3 faulünü vermedi.
Galatasaray adeta, kontrataklarla maçı kazanmayı ilke edinmiş. Zaman-zaman iyi ataklar yapıyor, bu bağlamda.
Emre Çolak boş kaleye atmadı. Evet, buna atamadı değil atmadı denir. Bizim Vahit gibi; “Bu gol kaçar miiii?”
Hey gidi günler; bir zamanlar Servet’in yokluğunda falanca topçu oynuyor deniyordu, şimdi Semih Kaya'nın yokluğunda Servet oynuyor denmeye başladık. Futbol bu işte, bugün sen, yarın başkası yıldız olabiliyor.
İkinci yarı; GS atak başlamış, çünkü ben 51. dakikada izlemeye başladım. Maç yine 0-0 devam ediyor. Gelmezden Ahmet İlhan öyle bir şut çıkarmış ki, Müslera lastik gibi uzamış…
Selçuk İnan, kaç maçtır eski İnan değil. 56’da Emre Çolak yerini Engin Baytar’a bıraktı. Engin geldi takıma canlılık da…Engin 59’da öylesi bir güç ve teknik gösterisi yaptı ki, takıma korner kazandırdı.
Selçuk’tan özür dilerim, yavaşlığını affettirdiği için. Çünkü, 63’te öyle bir frikik attı ki, ancak öyle olur; Galatasaray 1- Manisspor 0.
65’TE Yiğit İncedemir kırmızı gördü. Yine 65'te Riera Baros'un yerine girdi. Galatasaray Riera ile daha iyi kanatları kullanır oldu. Baros iyi değildi, ama kötü asla değildi. 85’te Kazim yerini Ayhan’a bıraktı.
Ve; Muslera, Eboue, Servet, Ujfalusi, Hakan Balta, Selçuk, Melo, Kazım(85 Ayhan), Emre Çolak(56 Engin Baytar), Elmander, Baros( 65 Albert Riera) ile sahaya çıkan Galatasaray, Manisaspor ve Kemal Özdeş’in tek kelimeyle havasını tek gol ile kırdı.
Aynı saatte Samsun, Sivas’ta Sivasspor ile oynuyor. Eyvah o ne? Samsunspor 1-0 öne geçti. Eğer böyle biter ise GS yenilir, çünkü benim taraftarı olduğum 2 takım aynı anda beni bugüne dek sevindiremedi. Biri yenilince, diğeri yeniyor veya….Korktuğum başıma gelmedi ama, daha da kötüsü geldi, çünkü Samsun yine yenildi.
Samsunspor sahaya; “ Ertuğrul x, Bahia x, Fink x, Kemal x, Bance xx, Murat Yıldırım x (Adem dk. 65 x), Lazar x (Ekigho dk. 65 x), Khubutia x, Yenal x (Bülent dk. 46 x), Zenke xx, Hakan xx” onbiri ve çalıştırıcı Vladimir Petkoviç ile sahaya çıktı.
Bu onbir ikinci yarı sahaya büyük olasılıkla çıkar, eğer Adnak Keskin transferleri başlamaz ise. Fakat , ligin ikinci yarısında Vladimir’in sahaya çıkacağını zannetmiyorum, çünkü yerine büyük olasılıkla Hikmet Karaman gelir.
Goller: Cerny (dk. 20), Grosicki (dk. 26), Mehmet Nas (dk. 57) (Sivasspor), Bance (dk. 15 ve 73) (Samsunspor)
Kırmızı Kart: Faty (dk. 77) (Sivasspor)
Bance her geçen gün iyileşiyor, fakat Samsunspor iyileşmiyor. 1-0 öne geçtiği maçta Sivas’a 3-2 yenildi ve kararlı bir şekilde ligin kıyısına demir attı.
Samsun, kısmen Ordu’nun ve Mersin’in gösterdiği başarıyı neden gösteremedi?
Bu takım izleyicisine iyi gün göstermeyecek mi?
Sayın bakan, birileri için kentinin takımı önemli oluyor, sizin için değil mi? Samsunlunun suçu sizin spor bakanı olmanız mı?
Lütfen birilerini uyarın, hakemenler resmen Samsun’u biçiyor…

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com

K-ADIN VAR MI?

KADIN NEDİR SENİN ADIN?


Türkiye’de kadının kimliğini kazanmadaki öncüsü, Pedagog, yazar ve gazeteci Duygu Asena’nın demek istediği gibi ‘Kadının adı yok’. Sadece adları var; Asiye, Sevim, Sevgi, Emine, Ayşe, Fatma, Kadriye gibi...
Daha düne dek, yani öncü Duygu Asena’nın verdiği savaşa kadar, kadına evlendiği gün, kocasının soyadı verilerek , kişiliği ve kimliği örseleniyordu. Duygu Asena açtığı bayrakla Medeni Kanun değişti ve isteyen kadın kızlık soyadını kullanmaya başladı.
Yeterli mi bu? Hayiiiir!!!
Hiç raks etmeye gerek yok, ‘ kadının toplumumuzda ‘özellikle, Doğu ve Güney Doğu’da’ adı yok, çünkü adi çok.
“Cennet kadınların(Anaların) ayakları altındadır” diyen ve kadınları ayaklarımızın altına alan bizler değil miyiz?
“Özgür kadından yanayım ” diyen ve ardından; başına türban geçirip, kadını siyasi rant materyaline dönüştüren bizler değil miyiz?
“Kadın kotasını yaşamın her alanında yükseltmeliyiz” deyip, erkek rotasını izleyen bizler değil miyiz?
“Kadın her yerde olmalıdır” diyen, sonrasında kadını eve kitleyen, dünyaya kapatan, ve karnında Sıpa, sırtında sopa eksik etmeyen bizler değil miyiz?
“Kadın, üretimde, tasarımda, yaratımda en az erkek kadar olmalıdır” diyen, ama en az üç çocuk diyerek o’nu kuluçka makinesi olarak gören, karnındaki ceninini siyasi ranta dönüştüren bizler değil miyiz?
Çay sepetini kadına, çay parasını erkeğe taşıtan bizler değil miyiz?
“Kadın saygı ister, ilgi ister, çünkü o bunu hak edendir” diyen, bir zaman sonra üzerine kuma getiren bizler değil miyiz?
“Kadın erkeğin namusudur “ diyerek, namusu kadına indirgeyip, her türlü namussuzluğu yapan, sonrasında zincirleme töre cinayetleriyle, kadının ruhen yok etmenin yanında, bedenen de yok eden bizler değil miyiz?
Hiç çekinmeden; TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye başlayan ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’ nı bile, kadını ve aile bireylerini şiddetten korunması içeriğinde olması gerekirken, özellikle yasa koyucular, yasayı ailenin korunması olarak düzenleyip, kadını ailede tamamlayıcı basit bir parça olarak görmüşlerdir. Doğrusu, yasa; kadını değil, ‘Oy deposu’ Güney Doğu feodalitenin örselenmemesi içeriğinde çıkarmaya çalışmaktadırlar, bay yetkinlikten soyut, yetkililer.
Siyasete kadın etkin olmalıdır derken, siyasi düzlemi birkaç kadınla zenginleştirdiğin halka yutturan bizler değil miyiz?
Ondan sonra çıkmışız, 8 Mart kadınlar gününü utanmadan kutluyoruz.
Ben kutlamıyorum! Kutlamayacağım da. Çünkü, kadın kapitalizmin tüketim aracı değildir.
Kadın; Erdemdir, onurdur, gurudur, kültürdür, annedir, sevgidir, sevgilidir, saygıdır, saygılıdır, vatandır, ağaçtaki meyvedir, petekteki baldır, tarladaki çaydır ve narindir.
Bırak “kadınlar günü”nü kutlamayı. Sen kadının bu özelliklerine saygı göster; en büyük kutlama budur.
Ben kadının bu özelliklerini kutlayamayanlardanım. Sen kutla.

Bu yazı benim gibilerle değil, Nazım Hikmetle biter:

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.


ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com
GSM: / 506 609 00 32

ALTINOVA(AYAZMEND)


ALTINOVA(AYAZMEND)
        
5 Ağustos 2012. Bu yaz, ikinci Evliya Çelebiliğimiz tuttu.     Saat, 20.15’te  ‘Ahenk apartmanındaki evimizden, ahenkle valizleri sokağa taşıdık, Bülbül taksiden taksiyi çağırdık ve Gümüşhaneli Orhan Aslan bizi Otobüs terminaline bıraktı. Oradan da Balıkesir-Altınova’ya doğru yola çıktık.
        Ayvalık’a 2008’de gelmiştik, Ececan’ın Hukuk’a başladığı yıl. O gelişte “Ayvalık Ayva’yı yemiş” başlıklı yazı ile “Gez-Gör-Yaz” etkinliğini kayda almış ve  Ayvalık ile belgelemiştim. Özellikle, Ayvalık koylarını ve Cunda adasını işlemiştim. İşte o Ayvalık gezisinin resimlerini kaybettim. Bu nedenle, kaybettiğim yerlerle tekrar görselleşeceğim için sevinçliyim.
        Evet, Ayvalık’ı bu sefer 2012’nin 5 Ağustosu’nda  tekrar ziyaret ettik ve Altınova beldesine yerleştik. Yani, Ececan’ın Hukuk’a başladığı bu yöreye, bu sefer Hukuk’u bitirdiği sene tekrar gelmiş olduk.
        Gecenin  5 Ağustos2012’te 20.30’unda başlayan yolculuğumuz 6 Ağustos 2012’un sabah 07.00’sinde Altınova’da sonlandı. Sevgili Esra Akkaya, bizi arabasıyla gelip aldı.
        Alabildiğine, ‘ufuk çizgisini yakalayamadığınız’ yemyeşil, uçsuz bucaksız, altın bir ova gerçekten.
        Sessiz, dingin bu müthiş güzel bakire olmanın gururunu adeta yüzünüze haykırıyor. Evet sakin ve de bakir bir yer. Yıllar önce, kendini gizleyen bakireliğine son verip suskunluğunu kırmaya çalışanlar, fazla çalışamamışlar veya da çalıştırmamışlar ki, Altınova bekaretini koruyor gibi duruyor.
        Altınova’ya hep resmi yaklaşılmış. Dahası, kamu kurum mensuplarının oluşturduğu kooperatifler aracılığıyla Siteleşme görüyorsunuz. Yani, konutlardan çok siteler var. Kentleşme politikaları, geniş caddelerle, olası yoğunluğu kaldırma şeklinde kendini göstermiş. Fakat yine de, kıyıya koşut,  düzenli yapıların arasından dik inen yolları burada da göremiyorsunuz. Yapılaşmada ki düzensizlik kıyı güzelliklerini kısmen örseliyor. İkinci büyük eksiklik, hala fosseptik  çukurların olması ve kanalizasyon inşasının önümüzdeki yıllarda başlanacağı.
        Geliş nedenimiz, Ececan Çorbacıoğlu’nun Hukuk’tan arkadaşı Esra Akkaya. Esra Akkaya Hukuk’u birincilikle bitiren başarılı bir öğrenci. Ececan ile çok samimi, çünkü Ececan’da, Hukuk’u ilk 5 arasında bitirdi. Esralar, Ankaralı ve ailesi, 30 seneyi aşkın Altınova’ya yerleşmiş. Doğrusu, her yazın en az 4 ay buradalar. Ve bizi de davet ettiler.
        Ececan, Esra ile beraber olacağı için çok sevindiler. İkisinin ayrıldığı tek nokta, birinin Hakim ve Savcı, diğerinin Yüksek Lisans yapıp Üniversite’de kariyer(Doktora) yapmaya karar vermeleri. Esra Hakim ve Savcılık sınavlarına, Ececan’da Ales sınavlarına hazırlanıyor. İkisi de başardı diyorum, çünkü başaracaklarına inanıyoruz(Bu gezi yazı tamamlandığında Ececan ALS sınavını kazandı ve Çankaya Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladı, hatta doktora için gerekli İngilizce sınavlarını da…Sıra Esra’nın Hakimlik ve Savcılık sınavlarını kazanmasında 28 Nisan 2013).
        Esralarda kalmadık, hemen karşılarındaki site’den güzel bir ev tuttular bize. Kütahyalılar Sitesi’nden Nazire Kılıç hanfendinin evi. Bakımlı, bahçe içinde ve asma kütükleriyle örülü şirin bir ev. Kadriye ve Ececan’ın işi biraz zor, çünkü, Köy Hizmetler veya Öğretmenevi kampları kadar rahat olmayacak, yani yemek yapma ve temizlik işleri…Doğru ben de yardım ediyorum, fakat yine de dinlenceyi dinlence olmaktan çıkaran bir zorluğu var.
        Altınova yeni yerleşim yeri kadar bakir olduğunu söyleyebiliriz. Begonvilleri ve Arnavut kaldırımlı taş evleri olan bir yer değil, modern yapıların öne çıktığı günümüz yerleşim yeri izlenimi veren, sahil beldesi. Ama, yine de güzel, çünkü sessiz ve dingin.
        Ececan valizleri bırakır bırakmaz, denize koştu. Saat, 10.00. Sahildeyiz. 4 yıl öncesi gibi deniz yine insanı ürperten soğukluğu var, daha ısınmamış. Altınova’nın sahili inanın altın sarısı incecik bir kumsal. Önceleri çakıllıymış, fakat dalga kıranlarla kum birikmesini sağlamışlar.
        Sahil, Ramazan nedeniyle, sakin. Yanı insan kalabalığı yok. Bu sessizlik, 1 yıldır yüklendiğiniz kent yorgunluğunu daha erken artacağını düşünüyorum. Evet 1 yıl boyunca yüklendiğiniz statik elektriği kuma ve denize aktararak düşün enerjinizi yenileyebilirsiniz.
        Genelde CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde hizmet yetersiz. Bu CHP’li belediyelerin tembelliğinden ve iş bilmezliğinden değil, iş bilir; köşe dönücü kolay kazanımcı Özal kültür endeksli AKP iktidarını duruşundan kaynaklanmaktadır. Kısacası belediye paylarını CHP’li belediyelere aktarmamasından kaynaklanmaktadır.
        Doğasıyla varsıl Altınova, tarihi ile de varsıl ve de bakir.
        Balıkesir’in en büyük Beldesi olan ve son Büyükşehir yasası kapsamında mahalleye dönüştürülmesi gündeme gelen Altınova Ayazmend(Ayasmentheos)  adıyla ilk çağlarda bugünkü merkez mahallesinin kurulduğu yerde kurulmuş.
        Tarihi Yeldeğirmeni bölgesinde yapılan kazılardan edinilen bilgiye göre M.Ö 3000 yılına dayanmaktadır.Merkez mahallesi ve Selimiye mahallesi olmak üzere iki ana mahalleden oluşmaktadır. Madra dağının uzantılarında, ama ılıcaların yoğun olduğu bölgede bulunan “Perperene(pınarın ülkesi anlamına gelmektedir)” ilk kez 1886-1889 yılları arasında araştırılmış ve günümüzde kalıntıları önemli ve geniş bir alana yayılmıştır. Akrapolde iç içe iki sur kalıntısı, tiyatronun oturma yerleri çok net ve belirgindir. Bir Tapınak ve Hamam kalıntısı vardır. Agora(Pazaryeri) kalıntıları tambur şeklinde işlenmiş sütunlar dikkat çekmektedir. Atarneus Dikili kavşağının karşısında ağıl tepe mevkiinde yaklaşık olarak 157 metre yüksekliğinde bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Pergamon Krallığının ileri karayolu konumundadır.
        Cumhuriyet tarihinden önce ilkçağlardan itibaren Ayazmend  olarak anılan Altınova  çağlar boyunca medeniyetlere kucak açmış şirin bir batı beldesidir. Ayazmend Yel değirmeni bölgesi bugünkü yerleşim yerine 1 km mesafededir. Perperene va Atarneus önemli ilk çağ yerleşim yeri olmakla birlikte beldemiz tarihi açısından önemli bilgiler sunmaktadır.Altınova Hisar Mahallesi Ayazmend beldesinin ilk kurulduğu yer olması bakımından önem arz eder.Hisar kalıntılarına 16.yy kadar rastlanılmaktadır… İslam Devleti’nin Ali’den sonraki Halifesi Hz. Muaviye zamanında Müslüman Araplar, fethedileceği Hz. Peygamber tarafından müjdelenen başkent Konstantiniyye’yi almak için sefere çıktılarında bölge ilk defa Müslümanlarla karşılaştı ve MS. 670-678 yılları arasında Arapların idaresinde kaldı…. Anadolu’da Selçuklu Devletini kuran Kutalmış oğlu Süleyman, İznik’ten sonra Çanakkale, Adalar Denizi (Ege), Lidya ve İyonya taraflarını da ele geçirdi. 1076’da Misya şehirlerini Bizanslılardan alarak Türk hakimiyetine kazandırdı. Ancak Haçlı seferlerinin neticesinde ve I. Kılıç Arslan’ın da vefatından sonra Selçuklular Bati Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldılar.Balıkesir ve civarında yaşayan ve Kürtler gibi hiç devlet olamayan Misyalılar nedeniyle bu yöreye Misya denmektedir.Misya  şehirlerini tekrar ele geçiren Bizanslılar, buralardaki Türk halkına karşı toplu kıyım harekatına başladılar… 1206 yılından itibaren Selçukluların Uç Beyliklerinden olan Türkmenler Misya kentlerine, özellikle Edremit Körfezi civarına akınlara başladılar. Bizanslıların çoğu buraları Türklere bırakarak bölgeyi boşalttılar. Moğol baskınından kaçan Türk kabileleri de 1260 yıllarında Batı Anadolu ve Marmara Bölgesine gelip yerleştiler ve bölgedeki Hıristiyan nüfus kadar bir çoğunluğa ulaşıp, buraları Türkleştirdiler. Türkmenlerin dışında diğer Türk boylarına mensup pek çok köylü, tüccar ve zanaatkar da Türkistan’dan gelip bölgeye yerleşti. Bu tarihlerde Selçuklu Devleti iyice zayıflamış ve merkeze uzak bölgelerde kontrolü kaybolmuştu…Selçuklu devleti zamanında Anadolu’nun batısına yerleşen bazı Oğuz boyları buralarda “Uç Beylikleri” kurdular. Hem Selçuklu sınırını koruyan, hem de Bizans içlerine akınlar düzenleyen bu uç beyliklerinden bir tanesi de; Batı Anadolu’daki Misya’da XIII. yüzyıl sonlarında kurulmuş olan Karesi Beyliğidir. “Karesi” kelimesi, bölgeye beraberinde büyük bir Türkmen grubuyla gelen ve daha önceleri Selçuklu Devletinin önemli bir komutanı olan Karesi Bey (Kara İsa) isminden doğmuştur. 
        Yeni içinde eskiyi saklayamayan toplumun hafızası silinir(6 Ağustos 2012-Altınova)
        Niçin böylesi bir veciz ve aciz söz ettim? AKP’nin Anadolu tarihine olan bakışı yüzünden.
        Sadece Ayvalığa ve Altınova’ya değil, tüm Anadolu’ya böyle bakıyor. Amacı; uygarlıkların evrensel köprüsü Anadolu’yu, Osmanlı uygarlığı köprüsüne dönüştürmek istiyorlar. İstanbul’daki tarihi yapıların yenilenmesi gösterdi ki Osmanlı tarihini öne çıkarmayı amaçlamışlar. Ve böylelikle Anadolu’nun evrensel uygarlık hafızası silinmek istenmektedir; ırkçı, dince ve kinci bir hafıza oluşturma adına.
        Yazılı basını yazıların detayıyla izliyordum, vazgeçtim, artık salt başlıkları vereceğim; yorum sizin.
        Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Gözde Yılmaz’ı ‘solculara sahip çıktığı için’ Dekan Yusuf Devren’dan tehdit aldı.
        Hainler yine karakol bastı; 8 şehit..Başbakan; “PKK’nın ipini elinde tutan canilere ve düşman ülkelere haddini bildirecek güçteyiz…”
        7 Ağustos 2012;
        Aklıma takılıyor; şu Ergenekon davasında neden Korkut Ekenler, Mehmet Ağarlar yok. Bunlar yoksa gizli muhbirler mi?
        Nedense başbakan; İlker Başbuğ paşacı oldu. Tutuksuz yargılanmasını istiyor ve kendisine yapılanların insafsızlık olduğunu söylüyor. İşin ilginç yanı, paşanın R-Ceb’e teşekkür etmesi. Ben bu işleri artık anlamamaya başladım.
        Çevre ve Şehircilik  Bakanı açıkladı; baraj golleri çevresi yapılaşmaya açılmış. Biliyorsunuz, suni ve baraj göllerinde, akarsu ve denizlerde 100 metreye varan yapılaşma yasağı vardı, demekki çevreci bakanın çevresizliği tuttu ve doğada tuttuğunu yutanlara olanak sağladı.
        Altınova’da, tarımsal ürünler yeni-yeni kendini kabul ettirmeye başlamış. Esra, Altınova’nın, Malatya gibi kayısı ile ünlenmeye başladığını söylüyor. Temmuz’dan önce çıkarmış. Domatesin dışı görünüşü iyi değil, fakat leziz ve etliymiş. Zeytin yöresi olan Altınova’da ilk kez  ‘Zeytin Reçeli’ yedim. Tadı hala damağımda.
        Altınova’nın doğası güzel, fakat boğası tehlikeli. Feyzullah Yıldız, sahibi olduğu 800 kg ağırlığındaki boğasının saldırısı sonucu ölmüş.
        Bakir, bakir olmasına da, bakımsızlıktan dolayı takır-takır dökülüyor desek yeridir. Dedik ya, CHP’li belediyelere merkezi yönetim zorluk çıkarıyor.
        Atınova’ya sonradan gelenler, yerlileri sevmiyor. Neden acaba? Yerliler mı, yoksa gelenler mı hatalı. Gözlemlediğim ve duyduklarımız kadarıyla, Altınova yerlisi gerçekten dürüst, tek eksikleri, yörenin doğasını bozmamaktaki inatçılıkları-ki ben takdir ediyorum-. Dürüstlüklerini gösteren bir olayı anlatmışlar Kadriye’ye. Plajda, hasır gölgeliğe asılı bir rayman gözlüğü 3 gün sonra sahibi gelip almış.
        İkinci olayı Ececan Çorbacıoğlu, Esra Akkaya ve Kadriye Çorbacıoğlu yaşıyor. Altınova’nın gece pazarı  meşhur. Gündüz sıcaklığı, Altınova pazarını, geceye ötelemiş. Üçü gece pazarına gidiyorlar, Esra yeni bir saat bakıyor, eskisini de tezgahta unutuyor. Ertesi günü, satı tezgâhın başında asılı duruyor, yanı esnaf saklamış. Bu insanların, bu dürüstlüğü olmasa, dedem buraya yerleşmezdi diyor.
        Midilli tam karşınızda. Günü birlik turlar düzenleniyormuş. Midilliler sürekli Altınova’da ve Ayvalık’ta, çünkü alışverişlerini buralarda yapıyorlarmış.
        18 gün Şemdinli dağlarında PKK ile savaş devam ediyor, salt başbakan mı, başbakana yan bakmaktan korkanlar da  desteksiz atarak, insanların destek dokuların örseliyorlar. Örneğin Haluk Levent. Diyor ki; “PKK konusunda, AKP’nin suçlanmasına karşıyım. Bu ülkede 40 bin insan AKP öncesi öldürüldü. Ben Deniz Gezmiş karşıtıyım, silaha karşı sosyalıstam ve antiemperyalis M.K Paşacıyım..”
        İyi de Levent oğlan, 2002’de şehit sayısı ortalama 10 iken, bu oran AKP döneminde 100’e çıktığına ne diyeceksin? Emperyalislere çanak tutup, Arap baharıyla Müslümanların katledilmesine ne diyeceksin? Durduk yerde, Suriye karşıtı ve düşmanlığına ne diyeceksin? Cemevi’ne ucube diyen başbakanın, cami altlarını ticarete dönüştüren anlayışa ne dersin? Sınır boylarındaki şehitlerimize ve Libya, Mısır, Tunus ve Suriye’de öldürülen müslümanlara ağlamayan başbakanın eşi ve kızının eski adı Burma olan Güneydoğu Asya’daki Myanmar’a Müslümanlara ağlamaya gidişe ne dersin?
        Levent oğlan, ikide bir hapislere düşmene üzülüyordum, meğer sen kendini oldum olası hapsetmişsin.
        TOKİ dere yataklarına gökdelenler dikeceğine, sınır boylarındaki karakolları betonarme yapabilirdi. Diyarbakır Bölge Müdürlüğüm esnasında, Ohal Valisi’ne karakolları betonarme inşa ettirmemiz gerektiğini söyledim ve olur verdi, fakat zaman elvermedi, çünkü görevden alındım 2002’de. Suriye tarafındaki karakolların ve gözetleme kulelerinin tümü top işlemez betonarme’den inşa ettirmişler, tamı 50 sene önce.
        9 Ağustos 2012.
        Merkez caddesini kat ederek Altınova’nın gece pazarına ulaştık. Tur stantlarına uğradık ve Bozcaada turuna yazıldık. Yarın bizi  sabahın köründe siteden alacaklar ve Bozcaada’ya taşıyacaklar.
        Altınova’nın üstünden giden yola ‘Meyremana yolu’ deniyor. Nedeni; Hıristiyanların hacı olduğu Efes’teki Meyremana’ya gitmeyi kolaylaştırmak için Avrupa Birliği’nin gönderdiği para ile inşa edilmiş olması.   
        Altınova’da, son yıllarda zaman-zaman hırsızlık olaylarına tanık olunmuş, eskiden hiç böyle bir şey yaşanmazmış; özellikle bulunduğumuz site’de hiç hırsızlık olayının olmadığı söylenmişti. Yaşanan hırsızlıkların  dışarıdan gelen insanların sayısındaki artışa bağlayanlar var. Bu da, yerlilerin son yıllarda dışarıdan gelen işsiz ve barksızlara ‘huzur bozdukları için’  sıcak bakmayışlarının nedeni olarak görülebilir. Yerleşik düzene geçenler yerli halkla bütünleşmiş, yerli gibiler. Şikâyet olunan kesim, genelde Güneydoğu’dan gelenler. Çünkü bunların ya çok varsılı geliyor, işletmecilik yapıyor, ya da çok yoksul geliyor, iş olanağı yaratmaya çalışıyor; her iki durum da huzursuzluk nedeni.
        Akşam, denizden çıkmış siteye yaklaşıyoruz. Sitenin önünde bir kalabalık; kendi kendimize hasta var galiba dedik. Yaklaştığımızda, Jandarmaların olduğunu gördük, Esra Akkaya’nın kardeşleri Gökçe Akkaya, Buşra Akkaya’dan öğrendik ki, güpegündüz arka evlerden birine hırsız girmiş ve bir bayanın bilgisayarı ve  tüm ziynet eşyalarını almış. Hayda, daha dün gece bu çevrede, özellikle sitede hiç hırsızlık olmadığı söyleniyordu..Yoksa biz mi… Esra’nın babası sevgili Recep Akkaya Altınova’da meyveler sahipsiz kalıyor, çünkü biz yazlıkçılar kışlıklara dönerken yazlıktaki bahçeleri götüremediğimiz için, buranın yerlileri adeta kendi bahçeleriymiş gibi meyveleri değerlendiriyor diyor, ilginç geldi bana. Daha da ilginç olanı, Altınova7daki devasa çam ağaçlarının kozalağından elde edilen çam fıstıkları. Bu çam ağaçları da sahipsiz sayılırmış. Toplayanlar çam fıstığının kilosunu 100 bin TL’ye satıyorlarmış.
        12 Ağustos 2012 günü Ayvalık’a gitmeye karar verdim. Amacım, Cunda Adası’na geçip 2008’de kaybettiğimi resimleri tekrar çekmek. Saat 12.45’te Altınova’dan bir Belediye otobusüyle Ayvalık’a doğru yola çıktım. 13.20’de Ayvalık7ta idim.Cunda adasına, bir diğer adıyla Ali Bey Adas’na geçtim. Adını yöre insanı Ali Çetinkaya’dan alıyor. 1968 yılında inşa edilen Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünden geçtim.
        Taksi sürücüsü diyor ki; MHP’li Ticaret Odası Başkanı bu çevrede sevliyor. Aldığımız duyumlara göre AKP’ye geçip Belediye Başkanı olacakmış Ayvalık’ta, kesin tüm sahiller dincilerin kamp alanlarına dönüşür ve Ayvalık çevresiyle birlikte ölür.
        Ecean beni kızdırmıştı, gönlünü almak için kendisine ve Kadişe takılar aldım..
        Tarih 14 Temmuz 2012. Altınova’da son kez denize giriyoruz. Denize inerken, evlerin bahçelerinden incir koparıp yedik. Kaldırım üstündeki devasa çam ağaçlarından düşün kozalakların sesleri bile yankı yapacak bir sessizliğe ve güzelliğe sahip Altınova’dan ayrılıyoruz.
        Yorgunluğumuzu Altınova’da bırakırken, Esra’da bizi terminale bıraktı.
        Gerçekten, güzel, dingin ve oksijeniyle zengin bir Altınova yaşadık. Arkadaş ben bu Altınova’ya yerleşirim be..
        Görüşeceğiz, hoşça kal Altınova.
http://blog.milliyet.com.tr/yaktigimiz-foca-nin-nostaljik-gezi-oykusu/Blog/?BlogNo=147438
        ŞEVKET ÇORBACIOĞL
        GEZ-GÖR-YAZ
        evesbere@mynet.com
        sevket-che@hotmail.com.tr
        GSM.0506 609 00 32